2007 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE

KANUNU TASARISI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL

VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU

TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE

KOMİSYONU GÖRÜŞME

TUTANAKLARI

BAŞKAN. Sait AÇBA

BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ. Sabahattin YILDIZ(Muş)

KATİP. Mehmet SEKMEN(İstanbul)

------------O----------

16.11.2006

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

- kültür ve turizm bakanlığı

- devlet opera ve balesi genel müdürlüğü

-devlet tiyatroları genel müdürlüğü

 

S Ö Z  A L A N L A R

 

BİRİNCİ OTURUM

 

 

ATİLLA KOÇ  KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI

Aydın

3-5

KAZIM TÜRKMEN

Ordu

6-7

KEMAL KILIÇDAROĞLU

İstanbul

7-9

HASAN FEHMİ KINAY

Kütahya

9-10

ALİ KEMAL DEVECİLER

Balıkesir

10-12

MUSA UZUNKAYA

Samsun

12-14

KAZIM TÜRKMEN

Ordu

14

ALİ OSMAN SALİ

Balıkesir

14-16

ENİS TÜTÜNCÜ

Tekirdağ

16-19, 34

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU

Muğla

19-20

MEHMET MESUT ÖZAKCAN

Aydın

20-21

YUSUF SELEHATTİN BEYRİBEY

Kars

21-22

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

 

 

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN

Ankara

22-23

BÜLENT BARATALI

İzmir

23-24

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

24-27

GÜROL ERGİN

Muğla

27-29

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

29-32

ALAATTİN BÜYÜKKAYA

İstanbul

32-34

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ

Trabzon

34-36

CEMAL UYSAL

Ordu

36-37

MUZAFFER BAŞTOPÇU

Kocaeli

37-38

OSMAN NURİ FİLİZ

Denizli

38

OSMAN SEYFİ

Nevşehir

38-39

MUHARREM DOĞAN

Mardin

39-40

BERHAN ŞİMŞEK

İstanbul

40-42

OSMAN KAPTAN

Antalya

        43-44

MUSTAFA ÜNALDI

Konya

44

SORULAR

 

 

SELAMİ YİĞİT

Kars

44

ALİ KEMAL DEVECİLER

Balıkesir

45

BÜLENT BARATALI

İzmir

45

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

45-46

ENİS TÜTÜNCÜ

Tekirdağ

46

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

46-47

BERHAN ŞİMŞEK

İstanbul

47-48

KAZIM TÜRKMEN

Ordu

48-49

ALAETTİN GÜVEN

Kütahya

49

ATİLLA KOÇ  KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI

Aydın

49-50

 

 

 

MADDELER

 

56-57

 

 

 

Kapanma  Saati: 18.48

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                             16 Kasım 2006 Perşembe

                                                                     BİRİNCİ OTURUM

                                                                    Açılma Saati: 10.51

                                                                   BAŞKAN: Sait AÇBA

                                  BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

                                                       SÖZCÜ: Sabahattin YILDIZ (Muş)

                                                      KÂTİP: Mehmet SEKMEN (İstanbul)

                                                                              -----0-----

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Kültür ve Turizm Bakanımız, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın değerli temsilcileri, diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri; Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

16’ncı Birleşimin Birinci Oturumunu açıyorum.

Gündemimizde Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

Bütçelerle ilgili sunuşunu yapmak üzere Sayın Bakanımıza söz veriyorum.

Sayın Bakanım, süre 30 dakika. Eğer yeterli olmazsa bir 10 dakika daha ilave yapabiliriz. Süre içinde özetlerseniz…

Buyurun efendim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce yüce Heyetinizi şahsım ve Bakanlığım adına saygıyla ve sağlıkla selamlıyorum. Sağlıkla diyorum, çünkü geçen sene saygıyla yine selamladım, ama sol kolum kırık olarak selamlamıştım. Bu sene sağlamım Allah’a şükür. Bu başlığı geçmeden önce, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün üyelerine Bakanlığıma gösterdikleri anlayışlı destekten dolayı özellikle teşekkür ederek sözlerime başlamak isterim.

2006 yılında gerçekleştirilen ve 2007 yılı için planlanan proje, hizmet ve faaliyetlerimize yönelik programı sunmak üzere zatıalilerinizin huzurlarınızdayım. Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; ayrıntıya girmeden önce, kültür ve turizm alanlarındaki genel perspektifimizi sizlere takdim ederek konuşmama başlıyorum. Malumalileriniz olduğu üzere, Bakanlığım iki bakanlığın birleşmesiyle meydana gelmiş ve bu birleşme Hükûmetimizin daha önce öngördüğü bir vizyon çerçevesinde oluşturulduğu için, 2004 yılı büyük ölçüde konuyla ilgili kanunların çıkarılması çerçevesinde sürmüştür. 2005 yılının bir bölümü de, buna bağlı olarak alt mevzuat düzenleme çalışmaları içinde geçmiştir. 2005 yılının ikinci yarısından başlanarak özellikle bu yıl yoğun bir biçimde bu mevzuatın uygulanma yılı olmuştur.

Takdir edersiniz ki, mevzuat uygulandığı takdirde sonuç getirecektir. Biraz sonra arz edeceğim tablo, bu çalışmaların ne denli bir ihtiyaca tekabül ettiğinin başarılı bir göstergesidir. 2007 yılı içinde de benim bir seferberlik olarak tanımladığım uygulama çalışmalarımız aynı hızla devam edecektir.

Yine, çıkardığımız bu kanunların ve yönetmeliklerin uygulanması sırasında görülen aksaklıkları gidermek maksadıyla, hem kültür hem de turizm bakanlığının ihtiyacı olan ve uygulama neticesinde bu ihtiyaç iyice belirdiği için bir torba kanun hâlinde kanun tasarısını Bakanlar Kurulundan komisyonlara intikal ettirdik. Dün bizim bu komisyonumuz toplanabilseydi bugün orada bunun savunmasını yapacaktık, ama, ben buradayım, Sayın Müsteşarım da Kültür Komisyonunda o Kanun’un savunmasını yapacak. İnşallah en yakın zamanda Millet Meclisine indiği zaman bütün milletvekillerimizin desteklerini bekliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yaptığımız bu mevzuat çalışmaları bir hükûmet programının yansıması olduğu içindir ki, çalışmalardan Bakanlığım kadar il özel idareleri, belediyeler ve Vakıflar Genel Müdürlüğü de aynı şekilde yararlanmış ve bu kuruluşların da işbirliğiyle Türkiye bu anlamda tarihinde hiç görmediği kadar âdeta bir şantiye görüntüsü kazanmıştır. Bunlardan sadece Topkapı Sarayı’nda gerçekleştirdiğimiz çalışmaları özetlemek bile çalışmalarımızın bütünü konusunda aydınlatıcı olacaktır.

Topkapı Saray’ında;

Topkapı Sarayı idarî yapı, Harem ve Çin porselenleri deposu bakım ve onarımı, Saray yapıları ve kumaş deposu bakım ve onarımı, idarî yapı münferit onarım ve depo ikmal işi, Alay Köşkü münferit onarım işi, İç Avlunun yeniden tanzimi tamamlanmıştır.

Çatı onarımı ve kurşun kaplama işi, Kubbealtı ve Adalet Kulesi onarımı, Bağdat Köşkü onarımı, Ağalar Camii ve eski komiserlik binalarının onarımı, Karamustafa Paşa Köşkü, sünnet odası, hekimbaşı odası, kumaş deposu onarımı, eski Teşvikiye ve Gülhane Hastanelerinin restorasyonu devam etmektedir.

Matbaa-i Amire binasının Topkapı Sarayı geçici depoları hâlinde düzenlenmesi, güvenlik sisteminin yapılması, Çin porseleni depolarına depolama sistemi yapılması, Has Odalıklar Salonu’nun teşhir ve tanziminin yapılması, Harem, Karaağalar, Şehzadeler Mektebi, Ocaklı Sofa onarımı, Topkapı Sarayı acil münferit onarımları işlerinin ihale çalışmaları devam etmektedir.

Niçin özellikle Topkapı üzerinde durduk? Maalesef, Topkapı’da yirmi yirmi beş yıldır hem yapısal anlamda hem de personel anlamında herhangi bir şey yapılma imkânı bulunamadığı için. Orada büyük bir tarihî hazinenin riskli bir duruma girdiği için bu örnekleri verdik.

Şimdiye kadar 13 trilyon lira harcandı. Bütün bu söylediklerimiz bitince, aşağı yukarı 70-80 trilyon harcanacaktır. Yalnız içindeki objeler değil, bizatihi Saray’ın bir kültür hazinesi olarak mimarî açıdan da ortaya çıkarılması söz konusu olacaktır.

Bu konuyla ilgili çalışmalarımız dağıtılan dokümanda teferruatlı olarak açıklanmış olduğundan, vaktinizi almamak için sadece Topkapı’yla iktifa ediyorum.

Yalnız, arzım şudur ki, gerek halkımıza sağladığımız imkânlarla gerekse kendi imkânlarımızla ilk defa yirmi ay içinde bin küsur onarım yapılmıştır. Bu, resimleriyle, eski haliyle yeni haliyle de huzurunuza ve sizlerin incelemesine sunulmuştur. Gerçekten, bu rakamlar inşallah 2007’de daha da artacaktır, ama bir tek misal vereyim: 2004 yılında sadece 56 onarım yapıldığında, şu 21 ay içinde yapılan bin küsur onarım ne kadar büyük bir hamle içinde olduğumuzu göstermektedir. Takdirlerinize arz ederim.

Sayın Başkanım, sayın milletvekillerimiz; Bakanlığımız yukarıda açıklanan mevzuat çalışmalarıyla işin sadece hukuki boyutunu çözmekle yetinmemiş, bu anlamda finans kaynaklarını da temin ederek, çıkarılan yasaların uygulanmasına işlerlik kazandırmış, üstelik de bu kaynaklar turizm bölgelerine tahsis edilen alanlardan elde edilen altyapı katılım payları gibi bütçe dışı imkânlarla da sağlanmıştır. Özellikle turizm potansiyeline sahip Anadolu’nun ücra köşelerindeki yerel birimlere sağlanan imkânlar maddî katkının ötesinde psikolojik motivasyonlar da sağlamış, Bakanlık katkılarıyla yerel imkânların birleştirilmesi ortaya çok başaralı örneklerin çıkmasına vesile olmuştur. Bu anlamdaki katkılarımız alt yapıya, restorasyon çalışmalarına ve kültürel faaliyetlere yönlendirilmiştir. Yalnız bilinen yerlerde değil, bilinmeyen yerlerdeki kültürel değerlerimiz ve turistik değerlerimiz de gün ışığına çıkarılmıştır.

