2007 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE
KANUNU TASARISI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL
VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU
TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU GÖRÜŞME
TUTANAKLARI
BAŞKAN. Sait AÇBA
BAŞKANVEKİLİ:
Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)
SÖZCÜ.
Sabahattin YILDIZ(Muş)
KATİP.
Mehmet SEKMEN(İstanbul)
------------O----------
16.11.2006
- kültür ve
turizm bakanlığı
- devlet opera
ve balesi genel müdürlüğü
-devlet
tiyatroları genel müdürlüğü
S Ö Z
A L A N L A R
|
BİRİNCİ OTURUM |
|
|
|
ATİLLA KOÇ KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI |
Aydın |
3-5 |
|
KAZIM TÜRKMEN |
Ordu |
6-7 |
|
KEMAL KILIÇDAROĞLU |
İstanbul |
7-9 |
|
HASAN FEHMİ KINAY |
Kütahya |
9-10 |
|
ALİ KEMAL DEVECİLER |
Balıkesir |
10-12 |
|
MUSA UZUNKAYA |
Samsun |
12-14 |
|
KAZIM TÜRKMEN |
Ordu |
14 |
|
ALİ OSMAN SALİ |
Balıkesir |
14-16 |
|
ENİS TÜTÜNCÜ |
Tekirdağ |
16-19, 34 |
|
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU |
Muğla |
19-20 |
|
MEHMET MESUT ÖZAKCAN |
Aydın |
20-21 |
|
YUSUF SELEHATTİN BEYRİBEY |
Kars |
21-22 |
|
|
|
|
|
İKİNCİ OTURUM |
|
|
|
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN |
Ankara |
22-23 |
|
BÜLENT BARATALI |
İzmir |
23-24 |
|
BİRGEN KELEŞ |
İstanbul |
24-27 |
|
GÜROL ERGİN |
Muğla |
27-29 |
|
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU |
İstanbul |
29-32 |
|
ALAATTİN BÜYÜKKAYA |
İstanbul |
32-34 |
|
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ |
Trabzon |
34-36 |
|
CEMAL UYSAL |
Ordu |
36-37 |
|
MUZAFFER BAŞTOPÇU |
Kocaeli |
37-38 |
|
OSMAN NURİ FİLİZ |
Denizli |
38 |
|
OSMAN SEYFİ |
Nevşehir |
38-39 |
|
MUHARREM DOĞAN |
Mardin |
39-40 |
|
BERHAN ŞİMŞEK |
İstanbul |
40-42 |
|
OSMAN KAPTAN |
Antalya |
43-44 |
|
MUSTAFA ÜNALDI |
Konya |
44 |
|
SORULAR |
|
|
|
SELAMİ YİĞİT |
Kars |
44 |
|
ALİ KEMAL DEVECİLER |
Balıkesir |
45 |
|
BÜLENT BARATALI |
İzmir |
45 |
|
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU |
İstanbul |
45-46 |
|
ENİS TÜTÜNCÜ |
Tekirdağ |
46 |
|
BİRGEN KELEŞ |
İstanbul |
46-47 |
|
BERHAN ŞİMŞEK |
İstanbul |
47-48 |
|
KAZIM TÜRKMEN |
Ordu |
48-49 |
|
ALAETTİN GÜVEN |
Kütahya |
49 |
|
ATİLLA KOÇ KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI |
Aydın |
49-50 |
|
|
|
|
|
MADDELER |
|
56-57 |
|
|
|
|
|
Kapanma Saati:
18.48 |
|
|
16
Kasım 2006 Perşembe
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 10.51
BAŞKAN:
Sait AÇBA
BAŞKAN
VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)
SÖZCÜ:
Sabahattin YILDIZ (Muş)
KÂTİP:
Mehmet SEKMEN (İstanbul)
-----0-----
BAŞKAN
– Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Kültür ve Turizm
Bakanımız, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın değerli temsilcileri, diğer kamu
kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın ve
televizyonlarımızın değerli temsilcileri; Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
16’ncı
Birleşimin Birinci Oturumunu açıyorum.
Gündemimizde
Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.
Bütçelerle
ilgili sunuşunu yapmak üzere Sayın Bakanımıza söz veriyorum.
Sayın
Bakanım, süre 30 dakika. Eğer yeterli olmazsa bir 10 dakika daha ilave
yapabiliriz. Süre içinde özetlerseniz…
Buyurun
efendim.
KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Teşekkür ederim.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce yüce Heyetinizi şahsım
ve Bakanlığım adına saygıyla ve sağlıkla selamlıyorum. Sağlıkla diyorum, çünkü
geçen sene saygıyla yine selamladım, ama sol kolum kırık olarak selamlamıştım.
Bu sene sağlamım Allah’a şükür. Bu başlığı geçmeden önce, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bütün üyelerine Bakanlığıma gösterdikleri anlayışlı destekten dolayı
özellikle teşekkür ederek sözlerime başlamak isterim.
2006
yılında gerçekleştirilen ve 2007 yılı için planlanan proje, hizmet ve faaliyetlerimize
yönelik programı sunmak üzere zatıalilerinizin huzurlarınızdayım. Sayın
Başkanım, sayın milletvekillerim; ayrıntıya girmeden önce, kültür ve turizm
alanlarındaki genel perspektifimizi sizlere takdim ederek konuşmama başlıyorum.
Malumalileriniz olduğu üzere, Bakanlığım iki bakanlığın birleşmesiyle meydana
gelmiş ve bu birleşme Hükûmetimizin daha önce öngördüğü bir vizyon çerçevesinde
oluşturulduğu için, 2004 yılı büyük ölçüde konuyla ilgili kanunların
çıkarılması çerçevesinde sürmüştür. 2005 yılının bir bölümü de, buna bağlı
olarak alt mevzuat düzenleme çalışmaları içinde geçmiştir. 2005 yılının ikinci
yarısından başlanarak özellikle bu yıl yoğun bir biçimde bu mevzuatın uygulanma
yılı olmuştur.
Takdir
edersiniz ki, mevzuat uygulandığı takdirde sonuç getirecektir. Biraz sonra arz
edeceğim tablo, bu çalışmaların ne denli bir ihtiyaca tekabül ettiğinin
başarılı bir göstergesidir. 2007 yılı içinde de benim bir seferberlik olarak
tanımladığım uygulama çalışmalarımız aynı hızla devam edecektir.
Yine,
çıkardığımız bu kanunların ve yönetmeliklerin uygulanması sırasında görülen
aksaklıkları gidermek maksadıyla, hem kültür hem de turizm bakanlığının
ihtiyacı olan ve uygulama neticesinde bu ihtiyaç iyice belirdiği için bir torba
kanun hâlinde kanun tasarısını Bakanlar Kurulundan komisyonlara intikal
ettirdik. Dün bizim bu komisyonumuz toplanabilseydi bugün orada bunun
savunmasını yapacaktık, ama, ben buradayım, Sayın Müsteşarım da Kültür
Komisyonunda o Kanun’un savunmasını yapacak. İnşallah en yakın zamanda Millet
Meclisine indiği zaman bütün milletvekillerimizin desteklerini bekliyorum.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; yaptığımız bu mevzuat çalışmaları bir hükûmet
programının yansıması olduğu içindir ki, çalışmalardan Bakanlığım kadar il özel
idareleri, belediyeler ve Vakıflar Genel Müdürlüğü de aynı şekilde yararlanmış
ve bu kuruluşların da işbirliğiyle Türkiye bu anlamda tarihinde hiç görmediği
kadar âdeta bir şantiye görüntüsü kazanmıştır. Bunlardan sadece Topkapı
Sarayı’nda gerçekleştirdiğimiz çalışmaları özetlemek bile çalışmalarımızın
bütünü konusunda aydınlatıcı olacaktır.
Topkapı
Saray’ında;
Topkapı
Sarayı idarî yapı, Harem ve Çin porselenleri deposu bakım ve onarımı, Saray
yapıları ve kumaş deposu bakım ve onarımı, idarî yapı münferit onarım ve depo
ikmal işi, Alay Köşkü münferit onarım işi, İç Avlunun yeniden tanzimi
tamamlanmıştır.
Çatı
onarımı ve kurşun kaplama işi, Kubbealtı ve Adalet Kulesi onarımı, Bağdat Köşkü
onarımı, Ağalar Camii ve eski komiserlik binalarının onarımı, Karamustafa Paşa
Köşkü, sünnet odası, hekimbaşı odası, kumaş deposu onarımı, eski Teşvikiye ve
Gülhane Hastanelerinin restorasyonu devam etmektedir.
Matbaa-i
Amire binasının Topkapı Sarayı geçici depoları hâlinde düzenlenmesi, güvenlik
sisteminin yapılması, Çin porseleni depolarına depolama sistemi yapılması, Has
Odalıklar Salonu’nun teşhir ve tanziminin yapılması, Harem, Karaağalar,
Şehzadeler Mektebi, Ocaklı Sofa onarımı, Topkapı Sarayı acil münferit
onarımları işlerinin ihale çalışmaları devam etmektedir.
Niçin
özellikle Topkapı üzerinde durduk? Maalesef, Topkapı’da yirmi yirmi beş yıldır
hem yapısal anlamda hem de personel anlamında herhangi bir şey yapılma imkânı
bulunamadığı için. Orada büyük bir tarihî hazinenin riskli bir duruma girdiği
için bu örnekleri verdik.
Şimdiye
kadar 13 trilyon lira harcandı. Bütün bu söylediklerimiz bitince, aşağı yukarı
70-80 trilyon harcanacaktır. Yalnız içindeki objeler değil, bizatihi Saray’ın
bir kültür hazinesi olarak mimarî açıdan da ortaya çıkarılması söz konusu
olacaktır.
Bu
konuyla ilgili çalışmalarımız dağıtılan dokümanda teferruatlı olarak açıklanmış
olduğundan, vaktinizi almamak için sadece Topkapı’yla iktifa ediyorum.
Yalnız,
arzım şudur ki, gerek halkımıza sağladığımız imkânlarla gerekse kendi
imkânlarımızla ilk defa yirmi ay içinde bin küsur onarım yapılmıştır. Bu,
resimleriyle, eski haliyle yeni haliyle de huzurunuza ve sizlerin incelemesine
sunulmuştur. Gerçekten, bu rakamlar inşallah 2007’de daha da artacaktır, ama
bir tek misal vereyim: 2004 yılında sadece 56 onarım yapıldığında, şu 21 ay
içinde yapılan bin küsur onarım ne kadar büyük bir hamle içinde olduğumuzu
göstermektedir. Takdirlerinize arz ederim.
Sayın
Başkanım, sayın milletvekillerimiz; Bakanlığımız yukarıda açıklanan mevzuat
çalışmalarıyla işin sadece hukuki boyutunu çözmekle yetinmemiş, bu anlamda
finans kaynaklarını da temin ederek, çıkarılan yasaların uygulanmasına işlerlik
kazandırmış, üstelik de bu kaynaklar turizm bölgelerine tahsis edilen
alanlardan elde edilen altyapı katılım payları gibi bütçe dışı imkânlarla da
sağlanmıştır. Özellikle turizm potansiyeline sahip Anadolu’nun ücra
köşelerindeki yerel birimlere sağlanan imkânlar maddî katkının ötesinde
psikolojik motivasyonlar da sağlamış, Bakanlık katkılarıyla yerel imkânların
birleştirilmesi ortaya çok başaralı örneklerin çıkmasına vesile olmuştur. Bu
anlamdaki katkılarımız alt yapıya, restorasyon çalışmalarına ve kültürel
faaliyetlere yönlendirilmiştir. Yalnız bilinen yerlerde değil, bilinmeyen
yerlerdeki kültürel değerlerimiz ve turistik değerlerimiz de gün ışığına
çıkarılmıştır.
