|
2007 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞME TUTANAKLARI BAŞKAN. Sait AÇBA BAŞKANVEKİLİ:
Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa) SÖZCÜ.
Sabahattin YILDIZ(Muş) KATİP.
Mehmet SEKMEN(İstanbul) ------------O---------- 16.11.2006 İ Ç İ N D E K İ L E R- kültür ve
turizm bakanlığı - devlet opera
ve balesi genel müdürlüğü -devlet
tiyatroları genel müdürlüğü S Ö Z
A L A N L A R
16
Kasım 2006 Perşembe BİRİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 10.51 BAŞKAN:
Sait AÇBA BAŞKAN
VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa) SÖZCÜ:
Sabahattin YILDIZ (Muş) KÂTİP:
Mehmet SEKMEN (İstanbul) -----0----- BAŞKAN
– Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Kültür ve Turizm
Bakanımız, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın değerli temsilcileri, diğer kamu
kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın ve
televizyonlarımızın değerli temsilcileri; Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum. 16’ncı
Birleşimin Birinci Oturumunu açıyorum. Gündemimizde
Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır. Bütçelerle
ilgili sunuşunu yapmak üzere Sayın Bakanımıza söz veriyorum. Sayın
Bakanım, süre 30 dakika. Eğer yeterli olmazsa bir 10 dakika daha ilave
yapabiliriz. Süre içinde özetlerseniz… Buyurun
efendim. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Teşekkür ederim. Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce yüce Heyetinizi şahsım
ve Bakanlığım adına saygıyla ve sağlıkla selamlıyorum. Sağlıkla diyorum, çünkü
geçen sene saygıyla yine selamladım, ama sol kolum kırık olarak selamlamıştım.
Bu sene sağlamım Allah’a şükür. Bu başlığı geçmeden önce, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin bütün üyelerine Bakanlığıma gösterdikleri anlayışlı destekten dolayı
özellikle teşekkür ederek sözlerime başlamak isterim. 2006
yılında gerçekleştirilen ve 2007 yılı için planlanan proje, hizmet ve faaliyetlerimize
yönelik programı sunmak üzere zatıalilerinizin huzurlarınızdayım. Sayın
Başkanım, sayın milletvekillerim; ayrıntıya girmeden önce, kültür ve turizm
alanlarındaki genel perspektifimizi sizlere takdim ederek konuşmama başlıyorum.
Malumalileriniz olduğu üzere, Bakanlığım iki bakanlığın birleşmesiyle meydana
gelmiş ve bu birleşme Hükûmetimizin daha önce öngördüğü bir vizyon çerçevesinde
oluşturulduğu için, 2004 yılı büyük ölçüde konuyla ilgili kanunların
çıkarılması çerçevesinde sürmüştür. 2005 yılının bir bölümü de, buna bağlı
olarak alt mevzuat düzenleme çalışmaları içinde geçmiştir. 2005 yılının ikinci
yarısından başlanarak özellikle bu yıl yoğun bir biçimde bu mevzuatın uygulanma
yılı olmuştur. Takdir
edersiniz ki, mevzuat uygulandığı takdirde sonuç getirecektir. Biraz sonra arz
edeceğim tablo, bu çalışmaların ne denli bir ihtiyaca tekabül ettiğinin
başarılı bir göstergesidir. 2007 yılı içinde de benim bir seferberlik olarak
tanımladığım uygulama çalışmalarımız aynı hızla devam edecektir. Yine,
çıkardığımız bu kanunların ve yönetmeliklerin uygulanması sırasında görülen
aksaklıkları gidermek maksadıyla, hem kültür hem de turizm bakanlığının
ihtiyacı olan ve uygulama neticesinde bu ihtiyaç iyice belirdiği için bir torba
kanun hâlinde kanun tasarısını Bakanlar Kurulundan komisyonlara intikal
ettirdik. Dün bizim bu komisyonumuz toplanabilseydi bugün orada bunun
savunmasını yapacaktık, ama, ben buradayım, Sayın Müsteşarım da Kültür
Komisyonunda o Kanun’un savunmasını yapacak. İnşallah en yakın zamanda Millet
Meclisine indiği zaman bütün milletvekillerimizin desteklerini bekliyorum. Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; yaptığımız bu mevzuat çalışmaları bir hükûmet
programının yansıması olduğu içindir ki, çalışmalardan Bakanlığım kadar il özel
idareleri, belediyeler ve Vakıflar Genel Müdürlüğü de aynı şekilde yararlanmış
ve bu kuruluşların da işbirliğiyle Türkiye bu anlamda tarihinde hiç görmediği
kadar âdeta bir şantiye görüntüsü kazanmıştır. Bunlardan sadece Topkapı
Sarayı’nda gerçekleştirdiğimiz çalışmaları özetlemek bile çalışmalarımızın
bütünü konusunda aydınlatıcı olacaktır. Topkapı
Saray’ında; Topkapı
Sarayı idarî yapı, Harem ve Çin porselenleri deposu bakım ve onarımı, Saray
yapıları ve kumaş deposu bakım ve onarımı, idarî yapı münferit onarım ve depo
ikmal işi, Alay Köşkü münferit onarım işi, İç Avlunun yeniden tanzimi
tamamlanmıştır. Çatı
onarımı ve kurşun kaplama işi, Kubbealtı ve Adalet Kulesi onarımı, Bağdat Köşkü
onarımı, Ağalar Camii ve eski komiserlik binalarının onarımı, Karamustafa Paşa
Köşkü, sünnet odası, hekimbaşı odası, kumaş deposu onarımı, eski Teşvikiye ve
Gülhane Hastanelerinin restorasyonu devam etmektedir. Matbaa-i
Amire binasının Topkapı Sarayı geçici depoları hâlinde düzenlenmesi, güvenlik
sisteminin yapılması, Çin porseleni depolarına depolama sistemi yapılması, Has
Odalıklar Salonu’nun teşhir ve tanziminin yapılması, Harem, Karaağalar,
Şehzadeler Mektebi, Ocaklı Sofa onarımı, Topkapı Sarayı acil münferit
onarımları işlerinin ihale çalışmaları devam etmektedir. Niçin
özellikle Topkapı üzerinde durduk? Maalesef, Topkapı’da yirmi yirmi beş yıldır
hem yapısal anlamda hem de personel anlamında herhangi bir şey yapılma imkânı
bulunamadığı için. Orada büyük bir tarihî hazinenin riskli bir duruma girdiği
için bu örnekleri verdik. Şimdiye
kadar 13 trilyon lira harcandı. Bütün bu söylediklerimiz bitince, aşağı yukarı
70-80 trilyon harcanacaktır. Yalnız içindeki objeler değil, bizatihi Saray’ın
bir kültür hazinesi olarak mimarî açıdan da ortaya çıkarılması söz konusu
olacaktır. Bu
konuyla ilgili çalışmalarımız dağıtılan dokümanda teferruatlı olarak açıklanmış
olduğundan, vaktinizi almamak için sadece Topkapı’yla iktifa ediyorum. Yalnız,
arzım şudur ki, gerek halkımıza sağladığımız imkânlarla gerekse kendi
imkânlarımızla ilk defa yirmi ay içinde bin küsur onarım yapılmıştır. Bu,
resimleriyle, eski haliyle yeni haliyle de huzurunuza ve sizlerin incelemesine
sunulmuştur. Gerçekten, bu rakamlar inşallah 2007’de daha da artacaktır, ama
bir tek misal vereyim: 2004 yılında sadece 56 onarım yapıldığında, şu 21 ay
içinde yapılan bin küsur onarım ne kadar büyük bir hamle içinde olduğumuzu
göstermektedir. Takdirlerinize arz ederim. Sayın
Başkanım, sayın milletvekillerimiz; Bakanlığımız yukarıda açıklanan mevzuat
çalışmalarıyla işin sadece hukuki boyutunu çözmekle yetinmemiş, bu anlamda
finans kaynaklarını da temin ederek, çıkarılan yasaların uygulanmasına işlerlik
kazandırmış, üstelik de bu kaynaklar turizm bölgelerine tahsis edilen
alanlardan elde edilen altyapı katılım payları gibi bütçe dışı imkânlarla da
sağlanmıştır. Özellikle turizm potansiyeline sahip Anadolu’nun ücra
köşelerindeki yerel birimlere sağlanan imkânlar maddî katkının ötesinde
psikolojik motivasyonlar da sağlamış, Bakanlık katkılarıyla yerel imkânların
birleştirilmesi ortaya çok başaralı örneklerin çıkmasına vesile olmuştur. Bu
anlamdaki katkılarımız alt yapıya, restorasyon çalışmalarına ve kültürel
faaliyetlere yönlendirilmiştir. Yalnız bilinen yerlerde değil, bilinmeyen
yerlerdeki kültürel değerlerimiz ve turistik değerlerimiz de gün ışığına
çıkarılmıştır. Bakanlığımın
kültürel anlayışı küreselleşme, Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi çerçevesinde
ele alınmaktadır. Bu meyanda, kültür kavramına ilişkin yaklaşımımız dünya
genelinde kabul gören ve kültürü bir arada yaşayan toplulukların entelektüel ve
moral özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş, bir bütün olarak algılayan
ve beraber yaşama bilinci sağlayan bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu anlayış
kapsamında Türkiye’nin içinde bulunduğu kalkınma süreci vatandaşlarımızın
entelektüel, yapısal ve moral varlıklarını gerçekleştirmelerinin bir aracı
olarak da görülmektedir. Kültür kavramına yönelik bu yaklaşım çerçevesinde
şekillendirdiğimiz kültür programlarımız önceden belirlenmiş toplumsal
farklılıklar ve çeşitliliği yok sayan bir kültür politikası telkin etmek
yerine, çoğulculuğu öne çıkaran, herkesin kendisini dilediğince ifade etmesine
imkân sağlayan bir kültür ortamı sağlamak temelinde şekillenmiştir. Yani,
kültür politikası değil, kültür programı tatbik ediyoruz. Bu çerçevede, kültürel
çeşitliliği güvence altına alan, sanatın geniş toplum kesimleriyle buluşmasına
imkân sağlayan ve sanat üreten kesimleri destekleyen bir yönetim anlayışını
benimsemiş bulunmaktayız. Bu noktadaki temel ilkemiz kendini tanımaktan ve
açıklamaktan korkmayan bireyi ve toplumu meydana getirmek şeklinde
özetleyebiliriz. Toplumun kendi öğeleriyle ürettiği kültürü beslemek ve
desteklemek için gerçekleştirdiği bir dizi atılımın ötesinde, Bakanlığım,
yasakların yasak olduğu bir Türkiye yaklaşımı temelinde, çağdaş dünyanın
gereklerini yerine getiren, AB ülkeleriyle uyumlu, hoşgörü anlayışıyla
bütünleşmiş bir Türkiye kültür programının yürütücüsüdür. Bu çerçevedeki kültür
anlayışımızı başka alanlarda olduğu gibi, Avrupa Birliği müzakereleri
çerçevesinde de sorunsuz yürütmekteyiz. Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, 2004 ve 2005 yıllarında yaklaşık yüzde
50’ye varan turist ve turizm gelirleri artışlarıyla dünyayı şaşırtacak bir
başarı öyküsünü gerçekleştirmiştir. Fakat, içinde bulunduğumuz 2006 yılında
dünyada ve ülkemizde ortaya çıkan -ve bu gelişmeleri gayet iyi biliyorsunuz,
fazla da irdelemek istemiyorum, ama, eğer sorunuz olursa ariz amik de sizlere
arz etmekte fayda mülahaza ederim- birtakım gelişmelere paralel olarak Türkiye
turizminde bir duraklama söz konusu olmuştur. Rakamlar öyle gösteriyor ki, bu
yıl geçen yıla oranla yüzde 5 civarında sayı itibarıyla bir eksiyle
kapatacağız. Dileğimiz ve çalışmamız bunun bu yıla özgü olması ve biraz sonra
açıklayacağım, daha doğrusu sorularınızla açıklayacağım hususların 2007’de
tekrarlanmaması şartıyla, olanca çalışmalarımızla 2007’nin 2005’teki başarıyı
tekrar edecek bir mevsim olarak geçmesinin alt yapısını hazırlıyoruz. Bakanlığım,
2007’nin daha iyi bir yıla dönüşmesi için elinden gelen bütün gayreti
göstermektedir. Şu andaki verilerimiz, gerek Avrupa’da gerek Rusya’da gerek de
Uzakdoğu’daki bağlantılarımız gelecek yılın olumlu bir tablo çizeceği
şeklindedir. Turist
sayısındaki azalmada ortaya çıkan tablo daha çok kitle turizmini etkilediğini
bize gösteriyor. Başta İstanbul olmak üzere, kültür turizmi ağırlıklı
girişlerde artış söz konusudur. Mest Turizmde Antalya ve Ege Bölgesi eksi
değerler gösterirken, bütün bir yıl boyunca İstanbul geçen yıla oranla yüzde
10’luk bir artış göstermiştir ve bu da kültür turizmi ağırlıklı girişlerde
artışın, bize, turizmi çeşitlendirme konusundaki gayretlerimizin ne kadar doğru
olduğunu da göstermektedir. Buradan hareketle ve yılın ilk yarısındaki verilere
bakarak, turist sayısındaki azalmaya karşın gelirlerde azalma olmayacağını veya
çok az bir azalmayla kapatacağımız kanaatindeyim 2006 yılını. Bizim
bu yıl turizm noktasındaki en önemli çalışmamız, yıllardan beri sözü edilen ama
bir türlü gerçekleştirilmeyen mastır planımızın bir stratejik anlayışla
kamuoyuna takdim edilmiş olmasıdır. İlgili sektör temsilcilerinden çok olumlu
tepkilerle zenginleşen bu çalışma artık tüm sektörün önünü aydınlatan bir yol
haritasıdır. Bu planda da açıkça görüldüğü gibi, turizm Türkiye’nin gelecekte
de en önemli sektörlerinden biri olmaya devam edecektir ve üzerinde çok kafa
yormamız gereken bir alandır. Bu anlamda, Bakanlığımız, 2006 yılı içinde
özellikle termal turizme ve kış turizmine yoğunlaşmıştır. İnanıyorum ki, bugün
deniz, kum, güneş potansiyelinin bize sunduğu imkânları gelecekte bu iki alan zenginleştirerek
devam edecektir. Bu iki alana bir başka alan da, 7 vilayetimizde destinasyon
çalışmalarına ve alt yapı çalışmalarına başladığımız kongre turizmi
çalışmalarıdır. Özellikle kitle turizminde ortaya çıkan azalmanın sebepleri
arasında sürdürülebilir turizm anlayışından sapmalar etkili olmaktadır. Bunun
için geçtiğimiz kış Antalya ve çevresinde yerel yönetimlerle birlikte yoğun
arıtma çalışmaları gerçekleştirdik. Bugün memnuniyetle ifade edebilirim ki,
Antalya ve çevresinde bir damla su arıtılmadan denize ulaşmamaktadır. Sadece
Alanya 2007’de bu durumun içine girecektir ve yine 2007’de özellikle Mersin ve
Muğla bölgesini baştan aşağıya yenileme açısındayız. Çünkü, bu, çevre açısından
en önemli problemlerimizden birisidir. Yalnız kanalizasyonun olması değil,
arıtma tesislerinin de olması çok önemlidir ve biz, bütün beldelerimizin ve
ilçelerimizin ve vilayetlerimizin belediyelerine, bu hususta, İller Bankasıyla
beraber, Çevre Bakanlığıyla beraber yardım etmekteyiz. Antalya’da da bu sene bu
açıdan çok iyi netice aldık. Yine, Bodrum Yarımadası bizim için fevkalade
önemlidir. Bunu da 2007’de bitirmek niyetindeyiz. Başka bölgelerdeki, yani,
Karadeniz Hopa’dan İskenderun’a kadar bütün bölgelerdeki kanalizasyon ve arıtma
tesislerini halletmeden dünya çapında bir Mas turizm rekabetinin hakkından
gelebilme imkânımız yoktur. Sayın
Başkanım, sayın milletvekillerim; bilindiği üzere, Avrupa Birliğinin 3 Ekim
2005 tarihinde Türkiye’yle resmen başlattığı katılım süreci müzakere
çalışmaları devam etmektedir. Müzakere Çerçeve Belgesindeki “35 Müktesebat”
başlığındaki, Bakanlığımızın sorumluluğunda bulunan 14 fasıldaki tarama süreci
başarıyla tamamlanmıştır. Bu fasıllardan fikrî mülkiyet faslı çalışmaları
Bakanlığımız ile Türk Patent Enstitüsünün eş başkanlığında gerçekleştirilmiştir.
Fikrî mülkiyet faslında Bakanlığımızca 8 adet sunum gerçekleştirilmiş ve
uygulamaya yönelik diğer sunumlar ilgili bakanlıklarla koordinasyon sağlanarak
hazırlanmıştır. Ayrıntılı tarama toplantısının ardından “Fikrî mülkiyet”
başlığı altında sivil toplum kuruluşlarının bilgilendirilmesine yönelik bir
toplantı gerçekleştirilerek tarama süreci hakkında geniş bir bilgi verilmiştir.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Kültür 2000 programı kültürel diyalogun ve
Avrupa halklarının kültür ve tarihine ilişkin müşterek bilgilerin
geliştirilmesi ve Avrupa Birliğinde kültüre erişimin ve katılımın sağlanmasını
amaçlayan Avrupa Komisyonunun topluluk programlarından birisidir. Türkiye’nin
2006 yılından itibaren programa katılacağını belirten mutabakat zaptı Avrupa
Komisyonu tarafından 19 Eylül 2005 tarihinde onaylanmıştır. 25 Ekim 2005
tarihinde Brüksel’de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür 2000 programına
katılımı hakkındaki Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan
mutabakat zaptı Bakanlar Kurulunca 12.12.2005 tarihinde de onaylanmıştır.
Kültür 2000 programının devamı niteliğinde olan ve 2007-2013 yıllarını kapsayan
Kültür 2007 programıyla ilgili bilgilendirme ve görüş alma toplantısına katılım
sağlanmış ve Bakanlığımızın katılımı yönündeki olumlu görüşleri dile
getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin programa tam üyeliği de bu arada
kararlaştırılmıştır. Kültürler arası diyalogun artırılması, kültür sektöründe
çalışanların ve sanatçıların kültür ve sanat ürünlerinin uluslararası dolaşımının
geliştirilmesini hedefleyen 2007-2013 programı Türkiye’de Kültür ve Turizm
Bakanlığı tarafından oluşturulan kültürel irtibat noktası aracılığıyla
yürütülmektedir. Bu
noktada, Kıymetli Başkanım, kıymetli milletvekillerim; biz, yıllardır söylenen,
ama, bir türlü yapılmayan bir başka hususu da tamamlamak üzereyiz. Bu
tamamlamak üzere olduğumuz şey, kültür varlıklarımızın envanteri çalışmalarıdır
ki, Aralık ayı sonunda zatıalilerinizin hepsine sunacağız, bütün çalışmalar son
aşamaya gelmiştir. Sadece İstanbul’da yüzde 5’lik bir envanter çalışmalarında
eksiklik vardır, o da bir aya kadar bitecek. Şimdiye kadar bilmediğimiz,
bilmeden yaptığımız çalışmaları, kültürel varlığımızın il il, ilçe ilçe, köy
köy taranmasıyla yeni bir envanter çalışması yapılmıştır ve bu envanter
çalışmasında calibi dikkat noktalar ortaya çıkmıştır. 25 bini İstanbul’da olmak
üzere, 45 bini de İstanbul’un dışındaki yerlerde Türkiye’de 70 bin kültürel
varlığımızın hepsinin kayıtları, envanter çalışmaları hem kağıt üstünde hem de
dijital ortamda tamamlanmıştır. Bundan sonra, aynı 2023 Turizm Stratejisi gibi
bu hususta da artık elimizde bir kültür envanterimiz olacaktır. Bundan sonra
gelecek bakanlar bu hususu, yapacakları programları bunu done olarak
alacaklardır. Mesela, geçen sene de arz etmiştim “Türkiye o açıdan çok büyük
bir ülke, 2.600 tane höyük var” demiştim. Halbuki, bu rakam 2.600’den çok
yukarı çıktı. Aşağı yukarı 20 bin höyük ve 3 bin antik kentin olduğu bir
Türkiye’de yaşıyoruz ve bunun hemen yanıbaşında, yine sizlere verdiğim
bilgilere göre, geçen sene Türkiye’de 115 tane antik tiyatronun olduğunu
söyledik. Bu sene yapılan son araştırmalara göre, Özgen Bey’in kitabındaki
noktalara ve bizim envanter çalışmalarımıza göre, bu sayı 220’ye çıktı. Yani,
bütün bunların tamir edilmesi, restüte edilmesi, restore edilmesi ve
rölevelerin çıkarılması için elimizde ne olduğu şimdiye kadar maalesef
bilinmiyordu. Ama, bundan sonra, hem kültür alanında hem turizm alanında
varlıklarımız biliniyor. Ama, bu demek değildir ki, sadece bunlarla kalacak.
Belki yeni araştırmalarla da daha da artacak. Ama, yapılan husus şudur:
Türkiye’nin kültür ve turizm potansiyeli nedir, nerelerde ne var, nerelerde ne
yapılabilir? Artık, bu, Bakanlığımızın elindedir. Bu hususta, entelektüel
çevreye, siyasi partilerimize ve sektörün hem kültür sektörünün hem turizm
sektörünün temsilcilerine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ederken, bu
çalışmaları kendi imkânlarımızla yaptık ve bu imkânlarını ve kabiliyetlerini
ortaya koyan kendi bürokratlarıma da huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Sayın
Başkanım, sayın milletvekillerim; konuşmamın genel perspektifi içinde de
görüleceği üzere, Hükûmetimizin göreve gelmesiyle, Bakanlığım, önce hukukî alt
yapısını yeniden oluşturmuş, müteakiben yoğun bir uygulama hamlesi başlatılmış,
bu hamle önümüzdeki yılda da aynı aşk ve heyecanla sürdürülecektir.
Zatıalileriniz de görmektedir ki, Resmî Gazetede bunların fiilen işlemesi için
ilanları her ay çıkmaktadır. Zannediyorum bütün bunlar ocak sonuna kadar
tamamlanacak ve sektörün, tatbikatçıların emrine sunulacaktır. Bu açıdan
baktığımız zaman, her zaman da bahsettiğim gibi, yepyeni kültür ve turizm
merkezlerinin ve dünyaya açılan merkezlerinin kurulacağı günlerin yakın olduğu
kanaatindeyim. İşte, gönlümde bir Tarsus, gönlümde bir Çeşme, Edremit, ama,
Karadeniz’in yayla turizmini de ve Karadeniz’in ortasında bir Sinop ve
Samsun’dan Hopa’ya kadar yayla turizminin olduğu otellerin ve yayla turizminin
konseptinin geliştiği ve Edirne’de, onbir köprüsüyle yepyeni bir hale gelecek
Edirne’de ve belediyeyle beraber yapacağımız çalışmalarla Selimiye’nin ortaya
çıktığı bir Edirne’de, Balkanlar’ın turizm merkezi olmasını ve kültür merkezi
olmasını üniversiteyle beraber tabii, arzu ettiğim bir ortam için sizlerden
destek bekliyorum. Şimdiye kadar gösterdiğiniz desteklerden dolayı çok teşekkür
ediyorum. Konuşmamı
tamamlarken Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla ve sağlıkla selamlarım. BAŞKAN
– Sayın Bakana çok teşekkür ediyoruz. Değerli
arkadaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşmelere
başlıyoruz. İlk
söz Sayın Türkmen’in. Buyurun
Sayın Türkmen. KÂZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri;
bugün burada 2007 yılına ait Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bütçesini
görüşüyoruz. Geçmiş yıllarda Turizm ve Kültür Bakanlığının birbirine bağlanması
konusunda bu konunun fevkalade yanlış olduğunu, Türkiye’nin geleceği
bakımından böyle bir birleşimin hiç de
uygun olmayacağını, hem Türkiye kültürü bakımından hem de turizm bakımından
ileride büyük yanlışlıkların kaynağı olacağını burada Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu olarak savunmuş olmamıza rağmen, ne yazık ki, bu iki bakanlık birbiriyle
birleştirilmiştir. Halbuki, Türkiye coğrafyasına baktığımız zaman, kültür,
başlı başına bir bakanlığı değil, birçok bakanlığı içine alacak kadar etkili
olan bakanlıkların başında gelmektedir. Bugün
burada, ilgili arkadaşlarımız, tabii, kültürle ilgili, yapılanlarla ilgili çok
fazla şeyler söyleyecekler. Ama, Kültür Bakanlığındaki görevli arkadaşlarımızın
yapmak istedikleri, ortaya koydukları bilinç Türkiye’nin kültürü müdür, yoksa,
Sayın Bakanın Türkiye’de çok meşhur olan uyumasının ötesinde, kadrolaşma
hareketi midir? Şimdi, arkadaşların bir tanesi ben burada konuşurken, istihza
ile böyle gülüyor. Ama, bir de ben konuştuktan sonra şimdi bunları
dinleyeceksiniz. Sayın
Bakan, siz Ordu’yu çok yakinen tanıyorsunuz. Ordu iline geçen sene geldiniz, 25
Ağustosta, 2006 yılında Ordu kültür sarayının temelini atacağını söylediniz.
Buradaki bu yer, 10,5 dönüm olan bu yer benim belediye başkanlığım dönemimde
kültür sarayı yapılması amacıyla bağışlanmış olmasına rağmen -bugünkü değeri en
az 20 trilyondur biliyorsunuz- orada bu sözü vermiş olmanıza rağmen, hâlâ,
bütçelere bakıyorum, bununla ilgili bir ödenek yok. Siz Kültür Bakanı olarak
Ordu halkına 2006 yılında temelini atacağını söylediğiniz acaba Ordu Türkiye’de
yok mudur, yoksa siz temelini attınız da gerçekten bizim bundan haberimiz mi
yok? Bunu çok merak ediyorum. Bunu herhangi bir milletvekili söylemiyor,
bürokrat söylemiyor. Siz Ordu’da bunu söylüyorsunuz, biz de bunu müjdeyle kabul
edip size teşekkür ettik böyle bir oluşumdan dolayı. Ama, ne o atıldı ne de
2007 yılının programında bu var. Değerli
arkadaşlarım, başka bir konuya girmek istiyorum, asıl önemli olarak söylediğim
o. Zaman bakımından yanlış tarih vermiş olabilirim. Ama, bir tanesini 1988’de
olduğunu biliyorum, diğeri de farklı. Samsun’da din görevli öğretmeniyken,
Türkiye Cumhuriyeti’ne, Büyük Millet Meclisine ulusun bölünmez bütünlüğü
konusunda dava açılan, iki defa üst üste ceza alan bir din görevlisini,
geldiniz orada kültür müdürü yaptınız.
Şimdi, bu benim dediğim konu, davalara geçmiş, dosyalara işlenmiş,
böylesine bir ceza almış, ancak, almış olduğu ceza memuriyet yapacağı miktarın
altında olduğu için, iki defadır bu, dosyalarınızda vardır. Biz bunu bütün
ısrarlarımıza rağmen, böyle bir müdürün Ordu gibi tarihi kültürlere bağlı,
geleceği parlak, turizme açık bir ilde, bırakın turizmi geliştirmeyi kültürü
geliştirmeyi, Ordu iline, Karadeniz’e çok büyük kötülük yapacağını, bunun böyle
bir örneğinin Türkiye’de silsile yoluyla devam ettiği konusunda tüm
uyarılarımızı sadece muhalefet, efendim, işte, bizim yapmış olduğumuz atamalara
ilişkin muhalefet görevini yapıyor bir anlayışı içerisinde bunları dikkate
almadınız. Şimdi,
Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti’ne, bu Büyük Millet Meclisine Türkiye’nin
bölünmez bütünlüğü konusunda iki defa mahkemeye çıkmış, bu konuda belirli bir
ceza da almış olan yirmi yıllık bir din görevlisinin, Türkiye’nin kültüründeki
yeri, gelecekteki koyacakları önemli katkılar nedir Sayın Bakan? Böyle bir
anlayışın -başka birisi önermiş olsa bile- siz Türkiye’nin geleceğinden,
kültüründen, turizmden sorumlu bir bakan olarak nasıl oluyor da böylesine ceza
almış olan insanları siz Ordu’da ve birçok yerde bunları müdür olarak
atayabiliyorsunuz? Şimdi,
değerli arkadaşlarım, bu arkadaşımız başka bir şey daha yapıyor. Özel çıkar
amaçlı -bunları burada ifade ediyorum- bir Ordu tanıtıcı bir broşür, kitap
basıyor. Kültür müdürlerinin, turizm müdürlerinin bir şeyi de telif haklarını
korumakla görevli değil midir Sayın Bakan? Şimdi, bu arkadaşımız, başkalarının
izni olmadan, fotoğraflarını, eserlerini o kitabına koyduğu için şu anda
yargılanıyor. Nasıl oluyor bu? Yani, asıl koruma görevi yerine bir ölçüde
kültür hırsızlığı yaparak, başkasının onayını almayarak tekrar orada
yargılanıyor. Yani,
yazık oluyor Türkiye’ye Sayın Bakan, yazık oluyor. Sadece farklı şeyler değil.
Bakın, geçen seneden bu seneye kadar sadece Ordu ilinde turizm olarak gelen
insanların sayısı 60 bin, tabii, bu sadece size bağlı bir olay değil. Biraz
önce sizin söylediğiniz başka bir olay vardı. Bir de şu oluyor: Ama, Ordu gibi,
Karadeniz gibi tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, yaylasıyla, bir cennet gibi
olan yerlerde kültür ve turizm müdürlüğü yapabilmek için, önce, Türkiye
Cumhuriyeti’ni, onun güzelliklerini benimsemek onu ortaya çıkarmak, tüm tarihi
değerleri kamu oyuna sunmak gibi kültür müdürlerinin bir görevi vardır. Ama,
sizin yapmış olduğunuz atamalar Türkiye’de kültür turizminin gelişmesine değil,
belli bir kadronun iş başına gelmesi doğrultusundan ne yazık ki öteye geçmiyor.
Bu
konuda çok şey söylenebilir. Belki, arkadaşlarımız çok farklı şey
söyleyecekler, ama, son derece yanlış yapılan işler. Bu vermiş olduğum örnek,
Bakanlığınızın kültür ve turizm
anlayışını çok net biçimde ortaya koymaktadır. Böylesine yapılan atamalar
yalnızca orada değil, daha 10 gün önce Gümüşhane’de yapmış olduğu atama tüm
Türkiye’nin basınına, medyasına binlerce sayfalarına yerleşti. Siz
biliyorsunuz. Yani,
ezcümle olarak şunu ifade edeyim: Her geçen gün, turizmle ilgili, kültürle
ilgili Türkiye kan kaybetmektedir. Batı Anadolu, Ege bölgelerindeki turizm
anlayışı çok farklı olabilir. Ama, sizin oraya koymuş olduğunuz kültür ve
turizm anlayışı içerisinde Türkiye’deki kültürün gelişmiş olması hiç mümkün
görünmüyor. Kültür kadrolaşma üzerinde değil, bilgi ve deneyim üzerindeki
kadrolarla oluşur, onlarla gelişir, onlarla büyür. Ümit ediyorum ve diliyorum
ki, bakın, bunu incelettiğiniz zaman, bu yapılan yanlışlıkların derhal giderilmesi
lazım ve bu Kültür Müdürünün oradan, görevden alınması lazım. Orada hizmet
yapan bir Bakan olarak, eğer orada bir emeğim var, bir hakkım var, diyoruz ki,
var, olur, ben de inanıyorum, böylesine bir insan Ordu’ya yakışmıyor Sayın
Bakan, Ordululara hiç yakışmıyor. Lütfen bu insanı buradaki kültür müdürlüğü
gibi ulvî bir görevin başında bırakmakta asla ısrar etmeyin. Ümit ediyorum ki,
bu dediklerimi dikkate alırsınız. Ama
Sayın Bakanım, ifade edeyim, arkadaşlar burada, o arsa şartlı verilmiştir; beş
sene içerisinde bitirilmek kaydıyla verilmiştir. Orada, biliyorsunuz, şu anda
bir kültür sarayı yoktur. Hatta Ordu Merkez’deki kütüphane bile alınmış, semtin
dışına çıkarılmıştır. Şu anda orada kütüphane bile yoktur. Böylesine güzel bir
yeri bugün siz Bakanlık olarak almaya kalksanız, tam 20 trilyon para ödemeniz
gerekir. Yani, yazık oluyor buraya. Yani, geriye gidecek, onu görüyorum. Şartlı
verildi. Mülk sahipleri eğer bu sene de bir temel atılmazsa, bir ödenek
kurulmazsa, 20 trilyon gibi Kültür Bakanlığı, hem Kültürden hem de arsadan
yoksun olacak. Ne olur hiç olmazsa buraya bu arsa geriye gitmeden kültür
sarayını... (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Toparlar mısınız. KAZIM
TÜRKMEN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım. ...gelecek
kuşaklara kültür sarayımızı kazanalım diye düşünüyorum. Ama özellikle de
Türkiye’deki medeniyetleri bilen, kültürden yana olan, medeniyetten olan,
çağdaş insanları lütfen kültür ve turizm müdürü yapın. Böyle insanları değil. Teşekkür
ediyor, saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Türkmen’e. Sayın
Kılıçdaroğlu... KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan. Kültür
Bakanlığının önemi, aslında, bütçesiyle kıyaslanmayacak kadar önemli bir
bakanlık. Çünkü, kuruluş felsefesi, kendi ulusal kültürümüzü yaşatmak ve o
kültürü geliştirmek, çağdaşlaştırmak ve toplumu bir anlamda eğitmektir. Bu
bağlamda Kültür Bakanlığına baktığımızda, Kültür Bakanlığının bu görevi yerine
getirmediğini görüyoruz. Kültür Bakanlığı sadece belli kitapları yayınlar, belli
kitapları satın alır, DÖSİM aracılığıyla da belli malları satar ve onun dışında
da partizanlık yapar. Kültür Bakanlığının bize çizdiği tablo bu. Şimdi,
şöyle bir örnek vereceğim: Sayın Bakanın masasının üzerinde çok güzel iki
ciltlik bir kitap var. Karton bir kutuya konmuş. Anadolu Selçukluları ve
Beylikler Dönemi uygarlığını anlatan. Bunun dün akşam baktım ben, Divriği Ulu
Cami oldukça geniş kapsamlı yer almış. Bu konuda çok da kitap var. Divriği Ulu
Cami dünyada örneği olmayan, UNESCO’nun da koruma altına alınması gereken
tarihî eserlerden biri olarak gördüğü bir eser. Selçuklu eseri. Mihrabı gül
işlemeli ve tek çivi yok, tamamen oymalarla yapılmış. Olağanüstü el
işlemeciliği var. Fakat, bu eser, ne hikmetse, her seferinde ölümüne terk
ediliyor. Onarım yapılıyor ama, onarım o tarihî binalar, tarihî taşlar, ya
çiviyle veya başka nedenlerle yıpratılarak onarılıyor. Şimdi, bu konuda, ben,
bir bilim insanının yazısını okudum, Sayın Doğan Kuban’ın yazısını okudum ve o
yazıyı okuduktan sonra etkilendim ve bununla ilgili özel bir yasa hazırladım;
teklif. Buranın onarımı için özel bir komisyon kurulmalı, Ortaçağ’ı iyi bilen
uzmanlar bir araya gelmeli, teklifi yine Sayın Doğan Kuban’a gönderdim. Hocam,
bu teklif yeterli midir, doğru mudur, yanlış mıdır diye. Bazı düzeltmeler
yaptı. O düzeltmeler üzerine o teklifi verdim. Fakat bu tekliften bir ses
çıkmadı. Aşağı indirdik, Genel Kurula, 45 gün geçtikten sonra, ben bekledim ki,
Hükûmet kanadından da teklife destek gelir ve buranın onarımı için hem ayrı bir
komisyon kurulmuş olur hem bu cami kurtarılmış olur. Sağ olsun İktidar
kanadından da destek verildi ve bu Tasarı'nın Genel Kurula inmesi kabul edildi.
Sonra biz bu teklifin öne alınmasını ve bir an önce yasalaşmasını istedik.
Fakat, orada ret çıktı. Bu şu anlama geliyor: Bu teklif hiç çıkmayacak
demektir. Şimdi,
Sayın Başbakan da Sivas’a gittiğinde bu olay anlatılıyor ve Sayın Başbakan
süratle buraya 3 trilyon lira para gönderiyor onarımı için. Fakat bir yere para
göndermek yetmiyor. Özellikle bu tür eserler için. Bu tür eserler bir bina
yapmak, bir öğrenci yurdu yapmak, Toplu Konut İdaresinin bina yapması değil ki.
Bunlar, üzerinde, öncelikle, çok uzun çalışılması gereken, taşların üzerinde
çalışılması gereken, yıpranan taşların tekrar yapılmasını öngörecek, o işçiliğe
sahip olacak, onu denetleyecek bilim insanlarının bir arada olduğu bir ekip
tarafından yapılması gereken bir uygulama. Ayrıca, etrafındaki gecekonduların
yıkılması ve bunun açılması lazım. Su kanalları bina su alıyor temellerden,
onun açılması lazım. Bütün bunların yapılması gerekiyordu. Ama, maalesef kabul
edilmedi. Şimdi bunu kabul etmeyen bir Kültür Bakanlığının ben kültürü
geliştirme konusunda çaba harcayacağı konusunda çok ciddi endişelerim var. Bu,
çok açık, net, somut bir örnek. İkinci
önemli nokta, bakın, geçen gün İnternette gezinirken, Batman selinden sonra
ortaya çıkan bir tablo. Şimdi tabloda bir yerde 10.000’e yakın eser su almış.
Bu eserlerin kurtarılması için Balıkesir’den Batman’a 14 tane gönüllü kişi
gidiyor. Bunların hiçbirisi kamu görevlisi değil. Dün Batman Kültür Müdürümüzü
aradım. Acaba bu eserlerin kurtarılmasıyla ilgili Kültür Bakanlığı bir şey
yaptı mı? Çünkü bunların içinde 500’ü el yazması; yani, tahrip olduktan sonra
kurtarma şansımız yok. Kültür Bakanlığının iki kişiyi görevlendirdiğini ama
henüz gelmediğini söyledi. Umuyorum gitmiştir oraya. Şimdi benim merak ettiğim,
bu 500 el yazması eser acaba kayıtlara alınmış mı, alınmamış mı, bu
kütüphaneden Kültür Bakanlığının bilgisi var mı, yok mu? Yoksa, bu, medyaya
yansıdıktan sonra mı Kültür Bakanlığı oraya hareket etti. Hatırlarsanız, ben,
burada, daha önceki konuşmalarımda, bu el yazması eserlerin kurtarılması, özel
korumaya alınması, bunların daha sağlıklı arşivlenmesi gerektiğini söylemiştim.
Sel baskını altında kalan bir kütüphane olabilir mi? Doğrusunu isterseniz
şaşırıp kaldım. Şimdi,
bugünkü Cumhuriyet gazetesinin kitap ekini okuyanlar -bilmiyorum Sayın Bakanım
okudu mu- orada Sayın Metin Celal Bey’in yazdığı güzel bir yazı var.
Bakanlığınızı eleştiriyor. Eleştirinin birinci noktası şu: DÖSİM’de sadece
belli dünya görüşüne sahip olanların kitaplarının satıldığı bir merkez haline
dönüştüğünü eleştiriyor ve bunu televizyon gelip çekim yapmak istiyor ama
televizyona da yasak getiriyorlar, “burada çekim yapamazsınız” diyorlar. Şimdi
böyle bir görüntü Kültür Bakanlığına yakışır mı, toplumun bütün ortak
değerlerinin, toplumun yarattığı bütün kültürlerin korunması gerekirken, bunu
sadece belli bir dünya görüşüne sahip olanlara indirgemek doğru bir davranış
mı? Sonra, yine bu yazar arkadaşımız soruyor: Geçen yıl, 1.139.957 YTL’lik
kitap alışı yaptı Kültür Bakanlığı. Piyasadan kitap alıyor, kütüphanelere
dağıtıyor. 2006 yılında, bu, 2.193.000 YTL ve hangi kitaplar alındı belli
değil. Şimdi,
Sayın Bakanım, kamuda hangi kitaplar alındı, hangi kitaba para ödendi belli
değil demek doğru değil. Siz bunun sadece 733.000 YTL’lik olan kısmına yanıt
vermişsiniz. Diğerleri hiç belli değil. Şimdi, bu kitap alımı ciddi bir
komisyon tarafından yapılıyor. Peki nasıl olurdu bu kitaplar belli değil. Bu
konuda açıklama istiyorum. Eğer açıklama verirseniz sevinirim. Yine
bu arkadaşımızın iddiası, kitap alımlarında aracıların olduğu ve bu aracılara
komisyon ödendiği. Bu, sizin bulunduğunuz bir toplantıda dile getirilmiş. Ama
Bakanlık doğal olarak bunu reddediyor, “böyle bir şey yoktur” diyor. Bu ret
yazısı üzerine diyor ki: “Yine bazı yayıncılar beni aradı ve komisyon ödeniyor
bu kitapları Kültür Bakanlığına satmak için. Komisyon oranını da veriyor
yayıncılar. ‘Yüzde 10 oranında da komisyon ödüyoruz’ diyorlar, ‘Kültür
Bakanlığı kitapları alsın diye’” Çok ciddi bir itham. Bu ciddi ithamı, sizin,
mutlaka, sağlıklı belgelerle, kesin ifadelerle yalanlamanız gerekiyor. Şimdi,
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluyla ilgili olarak dün bazı sorular
sormuştum Sayın Bayındırlık Bakanlığımıza. Ama asıl konunun muhatabı Sayın
Bakan. Şimdi, İstanbul’da, Sayın Maliye Bakanımızın bir arsası var. Kaçak
inşaat nedeniyle yıkıldı. Tek katlı binaydı. Sonra oraya 3 tane ayrı villa
yapılmasıyla ilgili 3 no’lu Koruma Kuruluna başvuruldu. Macera çok ilginç
arkadaşlar. Başvuru, her vatandaşın başvurduğu gibi Sayın Unakıtan da “ben
buraya konut yapmak istiyorum” diyor. Toplanan Kurul Nisan 2006 tarihinde, 5’e
3 bunu reddediyor. “Hayır” diyor, “buraya yasal olarak siz bu binayı
yapamazsınız, buraya inşaat ruhsatı verilemez.” Ondan sonra olay başlıyor.
Şimdi, önce ret verenler tespit ediliyor, onların görevden alınması lazım ki,
ikinci başvuruda olumlu çıksın. Kurul
Başkan Yardımcısı’nı görevden alıyorsunuz Sayın Bakan. Niye daha önce almadınız
da, Sayın Unakıtan’ın villaları gündeme geldiği zaman görevden alıyorsunuz? YÖK’ün
atadığı bir üyenin görev süresi doluyor ve YÖK yeniden aynı kişiyi atıyor,
Sayın Bakanın makamında bu atama beş ay bekliyor. Niçin bekliyor? YÖK onu söylemiş,
sizin göreviniz de atamak. On dakika bile değil, iki saniyelik iş. Niçin
aylarca bekliyor sizin makamınızda bu? Sonra
ne oluyor? Bayındırlık Bakanlığının temsilcisi de -o da “hayır” oyu vermiş.
Kanuna aykırı, devlet memuru, nasıl buna “evet” diyecek- o da görevden
alınıyor, operasyon bitiyor. Operasyon bittikten sonra, 9 Mayıs 2006’da
komisyon tekrar toplanıyor. Bu sefer de 5’e 3 inşaat yapılır ruhsatı veriliyor.
Şimdi,
Sayın Bakan, yani, 1/1000 ölçekli imar planının olmadığı, İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığının “buraya konut yapılamaz” diye yazı yazdığı... (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Toparlar mısınız. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum
Sayın Başkanım. ...sizin
iktidarınıza mensup İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının yazı yazdığı,
resmen “buraya bu konut yapılamaz, inşaat yapılamaz, inşaat ruhsatı verilemez”
dediği yere, siz, adam değiştirerek, zorla yasaları ihlal ediyorsunuz, suç
işliyorsunuz açıkça. Bakanların görevi, acaba, Türkiye Cumhuriyeti’nde suç
işlemek midir? Yasaları uygulamamak mıdır? O zaman Parlamentoyu kapatalım,
yetkiyi de verelim sayın bakanlara nasıl olsa yönetiyorlar. Yani, bizim
çıkardığımız yasaların hiçbir anlamı yok. Neden anlamı yok? Çünkü, biz bunu
gündeme getirsek de zaten İktidar kanadıyla diyorlar ki “hayır burada bir şey
yok” el kaldırıyorlar, olay kapanıyor. Böyle bir anlayışı Türkiye
Cumhuriyetinde nasıl yaparsınız? Bu ne oluyor biliyor musunuz? Tam Kültür
Bakanlığının yaratmak istediği kültüre uygun bir kültür oluşuyor bizde. “Ya,
adam yiyor, ama iş de yapıyor.” Bu kültür topluma egemen olmaya başladı. Yani
artık, yolsuzluklar, sıradan, rutin olaylar. Yani adam yolsuzluk yapabilir,
hiçbir sorun yok orada, ama iş yapsın da bari hiç değilse o yolsuzluğa da biz
göz yumalım. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yolsuzluk endeksini gördünüz mü? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, yolsuzluk endeksini gördüm, hiç meraklanmayın
siz. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır, gördünüz mü? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, tabii... O yolsuzluk endekslerinin nasıl
hesaplandığını biliyor musunuz? HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Tüm dünyada nasıl hesaplanıyorsa öyle. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır. İş adamlarına soruluyor, iş adamları buna yanıt
veriyor. HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Tüm dünyada nasılsa... KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, tüm dünyada nasılsa... Yani, iş adamlarının
Türkiye Cumhuriyeti’yle muhatap olması, yabancı iş adamlarının, bizim değil,
muhatap olması, bu çerçevede gündeme geliyor. Ama onun arkasında başka
endeksler de var. Onlara da, siz, ayrıntılara bakarsanız, görürsünüz. Kaldı ki,
o endeksler benim açımdan çok önemli değil. Tabii, endeksin yükselmesi,
Türkiye’nin bir İsveç düzeyine gelmesi, her yurttaşın arzu ettiği bir olay. Ama
benim bu söylediğim olaylar, fiilen gerçek olaylar ve gidin sokaktaki vatandaşa
sorun, “Türkiye’de yolsuzluk var mı” diye sorun, size “yoktur” diyorsa, eğer bu
yüzde 3’ü aşarsa, samimi söylüyorum ben diyeceğim ki “ya çok özür dilerim, ben
yanlış yapmışım.” Türkiye’de “yolsuzluk yoktur” diyenlerin oranı yüzde 3’ü
aşarsa diyorum. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Niye yüzde 3? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Güzel... Demek ki, siz de “var” diyorsunuz. Ben
de var olanlardan bir örneğini Sayın Bakana veriyorum. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakana Kemal Bey’in söylediklerinden... BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu, size söz vermedim. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İki saattir oradan laf atıyorlar. Yani, bize sıra
gelince mi böyle oldu. BAŞKAN
– Sizin her zaman adetiniz o sizin. Kendiniz de biliyorsunuz. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Her zaman işi oradan laf atmak olan
arkadaşlarımız var. BAŞKAN
– Her zaman ikaz ediyorum. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Şu ana kadar niye ikaz etmediniz? Karşılıklı
tartışılmıyor mu? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ortada, çok açık, somut
olay veriyorum ben size. İçişleri Bakanına da soracağım, gelecek buraya.
İçişleri Bakanı da bir dosyayı kapatıyor, bu konudaki bir dosyayı kapatıyor.
Biz bunları sormayacak mıyız? (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Sayın Kılıçdaroğlu... KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan... Kültür
bakanlarının temel görevi, Türkiye’de yolsuzlukları önleyebilecek tüm kültürü
topluma egemen kılmaktır. Medyayı kullanacaksınız bu bağlamda, siyaseti bu
bağlamda yücelteceksiniz. Ama, siz, Kültür Bakanı olarak, 3 numaralı Kültür ve
Tabiat Varlıkları Komisyonuna doğrudan müdahale ederek, yasadışı bir işleme
ortam hazırlıyorsunuz ki, sizin bürokratik deneyiminiz de var. Hani, sadece
salt siyasetçi olsanız, Anadolu’dan gelseniz, başka bir yerden gelseniz,
diyeceğiz ki, mevzuatı bilmeyebilir, bunun doğurabileceği riski bilmeyebilir.