Bakanlığımın kültürel anlayışı küreselleşme, Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu meyanda, kültür kavramına ilişkin yaklaşımımız dünya genelinde kabul gören ve kültürü bir arada yaşayan toplulukların entelektüel ve moral özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş, bir bütün olarak algılayan ve beraber yaşama bilinci sağlayan bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu anlayış kapsamında Türkiye’nin içinde bulunduğu kalkınma süreci vatandaşlarımızın entelektüel, yapısal ve moral varlıklarını gerçekleştirmelerinin bir aracı olarak da görülmektedir. Kültür kavramına yönelik bu yaklaşım çerçevesinde şekillendirdiğimiz kültür programlarımız önceden belirlenmiş toplumsal farklılıklar ve çeşitliliği yok sayan bir kültür politikası telkin etmek yerine, çoğulculuğu öne çıkaran, herkesin kendisini dilediğince ifade etmesine imkân sağlayan bir kültür ortamı sağlamak temelinde şekillenmiştir. Yani, kültür politikası değil, kültür programı tatbik ediyoruz. Bu çerçevede, kültürel çeşitliliği güvence altına alan, sanatın geniş toplum kesimleriyle buluşmasına imkân sağlayan ve sanat üreten kesimleri destekleyen bir yönetim anlayışını benimsemiş bulunmaktayız. Bu noktadaki temel ilkemiz kendini tanımaktan ve açıklamaktan korkmayan bireyi ve toplumu meydana getirmek şeklinde özetleyebiliriz. Toplumun kendi öğeleriyle ürettiği kültürü beslemek ve desteklemek için gerçekleştirdiği bir dizi atılımın ötesinde, Bakanlığım, yasakların yasak olduğu bir Türkiye yaklaşımı temelinde, çağdaş dünyanın gereklerini yerine getiren, AB ülkeleriyle uyumlu, hoşgörü anlayışıyla bütünleşmiş bir Türkiye kültür programının yürütücüsüdür. Bu çerçevedeki kültür anlayışımızı başka alanlarda olduğu gibi, Avrupa Birliği müzakereleri çerçevesinde de sorunsuz yürütmekteyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, 2004 ve 2005 yıllarında yaklaşık yüzde 50’ye varan turist ve turizm gelirleri artışlarıyla dünyayı şaşırtacak bir başarı öyküsünü gerçekleştirmiştir. Fakat, içinde bulunduğumuz 2006 yılında dünyada ve ülkemizde ortaya çıkan -ve bu gelişmeleri gayet iyi biliyorsunuz, fazla da irdelemek istemiyorum, ama, eğer sorunuz olursa ariz amik de sizlere arz etmekte fayda mülahaza ederim- birtakım gelişmelere paralel olarak Türkiye turizminde bir duraklama söz konusu olmuştur. Rakamlar öyle gösteriyor ki, bu yıl geçen yıla oranla yüzde 5 civarında sayı itibarıyla bir eksiyle kapatacağız. Dileğimiz ve çalışmamız bunun bu yıla özgü olması ve biraz sonra açıklayacağım, daha doğrusu sorularınızla açıklayacağım hususların 2007’de tekrarlanmaması şartıyla, olanca çalışmalarımızla 2007’nin 2005’teki başarıyı tekrar edecek bir mevsim olarak geçmesinin alt yapısını hazırlıyoruz.

Bakanlığım, 2007’nin daha iyi bir yıla dönüşmesi için elinden gelen bütün gayreti göstermektedir. Şu andaki verilerimiz, gerek Avrupa’da gerek Rusya’da gerek de Uzakdoğu’daki bağlantılarımız gelecek yılın olumlu bir tablo çizeceği şeklindedir.

Turist sayısındaki azalmada ortaya çıkan tablo daha çok kitle turizmini etkilediğini bize gösteriyor. Başta İstanbul olmak üzere, kültür turizmi ağırlıklı girişlerde artış söz konusudur. Mest Turizmde Antalya ve Ege Bölgesi eksi değerler gösterirken, bütün bir yıl boyunca İstanbul geçen yıla oranla yüzde 10’luk bir artış göstermiştir ve bu da kültür turizmi ağırlıklı girişlerde artışın, bize, turizmi çeşitlendirme konusundaki gayretlerimizin ne kadar doğru olduğunu da göstermektedir. Buradan hareketle ve yılın ilk yarısındaki verilere bakarak, turist sayısındaki azalmaya karşın gelirlerde azalma olmayacağını veya çok az bir azalmayla kapatacağımız kanaatindeyim 2006 yılını.

Bizim bu yıl turizm noktasındaki en önemli çalışmamız, yıllardan beri sözü edilen ama bir türlü gerçekleştirilmeyen mastır planımızın bir stratejik anlayışla kamuoyuna takdim edilmiş olmasıdır. İlgili sektör temsilcilerinden çok olumlu tepkilerle zenginleşen bu çalışma artık tüm sektörün önünü aydınlatan bir yol haritasıdır. Bu planda da açıkça görüldüğü gibi, turizm Türkiye’nin gelecekte de en önemli sektörlerinden biri olmaya devam edecektir ve üzerinde çok kafa yormamız gereken bir alandır. Bu anlamda, Bakanlığımız, 2006 yılı içinde özellikle termal turizme ve kış turizmine yoğunlaşmıştır. İnanıyorum ki, bugün deniz, kum, güneş potansiyelinin bize sunduğu imkânları gelecekte bu iki alan zenginleştirerek devam edecektir. Bu iki alana bir başka alan da, 7 vilayetimizde destinasyon çalışmalarına ve alt yapı çalışmalarına başladığımız kongre turizmi çalışmalarıdır. Özellikle kitle turizminde ortaya çıkan azalmanın sebepleri arasında sürdürülebilir turizm anlayışından sapmalar etkili olmaktadır. Bunun için geçtiğimiz kış Antalya ve çevresinde yerel yönetimlerle birlikte yoğun arıtma çalışmaları gerçekleştirdik. Bugün memnuniyetle ifade edebilirim ki, Antalya ve çevresinde bir damla su arıtılmadan denize ulaşmamaktadır. Sadece Alanya 2007’de bu durumun içine girecektir ve yine 2007’de özellikle Mersin ve Muğla bölgesini baştan aşağıya yenileme açısındayız. Çünkü, bu, çevre açısından en önemli problemlerimizden birisidir. Yalnız kanalizasyonun olması değil, arıtma tesislerinin de olması çok önemlidir ve biz, bütün beldelerimizin ve ilçelerimizin ve vilayetlerimizin belediyelerine, bu hususta, İller Bankasıyla beraber, Çevre Bakanlığıyla beraber yardım etmekteyiz. Antalya’da da bu sene bu açıdan çok iyi netice aldık. Yine, Bodrum Yarımadası bizim için fevkalade önemlidir. Bunu da 2007’de bitirmek niyetindeyiz. Başka bölgelerdeki, yani, Karadeniz Hopa’dan İskenderun’a kadar bütün bölgelerdeki kanalizasyon ve arıtma tesislerini halletmeden dünya çapında bir Mas turizm rekabetinin hakkından gelebilme imkânımız yoktur.

Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; bilindiği üzere, Avrupa Birliğinin 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye’yle resmen başlattığı katılım süreci müzakere çalışmaları devam etmektedir. Müzakere Çerçeve Belgesindeki “35 Müktesebat” başlığındaki, Bakanlığımızın sorumluluğunda bulunan 14 fasıldaki tarama süreci başarıyla tamamlanmıştır. Bu fasıllardan fikrî mülkiyet faslı çalışmaları Bakanlığımız ile Türk Patent Enstitüsünün eş başkanlığında gerçekleştirilmiştir. Fikrî mülkiyet faslında Bakanlığımızca 8 adet sunum gerçekleştirilmiş ve uygulamaya yönelik diğer sunumlar ilgili bakanlıklarla koordinasyon sağlanarak hazırlanmıştır. Ayrıntılı tarama toplantısının ardından “Fikrî mülkiyet” başlığı altında sivil toplum kuruluşlarının bilgilendirilmesine yönelik bir toplantı gerçekleştirilerek tarama süreci hakkında geniş bir bilgi verilmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kültür 2000 programı kültürel diyalogun ve Avrupa halklarının kültür ve tarihine ilişkin müşterek bilgilerin geliştirilmesi ve Avrupa Birliğinde kültüre erişimin ve katılımın sağlanmasını amaçlayan Avrupa Komisyonunun topluluk programlarından birisidir. Türkiye’nin 2006 yılından itibaren programa katılacağını belirten mutabakat zaptı Avrupa Komisyonu tarafından 19 Eylül 2005 tarihinde onaylanmıştır. 25 Ekim 2005 tarihinde Brüksel’de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür 2000 programına katılımı hakkındaki Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan mutabakat zaptı Bakanlar Kurulunca 12.12.2005 tarihinde de onaylanmıştır. Kültür 2000 programının devamı niteliğinde olan ve 2007-2013 yıllarını kapsayan Kültür 2007 programıyla ilgili bilgilendirme ve görüş alma toplantısına katılım sağlanmış ve Bakanlığımızın katılımı yönündeki olumlu görüşleri dile getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin programa tam üyeliği de bu arada kararlaştırılmıştır. Kültürler arası diyalogun artırılması, kültür sektöründe çalışanların ve sanatçıların kültür ve sanat ürünlerinin uluslararası dolaşımının geliştirilmesini hedefleyen 2007-2013 programı Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından oluşturulan kültürel irtibat noktası aracılığıyla yürütülmektedir.

Bu noktada, Kıymetli Başkanım, kıymetli milletvekillerim; biz, yıllardır söylenen, ama, bir türlü yapılmayan bir başka hususu da tamamlamak üzereyiz. Bu tamamlamak üzere olduğumuz şey, kültür varlıklarımızın envanteri çalışmalarıdır ki, Aralık ayı sonunda zatıalilerinizin hepsine sunacağız, bütün çalışmalar son aşamaya gelmiştir. Sadece İstanbul’da yüzde 5’lik bir envanter çalışmalarında eksiklik vardır, o da bir aya kadar bitecek. Şimdiye kadar bilmediğimiz, bilmeden yaptığımız çalışmaları, kültürel varlığımızın il il, ilçe ilçe, köy köy taranmasıyla yeni bir envanter çalışması yapılmıştır ve bu envanter çalışmasında calibi dikkat noktalar ortaya çıkmıştır. 25 bini İstanbul’da olmak üzere, 45 bini de İstanbul’un dışındaki yerlerde Türkiye’de 70 bin kültürel varlığımızın hepsinin kayıtları, envanter çalışmaları hem kağıt üstünde hem de dijital ortamda tamamlanmıştır. Bundan sonra, aynı 2023 Turizm Stratejisi gibi bu hususta da artık elimizde bir kültür envanterimiz olacaktır. Bundan sonra gelecek bakanlar bu hususu, yapacakları programları bunu done olarak alacaklardır. Mesela, geçen sene de arz etmiştim “Türkiye o açıdan çok büyük bir ülke, 2.600 tane höyük var” demiştim. Halbuki, bu rakam 2.600’den çok yukarı çıktı. Aşağı yukarı 20 bin höyük ve 3 bin antik kentin olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz ve bunun hemen yanıbaşında, yine sizlere verdiğim bilgilere göre, geçen sene Türkiye’de 115 tane antik tiyatronun olduğunu söyledik. Bu sene yapılan son araştırmalara göre, Özgen Bey’in kitabındaki noktalara ve bizim envanter çalışmalarımıza göre, bu sayı 220’ye çıktı. Yani, bütün bunların tamir edilmesi, restüte edilmesi, restore edilmesi ve rölevelerin çıkarılması için elimizde ne olduğu şimdiye kadar maalesef bilinmiyordu. Ama, bundan sonra, hem kültür alanında hem turizm alanında varlıklarımız biliniyor. Ama, bu demek değildir ki, sadece bunlarla kalacak. Belki yeni araştırmalarla da daha da artacak. Ama, yapılan husus şudur: Türkiye’nin kültür ve turizm potansiyeli nedir, nerelerde ne var, nerelerde ne yapılabilir? Artık, bu, Bakanlığımızın elindedir. Bu hususta, entelektüel çevreye, siyasi partilerimize ve sektörün hem kültür sektörünün hem turizm sektörünün temsilcilerine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ederken, bu çalışmaları kendi imkânlarımızla yaptık ve bu imkânlarını ve kabiliyetlerini ortaya koyan kendi bürokratlarıma da huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.

Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; konuşmamın genel perspektifi içinde de görüleceği üzere, Hükûmetimizin göreve gelmesiyle, Bakanlığım, önce hukukî alt yapısını yeniden oluşturmuş, müteakiben yoğun bir uygulama hamlesi başlatılmış, bu hamle önümüzdeki yılda da aynı aşk ve heyecanla sürdürülecektir. Zatıalileriniz de görmektedir ki, Resmî Gazetede bunların fiilen işlemesi için ilanları her ay çıkmaktadır. Zannediyorum bütün bunlar ocak sonuna kadar tamamlanacak ve sektörün, tatbikatçıların emrine sunulacaktır. Bu açıdan baktığımız zaman, her zaman da bahsettiğim gibi, yepyeni kültür ve turizm merkezlerinin ve dünyaya açılan merkezlerinin kurulacağı günlerin yakın olduğu kanaatindeyim. İşte, gönlümde bir Tarsus, gönlümde bir Çeşme, Edremit, ama, Karadeniz’in yayla turizmini de ve Karadeniz’in ortasında bir Sinop ve Samsun’dan Hopa’ya kadar yayla turizminin olduğu otellerin ve yayla turizminin konseptinin geliştiği ve Edirne’de, onbir köprüsüyle yepyeni bir hale gelecek Edirne’de ve belediyeyle beraber yapacağımız çalışmalarla Selimiye’nin ortaya çıktığı bir Edirne’de, Balkanlar’ın turizm merkezi olmasını ve kültür merkezi olmasını üniversiteyle beraber tabii, arzu ettiğim bir ortam için sizlerden destek bekliyorum. Şimdiye kadar gösterdiğiniz desteklerden dolayı çok teşekkür ediyorum.

Konuşmamı tamamlarken Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla ve sağlıkla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Bakana çok teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

İlk söz Sayın Türkmen’in.

Buyurun Sayın Türkmen.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri; bugün burada 2007 yılına ait Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz. Geçmiş yıllarda Turizm ve Kültür Bakanlığının birbirine bağlanması konusunda bu konunun fevkalade yanlış olduğunu, Türkiye’nin geleceği bakımından  böyle bir birleşimin hiç de uygun olmayacağını, hem Türkiye kültürü bakımından hem de turizm bakımından ileride büyük yanlışlıkların kaynağı olacağını burada Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak savunmuş olmamıza rağmen, ne yazık ki, bu iki bakanlık birbiriyle birleştirilmiştir. Halbuki, Türkiye coğrafyasına baktığımız zaman, kültür, başlı başına bir bakanlığı değil, birçok bakanlığı içine alacak kadar etkili olan bakanlıkların başında gelmektedir.

Bugün burada, ilgili arkadaşlarımız, tabii, kültürle ilgili, yapılanlarla ilgili çok fazla şeyler söyleyecekler. Ama, Kültür Bakanlığındaki görevli arkadaşlarımızın yapmak istedikleri, ortaya koydukları bilinç Türkiye’nin kültürü müdür, yoksa, Sayın Bakanın Türkiye’de çok meşhur olan uyumasının ötesinde, kadrolaşma hareketi midir? Şimdi, arkadaşların bir tanesi ben burada konuşurken, istihza ile böyle gülüyor. Ama, bir de ben konuştuktan sonra şimdi bunları dinleyeceksiniz.

Sayın Bakan, siz Ordu’yu çok yakinen tanıyorsunuz. Ordu iline geçen sene geldiniz, 25 Ağustosta, 2006 yılında Ordu kültür sarayının temelini atacağını söylediniz. Buradaki bu yer, 10,5 dönüm olan bu yer benim belediye başkanlığım dönemimde kültür sarayı yapılması amacıyla bağışlanmış olmasına rağmen -bugünkü değeri en az 20 trilyondur biliyorsunuz- orada bu sözü vermiş olmanıza rağmen, hâlâ, bütçelere bakıyorum, bununla ilgili bir ödenek yok. Siz Kültür Bakanı olarak Ordu halkına 2006 yılında temelini atacağını söylediğiniz acaba Ordu Türkiye’de yok mudur, yoksa siz temelini attınız da gerçekten bizim bundan haberimiz mi yok? Bunu çok merak ediyorum. Bunu herhangi bir milletvekili söylemiyor, bürokrat söylemiyor. Siz Ordu’da bunu söylüyorsunuz, biz de bunu müjdeyle kabul edip size teşekkür ettik böyle bir oluşumdan dolayı. Ama, ne o atıldı ne de 2007 yılının programında bu var.

Değerli arkadaşlarım, başka bir konuya girmek istiyorum, asıl önemli olarak söylediğim o. Zaman bakımından yanlış tarih vermiş olabilirim. Ama, bir tanesini 1988’de olduğunu biliyorum, diğeri de farklı. Samsun’da din görevli öğretmeniyken, Türkiye Cumhuriyeti’ne, Büyük Millet Meclisine ulusun bölünmez bütünlüğü konusunda dava açılan, iki defa üst üste ceza alan bir din görevlisini, geldiniz orada kültür müdürü yaptınız.  Şimdi, bu benim dediğim konu, davalara geçmiş, dosyalara işlenmiş, böylesine bir ceza almış, ancak, almış olduğu ceza memuriyet yapacağı miktarın altında olduğu için, iki defadır bu, dosyalarınızda vardır. Biz bunu bütün ısrarlarımıza rağmen, böyle bir müdürün Ordu gibi tarihi kültürlere bağlı, geleceği parlak, turizme açık bir ilde, bırakın turizmi geliştirmeyi kültürü geliştirmeyi, Ordu iline, Karadeniz’e çok büyük kötülük yapacağını, bunun böyle bir örneğinin Türkiye’de silsile yoluyla devam ettiği konusunda tüm uyarılarımızı sadece muhalefet, efendim, işte, bizim yapmış olduğumuz atamalara ilişkin muhalefet görevini yapıyor bir anlayışı içerisinde bunları dikkate almadınız.

Şimdi, Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti’ne, bu Büyük Millet Meclisine Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü konusunda iki defa mahkemeye çıkmış, bu konuda belirli bir ceza da almış olan yirmi yıllık bir din görevlisinin, Türkiye’nin kültüründeki yeri, gelecekteki koyacakları önemli katkılar nedir Sayın Bakan? Böyle bir anlayışın -başka birisi önermiş olsa bile- siz Türkiye’nin geleceğinden, kültüründen, turizmden sorumlu bir bakan olarak nasıl oluyor da böylesine ceza almış olan insanları siz Ordu’da ve birçok yerde bunları müdür olarak atayabiliyorsunuz?

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu arkadaşımız başka bir şey daha yapıyor. Özel çıkar amaçlı -bunları burada ifade ediyorum- bir Ordu tanıtıcı bir broşür, kitap basıyor. Kültür müdürlerinin, turizm müdürlerinin bir şeyi de telif haklarını korumakla görevli değil midir Sayın Bakan? Şimdi, bu arkadaşımız, başkalarının izni olmadan, fotoğraflarını, eserlerini o kitabına koyduğu için şu anda yargılanıyor. Nasıl oluyor bu? Yani, asıl koruma görevi yerine bir ölçüde kültür hırsızlığı yaparak, başkasının onayını almayarak tekrar orada yargılanıyor.

Yani, yazık oluyor Türkiye’ye Sayın Bakan, yazık oluyor. Sadece farklı şeyler değil. Bakın, geçen seneden bu seneye kadar sadece Ordu ilinde turizm olarak gelen insanların sayısı 60 bin, tabii, bu sadece size bağlı bir olay değil. Biraz önce sizin söylediğiniz başka bir olay vardı. Bir de şu oluyor: Ama, Ordu gibi, Karadeniz gibi tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, yaylasıyla, bir cennet gibi olan yerlerde kültür ve turizm müdürlüğü yapabilmek için, önce, Türkiye Cumhuriyeti’ni, onun güzelliklerini benimsemek onu ortaya çıkarmak, tüm tarihi değerleri kamu oyuna sunmak gibi kültür müdürlerinin bir görevi vardır. Ama, sizin yapmış olduğunuz atamalar Türkiye’de kültür turizminin gelişmesine değil, belli bir kadronun iş başına gelmesi doğrultusundan ne yazık ki öteye geçmiyor.

Bu konuda çok şey söylenebilir. Belki, arkadaşlarımız çok farklı şey söyleyecekler, ama, son derece yanlış yapılan işler. Bu vermiş olduğum örnek, Bakanlığınızın  kültür ve turizm anlayışını çok net biçimde ortaya koymaktadır. Böylesine yapılan atamalar yalnızca orada değil, daha 10 gün önce Gümüşhane’de yapmış olduğu atama tüm Türkiye’nin basınına, medyasına binlerce sayfalarına yerleşti. Siz biliyorsunuz.

Yani, ezcümle olarak şunu ifade edeyim: Her geçen gün, turizmle ilgili, kültürle ilgili Türkiye kan kaybetmektedir. Batı Anadolu, Ege bölgelerindeki turizm anlayışı çok farklı olabilir. Ama, sizin oraya koymuş olduğunuz kültür ve turizm anlayışı içerisinde Türkiye’deki kültürün gelişmiş olması hiç mümkün görünmüyor. Kültür kadrolaşma üzerinde değil, bilgi ve deneyim üzerindeki kadrolarla oluşur, onlarla gelişir, onlarla büyür. Ümit ediyorum ve diliyorum ki, bakın, bunu incelettiğiniz zaman, bu yapılan yanlışlıkların derhal giderilmesi lazım ve bu Kültür Müdürünün oradan, görevden alınması lazım. Orada hizmet yapan bir Bakan olarak, eğer orada bir emeğim var, bir hakkım var, diyoruz ki, var, olur, ben de inanıyorum, böylesine bir insan Ordu’ya yakışmıyor Sayın Bakan, Ordululara hiç yakışmıyor. Lütfen bu insanı buradaki kültür müdürlüğü gibi ulvî bir görevin başında bırakmakta asla ısrar etmeyin. Ümit ediyorum ki, bu dediklerimi dikkate alırsınız.