Bakanlığımın
kültürel anlayışı küreselleşme, Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi çerçevesinde
ele alınmaktadır. Bu meyanda, kültür kavramına ilişkin yaklaşımımız dünya
genelinde kabul gören ve kültürü bir arada yaşayan toplulukların entelektüel ve
moral özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş, bir bütün olarak algılayan
ve beraber yaşama bilinci sağlayan bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu anlayış
kapsamında Türkiye’nin içinde bulunduğu kalkınma süreci vatandaşlarımızın
entelektüel, yapısal ve moral varlıklarını gerçekleştirmelerinin bir aracı
olarak da görülmektedir. Kültür kavramına yönelik bu yaklaşım çerçevesinde
şekillendirdiğimiz kültür programlarımız önceden belirlenmiş toplumsal
farklılıklar ve çeşitliliği yok sayan bir kültür politikası telkin etmek
yerine, çoğulculuğu öne çıkaran, herkesin kendisini dilediğince ifade etmesine
imkân sağlayan bir kültür ortamı sağlamak temelinde şekillenmiştir. Yani,
kültür politikası değil, kültür programı tatbik ediyoruz. Bu çerçevede, kültürel
çeşitliliği güvence altına alan, sanatın geniş toplum kesimleriyle buluşmasına
imkân sağlayan ve sanat üreten kesimleri destekleyen bir yönetim anlayışını
benimsemiş bulunmaktayız. Bu noktadaki temel ilkemiz kendini tanımaktan ve
açıklamaktan korkmayan bireyi ve toplumu meydana getirmek şeklinde
özetleyebiliriz. Toplumun kendi öğeleriyle ürettiği kültürü beslemek ve
desteklemek için gerçekleştirdiği bir dizi atılımın ötesinde, Bakanlığım,
yasakların yasak olduğu bir Türkiye yaklaşımı temelinde, çağdaş dünyanın
gereklerini yerine getiren, AB ülkeleriyle uyumlu, hoşgörü anlayışıyla
bütünleşmiş bir Türkiye kültür programının yürütücüsüdür. Bu çerçevedeki kültür
anlayışımızı başka alanlarda olduğu gibi, Avrupa Birliği müzakereleri
çerçevesinde de sorunsuz yürütmekteyiz.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, 2004 ve 2005 yıllarında yaklaşık yüzde
50’ye varan turist ve turizm gelirleri artışlarıyla dünyayı şaşırtacak bir
başarı öyküsünü gerçekleştirmiştir. Fakat, içinde bulunduğumuz 2006 yılında
dünyada ve ülkemizde ortaya çıkan -ve bu gelişmeleri gayet iyi biliyorsunuz,
fazla da irdelemek istemiyorum, ama, eğer sorunuz olursa ariz amik de sizlere
arz etmekte fayda mülahaza ederim- birtakım gelişmelere paralel olarak Türkiye
turizminde bir duraklama söz konusu olmuştur. Rakamlar öyle gösteriyor ki, bu
yıl geçen yıla oranla yüzde 5 civarında sayı itibarıyla bir eksiyle
kapatacağız. Dileğimiz ve çalışmamız bunun bu yıla özgü olması ve biraz sonra
açıklayacağım, daha doğrusu sorularınızla açıklayacağım hususların 2007’de
tekrarlanmaması şartıyla, olanca çalışmalarımızla 2007’nin 2005’teki başarıyı
tekrar edecek bir mevsim olarak geçmesinin alt yapısını hazırlıyoruz.
Bakanlığım,
2007’nin daha iyi bir yıla dönüşmesi için elinden gelen bütün gayreti
göstermektedir. Şu andaki verilerimiz, gerek Avrupa’da gerek Rusya’da gerek de
Uzakdoğu’daki bağlantılarımız gelecek yılın olumlu bir tablo çizeceği
şeklindedir.
Turist
sayısındaki azalmada ortaya çıkan tablo daha çok kitle turizmini etkilediğini
bize gösteriyor. Başta İstanbul olmak üzere, kültür turizmi ağırlıklı
girişlerde artış söz konusudur. Mest Turizmde Antalya ve Ege Bölgesi eksi
değerler gösterirken, bütün bir yıl boyunca İstanbul geçen yıla oranla yüzde
10’luk bir artış göstermiştir ve bu da kültür turizmi ağırlıklı girişlerde
artışın, bize, turizmi çeşitlendirme konusundaki gayretlerimizin ne kadar doğru
olduğunu da göstermektedir. Buradan hareketle ve yılın ilk yarısındaki verilere
bakarak, turist sayısındaki azalmaya karşın gelirlerde azalma olmayacağını veya
çok az bir azalmayla kapatacağımız kanaatindeyim 2006 yılını.
Bizim
bu yıl turizm noktasındaki en önemli çalışmamız, yıllardan beri sözü edilen ama
bir türlü gerçekleştirilmeyen mastır planımızın bir stratejik anlayışla
kamuoyuna takdim edilmiş olmasıdır. İlgili sektör temsilcilerinden çok olumlu
tepkilerle zenginleşen bu çalışma artık tüm sektörün önünü aydınlatan bir yol
haritasıdır. Bu planda da açıkça görüldüğü gibi, turizm Türkiye’nin gelecekte
de en önemli sektörlerinden biri olmaya devam edecektir ve üzerinde çok kafa
yormamız gereken bir alandır. Bu anlamda, Bakanlığımız, 2006 yılı içinde
özellikle termal turizme ve kış turizmine yoğunlaşmıştır. İnanıyorum ki, bugün
deniz, kum, güneş potansiyelinin bize sunduğu imkânları gelecekte bu iki alan zenginleştirerek
devam edecektir. Bu iki alana bir başka alan da, 7 vilayetimizde destinasyon
çalışmalarına ve alt yapı çalışmalarına başladığımız kongre turizmi
çalışmalarıdır. Özellikle kitle turizminde ortaya çıkan azalmanın sebepleri
arasında sürdürülebilir turizm anlayışından sapmalar etkili olmaktadır. Bunun
için geçtiğimiz kış Antalya ve çevresinde yerel yönetimlerle birlikte yoğun
arıtma çalışmaları gerçekleştirdik. Bugün memnuniyetle ifade edebilirim ki,
Antalya ve çevresinde bir damla su arıtılmadan denize ulaşmamaktadır. Sadece
Alanya 2007’de bu durumun içine girecektir ve yine 2007’de özellikle Mersin ve
Muğla bölgesini baştan aşağıya yenileme açısındayız. Çünkü, bu, çevre açısından
en önemli problemlerimizden birisidir. Yalnız kanalizasyonun olması değil,
arıtma tesislerinin de olması çok önemlidir ve biz, bütün beldelerimizin ve
ilçelerimizin ve vilayetlerimizin belediyelerine, bu hususta, İller Bankasıyla
beraber, Çevre Bakanlığıyla beraber yardım etmekteyiz. Antalya’da da bu sene bu
açıdan çok iyi netice aldık. Yine, Bodrum Yarımadası bizim için fevkalade
önemlidir. Bunu da 2007’de bitirmek niyetindeyiz. Başka bölgelerdeki, yani,
Karadeniz Hopa’dan İskenderun’a kadar bütün bölgelerdeki kanalizasyon ve arıtma
tesislerini halletmeden dünya çapında bir Mas turizm rekabetinin hakkından
gelebilme imkânımız yoktur.
Sayın
Başkanım, sayın milletvekillerim; bilindiği üzere, Avrupa Birliğinin 3 Ekim
2005 tarihinde Türkiye’yle resmen başlattığı katılım süreci müzakere
çalışmaları devam etmektedir. Müzakere Çerçeve Belgesindeki “35 Müktesebat”
başlığındaki, Bakanlığımızın sorumluluğunda bulunan 14 fasıldaki tarama süreci
başarıyla tamamlanmıştır. Bu fasıllardan fikrî mülkiyet faslı çalışmaları
Bakanlığımız ile Türk Patent Enstitüsünün eş başkanlığında gerçekleştirilmiştir.
Fikrî mülkiyet faslında Bakanlığımızca 8 adet sunum gerçekleştirilmiş ve
uygulamaya yönelik diğer sunumlar ilgili bakanlıklarla koordinasyon sağlanarak
hazırlanmıştır. Ayrıntılı tarama toplantısının ardından “Fikrî mülkiyet”
başlığı altında sivil toplum kuruluşlarının bilgilendirilmesine yönelik bir
toplantı gerçekleştirilerek tarama süreci hakkında geniş bir bilgi verilmiştir.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Kültür 2000 programı kültürel diyalogun ve
Avrupa halklarının kültür ve tarihine ilişkin müşterek bilgilerin
geliştirilmesi ve Avrupa Birliğinde kültüre erişimin ve katılımın sağlanmasını
amaçlayan Avrupa Komisyonunun topluluk programlarından birisidir. Türkiye’nin
2006 yılından itibaren programa katılacağını belirten mutabakat zaptı Avrupa
Komisyonu tarafından 19 Eylül 2005 tarihinde onaylanmıştır. 25 Ekim 2005
tarihinde Brüksel’de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür 2000 programına
katılımı hakkındaki Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan
mutabakat zaptı Bakanlar Kurulunca 12.12.2005 tarihinde de onaylanmıştır.
Kültür 2000 programının devamı niteliğinde olan ve 2007-2013 yıllarını kapsayan
Kültür 2007 programıyla ilgili bilgilendirme ve görüş alma toplantısına katılım
sağlanmış ve Bakanlığımızın katılımı yönündeki olumlu görüşleri dile
getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin programa tam üyeliği de bu arada
kararlaştırılmıştır. Kültürler arası diyalogun artırılması, kültür sektöründe
çalışanların ve sanatçıların kültür ve sanat ürünlerinin uluslararası dolaşımının
geliştirilmesini hedefleyen 2007-2013 programı Türkiye’de Kültür ve Turizm
Bakanlığı tarafından oluşturulan kültürel irtibat noktası aracılığıyla
yürütülmektedir.