Ama sizin bunu bilmemeniz mümkün değil. Bu ne demektir? Bu kasıtlı olarak bu
işi yapmak demektir. Zaten
bunun dışında başka söyleyecek bir laf yok Sayın Başkan. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN
– Sayın Kinay... HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, saygıdeğer Bakanım, değerli Komisyon
üyesi arkadaşlarım, değerli basın mensupları, sevgili bürokrat arkadaşlar;
hepinizi Kültür Bakanlığımızın 2007 yılı bütçesi münasebetiyle saygıyla
selamlıyorum. Gerçekten
Kültür ve Turizm Bakanlığımız son iki yıldır ortaya koymuş olduğu performansla,
Türkiye’deki kültür ve turizm alanındaki âdeta var olan Hazineyi ortaya çıkartan
bir başarı sergilemiştir. Söz almamın bir nedeni, Kültür ve Turizm Bakanımızın
gerek yurt içinde gerekse yurt dışında ortaya koymuş olduğu, tabii ki, Bakanlık personelimizle
birlikte, bu üstün çabaya bir teşekkür ifadesidir. Bir diğer sebebi de, Türkiye
Büyük Millet Meclisi, ilk kez Türk el sanatlarıyla ilgili bir araştırma
komisyonu teşekkül ettirmiştir. Bu araştırma komisyonumuz gerek Cumhuriyet Halk
Partisine mensup milletvekillerimiz gerekse AK Partili milletvekillerimizin tüm
Türkiye genelinde el sanatlarıyla ilgili yaşanan sorunların tespiti amacıyla,
il il dolaşarak yürüttüğü olağanüstü çabalar sonucu bir rapor ortaya koymuştur.
Bu rapora da kısmen de olsa değinerek, bu doğrultuda, asıl yürütme noktasında
emaneti teslim edeceğimiz Kültür ve Turizm Bakanlığının dikkatlerine bu raporun
kabaca da olsa hedeflerine işaret etmektir. Tüm
Türkiye’de olduğu gibi, seçim bölgem Kütahya’da da Kültür Bakanlığımızın çok
yoğun desteğine şahit olduk. Bu çabaların sonucunda, geçtiğimiz yıl destinasyon
gerçekleşmiştir Kütahya destinasyonu. Gerek il çapında gerekse Türkiye
genelinde hatta yurt dışında Kütahya kendisini tanıtma imkânı bulmuştur,
etkinlikler bir hafta boyunca sürmüştür ve bir kırılma noktası teşkil etmiştir.
Özellikle termal turizm potansiyeline ilgi ve yatırım artmıştır bu çalışmanın
sonucunda. Sadece
Bakanlığın Kütahya’ya yönelik çalışması bu destinasyondan ibaret değildir.
Domaniç-Haymana şenliklerine büyük katkısı olmuştur. Bildiğiniz gibi, Haymana
Osman Gazi’nin ninesi ve bir anlamda “devlet ana” olarak Kemal Tahir’in
romanında yerini bulmuş bir büyüğümüz. Türk kültürü içerisinde kadına verilen
statünün belki de en güzel işaretini temsil etmektedir. Bu doğrultuda Kültür ve
Turizm Bakanlığımız bir belgesel hazırlamaktadır bildiğim kadarıyla ve Türkiye’de
kadına verilen önemin, değerin, kültür içerisindeki değerin belki de bir
belgesele dönüşmesiyle son derece bu anlamda yapılacak önemli bir çalışma da
gerçekleşmiş olacaktır. Dumlupınar
Zafer etkinliklerine Kültür ve Turizm Bakanlığımızın ilgisi ve desteği bu
dönemde çok ciddi ölçüde artmıştır. Tarihî
Germiyan Sokağı Kütahya açısından çok büyük önem taşımaktadır. Yine Sayın
Bakanımızın bizzat Kütahya’ya gelerek, Sayın Bakanımız görev süresi içerisinde
iki kez Kütahya’ya teşrif etmiştir ve bu iki gelişinde de gerçekten
Kütahya’daki kültür varlıklarını ortaya çıkartan, bunlara Bakanlığın destek ve
ilgisini artıran sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, Sayın Bakanımıza, seçim
bölgem Kütahya medyunu şükrandır. Bunu da bir vesileyle ifade etmiş olalım. Biraz
evvel değindiğim bu el sanatlarıyla ilgili çalışmalar konusunda, gerçekten,
Türkiye’de, yüzbinlerce kişi geçimini el sanatlarından kazanmaktadır. Bu kadar
geniş bir alanda ne yazık ki, pazarlamadan finansmana, eğitimden tanıtıma çok
büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların çözümüyle ilgili, Türkiye Büyük
Millet Meclisi araştırma komisyonu önemli hedefler ortaya koymuştur. Ben
bunlardan ekonomiyle ilgili raporların sonuçlarına baktığımızda, özellikle el
sanatlarına yapılacak desteğin iç göçlerin önlenmesine, sosyal dayanışmanın
sürdürülmesine sağlayacağı desteğin bu anlamda önem taşıdığını ifade etmek
istiyorum. İstihdam açısından çok geniş bir kesimi ilgilendirmektedir. Ancak,
istihdam içerisindeki vergi ve benzeri yükümlülüklerin zaten talep yetersizliği
yaşayan bu sektörde büsbütün güçlük yarattığını ifade etmek istiyorum. Bu
doğrultuda, mutlaka, vergi ve istihdam açısından el sanatlarıyla uğraşan
vatandaşlarımızın desteklenmesi gerekmektedir. Bunu Kültür Bakanlığımız diğer
bakanlıklarla görüşerek bir Hükûmet politikası haline getirilmesinde büyük
yarar görüyorum. O nedenle bu başlığı tartışmaya açtım. Bir
diğer konu finansmanla ilgilidir. El sanatlarıyla uğraşan işletmeler, ne yazık
ki, finansman bulma noktasında çok büyük güçlük yaşamaktadır. Bankaların
istediği güvence ve değerlendirme
kriterleri el sanatlarıyla uğraşan vatandaşlarımız tarafından, ne yazık ki,
karşılanamamaktadır. Bu doğrultuda da uygun finansman araçlarının küçük de olsa
bu sektörde varlığını devam ettiren kişilere sağlanmasını talep ediyoruz. Pazarlama
konusunda çok ciddi sıkıntı yaşanmaktadır. Dönersermaye işletmelerimiz,
Bakanlığımıza bağlı, önemli ölçüde destek olmaktadır ama bu yeterli değildir.
Takdir edersiniz ki, sadece 13 merkezde dönersermaye işletmeleri turizmle ilgili,
turistik el sanatlarıyla ilgili alımlar yapmaktadır ama bu kifayetsizdir. Çünkü
bu alanda gerçekten büyük bir üretici kesimi vardır. Türkiye’nin ihracata
dayalı el sanatı ürünü çok çeşitlidir, tüm dünya ülkelerinden farklı olduğumuz
bir alandır. Halısından çinisine, bastonundan tespihine, piposuna, lületaşına,
birçok malzemeyi son derece özenle şekillendirebilen bir genel yeteneğe,
geleneksel el sanatı yeteneğine sahip bir toplumuz. Bu milleti diğer
milletlerden ayıran bir unsur olarak belki de görülebilir. Öne
çıkarabileceğimiz, en az yatırımla en çok katmadeğer elde edebileceğimiz bir
alandır. Asya ülkelerinde istihdam açısından -Hindistan Dostluk Grubu başkanı
olduğum için gayet iyi biliyorum- başlıbaşına önem verilen bir sektördür el
sanatları sektörü. Bu doğrultuda, kısa sürede, bu geleneksel Türk el sanatına
devletin destek olması sağlanabilirse, özellikle ihracata ve Türkiye’nin
tanıtımına ve ayrıca en çok sıkıntı yaşadığımız işsizlik sorununa kısa vadede
çare olarak bu sektörü görebiliriz. Elbette ki, Sayın Bakanımızın ve Bakanlık
bürokrasisinin böylesine önemli bir sektör dikkatinden kaçmayacaktır,
kaçmamıştır da. Bir
çalışma daha yaptırdım Sayın Bakanım. Sayın Kürşad Tüzmen’in bakanlığı,
İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi özellikle Amerika’da el sanatlarının ihracat
boyutuyla ilgili nasıl bir yapılanmayla başarı sağlanır? Bu doğrultuda bir
çalışma da elimizde mevcuttur. Dönersermaye İşletmelerinin Yönetmeliği’nde
yapılacak bir değişiklikle, yurt dışına Türkiye’deki üretilen el sanatlarının
satılması konusunda, DÖSİM’lerin yurt dışına açılmasını sağlayabilirsek, orada
da, Amerika başta olmak üzere -en iyi pazarlardan birisi çünkü- Japonya,
Uzakdoğu’da, Singapur, Dubai gibi merkezlerde dönersermaye işletmelerinin Türk
el sanatlarıyla ilgili mağaza desteği sağlanabilirse, hem yurtiçindeki turistik
potansiyelden hem yurtdışındaki turistik potansiyelden yararlanma olanağını bu
sektöre sağlamış oluruz ve bence, her şeyden önemlisi, Türkiye’nin tanıtımı
amacıyla, aynı zamanda, bu sektörü kullanma şansımız her zaman için var. Ben,
bu duygu ve düşüncelerle, tekrar 2007 yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni
ediyorum, saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Sayin Kinay’a çok teşekkür ediyoruz. Sayın
Deveciler... ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli Komisyon
üyeleri, kıymetli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. Turizm,
Türkiye’nin güçlerinden biridir. Bu sektör, Dünya Turizm Örgütü verilerine
göre, Türkiye’de, doğrudan ve dolaylı olarak, 32 faaliyet dalında istihdam
yaratmaktadır. Bu şekilde, Türkiye’de, 2005 yılında, 3,1 milyon kişi için bu
sektör tarafından doğrudan istihdam yaratılmıştır. Öte yandan, bu sektörün
diğer sektörler için yarattığı ek talebi, turizm hareketlerinin o yöre halkı için
aynı zamanda sosyal olarak bir gelişme ve yabancı kültürleri tanıma vesilesi
olması hususlarını da katarsak, sektörün önemi daha da iyi anlaşılabilecektir.
Sektör, çok dinamik ve aynı zamanda uluslararası rekabet açısından yoğun bir
sektördür. Bu nedenle “ben tesisi kurdum, artık, turist bekliyorum” rehavetine
asla kaldırmayacak bir konudur turizm. Zira yoğun rekabetin varlığı nedeniyle
gelişmelerin iyi izlenmesi ve buna ait adımlar atılıp yapılanmalara gidilmesi
gerekirken, diğer yandan da turizmin sürdürülebilirliği konusunda doğrudan
sektörün içindeki işletmelerin gerekli duyarlılığı geliştirmesi gerekmektedir.
Örneğin Türkiye’deki yatak kapasitesinde sağlanan hızlı artışa rağmen, teknik
altyapı konusunda halen sorunlar yaşanmaktadır. Bu konudaki eksiklerin
belirlenmesi ve giderilmesi önemlidir. Bu çerçevede, turizm, eğitimde
belgelendirme, mesleki eğitimde standardizasyonun sağlanması ve verimlilik ile
iş kalitesinin uluslararası kriterler doğrultusunda gelişerek istihdamdaki
kalitenin artmasını sağlayacak bir unsurdur. Bununla beraber, devlet ve özel
sektör kuruluşlarının ortaklaşa yapabileceği bu tür bir belgelendirme sistemine
geçilmesi henüz daha mümkün olmamıştır. Öte
yandan, turizm alanında uzmanlaşmış olan yörelerimizde, kıyı bölgelerine
yönelik yoğun talep ve yapılaşma baskısı, çevrenin kirlenmesi, turizm
merkezlerinin kentleşmesi, Türk turizmini orta vadede olumsuz etkileyecek
sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu risklerin ortadan kaldırılması için
Bakanlığınız ne tür önlemler almaktadır? Yoksa, “her şeyin en iyisi yine
piyasanın kendisi tarafından halledilir nasılsa” politikası mı uygulanmaktadır?
Örneğin; turizmin yoğunlaştığı Ege ve Akdeniz kıyılarında çevre bozulmasının
önlenmesi ve turizm altyapılarının tamamlanması amacıyla başlatılan Akdeniz,
Ege Turizm Altyapısı ve Kıyı Yönetimi Projesi ATAK Projesinin uygulanmasında
dış kredi kullanımı ve yerel yönetimler organizasyonunda sorunlar
yaşanmaktadır. Bu konuda Bakanlığın yaklaşımı ve sorunları aşma yönündeki
uygulamaları nelerdir? Bir
de, tarihî turizmi geliştirme yönünde, AKP İktidarıyla birlikte son dönemde
artan ve ciddi biçimde ele alınması gereken bir zihniyet dönüşümü turizmin
karşısında bir risk olarak belirmeye başlamıştır. Biz turizmin mevsimlik
coğrafî dağılımını iyileştirmek ve yeni turizm alanları yaratmak için golf,
termal, kongre, kış, yayla, kruvaziyer, sağlık ve eko turizmini geliştirelim ya
da tanıtma ve pazarlamada bilimsel yöntemleri ve çağdaş iletişim teknolojisini
en geniş şekilde kullanalım derken, bir de bakıyoruz ki, bu konuda uygulamayı
temin edecek bir bürokrat çıkıp diyor ki: “Yayla turizmi Müslüman Türk
kültürünün yaşandığı bir tek yaylalar var. Oraları da mı turizme açalım?
Yaylaları kaybedersek şayet Turizmden kazandığımızı kaybettiğimizle
kıyaslarsak, kaybettiğimiz çok fazladır. Dünyada turizmle kalkınmış bir ülke
yok. Turizm kalkınmış ülkelerin harcıdır. Uzakdoğu ülkelerini saymıyorum.
Onlardaki çok farklı bir turizmdir. Turizm ülkelerin açtığı imkanlara göre
gelir. Öbür türlü çok fantezi turizm yapılabilir. Dağ turizm, yayla turizmi
gibi, ama bunlar kesinlikle kalkınmada bir kalem teşkil etmez. Bir düşünün
Akdeniz sahillerinde turizmden kazandığımızı düşünün. Uzun vadede bir de
kaybettiğimizi düşünün. İnan değmez.” Bunu bir bürokrat söylüyor Sayın Bakan. Bu
sözlerden sonra da Sayın Bakan, siz çıkıp da, bakan benim, benim dediğim olacak
deseniz de, bu bürokratınızın ortaya koymuş olduğu zihniyet, sizin
iktidarınızla ifadesini bulmayan başlayan bir yaklaşımdır. Hem
turizm hem de farklı açılardan ciddi bir tehdit olma potansiyelini ortaya koyan
bir başka olay da, geçtiğimiz ağustos ayında Gülden Aydın ile ailesini İzmir
Karaburun’da bikini nedeniyle 4 haşemalı erkek ve 10 tesettürlü kadının
saldırısına uğraması olayıdır. Bunlar şimdilik iktidarın görmezden gelmeye çağırdığı
ve bazen de bizimle birlikte olmaz dediği, şimdi küçücük ama yakında organize
bir hal alma tehlikesi olan sinyallerdir. Turizmde
Türkiye’de çok yol almış olmasına rağmen ve AKP İktidar döneminde, geçtiğimiz
yıl sonuna kadar ziyaretçi sayısında sürekli bir artış görülse de, bu artışımız
düşmeye başlamış hatta 2006 yılının ilk 9 aylık döneminde bir önceki yılın aynı
dönemine göre ziyaretçi sayısında bir gerileme yaşanmıştır. Turizm
makro ekonomik açıdan gittikçe gelir olarak ortaya çıkan cari işlemler açığının
belli bir seviyede tutulması için de önemli bir gelir kalemidir. Son yılda, az
önce dikkat çekmiş olduğumu gerilemeye ek olarak, turizm gelirlerinin toplam
cari işlemler gelirleri arasında 2003 yılında yüzde 18.2 olan payı, 2004
yılında yüzde 16.9’a düşerken, bu düşüş trendinin devam etmesi ve söz konusu
oranın 2007 sonunda yüzde 14.7’ye gerilemesi beklenmektedir. Bu gerileme ise,
cari işlemler açığının risklerini bertaraf etmeye yönelik bir unsurun daha,
size olan desteğin azalmakta olduğunun bir işaretidir. Turizmle
ilgili bazı sorunları gündeme getirmek istiyorum ve neler yapılması lazım:
Turizmin sürdürülebilir kalkınma politikası ve bu doğrultuda mastır planı acil
oluşturulmalıdır. Ürettiği yüksek katma değeri, toplumun geniş kesimlerine en
etkili biçimde dağıtan farklı inanç ve kültürler arasında karşılıklı tanıma,
anlayış ve hoşgörüyü artıran ve bu yönleriyle ekonomik, sosyal ve kültürel
kalkınmaya olağanüstü katkıları olan turizm sektörü öncelikli sektör ilan
edilmelidir. Turizm işletmelerinin tümü, seyahat acenteleri de dahil KOBİ’lerin
teşviklerinden yararlandırılmalıdır. Dış turizm gelirleri ihracat gelirleri
sayılmalı ve döviz getiren firmaların ihracat teşviklerinden yararlanması
sağlanmalıdır. Tanıtım
politikaları turizm pazarlamamızı çeşitlendirmeyi hedef alarak belirlenmelidir.
Turizm endüstrisinin vergilendirilmesinde, buradaki rekabet koşulları dikkate
alınmalıdır. Turizm
ürünlerinin çeşitlendirilmesi ve turizm bölgelerinin yayılmalarının önünü
açacak teşvik ve destek sistemleri geliştirilmelidir. 2634 sayılı Turizmi
Teşvik Kanunu bu doğrultuda tekrar yenilenmelidir. Turizm endüstrisinin
sürdürülebilir endüstrisine destek olacak araştırma, geliştirme faaliyetlerini
gerçekleştirecek fonlara sahip bir kuruluş oluşturulmalıdır. Tanıtımda
son birkaç yılda büyük ilerlemeler kaydedildiyse de, tanıtım kaynakları hele
Türkiye özelinde hala yetersiz kalmaktadır. Harcanan kaynaklar ise, daha
verimli kullanılmalı, bunun için Pazar araştırmalarına daha çok dayanan ARGE
faaliyetlerinin desteklediği nitelikli tanıtım yapılmalıdır. Tanıtım bütçesi
turizmdeki toplam sermaye yatırımlarının binde beşi kadar olmalıdır. Tanıtım,
planlama ve iletimde özel sektör katılımının bir an önce sağlanması gerekir. Sayın
Bakan, turizmi ilgilendiren en önemli konulardan birisi de, KDV uygulamasıdır.
Turizm sektörü uygulamalarından olan KDV yüzde 18’den acilen düşürülmesi
gerekmektedir. AB ülkelerinde turizmde uygulanmakta olan KDV oranlarına
çekilmelidir. Örneğin, Fransa’da standart KDV oranı yüzde 20 iken, turizmde
uygulanan oran yüzde 5.5, Yunanistan’da uygulanan KDV oranı yüzde 16 iken,
turizme uygulanan KDV oranı yüzde 8, Portekiz’de uygulanan standart KDV oranı
yüzde 17 iken, turizmde uygulanan KDV oranı ise yüzde 5. Türkiye’de uygulanan
standart KDV oranı yüzde 18 iken, Türkiye’de turizm sektöründe uygulanan KDV
oranı da yine yüzde 18’dir. Ülkemizde turizm sektöründe uygulan yüzde 18’lik
KDV oranıyla bu ülkelerle nasıl rekabet yapabiliriz? Sayın Bakan, daha önceki
bütçede de turizmdeki KDV yi düşüreceğinizi, ama bırakın düşürmeyi, yeni
Belediye Gelirleri Yasasıyla daha da yüzde 3 konaklama vergisi getiriyoruz, bu
KDV’yi de neredeyse yüzde 21’e çıkarıyoruz. Lütfen buna dikkat ediniz. Kültürle
ilgili olarak ise: Kültür açısından her ülkeye nasip olmayacak kadar zengin ve
köklü toprağın varisleriyiz. Bu mirasa rağmen onu yeterince koruduğumuzu
söylememiz biraz zordur. Uzun uğraşlar sonucu, ülkemizin envanterine
kazandırılan Karun Hazinesinin akıbeti hepimizin belleklerinde henüz tazedir.
Korkumuz odur ki, Uşak müzesinde ortaya çıkan bu durum sadece oradaki eserlerle
sınırlı olmayabilir ve yine umarız ki, 2007 programında bahsedilen başta
geleneksel el sanatları olmak üzere maddi kültür ürünlerinin ihracatını
kolaylaştıracak ve teşvik edecek biçimde ifade edilen tedbirlerde de murat
edilen Uşak müzesi örneğinde görülen durumun genel bir uygulamaya dönüşmesi
fikri olmasın. Sayın Bakan, yine aynı dokümanda, Anadolu medeniyetlerinin
kültür mirasının korunacak ve gelecek nesillere aktarılmasına ve kültürel
mirasına yönelik olarak bireylerin genç yaşta bilinçlendirilmesi hususunda
tedbirler de yer almaktadır. Genel ekonomik hedefler ve yatırımlar kitabında
yer aldığı şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığının yatırım toplamı 125.2 milyon
YTL’dir. Bu toplamın merkezi yönetim bütçesi, toplam yatırımın rakamı olan 11
katrilyon 776 milyar YTL içindeki yüzde 1.1’lik gibi düşük bir payı temsil
ettiğini ve bunun için de turizme ayrılan payın da bulunduğunu hatırlattığında,
Sayın Bakan bizlere, bitme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kültür varlığımızın
bu nedenle düşük bir yatırım düzeyle nasıl koruyabileceğimiz hususunda bilgi
verirse memnun olurum. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Buyurun efendim. ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Bölgemdeki iki tane Bizans döneminde kalma birisi
Altınoluk ve Ören kentleri var, 3.500 yıllık. Sayın Bakan, her ikisi de
belediyenin kısıtlı imkanlarıyla finans ayrılarak kazıların gün ışığını
çıkartılması için çaba sarf etmektedirler. Turizm ve Kültür Bakanlığında yardım
alınmamıştır hatta Sayın Bakan geçen sene Körfezi ziyaretinde Burhaniye
Belediye Başkanına bu kent kazıları için 100 milyar YTL göndereceğine söz
vermesine rağmen, hala bu para ne yazık ki, bugüne kadar ulaşmamıştır,
zannedersem bakanın bunu göndereceğini tahmin ediyorum. Herhalde çok fazla
yoğun çalışmalarından dolayı bunu unutmuş olabilirler. İnşallah bu yıl katkı
sağlar. Her iki tarihin gün ışığına çıkarılmasına sebep olurlar bir an evvel. Yine,
Ayvalık İlçemiz, çam, zeytin, deniz, güneş ve kum, doğa ve mimari dokusuyla
tipik bir Ege kentidir. Ayvalık girintili çıkıntılı dantel gibi işlenmiş ve
burada bulunan irili ufaklı 22 adayla tam bir adalar cennetidir. Doğal
güzellikleri yanında ilginç mimarisi yanında dikkat çekici tarihi kilise,
manastır ve daracık sokakları ve eski taş evleriyle Ayvalık Ege’nin doğa
harikalarından biridir. Burada, 1.900’a yakın tarihi ev vardır. Burada çok
zorluk çekilmektedir buradaki kültür varlıkları kurumundan izin alınmasıyla
ilgili ve bununla ilgili ayrı bir düzenleme yapılırsa iyi olacak. Zaten Ayvalık
Belediyesinin de böyle bir talebi var. Sayın Bakan da bunu biliyor,
çabuklaştırılırsa çok memnun olacağız. Bu kadar çok tarihi eserin bir arada
bulunmasından dolayı buranın altyapı hizmetlerinin yapılması ve cephe
yapılaştırmalarının sağlıklı yapılabilmesi için bu açık hava müzesinin korunup,
gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde ulaştırılabilmesi ve devredilmesi için
desteğe de ihtiyacı vardır. Kültür Bakanlığının Ayvalık’tan elini çekmemesini
istiyorum. Sayın Bakan, geçenlerde Midilli gezisinde bu konuya hassasiyet
göstermiştir. Bunları yerine getireceğini umut ediyorum. Kültür
ve Turizm Bakanlığı bütçemizin ülkemize, Bakanlığımıza hayırlı olmasını
diliyorum, saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Deveciler. Buyurun
Sayın Uzunkaya. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli Komisyon üyesi
arkadaşlarım, değerli bürokratlar, basınımızın seçkin temsilcileri; ben de 2007
Yılı Kültür Bakanlığı ve ilgili genel müdürlüklerimizin bütçelerinin hayırlı
olmasını diliyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum. Müsaadenizle
konuma girmeden önce Sayın Kazım Türkmen beyin ifade ettikleri arkadaşla ilgili
acaba hafızam mı beni yanıltıyor diye bilgilerimi yeniden teyit ettim ki,
Muzaffer Günay arkadaşımızı tanıyorum, Ordu kültür müdür vekili arkadaşımızdır.
Samsun ile ilişkisinden bahsetti; doğrudur. Çünkü, Samsun’da üniversiteyi
bitirdi. 1975/1976 Ordu imam hatip lisesi mezunu, 1982 samsun İlahiyat
Fakültesi mezunudur. İmamlık yoktur, imam diye tarif edildi, diyanet görevlisi
değil Millî Eğitim Bakanlığı görevlisidir. KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Din dersi öğretmeni, çok da önemli değil. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – İmam ile din görevlisi ayrı, yani birisi milli eğitimde
öğretmendir, yani milli eğitimdeki öğretmenle camideki imamı önce birbirine
karıştırmamak lazımdır. Sırasıyla Kırıkkale’de, Ünye’de, Ulubey’de,
Perşembe’de, Ordu Merkez Utku Acun İlköğretimde muhtelif zamanlarda idarecilik,
müdürlükler ve öğretmenlik yaptı. Müdürlüklerden ayrılışları da hep kendi isteğiyle
olmuştur, farklı dönemlerde ayrılış, gerekçeleri de kendi talebi üzerine yer
değişikliği üzerine olmuştur. Mesela kimisi askerlikten sonra kimisi kültür
çalışmaları yapmış ki, bu arkadaşımız aynı zamanda 40’a yakın yayını olan bir
arkadaşımızdır. 12.6.2004 tarihinde de Kültür Bakanlığımız tarafından Ardahan’a
müdür vekili olarak atanmış, bilahare da Ordu’ya, zannediyorum üçlü
kararnameyle olduğu için atanamadığından vekaleten Ordu’ya atanmıştı.
Yayınlanmış eserlerinden bazıları; !Tarihi kültürü ve doğasıyla Ordu” yani
kültüre ve Bakanlığın ilgi alanına dönük ciddi bir çalışması var. “Çevre ve
ben” Bu çevreye olan duyarlılığını ihtiva eden en güzel eser. “En güzel
hikayeler” diye başlıca yayınlanmış kitapları vardır. Dini bir iki kitabı da
var. Bu arada yazdığı bir hikayede ismi geçen bir vatandaş, Haşim adında bir
vatandaş, kendi ismiyle özleştirerek ki, tamamen bir hikayedir, Ordu’da
yayınlanan bir yerel gazetedeki köşesinde hikayeden dolayı bir kişi tazminat
davası açmış, açılan davada da o gün için 49 bin lira bedel ödemiştir. Bunun
dışında hakkında ne Atatürk’e, ne ülkenin milli ve manevi şahsiyetlerine ne de
laik düzene karşı açılmış tek bir yargı ve sorgulama yoktur; ama, Sayın
Türkmen, elinde böyle bir belge varsa, bize ibraz ederlerse… O belgeyi görebilir
miyim? KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Siz konuşmanızı yapınız, ben belgeyi size vereceğim. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Bu olay, 49 bin liralık tazminatla ilgili olan yeni bir
olaydır. Değerli
arkadaşlar, ben bunu şunun için söylüyorum: Ola ki, insanlar hasbel kader,
geçen gün burada bir sosyal hizmetler il kurulu müdürünün daha önce çok önemli
bir olaydan yargılandığını, bir ideolojik ekibin içinde yargılandığını,
Giresun’da bir polis yaraladığını, aynı siyasi örgütte polis yaraladığını, ama
şu anda bir ilimizde sosyal hizmetler il müdürlüğü yaptığını ve nitekim
bunların kimisi affa uğramış, kimisi de bir şekilde farklı değerlendirmelerle
alınmış, ama hukuk devletinde bütün bunlara, hukukun çerçevesi içinde görmek
lazım gelirken ki, kaldı ki, ben size çok daha enteresanını söyleyeyim; benim
kardeşim 1999 seçimleri esnasında, 18 Nisan seçimleri esnasında Mersin il
kültür müdürü idi. Sayın İstemihan Talay benim çok sevdiğim bir arkadaşım,
dostum, hala da muhabbetim olan birisidir. Görevi geldiği günün akşamı Mersin
kültür müdürlüğünden aldı, güneyde bir ilin kültür müdürlüğüne şef olarak tayin
etti. Eğer, ideolojik yaklaşım olacaksa, ideoloji budur. Ben İstemihan Talay
ile sizi değerlendirmede bir kategori içerisinde görmek için söylemiyorum. Bunu
ben yaklaşım olarak da hiçbir zaman değişik bir konu olarak ele almadım, hep
siyaseten adam dedi ki, ben alacağım dedi ve aldı. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Kötü emsal olamaz. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Ama, bakınız, burada bir ideolojik yapılanma iddiasında
bulunursak, yanlış olur diye düşünüyorum; çünkü, bu arkadaşımızın birikimleri,
ilahiyatçı ancak çalışmaları, tezleri, yayınladığı kitaplar çoğunlukla doğa,
çevre, tabiat, hikâye ve benzeri olaylarla alakalı, farklı kaynaklar varsa, onu
da bilmem, ama ilahiyatçıdır, mesleği olarak da bundan yüksünecek bir hali
yoktur. Dediğim gibi ilahiyatçılıkla Diyanette görevli olmak, yani Millî Eğitim
Bakanlığında öğretmenlik yapıyor olmakla diğerini birbirine fazlada
karıştırmamak lazım gelir diye düşünüyorum. Değerli
arkadaşlar, ben burada özellikle bütçeyle alakalı bir iki husus söylemek
istiyorum. Sayın Bakanım, tabii bütçe kaynaklarımızın sınırlı olduğunu
biliyoruz. Kültür Bakanlığı, aslında, kültürel değerler itibariyle Türkiye’nin
sadece içinde bulunduğumuz toplumun ve çağın kültürünü değil binlerce yıl
geriye doğru giden kültürel değerleri korumak zorunda olan bir zenginliğe ve
dolayısıyla da bu zenginliğe muvazi bir ayrılabilecek kaynağa ihtiyacı var.
Kültürel zenginliğimizin himayesi, korunması, yatırımların yapılması hakikaten
ciddi ve geniş çaplı kaynaklara ihtiyaç doğuruyor. Ama, bugünkü ekonomik
şartlarda ben inanıyorum ki, belki bir kısım bakanlıklarımızın da yaptığı gibi,
bir kısım sponsorlar vasıtasıyla bunların büyük bir kısmını zaten başardığınıza
inanıyorum, bunlardan Çanakkale’de yapılanlar ortada, hem Çevre ve Orman
Bakanlığı ve hem diğer ilgili bakanlıklarımızla beraber. Biz, bu konudaki
hizmetlerinizi bakanlık olarak takdir ediyoruz. Geçen
seneki buradaki bütçe müzakerelerinde bir değerli arkadaşım bir değerlendirmede
bulunmuştu. Demişti ki “iki zıt bakanlık, kültür ve turizm aslında birbirlerine
çok iyi bakan değerler, çünkü turizm ileriye doğru bir kısım yatırımları
hedefler, halbuki kültür geçmiş değerlerin korunması açısından çok büyük önem
arz eder.” Ama, kanaatimce kültür ve turizm, kişisel olarak söylüyorum,
birbirlerinin tamamlayıcısı olan çok önemli iki ayrı, ama mutlaka bir arada
olması gereken çok önemli birimlerdir, ister bakanlık seviyesinde ister
kurumsal olarak bakanız. Niye; çünkü, turizm ve sizin tarihinizi tanıtmak var,
kültürünüzü tanıtmak vardır, değerlerinizi tanıtmak vardır, ama turizmi sadece
ve sadece eğer biz kum ve kumsal, deniz sahilleri, deniz sahillerindeki oteller
moteller diye algılarsak ve turizmi sadece bu noktaya tahsis edersek, o takdirde
böyle bir yaklaşım belki haklılık kazanabilir; ama, benim turizmin hedefinin
özellikle birçok medeniyetin kavşak noktası olan, tarihte birçok medeniyetin
varlığını ilan ettiği, yerleştiği, eserlerini bıraktığı hatta belki bir kısmına
belki henüz ulaşamadığımız, bir kısım kazılarına halen devam etmekte olduğumuz
bu çalışmalarla gün ışığına çıkarmaya çalıştığımız, geçmiş tarih ve
kültürümüzün inanıyorum ki, batılı turistler tarafından en cazip ve dikkat
çekici olan boyutu da bunların ziyaret edilmesidir. Belki bu arada sıcak
denizlerimizden, özellikle Akdeniz ve Ege sahillerimizin kumsallarından
yararlanmayı isteyeceklerdir; ama, ben geçtiğimiz dönemlerde de hep söyledim
ve Sayın Bakanım da gerçi işaret etti,
ama Türkiye’de turizm gelince hep akla Ege ve Akdeniz sahilleri geliyor, gerçi
siz dediniz hakikaten bir yoğunlaşma var, Karadeniz’in de artık turizm olarak,
bir turizm cenneti olabileceği gerçeğini dünya ile paylaşmak lazım. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Kıskanmayın oraya da gelecektir. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – İnsanların ilgileri farklıdır. Ben zannediyorum, sıcak
bölgelerin, sıcak coğrafyada, Ortadoğu ülkelerinin yaz mevsiminde serin,
dinlenebileceği yani batılılar genellikle güneş göremediği için Türkiye’yi
tercih eder, ama Ortadoğu kültüründe ki, iyi biliyoruz, bizim güneyimizdeki
ülkeler ve bunların çoğu da, bunu samimi olarak söylüyorum, batıdan gelen her
bir turistin üç katı dört katı para bırakan insanlar. Geçmişte Rahmetli Özal
döneminde de tecrübe edilmiş bir değerdir bu. Bu insanlar bu bölgeye çok daha
fazla para bırakan insanlardır. Dolayısıyla, onların yazın serin, yani adeta
kendi anlayışlarıyla cennetle kıyaslayabileceği yemyeşil, şelaleleriyle,
güzellikleriyle, yaylalarıyla dinlenebilecekleri sakin ortamların artık
Karadeniz Bölgesi olduğunu, Kaçkar’dan, Doğu Karadeniz’den, Artvin Dağlarından
alınız, Kastamonu’ya kadar hatta Silivri’ye kadar, Karadeniz sahillerinin bu
anlamda muhtelif bölgelerinin değerlendirilebileceğini düşünüyorum ve mutlaka
buna önem verilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu
bakımdan, Sayın Bakanım, zaten değerlendirmeye almıştınız. Vezirköprü Kunduz,
yayla turizm açısından ve özellikle Gençlik ve Spordan sorumlu Devlet
Bakanımızın da yakın ilgisinde olduğu için söylüyorum, belki spor
takımlarımızın kamp yapabilecekleri çok önemli bir dinlenme yeri olarak da
gündeme alınmalıdır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Sayın Uzunkaya, lütfen toparlar mısınız. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Vezirköprü Kunduz Yaylasının bu anlamda değerlendirilmesi
ve Havza Termal Tesislerinin ki, Havza turizm kapsamına alınmıştır. Lâdik,
Akdağ yayla Çim kayakçılığı ve kışın kar kayakçılığı açısından çok önemli bir
mekan olduğunu ve yine size ve ekibinize müteşekkirim, burada da zannediyorum
ilk defa bir otelin de, Turizm Bakanlığının öncülüğünde başlatılıyor olması.
Yine yerel bir kısım çalışmalarla , Avrupa bankalarından, AB fonlarından hibe
manzumesinde yayla yolunun çok kaliteli bir şekilde hibe kaynaklarından
yapılıyor olması, size bölgemizden ufak bir cemile olarak, bir imkan olarak
hazırlamıştır; ama, esas cemileyi biz bakanlığımızdan, gayreti, himmeti
sizlerden bekliyoruz. Keza,
Termen’in Amazon şenlikleri ki, bu tarihi, gerçi mit olarak mitolojik olarak
yorumlanıyor ve değerlendiriyor, bu değerlerinin de öne çıkarılması gerektiğini
ve bütünüyle beraber Karadeniz Bölgesinin turizm açısından da ciddi bir
değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum. Dağ, yayla, kongre,
jeotermal turizm artık bizim turizm olarak çok önem vermemiz gereken bir
husustur. Sayın
Kılıçdaroğlu demin temas etti, kendileri de buradalar, bu kültür tabiat
varlıklarıyla ilgili son yapılan değerlendirmelere ne kadar sahiptirler
değildirler. Eğer, Sayın Türkmen’in ortaya attığı iddialar gibiyse üzülürüm,
ama gerçekten delillere dayanıyorsa, benim ona diyeceğim bir şey yok. Mutlaka
gereken yapılmalı. Ancak, ben kültür ve tabiat varlıklarımızı koruma konusunda
milletin bir vekili olarak söylüyorum, koruyan değil adeta tahribine göz yuman
bir yaklaşım içerisinde. Mevzuatımı mı, kişisel yaklaşımı mı bilemiyorum; ama,
o kadar olmaz şeyler ortaya atılıyor ki, size bir örnek vereyim: İsmail Karaman
Kültür Bakanı, ben o günkü Hükûmet döneminde de burada üyeyim… KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Zaten Bakanın yerine geçtiniz, bırakın da Bakan cevap versin. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Müsaade buyurun, Bakan da konuşur, siz de konuşursunuz.
Üsküdar’da bir olayı anlatıyorum, sadece kültür ve tabiat varlıklarındaki
ilgili komisyonla alakalı. Vatandaşa açık artırmayla Millî Emlak’a ait bir yer
satılıyor, müteahhide üzerinde hiçbir şey yok deniyor. Adam alıyor inşaat
yapacak, kayda bakılıyor ki, üzerinde tarihi eser var deniyor. Hakikaten dümdüz
bomboş bir arsa Üsküdar’da, vatandaş bir türlü aşamıyor. Beni arıyor ve benim
de tanıdığım birisi. Diyor ki, böyle böyle sayın vekilim. Mümkün olmuyor,
ilgilileri “Hayır, efendim burada eskiden böyle bir kayıt var” Üzerinde hiçbir
şey yok. Kaldı ki, Millî Emlak ve Hazine bunu satmış. Niye satmış; vatandaş
diyor ki, verdiğim binlerce doları verin geriye, alın arsanızı, madem ki, ben
inşaat yapamayacağım. Sattırmıyor. Hülasa mümkün olmuyor. Sayın Bakan girdi,
başkaları girdi, üzerinde bir yok denildi, hakikaten yok kayıt. Sonra arkadaş
1.5 ay sonra aradı “Sayın Vekilim, İstanbullu şu kadar, Samsun’lu şu kadar
vekili aradım, bir Bakan onbir vekil şu kadar para edemediniz dedim ve ben şu
kadar parayla bu işi çözdüm” dedi. KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Demek ki, oluyormuş. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Saygılar sunuyorum. KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum, bu
konuda… BAŞKAN
– Lütfen efendim… O zaman çok kısa bir açıklama lütfen… KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Şimdi, çok değerli dostum Sayın Uzunkaya, Kazım Türkmen’in
söylediği gibi, yani doğru olmayan söyleri söylemiş olduğunu iddia etti. Ben
hayatımda doğruluğuna inanmadığım, belgesi olmayan hiçbir şey hakkında konuşma
yapmam. Bu arkadaşımın, siz Samsunlusunuz gidin mahkemeye, bakın dosyasının
altında ne yazıyor: “Türkiye Büyük Millet Meclisine ve üyelerine hakaret,
ülkenin bağımsızlığını ve bütünlüğünü yıkmak için organize oluşturmak…” gibi
suçlardan sabıkası var. Dosyanız oradadır, Samsun Adliyesinde bunu inceleyin,
Ordu’daki dediğiniz telif haklarıyla ilgili de cumhuriyet savcısının
iddianamesi elimdedir. İsterse Sayın Bakan bu iddianameyi alır, Kültürle ilgili
iddianameyi alır… (Karşılıklı konuşmalar) BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar, lütfen… KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Onun için biz, yani herhangi… Bakın, Samsundaki dosyalardı bu
ve suç sabittir. Lütfen onu inceleyin ve doğruluğunu göreceksiniz. Doğruluğunu
gördükten sonra… MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Samsun’dakini bana verir misin? KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Şu anda yanımda yok. BAŞKAN
– Lütfen değerli arkadaşlar… MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Bakın, Sayın Türkmen, bu arkadaşı suçluyorsunuz, Samsun’da
bu şekilde diyorsunuz… KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Evet, ben bunları tutanaklara geçtim… MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Bakın, Samsunda var diyorsunuz, şu anda da yanımda yok
diyorsunuz?!.. KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Şu anda yanımda yok diyorum, öbürü yanımda… MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Ben bunun ikisinin de kesin olarak tarafınızdan madem ki,
bana cevap olarak karşılık verme ihtiyacı duydunuz ki, Sayın Uzunkaya belgenin
biri bu, belgenin biri bu demeniz lazımdı. Ben diyorum ki, bunlar iddiadır.
Burada maksadınızı aşıyorsunuz… KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Oradaki belgeyi de getirir, size takdim ederim. (Karşılıklı
konuşmalar) BAŞKAN
– Teşekkür ederiz. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – O zaman ben derim ki
arkadaşa, hakikaten hakkında belge var. BAŞKAN
– Sayın Uzunkaya, lütfen, anlaşılmıştır, her iki tarafta söyleyeceğini de söyledi;
dolayısıyla, Sayın Bakanlık da gerekil cevabı verecek. Buyurun
Sayın Sali. ALİ
OSMAN SALİ (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın
Başkanım, değerli arkadaşlar; çalışmaların hayırlı olması temennisiyle ve bu
tartışmanın arkasından ben size bir şiir okuyarak başlamak istiyorum: Yaşamak
değil, bizi bu telaş öldürecek, Bırakın
Paris’te ılık rüzgarlara taratmayı saçlarımızı, Sevgilimizle
doyasıya bir sohbet bile edemedik biz Gözümüz
saatte söyleştik hep Koşuşur
gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık Hep
yetiştirilecek bir yerler vardı Aranacak
adamlar, yapılacak işler Bir
sonraki günün telaşı Bir
öncekinin terine bulaştı Başkalarının
hayatı bizimkini aştı Kör
karanlıkta çalar saat sesi yerine Kuşluk
vakti kızarmış ekmek kokusu Veya
yavuklu busesiyle uyanma düşlerini Hababam
erteledik. Yirmili
yaşlarda iken otuzlara kurduk Saatin
alarmını Otuzlarımızda
kırklara, belki sonra ellilere Lakin
öyle yanlış kurgulanmış ki, hayat Kuşlukta
uyunma fırsatını sunduğunda size Artık,
uyku girmez oluyor gözlerinize Doyasıya
söyleşmek, telaşsız sevişmek imkanına kavuştuğunuzda Söyleşecek,
sevişecek kimseler kalmıyor yanınızda Özenle
yarına sakladığınız ömrünüz Vakti
gelip sandıktan çıkardığınızda Bir
de bakıyorsunuz ki tedavülden kalkmış… BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Şiir kimin? ALİ
OSMAN SALİ (Balıkesir) – Can Dündar’ın. Değerli
arkadaşlar, şimdi, Kültür ve Turizm Bakanlığı bir arada olur mu; Bakanlığımızı
kültürel varlıkların bakanlığı olarak kabul ettiğimizde, Turizm Bakanlığıyla
tabii ki, beraber olur. Orada da kültürel eserler vardır, sanat eserleri
vardır, maddi yapılar vardır, turistik bir obje olarak elbette
değerlendirebilirsiniz. Bu yönden Bakanlığımız elinden gelen çalışmayı yapıyor,
teşekkür ediyoruz. Ben
Bakanlığın bir başka faaliyet alanına değinmen istiyorum. Kültür adamı ve
kültürel etkinlikler bölümüne. İşte, bunun turizmle alakası yoktur. Bakanlık,
yıllardan beri bu noktada zaman zaman eleştirilere muhatap olsa da, bu
çalışmalarını mümkün olduğunca yürütüyor. Bize de eserlerini, kitaplarını,
cd’lerini hediye ediyorlar. Kitaplar yayınlıyorlar, müzik cd’leri
yayınlıyorlar, el sanatları, yağlı boyanın tarihi gibi ve Makedon edebiyatından
işte her alanda aşağı yukarı bu tür estetik bir ürün, estetik üretimi bizim
değerlendirmemize, kullanımımıza, iktisadi tabirle tüketimimize sunuyorlar.
Bakanlığın esasen bu faaliyetlerinin çok daha önemli olduğu kanaatindeyim. Birkaç
gün içinde Millî Eğitim Bakanlığında ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünde bir
yönetmeli yayınlandı. Spor adamlarının öğretmenlik yapabilmesine dair, yani
yönetmelik olarak yayınlandı. Şimdi, burada, insan şunu istiyor: Tabii
arkadaşlar kültür adamlığı bu ülkede para etmiyor. Kültür adamlığı karın da
doyurmuyor. Kültür adamları ek faaliyetlerle geçinmek zorunda kalıyorlar. Bu
yönde belli programların esasen uygulanabileceği kanaatindeyim, yani zihinsel
üretime de, bu memlekette, binalara verdiğimiz kadar değer vermek durumundayız
diye düşünüyorum. Diğer
yandan, üretilen eserlere değer vermek yanında, bu tür alanlara ilgisi olan
gençlerimize de katkı sağlamak lazım gelir diye düşünüyorum. Yani, bir şiir
yazma gayreti içindeyse bir gencimiz, Kültür Bakanlığının, belli bir proje
çerçevesinde bu eserlere, çok da değerli olmasa veya çok da kabul görmese de,
ileride olacak büyük çalışmalara avans olarak belli bedeller ödemesini,
heveslendirmesini, gençlerimizi heveslendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani,
bu memlekette, sivil inisiyatif gibi yaklaşmak suretiyle, niye biz kültür adamı
yetiştirme programı, sanat adamı yetiştirme programı uygulamayalım, gençlerimize
bu yönde cesaret niye vermeyelim? Tabii, burada matematik de
çok önemlidir, efendim, fen, fizik de önemlidir. Bunlara ilişkin gereken
hassasiyet gösteriliyor; ama, kültürel etkinlikler ve kültür adamlığına ilişkin
gerekli hassasiyetin gösterilmediği kanaatindeyim. Yani, şairlerimiz olmalıdır,
hikâyecilerimiz olmalıdır, ressamlarımız olmalıdır ve bunlar, sadece kendi
çabaları ve kendi imkânlarıyla değil, biraz da desteklenerek olmalıdır. Tabii, burada kültür adamı
yetiştirme programını devlet destekli olarak yürütmeyi önermekle, aslında,
genel kabulle ciddî bir çelişki içinde olduğumun farkındayım. Bunlar,
vakıfların işidir, derneklerin işidir, sivil inisiyatifin işidir. Ama, bu
anlamda da ciddî sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Direkt olarak Bakanlığın
görevine girmemekle birlikte alan itibarıyla Bakanlığın görev alanındadır diye
düşünüyorum. Birkaç örnek vermek
istiyorum: Bizim Balıkesir’de “Balat” diye bir dernek var. Orada Muharrem Hoca,
tamamen kendinden fedakârlık ederek çocuklara bağlama öğretiyor, bir de yerleri
var 40-50 metrekarelik. Tabii, burada, odun ve kömür parasını çıkartabilmek
için çay satıyorlar. Sonuçta, vergi denetmenleri müdahale ediyorlar ve kömür
parası bulamayan usta, milyarlarca lira vergi parasını, vergi cezasını toplamak
zorunda kalıyor. Yani, bir kültür evi, efendim, bireysel inisiyatifle bir
kültür evi, eski geleneğimizden gelen bir kıraathane kursanız ve tamamen kazanç
dışı dernek kurmamışsanız eğer, kazanç dışı bir amaçla bunu yapıyorsanız bile,
bunu yapma imkânınız olmuyor. Yine, bu yıl bir çelişkiyi
yaşadık, kültürel etkinliklerde sivil inisiyatifin desteklenmesi anlamında.
