Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

2007 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE

KANUNU TASARISI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL

VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU

TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE

KOMİSYONU GÖRÜŞME

TUTANAKLARI

BAŞKAN. Sait AÇBA

BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ. Sabahattin YILDIZ(Muş)

KATİP. Mehmet SEKMEN(İstanbul)

------------O----------

16.11.2006

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

- kültür ve turizm bakanlığı

- devlet opera ve balesi genel müdürlüğü

-devlet tiyatroları genel müdürlüğü

 

S Ö Z  A L A N L A R

 

BİRİNCİ OTURUM

 

 

ATİLLA KOÇ  KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI

Aydın

3-5

KAZIM TÜRKMEN

Ordu

6-7

KEMAL KILIÇDAROĞLU

İstanbul

7-9

HASAN FEHMİ KINAY

Kütahya

9-10

ALİ KEMAL DEVECİLER

Balıkesir

10-12

MUSA UZUNKAYA

Samsun

12-14

KAZIM TÜRKMEN

Ordu

14

ALİ OSMAN SALİ

Balıkesir

14-16

ENİS TÜTÜNCÜ

Tekirdağ

16-19, 34

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU

Muğla

19-20

MEHMET MESUT ÖZAKCAN

Aydın

20-21

YUSUF SELEHATTİN BEYRİBEY

Kars

21-22

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

 

 

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN

Ankara

22-23

BÜLENT BARATALI

İzmir

23-24

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

24-27

GÜROL ERGİN

Muğla

27-29

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

29-32

ALAATTİN BÜYÜKKAYA

İstanbul

32-34

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ

Trabzon

34-36

CEMAL UYSAL

Ordu

36-37

MUZAFFER BAŞTOPÇU

Kocaeli

37-38

OSMAN NURİ FİLİZ

Denizli

38

OSMAN SEYFİ

Nevşehir

38-39

MUHARREM DOĞAN

Mardin

39-40

BERHAN ŞİMŞEK

İstanbul

40-42

OSMAN KAPTAN

Antalya

        43-44

MUSTAFA ÜNALDI

Konya

44

SORULAR

 

 

SELAMİ YİĞİT

Kars

44

ALİ KEMAL DEVECİLER

Balıkesir

45

BÜLENT BARATALI

İzmir

45

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

45-46

ENİS TÜTÜNCÜ

Tekirdağ

46

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

46-47

BERHAN ŞİMŞEK

İstanbul

47-48

KAZIM TÜRKMEN

Ordu

48-49

ALAETTİN GÜVEN

Kütahya

49

ATİLLA KOÇ  KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI

Aydın

49-50

 

 

 

MADDELER

 

56-57

 

 

 

Kapanma  Saati: 18.48

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                             16 Kasım 2006 Perşembe

                                                                     BİRİNCİ OTURUM

                                                                    Açılma Saati: 10.51

                                                                   BAŞKAN: Sait AÇBA

                                  BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

                                                       SÖZCÜ: Sabahattin YILDIZ (Muş)

                                                      KÂTİP: Mehmet SEKMEN (İstanbul)

                                                                              -----0-----

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Kültür ve Turizm Bakanımız, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın değerli temsilcileri, diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri; Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

16’ncı Birleşimin Birinci Oturumunu açıyorum.

Gündemimizde Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

Bütçelerle ilgili sunuşunu yapmak üzere Sayın Bakanımıza söz veriyorum.

Sayın Bakanım, süre 30 dakika. Eğer yeterli olmazsa bir 10 dakika daha ilave yapabiliriz. Süre içinde özetlerseniz…

Buyurun efendim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce yüce Heyetinizi şahsım ve Bakanlığım adına saygıyla ve sağlıkla selamlıyorum. Sağlıkla diyorum, çünkü geçen sene saygıyla yine selamladım, ama sol kolum kırık olarak selamlamıştım. Bu sene sağlamım Allah’a şükür. Bu başlığı geçmeden önce, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün üyelerine Bakanlığıma gösterdikleri anlayışlı destekten dolayı özellikle teşekkür ederek sözlerime başlamak isterim.

2006 yılında gerçekleştirilen ve 2007 yılı için planlanan proje, hizmet ve faaliyetlerimize yönelik programı sunmak üzere zatıalilerinizin huzurlarınızdayım. Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; ayrıntıya girmeden önce, kültür ve turizm alanlarındaki genel perspektifimizi sizlere takdim ederek konuşmama başlıyorum. Malumalileriniz olduğu üzere, Bakanlığım iki bakanlığın birleşmesiyle meydana gelmiş ve bu birleşme Hükûmetimizin daha önce öngördüğü bir vizyon çerçevesinde oluşturulduğu için, 2004 yılı büyük ölçüde konuyla ilgili kanunların çıkarılması çerçevesinde sürmüştür. 2005 yılının bir bölümü de, buna bağlı olarak alt mevzuat düzenleme çalışmaları içinde geçmiştir. 2005 yılının ikinci yarısından başlanarak özellikle bu yıl yoğun bir biçimde bu mevzuatın uygulanma yılı olmuştur.