Bu
noktada, Kıymetli Başkanım, kıymetli milletvekillerim; biz, yıllardır söylenen,
ama, bir türlü yapılmayan bir başka hususu da tamamlamak üzereyiz. Bu
tamamlamak üzere olduğumuz şey, kültür varlıklarımızın envanteri çalışmalarıdır
ki, Aralık ayı sonunda zatıalilerinizin hepsine sunacağız, bütün çalışmalar son
aşamaya gelmiştir. Sadece İstanbul’da yüzde 5’lik bir envanter çalışmalarında
eksiklik vardır, o da bir aya kadar bitecek. Şimdiye kadar bilmediğimiz,
bilmeden yaptığımız çalışmaları, kültürel varlığımızın il il, ilçe ilçe, köy
köy taranmasıyla yeni bir envanter çalışması yapılmıştır ve bu envanter
çalışmasında calibi dikkat noktalar ortaya çıkmıştır. 25 bini İstanbul’da olmak
üzere, 45 bini de İstanbul’un dışındaki yerlerde Türkiye’de 70 bin kültürel
varlığımızın hepsinin kayıtları, envanter çalışmaları hem kağıt üstünde hem de
dijital ortamda tamamlanmıştır. Bundan sonra, aynı 2023 Turizm Stratejisi gibi
bu hususta da artık elimizde bir kültür envanterimiz olacaktır. Bundan sonra
gelecek bakanlar bu hususu, yapacakları programları bunu done olarak
alacaklardır. Mesela, geçen sene de arz etmiştim “Türkiye o açıdan çok büyük
bir ülke, 2.600 tane höyük var” demiştim. Halbuki, bu rakam 2.600’den çok
yukarı çıktı. Aşağı yukarı 20 bin höyük ve 3 bin antik kentin olduğu bir
Türkiye’de yaşıyoruz ve bunun hemen yanıbaşında, yine sizlere verdiğim
bilgilere göre, geçen sene Türkiye’de 115 tane antik tiyatronun olduğunu
söyledik. Bu sene yapılan son araştırmalara göre, Özgen Bey’in kitabındaki
noktalara ve bizim envanter çalışmalarımıza göre, bu sayı 220’ye çıktı. Yani,
bütün bunların tamir edilmesi, restüte edilmesi, restore edilmesi ve
rölevelerin çıkarılması için elimizde ne olduğu şimdiye kadar maalesef
bilinmiyordu. Ama, bundan sonra, hem kültür alanında hem turizm alanında
varlıklarımız biliniyor. Ama, bu demek değildir ki, sadece bunlarla kalacak.
Belki yeni araştırmalarla da daha da artacak. Ama, yapılan husus şudur:
Türkiye’nin kültür ve turizm potansiyeli nedir, nerelerde ne var, nerelerde ne
yapılabilir? Artık, bu, Bakanlığımızın elindedir. Bu hususta, entelektüel
çevreye, siyasi partilerimize ve sektörün hem kültür sektörünün hem turizm
sektörünün temsilcilerine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ederken, bu
çalışmaları kendi imkânlarımızla yaptık ve bu imkânlarını ve kabiliyetlerini
ortaya koyan kendi bürokratlarıma da huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.
Sayın
Başkanım, sayın milletvekillerim; konuşmamın genel perspektifi içinde de
görüleceği üzere, Hükûmetimizin göreve gelmesiyle, Bakanlığım, önce hukukî alt
yapısını yeniden oluşturmuş, müteakiben yoğun bir uygulama hamlesi başlatılmış,
bu hamle önümüzdeki yılda da aynı aşk ve heyecanla sürdürülecektir.
Zatıalileriniz de görmektedir ki, Resmî Gazetede bunların fiilen işlemesi için
ilanları her ay çıkmaktadır. Zannediyorum bütün bunlar ocak sonuna kadar
tamamlanacak ve sektörün, tatbikatçıların emrine sunulacaktır. Bu açıdan
baktığımız zaman, her zaman da bahsettiğim gibi, yepyeni kültür ve turizm
merkezlerinin ve dünyaya açılan merkezlerinin kurulacağı günlerin yakın olduğu
kanaatindeyim. İşte, gönlümde bir Tarsus, gönlümde bir Çeşme, Edremit, ama,
Karadeniz’in yayla turizmini de ve Karadeniz’in ortasında bir Sinop ve
Samsun’dan Hopa’ya kadar yayla turizminin olduğu otellerin ve yayla turizminin
konseptinin geliştiği ve Edirne’de, onbir köprüsüyle yepyeni bir hale gelecek
Edirne’de ve belediyeyle beraber yapacağımız çalışmalarla Selimiye’nin ortaya
çıktığı bir Edirne’de, Balkanlar’ın turizm merkezi olmasını ve kültür merkezi
olmasını üniversiteyle beraber tabii, arzu ettiğim bir ortam için sizlerden
destek bekliyorum. Şimdiye kadar gösterdiğiniz desteklerden dolayı çok teşekkür
ediyorum.
Konuşmamı
tamamlarken Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla ve sağlıkla selamlarım.
BAŞKAN
– Sayın Bakana çok teşekkür ediyoruz.
Değerli
arkadaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşmelere
başlıyoruz.
İlk
söz Sayın Türkmen’in.
Buyurun
Sayın Türkmen.
KÂZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri;
bugün burada 2007 yılına ait Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bütçesini
görüşüyoruz. Geçmiş yıllarda Turizm ve Kültür Bakanlığının birbirine bağlanması
konusunda bu konunun fevkalade yanlış olduğunu, Türkiye’nin geleceği
bakımından böyle bir birleşimin hiç de
uygun olmayacağını, hem Türkiye kültürü bakımından hem de turizm bakımından
ileride büyük yanlışlıkların kaynağı olacağını burada Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu olarak savunmuş olmamıza rağmen, ne yazık ki, bu iki bakanlık birbiriyle
birleştirilmiştir. Halbuki, Türkiye coğrafyasına baktığımız zaman, kültür,
başlı başına bir bakanlığı değil, birçok bakanlığı içine alacak kadar etkili
olan bakanlıkların başında gelmektedir.
Bugün
burada, ilgili arkadaşlarımız, tabii, kültürle ilgili, yapılanlarla ilgili çok
fazla şeyler söyleyecekler. Ama, Kültür Bakanlığındaki görevli arkadaşlarımızın
yapmak istedikleri, ortaya koydukları bilinç Türkiye’nin kültürü müdür, yoksa,
Sayın Bakanın Türkiye’de çok meşhur olan uyumasının ötesinde, kadrolaşma
hareketi midir? Şimdi, arkadaşların bir tanesi ben burada konuşurken, istihza
ile böyle gülüyor. Ama, bir de ben konuştuktan sonra şimdi bunları
dinleyeceksiniz.
Sayın
Bakan, siz Ordu’yu çok yakinen tanıyorsunuz. Ordu iline geçen sene geldiniz, 25
Ağustosta, 2006 yılında Ordu kültür sarayının temelini atacağını söylediniz.
Buradaki bu yer, 10,5 dönüm olan bu yer benim belediye başkanlığım dönemimde
kültür sarayı yapılması amacıyla bağışlanmış olmasına rağmen -bugünkü değeri en
az 20 trilyondur biliyorsunuz- orada bu sözü vermiş olmanıza rağmen, hâlâ,
bütçelere bakıyorum, bununla ilgili bir ödenek yok. Siz Kültür Bakanı olarak
Ordu halkına 2006 yılında temelini atacağını söylediğiniz acaba Ordu Türkiye’de
yok mudur, yoksa siz temelini attınız da gerçekten bizim bundan haberimiz mi
yok? Bunu çok merak ediyorum. Bunu herhangi bir milletvekili söylemiyor,
bürokrat söylemiyor. Siz Ordu’da bunu söylüyorsunuz, biz de bunu müjdeyle kabul
edip size teşekkür ettik böyle bir oluşumdan dolayı. Ama, ne o atıldı ne de
2007 yılının programında bu var.
Değerli
arkadaşlarım, başka bir konuya girmek istiyorum, asıl önemli olarak söylediğim
o. Zaman bakımından yanlış tarih vermiş olabilirim. Ama, bir tanesini 1988’de
olduğunu biliyorum, diğeri de farklı. Samsun’da din görevli öğretmeniyken,
Türkiye Cumhuriyeti’ne, Büyük Millet Meclisine ulusun bölünmez bütünlüğü
konusunda dava açılan, iki defa üst üste ceza alan bir din görevlisini,
geldiniz orada kültür müdürü yaptınız.
Şimdi, bu benim dediğim konu, davalara geçmiş, dosyalara işlenmiş,
böylesine bir ceza almış, ancak, almış olduğu ceza memuriyet yapacağı miktarın
altında olduğu için, iki defadır bu, dosyalarınızda vardır. Biz bunu bütün
ısrarlarımıza rağmen, böyle bir müdürün Ordu gibi tarihi kültürlere bağlı,
geleceği parlak, turizme açık bir ilde, bırakın turizmi geliştirmeyi kültürü
geliştirmeyi, Ordu iline, Karadeniz’e çok büyük kötülük yapacağını, bunun böyle
bir örneğinin Türkiye’de silsile yoluyla devam ettiği konusunda tüm
uyarılarımızı sadece muhalefet, efendim, işte, bizim yapmış olduğumuz atamalara
ilişkin muhalefet görevini yapıyor bir anlayışı içerisinde bunları dikkate
almadınız.
Şimdi,
Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti’ne, bu Büyük Millet Meclisine Türkiye’nin
bölünmez bütünlüğü konusunda iki defa mahkemeye çıkmış, bu konuda belirli bir
ceza da almış olan yirmi yıllık bir din görevlisinin, Türkiye’nin kültüründeki
yeri, gelecekteki koyacakları önemli katkılar nedir Sayın Bakan? Böyle bir
anlayışın -başka birisi önermiş olsa bile- siz Türkiye’nin geleceğinden,
kültüründen, turizmden sorumlu bir bakan olarak nasıl oluyor da böylesine ceza
almış olan insanları siz Ordu’da ve birçok yerde bunları müdür olarak
atayabiliyorsunuz?
Şimdi,
değerli arkadaşlarım, bu arkadaşımız başka bir şey daha yapıyor. Özel çıkar
amaçlı -bunları burada ifade ediyorum- bir Ordu tanıtıcı bir broşür, kitap
basıyor. Kültür müdürlerinin, turizm müdürlerinin bir şeyi de telif haklarını
korumakla görevli değil midir Sayın Bakan? Şimdi, bu arkadaşımız, başkalarının
izni olmadan, fotoğraflarını, eserlerini o kitabına koyduğu için şu anda
yargılanıyor. Nasıl oluyor bu? Yani, asıl koruma görevi yerine bir ölçüde
kültür hırsızlığı yaparak, başkasının onayını almayarak tekrar orada
yargılanıyor.
Yani,
yazık oluyor Türkiye’ye Sayın Bakan, yazık oluyor. Sadece farklı şeyler değil.
Bakın, geçen seneden bu seneye kadar sadece Ordu ilinde turizm olarak gelen
insanların sayısı 60 bin, tabii, bu sadece size bağlı bir olay değil. Biraz
önce sizin söylediğiniz başka bir olay vardı. Bir de şu oluyor: Ama, Ordu gibi,
Karadeniz gibi tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, yaylasıyla, bir cennet gibi
olan yerlerde kültür ve turizm müdürlüğü yapabilmek için, önce, Türkiye
Cumhuriyeti’ni, onun güzelliklerini benimsemek onu ortaya çıkarmak, tüm tarihi
değerleri kamu oyuna sunmak gibi kültür müdürlerinin bir görevi vardır. Ama,
sizin yapmış olduğunuz atamalar Türkiye’de kültür turizminin gelişmesine değil,
belli bir kadronun iş başına gelmesi doğrultusundan ne yazık ki öteye geçmiyor.
Bu
konuda çok şey söylenebilir. Belki, arkadaşlarımız çok farklı şey
söyleyecekler, ama, son derece yanlış yapılan işler. Bu vermiş olduğum örnek,
Bakanlığınızın kültür ve turizm
anlayışını çok net biçimde ortaya koymaktadır. Böylesine yapılan atamalar
yalnızca orada değil, daha 10 gün önce Gümüşhane’de yapmış olduğu atama tüm
Türkiye’nin basınına, medyasına binlerce sayfalarına yerleşti. Siz
biliyorsunuz.