Maliye Bakanlığı -tabii, bu bütçede ödeneği var bunun, Kültür Turizm Bakanlığı
bütçesinde ödeneği var- bir genelge yayımladı. Efendim, kültürel etkinlikler,
sanat etkinlikleri, bundan sonra vakıf ve dernekler eliyle yürütülecek,
efendim, belediyelerdi, kamu kurum ve kuruluşlarıydı, böyle bir teklif
getirilirse, bunlar desteklenmeyecek. Tamam, yani, gayet de güzel, çağın genel
yaklaşımına ve kabulüne de uygun. Arkadan, İçişleri Bakanlığı başka bir genelge
yayınladı: “Derneklere para aktaramazsınız.” Arkasından, Vakıflar Genel
Müdürlüğü de bir genelge yayınladı: “Bu etkinlikler için vakıflara da para
aktaramazsınız.” Sayın Müsteşarım
uğraşıyordu, çözebildi mi bilmiyorum. Evet, yani, netice
itibarıyla, bir kültürel etkinlik. Mesela, benim ilçemde bu ülkenin en uzun
soluklu şiir gecesi düzenlenir temmuz ayının ikinci haftasında. Ama, hiçbir
destek alamadı. Yani, dernek, Maliye Bakanlığının tebliğine uygun olarak dernek
harcamaları yaptı –Rıfat Derneği- ama, sonuçta para gelmedi. ondan sonra,
tabii, esnaftan, vesaireden para toplamak gibi bir durumla karşı karşıya
kalıyoruz. Bunlar bireysel örnekler
gibi gözükebilir; ama, heyecanı azaltan, şevki ortadan kaldıran örnekler olarak
da önümüzde durmaktadır. Bu bakımdan, sonuçta, maddi varlık anlamında kültürel
varlıklar konusunda gerekli hassasiyeti herkes gösteriyor. Tabii, burada da bir
başka hatamız var, Musa Hocam da değindi, yani, yok etmek üzere koruma. Aslında, mantık şu: Koruma
değil, kullanarak koruma. Bir tarihî eser varsa, efendim, bunu tamir
edebilirsiniz, ama, bunu, usulüne uygun olarak kullanmıyorsanız, sonuçta, o da
elinizden tekrar çıkma noktasına gelebilir. Ama, benim, Bakanlığın
diğer faaliyetleri yanında esas kutladığım ve daha da yaygınlaşarak devam
etmesini istediğim faaliyeti, kültürel etkinlikleri destekleme, gayri maddi
kültür varlıklarını muhafaza altına alma, bunu, günümüze ve geleceğe taşıma ve
kültür adamı yetiştirme programlarını sivil inisiyatif eliyle de olsa, sivil
inisiyatif eliyle yapmak suretiyle… Tabii, nihayetinde bu sivil girişimdir;
kültür adamı, sanat adamı olmak, devlet memurluğuyla alakalı değildir. Ama,
burada, sivil inisiyatiflere gereken maddi destek. Sonuçta, mesela, biraz önce
şiir gecesi ve destekten bahsettim. Bu para, buraya gelecek şairlerin tren
parası için istenen paradır. Nihayetinde, kültür sanat adamlarının, bu işlerle
uğraşan insanların parası pulu da olmaz. Baştan da söyledim, tekrar vurgu
açısından söylüyorum: Kimisi inşaatta çalışır, kimisi matbaalar da dizgi
yaparak, efendim, kimisi bir şekilde devlet memurluğu veya serbest meslek icra
ederek yapar. Yani, kültür para etmiyor; ama, kültürü, kültürel etkinliği,
kültür adam adaylığını para da eder hale getirip, teşvik etmemiz gerektiği
düşüncesiyle, saygılar sunuyorum. Tekrar, bütçenin hayırlı
olmasını temenni ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Sali. Sayın Terzibaşıoğlu… FAZLI KARAMAN (İzmir) –
Şiiri niçin okudun onu anlamadık. ALİ OSMAN SALİ (Devamla) –
Şiiri şunun için okudum Sayın Başkanım: Şimdi, ünlü olmak için çok sayıda eser
ortaya koymanız lazım. Örneğin, şiir üzerinden gidelim. Nihayetinde, “şairdir”
sıfatını aldığınızda, çok uzun zaman emek vermeniz, çok uğraşmanız gerekir.
Ama, sonuçta, ola ki, okunabilir şiiriniz ya da kuşaklar arasında aktarılabilir
şiir, çok az sayıdadır. Ama -isim talep üzerine açıklandı- bu arkadaşımız şair
sayılmıyor. Ama, bu bir şiirdir. Kültür Bakanlığı buna da eğilmelidir. Yani,
bir kişi ömründe bir şiir yazar, iki şiir yazar; ama, hakikaten şiirdir.
Bunları da derleme toplama suretiyle Kültür Bakanlığı el atmalıdır diye
düşünüyorum. Şu şiirin yazarı şairimiz, illa şair sıfatını elde etmek için
onlarca kitap yazmak zorunda kalmamalıdır ve şair olarak bu arkadaşımız da
tescil edilmelidir. Bunun için başka örnekler de getirebilirdim. Onun için
okudum. Fazlı Bey, uyardığın için
teşekkür ederim. FAZLI KARAMAN (İzmir) -
Yani, şiirin senin yaş döneminle bir alakası yok değil mi? ALİ OSMAN SALİ (Devamla) –
Yok, hayır. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz. BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) –
Bir şey arz edebilir miyim. BAŞKAN – Buyurun. BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) –
Efendim, nerede olursa olsun bir şiir okunduğunda, mutlaka, şairin ismi
söylenir. Bunun için, yani, burada Ahmet’in, Mehmet’in meselesi değildir,
şairin ismi söylenir. Bizse, bunu biraz cimri davranırız ve okuruz ama, kime
ait değildir. Evet, bir kültür sanat insanına ait. Bir şiir de yazmış olsa
şairdir, eğer toplumda kabul görmüşse. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler. Sayın Tütüncü. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan, değerli
milletvekilleri, Bakanlığın değerli temsilcileri, değerli basın; sözlerime
başlarken, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bütçenin hazırlanmasında emeği
geçen arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum ve bütçenin, Bakanlığa, Hükûmete ve
ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Sayın Başkan, ben iki
bakanlık olarak görüyorum Turizm ve Kültür Bakanlığını. Onun için, her zaman
göstermiş olduğunuz o zaman açısından engin hoşgörünüzü, bu kez biraz daha
fazla göstermenizi rica edeceğim. BAŞKAN – İki kat daha fazla
zaman istiyorsunuz o zaman. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) –
Çünkü, gerçekten, son derece önemli bir bakanlığı görüşüyoruz. Gerçi, bütçe
açısından çok önemsiz görünüyor, ama, bizim dünyamızdan çok önemli bir
bakanlık. Şimdi, önce, Kültür
bölümüne değinmek istiyorum. Şimdi, kusura bakılmasın ama, ben, Hükûmetin
kültür politikasının yanlışlarla dolu olduğu izlenimini edinmekteyim. Bu
izlenim, beni zaman zaman, acaba, AKP İktidarının bir kültür politikası var
mıdır, yok mudur ikilemine götürüyor. Evet, acaba, ulusal ve
evrensel kültür anlayışlarını bir potada eriten, bir kendimize özgü, evrensele
açılım yapan bir kültür politikası var mıdır, yok mudur? Olması gereken,
Atatürk’ün, cumhuriyet kuşaklarının savunduğu yıllardan bu yana bir kültür
politikası var mıdır, yok mudur ikilemine götürüyor. Şimdi, bilindiği gibi,
cumhuriyetin kurduğu bazı sanat kurumları var ve bu sanat kurumlarının önemli
bir bölümü, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı. Ama, Hükûmetin, biraz sonra
söyleyeceğim, bu kurumlara üvey evlat muamelesi yapıldığı görülmektedir. Söz
konusu sanat dallarından bazıları tiyatro, OPE, opera, bale ve müziktir
başlıcaları. Bu sanat kurumları, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ne
yazık ki, yanlış uygulamalar ve altını çizerek söylüyorum, yanlış personel
politikalarıyla giderek geriletiliyor. Aksini ispat ediyorsak, burada bize
tartışma fırsatı vereceksiniz. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bakınız, Devlet Tiyatroları 12 merkezde yerleşik kadrolarıyla
hizmet vermekteydi. Öyle değil mi? 13’üncü merkez ise Gaziantep idi. Burada,
Gaziantep’te, yerleşik kadro yönetici olup, sanatçılar turnelerle sürekli
gösteriler düzenliyordu. Şimdi, 12 bölgeden 2’sinin
salonu, bize gelen bilgilere göre, yok olmuştur. Yanlış isek, lütfen, doğrusunu
burada konuşalım. 13’üncüsü Gaziantep’te ise, bölgedeki çalışmaların giderek
yavaşlatılmakta olduğu gözleniyor. Sayın Bakan, siz, Devlet
Tiyatroları Genel Müdürü sanatçı Lemi Bilgin’i görevden aldınız, bu tasarrufu
yaptınız, haklı olabilirsiniz; ama, bu tasarrufu yaparken bir gerekçe ortaya
atıldı ve gerekçe olarak yolsuzluk iddiaları gösterildi, böyle yansıdı. Acaba,
bu konuda tasarrufunuzun gerçekten temeli bu muydu, yansıdığı gibi miydi? Eğer,
basına yansıdığı gibiyse, bu konuda bugüne kadar bu iddialar konusunda nasıl
bir sonuç alınmıştır? Bunun, bizimle paylaşılmasını rica ediyorum. Genel Müdürlüğe Mine Acar
atandı. Ancak, Cumhurbaşkanlığınca bu atama yasaya açıkça aykırı bulundu,
onanmadı, geri çevrildi. Şimdi, bana göre, bu geri çevrilmenin hukuki olduğuna,
yani, haklı olduğuna ben inanıyorum. Benzer bir olumsuz uygulama
da özel tiyatrolarda yaşanıyor. Özel tiyatrolara yardımlar kesiliyor. Bilindiği
gibi, devlet, Kültür Bakanlığı eliyle, 1982 yılından bu yana özel tiyatrolara
akçalı destek vermekteydi. Bu yardım bu yıl birdenbire kesilmiştir. Bunun
gerekçesinin ne olduğunu, burada tartışmak istemiyorum. Yani, söyleniyor 5018
sayılı Kanun’la ilgili filan. Ama, bu 5018 sayılı Kanun’u Hükûmet getirdi ve bu
yanlıştır. Özel tiyatrolara desteğin kesilmemesi lazım. Yani, AKP, kendi
çıkardığı bir yasaya sığınarak, işte bu nedenden dolayı özel tiyatrolara
desteği kestik dememelidir, böyle bir gerekçenin altına sığınmamalıdır; çünkü,
eğer böyle bir gerekçenin altına sığınırsa, bu durum, Anayasa’nın 27’nci
maddesiyle, Anayasa’nın 64’üncü maddesinin Bakanlığa yüklemiş olduğu
sorumluluğun Bakanlık tarafından es geçilmesi anlamına gelir. Bu özel topluluklar, Türk
tiyatrosunu ve kültürümüzü dünya ölçüsünde, ölçeğinde tanıtmakta idiler ve tüm
ulusumuza düzeyli olarak sanat hizmeti vermekteydiler. Bunların aralarından,
uluslararası ün yapmış sanatçılar yanında, halkın çok sevdiği ve alkışladığı
aktör ve aktrisler yetişmiştir, yetişmektedir. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Devlet Opera ve Balesi de, konuşmamın başında vurgulamaya
çalıştığım cumhuriyet kuruluşlarından biridir ve beş merkezde gösteri
yapmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinin hepsinde –dikkatinizi çekiyorum,
hepsinde- tiyatro, opera, bale topluma mal olmuş evrensel sanat dallarıdır.
Hepsinde devlet bu sanatlara akçalı destek verir ve hepsinde devletin sanat
kurumları vardır. Türkiye’de devletin elini sanattan çekmesi, bu bağlamda,
çağdaş devlet anlayışına kesinlikle uygun değildir. Bir diğer cumhuriyet kurumu
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasıdır. Kurumun yönetimine yapılan
müdahalelerle, kurumda yönetim karışıklığı yaratılırken, kadroların
daraltılması, sanki daraltılması amacıyla, boşalan kadrolara atama yapılması
engellenmektedir. En azından, böyle bir izlenim içindeyim ben. Öyle ki,
orkestra, repertuvarındaki birçok parçayı enstrümanları çalacak sanatçı
yokluğundan dolayı icra edememektedir. Öte yandan müzelerimize
geldiğimizde, müzelerimizin, gerçekten, yürekler acısı bir şekilde soyulduğunu
görüyoruz. Tabii ki, bu müzelerimizdeki bu olumsuzluk, dört yıllık İktidara
yüklenecek bir olumsuzluk değildir. Yılların ihmalkârlığı, bu konuda
vurdumduymazlığı kümülatif etkilerle konuyu öyle bir noktaya getirmiştir ki, şu
anda Türkiye, müzelerine hâkim olamayan, tarihsel değerlerine hâkim olamayan
bir ülke konumundadır ne yazık ki. Müzelerimiz soyuluyor. Ayrıca, müzelerimizin var
olanları da etkin hizmet veremiyor. Personel ve kadro darlığı nedeniyle,
müzeler, ancak ve ancak, sınırlı saatlerde açık tutuluyor. Açık havada bulunan
eski tarihî kentler, geceleri aydınlatılamadığı için gezilemiyor. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Toparlar mısınız. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım, toparlamaya çalışacağım. Şimdi, son olarak, Kültür
Bakanlığıyla ilgili bir şey söylemek istiyorum, bir tespitimi sizlerle
paylaşmak istiyorum. Siyasetin, sanatı ve düşünceyi yönlendirmesi ve
güdümlemesinin demokrasilerde kabul edilemez olduğunu, hepimizin altını çizmemiz
gerekiyor. Bu nedenle, bağımsız ve özerk kurumların oluşturulması, kültür
politikasının temeli olmalıdır. Bu kurum, bir kamu kuruluşu olarak, yönetiminde
ve çalışmalarında her türlü siyasal ve merkezci müdahalelerden uzak olmalıdır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi, Hükûmetin bu alana, ne yazık ki, bu
söylediğimiz açıdan olumlu yaklaşmadığını gösteriyor. Biraz sonra, bazı somut
örnekler belki verebilirim vakit kalırsa. Son olarak, bu Kültür
Bakanlığıyla ilgili olarak, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasına bir
yazı asılmış. Bunun spekülasyonu da yapıldı, doğru mudur değil midir
konuşulması gereken yerlerden bir tanesi burasıdır ve bu yazıda, orkestra
sanatçılarının dekoltelerinin sazdan ön plana çıktığı, göğsün çatalı görünün
elbiseler giydikleri belirtiliyor. Daha da ötede yine bu yazıda -ki, yazı bir
ara asılı kalmış ve sonra kaldırılmış; ama, ne kadar asılı kalmış ya da böyle
bir yazı var mı yok mu, bu spekülasyonları kesmemiz lazım- deniliyormuş ki:
“Bir mini etek giyip donunun görünmesi uygun değildir.” Yani, utanç verici bir
ibare. Ama, basında bu. Basında, ne yazık ki, böylesine üzücü bir haber yer
almış durumda. Eğer böyleyse, böyle bir
yazı kısa da olsa yazılmış ise, asılmış ise, bunun yorumunu daha sonra
yapacağım ve bu konudaki söz hakkımı saklı tutmak istiyorum. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ben konuşmamda iki bakanlık üzerine konuştuğumu söyledim ve
hoşgörü rica etmiştim. Şimdi, Turizm Bakanlığıyla ilgili… BAŞKAN – Sayın Tütüncü,
herkes iki bakanlık üzerinde konuşuyor. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) –
Turizm Bakanlığıyla ilgili, turizm gelirlerindeki nispi bir gerilemeye
dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakın, elimde Devlet Planlama Teşkilatının resmî
belgesi var. Ne yazık ki, turizm gelirleri, yani, giderlerden… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Tütüncü, son cümlenizi alayım. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) –
Biraz daha hoşgörünüzü rica edeceğim. Çünkü, gerçekten, Hükûmete belki öneride
bulunan, yol göstermeye çalışan bir açılımda şu anda bulunuyorum. Bakınız, gelirlerden,
turizm gelirlerinden giderlerini düşmüyorum. Düşünce, son zamanlarda turizm
giderleri daha fazla artıyor. Bu nedenle, yine, yüzeysel bir şey olacak ama,
sadece gelirlerden hareket ediyorum: 2004 yılında, 2003’e göre gelirlerde yüzde
20’lik bir artış var; ama, 2005 yılında bu yüzde 14’e düşüyor, nispi olarak
düşüyor ve 2005 yılında, aşağı yukarı aynı kalıyor, 2006’ta yüzde 9,3’lük bir
artma var. Şimdi, bunun anlamlı
olabilmesi için, bu gelişmenin, dış ticaret dengesine oranlamamız lazım. Şimdi,
dış ticaret açığına, daha doğrusu, oranladığımızda, 2003 yılında turizm
gelirlerinin dış ticaret açığına oranı yüzde 94,5. Çünkü, ödemeler bilançosu
açısından, cari işlemler dengesi açısından görünmeyen kalemlerin en önde geleni
turizmdir, işçi gelirlerinin çok ötesinde. Yüzde 94,5’muş dış ticaret açığının.
Bu 2004 yılında gerilemiş, yüzde 66,5’a düşmüş, 2005 yılında yüzde 55’e düşmüş,
2006’ta yüzde 46’ya düşmüş. Yani, turizmdeki gelirlerin, Türkiye’nin ödemeler
bilançosu açısından ne kadar nispi, göreli olarak zayıflama trendine düştüğünü
size buradan vurgulamak istiyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Son cümlelerimi söyleyeceğim. BAŞKAN – Sayın Tütüncü,
lütfen… ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Bu, turizmde bazı
konuların acil olarak, artık, gündeme getirilmesi gereğini ortaya koyuyor. Şimdi, ülkemizde son yıllarda yatak
kapasitesinde çok hızlı artışlar oldu, hep bunlarla övündük hep bunlarla
övündük; ama, bu hızlı kapasite artışı, çok hızlı bir şekilde de olumsuzlukları
yarattı, hiç bunu görmedik. Nedir bu olumsuzluklar? Teknik altyapı konusundaki eksiklikler arttı.
Kıyı bölgelerinde eskisiyle kıyaslanamayacak şekilde çok yoğun bir yapılaşma
baskısı arttı, fiziksel çevre kirliliği arttı, turizm merkezleri kentleşmeye
başladı, turizm eğitiminde belgelendirme ve mesleki eğitimde birtakım
yetersizlikler iyice kendisini hissettirmeye başladı. Şimdi bu, Hükûmetin turizm sektöründen elini
çekmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Yani, tartışılıyor artık, Türkiye, işte,
turizmden elini çeksin kardeşim filan… Dünyadaki gelişmeler de, araştırmalar da öyle
bir gerçeği ortaya koyuyor ki, devlet ve özel sektör bir arada bu turizmdeki
sorunların çözümü için, az önce söylediğim sorunların yanında, özellikle, dış
tanıtım ve pazarlama konularında özel sektör ve devletin bir arada birtakım
örgütlenmeleri yapmak zorunda olduğunu ortaya koyuyor, ulusal politikaların
oluşturulması, ulusal birtakım duruşların sergilenmesi için; dünyadaki son
gelişmeler bunu ortaya koyuyor. AKP’nin, bu konuda dikkatini çekiyorum. Bu içki yasağı, Türkiye’nin imajını gerçekten
geriletmiştir, turizminin geleceğini büyük ölçüde sıkıntıya sokmuştur ve… BAŞKAN – Sayın Tütüncü, sözünü kesmek
mecburiyetinde kalacağım. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Yok yok, şöyle… Bir
bütçeyi söyleyeyim.. BAŞKAN – İki kat süre kullanıyorsunuz. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Bütçeyi söyleyeyim. BAŞKAN – Bütçeyi arkadaşlar söyledi, lütfen… ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Yok, ama, şöyle bir
şey söyleyeceğim. BAŞKAN – Lütfen, son cümlenizi alayım,
kapatacağım. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Peki, son cümleyi
söylüyorum. GÜROL ERGİN (Muğla) – Ne o yani jandarma
devleti gibi? BAŞKAN – Hocam lütfen, iki
kat süre kullandı. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Doğru… Doğru… Sayın
Başkan, haklısınız… Sayın Başkan, haklısınız, şey değil, teşekkür ediyorum ve
sizden özür diliyorum… BAŞKAN – Estağfurullah. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – …çok müsamahanızı, gerçekten, haksız bir
şekilde değerlendirdim. Şöyle, 2007 yılında, 2006’ya göre yüzde 13
dolayında bir artış öngörülüyor bütçenizde. Oysa, merkezi yönetim bütçe toplamı
yüzde 17,5 artmış. Yani, merkezi yönetim bütçe toplamının altında bir artışla
2007 yılına yelken açıyorsunuz. Daha da üzücü yönü, 2007, 2008, 2009 mali plan
çerçevesinde baktığımızda, yıllık artışların yüzde 4,5, yüzde 3,5 giderek de
azaldığı öngörülüyor. Yani, bu, AKP İktidarının, hem şimdi hem gelecek yıllar
için turizm ve kültüre son derece az önem verdiğinin somut bir göstergesidir. Sayın Başkan, teşekkür ederim müsamahanıza. Her şeye rağmen, Bakanlık bütçesinin hayırlı
uğurlu olmasını diliyorum. Sabrınız için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar
sunuyorum. BAŞKAN – Sayın Tütüncü’ye teşekkür ediyorum. MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Tütüncü, size
sabretmek ne demek, dikkatle dinlemek durumundayız. BAŞKAN - Sayın Terzibaşıoğlu. ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sayın
Başkan, Sayın Bakanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri sayın milletvekillerimiz,
Bakanlıklarımızın çok değerli yönetici ve bürokratları, güzide basınımızın
güzide mensupları; hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, turizm Türkiye için çok
önemli bir gelir kaynağı, bunu hepimiz biliyoruz. AK Parti İktidarının yaptığı
icraatlardan en önemlisi, kültürle turizmi, Kültür Bakanlığıyla Turizm
Bakanlığını birleştirmesidir. Bakınız, eğer varlığınız yoksa, sadece ve
sadece, güneş, kum ve deniz üçgeniyle övünürseniz, gelen turistlerin de balık
olmadığını düşünürsek, bir yere varmamız mümkün değildir. Ben gençlik yıllarımda hatırlarım, hep şiş
kebaptan bahsedilirdi; çünkü, sunacak fazla bir ürünümüz yok idi. Bakın, dünya turizminin en gözde başşehri
Paris’tir. 45 milyon turist alıyor Paris, yılda. Prag, yeniden doğan bir kültür
şehridir. Roma, keza öyle. Londra, Moskova, Atina, Viyana. Bunların hiçbirine,
hiç kimse denize girmek için, güneşlemek için, kum için gitmez. Sayın Bakanımızın sunuşunda dinledik.
Türkiye’nin çok önemli kültür varlıkları var. Bakın, sadece Viyana’da
Schönbrunn Sarayına yılda 1,5 milyonla 2 milyon kişi ziyaretçi olarak giriyor.
Mısır’a giden turistlerin yüzde 90’ı, sadece ve sadece piramitleri ve oradaki
arkeolojik değerleri görmek için gidiyorlar. O bakımdan, elimizdeki kültür
varlıklarını bir an önce restore edip dünya turizminin gözünün önüne sermemiz
lazım. Bakın, İstanbul bir imparatorluğa 600 yıl,
daha önce Bizans İmparatorluğuna, Doğu Roma İmparatorluğuna başkentlik yapmış, dünyanın en nadir bir başşehri. Bu, başşehirlik yapmış
kendimize, ne yazık ki, bugüne kadar yeterli turisti çekememişiz. Aslında bizim
İstanbul’a, Prag’a gelen turistten daha fazla hatta ve hatta Roma’ya gelen
turist kadar turistin gelmesi gerekir. Geçmiş yıllarda yapılanları göz ardı
etmiyoruz, ama özellikle Sayın Bakanımız Atilla Koç Beyefendinin İstanbul’a
yaptıkları için ben gurur duyuyorum, övünüyorum. Çünkü, biliyordum ki, İstanbul
Topkapı Sarayında sergilenen eserlerin tam 40 misli mahzenlerde sandıklar
içinde bekliyordu. Bu resmî ağızlardan aldığım bilgiler. Değerli
arkadaşlarım, bunun yanında, bizim, işte, her zaman övündüğümüz kum, deniz,
güneş üçgenimiz var; ayrıca, bugüne kadar hiç el değmemiş, deniz turizminin tam
aksi olan kış turizmi var. Belki de dünyanın en uzun pistlerinden biri
Erzurum’da, ama birkaç tesisin dışında ne yazık ki oraya da bugüne kadar sahip
çıkılmamış, ama bunları söylerken ülkenin reklamını çok iyi yapmak lazım. İşte,
bununla ilgili dünyanın altı noktasında Türk eserleri restore edilmiş ve
edilmeye başlanmış. Bunlar çok önemli. Orada Türkün ve Türkiye’nin adının
görünmesi çok önemli. Bakın, hiç kimse yanlış anlamasın, Galatasaray’ın UEFA
kupasını alması, Türk Millî Takımının dünya üçüncüsü olması, dün Türk Millî
Takımının İtalya ile berabere kalması, bunların
hepsinin turizmde etkileri var. Biz, 1980’li yıllarda “bir yılda 1
milyon turist” sloganıyla yola çıkmışız, ama 20 milyonlara gelmişiz. Dünya
geliştikçe ve ekonomisi büyüdükçe dünyada en fazla gelişecek sektör turizm
sektörüdür değerli arkadaşlarım ve her yıl yüzde 17 ile yüzde 20 turizm sektörü
büyümektedir. Bizim de bu sektörden en fazla payı alma şansımız çok yüksektir.
Bu yönde de çok yararlı çalışmalar yapılıyor. Bakın
değerli arkadaşlarım, kültürü tanıtmak dedik, bugüne kadar çok ciddi yapılmayan
bir işe 2005 yılından beri el atıldı. Türk edebiyatının dışarı açılımı. Bu konuda 108 eserin tercümesi yapılmış, Türk
eserlerinin, yazarların ve bunlar 34 ülkede yayınlanmış. Kültür Bakanlığının
desteğiyle yapılıyor bu. Yani, Türkçe’yi, Türkçe romanı Güney Kore’de bir
Korelinin okuması mümkün değil, ama bunu ne yazık ki bugüne kadar yapmamışız ve
bundan sonra daha da geliştirerek devam edeceğiz inşallah. Bu da reklamdır. Tabii,
devletimizin her şeye ne yazık ki gücü yetmiyor. Burada yatırımcıların ve büyük
şirketlerin taşın altına elini sokmaları noktasında çok önemli görevleri var.
İşte, Sponsorluk Yasasından istifade ederek, bakın, Nevşehir Ürgüp sposses
mozaiklerinin çelik çatıyla örtülenmesi. Antik tiyatrolar projelerinin yapımı,
Kaş Aspendos Patora antik tiyatrolarının restorasyonu ve tamiri, Bursa Yeşil
Türbenin restorasyonu, İstanbul Rumeli ve Anadolu hisarlarının
ışıklandırılması, Efes Antik Kentinin aydınlatılması, Galata
Mevlevihanesinin proje uygulamaları,
Beyazıt Devlet Kütüphanesi projesi. Bunlar sponsorlar vasıtasıyla
restorasyonları yapılan, aydınlatılan eserlerimiz. Geçtiğimiz
yıl, ne yazık ki, turizmde yüzde 5 bir kaybımız var, ama bunu evvelki yıla göre
düşünürsek geçen yıl çünkü yüzde 24’ler civarında bir artışımız vardı; tabii
ki, bu kaybın olmaması bizim için çok önemlidir. Bunun için, elimizden geleni
Bakanlığımız yapıyor, bunu da zaten burada sunumda anlattılar. İfadeleriyle
söylüyorum; Antalya’da bir damla su arıtılmadan denize dökülmüyor, atık
yapılmıyor. Şimdi, inşallah, önümüzdeki yıl Muğla’nın, Mersin’in problemlerini
de Alanya’nın da problemlerini çözersek ki, azmimiz bu noktadadır, ama bununla
bitmiyor işlerimiz, Türkiye’nin Karadeniz’i var, orta Anadolu’su var, yeteri
kadar değerlendiremediğimiz bugüne kadar Çanakkale var, Troya var, yani Türkiye
hazinelerinin üstünde oturuyor. Mısır sadece piramitleriyle, tahmin ediyorum,
bizim turizm gelirimizin üçte 1’i kadar bir turizm gelirine sahip. Bakın,
Muğla’nın kıyı bandı 1.124 kilometredir. İspanya’nın Akdeniz’deki kıyı bandı
700 kilometre. Yüzlerce koyumuz var, ama ne yazık ki, kurumların birbirleriyle
masa savaşından dolayı yat turizmine koylarımızı yeteri kadar açamamışız.
Arkadaşlarımız defaatle söylediler, koruyarak kullanmayı bilmeliyiz. Bugün
artık modern arıtmalar var, buralara yapılacak olan tesisler, marinalar yüzde
100 arıtmalı, ahşap, tamamen ahşaptan yapılabilir. Bugün Amerika’da iki katlı,
üç katlı ahşap binalar yapılıyor, biz bunları yapabiliriz. Değerli
arkadaşlarım, ben inanıyorum ki, önümüzdeki yıllarda gelirlerimizin çok önemli
bir bölümünü turizm gelirleri teşkil edecektir. Yürüdüğümüz yol çok düzgün ve
istikbali olan bir yoldur. Ben,
şahsım adına, İlim adına Sayın Bakanımı ve ekibini kutluyorum; bütçenin
ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum; hepinizi tekrar saygıyla
selamlıyorum. BAŞKAN
– Sayın Terzibaşıoğlu’na teşekkür ediyorum. Buyurun
Sayın Özakcan. MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlarım,
değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Ben
değişik bir iki konuya değinmek, temas etmek istiyorum. Bakanlığımızın
bünyesinde görev yapan profesyonel turist rehberliği diye bir hizmet alanı var.
Bu profesyonel turist rehberliğiyle ilgili son aylarda birtakım sıkıntıların
yaşandığı bize de iletilmişti. Rehber denilince her ne kadar akla ilk olarak
turistlere arkeolojik yerleri anlatan şahıs gelmekteyse de rehberlerin,
ülkemizin uluslararası arenadaki yalnızlığı ve yanlış anlaşılmışlığı da göz
önüne alındığında bunun çok ötesinde çok ciddi bir işlevi yerine getirdikleri
görülür. Örneğin, gerek günübirlik turlar gerekse birkaç hafta süren bir
Anadolu turu rehber için, ülkesini, doğal, kültürel, sosyal ve siyasi
boyutlarıyla tanıtma fırsatıdır. Bu birliktelik ayrıca ülkemizle ilgili
önyargıların kırılmasına olanak tanıyan önemli bir fırsattır. Hal böyleyken 25
Mart 2005’te yürürlüğe giren profesyonel turist rehberleri yönetmeliği 657
sayılı Devlet Memurları Yasasına tabi profesyonel turist rehberlerine,
memuriyetten ayrılana değin rehberlik yapmayı olanaksız hale getirmektedir.
Şöyle ki: Turist rehberliği yapması yasaklanan 657’ye tabi devlet memurlarının,
bilgi, birikim ve donanımları açısından ülke turizmine ve camiasına olan
katkıları yadsınamaz. Onları devre dışı bırakmaktan kaynaklanan boşluğun hangi
kaynaklardan doldurulacağına ilişkin büyük bir belirsizlik ve soru işaretleri
vardır. Sayın Bakanımız, ülkemizde 9.243 profesyonel turist rehberi bulunduğunu
ve bu rakamın yetersiz olduğunu ifade etmekte, ancak sayıları 4.000 olarak
belirtilen 657’liklerin yerine kimlerin hangi kriterlere göre seçilerek
istihdam edileceğine ilişkin net bir açıklamada bulunamamaktadır. İlk bakışta
haklı bir dayanağı varmış gibi görünse de devlet memurlarının ikinci bir iş
yapmalarının yasak olması gibi, bu durum, rehberlik yapmaktan men ettiği
binlerce memuruna devlet bu işi yapmak için ehliyet verdiği, rehberlik kokartı
verdiği dönemde de 657 sayılı Yasa yürürlükteydi. Mademki devlet memurlarının
ikinci bir iş yapması yasaktı o zaman neden bu kadar insana umut ve ehliyet
verilmişti. Bu sorunun yargı yoluyla değil Sayın Bakanımızın vereceği kararla
çözülmesini, bu yanlıştan dönülmesini bekliyor ve diliyorum. Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Bakanımızın zaman zaman değişik konularla
ilgili olarak yaptığı açıklamalara ek olarak söylediği, yerel basınımızda da
Aydın’da yer alan güzel sözleri vardır. Örneğin “yapamayacağımız bir işin
sözünü vermeyiz.” Manşet olan, yerel basınımızda sözlerinden birisidir. Ege
Bölgemizde çok sevilerek okunan bir bölge gazetemiz vardır, Yeni Asır
gazetemiz. Bu bölge gazetemizin değerli bir köşe yazarı ve aynı zamanda yayın
grubu Başkanı olan Osman Gencer, 22.7.2006 tarihli köşesinde şunları yazmıştı.
Şöyle diyor: “Herhalde Turizm ve Kültür Bakanı Atilla Koç’u çok yakında
sözünden en çok dönen bakan diye manşetlere taşıyacağız. Çünkü, yaptığı
dönüşler epeyce artmaya başladı. Biz hepsini izliyor ve tek tek topluyoruz
zamanı geldiğinde bir bir ortaya dökeceğiz.” Konu ören yerleriyle ilgili
değerli arkadaşlar. “Ören yerleri ödeneklerinin oraları için ne kadar önemli
olduğunu kendileri bizden daha iyi biliyor, ancak bilmesine rağmen ödenekleri
kesmeye devam ediyor. Ören yeri gelirlerini yerel yönetimlerden kesme, hepsini
Ankara’ya çekme fikrinin yaratıcısı Mesut Yılmaz Başkanlığındaki 55 inci
Hükümet dönemidir. O saate kadar ören yeri gelirlerinin yüzde 40’lık payı yerel
yönetimlere aktarılıyordu. Yüzde 40 pay iyi bir tutardı ve tarihî mekanların
bakımı için epeyce imkan sağlıyordu lakin 22 Temmuz 1988 günü çıkan kanunla o
pay yüzde 5’e düşünce ören yerlerinin canı okunmuş oldu. Bu karardan sonra hâlâ
sıkıntı içinde kıvranıp duruyor. Parasızlık yüzünden pek çok müze kapısını
açamıyor. Pislik ve bakımsızlık yüzünden tarihî yerlerin, yerli, yabancı
ziyaretçi sayası her yıl hızla düşüyor. İstemihan Talay’dan sonra o koltuğa
oturan Suat Çağlayan dışındaki diğer Kültür Bakanları da sıcak para
cazibesinden kendilerini kurtaramadılar. Bir tek Suat Çağlayan bunu yapmadı
hatta özel anlaşmayla parayı sahiplerine iade etti, ancak o ayrıldıktan sonra
yine başa dönüldü. Ülkeye büyük zarar veren bu yanlışlığı AKP Hükümetinin
Kültür Bakanı, Aydınlı hemşerimiz Atilla Koç’a defalarca ilettik, rakamları
ortaya döktük, eski ve yeni durumu açıkladık, yapılan hatayı tüm verileriyle
önüne koyduk bir bir anlattık. Ayrıntıları dinleyince isyanımıza hak vermişti,
2 Nisan 2005 tarihinde de konuyla ilgili çok önemli bir açıklama yapmıştı.
‘Böyle saçmalık olmaz. Ören yeri gelirlerinin tamamı bundan böyle yerel
yönetimlere bırakılacak. Yasa tasarısı hazırlanması için bürokratlarıma talimat
verdim, çekilen sıkıntı bitecek’ demiş olmalarına karşın bugün yaşanan tamamen
bu açıklamanın aksi şeklinde devam etmektedir.” Değerli
arkadaşlarım, sözlerimin başında söylediğim “yapamayacağımız bir işin sözünü
vermeyiz” ile çelişen bu sonucu dikkatlerinize getirmek için bunu söylemek
ihtiyacı duydum. Sayın
Başkan, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlar; tabii, Kültür ve Turizm Bakanlığımız
ve bağlı kuruluşlarla ilgili ülkemiz genelinde birçok sorun var, istek var,
ihtiyaç var. Elbette Sayın Bakanımız ilimizle ilgili olan ihtiyaç ve istekleri
bilmekteler, ama bugüne kadar bu ihtiyaçların yerine gelmemiş, getirilmemiş
olmasından dolayı da hatırlatmak ihtiyacı duyuyorum. Örneğin, Aydın’da İl
Kültür ve Turizm Müdürlüğümüzde folklor araştırmacı kadrosundan kaloriferci
kadrosuna kadar bir kadro tahsisi ihtiyacı söz konusu. İlimiz dahilinde 20 halk
kütüphanesi bulunmakta, bunlardan Aydın İl Halk Kütüphanesi, Çine, Nazilli,
Söke, Kuşadası, Germencik halk kütüphanesi müdürlük olarak, diğer kütüphaneler
ise memurluk olarak hizmet vermekteler. Bu kütüphanelerimizin özellikle
hizmetli kadrolarında görev yapanların emeklilik halleri ve başka nedenlerle
ayrılmalarından dolayı yerlerine yeni atamalar yapılamamış, bazılarının ise
kadroları Bakanlığınızca tenkis edilmiş. Kütüphanelerin personel ihtiyaçlarının
karşılanması gerekmekte, ayrıca ilimiz il halk kütüphanesi bünyesinde hizmet
veren bölge cilt atölyesi teknisyen yardımcısının emekliye ayrılmalarından
dolayı yerlerine yeni atama yapılmamış ve bu hizmet alanı kapatılmış. Yeni
kadro tahsislerinin yapılarak hizmete açılması talebi ve ihtiyacı vardır. İlimizde
3 müze müdürlüğü, Aydın Müzesine bağlı Yörük Ali Efe Evi Müzesi ve 4 müze. Müze
müdürlüklerinin boş bulunan kadro ihtiyaçları açık olarak durmakta. İlimiz
sınırları içerisinde bulunan ören yerlerinin denetim, kontrol ve arazi
çalışmaları için müdürlüğün binek aracı ve personele ihtiyacı, mevcut
kütüphanelerimizin raf ihtiyacına kadar bu istek ve talepler devam ediyor.
Aydın ve Nazilli kültür merkezleri tamamen henüz ikmal edilmiş değil. 1970’li
yılların başında hizmete giren Milet Müzesi gerek malzemeleri gerekse zaman
zaman bölgede meydana gelen depremler sonucunda bina statik olarak kullanılamaz
hale gelmesi ve çökme tehlikesi arz etmesi nedeniyle 20.10.2000 tarih ve 5511
sayılı Bakanlık onayıyla ziyarete kapatılmış. Turistlerin en çok ilgi duyduğu
ve görmek istedikleri yerler. Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Bölge Müdürlüğü diye yeni bir kuruluş var.
Kuruluşun bir mimar ve hizmetli, bekçiye ihtiyacının yanı sıra bir tek hizmet
aracı bile yok. İlgili, yetkili görevli dışarıya gitmek istediğinde ve görevi
daha çok sahada bulunan bu müdürlüğün belediyelerden ya da işi olanların
araçlarını bekleyerek onlarla gitmek mecburiyeti var. Değerli
arkadaşlarım, tabii, Aydın’da bu kadar eksik ve ihtiyaç varken kuşkusuz Türkiye
genelinde de bu ihtiyaçların, eksikliklerin var olduğunu düşünüyorum. Sayın
Bakanımız Aydın ile diğer illerimizi ayırt etmeden hizmet ve ihtiyaçları
karşıladıkları için Türkiye genelinde de bu eksik ve ihtiyaçların var olduğunu,
devem etmekte olduğunu düşünüyorum. Sayın
Başkanım, sözlerimi bitirirken Sayın Bakanıma bir iki cümleyle iletmek
istediğim mesajım var izninizle. Diyeceksiniz
yine, Kültür Turizm Bakanlığında da Çine Barajı konuşulur, ama geçtiğimiz yıl,
Sayın Bakanımız da çok yakından ilgilendiği için bunu hatırlatıp söylemek
ihtiyacı duyuyorum, geçtiğimiz yıl Aydın şivesiyle “ne etcez etcez bu parayı
bulcaz” dediler. Geçtiğimiz yıl buldular, ama bu yıl maalesef o para henüz
bulunamadı. Bulunması konusundaki talep ve dileğimi de hatırlatıp iletiyorum. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Emir verdik, devam ediyor. MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Devamla) – Bakanlığımızın bütçesinin hayırlı olmasını dileyerek
hepinize teşekkür ediyor saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Özakcan. Buyurun
Sayın Beyribey. YUSUF
SELEHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri,
değerli Bakanım, değerli bürokratlar, değerli basın; sözlerime başlamadan evvel
hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Bugün
önemli bir Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz, Kültür ve Turizm Bakanlığı.
Ülkelerin var olması, gelecekte de var olmasının en önemli şeyi kendi
kültürlerini veya ülkeleri üzerinde var olan kültürel değerlere sahip
çıkmalarıdır. Özellikle, ayrıca, kültürlere sahip çıkarken de o ülkenin
kültürel değerlerini bütün vatandaşlarına eriştirmek, onlarla paylaşmaları
gerektiği kanaatini taşıyorum. Kültür
Bakanlığımız, bu iktidar döneminde özellikle çok ciddi çalışmalar yaptı benim
ilimde de dahil olmak üzere. Benim bir beklentim, özellikle köy çocuklarımızın
tiyatroyla olan ilişkilendirilmesi doğrultusunda veya şehirdeki çocuklar da
dahil, taşra illerdeki okullardaki çocukların mutlaka ve mutlaka tiyatroyla yüz
yüze getirilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum. Her ilde mutlaka bir tiyatro
olmalıdır. Özellikle okul dönemlerinde, kış dönemlerinde ve bu dönemlerde
araçlarla çocukların alınıp bir defa da olsa her dönemde çocukların bu
tiyatrolarla yüz yüze getirilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum. Bu doğrultuda
Bakanlığımızın bir çalışması var mıdır, yok mudur veya nasıl düşünüyor onu da
sormak istiyorum? İkincisi:
Geçmişte benim çocukluğumda bizim ülke milliyetçiliğimizle ilgili değerlerimiz
genelde komşu ülkelerin düşmanlığı üzerine kuruluydu. Nasıldı? İşte, batıda
olanlar Yunan düşmanlığı, doğuda olanlar Ermeni düşmanlığı, Rus düşmanlığı. Ben
Kars İlindeyim, biz “Urus Urus” der devam ederdik, ülke milliyetçiliğini bunun
üzerine kurardık ve doğru olduğuna da inanmıyorum, onu da peşinen söylemek
istiyorum. Doğru olan, ülkeyi var eden değerler üzerine ülke milliyetçiliğini
kurmaktır, Türkiye Cumhuriyeti milliyetçiliğini kurmaktır. Bunun yolu da Türkiye’yi
var eden şehitlerimizle ilgilidir. Şehitlerimizle ilgili, özellikle Gelibolu’da
gerçekten Türkiye Cumhuriyetine yakışır boyutta çalışmalar yapıldı, devam
ediyor ve etkinliği var, ama Türkiye’nin, Türk vatandaşlarının, Çanakkale’den
sonra, cumhuriyet tarihi öncesi de dahil olmak üzere, en çok vatan evladını
kaybettiği yerlerden bir tanesi Sarıkamış’tır. Sarıkamış’ta 90 bin vatan evladı
şehit oldu, Allahuekber Dağlarının sırtlarında yatıyorlar ve bunlarla ilgili,
nedendir bilemem, o günden bugüne böyle bir ağır davranmışız, onlarla ilgili,
Türkiye’deki çocuklarımıza anlatamamışız, büyüklerimize anlatamamışız.
Birçoğumuz Sarıkamış’taki şehitliğin ne anlamda olduğunu bile belki
bilmiyordur. Ben suçlamakta istemiyorum veya vardır, yoktur, ama eksiklik olduğunu
biliyorum. Oysa ki, ben, Türkiye’deki bütün çocuklarımızın, gençlerimizin
mutlaka Çanakkale’yi görmeleri lazımdır diyorum, ama bu çocuklarımızın mutlaka
Sarıkamış’ı da görmeleri lazımdır. Bununla ilgili bu Hükümet döneminde
özellikle Sarıkamış millî park ilan edildi, ayrıca Kültür Bakanlığımızın ciddi
bir çalışma yaptığını biliyorum, 23 Aralıkta da bu şehitleri anma törenimiz
var. Bu anma törenlerinde devletin, milletin, vatandaşın, herkesin sahip
çıkmasını, oranın da Gelibolu gibi olmasını arzu ediyorum. Bakanlığımızın
çalışmaları var, o konuda da bizi bilgilendirirlerse kendilerine müteşekkir
oluruz. Ayrıca, Sarıkamış’ta kış turizmiyle ilgili, Türkiye’nin önemli
merkezlerinden bir tanesi, bununla ilgili turizm merkezi bölgesi içerisine
alındı. Altyapı eksikliklerimiz var. Bir yere hizmetin gidebilmesi o yerdeki
altyapının, altyapı olmadan işadamlarımız da maalesef yatırım yapmıyor, bu
doğrultuda da Hükümetimizin, Bakanlığımızın desteklemesi lazım. Ben,
burada, özellikle Bakanlığımıza bir şükranlarımı sunmak istiyorum Ani
Harabeleriyle ilgili. Ani Harabeleri, belki geçmiş yıllarda Ani Harabelerini
ziyarete giden olduysa, en az üç beş yerden izin alınırdı ondan sonra
gidilirdi, bununla ilgili yasa çıkarıldı şimdi elimizi kolumuzu sallayarak
gideriz, ama oradaki harabelerle ilgili de, maalesef bir kısmı yıkılmak üzere,
Bakanlığımız, bu konuşma metninde de gördüğüm gibi, orada bir cami, bir
kiliseyi, ayrıca Selçuklu sarayı var, sarayımızı destekleme doğrultusunda,
oraları yeniden inşa etme, yapılandırma doğrultusunda çalışmaları var; bunların
da bir an evvel, iyice yıkılmadan, yok olmadan yapılmasını talep ediyorum;
oradaki kazıların hızlandırılması gerektiği kanaatini taşıyorum. Bu
yıl köylerimizi gezerken veya Türkiye’nin başka yerlerine giderken, aşıklarımızla
ilgili, aşıklık sanatı, halk ozanlığı sanatı benim ilimde çok yaygın, ama diğer
illerde de mutlaka yaygın, onların serzenişleri vardı. Bu aşıklarımız genelde
geçimlerini, akşamları, gündüzleri programlarda falan, tek geçim yolları
bunların bu. Bunlar bizim Kurtuluş Savaşımızda, daha önceki dönemlerde, bugün
de kötü zamanlarımızda bizim duygularımızı toplumla paylaşan, toplumu coşturan
ve bir kısım değerlerimizin dünden bugüne gelmesini sağlayan ozanlarımız.
Bunlara sahip çıkılması gerektiği kanaatini taşıyorum. Özellikle halk
ozanlarıyla ilgili mutlaka bir, belki hukuksal yapıyla onlara, bir kısmı maaş
alamıyorlar, mağdur oluyorlar, emeklilik hakları olmuyor, sigortalı olmadıkları
için, bunların, aşıkların özel bir şekilde mutlaka desteklenmesi gerektiği
kanaatini taşıyorum, bunların Türkiye’de mağdur gruplar içerisinde olduğu
kanaati taşıyorum. Bu konuda Bakanlığımızın yapacağı çalışmaları da varsa
onlardan da bilgi almak istiyorum. Biliyorsunuz
bu çağ bilgi çağı, bilgi toplumu çağı, bilgiye ulaşmanın, özellikle kültürel ve
millî değerlerimizle ilgili bilgiye ulaşmanın yolu da Millî Kütüphanemizdir.