Ama Sayın Bakanım, ifade edeyim, arkadaşlar burada, o arsa şartlı verilmiştir; beş sene içerisinde bitirilmek kaydıyla verilmiştir. Orada, biliyorsunuz, şu anda bir kültür sarayı yoktur. Hatta Ordu Merkez’deki kütüphane bile alınmış, semtin dışına çıkarılmıştır. Şu anda orada kütüphane bile yoktur. Böylesine güzel bir yeri bugün siz Bakanlık olarak almaya kalksanız, tam 20 trilyon para ödemeniz gerekir. Yani, yazık oluyor buraya. Yani, geriye gidecek, onu görüyorum. Şartlı verildi. Mülk sahipleri eğer bu sene de bir temel atılmazsa, bir ödenek kurulmazsa, 20 trilyon gibi Kültür Bakanlığı, hem Kültürden hem de arsadan yoksun olacak. Ne olur hiç olmazsa buraya bu arsa geriye gitmeden kültür sarayını...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız.

KAZIM TÜRKMEN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

...gelecek kuşaklara kültür sarayımızı kazanalım diye düşünüyorum. Ama özellikle de Türkiye’deki medeniyetleri bilen, kültürden yana olan, medeniyetten olan, çağdaş insanları lütfen kültür ve turizm müdürü yapın. Böyle insanları değil.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkmen’e.

Sayın Kılıçdaroğlu...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kültür Bakanlığının önemi, aslında, bütçesiyle kıyaslanmayacak kadar önemli bir bakanlık. Çünkü, kuruluş felsefesi, kendi ulusal kültürümüzü yaşatmak ve o kültürü geliştirmek, çağdaşlaştırmak ve toplumu bir anlamda eğitmektir. Bu bağlamda Kültür Bakanlığına baktığımızda, Kültür Bakanlığının bu görevi yerine getirmediğini görüyoruz. Kültür Bakanlığı sadece belli kitapları yayınlar, belli kitapları satın alır, DÖSİM aracılığıyla da belli malları satar ve onun dışında da partizanlık yapar. Kültür Bakanlığının bize çizdiği tablo bu.

Şimdi, şöyle bir örnek vereceğim: Sayın Bakanın masasının üzerinde çok güzel iki ciltlik bir kitap var. Karton bir kutuya konmuş. Anadolu Selçukluları ve Beylikler Dönemi uygarlığını anlatan. Bunun dün akşam baktım ben, Divriği Ulu Cami oldukça geniş kapsamlı yer almış. Bu konuda çok da kitap var. Divriği Ulu Cami dünyada örneği olmayan, UNESCO’nun da koruma altına alınması gereken tarihî eserlerden biri olarak gördüğü bir eser. Selçuklu eseri. Mihrabı gül işlemeli ve tek çivi yok, tamamen oymalarla yapılmış. Olağanüstü el işlemeciliği var. Fakat, bu eser, ne hikmetse, her seferinde ölümüne terk ediliyor. Onarım yapılıyor ama, onarım o tarihî binalar, tarihî taşlar, ya çiviyle veya başka nedenlerle yıpratılarak onarılıyor. Şimdi, bu konuda, ben, bir bilim insanının yazısını okudum, Sayın Doğan Kuban’ın yazısını okudum ve o yazıyı okuduktan sonra etkilendim ve bununla ilgili özel bir yasa hazırladım; teklif. Buranın onarımı için özel bir komisyon kurulmalı, Ortaçağ’ı iyi bilen uzmanlar bir araya gelmeli, teklifi yine Sayın Doğan Kuban’a gönderdim. Hocam, bu teklif yeterli midir, doğru mudur, yanlış mıdır diye. Bazı düzeltmeler yaptı. O düzeltmeler üzerine o teklifi verdim. Fakat bu tekliften bir ses çıkmadı. Aşağı indirdik, Genel Kurula, 45 gün geçtikten sonra, ben bekledim ki, Hükûmet kanadından da teklife destek gelir ve buranın onarımı için hem ayrı bir komisyon kurulmuş olur hem bu cami kurtarılmış olur. Sağ olsun İktidar kanadından da destek verildi ve bu Tasarı'nın Genel Kurula inmesi kabul edildi. Sonra biz bu teklifin öne alınmasını ve bir an önce yasalaşmasını istedik. Fakat, orada ret çıktı. Bu şu anlama geliyor: Bu teklif hiç çıkmayacak demektir.

Şimdi, Sayın Başbakan da Sivas’a gittiğinde bu olay anlatılıyor ve Sayın Başbakan süratle buraya 3 trilyon lira para gönderiyor onarımı için. Fakat bir yere para göndermek yetmiyor. Özellikle bu tür eserler için. Bu tür eserler bir bina yapmak, bir öğrenci yurdu yapmak, Toplu Konut İdaresinin bina yapması değil ki. Bunlar, üzerinde, öncelikle, çok uzun çalışılması gereken, taşların üzerinde çalışılması gereken, yıpranan taşların tekrar yapılmasını öngörecek, o işçiliğe sahip olacak, onu denetleyecek bilim insanlarının bir arada olduğu bir ekip tarafından yapılması gereken bir uygulama. Ayrıca, etrafındaki gecekonduların yıkılması ve bunun açılması lazım. Su kanalları bina su alıyor temellerden, onun açılması lazım. Bütün bunların yapılması gerekiyordu. Ama, maalesef kabul edilmedi. Şimdi bunu kabul etmeyen bir Kültür Bakanlığının ben kültürü geliştirme konusunda çaba harcayacağı konusunda çok ciddi endişelerim var. Bu, çok açık, net, somut bir örnek.

İkinci önemli nokta, bakın, geçen gün İnternette gezinirken, Batman selinden sonra ortaya çıkan bir tablo. Şimdi tabloda bir yerde 10.000’e yakın eser su almış. Bu eserlerin kurtarılması için Balıkesir’den Batman’a 14 tane gönüllü kişi gidiyor. Bunların hiçbirisi kamu görevlisi değil. Dün Batman Kültür Müdürümüzü aradım. Acaba bu eserlerin kurtarılmasıyla ilgili Kültür Bakanlığı bir şey yaptı mı? Çünkü bunların içinde 500’ü el yazması; yani, tahrip olduktan sonra kurtarma şansımız yok. Kültür Bakanlığının iki kişiyi görevlendirdiğini ama henüz gelmediğini söyledi. Umuyorum gitmiştir oraya. Şimdi benim merak ettiğim, bu 500 el yazması eser acaba kayıtlara alınmış mı, alınmamış mı, bu kütüphaneden Kültür Bakanlığının bilgisi var mı, yok mu? Yoksa, bu, medyaya yansıdıktan sonra mı Kültür Bakanlığı oraya hareket etti. Hatırlarsanız, ben, burada, daha önceki konuşmalarımda, bu el yazması eserlerin kurtarılması, özel korumaya alınması, bunların daha sağlıklı arşivlenmesi gerektiğini söylemiştim. Sel baskını altında kalan bir kütüphane olabilir mi? Doğrusunu isterseniz şaşırıp kaldım.

Şimdi, bugünkü Cumhuriyet gazetesinin kitap ekini okuyanlar -bilmiyorum Sayın Bakanım okudu mu- orada Sayın Metin Celal Bey’in yazdığı güzel bir yazı var. Bakanlığınızı eleştiriyor. Eleştirinin birinci noktası şu: DÖSİM’de sadece belli dünya görüşüne sahip olanların kitaplarının satıldığı bir merkez haline dönüştüğünü eleştiriyor ve bunu televizyon gelip çekim yapmak istiyor ama televizyona da yasak getiriyorlar, “burada çekim yapamazsınız” diyorlar. Şimdi böyle bir görüntü Kültür Bakanlığına yakışır mı, toplumun bütün ortak değerlerinin, toplumun yarattığı bütün kültürlerin korunması gerekirken, bunu sadece belli bir dünya görüşüne sahip olanlara indirgemek doğru bir davranış mı? Sonra, yine bu yazar arkadaşımız soruyor: Geçen yıl, 1.139.957 YTL’lik kitap alışı yaptı Kültür Bakanlığı. Piyasadan kitap alıyor, kütüphanelere dağıtıyor. 2006 yılında, bu, 2.193.000 YTL ve hangi kitaplar alındı belli değil.

Şimdi, Sayın Bakanım, kamuda hangi kitaplar alındı, hangi kitaba para ödendi belli değil demek doğru değil. Siz bunun sadece 733.000 YTL’lik olan kısmına yanıt vermişsiniz. Diğerleri hiç belli değil. Şimdi, bu kitap alımı ciddi bir komisyon tarafından yapılıyor. Peki nasıl olurdu bu kitaplar belli değil. Bu konuda açıklama istiyorum. Eğer açıklama verirseniz sevinirim.

Yine bu arkadaşımızın iddiası, kitap alımlarında aracıların olduğu ve bu aracılara komisyon ödendiği. Bu, sizin bulunduğunuz bir toplantıda dile getirilmiş. Ama Bakanlık doğal olarak bunu reddediyor, “böyle bir şey yoktur” diyor. Bu ret yazısı üzerine diyor ki: “Yine bazı yayıncılar beni aradı ve komisyon ödeniyor bu kitapları Kültür Bakanlığına satmak için. Komisyon oranını da veriyor yayıncılar. ‘Yüzde 10 oranında da komisyon ödüyoruz’ diyorlar, ‘Kültür Bakanlığı kitapları alsın diye’” Çok ciddi bir itham. Bu ciddi ithamı, sizin, mutlaka, sağlıklı belgelerle, kesin ifadelerle yalanlamanız gerekiyor.

Şimdi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluyla ilgili olarak dün bazı sorular sormuştum Sayın Bayındırlık Bakanlığımıza. Ama asıl konunun muhatabı Sayın Bakan. Şimdi, İstanbul’da, Sayın Maliye Bakanımızın bir arsası var. Kaçak inşaat nedeniyle yıkıldı. Tek katlı binaydı. Sonra oraya 3 tane ayrı villa yapılmasıyla ilgili 3 no’lu Koruma Kuruluna başvuruldu. Macera çok ilginç arkadaşlar. Başvuru, her vatandaşın başvurduğu gibi Sayın Unakıtan da “ben buraya konut yapmak istiyorum” diyor. Toplanan Kurul Nisan 2006 tarihinde, 5’e 3 bunu reddediyor. “Hayır” diyor, “buraya yasal olarak siz bu binayı yapamazsınız, buraya inşaat ruhsatı verilemez.” Ondan sonra olay başlıyor. Şimdi, önce ret verenler tespit ediliyor, onların görevden alınması lazım ki, ikinci başvuruda olumlu çıksın.