Yani,
ezcümle olarak şunu ifade edeyim: Her geçen gün, turizmle ilgili, kültürle
ilgili Türkiye kan kaybetmektedir. Batı Anadolu, Ege bölgelerindeki turizm
anlayışı çok farklı olabilir. Ama, sizin oraya koymuş olduğunuz kültür ve
turizm anlayışı içerisinde Türkiye’deki kültürün gelişmiş olması hiç mümkün
görünmüyor. Kültür kadrolaşma üzerinde değil, bilgi ve deneyim üzerindeki
kadrolarla oluşur, onlarla gelişir, onlarla büyür. Ümit ediyorum ve diliyorum
ki, bakın, bunu incelettiğiniz zaman, bu yapılan yanlışlıkların derhal giderilmesi
lazım ve bu Kültür Müdürünün oradan, görevden alınması lazım. Orada hizmet
yapan bir Bakan olarak, eğer orada bir emeğim var, bir hakkım var, diyoruz ki,
var, olur, ben de inanıyorum, böylesine bir insan Ordu’ya yakışmıyor Sayın
Bakan, Ordululara hiç yakışmıyor. Lütfen bu insanı buradaki kültür müdürlüğü
gibi ulvî bir görevin başında bırakmakta asla ısrar etmeyin. Ümit ediyorum ki,
bu dediklerimi dikkate alırsınız.
Ama
Sayın Bakanım, ifade edeyim, arkadaşlar burada, o arsa şartlı verilmiştir; beş
sene içerisinde bitirilmek kaydıyla verilmiştir. Orada, biliyorsunuz, şu anda
bir kültür sarayı yoktur. Hatta Ordu Merkez’deki kütüphane bile alınmış, semtin
dışına çıkarılmıştır. Şu anda orada kütüphane bile yoktur. Böylesine güzel bir
yeri bugün siz Bakanlık olarak almaya kalksanız, tam 20 trilyon para ödemeniz
gerekir. Yani, yazık oluyor buraya. Yani, geriye gidecek, onu görüyorum. Şartlı
verildi. Mülk sahipleri eğer bu sene de bir temel atılmazsa, bir ödenek
kurulmazsa, 20 trilyon gibi Kültür Bakanlığı, hem Kültürden hem de arsadan
yoksun olacak. Ne olur hiç olmazsa buraya bu arsa geriye gitmeden kültür
sarayını...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Toparlar mısınız.
KAZIM
TÜRKMEN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.
...gelecek
kuşaklara kültür sarayımızı kazanalım diye düşünüyorum. Ama özellikle de
Türkiye’deki medeniyetleri bilen, kültürden yana olan, medeniyetten olan,
çağdaş insanları lütfen kültür ve turizm müdürü yapın. Böyle insanları değil.
Teşekkür
ediyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Türkmen’e.
Sayın
Kılıçdaroğlu...
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Kültür
Bakanlığının önemi, aslında, bütçesiyle kıyaslanmayacak kadar önemli bir
bakanlık. Çünkü, kuruluş felsefesi, kendi ulusal kültürümüzü yaşatmak ve o
kültürü geliştirmek, çağdaşlaştırmak ve toplumu bir anlamda eğitmektir. Bu
bağlamda Kültür Bakanlığına baktığımızda, Kültür Bakanlığının bu görevi yerine
getirmediğini görüyoruz. Kültür Bakanlığı sadece belli kitapları yayınlar, belli
kitapları satın alır, DÖSİM aracılığıyla da belli malları satar ve onun dışında
da partizanlık yapar. Kültür Bakanlığının bize çizdiği tablo bu.
Şimdi,
şöyle bir örnek vereceğim: Sayın Bakanın masasının üzerinde çok güzel iki
ciltlik bir kitap var. Karton bir kutuya konmuş. Anadolu Selçukluları ve
Beylikler Dönemi uygarlığını anlatan. Bunun dün akşam baktım ben, Divriği Ulu
Cami oldukça geniş kapsamlı yer almış. Bu konuda çok da kitap var. Divriği Ulu
Cami dünyada örneği olmayan, UNESCO’nun da koruma altına alınması gereken
tarihî eserlerden biri olarak gördüğü bir eser. Selçuklu eseri. Mihrabı gül
işlemeli ve tek çivi yok, tamamen oymalarla yapılmış. Olağanüstü el
işlemeciliği var. Fakat, bu eser, ne hikmetse, her seferinde ölümüne terk
ediliyor. Onarım yapılıyor ama, onarım o tarihî binalar, tarihî taşlar, ya
çiviyle veya başka nedenlerle yıpratılarak onarılıyor. Şimdi, bu konuda, ben,
bir bilim insanının yazısını okudum, Sayın Doğan Kuban’ın yazısını okudum ve o
yazıyı okuduktan sonra etkilendim ve bununla ilgili özel bir yasa hazırladım;
teklif. Buranın onarımı için özel bir komisyon kurulmalı, Ortaçağ’ı iyi bilen
uzmanlar bir araya gelmeli, teklifi yine Sayın Doğan Kuban’a gönderdim. Hocam,
bu teklif yeterli midir, doğru mudur, yanlış mıdır diye. Bazı düzeltmeler
yaptı. O düzeltmeler üzerine o teklifi verdim. Fakat bu tekliften bir ses
çıkmadı. Aşağı indirdik, Genel Kurula, 45 gün geçtikten sonra, ben bekledim ki,
Hükûmet kanadından da teklife destek gelir ve buranın onarımı için hem ayrı bir
komisyon kurulmuş olur hem bu cami kurtarılmış olur. Sağ olsun İktidar
kanadından da destek verildi ve bu Tasarı'nın Genel Kurula inmesi kabul edildi.
Sonra biz bu teklifin öne alınmasını ve bir an önce yasalaşmasını istedik.
Fakat, orada ret çıktı. Bu şu anlama geliyor: Bu teklif hiç çıkmayacak
demektir.
Şimdi,
Sayın Başbakan da Sivas’a gittiğinde bu olay anlatılıyor ve Sayın Başbakan
süratle buraya 3 trilyon lira para gönderiyor onarımı için. Fakat bir yere para
göndermek yetmiyor. Özellikle bu tür eserler için. Bu tür eserler bir bina
yapmak, bir öğrenci yurdu yapmak, Toplu Konut İdaresinin bina yapması değil ki.
Bunlar, üzerinde, öncelikle, çok uzun çalışılması gereken, taşların üzerinde
çalışılması gereken, yıpranan taşların tekrar yapılmasını öngörecek, o işçiliğe
sahip olacak, onu denetleyecek bilim insanlarının bir arada olduğu bir ekip
tarafından yapılması gereken bir uygulama. Ayrıca, etrafındaki gecekonduların
yıkılması ve bunun açılması lazım. Su kanalları bina su alıyor temellerden,
onun açılması lazım. Bütün bunların yapılması gerekiyordu. Ama, maalesef kabul
edilmedi. Şimdi bunu kabul etmeyen bir Kültür Bakanlığının ben kültürü
geliştirme konusunda çaba harcayacağı konusunda çok ciddi endişelerim var. Bu,
çok açık, net, somut bir örnek.
İkinci
önemli nokta, bakın, geçen gün İnternette gezinirken, Batman selinden sonra
ortaya çıkan bir tablo. Şimdi tabloda bir yerde 10.000’e yakın eser su almış.
Bu eserlerin kurtarılması için Balıkesir’den Batman’a 14 tane gönüllü kişi
gidiyor. Bunların hiçbirisi kamu görevlisi değil. Dün Batman Kültür Müdürümüzü
aradım. Acaba bu eserlerin kurtarılmasıyla ilgili Kültür Bakanlığı bir şey
yaptı mı? Çünkü bunların içinde 500’ü el yazması; yani, tahrip olduktan sonra
kurtarma şansımız yok. Kültür Bakanlığının iki kişiyi görevlendirdiğini ama
henüz gelmediğini söyledi. Umuyorum gitmiştir oraya. Şimdi benim merak ettiğim,
bu 500 el yazması eser acaba kayıtlara alınmış mı, alınmamış mı, bu
kütüphaneden Kültür Bakanlığının bilgisi var mı, yok mu? Yoksa, bu, medyaya
yansıdıktan sonra mı Kültür Bakanlığı oraya hareket etti. Hatırlarsanız, ben,
burada, daha önceki konuşmalarımda, bu el yazması eserlerin kurtarılması, özel
korumaya alınması, bunların daha sağlıklı arşivlenmesi gerektiğini söylemiştim.
Sel baskını altında kalan bir kütüphane olabilir mi? Doğrusunu isterseniz
şaşırıp kaldım.
Şimdi,
bugünkü Cumhuriyet gazetesinin kitap ekini okuyanlar -bilmiyorum Sayın Bakanım
okudu mu- orada Sayın Metin Celal Bey’in yazdığı güzel bir yazı var.
Bakanlığınızı eleştiriyor. Eleştirinin birinci noktası şu: DÖSİM’de sadece
belli dünya görüşüne sahip olanların kitaplarının satıldığı bir merkez haline
dönüştüğünü eleştiriyor ve bunu televizyon gelip çekim yapmak istiyor ama
televizyona da yasak getiriyorlar, “burada çekim yapamazsınız” diyorlar. Şimdi
böyle bir görüntü Kültür Bakanlığına yakışır mı, toplumun bütün ortak
değerlerinin, toplumun yarattığı bütün kültürlerin korunması gerekirken, bunu
sadece belli bir dünya görüşüne sahip olanlara indirgemek doğru bir davranış
mı? Sonra, yine bu yazar arkadaşımız soruyor: Geçen yıl, 1.139.957 YTL’lik
kitap alışı yaptı Kültür Bakanlığı. Piyasadan kitap alıyor, kütüphanelere
dağıtıyor. 2006 yılında, bu, 2.193.000 YTL ve hangi kitaplar alındı belli
değil.
Şimdi,
Sayın Bakanım, kamuda hangi kitaplar alındı, hangi kitaba para ödendi belli
değil demek doğru değil. Siz bunun sadece 733.000 YTL’lik olan kısmına yanıt
vermişsiniz. Diğerleri hiç belli değil. Şimdi, bu kitap alımı ciddi bir
komisyon tarafından yapılıyor. Peki nasıl olurdu bu kitaplar belli değil. Bu
konuda açıklama istiyorum. Eğer açıklama verirseniz sevinirim.
Yine
bu arkadaşımızın iddiası, kitap alımlarında aracıların olduğu ve bu aracılara
komisyon ödendiği. Bu, sizin bulunduğunuz bir toplantıda dile getirilmiş. Ama
Bakanlık doğal olarak bunu reddediyor, “böyle bir şey yoktur” diyor. Bu ret
yazısı üzerine diyor ki: “Yine bazı yayıncılar beni aradı ve komisyon ödeniyor
bu kitapları Kültür Bakanlığına satmak için. Komisyon oranını da veriyor
yayıncılar. ‘Yüzde 10 oranında da komisyon ödüyoruz’ diyorlar, ‘Kültür
Bakanlığı kitapları alsın diye’” Çok ciddi bir itham. Bu ciddi ithamı, sizin,
mutlaka, sağlıklı belgelerle, kesin ifadelerle yalanlamanız gerekiyor.
Şimdi,
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluyla ilgili olarak dün bazı sorular
sormuştum Sayın Bayındırlık Bakanlığımıza. Ama asıl konunun muhatabı Sayın
Bakan. Şimdi, İstanbul’da, Sayın Maliye Bakanımızın bir arsası var. Kaçak
inşaat nedeniyle yıkıldı. Tek katlı binaydı. Sonra oraya 3 tane ayrı villa
yapılmasıyla ilgili 3 no’lu Koruma Kuruluna başvuruldu. Macera çok ilginç
arkadaşlar. Başvuru, her vatandaşın başvurduğu gibi Sayın Unakıtan da “ben
buraya konut yapmak istiyorum” diyor. Toplanan Kurul Nisan 2006 tarihinde, 5’e
3 bunu reddediyor. “Hayır” diyor, “buraya yasal olarak siz bu binayı
yapamazsınız, buraya inşaat ruhsatı verilemez.” Ondan sonra olay başlıyor.