Çok güzel çalışmalar yapıyor, tebrik ediyoruz, ama daha da güçlendirilmesi
lazım. Millî Kütüphanenin özellikle bilgi alışverişi veya sistemleriyle ilgili dünyayla
agrage olması gerektiği taşıyorum, yani onlar boyutunda olması gerektiği
kanaatini taşıyorum. Ben
sözlerimi fazla uzatmak istemiyorum. Sabırla
dinlediğimiz için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Sayın Beyribey’e çok teşekkür ediyoruz. Oturuma
14.30’a kadar ara veriyoruz. Kapanma
Saati: 13.29 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 14.33 BAŞKAN : Sait AÇBA BAŞKAN VEKİLİ : Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa) SÖZCÜ: Sabahattin YILDIZ (Muş) -----0---- BAŞKAN
– Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Başkan, 16 ncı Birleşimin İkinci
Oturumunu açıyorum. Söz
talebi Sayın Özcan’da. Buyurun
Sayın Özcan. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) – Sayın Başkan, Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım;
Kültür ve Turizm Bakanlığının değerli bürokratları, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığının mütevazı bütçesinin şimdiden
hayırlı olmasını diliyorum. Aslında,
Kültür Bakanımızın konuşmasında bir iki tespiti hatırlattıktan sonra, ilave bir
şeyler söylemek istiyorum. Sayın Bakan diyor ki: “Kültür programlarımız önceden
belirlenmiş ve toplumsal farklılıkları ve çeşitliliği yok sayan bir kültür
politikasını terkin etmek yerine, çoğulculuğu öne çıkaran, herkesin kendisini
dilediğince ifade etmesini imkân sağlayan bir kültür ortamı sağlamak…” Ve yine bir başka yerde diyor ki: “Kendisini
tanımaktan ve açıklamaktan korkmayan bireyi ve toplumu yaratmak.” Tabii,
özetlenen bu görüş, her çağdaş ülkenin normlarına uygun olmakla beraber,
Türkiye’de bu ne durumdadır diye baktığımızda, aslında, bu alanda bir canlılık
henüz gözükmektedir. Her ne kadar Sayın Bakanın Sayın Müsteşar ve ekibinin
bilgisi ve birikimi bu alanın canlandırılmasını gerektirecek ortamı sağlaması
gerekirken, bakıyoruz ki, Türk Milletinin, Türklüğün değerlerine hakaret eden
ve bununla meşhur olmak isteyen kimseler çıkmakta. Ama, onun dışında, bunları
benimseyen ve geliştiren bir ortamın maalesef olmadığını üzülerek hatırlatmak
istiyorum. Tabii,
uzun yıllardan beri temel eser diyebileceğimiz bir eserin Türkiye’de
oluşmaması, sadece işte meşhur olmak için dediğim kriterleri uygulayanlara
dönük bir ortamın gelişmesi de aslında üzüntü vericidir. Yoksa, Kültür
Bakanlığımızın ortaya koyduğu bu tavır, aslında özlenen bir tavırdır ve
umuyoruz ki, bu alanda faydalı gelişmeler olur. Burada, tabii, Kültür Bakanlığımızın
daha önceden de çıkardığı yasalarla, aslında kültür varlıklarının korunması
açısından son derece önemli adımlar atılmıştır ve bunlar devam etmektedir.
Nitekim, konuşma metninde de en azından Topkapı Sarayı başta olmak üzere,
yapılanları burada vurgulamıştır. Benim de yine seçim bölgemde bu Gordion’la
ilgili koruma alanı açısından 2005’te programa alınmasına rağmen, herhangi bir
ödenek konulmamıştır. Umarım ki, bu konuda bir ödenek ilave edilir. Turizmle
ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Tabii, bizim turizmin bu sene kısmen
bir düşüş yaşar gibi gözükmesi, aslında bunu şuna ben bağlıyorum. Bu,
Akdeniz’de özellikle Antalya yöresinde eskiden köy olan bugün artık belde
belediyeleri haline gelen ama çok farklı uygulamalar yapan yapılardan kaynaklanıyor.
Çünkü, ben de o bölgeye yazın gidiyorum, orada bir yazlığım var. Hakikaten 2
kilometre arayla sıralanan belediyeler arasında o kadar farklı etkinlikler ve o
kadar farklı yorumlamalar var ki, yani, orada, artık, bana göre yeni tesisler
yerine, alt yapıları geliştirmek için yeni bir yapılanma gerekir ve bence bu
küçük belediyelerden de bu turizmi kurtarmak gerekir. Yani, bunlar o küçük
belediyelerin eğer turizme müdahalesi oluyorsa, ruhsattan tutun, izin bunlardan
çıkıyorsa, bunu son derece yanlış olarak görüyorum. Bunların bir merkez -artık
ne kurulacaksa- onun altında toplanması diye düşünüyorum. Tabii,
bu arada, güneş, deniz, kumun dışındaki gelişmelerin olumlu olduğunu görüyoruz.
İşte, yayla turizmi, hele özellikle dün dağıtılan bir kitabı da okudum,
dağlarımızla ilgili gerçekten son derece güzel hazırlanmış, onları gördükçe
insanın ümidi de artıyor. İnşallah, bu bölgeler de turizme açılır ve
yurtdışından insanlar gelir. Tabii,
bu turizmde, baktığımızda, daha doğrusu deniz ağırlıklı, güneş ağırlıklı
turizmde yavaşlamanın yanı sıra, buradaki olumlu gelişmeler baktığımız da bir
termal turizmi gözüküyor. Mesela, bizim Haymana’da herhalde dünyanın en iyi
termal suyu olduğu söylenmesine rağmen, burada maalesef, Ankara’ya çok yakın
olmasın rağmen, bir gelişme içinde olmamıştır. Umuyoruz ki, bu konuda da Turizm
ve Kültür Bakanlığımız bir gayret göstererek buranın daha etkin hale gelmesine
vesile olur diye düşünüyorum. Ben,
tekrar, bu tevazu içerisinde hazırlanmış olan Kültür ve Turizm Bakanlığı
bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan. Sayın
Baratalı. BÜLENT
BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Bakan, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar; hepinize
saygılar sunuyorum. Bakanlık bütçesinin iyilikler getirmesini diliyorum. Sayın
Bakanın, hem kültür hem turizm konularındaki konuşmalarını dikkatle dinledim ve
Sayın Bakanın, Artvin’de “artık yaylalarda turizm olmamalıdır, burası,
turistlere açılmamalıdır” şeklindeki devlet görevlisinin, bir valinin bir
beyanatına karşı verdiği “sen işine bak, buralarda turizm olacaktır” demesi
karşısındaki tutumunun da göz önüne alarak, özellikle turizm konusunda bir
şeyler söylemek istiyorum. Sayın
Bakan, geçtiğimiz aylarda, yanlış hatırlamıyorsam, Çeşme’de turizm bölgesi ilan
ettik. 134 bin metrekarelik bir alan, turizm geliştirme alanı olarak. Buraları
hazine arazileri. Daha önce SİT kararlarını alırken, o kurulun üyesiydim ben
İzmir’de. Çeşme Belediye Başkanımızın da beyanatları var. Burada bazı
yanlışlıklar doğal SİT’in derecelendirilmesindeki düzeltilmiş, bazı
haksızlıklar giderilmiş. Yöresel olarak yerel yöneticiler de bu düşüncede
olduğuna göre, bunlara benim bir diyeceğim yok. Yalnız, Sayın Belediye
Başkanımızla konuştum ve gazetede yayımlanan onun verdiği haberlere göre orada
bazı rahatsızlar var efendim. Bunlardan bir tanesi bu 134 bin metrekarelik
alandaki önce düşünülen ve kat alanları katsayısı olarak yüzde 10 olarak
düşünülen buradaki imar katsayısının sonradan yüzde 20’ye çıkarılmak
istenmesidir. Böyle bir eleştiri var. Sayın Bakan, epeyce önce o bölgelerde
beraber çalıştık, o bölgeleri çok iyi tanıyorsunuz. Biz, yarımadayı biraz
yumuşak turizm için hazırladık. Dikkat ederseniz, bütün direncimize rağmen
oralarda ve bize karşı yapılan bütün baskılara rağmen, oralarda iki üç katlı
binalar bulamazsınız. Yani, tarım alanları korunmuştur, ormanlar korunmuştur,
kıyalar korunmuştur. Yani, yumuşak turizmin bütün alt yapısını, hep beraber,
her şeye rağmen orada aldık. Tehditler aldık, çeşitli listelere girdik, ölüm
listelerine girdik; ama, bundan hiç taviz vermedik. Yani, yüzde 10’un çok iyi
bir düşünce olduğunu düşünüyorum. Çünkü, artık, Çeşme’de parseller bin
metrekareye çıkmıştır ve KAKS olarak yüzde 10 kullanılmaktadır. Buralarda, bu
alanlar yüzde 20’ye çıkarılırsa, çok büyük bir yoğunlaşma olacaktır. Çeşme’de
su olmadığını siz benden daha iyi biliyorsunuz. Yani, oradaki Ildır’ın
kaynaklarını alıp, yağmur suyuyla birleştirip biraz yumuşatıyoruz. Ama, 10 tane
sanıyorum golf sahası yapılacaktır. Galiba, her golf sahası da 400 veya 500
dönüm kadar bir araziyi kaplıyor. Bunlar muhakkak düşünülmüştür; ama, şimdi,
bizim isteğimiz, lütfen, orada, KAKS dediğimiz kat alanları katsayısını yüzde
10’da tutun efendim. İkincisi, diğer bazı endişeler var ve olumsuzluklar
yaşanıyor bizim bölgelerde. Yani, sizin, nasıl Artvin’deki bir valiye olumlu
bir çıkışınız önemli bir aşamaysa, buralarda da devletin olumlu çıkması
gerekiyor. Geçen sene Seferhisar, Karaburun ve Çeşme’de olumsuzluklar yaşandı.
Çeşme gibi yerde Sayın Bakan, denizler çarşaflarla bölündü. Yani, bayanlar
denize girdiği zaman denizin içine çarşaflar çekiliyor, bayanlar denizden
çıktığı zaman çarşaflar tekrar kapatılıyor. Yani, Çeşme ve Urla yarımadası
olarak bu bölge hakikaten büyük bir hoşgörüde olan insanların, daha çok Rumeli
göçmenlerinin oturduğu yerlerdir. Kimse kimsenin kılığına, kıyafetine bakmaz.
Onların indi düşüncelerle, içindeki maneviyatına saygı duyar. Biz, hep,
buralarda böyle yaşadık; ama, bu sene, özellikle Seferhisar’da bu tür yaşayan
insanların kafaları kırıldı. Karaburun’da bizzat ben gittim, müdahale ettim,
mayoyla denize girenlere saldırılarda bulunuldu, dövüldü, parçalandı. Çeşme’de
de bakın, Sayın Belediye Başkanımız da ifade ediyor; diyor ki: Harem selamlık oteller
açılabilir, ama -burada otel ismi veriyor- ben burada söylemeyeyim, yani,
perdelerin çekildiğinden ve bunun buralarda sıkıntı yarattığından bahsediyor.
Yani, turizmi geliştirmek istiyorsak, herkes her şeyi yapabilir; ama, deniz
herkesin kullanımına açıktır. Fakat, denizi kullanırken, daha çok özellikle bu
bölgelerde çok dikkatli olmamız gerekir diye düşünüyorum ve bu 112 bin daha
doğrusu sonradan 134 bin metrekare olan bu alanın, sizden ricam yüzde 10
KAKS’da kalması hem devlet için iyidir hem yatırım yapacak olan için iyidir,
hem de o bölgelerin plan kararlarını etkilemez. Çünkü, başlangıçta çok büyük
bir coşkuyla, sizin de büyük bir coşkuyla hazırladığınız bu plana karşı, bu
güzel şeye karşı şimdi yavaş yavaş yerelde tereddütler belirdi. Korkarım, devletle
yerel, merkezî yönetimle yerel yönetimler mahkemelik olmasınlar diye
düşünüyorum. Biz devletle hiç bugüne kadar mahkemelik olmadık, sevmiyoruz böyle
şeyleri. Ama, gerekirse, bu plan
kararların devam etmesi konusunda gereken de muhakkak yapılacaktır. Sayın
Bakan, daha sonra Atatürk Orman Çiftliğinin durumuna geleceğim. Biliyorsunuz,
Büyükşehir belediyesi, burada yaptığımız bir mutabakat sonucu, bir yetki alarak
oradaki bazı planları yapma durumunda kaldı. Bunun gerekçesini ben yazdım,
yasayı da beraber yazdık. Önce, bir üst ölçekli plan yapılacaktır, çevre düzeni
planı. Sonra, 1/25 bin düzenli bir plan yapılacaktır. Yani, hiyerarşik planlar
yapılacaktır, sonra, koruma planı yapılacaktır. Fakat, size üzüntüyle
belirteyim ki, yasa ve yönetmeliklere aykırı olarak şimdi elimizde böyle bir
plan var. Sayın Bakan, bu plan şimdi Koruma Kurulunda. Eğer, bu plan geçerse,
hani definden sonra Fatiha var ya, Atatürk Orman Çiftliğinin ölümüne de bizim
okunan Fatiha’ya “amin” dedemiz gerekiyor. Ama, buna “amin” demeyeceğimizi,
zatıâlinize burada bildiriyorum ve burada da herkese duyuruyorum. Biz bu duaya
amin demeyeceğiz, sizin de demeyeceğinizi biliyoruz. Çünkü, biz, Ankaralıların
daha rahat yaşaması için hiçbir yola itiraz etmedik. Bu yollar geçirilmiş. Ama,
Hayvanat Bahçesi de Büyükşehire verilmiş; ama, bu, Atatürk Orman Çiftliğini
ortadan kaldırma planıdır. Bunu, ben, bir kez daha sizin dikkatinize sunuyorum.
Bu, felaket bir olaydır, bu bir parçalanma, bölme, yutma ve ele geçirme
planıdır. Bunu da umarım, sonra, sizi ziyaret ettiğimizde görüşürüz, buna da
dikkatinizi çekiyorum, hassas olacağınızı biliyorum Sayın Bakanım. “Gönlümdeki
Çeşme” diyorsunuz, bizim de gönlümüzde Çeşme, Hopa’dan İskenderun’a kadar
ülkemiz var. Turizm master planlarını olumlulukla karşılıyorum. 2006
yılındaki turizmin yüzde 5 oranında bir büyüme pazar kaybetmesini de hakikaten
çok düşünmeliyiz. Çünkü, daha 2006 başlamadan 2005 yılında Sayın Genel
Başkanımız Deniz Baykal, bunu yaptığı konuşmalarla sizlere ve kamuoyuna
duyurdu. Bunu tartışabiliriz. Ama, sürem bu konularda pek fazla değil. Karşıyaka
Belediyemizin Tantalos ve Simirna konularında arkadaşlarımız belki not
alacaklardır, düşünceleri var. Bunların bir kültür varlığı olarak, bütün dünya
mirası olarak insanlığın sunumuna hazırlanması için Bakanlığınızla işbirliği
yapmaya hazırlar, her konuda fedakarlığa hazırlar. Ben de bunu, Tantalos’un ve
Simirna’nın durumunu iletiyorum. Şimdi, Expo 2015’in İzmir’de toplanması konusu
var. Biz, İtalya’nın Milano’suyla yarışıyoruz şu anda. Homeros’un yaşadığı
yerler en azından burası. Yani, diğerlerini bırakıyorum, yani, önemli bir yer,
bu konuda beraberce bir çalışmayı istiyorlar. Ben de zatıâlinize bu durumu arz
ediyorum. Sayın
Bakan, diğeri de turist rehberlerinin, bilemiyorum ne kadar Bakanlığınız ilgili
ama, herhalde Turizm Bakanlığıyla da ilgili, değil mi? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bizimle ilgili. BÜLENT
BARATALI (Devamla) – Bu da sizinle ilgili. Odanın bir düşüncesi var. Bu 60 kişi
taşıyan küçük otobüsler, yani, biz yurtdışına ne zaman çıkarsak, başımıza hemen
bir turist rehberi veriyorlar. Acaba, Türkiye’de bu turist rehberlerinin
kısıtlanması konusunda bir sıkıntıdan bahsediyorlar. Bir de bir yasanın
değişmesi var. Hangi komisyon olduğunu bilemiyorum; ama, ben sizin dikkatinizi
çekmek istiyorum. 1618 sayılı Yasa’nın rehberliğin zor duruma getirileceği
konusunda endişeler var. Bunu da zatıâlinize takdim edebilirim. Kitaplar için
teşekkür ediyorum. Ama, özellikle, bu devletin bir Bakanı olarak devletin
Valisine verdiğiniz cevaba da çok teşekkür ediyorum. Turizm, hakikaten göz ardı
edilmeyen çok önemli bir kaynak. Teşekkür
ederim. Başarılar diliyorum. BAŞKAN
– Sayın Baratalı’ya teşekkür ediyorum. Sayın
Keleş. BİRGEN
KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Bakan, Kültür ve Turizm Bakanlığının saygıdeğer bürokratları, değerli
arkadaşlarım, basının değerli temsilcileri; Sayın Bakan, cumhuriyet,
birbirinden ayrı gibi gözüken, ama, aslında bir bütünü oluşturan devrimlerden
meydana gelen muhteşem bir çağdaşlaşma projesi bana göre. Bunun en önemli
halkalarından bir tanesi de kültür alanındaki devrimdir. Büyük Önder Atatürk,
kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmayı hedef olarak
göstermiştir. Latin Alfabesinin benimsenmesi, Kılık, Kıyafet Devrimi, cumhuriyetin
ilk yıllarındaki güç koşullara rağmen, baleyi, tiyatroyu, operayı desteklemesi,
konservatuar kurması, özel yaşamında her akşam veyahut da sık sık klasik Türk
müziğini büyük bir beğeniyle dinlediği halde, toplumun klasik batı müziğini
izlemesi, tanıması, anlaması için büyük bir gayret içinde olması, çağdaş
evrensel kültürün bir parçası olma isteğinden kaynaklanmaktadır. Yani,
biliyordu ki Sayın Atatürk, anladığım kadarıyla, kendi kültürüyle birlikte
çağdaş evrensel kültürün içinde olmazsanız, o zaman Batılı gelişmiş ülkelerle
her alanda yarışma ve de başarılı olma şansınız olamaz. Dolayısıyla, bunu
sağlamak için, kendi kültürünü reddetmeden, onu koruyarak, geliştirerek, ama,
öte yandan da çağdaş evrensel kültürün bir parçası olarak yoluna devam etmek istiyordu.
Aynı duyarlılığı bilim alanında da göstermiştir. Çağdaş üniversitelerin
temelini atmış. Bilim adamı yetiştirmek için özel çaba sarf etmiş, eksiklerinin
bulunduğu yerde de Almanya’da yapılan soykırımdan yararlanarak, soykırıma
uğrayan bilim adamlarını davet etmiş ve onu o şekilde aşmaya çalışmıştır. Bugün
eğer İslam dini en çağdaş bir şekilde Türkiye’de uygulanıyorsa, eğer,
doktorlarımız, akademisyenlerimiz gelişmiş ülkelerde en büyük başarıları
kazanıyorlarsa, dünya çapında opera sanatçısı, balerin –bir tanesi arkanızda
oturuyor- ve müzisyen yetiştirebiliyorsa ve bunlar dünyanın her tarafında çok
ilgi gören konserler ve gösterilere çıkabiliyorlarsa, hiç kuşku yok ki, bunlar
Atatürk Devrimlerinin bir sonucudur. Bugün
de “bu devrimlerde daha ileri gitmek için çalışıyoruz “ demeyi ben çok
isterdim, yani, yönetiminizde. Belki sizin açınızdan bakıldığı zaman öyledir.
Ama, dışarıya aynı şekilde yansımadığını söylemek durumundayım. Mesela,
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında kadro sorunlarının yaratılması, özel
tiyatrolardan desteğin çekilmesi, devletin, kültür kurumlarında yöneticileri
değiştirerek bazı sorunlar yaratması, açılan sınavların iptal edilmesi ve pek
çok ayrı yöntemle çalışan insanların huzursuz olmalarına ve çalışamaz hale
gelmelerine yol açılması, bizim dışarıya yansıyan görüntülerdir. Oysa,
Anayasamızın 64’üncü maddesi, biliyorsunuz çok önemli bir madde “Devlet sanat
faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerini ve sanatçının korunması,
değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin aşılanması için, yayılması
için gereken tedbirleri alır.” demektedir. Bugün, Hükûmet “Sanatın ve
Sanatçının Korunması” başlıklı bu Anayasa hükmünü ne derece yerine getiriyor.
Bunu en iyi siz bilebilirsiniz. Takdirlerinize sunuyorum. Benim dışarıdan gördüğüm
kadarıyla çok yerine getirdiği söylenemez. Sanatın 92 nci Yıldönümü kutlandı galiba geçenlerde. Bir
sanatçı “dünyanın hiçbir yerinde, Taksim’de bir sinema sanatçısının açlıktan ve
soğuktan öldüğü görülemez” dedi. Bence tek cümleyle fevkalade dramatik bir
olayı özetledi diye düşünüyorum. Kimse bu konuda, yani, mesela, örneğin özel
tiyatrolara yardım edilmemesi konusunda 5018 sayılı Yasa’nın arkasına
sığınılmamalıdır kanısındayım Sayın Bakan. Çünkü, ben, bunu bir miktar
incelemeye çalıştım. Her ne kadar hukukçu değilsem de. Şöyle bir durum var
orada; bir defa bir söz konusu edilen, yani, bundan kaynaklanıyordur denilen
madde, 29 uncu madde. 29 uncu maddede deniliyor ki: “Gerçek veya tüzelkişilere
kanunî dayanağı olmadan kamu kaynağı kullandırılamaz, yardımda bulunulamaz ve
menfaat sağlanamaz. Ancak, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin
bütçelerinde öngörülmüş olmak kaydıyla.” Örneğin sizin bütçenizde mesela. “Kamu
yararı gözetilerek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık ve benzerleri
teşekküllere yardım edilebilir.” Şimdi, Sayın Bakan, dikkatinizi çekerim.
Sizinle aynı okuldan mezunuz sanıyorum. “kamu yararı gözetilerek” diyor. “Kamu
yaranına çalışan, kamu yararı için kurulan dernekler” demiyor. “Kamu yararı
gözetilerek” deniliyor ve diyor ki: “ Yani, bu çerçevede yapılacak olan
yardımlar için de bir yönetmelik çıkartılır.” Bakın yönetmelikte ne deniliyor… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Affedersiniz, o maddenin hemen bir
sonrasını okur musunuz. BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – Hangisini? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Aynı maddenin… BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – “Bu yardımların yapılması, kullanılması, izlenmesi
denetlenmesi ve kamuoyuna açıklanmasına ilişkin esas ve usuller Maliye
Bakanlığınca hazırlanarak Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmeliğe bağlıdır.”
Bu yönetmelik… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yönetmeliğin ilgili maddesini… BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – Okuyacağım efendim... Bir dakika… Onu da okuyacağım… Şimdi,
yönetmelik… ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Değiştirme… BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – Bir dakika susar mısınız… Yönetmelik
5018 sayılı Yasa’ya dayanılarak
çıkarılıyor. Takdir edersiniz ki, hiçbir yönetmelik dayandığı yasaya aykırı
olamaz. Bunun bahsettiğiniz maddesi 5’inci maddedir sanıyorum. Bu 5018’e
dayanılarak çıkarılıyor, fakat, ne hikmetse 5072 nci sayılı Yasa’ya atıfta
bulunuyor. Şimdi, bakın 5018’e dayanılarak çıkarılan Yönetmeliğin 5’inci
maddesi diyor ki: “Teşekkülün 5072 sayılı dernek ve vakıfların, kamu kurum ve
kuruluşlarıyla ilişkilerine dair kanun kapsamındaki dernek ve vakıflardan
olmaması.” Şimdi, dönüyorum, 5072’yi
size okumak istiyorum. Orada da diyor ki: “Kanunla kurulan dernek ve vakıflar
bu kanun kapsamı dışındadır.” Burada da diyor ki: “Kanun kapsamı içinde
olanlara yardım yapılamaz.” Peki, kanun kapsamı dışında olanlar nedir, kanunla
kurulan dernek ve vakıflar. Şimdi, siz de diyorsunuz ki, tiyatrolar kanunla
kurulmamıştır herhalde, o nedenle de yardım kapsamı dışındadır. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Şirket haline gelmiştir… BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – Dışındadır... “Dışındadır” diyorsunuz, kanunla kurulmamıştır.
KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Şirket olduğu için yapılamıyor. BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – Ama, Sayın Bakan, bakın, bu bir defa 5018’e aykırı olamaz. 5018
diyor ki: “Ödenek konulması” Bunlar yapılabiliyor diyor, yardım yapılabilir
diyor. Burada da “bu vakıflardan kanun kapsamındaki vakıflardan olmaması
gerekir” diyor. Kanun kapsamındaki vakıflardan olmaması için kanunla kurulmuş
olması lazım. Kanunla kurulmamış, ama, pek ala ödenek konularak ve yönetmeliğin
bu maddesine bir ilave yapılarak bur yardım sağlanabilir. Yani, bunu, 5018
sayılı Yasa’da -ki, ben bunu ilgililerle ve bu konunun içinde olan insanlarla
da konuştum- bunu engelleyecek hiçbir hüküm yoktur ve hiçbir yönetmelik
dayandığı yasaya aykırı olamaz. Bunu fazla uzatmayacağım, inşallah bu kısmı
çıkarmışsınızdır konuşmamın süresinden. Çünkü, başka şeyler söylemek istiyorum,
Başkanım size güveniyorum. BAŞKAN
– İlave edeceğim. BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – Size güveniyorum, tamam. Bir
de şu var Sayın Bakan: Gelişmiş bütün ülkelerde bu yardım yapılmaktadır. Yani,
özel tiyatrolara bu yardım yapılmaktadır. Takdir edersiniz ki, içinde
bulunduğumuz koşullarda özel tiyatrolar zaten fevkalade güçlükle ayakta dururken,
bu yardım olmadığı takdirde, büyük bir darbe vurulmuş olacaktır kendilerine. Şimdi,
bugün, Türkiye, dıştan görünüş itibariyle yine söylüyorum, Topkapı’yla ilgili
olarak yaptıklarınızı çok takdirle karşılıyorum; ama, bu tabii, belki de biraz
da onun başına konuları fevkalade iyi bilen bir arkadaşın yönetici olarak
getirilmesinin de etkisiyle bu kadar hızlanmıştır. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın)
– Ben getirdim onu. BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Tabii, tabii; ben
başkası getirdi demiyorum; yani, onun da katkısı olabilir, çünkü tuttuğunu
koparan bir arkadaş biliyorsunuz. Şimdi, müzelerden tarihi eserler birbiri
ardına çalınmaktadır, değerli resimler, halılar, kapalı kapılar ardında alt
katlarda çürümeye terk edilebilmektedirler. Müzelerin yönetimi, ne derece doğru
bilmiyorum ama, en azından bazı müzeler dışındaki müzelerin yönetiminin yerel
yönetimlere bırakılacağı söylenti halinde dolaşmaktadır. Sayın Bakanım aklınıza
bile getirmeyin derim, lütfen, çünkü müzecilik ciddi bir iştir, konuyu iyi bilen,
bu konuda yetiştirilmiş insanlar tarafından yürütülmelidir, seçimleri kazanarak
iş başına gelen insanların kendi yakınlarını görevlendirerek yürütecekleri bir
iş değildir ve en ufak müzede bile çok değerli, paha biçilmez eserlerimiz
bulunabilmektedir. O bakımdan, bu, fevkalade tehlikelidir. Kültür ve Turizm Bakanlığının
birleştirilmesi sanıyorum İktidara çok yaradı, çünkü biliyorsunuz bütün üst
kademeler lağvedildi ve onların yerine yeni kadrolar getirilmesi mümkün hale
geldi. Tabii siz kullanmamış olabilirsiniz, ama bazı bakanlıklarda bu
birleşmeler sonucunda açılan kadroların çok etkin bir şekilde kullanıldığı biz
biliyoruz. Turizme geçmeden önce, bu konuda bir
noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum izin verirseniz. O da şu: Türkiye -
Avrupa Birliği ilişkileri çerçevesinde Sayın Bakanım, sadece Türkiye’de değil
yurt dışında da yöneticiler sık sık medeniyetler çatışmasından bahsediyorlar ve
medeniyetler çatışmasını gündeme getirdikleri zaman da diyorlar ki, “Eğer bizi
tam üye olarak alırsanız medeniyetler çatışmasını ileri sürenlere de çok iyi
bir cevap olur, üstelik bizim orada tam üye olmamız birtakım ülkelerin, yani
Müslüman kökenli ülkeleri Avrupa Birliğiyle daha sıcak ilişkide bulunmaya
yönlendirir.” Ben, bunu hiç doğru olmayan ve tehlikeli bir politika olarak
görüyorum. Bir defa, Türkiye, Cumhuriyet Döneminde yaptığı kültür devrimiyle
kültür mirasını koruyarak çağdaş medeniyete yönelmiştir. Her vesileyle farklı
bir medeniyette ayrı bir mirasa sahip olduğumuzu vurgulamanın bence çok anlamı
ve yararı yoktur diye düşünüyorum. Çünkü, önemli olan, toplum içinde tam üye
olunduğu zaman birleşmek ve bütünleşmektir. Takdir edersiniz ki “ben farklıyım,
sen farklısın” diyerek birleşmek, bütünleşmek mümkün değildir. Ben, o açıdan,
mesela bazı derneklerin köylere varacak kadar ayrışmasını da çok tehlikeli
buluyorum. Mesela, küçücük bir ilde, bakıyorsunuz bir yemeğe çağrıldığınızda
dernek kurulmuş, “Amasyalılar Derneği mi” diyorsunuz -örnek olarak söylüyorum-
“hayır efendim biz falanca falanca köylerin derneğiyiz” diyorlar. Böyle bir şey
olamaz. Yani, “ben farklıyım, sen farklısın” insanları bir araya getirmez,
birleştirmez ve aynı duygular içerisinde toplamaz. Şimdi, o bakımdan, böyle bir
söylemi doğru bulmadığımı, kültürle ilgili olduğu için, söylemek istiyorum. Şimdi, turizme gelince, turizmde Türkiye
büyük fedakârlıklara katlanmış ve büyük yatırımlar yapmış olan bir ülke.
Dünyada halen tuttuğumuz yer yüzde 2,6 ve Avrupa turizminde de yüzde 4,8; ama,
çok sayıda insana istihdam sağlıyor ve son yılda bir azalma olsa da hem turizm
gelirlerinde hem de Türkiye’ye gelen turist sayısında bunun aşılacağı
kanısındayım. Nitekim, 2007 ve ondan sonraki yıllar için biraz daha yüksek
oranda artışlar öngörülmüş. Ama, burada, yıllardır bir yabancı tur
operatörlerinin hakimiyetinden bahsediliyor ve bu yabancı tur operatörlerinin
tek yanlı fiyatlar belirlediklerini, her şey içinde gibi bir yöntem
geliştirdiklerini ve bunun da sadece turizm tesislerini işletenlere değil aynı
zamanda civardaki esnaf ve sanatkârlara da zarar verdiğini dinliyoruz; ama, bu
konularda neler yapıldığını pek bilmiyorum. Ayrıca, Akdeniz, Ege, turizm
altyapısı ve kıyı yönetimiyle ilgili olarak oluşturulan bir projenin kredi ve
organizasyon sorunlarının giderilmesi gündemde olan bir sorun anladığım
kadarıyla. Bakanlığın dış tanıtım açısından çok büyük
bir atak yapması gerektiğine inanıyorum. Bunu yapıyorsunuz, ama daha ileri
götürülmesi gerektiğini düşünüyorum… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Şimdi, mutlaka yapılması gereken başka bir
şey turistik tesislerin civarında bulunan alışveriş merkezlerinde nelerin
satıldığını, ne tür eşyaların ve hangi kalitede eşyaların satıldığını arada bir
hiç değilse kontrol edilmesi gerekir diye düşünüyorum. Çünkü, Sayın Bakan,
Hereke halılarında bile kalite düşüklüğünü fark edeceksinizdir bu kontrolleri
yaptığınız takdirde. Yayınlanan kitapların, Bakanlığınız
tarafından satın alınan kitapların sadece belli bir görüşte olan kişilerin
eserleri olduğu ve bu görüşleri yaydığı konusunda yaygın bir iddia var. Bu da
bence incelenmeli ve mutlaka yanıtlanmalıdır diye düşünüyorum, çünkü
milletvekillerine göndermiş olduğunuz kitaplara bir defa bakmak bile bu yöndeki
iddiaların doğru olabileceği yönünde bir izlenim yaratmaktadır. Belki kitaplar
o yönde tesadüfen seçilmiştir, onu bilemem; ama, böyle bir izlenim
yaratmaktadır. Onun için, bu konudaki iddiaların ciddiye alınması gerekir diye
düşünüyorum. Sayın Bakanım, acaba hiç 19 Mayıs
törenlerini izlerken, daha önceki 19 Mayıs törenlerini aklınızdan geçirdiniz
mi, düşündünüz mü ne oluyordu, neler giyiyorlardı, ne tür hareketler
yapıyorlardı? Çünkü, sanıyorum onu yapsaydınız görürdünüz ki, sadece kız
çocuklarının ve genç kızlarının değil, erkek çocuklarının ve delikanlılarının
da kıyafetlerinde, yaptıkları hareketlerde büyük bir yozlaşma vardır. Ben,
bunu, birkaç senedir yakından izleyen bir kişi olarak görüyorum. Yapılan
hareketler, çalınan müzik, bir geriye gidişin, bir çağ dışına çekilişin
izlerini taşımaktadır. Cumhuriyetin Kültür ve Turizm Bakanı olarak umuyorum ki,
bu değişiklikleri fark edersiniz ve Türkiye’nin yurt dışında ve yurt dışındaki
tanıtımına da çok büyük olumsuz etkisi olacak olan bu gidişe “dur” dersiniz. Sayın Bakan, Kültür ve Turizm Bakanı olarak
yaptığınız bir açıklamada kamu arazilerinin yerli, yabancı turizm yatırımlarına
tahsis edilmesini ve yapılaşma oranının yüzde 10 olarak belirlenmesini
eleştiren Çevre Mühendisleri Odasına kızmışsınız ve onları çevre
fetişistliğiyle suçlamışsınız ve oranın da yüzde 2 olduğunu söylemişsiniz.
Doğru mudur, değil midir bilmiyorum; ben, bir raporda gördüm bunu. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın)
– Oran yüzde 2 verdim, yüzde 10 diye... BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Ama, şimdi, bunlar
hazırladıkları raporda, verilen ilanlarda yüzde 10 olduğunu ısrarla
belirtiyorlar, doğru olmayabilir, doğrudur demiyorum, ama Sayın Bakanım, lütfen
yabancılara toprak satışı konusunda duyulan endişeleri anlayışla karşılayın ve
bu endişeler, çevrenin ötesinde endişelerdir, çevreyle ilgili değildir sadece,
hatta çevreyle hiç alakası olmayan endişeler vardır; yani, sadece çevre
kirleniyor, çevre bozuluyor diye insanlar endişe duymuyorlar, topraklar elden
gidiyor, çok büyük sorunlara yol açacak diye endişe duyuyorlar genelde. BAŞKAN – Birgen Hanım… BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hemen, hemen… Çok
az kaldı. Yabancı kişi veya şirketlere Türkiye’de
toprak satışı çok büyük boyutlara ulaştığı için bu endişeler haklıdır. Bunlara
tahsisle veyahut da kullanım hakkı vermekle giderilebilecek endişeler değildir
bunlar. Çünkü, daha önce görüldü ki şirketlere tahsis edildiği zaman veyahut da
kullanım hakkı verildiği zaman bir süre sonra yasa çıkarılıyor ve kullananlar
maliki de olabilir, mülkiyet hakkına sahip olabilir deniliyor ve kullanım
hakkıdır diye sadece itiraz etmeyen, mesela milletvekilleri veyahut da
bakanlar, bir süre sonra görüyorlar ki o verdikleri hak, fazla irdeleme
yapmadan verdikleri hak mülkiyet hakkına dönüşüvermiş. Sayın Bakan, yabancıların, toprak satışıyla
ilgili olarak daha çok kıyılara rağbet ettikleri söyleniyor, en turistik
yerlere ve en çok doğal güzellikleri olan yerlere rağbet ettikleri söyleniyor
ve bu konuda, mesela belediye başkanlarının da katıldığı bazı oturumlar oluyor
bütün ciddi oturumlar gibi gece yarısından sonra yapılan ve oralarda, belli
yörelerde belli ülkeden gelen insanları topluluklar oluşturduğundan söz
ediliyor. Topluluklar oluşturarak büyük bir nüfus haline geldiklerinden ve
belediye seçimlerinde eğer aday olsa onlardan bir tanesinin seçilme şansının
olduğundan söz ediliyor. O toplantıya katılan hiç kimse, ki konuyla ilgili
kişiler bunlar, hiç kimse de “hayır, yok böyle bir şey” demiyor. Şimdi, bir
defa bu doğru mudur? Diyorlar ki, aslında turistik faaliyetleri de olumsuz
etkiliyor, çünkü aldıkları evi kendi ülkelerinden gelen insanlara pansiyon
olarak veriyorlar veyahut da kiralıyorlar ve tabii yasal olmayan bir şekilde
bunu yapıyorlar deniyor. Bunlar doğru mudur? Bunu size soruyorum. Yabancılara toprak satışı konusunda il
bazında bir yüzde 5 oranı vardır, “yüzde 5’i geçtiği takdirde sınırlanır” der.
Acaba, bu, ilçe bazına çevrilemez mi? Çünkü, Sayın Bakanım, il bazında
saptanacak bir yüzde 5’in ulaşacağı boyut, bir ilçede temerküz ettiği takdirde
o satışlar, ilçenin tümünü bile kapsayabilir. Dolayısıyla, yani bunu ilçe
bazına getirmek mümkünse eğer, o konuda ben desteğinizi ve girişimlerinizi
beklerim ve bunun çok yararlı olacağı kanısını taşırım. Başka ülkeler bunu
kısıtlıyorlar, bizim kadar serbestçe bu işi yapan hiç kimse yok. Mesela,
Yunanlar, kıyılarda ve sınırlarda bırakınız vatandaşı olmayanları, Helen
ırkından olmayan vatandaşlarına bile toprak satmıyor. Ben, kendi
vatandaşlarımıza toprak satmayalım demiyorum, ama en azından yabancılara karşı
böyle bir kısıtlama getirilebilir belki diyorum ve kıyılarda ve sınırlarda
getirilecek olan kısıtlamanın da Türkiye açısından pek çok sorunu çözeceği
kanısını taşıyorum. Mesela, İngiltere’de de, Londra’da mülkiyetin devralınması
söz konusu değildir, sadece kullanım hakkını alırsınız. Bu konulara dikkatinizi çekmek istedim, iyi
başarılı bir yıl dilerim. BAŞKAN – Teşekkür ederiz. Gürol Ergin Bey, buyurun. GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli
milletvekilleri, değerli bürokratlar, sevgili basın mensubu arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Ben, sözlerime başlamadan önce, Birgen
Hanım’ın bıraktığı yerden girmek istiyorum. Şöyle: Şimdi, Köy Kanunu
değiştirildiği zaman bunun niye değiştirildiğini çoğu insan anlamadı
Türkiye’de. İşte o Köy Kanunu’nun değiştirilmesindeki başlıca amaçlardan biri
de bu kıyılarda olan, ama büyük kısmı köy sınırlarında olan arazinin
yabancılara satışına olanak sağlamaktı. O bakımdan, bugün, kıyıların yabancılar
tarafından tercih edilerek satın alınmasını anlamamız son derece mümkün hale
geliyor. Yanlış yapılmıştır, yani Türkiye topraklarının yabancılara satışı
konusu yanlış olmuştur. Bakın, biz, bugün, Kültür ve Turizm Bakanlığının
bütçesini tartışıyoruz. Türk kültüründe vatan toprağını satmak var mıydı? diye
ben ilgili Bakanıma sormak istiyorum ve şunu söylüyorum: Bizim bu görüşlerimize
karşı çıkışlarda en fazla öne sürülen husus, canım satın alıyorlarsa sırtlarına
vurup götürüyorlar mı? şeklinde. Ben, buna şu karşı soruyla yanıt veriyorum,
diyorum ki, silah zoruyla toprakları alanlar da sırtlarına mı vurup götürüyorlar
yoksa üstüne bayraklarını mı dikiyorlar, ne farkı var?” Çanakkale şehitleri
için ağlayan insanlara bunu söylemek istiyorum. Diyorum ki, ya o şehitler için
ağlamayın ya bu topraklara düşen insanlar için asla ağlamayın, ama ağlıyorsanız
da bunun gereğine aykırı bir işlem olduğu zaman da yiğitçe karşı durun.
İkisinden birini mutlaka yapın, ikisinin birlikte yapılması hiçbir şekilde ve
her şeyden önce ahlakla bağdaşmıyor. Bunu özellikle söylüyorum. Şimdi, izin verirseniz, ben, önce turizm
konusunda görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Sevgili arkadaşlarım, 2006 yılı, gerçekten
turizmde sıkıntılı, sancılı bir yıl oldu. Hiç kimse, şu veya bu şekilde konuyu
daha hafifletmeye çalışmasın, ben Muğla Milletvekiliyim, oradaki otellerin
durumunu, oradaki turizmcilerin yaşadıklarını biliyorum. Gerçi son aylarda
biraz bir düzelme oldu gibi ama gideni telafi etmeye bu yetmedi. Niye böyle
oldu dediğimiz zaman çok fazla gerekçe sayılabilir, ama bu gerekçeler
içerisinde biraz önce değerli arkadaşlarımın da saydığı birkısım konuların
Türkiye’nin dünyadaki imajını, Türkiye’nin dünyadaki çağdaşlaşma yolunda ülke
olma imajını zedeleyici görüntüler olduğunu da özellikle ifade etmek istiyorum.
Bunun da kabul edilmesi, bir gerçeğin kabul edilmesi olarak önümüzde
durmaktadır. Şimdi, ben, şu sorularla konuyu açmak
istiyorum. Bakınız, turizmde sıkıntının yaşanacağı 2006 yılının başında belli
olduğu zaman, ilgili, özellikle ticaret ve sanayi odalarının birkısım talepleri
oldu. Acaba, bunların ne kadarı yerine getirildi? Bunu öğrenmek istiyorum.
Örneğin, şunlar isteniyordu yurt içine dönük olarak: Turizm sektörüne büyük maliyet getiren
istihdam üzerindeki vergi yükünün hiç olmazsa bu kriz döneminde geçici olarak
düşürülmesi isteniyordu. Turizm işletmelerinin ihracatçı statüsüne
kavuşturularak ihracat teşviklerinden yararlanılmasının sağlanması isteniyordu.
Ayrıca, turizm sektöründe telafi edilmesi
zor maddî, manevî maliyete neden olan yüksek ÖTV oranlarının düşürülmesi
isteniyordu. Ve turizm sektöründeki, bu her zaman için geçerlidir, KDV’nin
rakip ülkelere yakın düzeylere çekilmesi, bu nedenle de KDV oranının yüzde 8’e
indirilmesi isteniyordu. Sizlerin daha iyi bildiğiniz gibi, Avrupa ülkelerinin
hemen tamamında bu oranlar yüzde 7-8 dolayında. Tabii ki yurt dışına yönelik önlemler olarak
da tanıtım bütçesinin artırılması, imaj geliştirme çalışmalarına yoğunluk
verilmesi isteniyordu. Türk kültürünün yurt dışında yoğun
etkinlikler yapılarak tanıtımının sağlanması ve bu yolla imaj çalışmasına katkı
sağlanması isteniyordu. Tur operatörlerine reklam ve katalog katkı payı
verilmesi, turist başına alınan -bu her zaman için geçerlidir- yolcu vergisi
ile ayak bastı ücretlerinin özellikle nisan, mayıs, haziran aylarında geçici
olarak kaldırılması isteniyordu. Bilmiyorum bunların ne kadarı gerçekleştirildi.
Herhalde bunları öğrenme şansımız olur diye düşünüyorum. Çok özet olarak balık çiftlikleri konusuna
girmek istiyorum. Şimdi, ayrıntıya girmiyorum: Yıllardan beri, mesleğim gereği
de ilgilendiğim bir konudur, gerçekten Türkiye bir dengeyi sağlayamamıştır bu
konuda. Yani, Türkiye’de bu balık çiftlikleri olacaktır, bundan hiç kimse
kaçınamaz, ama bu balık çiftlikleri de kıyılara, çevreye zarar verici
olmayacaktır. Bunun için yapılması gerekenler bellidir, yapılan yanlışların
ortadan kaldırılması gerekir. Örnek olarak söylersek, balık çiftlikleri ilgili
yasal prosedüre göre derinliği en az 40 metre olan sularda kurulabilir, kıyıya
yakınlığı ya da uzaklığı değil bu derinlik çok önemlidir, ama buna hiç dikkat
edilmeden birçok balık çiftliğine izin verildiğin görüyoruz. Ben, buradan, kültür konusuna girmek
istiyorum sevgili arkadaşlarım. Önce şunu söyleyeyim: Atatürk devriminin ve
Türk kültürünün bugüne kadarki gelişmesinde önemli katkıları olan Devlet
Tiyatroları Genel Müdürlüğümüze, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğümüze ve
Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüze içtenlikle teşekkür ediyorum, bunu çok özel
olarak söylemek istiyorum, görev biliyorum. Ama, son zamanda yaşadığımız birkısım kabul
edilemez davranışları da burada söylemek istiyorum. Sabahleyin Sayın Tütüncü de
söyledi, Allah aşkına ve lütfen, Avrupa Birliğine girme çabası olan bir ülkede
“şu göğüs çatalınızı seyirci görmesin, ona göre giyinin” diyen bir zihniyeti,
opera için bunu düşünen bir zihniyeti hangi Avrupalıya, hangi Avrupa ülkesi yurttaşına
kabul ettirebilirsiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Yani, bu kadar basit işlerle
mi uğraşmamız gerekir? Yani, böyle bir şeyi kabul etmek aklın, ne bileyim, her
şeyin zararına. Böyle bir şey olabilir mi? Göğüs çatalı görünüyormuş da ona
göre giyinmeliymiş… Tabii ki buradaki söylemin daha ilerisi var, ama ben hicap
ediyorum, onu da söylemiyorum açıkçası. Bunu yanlış buluyorum. İkincisi: Bakınız, bir yerde kültürü
konuşuyoruz, ben burada iki senedir bir konu üzerinde duruyorum, Meclis
Başkanlığımız maalesef o konuda duyarlı davranmadı. Bizim alt kat lokantamızda
bir bayrak çizilmiş, resmi yapılmış; bayrak ters, ayyıldız bayrağın üzerine
ters çizilmiş sevgili arkadaşlarım. Kültür Bakanımdan rica ediyorum, eğer Türk
kültürü önemli diyorsak, Türk olmak önemli diyorsak, o bayrağa gidin bir bakın.
O resim, hâlâ orada siz baktıktan sonra da durabilecekse ya ben bu ülkeyi
bırakıp gideyim, burası Türkiye değil artık, ya siz lütfen Bakanlığı bırakın!