Kurul Başkan Yardımcısı’nı görevden alıyorsunuz Sayın Bakan. Niye daha önce almadınız da, Sayın Unakıtan’ın villaları gündeme geldiği zaman görevden alıyorsunuz?

YÖK’ün atadığı bir üyenin görev süresi doluyor ve YÖK yeniden aynı kişiyi atıyor, Sayın Bakanın makamında bu atama beş ay bekliyor. Niçin bekliyor? YÖK onu söylemiş, sizin göreviniz de atamak. On dakika bile değil, iki saniyelik iş. Niçin aylarca bekliyor sizin makamınızda bu?

Sonra ne oluyor? Bayındırlık Bakanlığının temsilcisi de -o da “hayır” oyu vermiş. Kanuna aykırı, devlet memuru, nasıl buna “evet” diyecek- o da görevden alınıyor, operasyon bitiyor. Operasyon bittikten sonra, 9 Mayıs 2006’da komisyon tekrar toplanıyor. Bu sefer de 5’e 3 inşaat yapılır ruhsatı veriliyor.

Şimdi, Sayın Bakan, yani, 1/1000 ölçekli imar planının olmadığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının “buraya konut yapılamaz” diye yazı yazdığı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum  Sayın Başkanım.

...sizin iktidarınıza mensup İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının yazı yazdığı, resmen “buraya bu konut yapılamaz, inşaat yapılamaz, inşaat ruhsatı verilemez” dediği yere, siz, adam değiştirerek, zorla yasaları ihlal ediyorsunuz, suç işliyorsunuz açıkça. Bakanların görevi, acaba, Türkiye Cumhuriyeti’nde suç işlemek midir? Yasaları uygulamamak mıdır? O zaman Parlamentoyu kapatalım, yetkiyi de verelim sayın bakanlara nasıl olsa yönetiyorlar. Yani, bizim çıkardığımız yasaların hiçbir anlamı yok. Neden anlamı yok? Çünkü, biz bunu gündeme getirsek de zaten İktidar kanadıyla diyorlar ki “hayır burada bir şey yok” el kaldırıyorlar, olay kapanıyor. Böyle bir anlayışı Türkiye Cumhuriyetinde nasıl yaparsınız? Bu ne oluyor biliyor musunuz? Tam Kültür Bakanlığının yaratmak istediği kültüre uygun bir kültür oluşuyor bizde. “Ya, adam yiyor, ama iş de yapıyor.” Bu kültür topluma egemen olmaya başladı. Yani artık, yolsuzluklar, sıradan, rutin olaylar. Yani adam yolsuzluk yapabilir, hiçbir sorun yok orada, ama iş yapsın da bari hiç değilse o yolsuzluğa da biz göz yumalım.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yolsuzluk endeksini gördünüz mü?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, yolsuzluk endeksini gördüm, hiç meraklanmayın siz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır, gördünüz mü?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, tabii... O yolsuzluk endekslerinin nasıl hesaplandığını biliyor musunuz?

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Tüm dünyada nasıl hesaplanıyorsa öyle.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır. İş adamlarına soruluyor, iş adamları buna yanıt veriyor.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Tüm dünyada nasılsa...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, tüm dünyada nasılsa... Yani, iş adamlarının Türkiye Cumhuriyeti’yle muhatap olması, yabancı iş adamlarının, bizim değil, muhatap olması, bu çerçevede gündeme geliyor. Ama onun arkasında başka endeksler de var. Onlara da, siz, ayrıntılara bakarsanız, görürsünüz. Kaldı ki, o endeksler benim açımdan çok önemli değil. Tabii, endeksin yükselmesi, Türkiye’nin bir İsveç düzeyine gelmesi, her yurttaşın arzu ettiği bir olay. Ama benim bu söylediğim olaylar, fiilen gerçek olaylar ve gidin sokaktaki vatandaşa sorun, “Türkiye’de yolsuzluk var mı” diye sorun, size “yoktur” diyorsa, eğer bu yüzde 3’ü aşarsa, samimi söylüyorum ben diyeceğim ki “ya çok özür dilerim, ben yanlış yapmışım.” Türkiye’de “yolsuzluk yoktur” diyenlerin oranı yüzde 3’ü aşarsa diyorum.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Niye yüzde 3?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Güzel... Demek ki, siz de “var” diyorsunuz.

Ben de var olanlardan bir örneğini Sayın Bakana veriyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakana Kemal Bey’in söylediklerinden...

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, size söz vermedim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İki saattir oradan laf atıyorlar. Yani, bize sıra gelince mi böyle oldu.

BAŞKAN – Sizin her zaman adetiniz o sizin. Kendiniz de biliyorsunuz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Her zaman işi oradan laf atmak olan arkadaşlarımız var.

BAŞKAN – Her zaman ikaz ediyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Şu ana kadar niye ikaz etmediniz? Karşılıklı tartışılmıyor mu?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ortada, çok açık, somut olay veriyorum ben size. İçişleri Bakanına da soracağım, gelecek buraya. İçişleri Bakanı da bir dosyayı kapatıyor, bu konudaki bir dosyayı kapatıyor. Biz bunları sormayacak mıyız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan...

Kültür bakanlarının temel görevi, Türkiye’de yolsuzlukları önleyebilecek tüm kültürü topluma egemen kılmaktır. Medyayı kullanacaksınız bu bağlamda, siyaseti bu bağlamda yücelteceksiniz. Ama, siz, Kültür Bakanı olarak, 3 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Komisyonuna doğrudan müdahale ederek, yasadışı bir işleme ortam hazırlıyorsunuz ki, sizin bürokratik deneyiminiz de var. Hani, sadece salt siyasetçi olsanız, Anadolu’dan gelseniz, başka bir yerden gelseniz, diyeceğiz ki, mevzuatı bilmeyebilir, bunun doğurabileceği riski bilmeyebilir. Ama sizin bunu bilmemeniz mümkün değil. Bu ne demektir? Bu kasıtlı olarak bu işi yapmak demektir.

Zaten bunun dışında başka söyleyecek bir laf yok Sayın Başkan. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kinay...

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, saygıdeğer Bakanım, değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli basın mensupları, sevgili bürokrat arkadaşlar; hepinizi Kültür Bakanlığımızın 2007 yılı bütçesi münasebetiyle saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten Kültür ve Turizm Bakanlığımız son iki yıldır ortaya koymuş olduğu performansla, Türkiye’deki kültür ve turizm alanındaki âdeta var olan Hazineyi ortaya çıkartan bir başarı sergilemiştir. Söz almamın bir nedeni, Kültür ve Turizm Bakanımızın gerek yurt içinde gerekse yurt dışında ortaya koymuş  olduğu, tabii ki, Bakanlık personelimizle birlikte, bu üstün çabaya bir teşekkür ifadesidir. Bir diğer sebebi de, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ilk kez Türk el sanatlarıyla ilgili bir araştırma komisyonu teşekkül ettirmiştir. Bu araştırma komisyonumuz gerek Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerimiz gerekse AK Partili milletvekillerimizin tüm Türkiye genelinde el sanatlarıyla ilgili yaşanan sorunların tespiti amacıyla, il il dolaşarak yürüttüğü olağanüstü çabalar sonucu bir rapor ortaya koymuştur. Bu rapora da kısmen de olsa değinerek, bu doğrultuda, asıl yürütme noktasında emaneti teslim edeceğimiz Kültür ve Turizm Bakanlığının dikkatlerine bu raporun kabaca da olsa hedeflerine işaret etmektir.

Tüm Türkiye’de olduğu gibi, seçim bölgem Kütahya’da da Kültür Bakanlığımızın çok yoğun desteğine şahit olduk. Bu çabaların sonucunda, geçtiğimiz yıl destinasyon gerçekleşmiştir Kütahya destinasyonu. Gerek il çapında gerekse Türkiye genelinde hatta yurt dışında Kütahya kendisini tanıtma imkânı bulmuştur, etkinlikler bir hafta boyunca sürmüştür ve bir kırılma noktası teşkil etmiştir. Özellikle termal turizm potansiyeline ilgi ve yatırım artmıştır bu çalışmanın sonucunda.

Sadece Bakanlığın Kütahya’ya yönelik çalışması bu destinasyondan ibaret değildir. Domaniç-Haymana şenliklerine büyük katkısı olmuştur. Bildiğiniz gibi, Haymana Osman Gazi’nin ninesi ve bir anlamda “devlet ana” olarak Kemal Tahir’in romanında yerini bulmuş bir büyüğümüz. Türk kültürü içerisinde kadına verilen statünün belki de en güzel işaretini temsil etmektedir. Bu doğrultuda Kültür ve Turizm Bakanlığımız bir belgesel hazırlamaktadır bildiğim kadarıyla ve Türkiye’de kadına verilen önemin, değerin, kültür içerisindeki değerin belki de bir belgesele dönüşmesiyle son derece bu anlamda yapılacak önemli bir çalışma da gerçekleşmiş olacaktır.

Dumlupınar Zafer etkinliklerine Kültür ve Turizm Bakanlığımızın ilgisi ve desteği bu dönemde çok ciddi ölçüde artmıştır.

Tarihî Germiyan Sokağı Kütahya açısından çok büyük önem taşımaktadır. Yine Sayın Bakanımızın bizzat Kütahya’ya gelerek, Sayın Bakanımız görev süresi içerisinde iki kez Kütahya’ya teşrif etmiştir ve bu iki gelişinde de gerçekten Kütahya’daki kültür varlıklarını ortaya çıkartan, bunlara Bakanlığın destek ve ilgisini artıran sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, Sayın Bakanımıza, seçim bölgem Kütahya medyunu şükrandır. Bunu da bir vesileyle ifade etmiş olalım.

Biraz evvel değindiğim bu el sanatlarıyla ilgili çalışmalar konusunda, gerçekten, Türkiye’de, yüzbinlerce kişi geçimini el sanatlarından kazanmaktadır. Bu kadar geniş bir alanda ne yazık ki, pazarlamadan finansmana, eğitimden tanıtıma çok büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların çözümüyle ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma komisyonu önemli hedefler ortaya koymuştur. Ben bunlardan ekonomiyle ilgili raporların sonuçlarına baktığımızda, özellikle el sanatlarına yapılacak desteğin iç göçlerin önlenmesine, sosyal dayanışmanın sürdürülmesine sağlayacağı desteğin bu anlamda önem taşıdığını ifade etmek istiyorum. İstihdam açısından çok geniş bir kesimi ilgilendirmektedir. Ancak, istihdam içerisindeki vergi ve benzeri yükümlülüklerin zaten talep yetersizliği yaşayan bu sektörde büsbütün güçlük yarattığını ifade etmek istiyorum. Bu doğrultuda, mutlaka, vergi ve istihdam açısından el sanatlarıyla uğraşan vatandaşlarımızın desteklenmesi gerekmektedir. Bunu Kültür Bakanlığımız diğer bakanlıklarla görüşerek bir Hükûmet politikası haline getirilmesinde büyük yarar görüyorum. O nedenle bu başlığı tartışmaya açtım.