Şimdi, önce ret verenler tespit ediliyor, onların görevden alınması lazım ki,
ikinci başvuruda olumlu çıksın.
Kurul
Başkan Yardımcısı’nı görevden alıyorsunuz Sayın Bakan. Niye daha önce almadınız
da, Sayın Unakıtan’ın villaları gündeme geldiği zaman görevden alıyorsunuz?
YÖK’ün
atadığı bir üyenin görev süresi doluyor ve YÖK yeniden aynı kişiyi atıyor,
Sayın Bakanın makamında bu atama beş ay bekliyor. Niçin bekliyor? YÖK onu söylemiş,
sizin göreviniz de atamak. On dakika bile değil, iki saniyelik iş. Niçin
aylarca bekliyor sizin makamınızda bu?
Sonra
ne oluyor? Bayındırlık Bakanlığının temsilcisi de -o da “hayır” oyu vermiş.
Kanuna aykırı, devlet memuru, nasıl buna “evet” diyecek- o da görevden
alınıyor, operasyon bitiyor. Operasyon bittikten sonra, 9 Mayıs 2006’da
komisyon tekrar toplanıyor. Bu sefer de 5’e 3 inşaat yapılır ruhsatı veriliyor.
Şimdi,
Sayın Bakan, yani, 1/1000 ölçekli imar planının olmadığı, İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığının “buraya konut yapılamaz” diye yazı yazdığı...
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Toparlar mısınız.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum
Sayın Başkanım.
...sizin
iktidarınıza mensup İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının yazı yazdığı,
resmen “buraya bu konut yapılamaz, inşaat yapılamaz, inşaat ruhsatı verilemez”
dediği yere, siz, adam değiştirerek, zorla yasaları ihlal ediyorsunuz, suç
işliyorsunuz açıkça. Bakanların görevi, acaba, Türkiye Cumhuriyeti’nde suç
işlemek midir? Yasaları uygulamamak mıdır? O zaman Parlamentoyu kapatalım,
yetkiyi de verelim sayın bakanlara nasıl olsa yönetiyorlar. Yani, bizim
çıkardığımız yasaların hiçbir anlamı yok. Neden anlamı yok? Çünkü, biz bunu
gündeme getirsek de zaten İktidar kanadıyla diyorlar ki “hayır burada bir şey
yok” el kaldırıyorlar, olay kapanıyor. Böyle bir anlayışı Türkiye
Cumhuriyetinde nasıl yaparsınız? Bu ne oluyor biliyor musunuz? Tam Kültür
Bakanlığının yaratmak istediği kültüre uygun bir kültür oluşuyor bizde. “Ya,
adam yiyor, ama iş de yapıyor.” Bu kültür topluma egemen olmaya başladı. Yani
artık, yolsuzluklar, sıradan, rutin olaylar. Yani adam yolsuzluk yapabilir,
hiçbir sorun yok orada, ama iş yapsın da bari hiç değilse o yolsuzluğa da biz
göz yumalım.
HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yolsuzluk endeksini gördünüz mü?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, yolsuzluk endeksini gördüm, hiç meraklanmayın
siz.
HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır, gördünüz mü?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, tabii... O yolsuzluk endekslerinin nasıl
hesaplandığını biliyor musunuz?
HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Tüm dünyada nasıl hesaplanıyorsa öyle.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır. İş adamlarına soruluyor, iş adamları buna yanıt
veriyor.
HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Tüm dünyada nasılsa...
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, tüm dünyada nasılsa... Yani, iş adamlarının
Türkiye Cumhuriyeti’yle muhatap olması, yabancı iş adamlarının, bizim değil,
muhatap olması, bu çerçevede gündeme geliyor. Ama onun arkasında başka
endeksler de var. Onlara da, siz, ayrıntılara bakarsanız, görürsünüz. Kaldı ki,
o endeksler benim açımdan çok önemli değil. Tabii, endeksin yükselmesi,
Türkiye’nin bir İsveç düzeyine gelmesi, her yurttaşın arzu ettiği bir olay. Ama
benim bu söylediğim olaylar, fiilen gerçek olaylar ve gidin sokaktaki vatandaşa
sorun, “Türkiye’de yolsuzluk var mı” diye sorun, size “yoktur” diyorsa, eğer bu
yüzde 3’ü aşarsa, samimi söylüyorum ben diyeceğim ki “ya çok özür dilerim, ben
yanlış yapmışım.” Türkiye’de “yolsuzluk yoktur” diyenlerin oranı yüzde 3’ü
aşarsa diyorum.
HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Niye yüzde 3?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Güzel... Demek ki, siz de “var” diyorsunuz.
Ben
de var olanlardan bir örneğini Sayın Bakana veriyorum.
ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakana Kemal Bey’in söylediklerinden...
BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu, size söz vermedim.
ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İki saattir oradan laf atıyorlar. Yani, bize sıra
gelince mi böyle oldu.
BAŞKAN
– Sizin her zaman adetiniz o sizin. Kendiniz de biliyorsunuz.
ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Her zaman işi oradan laf atmak olan
arkadaşlarımız var.
BAŞKAN
– Her zaman ikaz ediyorum.
ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Şu ana kadar niye ikaz etmediniz? Karşılıklı
tartışılmıyor mu?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ortada, çok açık, somut
olay veriyorum ben size. İçişleri Bakanına da soracağım, gelecek buraya.
İçişleri Bakanı da bir dosyayı kapatıyor, bu konudaki bir dosyayı kapatıyor.
Biz bunları sormayacak mıyız?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Kılıçdaroğlu...
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan...
Kültür
bakanlarının temel görevi, Türkiye’de yolsuzlukları önleyebilecek tüm kültürü
topluma egemen kılmaktır. Medyayı kullanacaksınız bu bağlamda, siyaseti bu
bağlamda yücelteceksiniz. Ama, siz, Kültür Bakanı olarak, 3 numaralı Kültür ve
Tabiat Varlıkları Komisyonuna doğrudan müdahale ederek, yasadışı bir işleme
ortam hazırlıyorsunuz ki, sizin bürokratik deneyiminiz de var. Hani, sadece
salt siyasetçi olsanız, Anadolu’dan gelseniz, başka bir yerden gelseniz,
diyeceğiz ki, mevzuatı bilmeyebilir, bunun doğurabileceği riski bilmeyebilir.
Ama sizin bunu bilmemeniz mümkün değil. Bu ne demektir? Bu kasıtlı olarak bu
işi yapmak demektir.
Zaten
bunun dışında başka söyleyecek bir laf yok Sayın Başkan. Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN
– Sayın Kinay...
HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, saygıdeğer Bakanım, değerli Komisyon
üyesi arkadaşlarım, değerli basın mensupları, sevgili bürokrat arkadaşlar;
hepinizi Kültür Bakanlığımızın 2007 yılı bütçesi münasebetiyle saygıyla
selamlıyorum.
Gerçekten
Kültür ve Turizm Bakanlığımız son iki yıldır ortaya koymuş olduğu performansla,
Türkiye’deki kültür ve turizm alanındaki âdeta var olan Hazineyi ortaya çıkartan
bir başarı sergilemiştir. Söz almamın bir nedeni, Kültür ve Turizm Bakanımızın
gerek yurt içinde gerekse yurt dışında ortaya koymuş olduğu, tabii ki, Bakanlık personelimizle
birlikte, bu üstün çabaya bir teşekkür ifadesidir. Bir diğer sebebi de, Türkiye
Büyük Millet Meclisi, ilk kez Türk el sanatlarıyla ilgili bir araştırma
komisyonu teşekkül ettirmiştir. Bu araştırma komisyonumuz gerek Cumhuriyet Halk
Partisine mensup milletvekillerimiz gerekse AK Partili milletvekillerimizin tüm
Türkiye genelinde el sanatlarıyla ilgili yaşanan sorunların tespiti amacıyla,
il il dolaşarak yürüttüğü olağanüstü çabalar sonucu bir rapor ortaya koymuştur.
Bu rapora da kısmen de olsa değinerek, bu doğrultuda, asıl yürütme noktasında
emaneti teslim edeceğimiz Kültür ve Turizm Bakanlığının dikkatlerine bu raporun
kabaca da olsa hedeflerine işaret etmektir.
Tüm
Türkiye’de olduğu gibi, seçim bölgem Kütahya’da da Kültür Bakanlığımızın çok
yoğun desteğine şahit olduk. Bu çabaların sonucunda, geçtiğimiz yıl destinasyon
gerçekleşmiştir Kütahya destinasyonu. Gerek il çapında gerekse Türkiye
genelinde hatta yurt dışında Kütahya kendisini tanıtma imkânı bulmuştur,
etkinlikler bir hafta boyunca sürmüştür ve bir kırılma noktası teşkil etmiştir.
Özellikle termal turizm potansiyeline ilgi ve yatırım artmıştır bu çalışmanın
sonucunda.
Sadece
Bakanlığın Kütahya’ya yönelik çalışması bu destinasyondan ibaret değildir.
Domaniç-Haymana şenliklerine büyük katkısı olmuştur. Bildiğiniz gibi, Haymana
Osman Gazi’nin ninesi ve bir anlamda “devlet ana” olarak Kemal Tahir’in
romanında yerini bulmuş bir büyüğümüz. Türk kültürü içerisinde kadına verilen
statünün belki de en güzel işaretini temsil etmektedir. Bu doğrultuda Kültür ve
Turizm Bakanlığımız bir belgesel hazırlamaktadır bildiğim kadarıyla ve Türkiye’de
kadına verilen önemin, değerin, kültür içerisindeki değerin belki de bir
belgesele dönüşmesiyle son derece bu anlamda yapılacak önemli bir çalışma da
gerçekleşmiş olacaktır.
Dumlupınar
Zafer etkinliklerine Kültür ve Turizm Bakanlığımızın ilgisi ve desteği bu
dönemde çok ciddi ölçüde artmıştır.
Tarihî
Germiyan Sokağı Kütahya açısından çok büyük önem taşımaktadır. Yine Sayın
Bakanımızın bizzat Kütahya’ya gelerek, Sayın Bakanımız görev süresi içerisinde
iki kez Kütahya’ya teşrif etmiştir ve bu iki gelişinde de gerçekten
Kütahya’daki kültür varlıklarını ortaya çıkartan, bunlara Bakanlığın destek ve
ilgisini artıran sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, Sayın Bakanımıza, seçim
bölgem Kütahya medyunu şükrandır. Bunu da bir vesileyle ifade etmiş olalım.