Yani, lütfen inceleyin. Aynı durumu, bakınız bu duyarsızlığı ve
dikkatsizliği Adalet ve Kalkınma Partisinin 2’inci Olağan Kongresi için ASKİ
Spor Salonuna giden yollara astığı Türk Bayrağında görüyoruz. Değerli
arkadaşlarım, Türk Bayrağının etrafında şerit olarak, beyaz şerit var mıdır? O
bayrakların hepsi de beyaz şeritle şeritlendirilmiştir. Onlar artık Türk
Bayrağı olmaktan çıkıyor. Türkiye’de bir Bayrak Yasası var, bayrağın rengi gibi
ayın, yıldızın çapı, ölçüsü milimetrik olarak hepsi bellidir. Lütfen, yani
bunlara dikkat etmek zorundayız. Ben, burada Sayın Bakanımın bir konudaki
görüşünü de öğrenmek istiyorum. Bu, 301’inci madde konusunda siz ne
düşünüyorsunuz? Bunu şunun için soruyorum: Sayın Başbakanın ve bir kısım
bakanların birbiriyle çelişen ifadeleri var. Sayın Başbakan öneriyi getirin
değerlendirelim diyor. Oradaki değiştirilmesi veya kaldırılması istenen husus
şu: Türklüğe hakaret kaldırılmak isteniyor. Siz, bunun yanında mısınız, değil
misiniz? Lütfen, bunu, Kültür Bakanımız olarak sizden duymak istiyorum. Ben,
Türklüğe hakaretin ceza alır nitelikten çıkarılmasına karşı olduğumu da bir
Türk yurttaşı ve Türk evladı olarak söylüyorum. Sonra, özel tiyatrolar konusu… Sayın Keleş
de söyledi, yasal olarak hangi karşı gerekçeyi bulursanız bulun, eğer tiyatroya
inanıyorsanız, özel tiyatrolara yardımı kesme düşüncesi son derece yanlıştır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN – Evet Gürol Bey… GÜROL ERGİN (Devamla) – Teşekkür ederim
Sayın Başkanım. Çünkü, tiyatro insanı geliştiren bir
olaydır. Nasıl buna olan desteği kaldırırsınız? Ve özel tiyatrolar, destek
olmadan nasıl ayakta kalacak? Bunun çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade
ediyorum. Sonra, yine, çok ilginç Millî Eğitim
Şûrasına görüş bildiren millî eğitim müdürlerinden birinin şu garip teklifiyle
karşı karşıyayız: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 20 Ekim
Cumhuriyet Bayramı törenleri çok uzun sürüyormuş da, çocuklar bu yüzden
başarılı olamıyormuş, bu törenler bu şeklide olmaktan çıkarılmalıymış… Bir
millî müdürü düşünün ki, 23 Nisan Bayramından rahatsız oluyor, 29 Ekim Cumhuriyet
Bayramından rahatsız oluyor! Bunları, hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün
değildir, son derece yanlış ve çarpık düşünce olarak ortaya koyuyorum. İzin verirseniz, birkaç maddeyle de
bütçeniz üzerinde ve kültür üzerinde konuşmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, bir kere Kültür ve
Turizm Bakanlığına genel bütçe içinde ayrılan pay yaklaşık binde 5, son derece
düşük bir pay. Bu bütçeyle gerçek anlamda ülkemizin kültür politikasını
işlevsel kılmamız mümkün değil. Oysa, biliyoruz ki, ülkemizin gelişmesi,
kalkınması dünyaya katkı sağlayabilmesi, kültürünü, kültürel dokusunu ve
yaratıcı insan kaynağını değerlendirebilmesinden geçiyor. Yaratıcı insan
kaynağını değerlendiremeyen hiçbir ülke ne tarımında ne sanayiinde ne
teknolojisinde ileri gidemez ve giderek kendi diline bile sahip çıkamaz.
Nitekim, biz, bugün onu da yaşıyoruz ayrıca. Şimdi, bilime ve sanata yatırım
yapamazsanız, üreten ve geliştiren değil tüketen, edilgin bir toplum olursunuz,
sadece sunulanı satın alabilen ya da alamayan ülke konumuna düşerseniz. Hepimiz
biliyoruz ki, sanatçı yaratıcı dünyasıyla önce aya giden insandır; aya, uzaya
ancak onun yaratıcı düşüncesinden sonra gidilmiştir. Hepinize hatırlatırım,
Jules Verne “Deniz Altında Yirmi Bin Fersah”ı yazmadan önce insanoğlu
denizaltını yaratıp da o deniz altlarına gidebilmiş miydi? Bunun için,
sanatçının o düş gücünün zenginliğini geliştirmek bizim Türk olarak, Türk
kültürünü de geliştirebilmemizin birincil olayıdır diye düşünüyorum. Bizim tabii siyasetçi olarak üzerimize
düşen görev, aslında bu kültürel gelişimi sağlayacak bütçeyi ortaya koymaktır.
Bu konuda eğer öneriler olursa, biz bunun yanında seve seve oluruz diye ifade
ediyorum. Değerli arkadaşlarım, ben, son sözler
olarak, yine ne kadar eleştiri konusu olursa da olsun, ben de eleştirmiş
olayım, Devlet Opera ve Balemize de, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğümüze de,
Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüze de bugüne kadar yaptıkları ve bugünden sonra
yapacakları hizmetler için teşekkür ediyorum. Başta Sayın Bakana, hepinize sevgi ve
saygılar sunuyorum. BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz. Sayın Kumkumoğlu, buyurun. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan, değerli arkadaşlarım,
Bakanlığın değerli bürokratları; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Bakanın 2’nci, Bakanlığının 22’inci
Parlamento Dönemindeki 5’inci bütçesini görüşüyoruz. Ama, her bütçe, bir önceki
bütçeden söylenenler, tartışılanlar, sanki yok olmuş, bitmiş, işte yeni bir
başlangıç gibi bugünü konuşan bir değerlendirmeyle başlıyor. Özellikle
sunuşlar, buradan bu noktadan çıkılarak yapılıyor. Şimdi, ben, geriye dönüp,
yani geçen yıl neler tartışmıştık, bu yıl bir defa o tartıştıklarımızın
neresindeyiz? Ondan sonra buradan yola çıkarak, Türkiye’yi acaba önümüzdeki
yılda turizm açısından nasıl bir sezon ve kültür açısından nasıl bir yıl
bekleyebilir diye değerlendirme yapabiliriz diye düşünüyorum. Şimdi, geçen yıl, ağırlıklı olarak Sayın
Bakanın yeni göreve başlamış olması nedeniyle Bakanlıktaki kadrolaşma
bütçemizin en önemli tartışmalarından birisiydi; kamuoyunun da Bakanlıkla
ilgili en önemli tartışma konularından bir tanesiydi. Hükûmetin çıkarma konusunda ısrarlı
davrandığı Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı’yla aslında Bakanlığınızın tamamının
yerel yönetimlere devredilmesi gibi, yani hem kültür alanında hem turizm
alanında Bakanlığınızın taşra teşkilatlarının feshedilerek yerel yönetimlere
devredilmesi gibi bir projeniz vardı ve o proje üzerinde ciddi tartışmalar söz
konusuydu. Sit alanları, İktidarınızın hep ilgi alanı
oldu, ilgi odağı oldu. Sit alanlarını yapılaşmaya açabilmek, oraları tarımsal
üretime açabilmek, vesaire noktasında bu sit alanı işini çok gereksiz, anlamsız
bulan bir anlayışın ürünü olarak hem sit alanları tartışıldı, tabii hem de sit
alanlarını korumak üzere görevlendirilmiş olan koruma kurullarının yapıları,
kimlikleri işte oralardaki kadrolaşma, oradakilerin görevden alınması, baskı
altında tutulması, vesaire biçimindeki tartışmalar geçen yılki bütçenizin en
önemli tartışma konuları içerisindeydi. Devlet sanatçılarının, daha doğrusu
devletin Türkiye’deki sanat faaliyeti içerisinde uzun yıllar bulunmuş, ama
sanat dünyasına yeterince sahip çıkılamadığı için yıllarca emek vermiş çok
önemli, çok değerli, çok saygın sanatçıların çok ileri yaşlara gelmiş olmasına
rağmen hiçbir güvenceleri olamaması, bir sağlık güvencesine kavuşturulamamış
olması o dönemin en çok tartışılan konularından bir tanesiydi ve bu sanatçılar
hem Başbakanla hem Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanıyla ve bütün
milletvekilleriyle, sanıyorum Sayın Bakanlığınızla defalarca görüştüler ve bu
konuya ilişkin yapılabilecekleri beraber tartışmaya çalıştık. Devlet, sanata ve
sanatçıya nasıl destek olabilir, hem telif haklarını korumak anlamında hem
bunlara fiilen katkı yapmak, işte tiyatroysa tiyatroya katkı yapmak, başka bir
sanatsal faaliyetse işte hiç olmazsa onun bir kısmının finansmanını devlet
adına üstlenmek için neler yapabiliriz? Tabii burada sadece eleştirileri
değil, aynı zamanda Bakanlığın da, İktidar Partisine mensup milletvekili
arkadaşlarımızın da söylediklerini seslendirmeye çalışıyorum. Daha bunları
artırabiliriz. Turizmle
ilgili olarak, bir defa öncelikle sayıyı ve kaliteyi, nitelikli turist sayısını
nasıl artırabiliriz, turizmden elde edilen gelirleri nasıl yükseltebiliriz? Bun
anlamda turizme verilen teşvikleri ve vergi indirimlerini hangi açılardan
değerlendirebiliriz? Bu konuda neler yapılabilir? Turizme darbe vurabilecek
görüntülerden, çarpıklıklardan, kirliliklerden, turizmi tehdit eden terör
eylemlerinden turizmi nasıl koruyabiliriz, nasıl kurtarabiliriz, biçiminde çok
sayıda şeyi tartıştık. Sayın
Bakan, şimdi buradan bakalım, ne yaptık şimdi? Şimdi, kadrolaşma, yani,
İktidarınızın en önemli işlevlerinden bir tanesi bu, kadrolaşma bir şekilde
devam ediyor. Yani, liyakat bağlılığın çok ötesinde kalmış. Yani, kabul
edersiniz etmezsiniz, ama, sizin için, şahsınızla ilgili olarak bile, bu bir
kültürün, bir geleneğin parçası. İşte o kaymakamken valiler onun ilçesine gidip
cuma namazını onun arkasında kılardılar falan diye birtakım yazılar
yazılmıştır. Siz de bunları görmüşsünüz. Ben illa bu doğrudur anlamına
söylemiyorum. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Doğru değilse niye söylüyorsunuz? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hayır, şu açıdan söylüyorum: YAni, bu doğru
olmayabilir... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Defalarca tekzip ettiğim hâlde... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, müsaade eder misiniz. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ama bunun, yani doğru olmadığını
söyleyeyim. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hayır bu yazılmış çizilmiş şey. Ben sadece
yazılmış olan bir şeyi hatırlatıyorum. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yazılmış çizilmiş... BAŞKAN
– Sayın Bakan... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Amacım sizi bununla suçlamak değil. Ama bu
geleneğin varlığını... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Gelenek olur mu... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, sizin anlayışınız içerisinde bu
geleneğin varlığını, yani, işte astsubaylardan emir alan albaylar. Bunlar,
Genelkurmayın, vesairenin seslendirdiği şeyler. Yani, bu geleneğin içerisinde,
bu siyaset kültürünün içerisinde bu yaklaşım var. Hadi onu geçiyorum ben,
diğerlerine bakalım. Buraya itiraz ettik. Şimdi,
düşünün değerli arkadaşlarım, bu Bakanlık, şu anda karşımızda kurumsal olarak
var olan, duran Bakanlığın arkasındaki siyasi irade bu Bakanlığın gereksiz
olduğunu düşünüyor. Böyle bir Bakanlığa gerek yoktur... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Kim düşünüyor? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Siz efendim. Kamu Yönetimi Yasa Tasarısından
Kültür ve Turizm Bakanlığının bütün taşra teşkilatları dağıtılıp, yerel
yönetimlere, kültür ve... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Hayır, o zaman... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim o zaman incelememişsiniz. Biz bu
Komisyonda... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ama cevap vermek istiyorum. BAŞKAN
– Sayın Bakanı... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bu meseleyi çok açık... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – O zaman biz Tarım Bakanlığının taşra
teşkilatını da, yani Köy İşleri Bakanlığını kaldırdık. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Ayrı bir şey... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – O zaman Tarım Bakanlığı kalkmış mı
oluyor? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bakın, efendim, bu faaliyetler ortadan kalkıyor
anlamına ben söylemiyorum. Ama, Bakanlık, kültürel faaliyetlerin tamamının yerel
yönetimlere devredilmesini o Tasarı’yla öneriyor. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Öyle bir şey yok ama... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Efendim
yanlış biliyorsunuz. Bunun
için Türkiye’de kıyametler koptu. O zaman kusura bakmayın Sayın Bakan,
Hükûmetinizin gündemini... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ama bir dakika... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, oradaki arkadaşlara sorun, konuyla
ilgili olanlara. BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Eğer bana itimadınızı yoksa... MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Konuyla ilgili olanlardan biri de benim. Komisyonda öyle
bir şey... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devam) – Efendim müsaade ederseniz... Sayın
Başkan, şu dakikalarımı durdurun. Müsaade
ederseniz, ben konuşmamı bitirdikten sonra, bu itiraz ettiğiniz konularla
ilgili olarak Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı’nda yer alan, konuyla ilgili nasıl
yer aldığınızı Bakanlığınızın bu Tasarı içerisinde nasıl değerlendirildiğini,
size o Yasa Tasarısı içerisinde yer almış olan metinlerle birlikte sunayım. Ama, müsaade ederseniz konuşmamı
bitireyim. Eğer itirazınız varsa, her şey tutanaklara geçiyor, siz de
itirazınızı yaparsınız. BAŞKAN
– Sayın Bakanım, bekleyelim, sabredelim. Arkadaşlarımız konuşsun, sonunda zaten
cevap verme imkânınız var. Detaylı bir şekilde cevap veririz. Buyurun
efendim, devam edin. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şimdi,
tabii, yani Sayın Bakan her ne kadar itiraz etse de, bu gerçeği bütün Türkiye
biliyor. Çünkü, Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı’na itiraz gerekçelerinden en önemli
parçalarından birisini kültürel faaliyetlerden devletin elini çekip, bu
faaliyetleri bin bir parçaya bölünmüş hâlde yerel yönetimlere devretmesi, bir
ilin içerisinde bile her belediye başkanının kendi anlayışına göre bir kültürel
faaliyet içerisinde yer alması ve ortak kültürel değerlerimizin birbiriyle
karşılıklı iletişiminin, geçişinin vesairenin ortadan kalkabileceği
noktasındaki kaygılardan yola çıkarak öncelikle muhalefet partisinin, hatta İktidar
Partisine mensup bazı milletvekili arkadaşlarımın, bu konuyla ilgili özel
itirazları ve eleştirileri olmuştu. Şimdi,
böyle olunca, yani, Bakanlığın bütçesinin ve kendisinin ortaya koyduğu
hedeflere ulaşma noktasındaki inancının ve kararlılığının muhalefet tarafından
tartışılıyor olmasından daha doğal bir şey olamaz. Şimdi
bu, beraberinde, işte tiyatrolara, özel tiyatrolara verilen desteğin geri çekilmesi gibi,
herkesin bir mağduriyet içerisinde olduklarını düşündüğü bu ülkenin sanatına
yıllarca emek vermiş insanların, hiç olmazsa sınırlı ölçüler içerisinde de olsa
bir sosyal güvenceye kavuşturulabilmesinin, ipe un sererek zamana yayılması
gibi, telif hakları konusundaki bütün yükün ve sorumluluğun neredeyse
belediyelerin sırtına yüklendiği, onlar bir yerlerde bulup, toplayıp, yakıp
veya dozerlerin lastikleri, tekerleri altında yok edebilirlerse, bu faaliyetle
ve bu işle mücadeleyi esas itibarıyla onların üstüne yıktığımız, onlara
devrettiğimiz bir kültürel konum içerisindeyiz. Sit
alanlarıyla ilgili biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu’nun, gerek sit alanıyla ilgili
yaklaşım gerek sit alanlarının sit alanı olmaktan çıkarılmasına dönük olarak
kurullar üzerinde yapılmak istenenlerle ilgili Sayın Kılıçdaroğlu’nun verdiği
örnek, sanıyorum bu konuda yaşananları çok net biçimde ortaya koymaya yeter. Peki,
şimdi sayın vali, inanıyorum ki “Bu yaylalar Türk-İslam kültürünün kaldığı son
mekânlardır. Buralara turistleri sokmayalım.” diyen valinin, bu söylediğine
şiddetle karşı çıkacaktır, en azından bu kurulda. Şimdi
bir defa bu lafa bakalım değerli arkadaşlarım. Bunun neresinden tutmak lazım.
Bir valinin böyle bir lafı ediyor olabilmesi için... Yani, kör cahil böyle bir
lafı etmez. Yani, Türk kültürü sadece yaylalarda kalmış, bir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu, toparlayalım efendim. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Böyle bir şeyi kim kabul edebilir, ne demektir bu?
Bir valinin böyle bir laf etmeye nasıl bir hakkı olabilir. İki:
Turizmi bu yaylalara sokmayalım. Yani, turizmin girdiği her yerde Türk ve İslam
–ona göre- kültürü ortadan kalkmıştır. Kala kala bir yaylalar kalmış. Bu
yaylalara da bunları sokmayalım, bura da bize kalsın. Sayın
Bakan, ne yapmayı düşünüyorsunuz bu vali hakkında? Siz sonuçta doğrudan bundan
sorumlu değilsiniz ama, bu Hükûmetin bir Bakanısınız. Bu ifadeyi kullanabilecek
gerilikte olan bir vali hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz? Sadece ben onun
söylediklerine karşı çıkıyorum, beğenmiyorum demek olmaz. O bir siyasi partinin
genel başkanı değil. MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Asalım mı? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – İşte buyur, bu anlayış işte arkadaşlar, bu
anlayış! Yani, ya asacağı ya da ne yapalım, vali orada dursun. MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ne yapacaksın peki? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hükûmetsin, gerekeni yapacaksın en azından. BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu, valilerinin atanması, yer değiştirilmesinin bir ucu da
Cumhurbaşkanına bağlı. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim biliyoruz, siz onunla ilgili gerekli
girişimi yapın. BAŞKAN
– Onun için, başka bir şey yapamayız. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) –
Onunla ilgili gerekli girişimi yapın. Eğer Hükûmetin iradesinin dışında bir
engellemeyle karşılaşırsanız.... MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Siz hâlledersiniz! ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - ... o zaman dersiniz ki: Efendim biz gerekeni
yapmak istedik, ama, bunu koruyan başka güçler var. Dolayısıyla, bizim buna
gücümüz yetmedi. Sadece şu Kültür Bakanlığı bütçesine itiraz ediyorsunuz, o
kadar. Yani, arkadaşımız gibi “Asalım mı?” deyip, arkasında durmaya
çalışanların da olduğu gibi. Olabilir, o siyasi iradedir, böyle söyleyebilir
arkadaşımız, Sayın Kocatopçu, ama... MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Kocatopçu değil, Baştopçu. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) -
Affedersiniz, özür dilerim Sayın Baştopçu. Vali
öyle söyleyemez, Sayın Baştopçu böyle diyebilir, ama bir vali öyle söyleyemez,
bir valinin bunu söyleme hakkı yoktur. Peki,
turizmde ne olmuştur? Bir defa, bir: Hem sayı olarak hem nitelik olarak
Türkiye’deki turizm geliri de, turist sayısı da bu yıl düşmüş. Efendim, dünyada
büyüme var, dünya büyüyor, dünyada bir gerileme, bir durgunluk dönemi yok. Tam
tersine, dünyada yüzde 4’ün üzerinde bir büyüme var. Dolayısıyla, turizm
faaliyetleri için olumsuz şartlar yok Türkiye’de, Türkiye gibi ülkeler için.
Ama, baktığınız zaman, hani: -
Oğlum niye
yenildiniz? -
Komutanım çok sebebi vardı. -
Söyle bakayım -
Bir: Cephane
yoktu. -
Tamam, gerisini
saymana lüzum yok. Cephane yoksa, yenildin. Şimdi, bir: Turist sayısı ve turizmden
elde edilen gelir düşmüş. Tamam, daha gerisini saymaya lüzum yok. Ancak,
gerisine gerekçe bulabiliriz, gerekçe koyabiliriz. Şimdi, geçeceğim öbür turizmle ilgili
olan değerlendirmelerime. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın
Başkan, bir konuya mutlaka değinmem lazım. BAŞKAN – Bir konuya mutlaka değinin de,
ama bunu iki dakikada bitirelim. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Şimdi,
turizmdeki vergi indirimi, vesaire ne olmuş? Tam Nasrettin Hoca’nın Timur’la
ilgili fil hikâyesi gibi. Vergi indirimleri, KDV indirimi vesaire düşünülürken,
çıkarılan Yerel Yönetimler Gelir Yasası’yla ilgili olarak turist üzerine,
turist başına, oradan ciro üzerinden yüzde 3’lük bir gelirin yerel yönetimlere
aktarılması gibi birtakım düzenlemelerin yapılıyor olduğunu duyuyoruz. Bu
tabii, cironun çok önemli bir kısmına tekabül eder. Çalışanların durumu...Sayın Bakanım
sadece şunu söyleyebilirim: Kültür Bakanlığının belli birimlerinde görev
yapanlarla Vakıflar Genel Müdürlüğünün belli birimlerinde görev yapanlar arasında
çok yakın benzerlikler var. Şimdi Vakıflar Yasası çıktı. Oradaki gelirlerin
yüzde belli bir bölümünü vakıfların çalışanları alıyor. Peki, aynı işi sizde
yapan çalışanlar böyle bir haktan yararlanabiliyorlar mı? Hayır. Ama,
çalışanlarınız kapıda duruyor. Sayın Bakanım, çok önemli bir konu daha
var. Sizden önceki Sayın Bakana ben, Sayın Bakanım çok iyi şeyler söylediniz
de, Türkiye’de en az bir 10 milyonu aşkın yurttaşımız var ki, bunlar
kendilerini “Alevi” diye tanımlıyorlar ve kendilerinin bir inanç grubu olduğunu
söylüyorlar. Fakat Hükûmetiniz bunları bir inanç grubu olarak değil, bir
kültürel etkinlik, farklı bir kültürel etki içerisinde olan, kültürel bir grup
olarak değerlendiriyor. Bu bütçeniz içerisinden, bu 12-13-15 milyonluk
yurttaşımızla ilgili olarak, bunların kültürel faaliyetleriyle ilgili olarak
nasıl bir kaynak ayırdınız? Ben bunu eski Bakana söylediğimde, Sayın Bakan o
gün benimle kavga etmişti. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kavga
etmez, tartışır! BAŞKAN – Evet, toparlıyoruz. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) –
Tartışmıştık yoğun biçimde. Şimdi o Sayın Bakan, cem törenlerinde deyiş
söylüyor. O gün benimle tartışan Bakan, şimdi cem törenlerinde, bir partinin
siyasi başkanı, Genel Başkanı olarak cem törenlerinde deyiş söylüyor. Ama,
Bakanlık burada duruyor. Yani, cem törenlerinde deyiş söyleyerek o kültürel
faaliyet dediğimiz alana, o 12-15 milyon yurttaşımızın etkinliklerine bu
anlamda, kendilerinin inanç dediği, Hükûmetinizin kültürel faaliyet dediği bu
alana o gün de bir kuruşluk kaynaklık aktarılmamıştı, bugün de bir tek kuruşluk
kaynak aktarılmamıştır. Sayın Bakan, lütfen, sanatçılarımıza olduğu gibi,
turizm sektörüne olduğu gibi, yaşattığınız mağduriyeti, bu yurttaşlarımızın
üzerinden hiç olmazsa kaldırmaya çalışalım. Bu konuda bir girişiminiz olursa,
bunu muhalefet partisi olarak sonuna kadar destekleyeceğimizi bilmenizi
isterim. Teşekkür ederim Sayın Başkanım. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın
Kumkumoğlu. Sayın Büyükkaya. ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, Çok Değerli Bakanımız, Kültür
ve Turizm Bakanlığının değerli mensupları, değerli Komisyon üyeleri; önce
hepinize saygılar sunuyorum. Evet, tabii toplumun tamamını
ilgilendiren bir Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz. Kültür deyince Türk
toplumunun tamamı bu işin içine giriyor. Önce değerli dostum Enis Tütüncü Bey’in
turizm gelirleriyle ilgili olarak açıklar, dış ticaret açığı veya cari işlemler
açığıyla yaptığı orantılardaki birtakım hesaplamalarla başlamak istiyorum. Çünkü
bu ne kadar doğru, takdirinize sunuyorum. Ama şöyle bir rakamlara bakarsak,
sanıyorum ki, bizim İktidar olduğumuzdan beri turizmde nereden nereye
geldiğimizi hepimiz çok daha iyi görebiliriz. 2003 :Türkiye’ye gelen turist sayısı: 14
milyon 30 bin. 2004: 17 milyon 517 2005: 21 milyon 125 bin. 2006: (Dokuz aylık) 16 milyon 159 bin. Dünya turizmindeki turist olarak gelenler
içerisindeki payı, aldığımız yer: 2003: Yüzde 2 2004: Yüzde 2,3 2005: Yüzde 2,6 Henüz
daha dünya pazarının payı belli olmadığı
için 2006’nın dokuz ayını söyleyemiyorum. Dünya
turizm gelirlerinde Türkiye’nin payı: 2003.
Yüzde 2,5 2004:
Yüzde 2,5 2005:
2,7 Miktar
olarak baktığımız zaman da, 13 milyar dolar 2003’te, 2004’te 15 milyar 888
milyon, 2005’te 18 milyar 154 milyon. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) -152 milyon. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) - Yuvarladım ben birazcık. Şimdi,
bu rakamlara baktığımız zaman burada bir gerileme mi var, ilerleme mi var? Eğer
bu rakamlar yalan söylemiyorsa... ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Artış hızında düşüş var. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) – Şimdi, 2006 yılındaki bazı olayları biliyoruz. O
olayların da, açıkçası, ben zaten en çok basın mensubu arkadaşlarımız da
burada, bazı ülkelerdeki basın sorumluluk demektir. Ben basını suçlamak için
söylemiyorum, ama, maalesef, bazı ufacık bir olayı biz haber veriyoruz, bütün
dünyaya anında geçiyoruz. Sanki çok bir şey olmuş gibi, bir tane ufacık bir...
Dünyanın her yerinde... Bu ülkede 75 milyon insan yaşıyor. Bu kadar büyük bir
ülkede ve toplulukta, hiç kötü insan olmayacak diye bir kayıt var mı? Hiç
yanlış olmayacak diye bir şey var mı? Bu yanlışı allıyoruz pulluyoruz, bütün
dünyaya geçiyoruz ve ondan sonra, sanki Türkiye’de her şey böyleymiş gibi
takdim ediliyor. Bunu geçenler biziz, bizim basınımız, bizim ajanslarımız ve
bizim ajanslarımız mehaz gösterilerek bütün dünyaya yayılıyor bu bilgiler.
Antalya’da bir tane ufacık bir bomba atılıyor, sanki başka yerlerde hiç
olmuyormuş gibi, ondan sonra, orada bütün olaylar, rezervasyonların iptaline
gidiyor ve bazen kendi kendimizin ayağına bu kurşun sıkmak olayını da anlamak
mümkün değil. Bu bir sorumluluk gerektiren, siyasi partilerimizin de, hepimizin
eğer bu ülkenin gelirini giderini ve bu ülkenin menfaatini düşünüyorsak, burada
hepimiz sorumluluk sahibi olmamız lazım. Olayları büyütmeden bunu kapatmak ve
ülkeye zarar vermeden çözmek zorundayız . 2006’nın faturası da bu yüzden. Bunu
hepimiz biliyoruz. Bakın
ben iş hayatından gelen bir insanım ve ülkelerin de bir anlamda ilişkilerine
baktığınız zaman, kendilerine göre iş hayatının bazı mantıkları vardır.
Unutmayın ki, en yakın rakibimiz, şu anda Yunanistan’ı biz turizmde geçmiş
durumdayız. Şimdi, birçok ülke artık Türkiye’den çekiniyor. Bunların hiç bir
şey yaptırmayacağını... Yaptırdı yaptırmadı, bunu bilmem mümkün değil ama, en
azından bu düşünceyi bile kafamızdan atamayız. Oradaki olayı anlattığımız
zaman, o zaman provokasyon yapmak çok daha kolay hâle geliyor ülkemizde. Bunu
da unutmayalım. Evet,
dolayısıyla, bunu bir cari açıkla yorumlamanın doğru olmayacağını belirterek
sözlerime başlamak istedim. İstanbul’un
2010 yılında kültür başkenti seçilmesi çok önemli bir hadise. Çünkü, İstanbul
tek başına bizim turizmimizin de, kültürümüzün de başşehri. Burasının, bir
Paris yılda 40-45 milyon turist alıyor. İstanbul’un da bunu almaması mümkün
değil. Sanıyorum 2010 yılı için yapılacak bu tanıtım belki İstanbul’un
kaderinin de değişmesine vesile olabilir. Ancak, bu konuda, Sayın Bakanım,
başka bir hususu da söylemek istiyorum. Bizim gazetelerde, çeşitli yerlerde
çıkan yazılar, tabii ki bu kültür başkenti ilan edilmesinden sonra bazı
fonlardan da buraya kaynak aktarılacak. Ancak bu aktarılacak fonların sadece
belli eserler gösterilerek geldiği şeklinde bilgiler var. Bu da daha çok
açıkçası Bizans kültürü ve o geçmişe dönük eserler. İstanbul 1453’ten beri Türk
ve Müslüman’dır. Dolayısıyla, bu kimliğiyle İstanbul’un dünyaya tanıtılması
esastır. Gayet tabii ki geçmişinde Bizans da vardır, Roma da vardır, hepsi
vardır, ama, İstanbul bizimdir. Dolayısıyla, İstanbul’un bu kimliğiyle tanıtılmasının
öncelikle ele alınmasında büyük fayda olduğunu da belirtmek istiyorum. 2010
tersine çalışmamalıdır. Burada
bir teşekkürü de belirtmek istiyorum. Özellikle Selçuklular ve beylikler
dönemine ait iki ciltlik kitabınız, dağlarımızla ilgili kitabınız ve açıkçası
Attila İlhan’la ilgili kitabınızı aldım, çok teşekkür ederim. Özellikle
belirtmek isterim ki, Selçuklular ve beylikler dönemine ait kitabınız bugüne
kadarki büyük bir boşluğu doldurmuştur. Ben her konuşmamda, her vesileyle bunu
söylemeyi bir vazife biliyorum. Batı Türkler olarak biz 1020’de asıl bu
topraklara girişimiz 1020, ama, Malazgirt’le devletimizin kurulduğunu
düşünürsek, 1071, 935 yıldır biz bu topraklardayız. Dolayısıyla, önce bizi
Selçuklu hanedanı idare etti, sonra Osmanlı hanedanı idare etti. Atatürk’ün
bence yaptığı en büyük devrim, hanedanlıklardan bizim seçtiklerimizle idare
edileceğimiz cumhuriyet dönemine geçmektir. Ama, bu bir tarih bütünlüğü
içindedir. Dolayısıyla, Selçuklu da bizimdir, Osmanlı da bizimdir. Selçuklu,
maalesef son zamanlarda... Açıkçası
son zaman derken, bizim zamanımızı kastetmiyorum, ama, hep Osmanlı’yla bizim
tarihimiz bütünleştiriliyor. Selçuklu’nun da bu şekilde ortaya konulması bir
tarih bütünlüğü içeriğinde meseleye bakılmasının, açıkçası bugüne kadar
özlediğimiz bir tarih ve kültür anlayışına da vesile olmuştur. Onun için
teşekkür ediyorum, sağ olun. Bunun önemli bir boşluğu doldurduğuna inanıyorum. Attila
İlhan Bey’le ilgili bence büyük bir vefa yapılmıştır ve Attila İlhan Bey’in CNN
Türk’teki bir konuşmasını asla unutmuyorum. Şunu söylüyordu Attila İlhan,
seyreden birçok arkadaşımız olmuştur: Ben daha edebiyat dünyasında, şairken,
çok bu kadar ünlü değilken, daha doğrusu daha acemiyken, ama Türkiye’nin
aleyhine bazı şeyleri söylediğim için kitaplarım birçok dile çevriliyordu. Ne
zamanki Türkiye’nin aleyhine hiçbir şey söylememeye, Türkiye’nin hukukunu ve
menfaatini savunmaya başladım, ondan sonra mesleğimin zirvesinde olduğum hâlde,
hiçbir eserim çevrilmedi, hiçbir dilde yayınlanmadı. Dolayısıyla,
herkese de gerekli mesajı veriyordu. Ben bu noktadan Attila İlhan’ın da ruhunu
şad olması bakımından bu kitap önemli olmuştur. Ancak, bu noktadan başka bir
şeyi de söylemek istiyorum. Bizim Türk şairlerimizin, Türk edebiyatçılarımızın,
Türk sanatçılarımızın hepsinin, bence, eserlerimizin, mesela
tiyatrolarımızda... (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ALATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) - Mesela tiyatrolarımızda Türk eserlerinin sergilenmesini,
en azından devlet tiyatrolarımızda, özel sektör için bir şey diyemeyiz ama,
devlet tiyatrolarımıza Türk yazarlarımızın, Türk edebiyatçılarımızın
eserlerinin gündeme alınması lazım. Çünkü, biz sahip çıkmazsak, unutmayın ki,
yabancı ülkeler, çıkarı olmadan bunlara sahip çıkmıyor. Tabii ki onların da
zirvede olanları gayet tabii var. Dünyanın her yerinde bu var. Sanatın sadece
bir milliyetle düşünülmesi mümkün değil ama, bizim kendi milletimizin
mensuplarına biz sahip çıkmazsak, onlara kim sahip çıkacak. Unutmayın ki, onlar
sahip çıktığı zaman, farklı şeyler hesabın içine girebilir. Dolayısıyla, devlet
tiyatrolarımızda, özellikle Türk eserlerinin sergilenmesinin önemli olduğunu
düşünüyorum ve bunu, müsaadenizle, öneriyorum ve bu noktada açıkçası başka bir
önerim de var, eğer uygun görülürse. Benim bildiğim kadarıyla, yanlış
biliyorsam lütfen düzeltin, bazı yarışmalar yapıyoruz, ama, Türk edebiyatında,
şiirinde, sanatında Kültür Bakanlığının bir
ödülü yok. Yani, o yıl en iyilere verilecek bir ödül yok. Var mı
bilmiyorum, var mı Sayın Bakanım? Yarışmalar yapılıyor, ama ben yarışma
demiyorum. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Büyük ödül var. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) – Büyük ödül. Bu ödülün, varsa, hangi dallarda, belki benim
eksikliğim tam bilemiyorum, onun için. Ama, bunun hemen hemen kültür
hayatımızın her dalında yaygınlaştırılarak verilmesi, daha sonra bunun Türk
dünyasına yaygın hâle getirilmesi ve belki daha sonra bunun Türk dünyasının,
Türkiye’yle birlikte bir nobeli hâline dönüştürülmesinin ileride mümkün
olabileceğini düşünüyorum. Eğer böyle bir şey yapılabilirse çok memnun olurum. Bütçenizin
hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Başarılı çalışmalardan dolayı başta Sayın
Bakanımız siz olmak üzere, bütün arkadaşlarınızı tebrik ediyorum. Teşekkür
ederim efendim. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Ben bir ek açıklama rica ediyorum. BAŞKAN
– Evet, kısa bir açıklama alalım. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Teşekkür ederim Sayın Hocamızın konuşmasına. Bir yanlış
anlamayı ortadan kaldırmak amacıyla bu konuşmamın bir bölümüne yeniden değinme
gereğini duydum. Şimdi ben, net değil brüt turizm gelirlerini ifade
ederken, artış hızının giderek düşmekte olduğunu belirtmeye çalıştım. Bakınız 2004
yılında bir önceki yıla göre, yani 2003’e göre yüzde 20,4’lük bir artış meydana
gelmiş iken, 2005 yılında, bir önceki yıla göre, 2004-2005 arasında bu artış
hızı yüzde 20,4’ten yüzde 14,5’a düşmüş ve 2005-2006 yıllarında ise marjinal
bir azalma gözüküyor. Artma olmadığı gibi, azalma görünüyor. 2007 yılındaki
beklenti ise yüzde 9,3’lük. Bakınız, yüzde 20’lerden düşmüşüz düşmüşüz, yüzde
artışları olarak, zincirleme endeks olarak düşününüz bunu. ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Anladım da, rakamlar
büyüdükçe oranlar düşer. ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Efendim gayet tabii, onun da
farkındayım. Ama, benim vurgulamak istediğim ve vermek istediğim mesaj çok
hızlı bir yatak kapasitesi artışı yaratılıyor. Bununla övünüyoruz. Ama, onun
ötesinde –biraz sonra sorularda oraya gireceğim, vakit yoktu- çok farklı
şeylerin yapılması gerekiyor. Yoksa böyle giderse bu nispi zayıflama devam
edebilir. Bunu vurgulamak istedim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz. Sayın Hamzaçebi. MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan, Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunun
değerli üyeleri, bürokrasinin değerli temsilcileri; ben sözlerime, Nobel
Edebiyat Ödülünü alan Orhan Pamuk’u kutlayarak başlamak istiyorum. Türkiye’nin
özlemini duyduğu bir ödülü Orhan Pamuk’la, onun eserleriyle kazanmış olmamız,
gerçekten, bize güzel duygular yaşattı. Ödül almasından sonra onun edebiyatçı
kimliği hakkında bazı edebiyatçıların değerlendirmeleri oldu. Onları benim
değerlendirmem tabii ki söz konusu olmaz. Onun edebiyatını da değerlendirecek
durumda değilim. Ancak, bazı kitaplarını okumuş olduğum için, o kitaplarını
beğendiğimi de ifade etmeliyim. Özellikle İstanbul’u anlatan “Hatıralar ve
Şehir” isimli kitabı. Diğer eserleri roman, bu kitabı daha çok çocukluğunu,
gençliğini anlatan bir anı kitabı mahiyetindedir. Ama, bu kitap bana göre Orhan
Pamuk’un dilinin, üslubunun zirveye ulaştığı bir kitaptır. Olağanüstü ölçüde
güzel bir kitap olarak düşünüyorum. Özellikle o kitaptaki “Hüzün, Melankoli,
Tristesse” başlıklı kitabı, bu kavramlar arasındaki farklılığı, İstanbul’daki
çocukluk anılarıyla anlattığı o hikâye, o anlatı, bir benzerini Claude
Levi-Strauss’un “Hüzünlü Dönenceler” kitabında gördüğümüz o anlatımla
kıyasladığımızda, olağanüstü ölçüde ondan farklı, olağanüstü ölçüde ondan daha
güzel bir anlatım diye düşünüyorum. Tekrar Orhan Pamuk’u kutluyorum. Değerli
arkadaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesini rakamlar üzerinden
değerlendirmek istiyorum. Bütçe büyüklüğü nedir, turizm gelirlerinde neredeyiz,
bu konuda bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bakanlığın 2007 bütçesi büyüklüğü
809 milyon YTL, ödenek teklifi bu kadar. 2006 bütçesiyle kıyasladığımızda,
yüzde 13,6 oranında bir artış öngörüyoruz. Ancak yeni Sosyal Güvenlik Yasasının
2007 yılında yürürlüğe girecek olması nedeniyle prim giderlerinde meydana
gelecek olağanüstü ölçüdeki yüksek artışı ihmal ettiğimizde, o ilave maliyet
artışını ihmal ettiğimizde artış oranı yüzde 10,1’e düşmektedir. 2007’de millî
gelir artışı yüzde 12,3 olarak planlanmıştır. Bu artışla kıyasladığımızda,
millî gelir artışından daha düşük oranda daha düşük oranda bir artışla karşı
karşıyayız. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANLIĞI MÜSTEŞARI – Enflasyonun üzerinde… MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır… Biliyorsunuz… O
zaman şöyle diyeyim: Bütçe büyüklüğü, biliyorsunuz, gayrî safî millî hâsıla
artış oranının üzerinde bir artış söz konusu, faiz dışı harcamalar bütçede
yüzde 17,8 oranında artmaktadır, yani, onları enflasyon hedefiyle
kıyaslayamayız. Yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 5, yüzde 7 de deflatördür
biliyorsunuz, üst üste koyduğumuzda yüzde 12,3 eder. Bütün kıyaslamaları onunla
yapıyoruz. Dolayısıyla, bütçenin faiz dışı harcamalar artış kalemiyle
kıyasladığımızda oradan çok daha düşük bir artış söz konusu, onunla kıyaslamayı
da doğru bulmuyorum. Millî gelir artış oranının altında bir artış var Kültür ve
Turizm Bakanlığı bütçesinde. Turizm
gelirlerine baktığımızda, Sayın Büyükkaya, turizm gelirlerini yıllar itibarıyla
verdi, ancak 2006 rakamını vermedi, ben onu da vererek değerlendirmek
istiyorum. Yıllar
itibarıyla turizm gelirleri şöyle: 2003 yılı geliri 13,2 milyar dolar; 2004
yılı 15,8 milyar dolar; 2005 18,1 milyar dolar; 2006 yıl sonu hedefi yine 18,1
milyar dolar. Hatta çok küçük bir düşüş var, küsuratı söylemediğim için orana
yansıtmıyorum. 2006
için, biz, geçen yıl bütçesi görüşülürken Hükûmet bize hangi hedefi vermişti
turizm gelirlerinde? 20,4 milyar dolarlık bir hedef vermişti bize. Oysa, bu
hedef şimdi revize edildi. Bu hedef şimdi 18,1 milyar dolar. 2007’de ne
hedefleniyor turizm geliri olarak? 19,8 milyar dolar. 2006 yılının dokuz aylık
turizm geliri nedir diye baktığımızda, dokuz ayda 13,7 milyar dolar görüyoruz.
Önceki yılların dokuz aylık turizm gelirleri de önümde. 2003 yılı 10,4 milyar
dolar; 2004 yılı 12,6 milyar dolar; 2005 yılı 14,5 milyar dolar; 2006 yılı 13,
7 milyar dolar. Yıl sonu olarak ne öngörülmüştü? 2006 yılı sonu için revize
hedef 18, 1 milyar dolar. Geçen yıllar gerçekleşmelerini dikkate aldığımızda
aslında 18,1’i bile iyimser bir tahmin olarak nitelendirmek mümkün. Ancak,
umarız, tutar, umarız, ülke olarak bu rakamı da geçeriz. Ancak, iyimser bir
tahmin olduğunu söylemeliyiz. 2006’da turizm geliri 2005’e göre artmamıştır,
sabit kalmıştır, artış yok. Bu, çok önemli bir durum, bunun üzerinde
durmalıyız, bunun nedenleri nedir, bunu nasıl aşabiliriz; bu, gerçekten
üzerinde durulması gereken çok önemli bir konudur. Peki,
Kültür ve Turizm Bakanlığı 2007-2009 yıllarında hangi rakamları hedeflemiş diye
baktığımızda, Bakanlık bütçe kitabına bakıyorum, 53 üncü sayfada, 2007 yılında
23 milyar dolar gelir hedefleniyor, 2008 yılında 25 milyar dolar, 2009 yılında
27 milyar dolar. Şimdi, bu rakamları, biz, geçmiş yıl gerçekleşmeleriyle
kıyasladığımızda rakamların bir hayli iddialı olduğu ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca, 2007 rakamında da bir tutarsızlık söz konusu. Peki,
bu hedeflere nasıl ulaşacağız? 2007-2009 yılları arasında 27 milyar dolarlık
bir hedefe nasıl ulaşacağız? Aslında bunun araçlarını bütçede vermemiz gerekir,
ben onu göremedim, bilemiyorum, eğer varsa, yoksa da Sayın Bakan anlatırsa mutlu
olurum. Hangi müesseselere, hangi araçları sisteme koyarak, hangi kaynak
aktarım mekanizmalarını kullanmak suretiyle bu hedeflere ulaşacağız? 2006’da
turizm gelirimiz sabit kaldığı halde, gelecek üç yılda bu artışları nasıl
gerçekleştireceğiz? Bunu bütçede göremiyorum. Turizm
önemli eksikliklerinden birisi tanıtımdır. Hep yıllardır konuşuruz. Bu amaçla
Kültür ve Turizm Bakanlığında Tanıtma Genel Müdürlüğü var. Onun bütçesine
baktım, acaba tanıtımda olağanüstü bir performans mı göstereceğiz diye o bütçede
bazı izler bulmaya çalıştım. Ancak, o da bana gerekli ipuçlarını vermedi. Şu
bütçe kitabının 115’inci sayfasına bakıldığında, Tanıtma Genel Müdürlüğüne 2005
yılında ayrılan ödenek tutarının 130 milyon YTL olduğunu görüyoruz. Ancak, 2005
yılında ayrılan 130 milyon YTL’nin Tanıtma Genel Müdürlüğü ancak yüzde 65’ini
kullanmış; 83,9 milyon YTL. 2006 yılında ayrılan ödenek 123 milyon YTL. Ağustos
sonu itibarıyla, bu ödeneğin sadece yüzde 20’si kullanılabilmiş; 27,1 milyon
YTL. Yani, Tanıtma Genel Müdürlüğü kendisine ayrılan ödenekleri kullanmıyor. Bu
ödenekler fazla mıdır? Türkiye’nin tanıtıma mı ihtiyacı yok? Tanıtıma ihtiyacı
yoksa, bu ödenekleri kullanmayacaksak, neden bu Genel Müdürlüğün bütçesine bu
ödenekleri koyuyoruz? Kullanılmayacaksa, bu ödeneği buradan keselim, ihtiyacı
olan bir başka kurumlar veya belki Bakanlığın başka birimlerinin ihtiyacı
vardır, bunları oralarda kullanalım. Kullanılmayacak ödeneği bütçelerde
tutmanın anlamı yok. Ama, asıl üzerinde… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Mahsup olmadığı için… MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama, 2005 rakamı da öyle Sayın Bakanım. Yani, 2005
rakamını özellikle örnek verdim. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - :Bu sene kullandık. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Öyle mi? Belki buraya yansımadı. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Oraya yansımadı. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben kullanmanızı arzu ederim tabii ki. Hele gelecek
üç yılın hedeflerine baktığımızda bunun kullanılması gerekir. Turizmle
ilgili olarak geçen yılki bütçede … (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
- Sayın Hamzaçebi, toparlar mısınız. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan. … öneride bulunmuştum. Esasen, Bakanlığın buna olumlu
baktığını biliyorum. Katma değer vergisi indirimi. Zor bir konudur değerli
arkadaşlar. İndirim istemek kolaydır, ama, öbür tarafta da gelir bütçesinin
dengelerini, hedeflerini gözetmek gerekir. Bu çok doğrudur, buna katılıyorum.
Ancak, Türkiye, madem ki, Avrupa Birliğinin birçok ülkesiyle turizmde rekabet
edecektir, rekabet ettiği ülkelerle aynı Katma değer vergisi oranını uygulamak
zorundadır. Yani, onlar indirimli Katma değer vergisi oranını uyguluyorsa,
Türkiye de uygulamalıdır bunu. Geçen yıl, önerim şöyleydi: 2006 yılı için Bakanlık
istemesin, 2007 yılı için istesin ve bir yıl önceden, bu indirim oranını
Bakanlar Kurulu ilan ederse, 2007 bütçesi ona göre gelir önümüze. Çünkü,
başlayacak mali yılın hemen öncesinde indirim talep etmek bütçe dengeleri
kurulmuş olan bir bütçe için oldukça zordur, taraftar bulmaz, kabul görmez.
2007 kaçmış gözüküyor Sayın Bakanım. 2007 kaçmadıysa, tabii ki, bunu 2007’de
yine denemek, talep etmek, bunu gerçekleştirmekte yarar var. Ama, eğer 2007
yılının bu açıdan kaçırılmış bir fırsat olduğu düşünülüyorsa, kaçırılmış bir
yıl olduğu düşünülüyorsa, aynı öneriyi size 2008 için yapacağım. Buna Bakanlar
Kurulu oturup şimdi karar verir, bu kararın yürürlük tarihi olarak 1.1.2008
tarihi öngörülür. Dolayısıyla, 2008 yılı bütçesi yapılırken, Maliye Bakanlığı
da gelir hedeflerini ona göre belirler, bütçesini ona göre yapar, başka bir
önlem alma ihtiyacı duyarsa, ona göre yapar. Bu indirimle birlikte, Yerel
Yönetimler Yasa Tasarısı’ndaki Konaklama vergisinin birlikte değerlendirilmesi
gerekir tabii. Konaklama vergisi bu haliyle yasalaşırsa, belki yerel
yönetimlerimiz için bir kaynak sağlayacaktır, buna katılıyorum, yerel
yönetimlerin kaynak ihtiyacı da ortada, ama yüzde 18 gibi rekabet ettiği
ülkelere kıyasla çok yüksek bir KDV oranını sektörde taşıyan Türkiye için bu
olumsuz bir rekabet unsuru olacaktır. Dolayısıyla, bu indirimle birlikte
Konaklama vergisinin prensip kararı da verilmiş olur, ama, bu indirim
yapılmadığı sürece Konaklama vergisinin getiriliyor olmasını, getirilmesinin
düşünülmesini doğru bulmuyorum. Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, özel tiyatrolara
ilişkin bir düşüncemi de ifade edeceğim. Geçen yıl bütçesinde yine ifade
etmiştim, özel tiyatrolar desteklenmeli demiştim. Sayın Bakandan farklı bir
yanıt almadım o bütçe görüşmesinde. Ancak, geldiğimiz noktada özel tiyatrolara
yardımın… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, lütfen… MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Toparlıyorum. …
özel tiyatrolara yardımın kesildiğini görüyoruz. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim
ve Kontrol Kanunu’na bağlanan bu kesilme olayı şöyle: 5018 Sayılı Kanun’da bu
yardımı yasaklayan, bu yardımın kesilmesini önleyen bir açık hüküm yok, yani,
böyle bir şey yok. Ancak,o Yasa’nın temel hükmü yasalara dayanmayan hiçbir
harcama yapılamazdır. Bu hüküm, esasen eskiden de vardı. Yani, eskiden yasalara
dayanmayan bir harcamanın devlet bütçesinden yapılması mümkün müdür; hayır.