Bir diğer konu finansmanla ilgilidir. El sanatlarıyla uğraşan işletmeler, ne yazık ki, finansman bulma noktasında çok büyük güçlük yaşamaktadır. Bankaların istediği  güvence ve değerlendirme kriterleri el sanatlarıyla uğraşan vatandaşlarımız tarafından, ne yazık ki, karşılanamamaktadır. Bu doğrultuda da uygun finansman araçlarının küçük de olsa bu sektörde varlığını devam ettiren kişilere sağlanmasını talep ediyoruz.

Pazarlama konusunda çok ciddi sıkıntı yaşanmaktadır. Dönersermaye işletmelerimiz, Bakanlığımıza bağlı, önemli ölçüde destek olmaktadır ama bu yeterli değildir. Takdir edersiniz ki, sadece 13 merkezde dönersermaye işletmeleri turizmle ilgili, turistik el sanatlarıyla ilgili alımlar yapmaktadır ama bu kifayetsizdir. Çünkü bu alanda gerçekten büyük bir üretici kesimi vardır. Türkiye’nin ihracata dayalı el sanatı ürünü çok çeşitlidir, tüm dünya ülkelerinden farklı olduğumuz bir alandır. Halısından çinisine, bastonundan tespihine, piposuna, lületaşına, birçok malzemeyi son derece özenle şekillendirebilen bir genel yeteneğe, geleneksel el sanatı yeteneğine sahip bir toplumuz. Bu milleti diğer milletlerden ayıran bir unsur olarak belki de görülebilir. Öne çıkarabileceğimiz, en az yatırımla en çok katmadeğer elde edebileceğimiz bir alandır. Asya ülkelerinde istihdam açısından -Hindistan Dostluk Grubu başkanı olduğum için gayet iyi biliyorum- başlıbaşına önem verilen bir sektördür el sanatları sektörü. Bu doğrultuda, kısa sürede, bu geleneksel Türk el sanatına devletin destek olması sağlanabilirse, özellikle ihracata ve Türkiye’nin tanıtımına ve ayrıca en çok sıkıntı yaşadığımız işsizlik sorununa kısa vadede çare olarak bu sektörü görebiliriz. Elbette ki, Sayın Bakanımızın ve Bakanlık bürokrasisinin böylesine önemli bir sektör dikkatinden kaçmayacaktır, kaçmamıştır da.

Bir çalışma daha yaptırdım Sayın Bakanım. Sayın Kürşad Tüzmen’in bakanlığı, İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi özellikle Amerika’da el sanatlarının ihracat boyutuyla ilgili nasıl bir yapılanmayla başarı sağlanır? Bu doğrultuda bir çalışma da elimizde mevcuttur. Dönersermaye İşletmelerinin Yönetmeliği’nde yapılacak bir değişiklikle, yurt dışına Türkiye’deki üretilen el sanatlarının satılması konusunda, DÖSİM’lerin yurt dışına açılmasını sağlayabilirsek, orada da, Amerika başta olmak üzere -en iyi pazarlardan birisi çünkü- Japonya, Uzakdoğu’da, Singapur, Dubai gibi merkezlerde dönersermaye işletmelerinin Türk el sanatlarıyla ilgili mağaza desteği sağlanabilirse, hem yurtiçindeki turistik potansiyelden hem yurtdışındaki turistik potansiyelden yararlanma olanağını bu sektöre sağlamış oluruz ve bence, her şeyden önemlisi, Türkiye’nin tanıtımı amacıyla, aynı zamanda, bu sektörü kullanma şansımız her zaman için var.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle, tekrar 2007 yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayin Kinay’a çok teşekkür ediyoruz.

Sayın Deveciler...

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli Komisyon üyeleri, kıymetli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Turizm, Türkiye’nin güçlerinden biridir. Bu sektör, Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, Türkiye’de, doğrudan ve dolaylı olarak, 32 faaliyet dalında istihdam yaratmaktadır. Bu şekilde, Türkiye’de, 2005 yılında, 3,1 milyon kişi için bu sektör tarafından doğrudan istihdam yaratılmıştır. Öte yandan, bu sektörün diğer sektörler için yarattığı ek talebi, turizm hareketlerinin o yöre halkı için aynı zamanda sosyal olarak bir gelişme ve yabancı kültürleri tanıma vesilesi olması hususlarını da katarsak, sektörün önemi daha da iyi anlaşılabilecektir. Sektör, çok dinamik ve aynı zamanda uluslararası rekabet açısından yoğun bir sektördür. Bu nedenle “ben tesisi kurdum, artık, turist bekliyorum” rehavetine asla kaldırmayacak bir konudur turizm. Zira yoğun rekabetin varlığı nedeniyle gelişmelerin iyi izlenmesi ve buna ait adımlar atılıp yapılanmalara gidilmesi gerekirken, diğer yandan da turizmin sürdürülebilirliği konusunda doğrudan sektörün içindeki işletmelerin gerekli duyarlılığı geliştirmesi gerekmektedir. Örneğin Türkiye’deki yatak kapasitesinde sağlanan hızlı artışa rağmen, teknik altyapı konusunda halen sorunlar yaşanmaktadır. Bu konudaki eksiklerin belirlenmesi ve giderilmesi önemlidir. Bu çerçevede, turizm, eğitimde belgelendirme, mesleki eğitimde standardizasyonun sağlanması ve verimlilik ile iş kalitesinin uluslararası kriterler doğrultusunda gelişerek istihdamdaki kalitenin artmasını sağlayacak bir unsurdur. Bununla beraber, devlet ve özel sektör kuruluşlarının ortaklaşa yapabileceği bu tür bir belgelendirme sistemine geçilmesi henüz daha mümkün olmamıştır.

Öte yandan, turizm alanında uzmanlaşmış olan yörelerimizde, kıyı bölgelerine yönelik yoğun talep ve yapılaşma baskısı, çevrenin kirlenmesi, turizm merkezlerinin kentleşmesi, Türk turizmini orta vadede olumsuz etkileyecek sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu risklerin ortadan kaldırılması için Bakanlığınız ne tür önlemler almaktadır? Yoksa, “her şeyin en iyisi yine piyasanın kendisi tarafından halledilir nasılsa” politikası mı uygulanmaktadır? Örneğin; turizmin yoğunlaştığı Ege ve Akdeniz kıyılarında çevre bozulmasının önlenmesi ve turizm altyapılarının tamamlanması amacıyla başlatılan Akdeniz, Ege Turizm Altyapısı ve Kıyı Yönetimi Projesi ATAK Projesinin uygulanmasında dış kredi kullanımı ve yerel yönetimler organizasyonunda sorunlar yaşanmaktadır. Bu konuda Bakanlığın yaklaşımı ve sorunları aşma yönündeki uygulamaları nelerdir?

Bir de, tarihî turizmi geliştirme yönünde, AKP İktidarıyla birlikte son dönemde artan ve ciddi biçimde ele alınması gereken bir zihniyet dönüşümü turizmin karşısında bir risk olarak belirmeye başlamıştır. Biz turizmin mevsimlik coğrafî dağılımını iyileştirmek ve yeni turizm alanları yaratmak için golf, termal, kongre, kış, yayla, kruvaziyer, sağlık ve eko turizmini geliştirelim ya da tanıtma ve pazarlamada bilimsel yöntemleri ve çağdaş iletişim teknolojisini en geniş şekilde kullanalım derken, bir de bakıyoruz ki, bu konuda uygulamayı temin edecek bir bürokrat çıkıp diyor ki: “Yayla turizmi Müslüman Türk kültürünün yaşandığı bir tek yaylalar var. Oraları da mı turizme açalım? Yaylaları kaybedersek şayet Turizmden kazandığımızı kaybettiğimizle kıyaslarsak, kaybettiğimiz çok fazladır. Dünyada turizmle kalkınmış bir ülke yok. Turizm kalkınmış ülkelerin harcıdır. Uzakdoğu ülkelerini saymıyorum. Onlardaki çok farklı bir turizmdir. Turizm ülkelerin açtığı imkanlara göre gelir. Öbür türlü çok fantezi turizm yapılabilir. Dağ turizm, yayla turizmi gibi, ama bunlar kesinlikle kalkınmada bir kalem teşkil etmez. Bir düşünün Akdeniz sahillerinde turizmden kazandığımızı düşünün. Uzun vadede bir de kaybettiğimizi düşünün. İnan değmez.” Bunu bir bürokrat söylüyor Sayın Bakan.

Bu sözlerden sonra da Sayın Bakan, siz çıkıp da, bakan benim, benim dediğim olacak deseniz de, bu bürokratınızın ortaya koymuş olduğu zihniyet, sizin iktidarınızla ifadesini bulmayan başlayan bir yaklaşımdır.

Hem turizm hem de farklı açılardan ciddi bir tehdit olma potansiyelini ortaya koyan bir başka olay da, geçtiğimiz ağustos ayında Gülden Aydın ile ailesini İzmir Karaburun’da bikini nedeniyle 4 haşemalı erkek ve 10 tesettürlü kadının saldırısına uğraması olayıdır. Bunlar şimdilik iktidarın görmezden gelmeye çağırdığı ve bazen de bizimle birlikte olmaz dediği, şimdi küçücük ama yakında organize bir hal alma tehlikesi olan sinyallerdir.

Turizmde Türkiye’de çok yol almış olmasına rağmen ve AKP İktidar döneminde, geçtiğimiz yıl sonuna kadar ziyaretçi sayısında sürekli bir artış görülse de, bu artışımız düşmeye başlamış hatta 2006 yılının ilk 9 aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre ziyaretçi sayısında bir gerileme yaşanmıştır.

Turizm makro ekonomik açıdan gittikçe gelir olarak ortaya çıkan cari işlemler açığının belli bir seviyede tutulması için de önemli bir gelir kalemidir. Son yılda, az önce dikkat çekmiş olduğumu gerilemeye ek olarak, turizm gelirlerinin toplam cari işlemler gelirleri arasında 2003 yılında yüzde 18.2 olan payı, 2004 yılında yüzde 16.9’a düşerken, bu düşüş trendinin devam etmesi ve söz konusu oranın 2007 sonunda yüzde 14.7’ye gerilemesi beklenmektedir. Bu gerileme ise, cari işlemler açığının risklerini bertaraf etmeye yönelik bir unsurun daha, size olan desteğin azalmakta olduğunun bir işaretidir.