Biraz
evvel değindiğim bu el sanatlarıyla ilgili çalışmalar konusunda, gerçekten,
Türkiye’de, yüzbinlerce kişi geçimini el sanatlarından kazanmaktadır. Bu kadar
geniş bir alanda ne yazık ki, pazarlamadan finansmana, eğitimden tanıtıma çok
büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların çözümüyle ilgili, Türkiye Büyük
Millet Meclisi araştırma komisyonu önemli hedefler ortaya koymuştur. Ben
bunlardan ekonomiyle ilgili raporların sonuçlarına baktığımızda, özellikle el
sanatlarına yapılacak desteğin iç göçlerin önlenmesine, sosyal dayanışmanın
sürdürülmesine sağlayacağı desteğin bu anlamda önem taşıdığını ifade etmek
istiyorum. İstihdam açısından çok geniş bir kesimi ilgilendirmektedir. Ancak,
istihdam içerisindeki vergi ve benzeri yükümlülüklerin zaten talep yetersizliği
yaşayan bu sektörde büsbütün güçlük yarattığını ifade etmek istiyorum. Bu
doğrultuda, mutlaka, vergi ve istihdam açısından el sanatlarıyla uğraşan
vatandaşlarımızın desteklenmesi gerekmektedir. Bunu Kültür Bakanlığımız diğer
bakanlıklarla görüşerek bir Hükûmet politikası haline getirilmesinde büyük
yarar görüyorum. O nedenle bu başlığı tartışmaya açtım.
Bir
diğer konu finansmanla ilgilidir. El sanatlarıyla uğraşan işletmeler, ne yazık
ki, finansman bulma noktasında çok büyük güçlük yaşamaktadır. Bankaların
istediği güvence ve değerlendirme
kriterleri el sanatlarıyla uğraşan vatandaşlarımız tarafından, ne yazık ki,
karşılanamamaktadır. Bu doğrultuda da uygun finansman araçlarının küçük de olsa
bu sektörde varlığını devam ettiren kişilere sağlanmasını talep ediyoruz.
Pazarlama
konusunda çok ciddi sıkıntı yaşanmaktadır. Dönersermaye işletmelerimiz,
Bakanlığımıza bağlı, önemli ölçüde destek olmaktadır ama bu yeterli değildir.
Takdir edersiniz ki, sadece 13 merkezde dönersermaye işletmeleri turizmle ilgili,
turistik el sanatlarıyla ilgili alımlar yapmaktadır ama bu kifayetsizdir. Çünkü
bu alanda gerçekten büyük bir üretici kesimi vardır. Türkiye’nin ihracata
dayalı el sanatı ürünü çok çeşitlidir, tüm dünya ülkelerinden farklı olduğumuz
bir alandır. Halısından çinisine, bastonundan tespihine, piposuna, lületaşına,
birçok malzemeyi son derece özenle şekillendirebilen bir genel yeteneğe,
geleneksel el sanatı yeteneğine sahip bir toplumuz. Bu milleti diğer
milletlerden ayıran bir unsur olarak belki de görülebilir. Öne
çıkarabileceğimiz, en az yatırımla en çok katmadeğer elde edebileceğimiz bir
alandır. Asya ülkelerinde istihdam açısından -Hindistan Dostluk Grubu başkanı
olduğum için gayet iyi biliyorum- başlıbaşına önem verilen bir sektördür el
sanatları sektörü. Bu doğrultuda, kısa sürede, bu geleneksel Türk el sanatına
devletin destek olması sağlanabilirse, özellikle ihracata ve Türkiye’nin
tanıtımına ve ayrıca en çok sıkıntı yaşadığımız işsizlik sorununa kısa vadede
çare olarak bu sektörü görebiliriz. Elbette ki, Sayın Bakanımızın ve Bakanlık
bürokrasisinin böylesine önemli bir sektör dikkatinden kaçmayacaktır,
kaçmamıştır da.
Bir
çalışma daha yaptırdım Sayın Bakanım. Sayın Kürşad Tüzmen’in bakanlığı,
İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi özellikle Amerika’da el sanatlarının ihracat
boyutuyla ilgili nasıl bir yapılanmayla başarı sağlanır? Bu doğrultuda bir
çalışma da elimizde mevcuttur. Dönersermaye İşletmelerinin Yönetmeliği’nde
yapılacak bir değişiklikle, yurt dışına Türkiye’deki üretilen el sanatlarının
satılması konusunda, DÖSİM’lerin yurt dışına açılmasını sağlayabilirsek, orada
da, Amerika başta olmak üzere -en iyi pazarlardan birisi çünkü- Japonya,
Uzakdoğu’da, Singapur, Dubai gibi merkezlerde dönersermaye işletmelerinin Türk
el sanatlarıyla ilgili mağaza desteği sağlanabilirse, hem yurtiçindeki turistik
potansiyelden hem yurtdışındaki turistik potansiyelden yararlanma olanağını bu
sektöre sağlamış oluruz ve bence, her şeyden önemlisi, Türkiye’nin tanıtımı
amacıyla, aynı zamanda, bu sektörü kullanma şansımız her zaman için var.
Ben,
bu duygu ve düşüncelerle, tekrar 2007 yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni
ediyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN
– Sayin Kinay’a çok teşekkür ediyoruz.
Sayın
Deveciler...
ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli Komisyon
üyeleri, kıymetli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Turizm,
Türkiye’nin güçlerinden biridir. Bu sektör, Dünya Turizm Örgütü verilerine
göre, Türkiye’de, doğrudan ve dolaylı olarak, 32 faaliyet dalında istihdam
yaratmaktadır. Bu şekilde, Türkiye’de, 2005 yılında, 3,1 milyon kişi için bu
sektör tarafından doğrudan istihdam yaratılmıştır. Öte yandan, bu sektörün
diğer sektörler için yarattığı ek talebi, turizm hareketlerinin o yöre halkı için
aynı zamanda sosyal olarak bir gelişme ve yabancı kültürleri tanıma vesilesi
olması hususlarını da katarsak, sektörün önemi daha da iyi anlaşılabilecektir.
Sektör, çok dinamik ve aynı zamanda uluslararası rekabet açısından yoğun bir
sektördür. Bu nedenle “ben tesisi kurdum, artık, turist bekliyorum” rehavetine
asla kaldırmayacak bir konudur turizm. Zira yoğun rekabetin varlığı nedeniyle
gelişmelerin iyi izlenmesi ve buna ait adımlar atılıp yapılanmalara gidilmesi
gerekirken, diğer yandan da turizmin sürdürülebilirliği konusunda doğrudan
sektörün içindeki işletmelerin gerekli duyarlılığı geliştirmesi gerekmektedir.
Örneğin Türkiye’deki yatak kapasitesinde sağlanan hızlı artışa rağmen, teknik
altyapı konusunda halen sorunlar yaşanmaktadır. Bu konudaki eksiklerin
belirlenmesi ve giderilmesi önemlidir. Bu çerçevede, turizm, eğitimde
belgelendirme, mesleki eğitimde standardizasyonun sağlanması ve verimlilik ile
iş kalitesinin uluslararası kriterler doğrultusunda gelişerek istihdamdaki
kalitenin artmasını sağlayacak bir unsurdur. Bununla beraber, devlet ve özel
sektör kuruluşlarının ortaklaşa yapabileceği bu tür bir belgelendirme sistemine
geçilmesi henüz daha mümkün olmamıştır.
Öte
yandan, turizm alanında uzmanlaşmış olan yörelerimizde, kıyı bölgelerine
yönelik yoğun talep ve yapılaşma baskısı, çevrenin kirlenmesi, turizm
merkezlerinin kentleşmesi, Türk turizmini orta vadede olumsuz etkileyecek
sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu risklerin ortadan kaldırılması için
Bakanlığınız ne tür önlemler almaktadır? Yoksa, “her şeyin en iyisi yine
piyasanın kendisi tarafından halledilir nasılsa” politikası mı uygulanmaktadır?
Örneğin; turizmin yoğunlaştığı Ege ve Akdeniz kıyılarında çevre bozulmasının
önlenmesi ve turizm altyapılarının tamamlanması amacıyla başlatılan Akdeniz,
Ege Turizm Altyapısı ve Kıyı Yönetimi Projesi ATAK Projesinin uygulanmasında
dış kredi kullanımı ve yerel yönetimler organizasyonunda sorunlar
yaşanmaktadır. Bu konuda Bakanlığın yaklaşımı ve sorunları aşma yönündeki
uygulamaları nelerdir?
Bir
de, tarihî turizmi geliştirme yönünde, AKP İktidarıyla birlikte son dönemde
artan ve ciddi biçimde ele alınması gereken bir zihniyet dönüşümü turizmin
karşısında bir risk olarak belirmeye başlamıştır. Biz turizmin mevsimlik
coğrafî dağılımını iyileştirmek ve yeni turizm alanları yaratmak için golf,
termal, kongre, kış, yayla, kruvaziyer, sağlık ve eko turizmini geliştirelim ya
da tanıtma ve pazarlamada bilimsel yöntemleri ve çağdaş iletişim teknolojisini
en geniş şekilde kullanalım derken, bir de bakıyoruz ki, bu konuda uygulamayı
temin edecek bir bürokrat çıkıp diyor ki: “Yayla turizmi Müslüman Türk
kültürünün yaşandığı bir tek yaylalar var. Oraları da mı turizme açalım?
Yaylaları kaybedersek şayet Turizmden kazandığımızı kaybettiğimizle
kıyaslarsak, kaybettiğimiz çok fazladır. Dünyada turizmle kalkınmış bir ülke
yok. Turizm kalkınmış ülkelerin harcıdır. Uzakdoğu ülkelerini saymıyorum.
Onlardaki çok farklı bir turizmdir. Turizm ülkelerin açtığı imkanlara göre
gelir. Öbür türlü çok fantezi turizm yapılabilir. Dağ turizm, yayla turizmi
gibi, ama bunlar kesinlikle kalkınmada bir kalem teşkil etmez. Bir düşünün
Akdeniz sahillerinde turizmden kazandığımızı düşünün. Uzun vadede bir de
kaybettiğimizi düşünün. İnan değmez.” Bunu bir bürokrat söylüyor Sayın Bakan.
Bu
sözlerden sonra da Sayın Bakan, siz çıkıp da, bakan benim, benim dediğim olacak
deseniz de, bu bürokratınızın ortaya koymuş olduğu zihniyet, sizin
iktidarınızla ifadesini bulmayan başlayan bir yaklaşımdır.
Hem
turizm hem de farklı açılardan ciddi bir tehdit olma potansiyelini ortaya koyan
bir başka olay da, geçtiğimiz ağustos ayında Gülden Aydın ile ailesini İzmir
Karaburun’da bikini nedeniyle 4 haşemalı erkek ve 10 tesettürlü kadının
saldırısına uğraması olayıdır. Bunlar şimdilik iktidarın görmezden gelmeye çağırdığı
ve bazen de bizimle birlikte olmaz dediği, şimdi küçücük ama yakında organize
bir hal alma tehlikesi olan sinyallerdir.
Turizmde
Türkiye’de çok yol almış olmasına rağmen ve AKP İktidar döneminde, geçtiğimiz
yıl sonuna kadar ziyaretçi sayısında sürekli bir artış görülse de, bu artışımız
düşmeye başlamış hatta 2006 yılının ilk 9 aylık döneminde bir önceki yılın aynı
dönemine göre ziyaretçi sayısında bir gerileme yaşanmıştır.
Turizm
makro ekonomik açıdan gittikçe gelir olarak ortaya çıkan cari işlemler açığının
belli bir seviyede tutulması için de önemli bir gelir kalemidir. Son yılda, az
önce dikkat çekmiş olduğumu gerilemeye ek olarak, turizm gelirlerinin toplam
cari işlemler gelirleri arasında 2003 yılında yüzde 18.2 olan payı, 2004
yılında yüzde 16.9’a düşerken, bu düşüş trendinin devam etmesi ve söz konusu
oranın 2007 sonunda yüzde 14.7’ye gerilemesi beklenmektedir. Bu gerileme ise,
cari işlemler açığının risklerini bertaraf etmeye yönelik bir unsurun daha,
size olan desteğin azalmakta olduğunun bir işaretidir.