Konuya ilişkin Bakanlığınız yönetmeliği, sonuçta mutlaka bir yasaya dayanan
yönetmeliktir. Ben, o konuda, Maliye Bakanlığı yorumunu çok dar bir yorum
olarak görüyorum. Ama, mutlaka bir yasal düzenlemeyle bu aşılacak ise de bu
yasal düzenlemeyi bir an önce yapmakta yarar var Sayın Bakanım. Örnek
vermiştim. Ben bürokrasideyken, bir amatör tiyatro kurmuştum, onun bir süre
başkanlığını yürütmüştüm, sizin Bakanlığınıza gelip sizden, Bakanlığınızdan
yardım almıştım. Sizin o yardımınızla da o tiyatromuz, Maliye Tiyatrosu
Türkiye’yi Uluslararası Amatör Tiyatrolar Festivalinde temsil etmişti. Bu, bir
basit örnek değerli arkadaşlar. Amatör olsun profesyonel olsun, ayırım
yapmaksızın bütün bu tiyatroları desteklemek gerekir diye düşünüyorum. Bence,
bu yasama dönemini bile, daha doğrusu bu yıl sonunu bile beklemeden, bu bütçe
sürecinin arkasından bir iki maddelik bir tasarı veya teklif… zaten arkadaşlarımız,
bu konuda kanun teklifleri verdiler, arzu ediyorsa Hükûmet de bir tasarı
getirir, bunu birleştirip hemen bir ara gündemle yasalaştırabiliriz diye
düşünüyorum. Sözlerimi
burada bitirirken, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını
diliyorum. Teşekkür
ederim. BAŞKAN
– Sayın Hamzaçebi’ye teşekkür ediyorum. Sayın
Uysal.. CEMAL
UYSAL (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, Kültür ve
Turizm Bakanlığının çok değerli bürokratları, değerli basın; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Ben
sadece turizmle ilgili konuya değineceğim. Gerçekten de Türkiye turizm
bakımından çok elverişli bir ülke. Son on-on beş yılda da oldukça mesafe
kaydetti. Turizmin temel altyapısı olan kültür, doğa ve konaklama itibarıyla
Türkiye, gerçekten de oldukça ileri bir düzeyde. Hatta, Avrupa’nın birçok
başkentinde, hatta Amerika Birleşik Devletlerinde beş yıldızlı veya dört
yıldızlı olarak anılan birçok otelin kalitesi bizim Türkiye’deki iki üç
yıldızlı oteller kalitesinde, fiyatları da bizimkinin 2-2,5 katı kadar yüksek.
O bakımdan, Türkiye, gerçekten de son on beş yılda bu temel altyapıyı her yönü
itibarıyla çok iyi bir duruma getirdi. Tabii,
turizmi de çeşitlendirmek gerekiyor. Burada iki konu var. Birisi kongre turizmi
bir tanesini de yat turizmi, marinalar konusu. Bugün
dünyada, yılda 4 500 civarında uluslararası kongre yapılıyor, bunun saedce
40’ı, 45’i, 50’si Türkiye’de yapılıyor. Bu gerçekten de çok önemli bir
potansiyel, ama, biz istifade edemiyoruz. Bakın, üç gün evvel İstanbul’da,
basından da okuduk, Uluslararası Muhasebeciler Kongresi vardı. Burada, aşağı
yukarı 3 500 kişi katılmış. 20 milyon euro, basından aldığımız bilgiye göre,
para bırakmış ve bu da 35 bin, yani, 10 kat, normal turiste göre 35 bin
turistin normalde bıraktığı para kadardır diyor. Demek ki, kongre turizmi çok
önemli. Bu kongre turizminin bir önemi de şudur: Hiç kimse parayı kendi
cebinden harcamadığı için, parayı da başkası ödediği için, o bakımdan çok
cömert harcamalar yapılır. Bunları da onların tabi oldukları dernekler, kurumlar
karşılar. Bu da çok önemlidir. Zaten, dünyada veya Türkiye’de özellikle turizm
kentleri için demiyorum, ama, İstanbul, Ankara gibi büyük yerlerde otellerin
kullanım durumuna baktığınız zaman, genellikle ya devlet adına kalanlar veyahut
da şirketler adına kalanlar, yani kurumsal olarak veyahut da tabi olduğu kurum
adına kalanlar oldukça büyük bir yekûnu tutar. Bunlar da tabii kendi paralarını
harcamıyorlar. Ankara’da
bir otel, Mİgros’un bulunduğu Ankamall civarında bir otel yapıldı, GİMAT
yaptırdı bu oteli ve 20-25 katlı bir otel. O oteli, tanıdığım bir arkadaşım
kiralamış otuz yıllığına. Bir Amerikan şirketiyle de bir sözleşme imzalıyor.
Bizi de çağırdılar, biz de gittik birkaç arkadaşla. Bu galiba İntercontinantal
Otel grubu. Orada, bu otelin yetkilisi, dünyada 3 800 otelimiz var bizim adımızı taşıyan ve
600 bin yatak kapasitemiz var dedi. Yani, bir tek şirket bu. Çok önemli. Yani,
600 bin yatak kapasitesi var, o beş yıldızlı, dört yıldızlı otellerde de
fiyatlar tabii çok da yüksek olduğu için, demek ki, bunların kaç milyar dolar
kim bilir ciroları var. Bu, çok önemli. Demek ki, kongre turizmine de önem
vermemiz gerekiyor. Ama, ben, İstanbul’un bu yönden, kültür merkezi kabul
edilmesiyle birlikte de gerekli altyapılarda yapılıyor, ileride çok daha iyi
olacağına inanıyorum. Bir
de yat turizmi var. İşte, Akdeniz’de aşağı yukarı 700 bin yatın dolaştığı ifade
ediliyor. Bunun 12 bini filan Türkiye’ye geliyor. Bizim marinalardan hizmet
alan da 5 bin civarında yat. Tabii bu da çok az. Çünkü, 700 bin yat var Akdeniz’de.
Fransa’da 300 marina var. Efendim, İtalya’nın iki liman arasında dar bir alanda
30 marinası var. Türkiye’de toplam 26 tane marina var. Yani, bunları demek ki,
geliştirmemiz lazım. Çünkü, 15-20 metrelik bir yatın günlü gideri, günlük
harcadığı para mazot da dahil 1000 doların üzerinde deniliyor. Türkiye’ye 21,1
milyon turist gelmiş; 18,2 milyar dolar para bırakmış. Bunu böldüğünüz zaman,
kişi başına 800 dolar yapıyor. On-onbeş günlük turlar bunlar, 800 dolar.
Hâlbuki, bir yat sadece günde 1000 dolar para harcıyor. Yani, 10-15 katı burada
fark var. O bakımdan, demek ki, bizim turizmi çeşitlendirmemiz ve özellikle de
ifade ettiğim gibi bu marina, yat ve özellikle kongre turizmine önem vermemiz
gerekiyor. Ama, Türkiye’de turizm, gerçekten de çok önemli bir mesafe aldı.
Burada, rahmetli Özal da bu konuda -ben de o zaman bürokrattım- çok büyük bir
gayret sarf etti ve bugün meyvelerini topluyoruz. İyi durumdadır, daha da iyi
olacağına inanıyorum. Bakanlığın
bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. Bir
şey daha söyleyeceğim, özür dilerim. Sayın
Bakanım, bir konuyu soracağım. Turizm Kentleri Projesi vardı. Bunlar 5 taneydi,
Muğla-Dalaman’da, Aydın-Didim’de, Antalya’nın kuzeyinde Kepez bölgesinde,
Antalya-Manavgat’ta, bir de Mersin-Tarsus civarında Turizm Kentleri Projesi
vardı. Hatta, ben Dalaman’a gittiğim zaman, belediye başkanıyla görüşmüştüm, o
zaman da milletvekiliydim. Bunun için Amerika’ya kadar gidildiğini, bir
projenin incelendiğini filan ifade etmişlerdi. Çok önemli projeler bunlar.
Acaba, ne durumda? O konuda da bilgi verilirse bu da bizi aydınlatmış olur. Çok
teşekkür ederim Sayın Başkan. BAŞKAN
– Sayın Uysal’a teşekkür ediyorum. Sayın
Doğan, süreniz 5 dakika yalnız, bilginiz olsun. MUHARREM
DOĞAN (Mardin) – Bitirmem mümkün değil Sayın Başkanım. BAŞKAN
– Değilse, fazla da ek süre veremeyeceğim. MUHARREM
DOĞAN (Mardin) – Sayın Başkan, burada, sabahtan beri… BAŞKAN
– Sayın Doğan, lütfen … MUHARREM
DOĞAN (Mardin) – Böyle şey olmaz Sayın Başkanım. Ben burada iki üyemin adına
konuşuyorum. BAŞKAN
– Sayın Doğan… MUHARREM
DOĞAN (Mardin) – Böyle şey olur mu canım? Sabahtan beri bekliyorum. Sıra bana
gelinceye kadar bütün arkadaşlar konuştu. BAŞKAN
– Sayın Doğan, lütfen… Bekleyeceksiniz, üye arkadaşların konuşmaları bitecek. Muzaffer
Bey, buyurun. MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Değerli Başkanım, Değerli Bakanım -Bakan gitti herhalde-
Komisyonumuzun değerli üyeleri, Bakanlığımızın ve diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının değerli temsilcileri, değerli basın mensupları; konuşmama başlarken
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kültür
ve Turizm Bakanlığımızın 2007 yılı bütçesini görüşüyoruz. Bu bütçenin ulusumuz
için hayırlı ve bereketli olmasını dilerken, hazırlanmasında emeği olan,
katkısı olan herkese de teşekkür ediyoruz. En
başta, açıkça ifade etmek isterim ki, bizler Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bu
dönemde yaptığı tüm yurt içi ve yurt dışı çalışmalardan son derece memnunuz ve
mutluyuz. Yıllarca özlemini çektiğimiz bu çalışmaları yapan, kısa sayılacak
sürelerde de çok önemli başarılara imza atan Sayın Bakanımız ve ekip
arkadaşlarına da ayrıca teşekkür ediyoruz. Yasakların
yasak olduğu, kendisi tanımaktan ve açıklamaktan korkmayan bireyi ve toplumu
oluşturmak ilkesini özümseyen bir kültür ve yönetim ilkesi benimseyen
Bakanlığımız için de diyoruz ki, gerçekten çok sağlam temeller atılıyor. Konfiçyüs
bir seferinde şöyle demiş: “Bir ülkenin nasıl yönetildiğini anlamak
istiyorsanız onun sanatına bakıp müziğine kulak veriniz, nerede güzel
eserlerden oluşmuş uyum vardır, orada adalet ve erdem hüküm sürer.” Tabii,
Konfiçyüs’ün hakikaten çok önemli bir sözü. Sevgili
ve sempatik Bakanımızın, gayet tabii ki, basınımızın da ilgi odaklarından bir
tanesi Sevgili Bakanımız, sunuş kitabına baktığımızda, hem kültür hem turizm
alanında o kadar çok iş yapılmış ki, o kadar çok proje gerçekleştirilmiş ki,
bunları görüp bilip sevinmemek elde değil. Gayet tabii ki, bu çalışmaların bir
bölümünü de değerli muhalefetteki arkadaşlarımız eleştireceklerdir. Bu
güzel coğrafyada, cennet misali ülkede, tarihimize ve kültürümüze sahip çıkmak
hepimizin en önemli görevidir. Keşke, daha önceleri de bu kapsamda bu özen
gösterilseydi ve sahip çıkılabilseydi. Sıra dışı işleri sıra dışı kişiler
yapar. Sayın Bakan ve ehil ekibi, daha nice güzel işler yapacaktır, inanıyoruz.
Önümüzdeki dönemde yapılacak projeler hepimize gerçekten heyecan vermektedir. Sayın
Bakan, halk tabiriyle, fellik fellik, karış karış yurdumuzu geziyor ve
biliyoruz ki, işin başında olması kavramıyla en iyisini yapmaya çalışıyor. Bakanımız
ve çalışma arkadaşları, başta sanatçılarımız olmak üzere, Bakanlık personeline
nasıl sahip çıkıldığını, en ehil kişilerin seçilerek en önemli görevler ve
yetkilerin verildiğini hepimiz biliyoruz. İsterseniz,
burada bir fıkra anlatayım. Temel ilk kez bale gösterisine gitmiş… MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) ) – Sanatçılara yarayacak mı? MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Devamla) – Temel fıkrası Sayın
Hamzaçebi. Gösteri
sırasında parmaklarının uçlarına basıp da dans eden sanatçıları gören Temel,
yanındaki Dursun’a demiş ki: “Keşke daha uzun boylu olanları seçselerdi de bu
uşaklar bu kadar eziyet çekmeselerdi.” Evet,
sayısal değerlere baktığımızda da, ki, birçok arkadaşımız bunu belittiler, 2001
yılını baz aldığımızda, gelen turist sayısı o dönem 11 milyon, 2005 yılında 21
milyona çıktı, 2006’da birtakım sıkıntılarımız oldu, bir düşüş oldu. Yine 2001
yılı baz alındığında, ülkemize Doğu Avrupa ve Asya’dan gelen turistlerin
2005’de yüzde 100 arttığını görüyoruz. Dünya turizmindeki turist sayısı payımız
ise yüzde 1,7 iken 2001’de; 2005’te yüzde 2,6 oldu. Bakanlığımızın
mütevazı 2007 yılı bütçesi ancak yüzde 1 artmış bir önceki yıla göre. Ama,
çalışmaların, bu oranda değil, yüzde 100’lere varan bir oranda artacağına
inanıyoruz. 2007 yılındaki bakanlığımızın genel bütçe içindeki yatırımlardan aldığı
pay da az da olsa artmış, bu da sevindirici bir husus. Burada
bazı arkadaşlarımı dinlerken, bazen, hakikaten hayretlere düşüyorum. Eski bir
yerel yönetici olarak, ki, bir tanımlama şöyle yapıldı: Sayın Bakanım, siz eğer
bazı müzeleri yerel yönetimlere bırakırsanız, yerel yöneticilere bırakırsanız,
o yerel yöneticilerin de kendi yakınlarını görevlendirerek buraları yönetmeleri
mümkün değildir dendi. Tabii, yerelleşme ve demokratikleşmeye inanmazsanız,
böyle bir tanımı çok rahatlıkla yapabilirsiniz. Yine
aynı şekilde 19 Mayıs törenlerinde müzik, kılık kıyafet ve hareketlerde bir
geriye gidiş olduğunu, herhalde parantez içerisi irtica demek istedi, bu
konuyla ilgili olanların da gerekli önlemleri alması istendi. Tabii ki, 19
Mayıs törenleri çok önemli törenler ve 19 Mayıs tarihi bizim için çok önemli
bir tarih. Neden böyle bir tanımlama yapıldı, anlayamıyorum. Tabii, burada
benim üzüldüğüm en önemli nokta da bu konuyla ilgili bütün çalışanların, bu
konuyla ilgili bütün emek verenlerin o güzelim 19 Mayıs törenlerinde, o
törenlerin en iyi şekilde ortaya konması için çaba sarf edenlerin büyük bir
töhmet altında bırakılmasıdır. Gerçekten, hayret ediyorum, şaşıyorum ve
üzülüyorum. Bu
dönemde, Bakanlığımızla ilgili olarak birçok kanun çıktı, Bakanlar Kurulu kararları
çıktı ve hele hele 56 tane yönetmelik çıktı. Düşünebiliyor musunuz; 56 adet
yönetmelik. Demek ki, daha önce birtakım işler bu yönetmelikler olmadan da
yürütülüyormuş, ama, nasıl yürütülüyormuş Allah bilir. Evet,
bu güzel çalışmalar, inanıyoruz ki, önümüzdeki dönemlerde çok daha etkili bir
biçimde devam edecek, kültürümüze, sanatımıza, turizmimize sahip çıkma
açısından, Bakanlığımız, Bakanlık yetkilileri, arkadaşlarımız her geçen gün
daha iyiyi, daha güzeli bulacaklar ve bu arada, parantez içerisinde onu da
demek istiyorum ki, Kamu Yönetimi Yasa Tasarısında, bir arkadaşımızın söylediği
gibi, kültürün, turizmin ve her şeyin yerel yönetimlere bırakılarak, bu
Bakanlığın ortadan kaldırılması gibi bir şey kesinlikle söz konusu olmamıştır.
Gruplarda çalışan bir arkadaşınız olarak bunu altını çizerek söylüyorum ve
tekrar hayırlara vesile olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. Sağ
olun, var olun. BAŞKAN
– Sayın Baştopçu’ya teşekkür ediyorum. Sayın
Filiz… OSMAN
NURİ FİLİZ (Denizli) – Sayın Başkan, Değerli Bakanım, değerli komisyon üyesi
arkadaşlarım, değerli Kültür ve Turizm Bakanlığı bürokratları, basının değerli
mensupları; hepinize saygılar sunarak sözlerime başlamak istiyorum. Kültür
ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde fevkalade güzel görüşler ortaya atıldı,
hemen hemen her koruya değinildi. Gerçekten,
Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, tarihî mirasımıza, hem ülke içerisinde hem de
ülke dışındaki tarihî mirasımıza sahip çıkmasından dolayı teşekkür ediyorum. Bu
tarihî mirasım bakımı, onarımı, restorasyonu gerçekten önemli ve gelecek
nesillere aktarılması bakımından önem arz ediyor. Ben,
Denizli’de yapılan -özellikle Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum- Kayıpazarı
Minaresinin restorasyonu, bu Osmanlılardan kalma, yine Çivril’de Tekke Camiinin
restorasyonu, Tavas’ta Hırka Camii, Acıpayam Yazır Camii ve Türbesi, Sayın
Bakanımız döneminde, bunlar, yıllardır ihmal edilen bu tarihî eserlerimiz bu
dönemde Denizlimize kazandırılmıştır ve harap olmaktan kurtulmuştur.
Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Ayrıca,
uzunca bir süredir sürüncemede kalan Pamukkale’deki çevre düzenleme işlemleri
de yine Sayın Bakanımız döneminde iki merhale halinde ihale edilmiş ve
tamamlanmış, aşağı yukarı 6 trilyon civarındaki bu yatırım da gerçekleşmiştir.
Kendilerine yine teşekkür ediyorum. Bir
başka konuya gelmek istiyorum. Özellikle ülkemiz jeotermal kaynaklar bakımından
fevkalade zengin olmasına rağmen, bu kaynaklardan ne enerjide ne turizmde ne de
seracılıkta, tarımda faydalanabildiğimiz söylenemez. Ancak, Sayın Bakanımız
göreve gelir gelmez, daha görevine yeni başlamışken bir ay içerisinde jeotermal
kaynakların bulunduğu illerin milletvekilleriyle toplantılar yaptı ve bu
kaynaklar nasıl sağlık turizmine kazandırılabilir, turizme kazandırılabilir
konusunda çalışmalar başlattı. Kendilerine özellikle bu konuda teşekkür
ediyorum, çünkü en paralı, en kalıcı turistik gelirin sağlık turizminde
olduğunu, Sayın Bakanımız o zaman fark etmişti. Turizmin çeşitlendirilmesi
konusunda da ilk geldiği günden beri büyük gayretler içerisinde, kendilerine
çok teşekkür ediyorum. Bu
arada, Sayın Bakanımıza bir sorum olacak, tekrar söz almayacağım. Bizim Babadağ
Karacasu’nun Denizli hududuna kadar olan kısmı tamamlandı, bunun için çok
teşekkür ediyorum. Denizli hududundan Karacasu’ya kadar olan kısmı ne zaman
yapılacak? Aydın il hudutları içerisindedir, onun cevabını almak istiyorum. Teşekkür
ederim. BAŞKAN
– Sayın Filiz’e teşekkür ediyorum. Sayın
Seyfi. OSMAN
SEYFİ (Nevşehir) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın
Bakanım, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın değerli mensupları, değerli
arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sabahtan
beri arkadaşlarımız konuştu, hemen hemen her konuya temas edildi. Ben, temas
edilmeyen ve kendimce de gerçekten son zamanlarda önemli gördüğüm bir hususu
sizlerle paylaşmak ve bu konuda da soru sormayacağım, Sayın Bakanlığın bir
çalışması olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, kültür, dün ve bugünün bir yaşam tarzıdır bir
noktada. Örfleri ve adetleriyle, gelenek görenekleriyle, güzel sanatlarıyla,
diğer eserleriyle, davranış biçimleriyle bir yaşam şeklidir. Kültür millîdir,
mahallidir, aynı zamanda birleştirme özelliği olduğu gibi ayrıcılığın da
başlangıcıdır. Şimdi,
Osmanlılar zamanında olsun, Selçuklular zamanında olsun, beylikler zamanında
olsun, bin yıldır bu vatanda, bu coğrafyada yaşıyoruz. Çeşitli topluluklar ve
son zamanlarda, gerek siyasi edebiyatımızda gerek Avrupa Birliği belgelerinde
çeşitli kültürel özerkliklerden, yasaklanan kültürel haklardan, verilmeyen
kültürel haklardan bahsediliyor ve genelde bunlar soyutta bahsediliyor, somuta
indirgenen herhangi bir konu da yok. Şimdi,
bin senelik bir tarih bütünlüğü içerisinde, bu vatanda yaşayan çeşitli etnik
gruplara mensup olan toplulukların müştereken meydana getirdiği bir kültürden
söz edilemez mi? Bir kültür yok mudur? En azından müşterek paydalar bulunamaz
mı? Bir Hacı Bektaşi Veli, bir Eyüp Sultan, bir Yunus, bir Mevlânâ, bir Fuzuli,
bir Baki, bir Mimar Sinan, bu toplumun birlikte çıkardığı büyükler, birlikte
itibar ettiği, birlikte değerlendirdiği, bundan gurur duyduğu kişiler değil mi?
Bu bakımdan Kültür Bakanlığımızın bu yönde bir çalışması oluyor mu? Böyle bir
çalışma yapılması, şu günlerde, şu devirlerde ihtiyaç halinde değil mi? Bunun
için, Kültür Bakanlığı bünyesinde veyahut Kültür Bakanlığı dışında da olabilir,
bir enstitü, bunları tamamen araştıracak, ortaya çıkaracak, mahalli örf adet,
gelenek görenekleri ve bunların müştereklerini toplayacak herhangi bir çalışma
yapılamaz mı? Yapılıyor mu? Ben bunu öğrenmek istiyorum. Değilse,
gerçekten turizmin son yıllarda ulaştığı mesafe hayallere bile sığmayacak,
bundan birkaç sene önce, üç beş sene önce tahayyül dahi edemeyeceğimiz,
hayalini dahi kuramayacağımız, gerek Türkiye açısından gerekse dünyadaki yeri
açısından büyük mesafeler almıştır. Onun
için, Bakanlığımızın ve bürokratlarının çalışmalarını kutluyoruz ve yapılan
bütçenin, memleketimize, milletimize ve Bakanlık mensuplarına hayırlı olmasını
temenni ediyorum. Hepinize
saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Sayın Seyfi’ye teşekkür ediyorum. Sayın
Doğan, buyurun. MUHARREM
DOĞAN (Mardin) – Teşekkür ediyorum. Sayın
Başkan, Sayın Bakanım, değerli milletvekilleri, saygıdeğer bürokratlarımız, çok
kıymetli basın; sizleri saygıyla selamlıyorum. Sahip
olduğumuz kültürel değerlerin yaşatılması ve tanıtılması görevi Kültür ve
Turizm Bakanlığına verilmiştir. Bir başka görev ise, UNESCO dünya mirası
listesine girmek için eser kokan, her bir karış yapısı kültür değeri olan
Mardin gibi bir ilimiz -ki, Türkiye'nin bir müzesidir- 2003 yılı başında UNESCO
miras listesine aday olmuş, fakat takdir edersiniz UNESCO’nun bünyesinde teknik
bir kurul var, ICOMOS diye bir teknik kurul var. Bu teknik kurul Mardin’e
geliyor, yerinde tespit ediyor, birçok eksikleri tespit ediyor -ben bu
eksikleri arz edeceğim- ancak bu eksiklikler tamamlandıktan sonra müracaat
edilmesi durumunda kabul edilebileceğimizi tahmin ettiğimiz ve bize de
önerdikleri için biz dosyamızı geri çektik. 2003 yılı başında. Tabii,
bu eksiklikler, özgün mimarinin bozulduğunu, elektrik direklerinin tehlike arz
ettiğini, açıkta olduğunu, yer altına alınması gerektiğini, kanalizasyonun
olmadığını, suların açıkta aktığını belirtmişler. Deyrulzafaran Manastırı
belediye hudutları dahiline alınması gibi birçok şeyler, eksiklerimizi
müracaatta bize belirttiler. Venedik ve Kudüs’ten sonra, dünyada, dünya mirası
listesine namzet olan Mardin için Sayın Bakanımız ne gibi çalışmalar yapmıştır?
Mardin dünya mirası listesine girebilecek mi? Ne gibi çalışmalar yapmıştır? TV’lerde
izlediğimiz diziler, dizi sanatçıları, sinema sanatçıları Mardin’i keşfettiler
de, Midyat’ı keşfettiler de, Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız acaba Mardin ve
Midyat’ı henüz keşfetmediler mi? Onu öğrenmek istiyorum. İkinci
önemli bir konu Hasankeyf. Hasankeyf, biliyorsunuz on iki bin yıllık
medeniyetin izlerini toplamaktadır. Hasankeyf Roma ve Bizanslıların kentiyken,
gelişmesi Artuklular, Eyyübilerle sürmüş ve Akkoyunlular egemenliğinde kale,
camiler, saraylar, türbeler yapımında sırlı tuğla ve çinicilik işlemeciliğiyle
büyük bir sanatıyla ve her şeyiyle bir antik kent konumundadır. Tabii,
Ilısu Barajı nedeniyle bu medeniyet ve kültür sular altında kalacaktır. Bununla
ilgili olarak, 5 Ağustos 2006 tarihinde, Sayın Başbakanımız orada hayalî temel
atarken, Sayın Bakanımıza da basın ve medya soruyor. Sayın Bakanımızın verdiği
cevabı aynen okuyorum. Bu sözler bana ait değil, Sayın Kültür Bakanımıza
aittir. Tabii, ben de su altında kalmaması için, su kodunun biraz daha
düşürülmesi noktasında bir teklif yaptım. Bunun üzerine soruyor basın. Sayın
Bakanımızın verdiği cevap şudur: “İndirme mindirme yok. Hasankeyf benim ihtisas
alanımdır. Zaten Hasankeyf diye bir şey kalmamış, tarih olmuş, bitmiştir. Biz
kararımızı verdik.” Hasankeyf
sit alanı mıdır Sayın Bakanım? Değil midir? Kanun neyi koruyor? Kültür ve
Turizm Bakanlığı ne işe yarar? Bu durumda, siz Bakan olarak ne iş yapıyorsunuz?
Yasaları çiğnemek, insanlık tarihi ve kültürel değerleri göz ardı etme
alışkanlığı ceza yasalarımıza göre suç değil midir? Değerli
arkadaşlar, bir de, değerli hatip arkadaşlarımız, İktidar mensubu
milletvekillerimiz konuşurlarken, Türkiye'de turizm sektörünün en üst düzeyde
geldiği yıllardan bahsettiler ve en son 2005 yılında 22 milyon civarında bir
turistin geldiğini söylediler. O dönem Sayın Erkan Mumcu dönemidir,
hatırlatıyorum size, ama, şu anda, Sayın Bakanımla 14-16 binlere düşmüştür,
bunun sorumlusu da Sayın Bakanımızdır. Diğer
bir başka konu, değerli arkadaşlar -çok önemli arz ettiğim bir konudan
bahsedeceğim- bayrak konusudur. Değerli
arkadaşlar, Türk Bayrağı Kanunu elimde. Sayısı 2893. 22/9/1983 tarihinde yayına
girmiş ve yürürlükte olan bir kanun. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Sayın Doğan, toparlar mısınız. MUHARREM
DOĞAN (Devamla) – Bitiriyorum efendim. Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli
arkadaşlar, madde 1. Türk Bayrağı Kanunu 1’inci maddesini okuyorum: “Bu kanunun
amacı, Türk Bayrağının şekli, yapımı ve korunmasıyla ilgili esas ve usulleri
belirlemektir.” Şurada,
Türk Bayrağının şeklini, boyutlarını da vermiş, hatta ve hatta ne şekilde
katlanacağı bile burada belirtilmiş ve kanunla bağlanmıştır. Saygıdeğer Sanatçı
Arkadaşımız, ben bir ressam olarak, bir mimar olarak, hiçbir zaman bir
sanatçıyı ve bir sanatı eleştirmem, hep önem veririm, değer veririm, bu
sanatçıların önemi ve kişiliğidir. Ancak, Sayın Ressam Arkadaşımız, manalı bir
şekilde soldan sağa bakan ay yıldızı, sağdan sola baktırmak suretiyle ve
Atatürk’ün, Ulu Önder Atatürk’ün portresine karşı yaptığı tablo, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde asılması etik değildir. Ha, arkadaşımız o tabloyu başka bir
yerde asabilir, kendi işyerinde asabilir, başka bir yerde asabilir, ama Türkiye
Büyük Millet Meclisinde asılması ve Sayın Kültür Bakanımızın da ona böyle
gülerek bakması hiç de hoş değildir. Bu nedenle ben bu konuyu gündeme getirdim.
Lütfen, Sayın Bakanımız bu tabloyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Mavi Salon
dediğimiz VIP Salonu’ndan en kısa zamanda kaldırmasını diliyor, bütçemizin
hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Sayın Doğan’a teşekkür ediyorum. Sayın
Şimşek. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Teşekkür ederim. Sayın
Başkan, Sayın Bakanım, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, basın mensupları,
çok değerli bürokrat arkadaşlarım; saygıyla selamlıyorum. Önce
birçok laf edildi, söz edildi ama, izin verirseniz bu Kültür Bakanlığı ile
Turizm Bakanlığının birleşmesiyle ilgili birkaç söz etmek istiyorum. Kültür
hizmetleri, 1984 yılında yürürlüğe konulan 187 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameyle Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde devlet desteğiyle çalışmış
ise de, turizm hizmetlerinin yoğunluğunun kültür hizmetlerini gölgelemesi
dolayısıyla, kendi ağırlıklarının gerektiği şekilde ele alınması mümkün
olmamıştır. Son
yıllarda görülen hızlı sanayileşmenin tabii sonucu olarak ortaya çıkan hızlı
kentleşmenin ve gelişen kitle haberleşme araçlarının meydana getirdiği bilgi ve
görgü alışverişlerinin milletimizin sosyal ve kültürel hayatında yaptığı
tahribatlara engel olabilmek ve bu suretle millî kültürümüzün bozulmasını
önleyebilmek amacıyla, konuyla ilgili faaliyetlerin bir bakanlığın iki işinden
biri olma hüviyetinden çıkarılarak, Kültür Bakanlığı ismi müstakil bir bakanlık
eliyle yürütülmesinde fayda ve zaruret görüldüğünden, 1989 yılında 354 ve 355
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Kültür Bakanlığı Turizm Bakanlığından
ayrılmıştır. Bu,
her zaman İktidarınızın, yani Hükûmetinizin rahmetiyle ifade ettiği rahmetli
Özal döneminde yapılmıştır. Birçok şeyi, olayını örnek aldığınıza göre, burada,
herhâlde Sayın Özal’ı, bu konuyla ilgili rahmetli değil de zahmetli olarak
gördüğünüzü düşünüyorum. Sayılan
bu gerekçeler geçerliliğini korumasına rağmen, 2003 yılında bu birleşmeyi
yaptınız. Yani, Kültür Bakanlığının ayrı olması, israfla, kamu harcamalarında
tasarruf gerekçesi gösterilerek birleştirildi. Aslında Ulu Önder “Türkiye
Cumhuriyetinin temeli kültürdür.” diyerek, kültüre verilmesi gereken önemi
vurgulamış ve ülkenin temeli olarak görmüştür. Oysa, Hükûmet bu icraatlardan
biri olarak daha önce birleştirilmiş ve ayrılmış olan Kültür Bakanlığı ve
Turizm Bakanlığını yeniden birleştirdi. Kaldı
ki, her iki bakanlığın yeniden birleştirilmesi -burası önemlidir- ne hantallığı
ne de israfı, bilakis her ikisini de artırmıştır. Hem hantallık artmıştır hem
israf artmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığının Teşkilat Yasası’nın yürürlüğe
girmesiyle her iki bakanlıkta yıllarca çalıştıkları kuruma gecesini gündüzünü
katarak emek, hizmet vermiş deneyimli, bilgili yaklaşık 600 üst düzey ve
yönetici personel görevine, yeni bir kadroya atanmak üzere son verilmiştir.
Yerlerine Kurum dışından, konuyla ilgisi olmayanlar atanarak esas hantal yapı
oluşturulmuştur. Ta ki görevine son verilenler yargı kararıyla görevlerine
dönene kadar, icraya yönelik, Bakanlıkta, hemen hemen kamu yararına da hiçbir
iş yapılmamıştır maalesef. Yaklaşık 600 civarında görev yapan, Bakanlığın
çatısını oluşturan personel, yönetici, görevlerine atanmayarak pasif görevlere
atanmışlardır. Yeni ihdas edilen, yani görevine son verilenlerin atanması
gerektiği kadrolara, kadrolaşma suretiyle atama yapılmış, bunların da özlük
hakları katlanarak ödenmeye başlanmıştır. Bunun israfı önleme anlayışı nerede?
Yani, bir üst düzey kadrodaki 2 veya 3 kişiye özlük hakları ödenmiştir. Bunun
neresi tasarruftur değerli arkadaşlarım? Ama,
bu, bir anlayış olarak, Kültür Bakanlığında israf ve hantallaşmayı önlemeyi
geçmiş, Kültür Bakanlığı ağır ağır tasfiye edilme noktasına gelen bir bakanlığa
doğru gitmektedir. 600 personelin büyük çoğunluğu yargı yoluna gitmiş, bir
bölümü yılgınlıktan emekli olmuş, yargı kararlarıyla ilgili ilgililerin lehine
sonuçlanan bir bölümü önce, bir bölümü ise önce kararı yapılan uygulamalara
arkadaşlarımızın yaşam şekilleri, hayatları, manen, madden yıkılmış ve bitmiş
vaziyettedir. Değerli
arkadaşlar, her şeyden önce kendimize göre ifade ettiğimiz biçimiyle değil,
mahalli kültür deniliyor, yerel kültür, bir de evrensel kültür. Evet, ama,
yerel olunmadan evrensel olunmayacağını bilmemiz gerekiyor. Dünyada bunun
örnekleri vardır, ama dünyada tek örnek, Turizm ve Kültür Bakanlığının beraber
olduğu ülke Türkiye. İletişim, ekoloji, millî eğitim bakanlıklarının beraber
olduğu kültür bakanlıkları var. İletişim kültür, ekoloji kültür, millî eğitim
kültür, ama, turizm ile kültür bakanlığının beraber olduğu tek bakanlık
Türkiye. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Sayın Şimşek toparlar mısınız. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, müsaade ederseniz, Sayın Sali çok ifade etti,
kültür insanlarının değeri yok, parası yok, ama bir kültür sanat insanı olarak,
bir kültür sanat insanı olarak, burada bazı konulara değinelim, müsaade
ederseniz eğer. Sanırım ki, hem Bakanlığa hem bütçeye hem de bu anlamda kültür
sanat dünyasına da katkıda bulunacağımızı düşünüyorum, eğer müsaade ederseniz
devam edeyim. Arkadaşlarımız
örnek verdi, Prag, Paris ve Londra gibi büyük bir turizm kenti olduğunu. Evet,
maalesef, İstanbul’da Ordu Caddesini, Millet Caddesini yıkıp, müteahhitlere kat
karşılığı veren anlayış, İstanbul’daki tarihî, kültürel dokuyu bozmuşlardır.
Londra’da tiyatro turizmi yapılmakta. Yani, 1950’den sonraki “yaşayarak,
kullanarak yaşatalım” anlayışı gitmiş “yıkarak, yenileyerek yapalım ve
yaşayalım” anlayışı geldiğinden dolayı, bu anlayış içerisinde 1950’den beri
Türkiye'nin kültürel dokusu bozulmuştur. Konuya
gelirsem, tekrar başka bir konuya, geçen yıl Sayın Bakanımla şöyle bir konuşma
geçmişti aramızda ve kendilerine demiştim. Fransız TV 5 kanalında Türkiye ve
İstanbul’la ilgili bir belgesel yayınlanmıştı. O belgesel, Türkiye'nin
sınırları içinde olan bir bölgeyi Kürdistan haritası olarak göstermişti, yani,
daha NATO’nun İtalya Kolejinde ABD’li albayın göstermediği, Talabani’nin elinde
olmadığı, Frankfurt kitap fuarında Kürdistan standındaki bölünmüş harita ortada
yokken, Türkiye'de bir “İstanbul 24” diye belgesel çekildi, bu belgesel TV 5’te
Fransa’da yayınlanırken, Türkiye'nin yarısı Kürdistan olarak gösterildi ve
Sayın Bakanım şöyle cevaplamıştı geçen yıl. “Kürdistan diye, Kültür
Bakanlığının katkılarıyla yapılmış bir filmde Kürdistan denildi.” diye sordum.
“Ben sizi yakinen tanıyorum, yani sizin değerlerinizi, esnekliğinizi biliyorum,
fakat bunu acaba tekzip ettiniz mi? Mahkemeyle ilgili bir kararınız var mı?
Şunu söylediniz, bununla ilgili ben inanmadım, şunu söylemişsiniz siz orada:
‘Harita çirkin, belgesel çok güzel.’ Sayın Bakanım inanamıyorum.” dedim, ama daha
sonra, ertesi gün soru önergesi verdim. Değerli
arkadaşlarım, büyük bir zafiyettir, Kültür ve Turizm Bakanlığının
birleşmesinin, Dışişleriyle koordinasyonunun olmasının, inanın ki bir
skandalıdır bu olay. Bakınız,
Sayın Bakanıma teşekkür ediyorum, bana vermiş olduğu sorumu burada cevapladı
kendileri. Dedi ki: “Hayır, bizim, yine laf arası geldikçe hemen şey edeyim
Berhan Bey, öbür TV 5’te yapılan şey de sadece budur, bizim yardımımız budur,
sadece dedik ki, çekebilirsiniz, anlatabiliyor muyum? İkincisi de yaptığımız
bir yardım yok, gayet açık, protesto ettim, büyükelçilik aracılığıyla da bunu
bildirdim.” Şimdi,
bana gelen soru önergesine Sayın Bakanımın verdiği cevap şu: (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Sayın Şimşek, lütfen son cümlelerinizi alayım. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – “Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü
tarafından uçak biletlerinin ve tüm çekim izinleriyle, diğer randevular
ayarlanmak suretiyle söz konusu organizasyonun yapıldığı, ayrıca, konaklama,
araç tahsisi taleplerinin ise Bakanlığımca yerine getirilmesi istenmiş olup,
Bakanlığımızca sadece konaklama giderlerinin karşılanması şeklinde lojistik bir
destek verilmiştir.” Uçak
biletlerini ben alıyorum, ben konaklatıyorum ve gelin, bir belgesel çekin ve
Türkiye'yi de ikiye bölen bir yayın yapın. Bu gerçekten bir skandaldır. Bu
konuda Sayın Bakanın samimiyetine ben teşekkür ediyorum, ama bu yapılanmadaki,
kültür turizm birleşmesinde, ne turizmden haberimiz var ne kültürden haberimiz
var ne de dışişleriyle bir koordinasyondan haberimiz var değerli arkadaşlarım.
İnanın ki, gerçekten bu bir skandaldır yani. Değerli
arkadaşlarım, devam etmek gerekirse… BAŞKAN
– Sayın Şimşek, bir başka konuya girmeyin lütfen. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Pekala, birkaç tane satırbaşıyla bir şeyler söyleyeyim. BAŞKAN
– Lütfen, kısa olarak son cümlelerinizi alalım. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, bir tolerans gösterirseniz sevinirim gerçekten. BAŞKAN
– Gösterdik zaten, 5 dakika ek süre verdik. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Öneri olarak da ifade edeceklerimiz var. BAŞKAN
– Tamam, son cümlelerinizi alayım. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Bakınız, şimdi, Sayın Bakanım, sizin de bilginiz dahilinde
sinemayla ilgili bir yasa var bizim elimizde. Ve bu yasanın 11’inci maddesi,
telif hakları, Maliye Bakanlığının topladığı paraların sinemaya aktarılması
gerekiyor. Geçen yıldan 5 trilyon paramız var, bu yıl 18 trilyon para var,
Sayın Unakıtan baba baba el koymuş bir vaziyette. En önemli hadise, Sayın
Sali’nin Sayın Uysal’ın, Sayın Başkanın, Sayın Kılıçdaroğlu’nun ve benim, bir
emekle, bu sosyal, SSK’yla ilgili emeklilik yasasından bahsettik. Bu konuda
sizin samimiyetinizi biliyorum. Eğer bu yasayı çıkarsınlar dediniz, biz sinema
telif haklarındaki paradan, arkadaşlarımızın geriye dönüş borçlanmalarını
ödeyelim, yani, hiçbir şekilde aktüeryal dengeleri bozmadan… Sayın
Başkan, buradasınız, Atıf Yılmaz vergi dairesine borçlu öldü. Bu ülkenin yüz
akı bir sanatçı. Bütün sanatçı arkadaşlarımız acı içindeler. Yani, biz,
sanatçılar, geçen yıl da söyledim, kamu görevi yapıyoruz. Sayın Sali ifade
ediyor, evet, ihale peşinde koşmuyorlar, kamu görevi yapıyorlar. Şiirin,
heykelin, sanatın, tiyatronun, bestenin, müziğin peşinde koşuyorlar. Yani, biz,
aşağıda vergi barışıyla bakanlarımıza imkânlar tanıdık, sanatçılarımızla ilgili
bunu yapmamızın hiçbir vicdanda yara açmayacağı gibi, toplumsal barış
içerisinde de çok önemli katkı sunacaktır. Bu parayı, sinemanın topladığı
paralarla istiyoruz biz, yani, burada lütuf istemiyoruz devletten. Sinema telif
haklarına toplanan paralardan emekli olmasını arkadaşlarımızın istiyoruz. Adam
gibi, insan gibi ölmelerini istiyoruz. Ve iki yıldır bu yasa teklifim duruyor,
Sayın Resul Tosun arkadaşımın da var, bunu birleştirelim ve hatta şunu da
öneriyorum ben, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlarım; sadece sinema sanatçıları
için değil, kültür sanat insanlarının hepsine bu iyiliği, bu katkıyı sunalım.
Bu bizim için önemlidir. Bu paramıza da el koyması, yasa var yani, arkadaşlarım
bir önerge verebileceğimi söylediler ama, buna gerek yoktur. Sayın Maliye
Bakanı yasayı uygulamakla sorumludur. Yani, geçen yıldan 5 trilyon, 2006’dan 18
trilyon ve 2007’ye aktarılacak trilyonlar bilinmiyor, benim sinemacı, sanatçı
arkadaşlarım, tiyatrocu arkadaşlarım kahve köşelerinde, tek odalı sobalı evlerde
boğularak ölecekler. Bu hangi vicdana sığar ben bilmiyorum. Bu konuda
dikkatinizi özellikle rica ediyorum. Ayrıca
bir şeyi daha önermek istiyorum. Sayın Başkanım, Sayın Bakanım; biz 65 yaş
emekliliği geldiğinde, sanatçının emeklisi olmaz dedik, yani 70 yaşında bir
karakteri takma sakalla, plastik makyajla oynatamayız dedik. Artık, hiç değilse
bu arkadaşlarımızı bir hizmet alımıyla, emekli sanatçılarımızı devlet
tiyatrolarında çalıştırmamız, bunlara da bu imkanları vermemiz gerekiyor. Bir
şey için teşekkür ediyorum. Yapılması çok yanlıştı, ama bugün Bayındırlık,
Turizm Komisyonunda alt komisyona indi, özel tiyatrolara ödeneklerin
açılmasıyla ilgili. Fakat orayla ilgili de bir problem var Sayın Bakanım. Biliyorsunuz
geçen yıllara kadar özel tiyatrolar, devlet tiyatrolarının sahnelerini
kiraladıkları zaman, 200 milyon kira ödüyorlardı. Şu an 1 milyara çıktı. Özel
tiyatrolar 20 milyona oynuyor, devlet tiyatroları 5 milyona oynuyor ve bu
arkadaşlar da birkaç… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bir yanlış bilgi olacak. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Öyle mi? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Evet. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Yani, bize gelen bilgiler bunlar. Pekala, bunun için de
ayrıca çok teşekkür ediyorum. İki cümleyle bitiriyorum. Sayın
Bakanım, bir de Sayın Kumkumoğlu da ifade ettiler, Erkan Mumcu, evet, kulakları
çınlasın eski Bakanımızın, Sayın Anavatan Partisi Genel Başkanının. 7/7/2004
yılında, 2863 sayılı Yasa’nın 6’ncı maddesiyle ilgili bir değişiklik vardı,
koruma altına alınması gereken lahitler, mezarlar, işte camiler gibi, bununla
ilgili ben bir önerge vermiştim. İşte, Selçukludan bahsetti Değerli Alaattin
Bey. Evet, Selçuklu bu ülkenin tarihidir, cemevleri de bu ülkenin tarihidir.