Turizmle ilgili bazı sorunları gündeme getirmek istiyorum ve neler yapılması lazım: Turizmin sürdürülebilir kalkınma politikası ve bu doğrultuda mastır planı acil oluşturulmalıdır. Ürettiği yüksek katma değeri, toplumun geniş kesimlerine en etkili biçimde dağıtan farklı inanç ve kültürler arasında karşılıklı tanıma, anlayış ve hoşgörüyü artıran ve bu yönleriyle ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmaya olağanüstü katkıları olan turizm sektörü öncelikli sektör ilan edilmelidir. Turizm işletmelerinin tümü, seyahat acenteleri de dahil KOBİ’lerin teşviklerinden yararlandırılmalıdır. Dış turizm gelirleri ihracat gelirleri sayılmalı ve döviz getiren firmaların ihracat teşviklerinden yararlanması sağlanmalıdır.

Tanıtım politikaları turizm pazarlamamızı çeşitlendirmeyi hedef alarak belirlenmelidir. Turizm endüstrisinin vergilendirilmesinde, buradaki rekabet koşulları dikkate alınmalıdır.

Turizm ürünlerinin çeşitlendirilmesi ve turizm bölgelerinin yayılmalarının önünü açacak teşvik ve destek sistemleri geliştirilmelidir. 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu bu doğrultuda tekrar yenilenmelidir. Turizm endüstrisinin sürdürülebilir endüstrisine destek olacak araştırma, geliştirme faaliyetlerini gerçekleştirecek fonlara sahip bir kuruluş oluşturulmalıdır.

Tanıtımda son birkaç yılda büyük ilerlemeler kaydedildiyse de, tanıtım kaynakları hele Türkiye özelinde hala yetersiz kalmaktadır. Harcanan kaynaklar ise, daha verimli kullanılmalı, bunun için Pazar araştırmalarına daha çok dayanan ARGE faaliyetlerinin desteklediği nitelikli tanıtım yapılmalıdır. Tanıtım bütçesi turizmdeki toplam sermaye yatırımlarının binde beşi kadar olmalıdır. Tanıtım, planlama ve iletimde özel sektör katılımının bir an önce sağlanması gerekir.

Sayın Bakan, turizmi ilgilendiren en önemli konulardan birisi de, KDV uygulamasıdır. Turizm sektörü uygulamalarından olan KDV yüzde 18’den acilen düşürülmesi gerekmektedir. AB ülkelerinde turizmde uygulanmakta olan KDV oranlarına çekilmelidir. Örneğin, Fransa’da standart KDV oranı yüzde 20 iken, turizmde uygulanan oran yüzde 5.5, Yunanistan’da uygulanan KDV oranı yüzde 16 iken, turizme uygulanan KDV oranı yüzde 8, Portekiz’de uygulanan standart KDV oranı yüzde 17 iken, turizmde uygulanan KDV oranı ise yüzde 5. Türkiye’de uygulanan standart KDV oranı yüzde 18 iken, Türkiye’de turizm sektöründe uygulanan KDV oranı da yine yüzde 18’dir. Ülkemizde turizm sektöründe uygulan yüzde 18’lik KDV oranıyla bu ülkelerle nasıl rekabet yapabiliriz? Sayın Bakan, daha önceki bütçede de turizmdeki KDV yi düşüreceğinizi, ama bırakın düşürmeyi, yeni Belediye Gelirleri Yasasıyla daha da yüzde 3 konaklama vergisi getiriyoruz, bu KDV’yi de neredeyse yüzde 21’e çıkarıyoruz. Lütfen buna dikkat ediniz.

Kültürle ilgili olarak ise: Kültür açısından her ülkeye nasip olmayacak kadar zengin ve köklü toprağın varisleriyiz. Bu mirasa rağmen onu yeterince koruduğumuzu söylememiz biraz zordur. Uzun uğraşlar sonucu, ülkemizin envanterine kazandırılan Karun Hazinesinin akıbeti hepimizin belleklerinde henüz tazedir. Korkumuz odur ki, Uşak müzesinde ortaya çıkan bu durum sadece oradaki eserlerle sınırlı olmayabilir ve yine umarız ki, 2007 programında bahsedilen başta geleneksel el sanatları olmak üzere maddi kültür ürünlerinin ihracatını kolaylaştıracak ve teşvik edecek biçimde ifade edilen tedbirlerde de murat edilen Uşak müzesi örneğinde görülen durumun genel bir uygulamaya dönüşmesi fikri olmasın. Sayın Bakan, yine aynı dokümanda, Anadolu medeniyetlerinin kültür mirasının korunacak ve gelecek nesillere aktarılmasına ve kültürel mirasına yönelik olarak bireylerin genç yaşta bilinçlendirilmesi hususunda tedbirler de yer almaktadır. Genel ekonomik hedefler ve yatırımlar kitabında yer aldığı şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığının yatırım toplamı 125.2 milyon YTL’dir. Bu toplamın merkezi yönetim bütçesi, toplam yatırımın rakamı olan 11 katrilyon 776 milyar YTL içindeki yüzde 1.1’lik gibi düşük bir payı temsil ettiğini ve bunun için de turizme ayrılan payın da bulunduğunu hatırlattığında, Sayın Bakan bizlere, bitme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kültür varlığımızın bu nedenle düşük bir yatırım düzeyle nasıl koruyabileceğimiz hususunda bilgi verirse memnun olurum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Bölgemdeki iki tane Bizans döneminde kalma birisi Altınoluk ve Ören kentleri var, 3.500 yıllık. Sayın Bakan, her ikisi de belediyenin kısıtlı imkanlarıyla finans ayrılarak kazıların gün ışığını çıkartılması için çaba sarf etmektedirler. Turizm ve Kültür Bakanlığında yardım alınmamıştır hatta Sayın Bakan geçen sene Körfezi ziyaretinde Burhaniye Belediye Başkanına bu kent kazıları için 100 milyar YTL göndereceğine söz vermesine rağmen, hala bu para ne yazık ki, bugüne kadar ulaşmamıştır, zannedersem bakanın bunu göndereceğini tahmin ediyorum. Herhalde çok fazla yoğun çalışmalarından dolayı bunu unutmuş olabilirler. İnşallah bu yıl katkı sağlar. Her iki tarihin gün ışığına çıkarılmasına sebep olurlar bir an evvel.

Yine, Ayvalık İlçemiz, çam, zeytin, deniz, güneş ve kum, doğa ve mimari dokusuyla tipik bir Ege kentidir. Ayvalık girintili çıkıntılı dantel gibi işlenmiş ve burada bulunan irili ufaklı 22 adayla tam bir adalar cennetidir. Doğal güzellikleri yanında ilginç mimarisi yanında dikkat çekici tarihi kilise, manastır ve daracık sokakları ve eski taş evleriyle Ayvalık Ege’nin doğa harikalarından biridir. Burada, 1.900’a yakın tarihi ev vardır. Burada çok zorluk çekilmektedir buradaki kültür varlıkları kurumundan izin alınmasıyla ilgili ve bununla ilgili ayrı bir düzenleme yapılırsa iyi olacak. Zaten Ayvalık Belediyesinin de böyle bir talebi var. Sayın Bakan da bunu biliyor, çabuklaştırılırsa çok memnun olacağız. Bu kadar çok tarihi eserin bir arada bulunmasından dolayı buranın altyapı hizmetlerinin yapılması ve cephe yapılaştırmalarının sağlıklı yapılabilmesi için bu açık hava müzesinin korunup, gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde ulaştırılabilmesi ve devredilmesi için desteğe de ihtiyacı vardır. Kültür Bakanlığının Ayvalık’tan elini çekmemesini istiyorum. Sayın Bakan, geçenlerde Midilli gezisinde bu konuya hassasiyet göstermiştir. Bunları yerine getireceğini umut ediyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçemizin ülkemize, Bakanlığımıza hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Deveciler.

Buyurun Sayın Uzunkaya.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar, basınımızın seçkin temsilcileri; ben de 2007 Yılı Kültür Bakanlığı ve ilgili genel müdürlüklerimizin bütçelerinin hayırlı olmasını diliyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum.

Müsaadenizle konuma girmeden önce Sayın Kazım Türkmen beyin ifade ettikleri arkadaşla ilgili acaba hafızam mı beni yanıltıyor diye bilgilerimi yeniden teyit ettim ki, Muzaffer Günay arkadaşımızı tanıyorum, Ordu kültür müdür vekili arkadaşımızdır. Samsun ile ilişkisinden bahsetti; doğrudur. Çünkü, Samsun’da üniversiteyi bitirdi. 1975/1976 Ordu imam hatip lisesi mezunu, 1982 samsun İlahiyat Fakültesi mezunudur. İmamlık yoktur, imam diye tarif edildi, diyanet görevlisi değil Millî Eğitim Bakanlığı görevlisidir.

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Din dersi öğretmeni, çok da önemli değil.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – İmam ile din görevlisi ayrı, yani birisi milli eğitimde öğretmendir, yani milli eğitimdeki öğretmenle camideki imamı önce birbirine karıştırmamak lazımdır. Sırasıyla Kırıkkale’de, Ünye’de, Ulubey’de, Perşembe’de, Ordu Merkez Utku Acun İlköğretimde muhtelif zamanlarda idarecilik, müdürlükler ve öğretmenlik yaptı. Müdürlüklerden ayrılışları da hep kendi isteğiyle olmuştur, farklı dönemlerde ayrılış, gerekçeleri de kendi talebi üzerine yer değişikliği üzerine olmuştur. Mesela kimisi askerlikten sonra kimisi kültür çalışmaları yapmış ki, bu arkadaşımız aynı zamanda 40’a yakın yayını olan bir arkadaşımızdır. 12.6.2004 tarihinde de Kültür Bakanlığımız tarafından Ardahan’a müdür vekili olarak atanmış, bilahare da Ordu’ya, zannediyorum üçlü kararnameyle olduğu için atanamadığından vekaleten Ordu’ya atanmıştı. Yayınlanmış eserlerinden bazıları; !Tarihi kültürü ve doğasıyla Ordu” yani kültüre ve Bakanlığın ilgi alanına dönük ciddi bir çalışması var. “Çevre ve ben” Bu çevreye olan duyarlılığını ihtiva eden en güzel eser. “En güzel hikayeler” diye başlıca yayınlanmış kitapları vardır. Dini bir iki kitabı da var. Bu arada yazdığı bir hikayede ismi geçen bir vatandaş, Haşim adında bir vatandaş, kendi ismiyle özleştirerek ki, tamamen bir hikayedir, Ordu’da yayınlanan bir yerel gazetedeki köşesinde hikayeden dolayı bir kişi tazminat davası açmış, açılan davada da o gün için 49 bin lira bedel ödemiştir. Bunun dışında hakkında ne Atatürk’e, ne ülkenin milli ve manevi şahsiyetlerine ne de laik düzene karşı açılmış tek bir yargı ve sorgulama yoktur; ama, Sayın Türkmen, elinde böyle bir belge varsa, bize ibraz ederlerse… O belgeyi görebilir miyim?