Turizmle
ilgili bazı sorunları gündeme getirmek istiyorum ve neler yapılması lazım:
Turizmin sürdürülebilir kalkınma politikası ve bu doğrultuda mastır planı acil
oluşturulmalıdır. Ürettiği yüksek katma değeri, toplumun geniş kesimlerine en
etkili biçimde dağıtan farklı inanç ve kültürler arasında karşılıklı tanıma,
anlayış ve hoşgörüyü artıran ve bu yönleriyle ekonomik, sosyal ve kültürel
kalkınmaya olağanüstü katkıları olan turizm sektörü öncelikli sektör ilan
edilmelidir. Turizm işletmelerinin tümü, seyahat acenteleri de dahil KOBİ’lerin
teşviklerinden yararlandırılmalıdır. Dış turizm gelirleri ihracat gelirleri
sayılmalı ve döviz getiren firmaların ihracat teşviklerinden yararlanması
sağlanmalıdır.
Tanıtım
politikaları turizm pazarlamamızı çeşitlendirmeyi hedef alarak belirlenmelidir.
Turizm endüstrisinin vergilendirilmesinde, buradaki rekabet koşulları dikkate
alınmalıdır.
Turizm
ürünlerinin çeşitlendirilmesi ve turizm bölgelerinin yayılmalarının önünü
açacak teşvik ve destek sistemleri geliştirilmelidir. 2634 sayılı Turizmi
Teşvik Kanunu bu doğrultuda tekrar yenilenmelidir. Turizm endüstrisinin
sürdürülebilir endüstrisine destek olacak araştırma, geliştirme faaliyetlerini
gerçekleştirecek fonlara sahip bir kuruluş oluşturulmalıdır.
Tanıtımda
son birkaç yılda büyük ilerlemeler kaydedildiyse de, tanıtım kaynakları hele
Türkiye özelinde hala yetersiz kalmaktadır. Harcanan kaynaklar ise, daha
verimli kullanılmalı, bunun için Pazar araştırmalarına daha çok dayanan ARGE
faaliyetlerinin desteklediği nitelikli tanıtım yapılmalıdır. Tanıtım bütçesi
turizmdeki toplam sermaye yatırımlarının binde beşi kadar olmalıdır. Tanıtım,
planlama ve iletimde özel sektör katılımının bir an önce sağlanması gerekir.
Sayın
Bakan, turizmi ilgilendiren en önemli konulardan birisi de, KDV uygulamasıdır.
Turizm sektörü uygulamalarından olan KDV yüzde 18’den acilen düşürülmesi
gerekmektedir. AB ülkelerinde turizmde uygulanmakta olan KDV oranlarına
çekilmelidir. Örneğin, Fransa’da standart KDV oranı yüzde 20 iken, turizmde
uygulanan oran yüzde 5.5, Yunanistan’da uygulanan KDV oranı yüzde 16 iken,
turizme uygulanan KDV oranı yüzde 8, Portekiz’de uygulanan standart KDV oranı
yüzde 17 iken, turizmde uygulanan KDV oranı ise yüzde 5. Türkiye’de uygulanan
standart KDV oranı yüzde 18 iken, Türkiye’de turizm sektöründe uygulanan KDV
oranı da yine yüzde 18’dir. Ülkemizde turizm sektöründe uygulan yüzde 18’lik
KDV oranıyla bu ülkelerle nasıl rekabet yapabiliriz? Sayın Bakan, daha önceki
bütçede de turizmdeki KDV yi düşüreceğinizi, ama bırakın düşürmeyi, yeni
Belediye Gelirleri Yasasıyla daha da yüzde 3 konaklama vergisi getiriyoruz, bu
KDV’yi de neredeyse yüzde 21’e çıkarıyoruz. Lütfen buna dikkat ediniz.
Kültürle
ilgili olarak ise: Kültür açısından her ülkeye nasip olmayacak kadar zengin ve
köklü toprağın varisleriyiz. Bu mirasa rağmen onu yeterince koruduğumuzu
söylememiz biraz zordur. Uzun uğraşlar sonucu, ülkemizin envanterine
kazandırılan Karun Hazinesinin akıbeti hepimizin belleklerinde henüz tazedir.
Korkumuz odur ki, Uşak müzesinde ortaya çıkan bu durum sadece oradaki eserlerle
sınırlı olmayabilir ve yine umarız ki, 2007 programında bahsedilen başta
geleneksel el sanatları olmak üzere maddi kültür ürünlerinin ihracatını
kolaylaştıracak ve teşvik edecek biçimde ifade edilen tedbirlerde de murat
edilen Uşak müzesi örneğinde görülen durumun genel bir uygulamaya dönüşmesi
fikri olmasın. Sayın Bakan, yine aynı dokümanda, Anadolu medeniyetlerinin
kültür mirasının korunacak ve gelecek nesillere aktarılmasına ve kültürel
mirasına yönelik olarak bireylerin genç yaşta bilinçlendirilmesi hususunda
tedbirler de yer almaktadır. Genel ekonomik hedefler ve yatırımlar kitabında
yer aldığı şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığının yatırım toplamı 125.2 milyon
YTL’dir. Bu toplamın merkezi yönetim bütçesi, toplam yatırımın rakamı olan 11
katrilyon 776 milyar YTL içindeki yüzde 1.1’lik gibi düşük bir payı temsil
ettiğini ve bunun için de turizme ayrılan payın da bulunduğunu hatırlattığında,
Sayın Bakan bizlere, bitme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kültür varlığımızın
bu nedenle düşük bir yatırım düzeyle nasıl koruyabileceğimiz hususunda bilgi
verirse memnun olurum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Buyurun efendim.
ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Bölgemdeki iki tane Bizans döneminde kalma birisi
Altınoluk ve Ören kentleri var, 3.500 yıllık. Sayın Bakan, her ikisi de
belediyenin kısıtlı imkanlarıyla finans ayrılarak kazıların gün ışığını
çıkartılması için çaba sarf etmektedirler. Turizm ve Kültür Bakanlığında yardım
alınmamıştır hatta Sayın Bakan geçen sene Körfezi ziyaretinde Burhaniye
Belediye Başkanına bu kent kazıları için 100 milyar YTL göndereceğine söz
vermesine rağmen, hala bu para ne yazık ki, bugüne kadar ulaşmamıştır,
zannedersem bakanın bunu göndereceğini tahmin ediyorum. Herhalde çok fazla
yoğun çalışmalarından dolayı bunu unutmuş olabilirler. İnşallah bu yıl katkı
sağlar. Her iki tarihin gün ışığına çıkarılmasına sebep olurlar bir an evvel.
Yine,
Ayvalık İlçemiz, çam, zeytin, deniz, güneş ve kum, doğa ve mimari dokusuyla
tipik bir Ege kentidir. Ayvalık girintili çıkıntılı dantel gibi işlenmiş ve
burada bulunan irili ufaklı 22 adayla tam bir adalar cennetidir. Doğal
güzellikleri yanında ilginç mimarisi yanında dikkat çekici tarihi kilise,
manastır ve daracık sokakları ve eski taş evleriyle Ayvalık Ege’nin doğa
harikalarından biridir. Burada, 1.900’a yakın tarihi ev vardır. Burada çok
zorluk çekilmektedir buradaki kültür varlıkları kurumundan izin alınmasıyla
ilgili ve bununla ilgili ayrı bir düzenleme yapılırsa iyi olacak. Zaten Ayvalık
Belediyesinin de böyle bir talebi var. Sayın Bakan da bunu biliyor,
çabuklaştırılırsa çok memnun olacağız. Bu kadar çok tarihi eserin bir arada
bulunmasından dolayı buranın altyapı hizmetlerinin yapılması ve cephe
yapılaştırmalarının sağlıklı yapılabilmesi için bu açık hava müzesinin korunup,
gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde ulaştırılabilmesi ve devredilmesi için
desteğe de ihtiyacı vardır. Kültür Bakanlığının Ayvalık’tan elini çekmemesini
istiyorum. Sayın Bakan, geçenlerde Midilli gezisinde bu konuya hassasiyet
göstermiştir. Bunları yerine getireceğini umut ediyorum.
Kültür
ve Turizm Bakanlığı bütçemizin ülkemize, Bakanlığımıza hayırlı olmasını
diliyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Deveciler.
Buyurun
Sayın Uzunkaya.
MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli Komisyon üyesi
arkadaşlarım, değerli bürokratlar, basınımızın seçkin temsilcileri; ben de 2007
Yılı Kültür Bakanlığı ve ilgili genel müdürlüklerimizin bütçelerinin hayırlı
olmasını diliyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum.
Müsaadenizle
konuma girmeden önce Sayın Kazım Türkmen beyin ifade ettikleri arkadaşla ilgili
acaba hafızam mı beni yanıltıyor diye bilgilerimi yeniden teyit ettim ki,
Muzaffer Günay arkadaşımızı tanıyorum, Ordu kültür müdür vekili arkadaşımızdır.
Samsun ile ilişkisinden bahsetti; doğrudur. Çünkü, Samsun’da üniversiteyi
bitirdi. 1975/1976 Ordu imam hatip lisesi mezunu, 1982 samsun İlahiyat
Fakültesi mezunudur. İmamlık yoktur, imam diye tarif edildi, diyanet görevlisi
değil Millî Eğitim Bakanlığı görevlisidir.
KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Din dersi öğretmeni, çok da önemli değil.
MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – İmam ile din görevlisi ayrı, yani birisi milli eğitimde
öğretmendir, yani milli eğitimdeki öğretmenle camideki imamı önce birbirine
karıştırmamak lazımdır. Sırasıyla Kırıkkale’de, Ünye’de, Ulubey’de,
Perşembe’de, Ordu Merkez Utku Acun İlköğretimde muhtelif zamanlarda idarecilik,
müdürlükler ve öğretmenlik yaptı. Müdürlüklerden ayrılışları da hep kendi isteğiyle
olmuştur, farklı dönemlerde ayrılış, gerekçeleri de kendi talebi üzerine yer
değişikliği üzerine olmuştur. Mesela kimisi askerlikten sonra kimisi kültür
çalışmaları yapmış ki, bu arkadaşımız aynı zamanda 40’a yakın yayını olan bir
arkadaşımızdır. 12.6.2004 tarihinde de Kültür Bakanlığımız tarafından Ardahan’a
müdür vekili olarak atanmış, bilahare da Ordu’ya, zannediyorum üçlü
kararnameyle olduğu için atanamadığından vekaleten Ordu’ya atanmıştı.
Yayınlanmış eserlerinden bazıları; !Tarihi kültürü ve doğasıyla Ordu” yani
kültüre ve Bakanlığın ilgi alanına dönük ciddi bir çalışması var. “Çevre ve
ben” Bu çevreye olan duyarlılığını ihtiva eden en güzel eser. “En güzel
hikayeler” diye başlıca yayınlanmış kitapları vardır. Dini bir iki kitabı da
var. Bu arada yazdığı bir hikayede ismi geçen bir vatandaş, Haşim adında bir
vatandaş, kendi ismiyle özleştirerek ki, tamamen bir hikayedir, Ordu’da
yayınlanan bir yerel gazetedeki köşesinde hikayeden dolayı bir kişi tazminat
davası açmış, açılan davada da o gün için 49 bin lira bedel ödemiştir. Bunun
dışında hakkında ne Atatürk’e, ne ülkenin milli ve manevi şahsiyetlerine ne de
laik düzene karşı açılmış tek bir yargı ve sorgulama yoktur; ama, Sayın
Türkmen, elinde böyle bir belge varsa, bize ibraz ederlerse… O belgeyi görebilir
miyim?
KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Siz konuşmanızı yapınız, ben belgeyi size vereceğim.
MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Bu olay, 49 bin liralık tazminatla ilgili olan yeni bir
olaydır.
Değerli
arkadaşlar, ben bunu şunun için söylüyorum: Ola ki, insanlar hasbel kader,
geçen gün burada bir sosyal hizmetler il kurulu müdürünün daha önce çok önemli
bir olaydan yargılandığını, bir ideolojik ekibin içinde yargılandığını,
Giresun’da bir polis yaraladığını, aynı siyasi örgütte polis yaraladığını, ama
şu anda bir ilimizde sosyal hizmetler il müdürlüğü yaptığını ve nitekim
bunların kimisi affa uğramış, kimisi de bir şekilde farklı değerlendirmelerle
alınmış, ama hukuk devletinde bütün bunlara, hukukun çerçevesi içinde görmek
lazım gelirken ki, kaldı ki, ben size çok daha enteresanını söyleyeyim; benim
kardeşim 1999 seçimleri esnasında, 18 Nisan seçimleri esnasında Mersin il
kültür müdürü idi. Sayın İstemihan Talay benim çok sevdiğim bir arkadaşım,
dostum, hala da muhabbetim olan birisidir. Görevi geldiği günün akşamı Mersin
kültür müdürlüğünden aldı, güneyde bir ilin kültür müdürlüğüne şef olarak tayin
etti. Eğer, ideolojik yaklaşım olacaksa, ideoloji budur. Ben İstemihan Talay
ile sizi değerlendirmede bir kategori içerisinde görmek için söylemiyorum. Bunu
ben yaklaşım olarak da hiçbir zaman değişik bir konu olarak ele almadım, hep
siyaseten adam dedi ki, ben alacağım dedi ve aldı.
ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Kötü emsal olamaz.
MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Ama, bakınız, burada bir ideolojik yapılanma iddiasında
bulunursak, yanlış olur diye düşünüyorum; çünkü, bu arkadaşımızın birikimleri,
ilahiyatçı ancak çalışmaları, tezleri, yayınladığı kitaplar çoğunlukla doğa,
çevre, tabiat, hikâye ve benzeri olaylarla alakalı, farklı kaynaklar varsa, onu
da bilmem, ama ilahiyatçıdır, mesleği olarak da bundan yüksünecek bir hali
yoktur. Dediğim gibi ilahiyatçılıkla Diyanette görevli olmak, yani Millî Eğitim
Bakanlığında öğretmenlik yapıyor olmakla diğerini birbirine fazlada
karıştırmamak lazım gelir diye düşünüyorum.
Değerli
arkadaşlar, ben burada özellikle bütçeyle alakalı bir iki husus söylemek
istiyorum. Sayın Bakanım, tabii bütçe kaynaklarımızın sınırlı olduğunu
biliyoruz. Kültür Bakanlığı, aslında, kültürel değerler itibariyle Türkiye’nin
sadece içinde bulunduğumuz toplumun ve çağın kültürünü değil binlerce yıl
geriye doğru giden kültürel değerleri korumak zorunda olan bir zenginliğe ve
dolayısıyla da bu zenginliğe muvazi bir ayrılabilecek kaynağa ihtiyacı var.
Kültürel zenginliğimizin himayesi, korunması, yatırımların yapılması hakikaten
ciddi ve geniş çaplı kaynaklara ihtiyaç doğuruyor. Ama, bugünkü ekonomik
şartlarda ben inanıyorum ki, belki bir kısım bakanlıklarımızın da yaptığı gibi,
bir kısım sponsorlar vasıtasıyla bunların büyük bir kısmını zaten başardığınıza
inanıyorum, bunlardan Çanakkale’de yapılanlar ortada, hem Çevre ve Orman
Bakanlığı ve hem diğer ilgili bakanlıklarımızla beraber. Biz, bu konudaki
hizmetlerinizi bakanlık olarak takdir ediyoruz.
Geçen
seneki buradaki bütçe müzakerelerinde bir değerli arkadaşım bir değerlendirmede
bulunmuştu. Demişti ki “iki zıt bakanlık, kültür ve turizm aslında birbirlerine
çok iyi bakan değerler, çünkü turizm ileriye doğru bir kısım yatırımları
hedefler, halbuki kültür geçmiş değerlerin korunması açısından çok büyük önem
arz eder.” Ama, kanaatimce kültür ve turizm, kişisel olarak söylüyorum,
birbirlerinin tamamlayıcısı olan çok önemli iki ayrı, ama mutlaka bir arada
olması gereken çok önemli birimlerdir, ister bakanlık seviyesinde ister
kurumsal olarak bakanız. Niye; çünkü, turizm ve sizin tarihinizi tanıtmak var,
kültürünüzü tanıtmak vardır, değerlerinizi tanıtmak vardır, ama turizmi sadece
ve sadece eğer biz kum ve kumsal, deniz sahilleri, deniz sahillerindeki oteller
moteller diye algılarsak ve turizmi sadece bu noktaya tahsis edersek, o takdirde
böyle bir yaklaşım belki haklılık kazanabilir; ama, benim turizmin hedefinin
özellikle birçok medeniyetin kavşak noktası olan, tarihte birçok medeniyetin
varlığını ilan ettiği, yerleştiği, eserlerini bıraktığı hatta belki bir kısmına
belki henüz ulaşamadığımız, bir kısım kazılarına halen devam etmekte olduğumuz
bu çalışmalarla gün ışığına çıkarmaya çalıştığımız, geçmiş tarih ve
kültürümüzün inanıyorum ki, batılı turistler tarafından en cazip ve dikkat
çekici olan boyutu da bunların ziyaret edilmesidir. Belki bu arada sıcak
denizlerimizden, özellikle Akdeniz ve Ege sahillerimizin kumsallarından
yararlanmayı isteyeceklerdir; ama, ben geçtiğimiz dönemlerde de hep söyledim
ve Sayın Bakanım da gerçi işaret etti,
ama Türkiye’de turizm gelince hep akla Ege ve Akdeniz sahilleri geliyor, gerçi
siz dediniz hakikaten bir yoğunlaşma var, Karadeniz’in de artık turizm olarak,
bir turizm cenneti olabileceği gerçeğini dünya ile paylaşmak lazım.
ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Kıskanmayın oraya da gelecektir.
MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – İnsanların ilgileri farklıdır. Ben zannediyorum, sıcak
bölgelerin, sıcak coğrafyada, Ortadoğu ülkelerinin yaz mevsiminde serin,
dinlenebileceği yani batılılar genellikle güneş göremediği için Türkiye’yi
tercih eder, ama Ortadoğu kültüründe ki, iyi biliyoruz, bizim güneyimizdeki
ülkeler ve bunların çoğu da, bunu samimi olarak söylüyorum, batıdan gelen her
bir turistin üç katı dört katı para bırakan insanlar. Geçmişte Rahmetli Özal
döneminde de tecrübe edilmiş bir değerdir bu. Bu insanlar bu bölgeye çok daha
fazla para bırakan insanlardır. Dolayısıyla, onların yazın serin, yani adeta
kendi anlayışlarıyla cennetle kıyaslayabileceği yemyeşil, şelaleleriyle,
güzellikleriyle, yaylalarıyla dinlenebilecekleri sakin ortamların artık
Karadeniz Bölgesi olduğunu, Kaçkar’dan, Doğu Karadeniz’den, Artvin Dağlarından
alınız, Kastamonu’ya kadar hatta Silivri’ye kadar, Karadeniz sahillerinin bu
anlamda muhtelif bölgelerinin değerlendirilebileceğini düşünüyorum ve mutlaka
buna önem verilmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu
bakımdan, Sayın Bakanım, zaten değerlendirmeye almıştınız. Vezirköprü Kunduz,
yayla turizm açısından ve özellikle Gençlik ve Spordan sorumlu Devlet
Bakanımızın da yakın ilgisinde olduğu için söylüyorum, belki spor
takımlarımızın kamp yapabilecekleri çok önemli bir dinlenme yeri olarak da
gündeme alınmalıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
– Sayın Uzunkaya, lütfen toparlar mısınız.
MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Vezirköprü Kunduz Yaylasının bu anlamda değerlendirilmesi
ve Havza Termal Tesislerinin ki, Havza turizm kapsamına alınmıştır. Lâdik,
Akdağ yayla Çim kayakçılığı ve kışın kar kayakçılığı açısından çok önemli bir
mekan olduğunu ve yine size ve ekibinize müteşekkirim, burada da zannediyorum
ilk defa bir otelin de, Turizm Bakanlığının öncülüğünde başlatılıyor olması.
Yine yerel bir kısım çalışmalarla , Avrupa bankalarından, AB fonlarından hibe
manzumesinde yayla yolunun çok kaliteli bir şekilde hibe kaynaklarından
yapılıyor olması, size bölgemizden ufak bir cemile olarak, bir imkan olarak
hazırlamıştır; ama, esas cemileyi biz bakanlığımızdan, gayreti, himmeti
sizlerden bekliyoruz.
Keza,
Termen’in Amazon şenlikleri ki, bu tarihi, gerçi mit olarak mitolojik olarak
yorumlanıyor ve değerlendiriyor, bu değerlerinin de öne çıkarılması gerektiğini
ve bütünüyle beraber Karadeniz Bölgesinin turizm açısından da ciddi bir
değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum. Dağ, yayla, kongre,
jeotermal turizm artık bizim turizm olarak çok önem vermemiz gereken bir
husustur.
Sayın
Kılıçdaroğlu demin temas etti, kendileri de buradalar, bu kültür tabiat
varlıklarıyla ilgili son yapılan değerlendirmelere ne kadar sahiptirler
değildirler. Eğer, Sayın Türkmen’in ortaya attığı iddialar gibiyse üzülürüm,
ama gerçekten delillere dayanıyorsa, benim ona diyeceğim bir şey yok. Mutlaka
gereken yapılmalı. Ancak, ben kültür ve tabiat varlıklarımızı koruma konusunda
milletin bir vekili olarak söylüyorum, koruyan değil adeta tahribine göz yuman
bir yaklaşım içerisinde. Mevzuatımı mı, kişisel yaklaşımı mı bilemiyorum; ama,
o kadar olmaz şeyler ortaya atılıyor ki, size bir örnek vereyim: İsmail Karaman
Kültür Bakanı, ben o günkü Hükûmet döneminde de burada üyeyim…
KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Zaten Bakanın yerine geçtiniz, bırakın da Bakan cevap versin.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Müsaade buyurun, Bakan da konuşur, siz de konuşursunuz. Üsküdar’da bir olayı anlatıyorum, sadece kültür ve tabiat varlıklarındaki ilgili komisyonla alakalı. Vatandaşa açık artırmayla Millî Emlak’a ait bir yer satılıyor, müteahhide üzerinde hiçbir şey yok deniyor. Adam alıyor inşaat yapacak, kayda bakılıyor ki, üzerinde tarihi eser var deniyor. Hakikaten dümdüz bomboş bir arsa Üsküdar’da, vatandaş bir türlü aşamıyor. Beni arıyor ve benim de tanıdığım birisi. Diyor ki, böyle böyle sa