Cemevlerinin de koruma altına alınması gerektiğini önermiştim, ama bugün
cemlerde türkü söyleyen Sayın Bakanımız, o zaman cemevleriyle pek barışık
değildi, o zaman reddetmişti. Bu
konuyu da, gerçekten, ya ben bir kanun teklifi vereyim veya sizinle beraber bir
organizasyon içerisinde bunu değerlendirelim, bir yasa teklifi olarak siz
verin, hiç önemli değil, ama bu ülkedeki cemevlerini, o önemli kültürü ve inanç
yolculuğu yaşanan ritüellerin oluştuğu yeri yok saymak da, gerçekten sanırım ki
büyük bir yanlış olur. Sayın
Bakanım, sırayla 3-4 şey daha söyleyip bitiyorum. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Sayın Şimşek, lütfen. Soracağınız
varsa soru kısmında sorabilirsiniz. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum. BAŞKAN
– Çok fazla zaman kullandınız. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Evet, biliyorum, çok teşekkür ederim. İki dakika daha rica
ediyorum, bitiriyorum. Sayın
Bakanım, bir de sinemayla ilgili, sağ olun, hep beraber, gerçekten, belki de
birçok konuda yan yana olamadığımız anlayışta, 5224’i, 5225’i, 5101’i çıkardık,
fakat bu arkadaşlarımız, bizim gönderdiğimiz açıklamada diyoruz ki: “Ağustos
ayında sinemaya yardımlar yapılır, Aralık ayının 15’inde de filmler teslim
alınır.” Sayın
Bakanım, bu demektir ki kış filmi çekilemeyecek. Sayın Müsteşarımla biz
bunları… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bugünkü kanunda var. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Var mı, çok teşekkür ediyorum. Başka
bir şey daha var. Bir de, önimaj’ın çalışma sistemiyle ilgili bu yardımları
yapalım. Biliyorum Maliye Bakanlığı bu anlamda önümüzde bir kamu alacakları,
6136 mıdır, engel olarak duruyor ama, önimaj’da biliyorsunuz, yüzde 20 kâr
ortaklığı olarak… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – O sistemle yapıyoruz. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Onu yapmamız gerekiyor, çünkü, şu anda, sizin de, tabii elinizde
bilgi var, 33 arkadaş hak etmiş, 25 kişiye destek vermişiz ve bunlar inanın
nasıl ağlıyorlar. Kendi apartman hizmetinde çalışan arkadaşlardan, dayısının
tapusu, ötekinin kefilliği, bu sinema sanatına gerçekten bir yasa çıkardıysak,
gerekli katkıyı da sunmamız gerekir diye düşünüyorum. Sorularım
var ama, Sayın Başkanın da hoşgörüsüne çok teşekkür ediyorum, dinlediğiniz için
de teşekkür ederim. Ayrıca,
ben, şunu da ifade edeyim, evet, gerçekten Attila İlhan’la ilgili çalışmanız
çok keyifli çalışmalardı, fakat, biz, bunlarla ilgili çalıştığımız kadar,
Muzaffer Buyrukçu’ları da o koltuklarda öldürmememiz gerekiyor. Sayın
Müsteşarımla konuştuk. Biz yardım edene kadar, Muzaffer Buyrukçu, edebiyatın
önemli bir ismi, bir sakat iskemlesi gönderemedik ve maalesef rahmetli oldu,
bunlar da işin başka türlü hassasiyetleri. Bir
tek şey de şudur: Vakıflar Genel Müdürlüğü anlayışı içerisinde herkes yüzde 3
alıyor. Bakın, burada Kültür Bakanlığı çalışanları var Sayın Bakanım. Bugün siz
gidersiniz, başkaları gelir, ama Kültür Bakanlığı çalışanlarına üvey evlat
muamelesi yapmayacak kadar sizin hassasiyetinizin olduğunu düşünüyorum. Bu
konuda, Bakanımız olarak, Kültür Bakanlığı personelinin Bakanı olarak, masaya
elinizi vurun. Bu insanlar da bu ülkenin insanları ve emekler veriyorlar. Ben
magazin meselelerine girip, efendim, göğüs çatalını anlatmıyorum, Trabzon’daki
heykeli anlatmıyorum, hem Bakanlığınızın personeline hem kültür sanat dünyasına
katkıların sunulmasından yanayız. Çünkü, nihayetinde, siyaset, sonuç alma sanatıdır.
Bu anlayış içerisinde milletin vekâletini taşıyıp, bu katkıları da
arkadaşlarımıza sunmamız gerektiğini düşünüyorum. Bir
kez daha saygılarımla selamlıyorum. Hayırlı,
uğurlu olsun; sorular bölümünde de sorularım olacak. Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN
– Sayın Kaptan, buyurun. OSMAN
KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli bürokratlar,
sayın basın mensupları; sanırım son konuşmayı ben yapıyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum ve sabrınız için şimdiden teşekkür ediyorum. Ben fazla uzatmayacağım;
fakat, birkaç noktanın üzerinde özellikle durmak istiyorum. Bunlardan
bir tanesi; İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarımız Kültür ve Turizm
Bakanlığının birleştirilmesinin çok yararlı olduğunu ifade ettiler ve onlardan
önceki arkadaşlar da geçen yılki konuşmalarında “kültürün geçmişimiz, turizmin
de geleceğimiz olduğunu ifade etmişti” dediler. Onu geçen sene ben demiştim
arkadaşlar. Benden başka arkadaşlar da demiş olabilir. Ben, aynı görüşlerde
devam ediyorum. Kültür
geçmişimizdir, geçmişimizi hassasiyetle korumak lazım, ama, geleceğimizde de
hızlı hareket etmemiz lazım dünyadaki gelişmelere göre. Bu nedenle, bu iki
bakanlığın, geçmişte Turgut Özal zamanında birleştirilmesi, tekrar ayrılması,
bu ayrılma ve birleştirilmedeki sonuç şunu ortaya koymuştur. Önce
birleştirilmiş, sonra ayrılmıştır. Ayrılma gerekçesi; “kültürümüz turizmimizin
gölgesinde kalmıştır. Turizm olayları karşısında kültür gölgelenmiştir.
Kültürün aleyhine olmuştur. Onun için ayrılması gerekir” denilmiş ve
88-89’larda ayrılmıştır. Ama, önümüzdeki dönemde şunu da gösteriyor ki, bugünkü
uygulamalar, özellikle, Artvin Valisinin uygulaması bu dönemde de kültürel
endişeler, kültürü koruma endişeleri, kaygıları turizmi engellemekte olduğu
kanısındayım. Sayın
arkadaşlar, turizmde Türkiye, hizmette, işletmelerde, fiyatta rakip ülkelere
göre öndeyiz. Ancak, altyapıda ve imajda geri olduğumuzu kabul etmemiz gerekir.
Turizmin ucuza gitmesini önlemek açısından gerekli önlemleri almalıyız.
Altyapıya hız vermeliyiz. İmajımızın düzeltilmesi ve yurt dışı tanıtımına da
ağırlık vermeliyiz. Şimdi,
sayın arkadaşlar, bir örnek vermek istiyorum bu Turizm Bakanlığının
uygulamasıyla ilgili. Antalya’da bir Lara Kent Parkı olayı var. Burası 3.500
dönüm bir yer. Doğal SİT alanıydı burası 1992’de. 2000 yıllarındaki belediye,
Büyükşehir Belediyesi, burayı Lara Kent Parkı olarak yüzde 1 inşaat yoğunluğuna
izin verilerek, Antalyalıların ve Türkiye’nin, dünyanın önemli bir parkı haline
getirmeyi planlamıştı. Ancak, yerel seçimler öncesi bir işletmeci çıktı, dedi
ki -Antalya Büyükşehir Belediye Başkanının seçiminden önce- “buraya ben 2,5-3
milyar dolar yatırım yapacağım Disneyland
yapacağım” ve ondan sonra da hakikaten seçimler bitti, Antalya
Büyükşehir Başkanı, şu andaki AKP’nin Büyükşehir Belediye Başkanı da “eski kent
parkı projesinin aynen devam edeceğini” ifade etmişti, öyle istemişti. Ama,
şimdi olan olayda ne oldu? Turizm Bakanlığı, burayı önce, turizm alanı ilan
etti 2004’te, bu 3.500 dönüm yeri. Ondan sonra, plan yapma yetkisini
belediyeden kendisine aldı, park dedi. Ne oldu; ihaleye çıktı ve ihaleye
çıkmadan önce de buranın yüzde 1’lik inşaat yoğunluğunu yüzde 2’ye çıkardı.
İhaleye çıktı; birinci ihalede, LİMAK diye bir firma aldı 10,5 milyon dolara.
Sayın Bakan şunu söyledi: “Kamu vicdanı el vermiyor, iptal ediyorum.” Peki,
ikinci ihale oldu; ikinci ihale de 22,7 milyon dolara o seçimlerden önce “ben
buraya 2,5-3 milyar dolar yatırım yaparım” diyen kişiye verildi ve o zaman da,
ne tesadüftür ki, Sayın Başbakan o kişinin otelindeydi. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Tamamlar mısınız… OSMAN
KAPTAN (Devamla) – Şimdi, öyle bir durum ortaya çıktı ki Sayın Bakan, sanki,
Sayın Başbakanın ayağı uğurlu geldi, otelde kalırken ihale oldu ve o adama
çıktı. Birinci ihaleye giren kişi de ihaleye girmedi. Şimdi,
bunda kamu vicdanı nasıl elveriyor. Yani, Antalya’daki bütün demokratik kitle
örgütleri ayağa kalktı, bütün siyasi partiler ayağa kalktı; burası Antalya’ya
verilsin diye ve o kişi, alan kişi, şimdi siyasi partilere gidiyor ve
demokratik kitle örgütlerine gidiyor ve diyor ki “burada nasıl bir proje
yapılması gerekir?” Sayın
Bakan, siz, oraya öyle bir proje yapsaydınız ki, öyle bir projeyi, burası özel
bir yer, bu dünyaca özel yere özel bir projede dünyada bir yarışma
açtırsaydınız, o yarışmayı kazanan firmaya orayı verseydiniz daha yararlı
olmayacak mıydı? Şimdi,
ne oldu? Orası için Cumhuriyet Halk Partisi iddia ediyor, burası Antalya’ya
kazandırılmalıdır. Doğru Yol Partisi iddia ediyor Antalya’ya kazandırılmalıdır.
MHP iddia ediyor Antalya’ya kazandırılmalıdır. 40 tane demokratik kitle örgütü
Bakanlığın önüne geldi, o görmezden geldi. Bu, yanlış bir olaydı, bunun
düzeltilmesi gerektiği kanısındayız. Bir
iki önerim var Sayın Başkanım. Bu KDV ve ÖTV’nin indirilmesi. Konaklama vergisi
konusunda basında yazılanlar inşallah doğru değildir; yani, yüzde 3 gibi
sistemi altüst eden bir konaklama vergisi olmamalı. Kışın otelini açık tutana
istihdamda vergi indirimi yapılmalı. Bu KDV konusunda söz vermiştiniz Sayın
Bakan biliyorsunuz. Bir
de, yeni hedef koyma, vizyon koymada örgütsel anlamda bir üst kurul, yani
“turizm ucuza gidiyor” diyoruz, ama, BDDK gibi bir kurulun kurulmasını isteyen
turizmciler var. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Bir
de, Sayın Bakanım, terör çok etkili. Antalya’da bir patlama oluyor, daha
Emniyet Müdürünün, Valinin haberi olmadan, bilmem Moskova’daki radyoda,
televizyonda veriliyor. Antalya gibi turizm kentlerinde özel güvenlik önlemleri
alınamaz mı? Yani, kamera sistemi yapılamaz mı? Sadece, özel idareye
bırakılmamalı, oranın yerel imkânlarına bırakılmamalı, Turizm Bakanlığı bu
konuda gerekli yardımı yapmalıdır. Bir başka konu son olarak. Diğer bakanlıkların
turizmle ilgili yetkileri Turizm Bakanlığına devredilmelidir. Yani, nedir bu?
Ormanları Orman Bakanlığıyla korumak lazım. Balık çiftlikleri yapılıyor Sayın
Başkanım, Sayın Bakan, balık çiftliklerinin kim veriyor iznini? Tarım Bakanlığı
veriyor. O koylar turizme elverişli halden çıktığı zaman kim zarar görüyor? Türkiye
zarar görüyor, Türkiye’nin geleceği zarar görüyor. Bu konulara dikkat etmek
lazım. Özellikle, köstebek yuvasına dönüyor bazı yerler. Kum ocağı, taş ocağı
diye izin veriyor Enerji Bakanlığı ve buralarda turizm mahvediliyor. Bu konunun
üzerine gidilmesi gerekir. Geçen
sene bir soru sormuştum; Sayın Bakanım, dedim ki geçen sene: “Türkiye’de ciddi
bir yozlaşma var, kültürel bir yozlaşma var. Hırsızlık, kapkaçtı aldı gidiyor
başını. Tabancalar atılıyor düğünlerde, derneklerde insanlar ölüyor.
Kültürümüzün mandalaşmasını ve magandalaşmasını önlemek için ne gibi önlemler
alıyorsunuz?” Bu soru yeterince anlaşılmadı galiba. Siz verdiğiniz cevapta bana
“tiyatro kursları açıyoruz” demiştiniz. Bu, beni tatmin etmedi ve bunun
cevabını bekliyorum. Bir
de, çok önemli olarak son sorum: Efendim, Kültür Bakanısınız ve bir değişim
konusu söz konusu. Değişimden, yani, söylemek istediğimiz şudur: Sizin Parti
olarak yetkilileriniz, Başbakan ve ilgili yetkililer “değiştik” diyor; fakat
dün, Grup Başkan Vekili Salih Kapusuz Genel Kurulda “yeri geldiği zaman kuş,
yeri geldiği zaman deve olmuyoruz. Biz, dün ne isek bugün de oyuz” demişti.
Kültür Bakanı olarak buna yanıtınız ne olur? Teşükkür
ederim Sayın Başkan, teşekkür ederim Sayın Bakan. BAŞKAN
– Buyurun Sayın Ünaldı. MUSTAFA
ÜNALDI (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Başkan, Sayın Bakan, değerli üyeler, değerli bürokratlar, basınımızın değerli
mensupları; herkesi saygıyla selamlıyorum. Bugün
burada Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz; hayırlı olmasını,
hayırlara vesile olmasını, görüşmelerimizin hayırlı katkılar sağlamasını niyaz
ediyorum. Hem kültürü hem de turizmi ilgilendiren yönüyle önemli bir yer
tuttuğunu bu bütçenin tartışılmaz olduğunu vurgulamak istiyorum. Kültür
ve turizmi beraber değerlendirmek, birlikte düşünmek daha verimli olacağı
kanaatimi burada bir kere daha tekrar ediyorum. Yani, yapılanın doğru olduğunu,
birleştirmenin doğru olduğunu ifade etmek istiyorum. Tabii, bir tarafını eksik
bırakmamak kaydıyla, birlikte değerlendirmek, birlikte yürütmek kaydıyla. Öyle
de gittiği kanaatini taşıyorum. Ben, genel konulara girmeden, genel değeri de olan
mahalli bir hususu arz etmek istiyorum. Başka bakanlık bütçelerinde de
söyledim. Sahip çıkılıncaya kadar söylemeye devam edeceğim. Etrafında önemli
kültürel eserler, müthiş tabii güzellikler ile sahipsiz Beyşehir Göl’ü ve
çevresinden bahsetmek istiyorum. Multi disipliner bir durum olduğu için, çok
disiplini ilgilendirdiği için ortada kalan ve sahipsiz olan Beyşehir Göl’ü ve
bölgesinden. Bu bölge, tek tek belki birisi tarafından ele alınsa şimdiden,
çoktan sahip çıkılacak olan, ama, herkesin birbirine havale ettiği bir durumla
karşı karşıya. Orman Çevre Bakanlığını, Kültür Turizm Bakanlığını, Enerji
Bakanlığını, Tarım Bakanlığını, Bayındırlık Bakanlığını ilgilendiren yönler
olmakla beraber, sahip çıkan birisi bulunmamaktadır. Maalesef, herkes birbirine
havale etmektedir. Kültür, turizm yönünden bakarsak, Kubad Abat Sarayı,
Eşrefoğlu Camii, Fasıllar Anıtı, Eflatun Pınarı, çeşmeler, inler, benzeri turistik
alanların yanında, Karadeniz ormanlarını aratmayacak yer yer çok güzel alanları
olan, ormanlık araziler ile Sultan Alaaddin’in “ya cennet burası ya da cennet
buranın altında” sözünü söylediği çeşit çeşit güzelliklerin olduğu bir alan.
Kendi köşesinde unutulmuş, yeterince tanıtılmamış, yeterince bilinmeyen bir
durumdadır. Akdeniz ile Beyşehir Göl’ü havzası arasında bağlantı
kurulması zaruri bir durum göstermektedir yalnız, kendi köşesine bırakılmış bu
haliyle. Bundan dolayı da “Genbos yolu” ismini verdiğimiz yolun bir an evvel
faaliyete geçirilmesi, Akdeniz-Beyşehir Göl’ü alanı arasında gidiş gelişlerin
kolaylaştırılması zarureti bir gerçektir. Sayın Bakanım “bunları daha evvel de söyledin”
diyecektir muhakkak. Çünkü, hakikaten birkaç defa kendisiyle görüştük. Baştan
da söylediğim gibi, halloluncaya kadar tekrarlamak mecburiyetindeyim ben. Bu
sahipsizliğin, bu kimsesizliğin durumunu ortaya koymak durumundayım. Beyşehir muhitinden geçerken, Sayın Bakanımızın, yönünü
değiştirerek Beyşehirlileri ziyaret etmesi, onlarla çok yakın mesafede
ilgilenmesi tatlı bir hatıra olarak, minnetle anılan bir durum olarak
durmaktadır, ama, devamını da hemşerilerimiz beklemektedirler. Belediye
başkanlarıyla yaptığımız ziyaretten başkanlarımızın üzgün ayrıldığını da buradan
bir kere daha ifade ediyorum. İnşallah, ilgilileri bu üzüntüyü de giderir diye
düşünüyorum. Bu bölgeyle bu kadar söyledikten sonra, yine, kendi
bölgemden bir ikinci husus olarak, Mevlana tanıtımında yeterli olunmadığını ve
kendi kendini Mevlana’nın tanıttığını, Kültür Bakanlığı olarak çok daha fazla
etkinlik yapmak gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Konyalılar, Mevlana
Kültür Merkezine kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Elbette, onun
teşekkürünü de ifade ediyorlar, ama, bazı uygulamalar, özellikle turizm
şirketlerinin bazı uygulamaları Konya halkını, Konya bölgesini de rahatsız
etmektedir. Geniş bir seyir arzusu vardır sema ile ilgili olarak. Bunu
karşılayacak aktivitelerin artırılması ihtiyacı vardır. Bunu suiistimal eden
turizm şirketleri, olur olmaz yerde 2 kişilik, 3 kişilik sema heyetleriyle bu
seyir arzusunu giderdiklerini zannetmektedirler. Ama, bunu küçülttüklerinin,
büyük bir potansiyeli yok etmekle karşı karşıya bıraktıklarının farkında
değildirler. Sayın Bakanımızın ve Bakanlığımızın bu konuya da
eğilmesi, buna da sahip çıkması gereğini vurguluyor, herkesi tekrar saygıyla
selamlıyor, bütçelerimizin hayırlı olmasını niyaz ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünaldı. Değerli arkadaşlar, sorulara geçiyoruz. Sayın Yiğit, buyurun. SELAMİ YİĞİT (Kars) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakanım, Ankara Çağdaş Sanatlar Müzesi’nin
biliyorsunuz bir inşaatı var ve bu inşaat hâlâ devam ediyor. Öğrendiğim
kadarıyla, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Adalet Sarayına bir ek bina yaptırmak
için bu Ankara Çağdaş Sanatlar Müzesi’nin inşaat alanından bir miktar araziyi
kullanması konusunda bir proje geliştirmiş. Sayın Bakanım, Atatürk Kültür Merkezi alanı, sınırları
ve kapsamı bilindiği üzere, 1980 yılında çıkarılan 2302 sayılı Yasa ile saptanmıştır
bu alan. Dolayısıyla, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının ortaya koyduğu
bu tavır ve geliştirdiği proje, bu Yasa’ya aykırı değil midir? Bu müzenin
inşaat akıbeti ne olacaktır? Bu konuda bilgi istiyorum ve teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Deveciler, buyurun. ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkanım, iki
konum olacak. Birincisi; Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde -merkez
nüfusu 40 bin- 4 katlı bir binada faaliyet gösteren ilçe halk kütüphanesi var
ve 2 personelden biri kadrolu, biri DÖSİM’den personelle, 2 personelle idare
edilmeye çalışılıyor. Temizliğini, kaloriferini, hepsini müdür yapıyor. Çatısı
akıyor 3 yıldan beri ve çok kötü durumda. Kaloriferler randımanlı çalışmıyor,
binanın dış cephesi 1992 yılında bitmiş ve 1992’den beri aynı dış cephe, boyama
yapılmamış ve çok kötü durumda. 3 tane bilgisayarı var, 2’si bozuk, tek
bilgisayar. 24 bin kitap var, birçoğu eskimiş ve yıpranmış durumda. Son üç dört
yıla ait yeni yayınlara ihtiyacı var ve halk bu konuda şikâyetçi. Bununla ilgili gerekenin yapılmasını istiyorum Sayın
Bakanım, yardımcı olmanızı ve personel takviyesi, DÖSİM’den hiç olmazsa
personel takviyesi yapılmasını istiyorum. Yine, Altınoluk beldesi Antandros Şehrini Kurtarma ve
Yaşatma Derneği ile ilgili Maliye Bakanlığı tarafından 19 Şubat 1980 gün ve
4670 sayılı yazıyla, Bakanlığınıza kültür hizmetlerinde kullanılmak üzere
tahsis edilen Abdullah Efendi Konağı’nın tahsis işlemi, Kültür Varlıkları ve
Müzeler Genel Müdürlüğünce 22/2/2006 tarihinde 24112 sayılı yazıyla iptal edilmiş. Bu iptal işleminin hangi düşünceler ve nedenlerle
yapıldığının ve gerekçesinin ne olduğunun, mümkünse bu iptal işleminin
devamının sağlanması çünkü ihtiyaç var; bunu arzu ediyorum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Sayın Baratalı, buyurun. BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim. Sayın Bakanım, 2006 yılı yatırım bütçesinde Karaburun
Yolu için bir ödenek vardı, bu kullanıldı mı acaba? Onu öğrenmek istiyorum. Şimdi, bu tür ödenek oraya konulduğu için, Karayolları
da, bunu yatırım programına almıyor. O nedenle, acaba, bu yıl da biraz sonra
yapacağımız bu yeni 2007 yatırım bütçesine de, programına da böyle bir ödenek
koymayı düşünüyor musunuz? Çünkü, turizmde önemli bir nokta haline gelmeye
başladı, kültürü de önemli. Biliyorsunuz, Simavna Kadısı Şeyh Bedrettin’in en
yakın müritlerinden Torlak Kemal’in yaşadığı bölgedir, önemli bir bölgedir
orası ve orada da güzel festivaller yapılıyor. Diğer ikinci sorum; bu Smirna ve diğer ören yerleri
için herhalde bir soru olarak algılarsınız diye düşünüyorum; konuşma metnimde
var o eğer çözülürse. Ama, bilemiyorum, Urla’daki dünyanın ilk zeytinyağı
işliğini gezdiniz mi? Çok da büyük katkılarımız olan bir konu. Oralarda çok
güzel iki tane de kazı evi yaptık. Yani, hem Limantepe kazılarına hem de yine,
Güven Beyin yürüttüğü Klozomenai kazılarına veya yapılan bu işliklere bu yıl da
herhangi bir yardım yapmayı düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, buyurun. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Sayın Bakan, biz, geçtiğimiz yıl ve ondan önceki yıl
Komisyonumuzdan çok önemli yasalar geçirdik. Bunlardan bir tanesi Kamu Yönetimi
Yasa Tasarı’sı, diğeri de Belediyeler Yasası’dır. Kamu Yönetimi Yasa Tasarı’sı,
Komisyonumuzdan geçti, Genel Kuruldan da geçirildi, Cumhurbaşkanından merkezi
idarenin yetkilerini tadat ettiği gerekçesini de içine alan bir anlayışla geri
gönderildi ve öyle bıraktınız yasal düzenlemeyi. Şimdi, Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderme
gerekçelerinden birisi olarak “merkezi idarenin yetkilerini tadat ettiniz, yerel
yönetimin yetkileri tadat edilebilir, merkezi idarenin yetkileri tadat
edilemez” diyerek geri gönderdiği Yasa Tasarısı’nda merkezi idarenin yetkileri
şöyle anlatılıyor: “Madde 7- Merkezi idare tarafından yürütülecek görev ve
hizmetler şunlardır: Adalet, savunma, güvenlik, istihbarat, dış ilişkiler ve
dış politikaya ilişkin görev ve hizmetler, Maliye, Hazine, dış ticaret, gümrük
hizmetleri ve piyasalara ilişkin düzenleme, görev ve hizmetleri, ulusal düzeyde
ekonomik, sosyal ve fiziki planlar hazırlamaya, bölgeler arasındaki gelişmişlik
farklılıklarını gidermeye yönelik program ve projelerin uygulanmasını sağlamaya
ilişkin görev ve hizmetler, milli eğitimle ilgili görev ve hizmetler, diyanetle
ilgili görev ve hizmetler, sosyal güvenlikle ilgili görev ve hizmetler, tapu ve
kadastro, nüfus, vatandaşlıkla ilgili görev ve hizmetler, acil durum yönetimi
ve sivil savunmayla ilgili ulusal düzeyde yapılanması gereken görev ve
hizmetler, vakıflarla ilgili görev ve hizmetler, mahalli idarelere teknik ve
mali yardımda bulunma, rehberlik yapma, eğitim ve destek hizmeti sağlamakla
ilgili görev ve hizmetler.” Sayın Bakan, biz bu görev ve hizmetlerin içerisine,
İktidar Partisine mensup bir kısım arkadaşlarımızın da itirazlarıyla,
olağanüstü dirençle milli eğitimle ilgili görev ve hizmetleri koyabildik.
Dolayısıyla, burada, bu tadat edilme ilişkisi içerisinde sayılmayan hiçbir
görev ve hizmette merkezi idare kendisi görevli ve yetkili değildir, bunların
tamamı yerel yönetimlere devredilmiştir; özel idarelere ve yerel yönetimlere. Şimdi, ben size hemen çıkardığımız Yerel Yönetimler
Yasa Tasarısı’nda yerel yönetimlerin, mesela belediyelerin yetkilerini
söyleyeceğim: Bu, özel idarelerin yetkilerinde de aşağı yukarı buna benzer
şeyler vardır. A fıkrasında şöyle söylüyor: “İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım
gibi kentsel altyapı, coğrafi ve kent bilgileri sistemleri, çevre ve çevre
sağlığı, temizlik ve katı atık, zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve
ambulans, şehir içi trafik, defin ve mezarlıklar, ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar,
konut, kültür ve sanat, turizm ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor.” Sayın Bakan, bu faaliyetlerin tamamı sizin de
içerisinde yer aldığınız iktidarınızın çıkarmaya çalıştığı Kamu Yönetimi Yasa
Tasarı’sında merkezi idarenin yetkileri tadat edilerek, yerel yönetimlere ve
özel idarelere devredilmiştir. Bunu bilmiyor olmanızı doğrusu nasıl anlatacağım
bilemiyorum, ama, sanıyorum çok önemli bir eksiklik olduğunu siz de kabul etmek
durumundasınız. Kaldı ki, böyle bir iddiayı seslendirdiğimizde de bizi
suçlayıcı bir tavrın içerisine girmenizi de ayrıca anlayabilmiş değilim. Sayın Bakan, üzerinde çok ısrarla durduğum bir ilkokul
var. Bilemiyorum, sizin tek göreviniz sadece veya bizim vakıflarımızın, bizim
Kültür Bakanlığımızın tek görevi cumhuriyet öncesi birtakım yapılara sahip
çıkma görevi midir? Halbuki, öncelikle, cumhuriyetin başlangıç yıllarından
başlamak üzere, bizden sonraki kuşaklara taşımamız gereken önemli yapılar var.
Belki, hepimizin dönüp içerisinden geçtiğimiz süreci dikkate aldığımızda, yani,
şu betonlaşmayı, şu çirkin yapıları, her türlü estetikten yoksun yapıları
düşündüğümüzde, bizim kuşağımızla ilgili olarak hani 300 sene sonra, 500 sene
sonraki kuşaklara ne taşıyacağız? Bizden sonra gelenler, bizden sonraki
kuşaklara bizim dönemimizle ilgili olarak ne taşıyacağız diye düşünmemiz lazım.
Ben, doğrusu, en azından yapı anlamında çok fazla şey bulamıyorum. Ama,
cumhuriyetin başlangıç yıllarıyla ilgili olarak, gerçekten, özellikle mesela,
kurumları sevimli kılabilmek için, okulları çocuklar için sempatik hale
dönüştürebilmek için, oralarda estetiğe bugünkünden çok daha fazla önem
verilmiş. Manyas’ın Hamamcı Köyü’nde bir ilkokul var Sayın
Bakanım, 1938 yılında yapılmış. Ben, geçerken gördüm. Gittim, sonra tekrar
uğradım, muhtarıyla görüştüm. Bir bayan muhtarı var köyün ve bu, gerçekten,
görüldüğünde insanın gıptayla baktığı bu okul, korunması gereken ve daha
sonraki kuşaklara aktarılması gereken bu okul, köyün imkânları elvermediği
için, Milli Eğitim Bakanlığı sahip çıkmadığı için, valilik konuyla ilgili
buraya gerekli kaynağı ayırıp, aktaramadığı için yıkılma tehlikesiyle maalesef
karşı karşıya gelmiş durumda. Bilemiyorum, ben bunu diğer bakanlıkların
bütçelerinde de birkaç defa söyledim, bir yararı olmadı. Umarım, sizin
Bakanlığınızda bunu gündeme getirmiş olmamın bir yararı olabilir. Bu okula
sahip çıkmak hepimizin ortak görevi, ortak sorumluluğudur diye düşünüyorum.
Bakanlığınızı ilgilendirdiği için de bu konuyla ilgili sizden… Aslında, ben o
bölge milletvekili değilim, ama, cumhuriyete, cumhuriyetin değerlerine,
cumhuriyetin hangi şartlarda kurulduğuna o okulun, o güzel okulun hangi
şartlarda yapılmış olabileceğini iyi kötü düşünen, değerlendiren bir
milletvekili olarak, bu okula sahip çıkmanın bizim ortak sorumluluğumuz
olduğunu düşünüyorum ve sizden bu okul için yardım bekliyorum Sayın Bakanım. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Tütüncü, buyurun. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Benim birinci sorum; Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü
görevinden alınan sanatçı Lemi Bilgin hakkında ortaya atılan yolsuzluk
iddiaları ne ölçüde, hangi ölçüde doğrulanmıştır? İkinci sorum; göğüs kafesi, göğüs çatalıyla ilgili
–konuşmamda da belirttiğim yazı- kısa bir süre için de olsa Devlet Opera ve
Balesi Genel Müdürlüğü binasında asılı bulundurulmuş mudur? Üçüncü sorum; Anadolu hümanizmasıyla ilgili. Bilindiği
gibi, Anadolu hümanizması, Anadolu’ya gelen 10. Yüzyıldan itibaren dalga dalga
gelen üç farklı tasavvuf ve düşünce akımının Anadolu’daki felsefe ve düşünce
sistemleriyle bütünleşmesi sonucu oluşan bir sentezdir. Bu sentez, hepimizin
bildiği gibi, insanın yüceliği ve aklın üstünlüğü temelinde yükselmiştir. Bu sentezin oluşmasında bir düşünce akımı, yani, üç
tasavvuf ve düşünce akımından bir tanesi, Kuzey Irak’tan gelen tasavvuf ve
düşünce akımlarıdır ki, bu tasavvuf ve düşünce akımları tarih öncesi çağlardan
ve daha sonra Sümer, Mezopotamya, Mısır gibi medeniyetlerin kültür ve inanç
sistemlerini de kendi sinesinde barındırarak gelmiştir ve Anadolu’ya geldiği
anda bunlardan Sühreverdilik ve Refailik
ön plana çıkmıştır. Sühreverdilik ve Refailik konusunda acaba
Bakanlığımızda bir çalışma var mıdır? Bir araştırma var mıdır? Çünkü, bu, son
derece önemli, tarihçilerin de üzerinde durduğu bir konu. Tarihçiler pek
uzanamıyorlar, çünkü, herhalde çeşitli olanaksızlıklar var. Refailik ve
Sühreverdilik, Osmanlı Devletinin kuruluşunda yaşamsal önemde etkili olmuş bir
düşünce akımı. Bursa’daki Geyikli Baba ve Ahi Evren bu düşünce akımının
temsilcileri. Bu konuda eğer bir çalışma yoksa, Kültür Bakanlığında bu konuda
bir çalışma yapılması düşünülüyor mu? Son
sorum, Sayın Başkan: 2007 programında, turizmle ilgili, gerçekten güzel
öneriler var. Teknisyen, planlamacı arkadaşları bu konuda kutluyorum, teşekkür
ediyorum, 2006’da da vardı ve burada, dört konuda politika önceliği belirlenmiş
ve dört politika önceliği çerçevesinde on dört tane öneri, tedbir ortaya
konmuş. Bunlardan biri, turizmde dış tanıtım için yeni bir yapılanmaya
gidilmesi gereğidir. Şimdi,
bu öneri, acaba dış tanıtım ve pazarlama alanında kamu ve özel sektörün bir
araya gelerek ulusal turizm örgütlenmelerini oluşturmasını da içeriyor mu? Ki,
içeriyor. Bu konuda, 2007 yılında nasıl somut adımlar atmayı düşünüyorsunuz? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Görüşülecek kanunda o madde yer alıyor. ENİS
TÜTÜNCÜ (Devamla) - Bekleyeyim efendim,
bekliyorum. Bir
de, Tekirdağ Kültür Merkezimizin yıllardan bu yana inşaatı devam ediyor. Acaba,
ne zaman bitirilebilir? Bu konuda da, mümkünse bir açıklama rica edeceğim. Teşekkür
ederim Sayın Başkanım. BAŞKAN
– Sayın Keleş, buyurun. BİRGEN
KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Bakan, Dönüşüm Alanları Hakkında Kanun Tasarısı var, bilmiyorum haberiniz var
mı? Bu Kanun Tasarısı’nda… Türk Silahlı Kuvvetlerine ait araziler hariç, bütün
hazine arazileri, kamu arazileri, özel kişi veyahut da şirketlere ait araziler,
kültürel nedenlerle korunması gereken araziler, sit alanları, hepsiyle ilgili
şu hükümleri getiriyor: Belediyeler “burası dönüşüm alanıdır kardeşim” derse ve
bir proje oluşturursa, o projeye ortak da bulurlarsa, ki, bulacaklar tabii ki,
o proje ne olursa olsun yürüyecektir deniliyor. Şimdi,
bu, tabii, rantın aslında belli ellerde toplanması sonucunu verecek olan bir
yaklaşım. Bir de, Anayasaya aykırı, yasalara aykırı gördüğüm kadarıyla,
mülkiyet hakkının korunmasına aykırı, kazanılmış hakların korunmasına aykırı.
Bunu, siz, kültür ve turizm açısından haberiniz var mıdır bundan bir defa?
Varsa, kültür ve turizm açısından değerlendirdiniz mi? Bir sakıncası yoktur
kardeşim diyorsanız, o zaman, nedenlerini söylemeniz mümkün müdür? İkinci
sorum şu… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Hocam orada bir madde var. 2863 sayılı
Kanunun şartları dahilinde, yani, koruma kurullarının vereceği karar… Yani,
bizim, oradaki kısıtlama istisnalarımız devam ediyor. 2863 sayılı Kanunun
verdiği, bunun dışında… BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – Peki, o zaman şöyle sorayım, Hükûmetin bir üyesi olarak,
turizm ve kültür bakımından bir sakıncası yoktur diyorsanız… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Sakıncası yok demiyorum. Sakıncası olan
noktada… BİRGEN
KELEŞ (Devamla) – Şey geliyor diyorsunuz. Tamam, peki… Yani,
biz korunuyoruz diyorsanız, genel olarak böyle bir yaklaşım konusunda Hükûmet
mensubu olarak ne düşünüyorsunuz, onu alabilir miyim? İkinci
sorum şu: Altyapı katılım payları harcamalarında izlenen yöntem nedir? Yani,
topladığınız yer için mi harcıyorsunuz, yoksa, turistik tesislerin çok yoğun
olduğu yörelerde, topladığınız kaynak fazla olduğunda başka yerlere mi
harcıyorsunuz? Üçüncüsü:
Yanlış anladımsa lütfen düzeltiniz; konuşmanızın bir yerinde “kültür politikası
değil, kültür programı tatbik ediyoruz” dediniz galiba. Ben bunu çok
anlayamadım; acaba, açıklamanız mümkün mü? Yani, program, benim bildiğim, bir
politikayı yaşama geçirmek için belli aşamalarını tespit etmektir. Sözünüzden
ne kastediyorsunuz? Öngördüğümüz politika değişikliğini zaten çoktan hallettik,
sıra programda mı diyorsunuz? Yoksa, cumhuriyet döneminde benimsenen
politikaları aynen uyguluyoruz, o nedenle sadece programla uğraşıyoruz mu
diyorsunuz? Teşekkür
ederim. BAŞKAN
– Teşekkürleri. Sayın
Şimşek… BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Teşekkür ederim. Sayın
Bakanım, 26.4.2006 tarihinde, İstanbul 5 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kurulunun toplantısında aldığı, Haydarpaşa’yla ilgili kararın, altı aya
yaklaşan bir zaman dilimi geçmesine rağmen yayınlanmamasının gerekçesi nedir?
Bu kararın yayınlanmasında, Hükûmetinizin, Haydarpaşa Garını satma,
farklılaştırma hedefinin bir etkisi olmuş mudur? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yayınlanmaz, ilgili kuruluşlara
gönderilir ve gönderilmiştir. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, ilgili kuruluşlara da gitmedi bu. Bununla ilgili
ben imzaları topladım, getirdim ve hatta, bununla ilgili, madem öyle, Sayın
Bakanım… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Tarih verin. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Ben tarih vereyim size: 4.10.2006’da ben bu yazılı soru
önergesi olarak size sormuşum ve bu bana cevaplanmamış. Yani, bu cevaplanmadığı
için de burada bir kez daha… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Cevaplandırılmadığı için olabilir, ama,
yazı gitmiş. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Cevaplanmamış, onun için ben bir kez daha bunu burada size
soruyorum. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – 2.11.2006’da da gönderilmiş size, almamışsınız. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Hayır… Hayır efendim, bende yok. Yani, bende burada, sizinle
ilgili, Bakanlığınızla ilgili, sormuş olduğum soru önergelerinin hepsi burada,
Sayın Bakan. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Berhan Bey, 2.11.2006’da gönderilmiş,
ama, almamış olabilirsiniz. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Pekâlâ… Yani, bir kez daha iyi niyetle bunu söylüyorum ki,
daha öncesi soru önergelerini biraz önce de TV-5’le ilgili olduğu gibi, hepsi
arşivimizde, belgemizde duruyor. Pekâlâ,
teşekkür ediyorum. Onu bir kez daha, zahmetler olmazsa, iletirseniz sevinirim. İktidarınız
döneminde Kültür ve Turizm Bakanlığına Diyanet İşleri Başkanlığından toplam kaç
kişi geçiş yapmış ve hangi görevlere atanmıştır? Son
üç yılda, kütüphanelere alınan kitap ve dergiler hangi yayınevlerinden
alınmıştır? Bu süre içerisinde Bakanlık, kütüphaneler için hangi süreli
yayınlara abone olmuştur? Bakanlık
DÖSİM gelirlerinden, hükümetiniz döneminde, süresinde, nelere, ne kadar ve
hangi gerekçelerle aktarmalar yapmıştır? Yani, ayrıntılı dökümleri; müze, ören
yerleri, gişe gelirleri gibi… İkinci
Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının Genel Müdürlük Binası olarak kullanılan
bölümün müştemilat kısmında proje dışı olarak bir inşaat yapılmakta mıdır? Bu
yapı için gerekli yasal izin alınmış mıdır? İnşaat giderleri hangi oluru
alınmış ödenekten yapılmaktadır? Ayrıca,
Antalya Film Festivaliyle ilgili, çok teşekkür ederim, 3 trilyon para
gönderdiniz. Antalya Film Festivali gerçekten, sinemamız için, sinema sanatımız
için çok önemli bir film festivalidir, fakat, bir de, Ankara Film Festivalimiz
var. Çok Değerli Hocamız Mahmut Tali Öngören’in öncülüğünü yaptığı, Aziz
Nesin’le beraber, bir festival. Bu yıl ben o festivale gittim Sayın Bakanım ve
oradan da ödül almış bir sinema oyuncusu olarak bunu söylüyorum, yürekler
acısıydı. Bir hanımefendi, annesinden borç paralar alarak… Sizin katkınız var,
ama, bir tarafa 3 trilyon, Ankara Film Festivali de çok eski bir film
festivali. Sadece Ankara Büyükşehir Belediyesiyle barışık olmadığı için mi bu
katkı cüzi bir miktarda tutuluyor? Yani, şimdi, Antalya’ya 3 trilyon, tarihinde
ilk defa gidiyor. Menderes Bey, başkan… Bu tarafta, ben hiç unutmam, bir anımı
da sizinle paylaşayım: 94 yılına kadar Ankara Film Festivalinden filmlere ve
oyunculara bir para ödülü verilirdi. Aksilik bu ya, ben 94 yılında ödülü aldım,
parayı alamadım; çünkü, Melih Gökçek geldi, Ankara Film Festivalini “yontma
sanatın içine tükürürüm” dedi “ben böyle bir sanat da tanımam, yardım da etmem”
dedi. Ben de çok sevinmişti, para alacağım, işte, ödül aldık hem de para
alacağız diye. Şimdi, ondan vazgeçtik, Ankara Film Festivaline gerçekten katkı
sunulması gerekir. Yani, bir hanımefendi, annesinin… Çok cüzi bir para, Sayın
Müsteşarım, çok cüzi bir para. Bilgilerimiz dahilinde, sizin de bilginiz
dahilinde. 3 trilyon bir tarafa, buraya da 400 milyar, 500 milyar… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – 3 trilyonun hepsini biz vermedik,
biliyorsunuz, tanıtma fonundan… BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, koalisyon hükümeti değilsiniz. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Hayır, ben bir şey demedim. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Yani, koalisyon hükümeti olmadığınız için, burada tabii,
Kültür Bakanlığını, Turizm Bakanlığını konuşuyoruz, ama, burada Kültür
Bakanlığının -sizi tenzih ederim şahsınızda- tavrı olmalı. Yani, var olan bir
Ankara Sinema Festivali var. Bununla ilgili, Tanıtım Fonuna da gerekirse… Yani,
koalisyonda olsa, A partide başbakanlık, B partide kültür bakanlığı falan filan
olmuş olsa, olabilir. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yani, bilgi vermek istedim. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Yani, bunu bilgim dahilinde sizinle paylaşıyorum. Yani,
biraz önce söylediğimi de ifade edeyim, Maliye Bakanlığı da sizin partinizde,
Kültür Bakanlığı da. O paramıza bizim el koymamalılar. Bunu da bir kez daha
yinelemek adına söylüyorum ve devam ediyorum ve umut ederim ki, bu yıl kapanma…
Artık yapılmayacak Ankara Film Festivali. Herhâlde bundan en çok mutluluğu
tabii şahısları, kendileri burada olmadığı için, Sayın Melih Gökçek Bey duyacaktır
bu mutluluğu diye düşünüyorum, ama, önümüzdeki yıl özellikle… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Biz yaparız. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Sizi istirahat ettireceğimiz için, biz yapacağız Sayın
Bakanım. Siz yoruldunuz, istirahat edeceksiniz. Devam
edeyim müsaade ederseniz. Çalışanlar üzerinde yoğun baskı kurarak yıldırma
politikaları izleyen Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürü Yüksel Ünal ile İzmir İl
Kültür ve Turizm Müdürü Metin Atsal hakkında personelin şikâyetleri ve dava
açmaları sonrasında hangi idari işlemler yapılmıştır? Kanun
hükmünde kararnameyle kurulan, Sayın Bakanım, Geleneksel Tiyatro Topluluğu
Müdürlüğü, Devlet Halk Ozanları Topluluğu Müdürlüğü, hangi yasal düzenlemeyle
Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne bağlanmıştır? Geçici
işçilerin kadroya alınması konusunda çalışmalar yapılmakta mıdır? Hükümetiniz
süresinde geçici işçi kadrosunda işe alınan ve görev yapan çalışanlar kaç
kişidir? Devlet
memurlarının görev yapması gereken sorumluluk ve zimmet gerektiren akçeli
işlerde, paralı işlerde ve bu noktalarda geçici işçiler çalıştırılmakta mıdır
Sayın Bakanım? Bakanlık,
görevde yükselme, unvan değişikliğine ilişkin sınav sonuçlarını neden
açıklamıyor Sayın Bakanım? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yapmadığımız bir şeyi nasıl açıklarız? BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Yaptınız efendim. BAŞKAN
– Sayın Şimşek, tamamlar mısınız. BERHAN
ŞİMŞEK (Devamla) – Devam edeyim. Kültür
ve Turizm Bakanlığında İktidar yoğun bir biçimde kadrolaşmaktadır, bunu artık
hepimiz biliyoruz. Başka bakanlıklardan, belediyelerden ve diğer kamu
kuruluşlarından kaç kişi geçmiştir Sayın Bakanım? Örneğin –soy ismini
öğrenemedim- Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne emniyetten bir polis memuru
–ismi Hakan, soy ismini öğrenemedim- atanmış mıdır? Ayrıca, hiçbir yasal
gerekçeye dayanmadan, başka illere sürülen arkadaşlar var mıdır? 6
Temmuz 2006 tarihinde çıkan yönetmelikte Sayın Bakanım, korolarda müdür
olabilmek için sanatçı olmak şartı kaldırılmıştır. Bu durumda, 657 sayılı
Yasaya göre, herkes sanat kurullarına müdür olarak atanabilecek mi? Bu kişiler
müdür olmalarından dolayı, aynı zamanda sanat kurulu üyesi de olacağına göre,
sanatsal kararlara nasıl ve hangi sanat bilgisiyle ve derinliğiyle karar
vereceklerdir. Dinlediğiniz
için teşekkür ederim. Birçoğunu yazılı olarak sormayayım, burada sorayım, yüz
yüze, göz göze olalım dedim. Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım. BAŞKAN
– Teşekkürler. Sayın
Türkmen… KÂZIM
TÜRKMEN (Ordu)- Sayın Bakanım, konuşmamın başında kimliği ve kişiliğiyle ilgili
bilgi vermeye çalıştığım Ordu Kültür Müdürü, o günün Valisi Kemal
Yazıcıoğlu’nun muhalefetine rağmen, biraz önce söylediğim en az bu gider 20
trilyonluk, Kültür Bakanlığına ait arsayı, Ordu’da AKP’nin bir yöneticisine
uzun süre tahsis yazısını Vali Beyin olmadığı bir dönemde yazarak Bakanlığınıza
gönderdi. Bu vahim olay karşısında tüm Ordu halkı ayağa kalktı. Gecenin bir geç
saatinde sizi arayarak, bu yanlışlığın mutlak geri dönmesi gerektiğini sizlere
söyledim. “Teşekkür ediyorum, böyle bir şey olmaz” dediniz ve yazıyı iptal
ederek geriye döndürdünüz. Bu arsa, şu anda Kültür Müdürlüğünün uhdesinde
böylelikle kalmış oldu. Kendi
kültür hazinesine sahip çıkmayan bu Kültür Müdürü hakkında o gün de işlem
yapacağınızı söylediniz, ama, şu ana kadar hangi işlemi yaptınız, sorum bir. Gerçekten,
1992 senesinden bu yana hâlâ başlamayan bu Ordu Kültür Sarayı ne zaman
yapılacaktır? Üçüncü
sorum: Gerçekten, Ordu, kültürüyle geniş bir yer. Ordu’nun içerisinde,
merkezinde bir kütüphane yoktur. Her programda bunları söylüyoruz. Bir
kütüphane var, fakat, öğrencilerin gidip geleceği yerden çok uzaktır, bu da
yetersizdir. Bu konu da söylenmişti, bu konuda ne düşünüyorsunuz diye, bu
sorularımı sorayım. Bunların cevabını alırsam mutlu olurum. Özellikle, sizin
kendi arazinizi Ordu’da bir AKP yöneticisine tahsis eden Kültür Müdürünün
eylemini o gün siz de hoş karşılamadınız ve geriye döndürdünüz. Valiye rağmen
bu yazı yazılmıştır ve sadece ben değil, oradaki AKP milletvekili arkadaşlarıma
da teşekkür ediyorum, onlara da ben aynen konuyu bildirdim, onlar da benim gibi
karşı çıkarak, bu yanlışlığın hep beraber önüne geçmiş olduk, ama, bu Kültür
Müdürü hakkında herhangi bir işlem yapıp yapmadığınızı merak ediyorum. BAŞKAN
– Sayın Güven… ALAETTİN
GÜVEN (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın
Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma iki sorum var. Sayın
Bakanım, bir insan topluluğunun, bir milletin nesilden nesile aktardığı,
gelenek halinde devam eden maddi ve manevi varlıklarının, değerlerinin bütünü;
inanç, bilgi, sanat, âdet ve geleneklerin bütünüyle yaşayış ve davranış şekli
olarak özetleyebileceğimiz kültürümüzün ve öz değerlerimizin taşıyıcıları da
hiç kuşkusuz, yazı, kalem ve kitaptır. Ben, öğretmenlik yıllarımda, Kültür
Bakanlığımızın dolu dolu kütüphanelerle sık sık haşır neşir olurken, güzel
kitaplarınızla karşılaşıyordum. Bunları bu şekilde devam ettirecek misiniz?