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Siz konuşmanızı yapınız, ben belgeyi size vereceğim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bu olay, 49 bin liralık tazminatla ilgili olan yeni bir olaydır.

Değerli arkadaşlar, ben bunu şunun için söylüyorum: Ola ki, insanlar hasbel kader, geçen gün burada bir sosyal hizmetler il kurulu müdürünün daha önce çok önemli bir olaydan yargılandığını, bir ideolojik ekibin içinde yargılandığını, Giresun’da bir polis yaraladığını, aynı siyasi örgütte polis yaraladığını, ama şu anda bir ilimizde sosyal hizmetler il müdürlüğü yaptığını ve nitekim bunların kimisi affa uğramış, kimisi de bir şekilde farklı değerlendirmelerle alınmış, ama hukuk devletinde bütün bunlara, hukukun çerçevesi içinde görmek lazım gelirken ki, kaldı ki, ben size çok daha enteresanını söyleyeyim; benim kardeşim 1999 seçimleri esnasında, 18 Nisan seçimleri esnasında Mersin il kültür müdürü idi. Sayın İstemihan Talay benim çok sevdiğim bir arkadaşım, dostum, hala da muhabbetim olan birisidir. Görevi geldiği günün akşamı Mersin kültür müdürlüğünden aldı, güneyde bir ilin kültür müdürlüğüne şef olarak tayin etti. Eğer, ideolojik yaklaşım olacaksa, ideoloji budur. Ben İstemihan Talay ile sizi değerlendirmede bir kategori içerisinde görmek için söylemiyorum. Bunu ben yaklaşım olarak da hiçbir zaman değişik bir konu olarak ele almadım, hep siyaseten adam dedi ki, ben alacağım dedi ve aldı.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Kötü emsal olamaz.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ama, bakınız, burada bir ideolojik yapılanma iddiasında bulunursak, yanlış olur diye düşünüyorum; çünkü, bu arkadaşımızın birikimleri, ilahiyatçı ancak çalışmaları, tezleri, yayınladığı kitaplar çoğunlukla doğa, çevre, tabiat, hikâye ve benzeri olaylarla alakalı, farklı kaynaklar varsa, onu da bilmem, ama ilahiyatçıdır, mesleği olarak da bundan yüksünecek bir hali yoktur. Dediğim gibi ilahiyatçılıkla Diyanette görevli olmak, yani Millî Eğitim Bakanlığında öğretmenlik yapıyor olmakla diğerini birbirine fazlada karıştırmamak lazım gelir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, ben burada özellikle bütçeyle alakalı bir iki husus söylemek istiyorum. Sayın Bakanım, tabii bütçe kaynaklarımızın sınırlı olduğunu biliyoruz. Kültür Bakanlığı, aslında, kültürel değerler itibariyle Türkiye’nin sadece içinde bulunduğumuz toplumun ve çağın kültürünü değil binlerce yıl geriye doğru giden kültürel değerleri korumak zorunda olan bir zenginliğe ve dolayısıyla da bu zenginliğe muvazi bir ayrılabilecek kaynağa ihtiyacı var. Kültürel zenginliğimizin himayesi, korunması, yatırımların yapılması hakikaten ciddi ve geniş çaplı kaynaklara ihtiyaç doğuruyor. Ama, bugünkü ekonomik şartlarda ben inanıyorum ki, belki bir kısım bakanlıklarımızın da yaptığı gibi, bir kısım sponsorlar vasıtasıyla bunların büyük bir kısmını zaten başardığınıza inanıyorum, bunlardan Çanakkale’de yapılanlar ortada, hem Çevre ve Orman Bakanlığı ve hem diğer ilgili bakanlıklarımızla beraber. Biz, bu konudaki hizmetlerinizi bakanlık olarak takdir ediyoruz.

Geçen seneki buradaki bütçe müzakerelerinde bir değerli arkadaşım bir değerlendirmede bulunmuştu. Demişti ki “iki zıt bakanlık, kültür ve turizm aslında birbirlerine çok iyi bakan değerler, çünkü turizm ileriye doğru bir kısım yatırımları hedefler, halbuki kültür geçmiş değerlerin korunması açısından çok büyük önem arz eder.” Ama, kanaatimce kültür ve turizm, kişisel olarak söylüyorum, birbirlerinin tamamlayıcısı olan çok önemli iki ayrı, ama mutlaka bir arada olması gereken çok önemli birimlerdir, ister bakanlık seviyesinde ister kurumsal olarak bakanız. Niye; çünkü, turizm ve sizin tarihinizi tanıtmak var, kültürünüzü tanıtmak vardır, değerlerinizi tanıtmak vardır, ama turizmi sadece ve sadece eğer biz kum ve kumsal, deniz sahilleri, deniz sahillerindeki oteller moteller diye algılarsak ve turizmi sadece bu noktaya tahsis edersek, o takdirde böyle bir yaklaşım belki haklılık kazanabilir; ama, benim turizmin hedefinin özellikle birçok medeniyetin kavşak noktası olan, tarihte birçok medeniyetin varlığını ilan ettiği, yerleştiği, eserlerini bıraktığı hatta belki bir kısmına belki henüz ulaşamadığımız, bir kısım kazılarına halen devam etmekte olduğumuz bu çalışmalarla gün ışığına çıkarmaya çalıştığımız, geçmiş tarih ve kültürümüzün inanıyorum ki, batılı turistler tarafından en cazip ve dikkat çekici olan boyutu da bunların ziyaret edilmesidir. Belki bu arada sıcak denizlerimizden, özellikle Akdeniz ve Ege sahillerimizin kumsallarından yararlanmayı isteyeceklerdir; ama, ben geçtiğimiz dönemlerde de hep söyledim ve  Sayın Bakanım da gerçi işaret etti, ama Türkiye’de turizm gelince hep akla Ege ve Akdeniz sahilleri geliyor, gerçi siz dediniz hakikaten bir yoğunlaşma var, Karadeniz’in de artık turizm olarak, bir turizm cenneti olabileceği gerçeğini dünya ile paylaşmak lazım.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Kıskanmayın oraya da gelecektir.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – İnsanların ilgileri farklıdır. Ben zannediyorum, sıcak bölgelerin, sıcak coğrafyada, Ortadoğu ülkelerinin yaz mevsiminde serin, dinlenebileceği yani batılılar genellikle güneş göremediği için Türkiye’yi tercih eder, ama Ortadoğu kültüründe ki, iyi biliyoruz, bizim güneyimizdeki ülkeler ve bunların çoğu da, bunu samimi olarak söylüyorum, batıdan gelen her bir turistin üç katı dört katı para bırakan insanlar. Geçmişte Rahmetli Özal döneminde de tecrübe edilmiş bir değerdir bu. Bu insanlar bu bölgeye çok daha fazla para bırakan insanlardır. Dolayısıyla, onların yazın serin, yani adeta kendi anlayışlarıyla cennetle kıyaslayabileceği yemyeşil, şelaleleriyle, güzellikleriyle, yaylalarıyla dinlenebilecekleri sakin ortamların artık Karadeniz Bölgesi olduğunu, Kaçkar’dan, Doğu Karadeniz’den, Artvin Dağlarından alınız, Kastamonu’ya kadar hatta Silivri’ye kadar, Karadeniz sahillerinin bu anlamda muhtelif bölgelerinin değerlendirilebileceğini düşünüyorum ve mutlaka buna önem verilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu bakımdan, Sayın Bakanım, zaten değerlendirmeye almıştınız. Vezirköprü Kunduz, yayla turizm açısından ve özellikle Gençlik ve Spordan sorumlu Devlet Bakanımızın da yakın ilgisinde olduğu için söylüyorum, belki spor takımlarımızın kamp yapabilecekleri çok önemli bir dinlenme yeri olarak da gündeme alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, lütfen toparlar mısınız.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Vezirköprü Kunduz Yaylasının bu anlamda değerlendirilmesi ve Havza Termal Tesislerinin ki, Havza turizm kapsamına alınmıştır. Lâdik, Akdağ yayla Çim kayakçılığı ve kışın kar kayakçılığı açısından çok önemli bir mekan olduğunu ve yine size ve ekibinize müteşekkirim, burada da zannediyorum ilk defa bir otelin de, Turizm Bakanlığının öncülüğünde başlatılıyor olması. Yine yerel bir kısım çalışmalarla , Avrupa bankalarından, AB fonlarından hibe manzumesinde yayla yolunun çok kaliteli bir şekilde hibe kaynaklarından yapılıyor olması, size bölgemizden ufak bir cemile olarak, bir imkan olarak hazırlamıştır; ama, esas cemileyi biz bakanlığımızdan, gayreti, himmeti sizlerden bekliyoruz.

Keza, Termen’in Amazon şenlikleri ki, bu tarihi, gerçi mit olarak mitolojik olarak yorumlanıyor ve değerlendiriyor, bu değerlerinin de öne çıkarılması gerektiğini ve bütünüyle beraber Karadeniz Bölgesinin turizm açısından da ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum. Dağ, yayla, kongre, jeotermal turizm artık bizim turizm olarak çok önem vermemiz gereken bir husustur.

Sayın Kılıçdaroğlu demin temas etti, kendileri de buradalar, bu kültür tabiat varlıklarıyla ilgili son yapılan değerlendirmelere ne kadar sahiptirler değildirler. Eğer, Sayın Türkmen’in ortaya attığı iddialar gibiyse üzülürüm, ama gerçekten delillere dayanıyorsa, benim ona diyeceğim bir şey yok. Mutlaka gereken yapılmalı. Ancak, ben kültür ve tabiat varlıklarımızı koruma konusunda milletin bir vekili olarak söylüyorum, koruyan değil adeta tahribine göz yuman bir yaklaşım içerisinde. Mevzuatımı mı, kişisel yaklaşımı mı bilemiyorum; ama, o kadar olmaz şeyler ortaya atılıyor ki, size bir örnek vereyim: İsmail Karaman Kültür Bakanı, ben o günkü Hükûmet döneminde de burada üyeyim…

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Zaten Bakanın yerine geçtiniz, bırakın da Bakan cevap versin.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Müsaade buyurun, Bakan da konuşur, siz de konuşursunuz. Üsküdar’da bir olayı anlatıyorum, sadece kültür ve tabiat varlıklarındaki ilgili komisyonla alakalı. Vatandaşa açık artırmayla Millî Emlak’a ait bir yer satılıyor, müteahhide üzerinde hiçbir şey yok deniyor. Adam alıyor inşaat yapacak, kayda bakılıyor ki, üzerinde tarihi eser var deniyor. Hakikaten dümdüz bomboş bir arsa Üsküdar’da, vatandaş bir türlü aşamıyor. Beni arıyor ve benim de tanıdığım birisi. Diyor ki, böyle böyle sa