Özellikle çocuklara yönelik klasiklerimizi de esas alan hikâye, masal, öykü,
onlar hakkında neşir hayatına, yayıncılığa devam edecek misiniz? Bu noktada
benim şahsî kanaatim devam etmeniz yönünde olduğunu anladınız herhâlde.
Teşekkür ediyorum. İkinci,
yine turizm. Size baştan teşekkürü bir borç biliyor ve teşekkür ediyorum. Siz,
bir ülkenin tabii ve tarihî güzelliklerini görmek, tanımak üzere yapılan gezi
ve seyahat olan turizm ve o bakanlığa geldikten sonra Türkiye’yi gördünüz,
Türkiye’ye baktınız, Türkiye’yi gördünüz ve bu arada, Kütahya’ya da baktınız,
Kütahya’yı gördünüz, Kütahya’ya değer verdiniz, Kütahya’yı fark ettiniz,
teşekkür ediyorum. İlkler
şehri diyebileceğimiz, özellikle turizm seyahatse, geziyse, Evliya Çelebi
Kütahyalı, Seyahatname’si var; Şeyhî hekimdir, Kütahyalıdır ve birçok değerli
olanın Kütahya’yı tanıdınız ve bu arada, bundan sonra da bu verdiğiniz
değerlerden olarak ifade edebileceğimiz, 36 tane sıcak suyu olmasını değerlendirdiniz,
termal turizm kentleri projesi içine aldınız. Destinasyon çalışmalarında, bütün
illerde yapılırken, on bir ilde bitmiş, bunun birinci sıraya aldınız,
tanıtımını beraberce yaptık. Bu noktalarda teşekkür ediyoruz. Son öğrendiğimiz,
aldığımız bilgilere de, ülkemizi, şehirlerimizi marka kentler projenizle marka
haline getirirken, bu ülkemizin marka olmasını, dünyada giden bir yol olduğunu
düşünüyorum. Buna devam edecek misiniz? Ve, Kütahya’yı da gördüğünüz,
baktığınız şehri ihmal etmeden, bu hizmetlerinizin devam edeceğini sizden
tekrar duyabilir miyim? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz. Değerli
arkadaşlar, sorular da tamamlanmıştır. Sayın
Bakan, başlangıçta yapacaktık, ama, bürokratlar kendilerini tanıtırlarsa, önce
tanıştıralım, ondan sonra size söz verelim. (Bürokratlar
kendilerini tanıttı) BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz. Sayın
Bakan, şu ana kadar ortaya konan görüş, eleştiri ve sorulara cevap vermek üzere
size söz veriyorum. Bir yarım saatte… Tabii, çok sayıda sorular var. Şüphesiz,
bunların hepsine cevap verme imkânı yok, ama… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Kıymetli Başkanım, kıymetli milletvekili
arkadaşlarım, Komisyonumuzun değerli üyeleri; latife latif gerek derler. Ben,
hem Kumkumoğlu’na hem de Kâzım Başkanıma bir latifeyle bazı hususları, şahsım
ile ilgili bazı hususları anlatmak istiyorum, anlattıktan sonra da, elimden
geldiği kadar da sorularınıza cevap vereceğim. Bir de, Aydınlı olduğumdan, ben
fazla konuşmayı sevmiyorum. Herhâlde, fazla konuşmanın da yararı var, çünkü,
konuşmazsan bir şey yapmadı zannediliyor. Lâkin, ben bir şey yaptığımı
zannediyorum yani. Zannetmiyorum, ispat da edebilirim, ama, yine kısa
konuşayım, Aydın havası olsun. Kâzım
Başkan, başladın, dedin ki “ulumasıyla meşhur” filan… Ben de, ta Başkanlığın
zamanından beri bilirim sizi, sizin de hep gözleriniz sabahleyin şişer. Ben
bundan dolayı bir şey demem. Neden demem, biliyor musunuz? Sabaha kadar Ordu
için çalıştığınız için gözleriniz şişer de onun için şişer ve bu meseleyi
kendime çevirerek, tayin oldum, nedendir bilmem, bir ajans, Divriği’de ve
Bursa’da, iki kamerayla beş saat üzerime dikildi. Bir gözümü kapatsam da…
Hatta, birisi de, haber merkezinden haber de geldi, Genel Müdür arkadaşım
duydu. İlle gözü kapalı resim çek dedi. Canım da, çok hoşuma gitti bu haberi
duyunca. Gazeteci arkadaş, dedim; dur, bir gözümü kapatayım, çek, ondan sonra
rahat rahat çalışalım, ama, bu artık benimle beraber oldu, ben bundan da hiç de
rahatsız değilim. Gazeteci arkadaşlarıma, iyi niyetten biraz yoksun olmasına rağmen
yine teşekkür ederim. Çünkü, o sayede bende uyku hastalığı varmış (sleeping
apne) onun teşhisini yaptı ve onun neticesinde de, gece bir makine takıyorum,
onunla uyuyorum ve Allah’a şükür, sabaha kadar da uyumuyorum. Geçen hafta Abbas
Güçlü de bütün Türkiye’ye gösterdi, eksik olmasın; ikincisi, size… Başladınız,
öyle bir zihniyetle diye, benim şeyhliğimden falan bahsettiniz. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben öyle bir şey konuşmadım. Bir gelenekten
bahsettim. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Öyle dediniz canım. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir gelenekten bahsettim. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Gelenek dedin, ama… Ama, dur canım, sen
söyledin, ben de söyleyeceğim. Şimdi,
Amerika’ya, eksik olmasın, devlet beni tahsil için gönderdi, kurs için, bir
sene falan kaldım, geri döndüm. O zaman, Çiğli Havaalanı açık. Yani, biraz da
ben mütevazı adamım filan, hanımım bile gelip beni karşılamadı, kimse
karşılamadı, şoförüm karşıladı. Ertesi günü, bir gazetede, mahalli bir gazetede
manşet: “Tarikat şeyhi olan Atilla Koç’u, tarikatta daha alt derecede olan
İzmir Valisi ve İzmir Belediye Reisi karşıladılar ve ellerini öptüler.” Tövbe
vallaha. Ne geldikleri var, ne şey ettikleri, ikisi de benim Mülkiye’den
ağabeyim. Ondan sonra… İkincisi, bir şey daha: Dervişlik, tarikat marikat bir
neşve işidir. Evet, ben gençliğimden, çocukluğumdan beri dindar bir adamım,
ama, hayatımda ne tarikata girdim ne cemaate girdim, hiçbir şeyim olmadı, böyle
bir geleneğim var, Atilla Koç’un geleneği bu Sayın Kumkumoğlu. Neyse, bu iki
lafı söyledikten sonra, gideyim. Gazeteci arkadaşlar, siz yine devam edin her
ikisine de, hiç önemli değil. Değerli
Başkanım, değerli üyelerim; Türkiye bu yıl… BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Bakan, affınıza sığınarak bir şey söylemek istiyorum.
Mülki amirler böyle bir şey yok diyorlar, ama, “sanatçılar evinde ölsün”
şeklinde bir açıklamanız var. Arkadaşımızın da dediği “bazı bakanlar da evinde
uyusun” dedi. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Onu da mı izah edeyim? BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Bilmiyorum, arkadaşların size lafı mı var… Be de onu
ileteyim, üzerimde kalmasın… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Bunu da izah edeyim. Çok BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Bazı bakanlar da dedi, evinde uyusun dedi. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – İstanbul’da, bütün Bakanlık dönemimin
İstanbul’a yaptığım hizmetleri anlatmak için, AKM’de, Atatürk Kültür Merkezinde
bir toplantı yaptık, çok da kalabalık. Konuştum, izah ettim, yaptıklarımı,
İstanbul’a yaptıklarımı; kültür, sanat, turizm alanında yaptıklarımı
anlattıktan sonra, şehir tiyatrolarına bağlı bir arkadaş dedi ki: “Size çok
teşekkür ediyorum. Bize imkânlarınızı verdiniz, bize destek oldunuz,
yaptıklarınızdan dolayı teşekkür ederiz, ama, sizden bir isteğimiz var.” Biraz
önce siz de bahsettiniz, ben ondan dolayı da çok memnun oldum. 65 yaşının
üzerinde eğer ezberleme kabiliyetini de yitirmemişse o sanatçı, o sanatçının
çalışmasında fayda vardır, çünkü, makyajlarla çalışacağına, tecrübesiyle onun
rol alması uygundur, ama, maalesef, kanunlarımız, 65 yaşında engel getiriyor.
Son engel meselesi de, iki üç gün önce, Anayasa Mahkememizin verdiği bir iptal
kararıyla ortadan kalktı, inşallah bundan sonra çalıştırmaya başlayacağız. Ben,
sizinle aynı kanaatteyim. Bunları 65 yaşından sonra da çalıştırmamız lazım ve
kanun müsait değilse bile değiştirmemiz lazım, ama dedim, bazı sanatlar da, 65
yaşına kadar yapılmaz. Mesela, bir bale sanatı, bir opera sanatı 65 yaşına
kadar yapılmaz, ama, onlar dahi emeklilikle çalıştıkları zaman arasındaki maaş
farkları çok olduğu için, mecburen çalışıyor. Yeni bir düzenleme yapılması
gerekiyor, Çalışma Bakanlığımızın nezdinde, Emekli Sandığının nezdinde. Bazı
sanatçıların mesela 50 yaşında emekli olması -opera ve bale sanatçıları için- ama,
Türkiye’nin aktüerya hesaplarından dolayı da maalesef bunu yapamıyoruz. Ben
inanıyorum, bazı sanatçılar hakikaten… Arkadaşımın söylediği de şuydu: Biz
sanatçılar sahnede ölmek istiyoruz demişlerdi. Evet, ben de aynı kanaatteyim,
bazı sanatçılar sahnede ölmesi lazım, ama, bazı sanatçılar da evlerinde ölmesi
lazım dedim. İşte, bu. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Hiçbir sanatçı bunu kabul etmez. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Yani, şimdi, kabul etmesin baba, yani
ben bir şey demiyorum. Yani, ben bir şey daha söylüyorum, 65 yaşında da bale
yapılmaz arkadaş ya. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – O zaman drama akademisini kurarsınız, öğretmenlik
yaparlar. O ayrı bir tartışma konusu. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ayrı bir tartışma konusu, ama, ben bir
şey daha söyleyeyim: Bu Türkiye’de –bir meseleyi söyleyeyim- bir somurtuk,
böyle, kafadan, yüksekten bakan bakan mı olalım, halkla beraber ve bazı şeyleri
espriyle söyleyen, şey mi olalım. Yani, ben de onu anlamadım. Bir şey daha
söyleyeyim, dinî inancım gereği de, Allah gecinden versin, geç ölsünler dedim,
onu da söyledim, ama, bunu cımbız gibi çekip koyarsanız, e, ne yapayım, bu da
benim kaderim yani. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – En iyisi sanatçılarla hiç tartışmamak Sayın Bakanım. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Sanatçılarla tartışmamak… Ben
bir şey daha söyleyeyim: Ta çocukluğumdan beri, hem tiyatroda bulunan, tiyatro
yapan hem de romanıyla, şiiriyle bu ülkenin çok ilgilenen ve her çıkan romanı
ilk ben okuyayım diye -ama geçen sene üç yüz roman çıktığı için hepsini
okuyamadım- bir adam olarak canım bir entelektüel olarak benim münakaşa etmek
hakkım var. Tartışmak değil, kavga etmek değil, beyefendiyi demin bakanımız şey
etti, tartışmak hakkım. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) - Bu vesileyle sanatçı arkadaşlarımdan özür dilemiş
oluyorsunuz, yanlış anlaşıldığınız için. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben özür dilemiyorum. Bir şey daha
söyleyeyim, ben hayatımda hiçbir tarikata girmediğim, şeyhliği bırak, el öpmeyi
sevmediğim bir adam olarak tarikat şeyhi olarak koskoca vali, koskoca belediye
başkanını el öptüren özür dilesin. Ben niye özür dileyeyim? Ben bir şey
yapmadım. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Benim söylediğim şey tarikatçılığınızla alakalı değil. BAŞKAN
– Sayın Şimşek, lütfen müdahale etmeyelim. Sayın Bakan cevaplarını versin. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ama herhâlde biraz kendimi anlatabildim. Değerli
Başkanım, değerli üyelerim; sorularınızı elimden geldiği kadarıyla
cevaplandırmaya çalışacağım. Vaktin kısalığını da, müsaade edin, şey etmeyin.
Senede bir geliyor. Türkiye bu yıl çok önemli kültürel başarılara imza attı.
Nobel’i kazandık. Mesela geçen gün bir Nobel meselesinde geçen gün Genç
Bakış’ta aynı üniversitede yan yana oturan iki arkadaş. Birisi el kaldırdı,
soru sordu. Dedi niye Orhan Pamuk’a yardım etmediniz. Yardım etmediniz lafından
dolayı aleyhte tezahürat. Döndüm dedim ki, yardım ettik, teşekkür ettim, onun
dışında ya da projesiyle altı tane eseri dünya dillerinde Kültür Bakanlığı tarafından
desteklenerek çevrilmiştir ve bundan da çok mutluyuz, Türkçe kazanmıştır, bir
Türk insanı da Nobel almıştır. O oturdu, alkışlandık. Kendileri de
alkışladılar. Yanı başında arkadaş çıktı, efendim Türklüğe hakaret eden bir
adama nasıl para yardımı yaparsınız? O da alkışlandı. Yani böyle bir yapılanma.
Bir Türk olarak, Türkçe’nin sevdalısı olarak bir tek şeyin üzerinde duruyorum:
Kendi içimde bir mantık hatası yapmamak bir de Türkçe hatası yapmamak. Ondan
sonraki hatalarım herkes tarafından affola. Nobel kazandık. İstanbul 2010
Kültür Başkenti oldu. 2008 Frankfurt Kitap Fuarında konuk ülke olduk. 2007
Mevlana’nın 800’üncü doğum yılı UNESCO tarafından kabul edildi. İyi haberlerle
konuşmama başlıyorum. Ayrıntılı sorularınızı yazılı ve bir kısmını da sözlü
cevap vereceğim. Ama bazı temel sorulara cevap vermek istiyorum. Öncelikle
kültür politikası farkını belirtmek istiyorum. Değerli
arkadaşlar, hedefimiz olumlu bir kültürel ortam yaratmaktır. Sonrasında
herkesin kültürel imkânlara ulaşmasını temin etmek görevimizdir, tıpkı çağdaş
dünyanın yaptığı gibi. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk elbette
bir kültür politikasıyla girdi. Çünkü kültür politikasıyla yeni bir düzen, yeni
bir devlet, yeni bir ulus meydana getirmek durumundaydı. Allah’a şükür ki onun
o eserleri ve o politikası kök tutmuştur, o açıdan herhangi bir şüphemiz
olmadığı için biz bunun üstünde programları tatbik ediyoruz. Söylemek istediğim
bu. Ama, tekrar, Atatürk kendi içinde bile önce millî mimarlık projesini
geliştirdi, ama ondan sonra bir başka dönemde İstanbul’u bir Fransız mimara,
Ankara’yı da bir Alman mimara şehircilik açısından düzenlemeye, yani kültürel
alanda yeni bir anlayışa geçti. Bu anlayışa geçti derken onlar gayri millî
yapıyor manasında değil. Yani ulusalı uluslararası insanlarla, bir
arkadaşımızın da söylediği gibi, yurt dışından gelen ilim adamlarıyla da bu
kültürel hareketi devam ettirdi, onu anlatmak istiyorum. Hacı
Bektaş, Mevlana, Yunus, Nasrettin Hoca ve Osman Gazi hepimiz partiler üstü bir
yaklaşımla ve bu toplumun temel direkleri olarak ele alınmaktadır. Biz böyle
almaktayız. Sanat kurumları Bakanlığım zamanında kadro ve imkân bakımından en
önemli, en rahat devrini yaşıyor. İddia ediyorum. Onbeş senedir diyorum operaya
bir tek sanatçı alınmamıştır. Sadece bu yıl opera ve baleye 234 kadro
sağlanmıştır. Bunu tiyatro, koro ve senfoniler için de aynı şekilde yaptık ve
tiyatro kadrosu zannediyorum bu ayın sonuna kadar gelecek ve imtihan açacağız.
Müzeler için de aynı işlem gerçekleşmişti. Bu yıl müzelere 299 arkeoloji ve
sanat tarihçisi, kütüphanelere 73 kütüphaneci alındı. Tekrar ediyorum, bu
rakamlar son onbeş yılda hep sıfır sıfır gitmiştir. Bu süratle, bu sürede
kapalı müze ve kütüphane tarihinin en alt düzeyine inmişti. Geçen sene de
söyledim. Geldiğimde 230 tane kütüphane kapalıydı Türkiye’de. Kazılara ilk defa
10 trilyon katkı sağlanmıştır. Bundan önce sağlanan en fazla para 500 milyar
liraydı ve bu son dönemlerin en üst limitidir. Yerel
yönetimler meselesinde zatıalinize cevap vermek istiyorum. Bizim kanunumuzda o
sizin dediğiniz kanun gerçekleştirmedi. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben sadece anlayıştan bahsettim Sayın Bakan. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Peki. Küçük
müze ve kütüphaneler, galeriler, kültür merkezleri özel idarelere veriliyor.
Ulusal müzeler, bölge kütüphaneleri, tüm ören yerleri, tiyatrolar, opera ve
baleler, güzel sanatlar genel müdürlüğünün koroları ve senfonileri Bakanlığımda
kalıyor. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Biz bunu bu komisyonda aylarca tartıştık. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben bir şey daha söyleyeyim. Benim yeni
sevk ettiğim bu kanundaki durum bu. Dediniz ya her şeyi özel idareye veriyoruz.
Siz dememiş olabilirsiniz. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben söyledim Sayın Bakan. Kamu yasası yasa
tasarısı sizin iktidarınızın bir tasarısı ve ben dedim ki aslında burada böyle
bir bakanlığın varlığına inanmayan bir heyet var. Tabii şahsınızdan bahsederek,
personelinizle ilgili söylemedim. Niye, çünkü iktidarınızın çıkardığı kamu
yönetimi yasa tasarısında bu Bakanlık ortadan kaldırılıyor. Bu Bakanlığın
yetkileri ve sorumlulukları yerel yönetimlere devrediliyor. MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Nerede yazıyor bu ya, nerede yazıyor Sayın Kumkumoğlu?
Göster. Hayret bir şey ya! ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir daha okuyayım mı? BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar, aynı konuya dönmeyelim, gerekli açıklamalar yapıldı. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Sayın Kumkumoğlu, benim Bakanlar
Kurulundan çıkardığım ve komisyonlardan hem Turizm Komisyonundan hem Kültür
Komisyonundan geçen ve aşağıya inen, Meclise inen kanundaki durum bu. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bunu geçiremeyeceğinizi görünce oraya doğru
yöneldiniz. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – İyi yapmışız. Tamam, peki, sizin dediğiniz
olsun, ama netice bu. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hayır, bir şey demiyorum. Sizin nihaî talebiniz o
değildi, o bizim nihaî talebimizdi, geldi. MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Sizin dediğinizi yaptık, mutlu olun o zaman. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ya o zaman mutlu ol Kum… BAŞKAN
– Kumkumoğlu… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - Şimdi Kâzım Bey gitti herhâlde. Ordu
Kültür Merkezi Millî Emlak Genel Müdürlüğü tarafından Bakanlığıma tahsis
edilmiştir. Dedikleri doğrudur. Ama, o arkadaş hakkında, İl Kültür Müdürü
hakkında dosyasında –Kâzım Bey gel- herhangi bir şey yok, dediği hususlar olsa
hukuken zaten orada vekâletle de olsa duramaz. Bizim dosyamızda onlar yok. Şu
olabilir: Bir ara af çıktı, sicil affı çıktığı için dosyasına bunlar girmemiş
olabilir ve sizin dediğiniz de doğrudur. Ben onun için herhangi bir şey
söylemiyorum. Ama ben durumu anlatmak istiyorum. KÂZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Bir şey söyleyeyim hemen. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Buyurun. KÂZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Rıza Us’un… Evet bizi dedi almışlar, ama gerekçeleri
sizin söylediğiniz gibi değildir dedi… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Kayıtlarda yok, onu söylüyorum. Afla şey
olduğu için… Ben, siz yanlış söylüyorsunuz demiyorum. Ama benim kayıtlarımda
bir şey gözükmüyor. Kültür merkezi meselesinde sözümde devam ediyorum. DPT’ye
teklif yapılmıştır ve inşallah 2007’de bunu atacağız ve aşağı yukarı Ordu’ya da
525 milyar lira da para gönderilmiştir. Ordu Aybastı Turizm Merkezi ilanı
yapıldı. 2006 yılında tahsise çıkarıldı. Ancak herhangi bir talep olmadı.
Ordu-Fatsa-Çerkezler ve Şahincili Turizm Merkezi ilanı çalışmaları devam
ediyor. Kurum görüşleri alınmaya başlamıştır. Onu da yakında çıkaracağız.
Ayrıca, Sinop’tan Hopa’ya kadar yapacağımız turizm ve yayla turizmi
meselesindeki çalışmalarda TOKİ kiralamak üzere, çünkü, maalesef Karadeniz’de
hem yol yok hem de konaklama tesisi yok. Her ilimize oteller yaptıracağız.
Kendimiz işletmek değil, TOKİ yapacak, ama işletmeciler işletecek. Bir tanesini
de Ordu’da yapacağız. Boztepe’deki planlama çalışmaları Sayın Ordu Belediye
Başkanımız tamamladı. Onun da yakında temelini atacağız. Konya
Beyşehir Kudabat kazısı için, Sayın Mustafa Ünaldı, 2005’te 40 milyar
gönderildi, 2006’da da 40 milyar ve 2006 yılında toplam 73 milyar gönderilerek
çalışmalar devam etmektedir. Türk
Oyunları meselesinde bir arkadaşımız ileri sürdü. Biz bunu yapıyoruz, oyunlar
açısından. Geçen sene son yüzyılda kullanılmamış 50 makam ve usul hakkında bir
Türk musikisi yarışması yaptık. 493 eser katıldı ve 50 tanesini
mükafatlandırdık. Oyun yarışması açtık. Türk romanlarını uyarlama ve Türk
masallarından uyarlama diye 125 tane müracaat oldu. İlk beş tanesini de
ödüllendirdik. Atatürk’ün Türksoy operasından sonra yapılmasına ara verilen ilk
defa benim zamanımda yapılan bir şey yaptık. O da Türk tarihine dayanarak opera
bestesi ve librettoları yazılması. Son aşamaya gelmiştir. Herhâlde bu ayın
sonunda onu da ilan edeceğiz. Memnuniyetle gördük. Biz o kadar beklemiyorduk.
Çünkü çok zor bir iş. 8 tane eser müracaat etmiş ve bu da son elli değil,
altmış yetmiş yılda ilk defa olan bir hadise. Kemal
Bey, Divriği Ulu Camii meselesine kendim özellikle üç dört defa gittim.
Dediklerinizin hepsi doğru. 2,3 trilyon da para gönderdim. İki defa ihaleye
çıktım, ihaleye giren olmadı. Yerin de şey olduğu anlaşılınca vakıflara
devrettim. Yalnız orada bir mesele var. Mimarlar o mesele Doğan Kuban Hocanın
görüşüyle Metin Sezen Hocanın görüşü farklı. Bu iki görüş açısından da telif
edilemeyecek kadar farklar var. Ya bir görüşe şey edeceğiz ya diğer görüşe. Ben
Metin Sözen Hocanın görüşünden yanayım. Ama, sadece bu kadar söylüyorum. Çünkü
zaten o iş Vakıflar Genel Müdürlüğümüze verildi. Parası hazırdır. Ben
gönderdim. Ama durum bu. Üç defa ihaleye çıktım, maalesef giren olmadı.
Anlatabiliyor muyum? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yani zorluğundan mı Sayın Bakan. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Biraz zorluğundan. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Nasıl olacak o zaman? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bu hususta vakıfların şeyleri benim
şeyden daha fazla. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, hükûmetle konuşursanız, bu eseri topluma
kazandırmak için özel bir yasa çıkar, Sayın Tüzün hocanın görüşüne uygunsa ona
göre de yapılsın. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Devam ediyor. Onu Vakıflar üzerine aldı. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) –Bakanlar Kurulunda görüşülüp bunun için özel bir yasa,
özel bir düzenleme, Vakıflar yapsın onu, çok şey değil. Yani bunu kazandırmak
lazım. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben de sizinle aynı kanaatteyim. Kemal
Bey, kütüphanelerde yine yüzde 5 bir komisyon alınıyor dediniz. İddialarla şey
edersek, bir iddiadır bu. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Espri olsun diye söyledim. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben de espri olsun diye söyleyeyim peki. Kütüphanelere
kitap alımı konusunda hem kitap çeşidi hem de sayısı bakımından muazzam bir
artış yaptım. Söz konusu gazete yazılarına defalarca cevap verdim. Kitap alımı
ödeneğinin iki bölü üçünün kütüphanelere gönderilmeye başlanması ve bizzat
kütüphaneler tarafından alımının yapılması bu konuda objektif tutumumuzun en
bariz belirgin göstergesidir. 2006 kitap alımı bütçesi merkezden alım 700
milyar liradır. Kütüphanelere gönderdiğim ödenek ise 1 trilyon 493 milyar
liradır. Ayrıca,
Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünün stopaj hesabından da sağlanan 1
trilyon lirayla kitap alınmıştır. Bakanlığımızca başlatılan kütüphaneler için
kitap kampanyasından elde edilen yaklaşık 100 bin kitapla birlikte 2006 yılında
kütüphanelerimize yaklaşık 550 bin kitap gönderilmiş olacaktır. Bu sayı şimdiye
kadar kütüphanelere gönderilmez. Gönderilmiş en çok kitap sayısının en az üç
katıdır. Alınan kitap fiyatları satış üzerinden -yüzde 15 dediniz ya- zaten
indirimleri yüzde 30, yüzde 50 indirim yapmaktadır yayın evleri. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – O boyutlardaki kitap için normal. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben anormal demedim. Ama bir şey var.
Adam bir de bunun üstünden yüzde 15 komisyon verirse bu adam kitap vermiş
olmaz, ziyan etmiş olur. Bir de vergisi var bu işin. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – ADD’nin Marmara bölge temsilciliğinin bir
çalışması var. Nutuk. Olağanüstü sayılarda. Tam rakam aklımda değil ama 500 bin
civarında dağıttılar zaten. 2 milyon 100 bin lira gibi bir rakama
yaptırıyorlar. O kadar kalın Nutuk. Sanıyorum bu ebatlarda bir kitap 20 milyona
bile satılmaz. Çok boyutlu alımlarda böyle bir şey olur Sayın Bakan. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bu kadar kitap alınmış ve her kitaptan da
,en fazla aldığımız kitaptan da 200 tane alıyorum. Ben inanmıyorum. Ama
Türkiye’de olmaz olmaz değil. Ama 200 kitaptan yüzde 10 alacak kadar işi bu
kadar da rezilliğe düşürdüyse hepimize yazıklar olsun. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, kitapların listesi soruldu. Hangi
yayınevinin kitapları? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Hepsini yazılı olarak size göndeririz. O
hususta bir yanlışlık yapmışsak da düzeltiriz ve özür dileriz. Aşağı
yukarı, Ali Kemal Bey, Balıkesir’e 1 trilyon 178 milyar ödenek göndermişim.
Yani her tarafa elimden gelen yardımları yapmışım. Aydınlı hemşerim Mesut Bey,
Aydın kültür merkezi ikmal ihalesi yıl sonuna kadar yaptırılacaktır. Arkadaşlar
bir mesele üzerinde çok… İster uyudu deyin, ister şu deyin, onlar beni hiç
üzmez. Ama bir şey üzer. Çünkü 33 senelik idarecilik hayatımda bir şey beni çok
şey eder. O da bu yolsuzluk meselesi, ihalelerde mesela. Bu meselede de
örneğini göstermişimdir. Çok da memnunum. Bir arkadaşım ihale aldı. Bu ihaleyi
bir arkadaşım aldı benim. Benim partimin adamı aldı. Aydın Kültür Merkezi
ihalesini. Fakat, arkadaşım aldığı için değil, fiyatları vicdanî olarak yüksek
bulduğum için ben bu ihaleyi iptal ettim ve yenisini yapıyorum. Öyle değil mi
Mesut Bey? MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Evet. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Nazilli kültür merkezinin yapılaşma oranı
yüzde 30. Bitirilmesi için daha 6 trilyona ihtiyaç var. Onun için Nazilli
kültür merkezini Nazilli Belediyesine o yapması üzerinde anlaştık, protokol
imzaladık. Nazilli Belediyesine devrediyorum. Belediyeyle Bakanlık birlikte
tamamlayıp hizmete açacak. Burada bir mesele. Arkadaşlarımın hüsnüniyetinden
hiç şüphem yok. Benim bir âdetim de var. Kaymakamlığımda da, valiliğimde de hiç
yapmadım. Benden önceki arkadaşlar hakkında hiçbir şey konuşmam. Ayıptır zaten.
Benim idarecilik edebime de sığmaz. Ama, bu memleketin 500 değil, 800 nüfuslu
yerine 1 500 sandalyeyle kültür merkezleri yapılarak Bakanlığa geldiğim gün
üzerimde tam 150 tane kültür merkezi vardı, inşaatı. Bir tanesi Bakan ben
oralıyım diye yapmış, bir tanesi Bakan, dedim ki, ben o Bakanı tanıyorum, oralı
değil, nereden? Annesi oradan gitmiş
dediler. Tam 150 tane. Ben bunların hepsini öncelikle Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’da olmak üzere hepsini bitirmeye çalışıyorum. Bazılarını da belediyeler
alırsa devrediyorum. Bazılarından da vazgeçiyorum. Arkadaşların onca ısrarına
rağmen de yapmıyorum. Ama, çok üzülerek söyleyeyim. Horasan’da var kültür
merkezi, ama Erzurum’da yok. Hınıs’ta var, Erzurum’da yok. Bir tanesi
Erzincan’da yapılmış –çok üzülerek söyleyeyim- bütün Erzincanlıları doldursanız
yine boş sandalye kalacak. Bu kadar yanlış işler yapılmış. Şunu söylüyorum:
Kültür merkezleri projesi doğru bir proje. Ama yer seçiminde çok büyük hatalar
yapılmış, çok açık ve net söyleyeyim. İzmir’de yok. Ama Ödemiş’te, Tire’de yarı
yarıya yüzde 30’luk, yüzde 40’lık binalar halinde yapılmış ve bir şey daha
söyleyeyim. Bunların masrafları da çok fazla. Beraber kullanmamız ve devamlı
kullanmak mecburiyetindeyiz. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, küçük bir uyarı yapabilir miyim? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Buyurun canım. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bu eskiye dönük yanlışlarla ilgili şeyler
söylerken o tarafa bakın. Orada belki onun sorumlularından bazı arkadaşlar
vardır, burada hiç öyle bir sorumlu yok. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Var mı sizden sorumlu? (AK Parti
sıralarından “Bizde de yok.” sesleri) BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu... KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bir dakika… Ben sizin bana dost
olduğunuzu biliyorum zaten. Geçen sefer de böyle çok size bakmışım. Bir
milletvekili arkadaşım “biz tenkit etmediğimiz için bize bakmıyorsunuz.” dedi.
Özür dilerim, affedersiniz. Ali
Kemal Bey, kendisi yok. Ayvalık’ta tarihî yapıya destek verilmesi. Bakanlığımca
2005 yılında çıkarılan kanun ve yönetmeliğe göre özel şahıslara ait tescilli
taşınmaz yapılara proje ve uygulama yardımı yapılmaktadır, Balıkesir ve
Ayvalık’ın içinde bulunduğu toplam 704 tescilli yapımıza yardımda
bulunulmuştur. Toplam 8,5 trilyon lira. Musa
Bey, Karadeniz için özel bir çalışmamız var. Tekrar söylüyorum. Turizm için iki
şey çok önemli. Birisi yok, birisi de konaklama tesisi. Karadeniz’de maalesef
bunların ikisi de şimdiye kadar yoktu. Bundan sonra olmak mecburiyetinde ve bu
olmazsa turizm olmaz. Burada her yerde söylediğim bir başka, zamanında da
söylediğim, ama yine burada söyleyeceğim. Dünya çapında bir merkez de inşallah Sinop olacak. Ama Sinop’un
ne havaalanı var ne yolu var ne de oteli var. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Havaalanı var da kullanılmıyor. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yok. O havaalanı, havaalanı değil. Sinop
için çok güzel bir laf söylerler. Karadeniz’de on sene çalıştığım için kendimi
biraz da Karadenizli sayıyorum. Karadeniz’de güzel bir laf söylerler.
Karadeniz’de üç tane liman vardır. Sinop ve temmuz, ağustos. Biz bu Sinop
limanını dünyanın en büyük, en güzel yerlerden birisi yapmamız lazım. Bu açıdan
arkadaşlarım Karadeniz’e özel önem veriyoruz. Tiyatrolara yardım meselesinde
hocam sizin dediğiniz doğru. Ben de öyle yorumluyorum. Ama Maliye Bakanlığı
böyle yorumlamadı. Böyle yorumlamadığı
için de işte bugün kültür komisyonunda geçti, turizm komisyonuna geldi. En
yakında zamanda çıkaracağız, ama çıkmama durumunda, 30 maddelik kanun da içinde
olduğu için çıkmama durumu söz konusu olursa, bir başka arkadaşımın, Berhan
Beyin de söylediği gibi özel bir maddelik, iki maddelik bir kanunla koyup
muhakkak vermemiz lazım. Şunu anlatmak istiyorum: Özel tiyatrolara yardım
meselesine geldiğimde, ben geldiğimde 350 milyar lira yardım yapılıyordu. Bu
sene koyduğum para 1 trilyon 750 milyardı. Bu parayı da ödeyemedim, bu
meseleden dolayı ödeyemedim. Ama 1 trilyon 750 milyar da az. Daha fazla ayırmam
lazım. Ne kadar tiyatroya fazla yatırım yaparsak o kadar şeydir. Burada
Çayyolu’ndaki tiyatroyu açtım. Dün de İstanbul’da TİM merkezindeki tiyatroyu
açtım. Aydın’da açtım. Geldiğimden beri beş tane devlet tiyatrosu yeni tiyatro
kazandı. Ama, bu, İstanbul ve özellikle Anadolu yakası için bu sayının sadece
beş tane daha yeni oralarda açmamız lazım. O sebepten, ne derseniz haklısınız,
ama, inanın burada benim görüşüm, kanunun böyle yorumlanması gerekiyor. Ama
orada bir yönetmelikte bir madde var. Şirketleşme deyince benim de elim kolum
bağlı. Onlar paraya izin vermeyince biz de veremiyoruz. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – 1 trilyon 750 milyar alt komisyonda 15-20 gün içinde bu
işin hallolması durumu var. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – 10 günde bitecekmiş. Bugün karar alındı.
Ama öyle olmazsa bu seneyi muhakkak o paranın ölmemesi için iki üç maddelik hep
beraber bir şey verin, çıkaralım. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) –Sayın Bakan, Genel Kurul çalışma şartlarında… BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Bakan, olmazsa bir şey kullanılabilir dediniz. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yani, hep beraber çıkaralım diyorum. Ali
Osman Sali Beyin şiir, roman ve hikâye dalında ilk defa bu sene, yani, 2007’de
yapılacak ilk eserler ödül yarışması. Yani, mesela, Atilla İlhan’ı alalım.
Cumhuriyet Halk Partisinin yaptığı bir şiir yarışmasında ikincilik
almıştır ve öyle başlamıştır. Yani, onun ilk eseri odur. Bakanlığım öyle bir
yarışma yapıyor ve bu yarışmanın dışında da -beyefendi size arz ediyorum- her
sene konusunda ileri gitmiş bir sanat ve fikir adamına “Yılın Kültür ve Sanat
Adamı” diye büyük ödül veriyoruz ve akçalı bir ödül de veriyoruz ve yine,
2006’da kararını aldık, 2007’de mimarlığı da sadece bir mühendislik olarak
değil sanat olarak Mimari Projeler Yarışmasını da açmış oluyoruz. BAŞKAN
– Sayın Bakanım, bir beş dakikada tamamlarsanız, kalanını yazılı olarak
alacağız. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Peki. İllerimize
sağladığımız ödenek imkânı… Mesut Bey, yani, bu emlak katkı paylarından, yüzde
10’lardan yaklaşık 110 trilyon lira katkı sağlanmıştır. Devamla vilayeti için
bu rakam 1 trilyon 750’dir, İstanbul için 25 trilyondur ve bunları belediye
reislerimiz valiliklere müracaat ettiklerinde bunlardan kullanıyorlar ve bütün
bunlar kültür varlıklarının korunması için harcanmaktadır. Enis
Bey size döneyim veya bir başka arkadaşsa… Biraz önce şuradaki dosyayı
incelerseniz, yalnız cumhuriyet öncesi dönemi değil, cumhuriyet sonrası dönemi
de eserlerini köylerde dahi olsa onarmaya… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yapılabilir mi? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Evet, var. Ben bir şeyini vereyim.
Sayın Denizli Milletvekili, hemşehrim -Denizlililerle hemşehriyiz ya- Mustafa
Gazalcı’nın okuduğu okulu, orada bir halkevi varmış, onu onartıyoruz. Başladık
yani. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Oradaki bir görevlinizi gönderirseniz. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Tamam göndereyim. Not aldım zaten. BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar, herkesin sorusunun cevabını alma imkânı yok. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Kars, Sarıkamış… Selahattin Beyribey’in
sorusu. Kıymetli
arkadaşlarım, cumhuriyeti ve bağımsızlığımızı, demokrasiyi iyi anlamak için
cumhuriyet öncesi üç şeyin çok iyi anlaşılması gerekiyor. Bunlardan bir tanesi
Çanakkale’dir, bir tanesi Sarıkamış’tır, bir tanesi de 1912 Balkan faciasıdır.
Biz, Bakanlık olarak Çanakkale meselesinde epeyce bir ilerleme kaydettik ve
ilerlemeleri de devam ettiriyoruz. Sarıkamış’ta da Çevre ve Orman Bakanlığıyla
protokolü imzaladık. Protokolü Millî Savunma Bakanlığına, Genelkurmaya
gönderdik. Sarıkamış’ı da aynen Çanakkale, Gelibolu gibi ele alacağız. Bir de,
sadece bir iki Faik Baysal Hoca’nın, bir de Necati Cumalı Hocamızın
romanlarında belirtilen, ama Türkiye insanının, bu Anadolu insanının çok iyi
bilmesi gereken Balkan faciasını tekrar gündeme getirilmesi için Balkan
faciasının 100’üncü yılının anılacağı 2012 yılı için şimdiden hazırlıklara
başladık ve bu hadisede de Edirne’yi merkez üs olarak seçmek niyetindeyiz. Bu
hususu da bilgilerinize arz etmek isterim. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sayın Bakanım,
tarihin en büyük soykırımı yapılmıştır. 4,5 milyon Türk katledilmiştir. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Berhan Bey, bu Telif Hakları ve Sinema
Genel Müdürlüğündeki husus doğrudur. Cumartesi günü Sayın Kemal Unakıtan Bey’le,
sinemacılarla beraber İstanbul’da toplanacağız ve bu parayı alacağız. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Ayrıca, bu şeyle ilgili sanırım orada… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) –
Onu müzakere edeceğiz ve 30 maddelik torba kanunun içinde bu kanun
hâline de getiriliyor bu husus. Yani, ikinci yıla devredilmesi… Kışın da
paraların kullanılması imkânı sağlanıyor o kanunda. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Bu Ankara Film Festivaline geliyor musunuz? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ankara Film Festivaline gelecek sene… BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – 18 tane sorum var. Herhâlde… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Bir dakika… Hepsini cevaplandıramam.
Ben cevaplandırırım da, siz sabredemezsiniz. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Ben çok sabırla bekliyorum. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ben bütün sorularınıza cevap vereceğim,
ama, tekraren söyleyeyim. Özel olarak da ben sizin emrinizdeyim. Sizlere ve
insanımıza hizmet etmek için şey ediyorum. Yine size bir meseleyi söyleyeyim. Görüntüden
dolayı 2006’da turizm meselesi böyle oldu biliyorsunuz. 2005’te de ben bakandım.
O zaman da görüntü aynı görüntü. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Evet, Sayın Bakanım, süre doldu. Son cümlelerinizi alalım. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ama, bir dakika, müsaade edin. Bu çok
önemli bir mesele. Sayın Çebi gitti, onunla daha da çok… BAŞKAN
– Buyurun, tamamlayın. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Şimdi, meselenin özü: Turizm, bu Mes
Turizm dediğimiz hadise Akdeniz çanağında büyük bir rekabete şey ediyor. Bu
rekabet açısından Libya değil Suudi Arabistan bile bu alana girmek için
çalışıyor. Bu sebepten, yaptıklarımızın yanında muhakkak alternatif turizm
nevilerine gitmek mecburiyetindeyiz. Yani, bazı şeyleri kolaycılıkla
halledilecek zaman değil. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, çok kabaca baktığınız için 2005’teki
başarı elbette... Ama, 2004’te… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Bir dakika, Sevgili Kumkum, bir şey
daha söyleyeyim, ama, bir izah edeyim. 2005’te de dünyadaki turizm artışı yüzde
5’ti. Biz yüzde 25 arttık. Bu seneki meseleye gelince, ben bu seneden çok
ümitliydim, hatta, sükutu hayale uğradım. Ama, aralık ayındaki kuş gribi
meselesi fevkalade büyük etki etti. Bizim Karadeniz’de bir atasözü vardır:
“Hasım insana mevlit okutmaz.” Bundan İspanyollar da, Yunanlılar da çok
faydalandı ve ekzejere etti. Arkasından ocak ayında karikatür krizi. Onun
arkasından Trabzon’daki papaz hikâyesi ve ilk üç ayda -arkamda Tanıtma Genel
Müdürü var- bir gün ülkemde durmamak üzere bütün her yerde çalışıyoruz. Ama,
pat pat pat ön ayırtmalarda dünya kupası mevzi oldu. Ön ayırtmalarda yüzde
50’den fazla, yüzde 60’a kadar iptaller oldu. Bunu, çalıştık, çalıştık ve
haziran noktasında even noktasına geldik ve ağustos ayı içinde yüzde 1’lik
hafif bir artış oldu, fakat, Marmaris ve Antalya patlamaları, özellikle Antalya
ve Muğla taraflarında eylülde yüzde 16, ekimde yüzde 18’lik düşüşler şey etti.
Ha, ben bunu… “Bahane” dediniz de, emin ol, bu bahane değil yani, objektif bir
şart. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bu ülke için bunların her biri bir gerçek. Bu
coğrafyada bu her zaman yaşanabilir. Belki de bunlara dönük ne yapılabilir? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ha, bunlara dönük meselesini de
söyleyeyim. Bu iş için özel olarak şeye para gönderdik. 1.450 noktada,
Antalya’nın bütün ilçeleriyle, 1.450 yerde de kameralar altına aldık. Ama, bunu
bütün Ege bölgesinin sahillerine yaymak mecburiyetindeyiz. Ama, bunu, benden
ziyade İçişleri Bakanlığı yapacak, ama, ben para göndermeye ve geçen gün de
konuştum, Maliye Bakanlığı da… Yani, esasında kocaman bir para değil de, 20-30
trilyona baliğ olacak bir şey. Hiç olmazsa bunu yapalım. Biz, gerek Marmaris’teki
gerek Antalya’daki adamları yakaladık, ama, bade harabül Basra… BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Bakan, herhalde bitiyor ama… BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar, tamamlıyoruz. Lütfen… ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Yazılı versin o zaman Sayın Bakan. BAŞKAN
– Yazılı verecek zaten. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Orman Çiftliği meselesi benimle ilgili
olan tarafı koruma kurullarında görüşülmesi, anlatabiliyor muyum? Benim koruma
kurulunda bizim kanunun verdiği imkânlar doğrultusunda koruma kurulundan
herhangi bir şey geçmedi. Anlatabiliyor muyum? Benim bu husustaki herhangi bir
baskım söz konusu olamaz. Arkadaşlar,
bir şeyi önyargılarla davranılmaması için söyledim. Kemal Unakıtan meselesinde,
siz mi sormuştunuz, ben size söyleyeyim. Biz,
Türkiye’de bu koruma kurullarının çok yavaş çalıştığı ve yavaş çalışmasından
dolayı hem zarar gördüğümüzü hem de suistimallere yol açıldığından 20 olan
sayıyı 28’e çıkardık. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hiç itirazım yok Sayın Bakan, ama, ben sadece 3
numaralı… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Bir dakika, izah edeyim. Bir dakika…
Biraz da sabırlı ol, ben anlatayım. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hay hay efendim. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – KUDEB’lerle koruma uygulama 81
vilayette, yani İstanbul’da verilen müracaatın on beş gün sonra müspet menfi
cevabını alacak bir hâle getirdik. Bu, bir. Bunun için sayı 3’den 6’ya
çıktığından kurullar arasında değişiklikler oldu ve o kurulda, yani, Kemal Unakıtan’ın
müracaatını yaptığı 1’inci Kuruldaki heyetten 3 arkadaş başka bir kurula gitti. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır
efendim. Bazıları hiç başka kurula da
gitmedi, ama, neyse, başka bir kurula gitmiş olsun. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Hayır, görev süresi sona eren var,
başka kurula giden var, ama, Milliyet gazetesi de manşette bunu verdi. O 3
arkadaşın, ister şeyi bitsin ister başka yere gönderilen, 3’ü Kemal Unakıtan’a
müspet oy veren arkadaşlar. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Emin misiniz Sayın Bakanım? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ben zaptını getireyim. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İki tutanakta da
görülüyor. BAŞKAN
– Sayın Bakanım, yazılı olarak alalım onları, kalanları da aynı şekilde. Teşekkür
ediyoruz. KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Peki. BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Başkan… BAŞKAN
– Tamam, kapattım. Değerli
arkadaşlar, kapattım. Lütfen… Yani,
böyle… Sayın
Şimşek, bir defa… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Berhan Bey, bir şey daha söyleyeyim
size… Üç saat cevap vereyim… BERHAN
ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Bakanım, sizden bir şey rica ediyorum: Bu personelin
tazminatıyla ilgili bir çalışma… KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Çalışmam lazım. Hele bu kadar personelimden
ayrı çalışmak… BAŞKAN
– Evet değerli arkadaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Bölümleri
okutuyorum: (01 okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (02
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (03
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (04
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (07
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (08
okundu) BAŞKAN
– Bir önerge var, okutuyorum: Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına Cetvelde
gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçe ile kabulünü arz ve teklif ederiz. Osman
Nuri Filiz Seyfi
Terzibaşıoğlu Osman
Seyfi Denizli Muğla Nevşehir Eklenen Kurumsal
21 01
34 00 Fonksiyonel 08 2
0 00 Finansman 1 Ekonomik 06 5 Önerilen
miktar 7.000.000
YTL BAŞKAN
– Hükûmet katılıyor mu? KÜLTÜR
VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Evet katılıyorum. BAŞKAN
– Gerekçesini okutalım kısaca. Gerekçe:
Bakanlığın
2007 Yatırım Programının 1976H040130 proje numarasında yer alan Kültür
Merkezleri inşaatlarının tamamlanıp, hizmete açılabilmesi için teklif edilmiştir. BAŞKAN
- Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bütün kültür merkezleri için mi? BAŞKAN
– Yapılan kültür merkezlerine ilave ödenek. Hepsi için. Yapılan
değişiklik çerçevesinde oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. (Genel
Toplam okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Kesin
hesap. (Kesin
hesap okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Devlet
Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü. (01
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (02
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (07
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (08
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (Genel
toplam) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. B
Cetveli (03
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (04
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (05
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (Genel
toplam) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Devlet
Tiyatroları Genel Müdürlüğü (01
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (02
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (08
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (Genel
toplam) B
Cetveli (03
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (04
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (05
okundu) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (Genel
toplam) BAŞKAN
– Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Böylece,
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet
Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri kabul edilmiştir. Hayırlı uğurlu olmasını
temenni ediyoruz Sayın Bakanım. Size ve bürokratlara çok teşekkür ediyoruz. Değerli
arkadaşlar, pazartesi 13.30’da başlayacak, onu ayrıca odalarınıza bildiririz. Kapanma
Saati: 18.48 |
|