Takdir edersiniz ki, mevzuat uygulandığı takdirde sonuç getirecektir. Biraz sonra arz edeceğim tablo, bu çalışmaların ne denli bir ihtiyaca tekabül ettiğinin başarılı bir göstergesidir. 2007 yılı içinde de benim bir seferberlik olarak tanımladığım uygulama çalışmalarımız aynı hızla devam edecektir.

Yine, çıkardığımız bu kanunların ve yönetmeliklerin uygulanması sırasında görülen aksaklıkları gidermek maksadıyla, hem kültür hem de turizm bakanlığının ihtiyacı olan ve uygulama neticesinde bu ihtiyaç iyice belirdiği için bir torba kanun hâlinde kanun tasarısını Bakanlar Kurulundan komisyonlara intikal ettirdik. Dün bizim bu komisyonumuz toplanabilseydi bugün orada bunun savunmasını yapacaktık, ama, ben buradayım, Sayın Müsteşarım da Kültür Komisyonunda o Kanun’un savunmasını yapacak. İnşallah en yakın zamanda Millet Meclisine indiği zaman bütün milletvekillerimizin desteklerini bekliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yaptığımız bu mevzuat çalışmaları bir hükûmet programının yansıması olduğu içindir ki, çalışmalardan Bakanlığım kadar il özel idareleri, belediyeler ve Vakıflar Genel Müdürlüğü de aynı şekilde yararlanmış ve bu kuruluşların da işbirliğiyle Türkiye bu anlamda tarihinde hiç görmediği kadar âdeta bir şantiye görüntüsü kazanmıştır. Bunlardan sadece Topkapı Sarayı’nda gerçekleştirdiğimiz çalışmaları özetlemek bile çalışmalarımızın bütünü konusunda aydınlatıcı olacaktır.

Topkapı Saray’ında;

Topkapı Sarayı idarî yapı, Harem ve Çin porselenleri deposu bakım ve onarımı, Saray yapıları ve kumaş deposu bakım ve onarımı, idarî yapı münferit onarım ve depo ikmal işi, Alay Köşkü münferit onarım işi, İç Avlunun yeniden tanzimi tamamlanmıştır.

Çatı onarımı ve kurşun kaplama işi, Kubbealtı ve Adalet Kulesi onarımı, Bağdat Köşkü onarımı, Ağalar Camii ve eski komiserlik binalarının onarımı, Karamustafa Paşa Köşkü, sünnet odası, hekimbaşı odası, kumaş deposu onarımı, eski Teşvikiye ve Gülhane Hastanelerinin restorasyonu devam etmektedir.

Matbaa-i Amire binasının Topkapı Sarayı geçici depoları hâlinde düzenlenmesi, güvenlik sisteminin yapılması, Çin porseleni depolarına depolama sistemi yapılması, Has Odalıklar Salonu’nun teşhir ve tanziminin yapılması, Harem, Karaağalar, Şehzadeler Mektebi, Ocaklı Sofa onarımı, Topkapı Sarayı acil münferit onarımları işlerinin ihale çalışmaları devam etmektedir.

Niçin özellikle Topkapı üzerinde durduk? Maalesef, Topkapı’da yirmi yirmi beş yıldır hem yapısal anlamda hem de personel anlamında herhangi bir şey yapılma imkânı bulunamadığı için. Orada büyük bir tarihî hazinenin riskli bir duruma girdiği için bu örnekleri verdik.

Şimdiye kadar 13 trilyon lira harcandı. Bütün bu söylediklerimiz bitince, aşağı yukarı 70-80 trilyon harcanacaktır. Yalnız içindeki objeler değil, bizatihi Saray’ın bir kültür hazinesi olarak mimarî açıdan da ortaya çıkarılması söz konusu olacaktır.

Bu konuyla ilgili çalışmalarımız dağıtılan dokümanda teferruatlı olarak açıklanmış olduğundan, vaktinizi almamak için sadece Topkapı’yla iktifa ediyorum.

Yalnız, arzım şudur ki, gerek halkımıza sağladığımız imkânlarla gerekse kendi imkânlarımızla ilk defa yirmi ay içinde bin küsur onarım yapılmıştır. Bu, resimleriyle, eski haliyle yeni haliyle de huzurunuza ve sizlerin incelemesine sunulmuştur. Gerçekten, bu rakamlar inşallah 2007’de daha da artacaktır, ama bir tek misal vereyim: 2004 yılında sadece 56 onarım yapıldığında, şu 21 ay içinde yapılan bin küsur onarım ne kadar büyük bir hamle içinde olduğumuzu göstermektedir. Takdirlerinize arz ederim.

Sayın Başkanım, sayın milletvekillerimiz; Bakanlığımız yukarıda açıklanan mevzuat çalışmalarıyla işin sadece hukuki boyutunu çözmekle yetinmemiş, bu anlamda finans kaynaklarını da temin ederek, çıkarılan yasaların uygulanmasına işlerlik kazandırmış, üstelik de bu kaynaklar turizm bölgelerine tahsis edilen alanlardan elde edilen altyapı katılım payları gibi bütçe dışı imkânlarla da sağlanmıştır. Özellikle turizm potansiyeline sahip Anadolu’nun ücra köşelerindeki yerel birimlere sağlanan imkânlar maddî katkının ötesinde psikolojik motivasyonlar da sağlamış, Bakanlık katkılarıyla yerel imkânların birleştirilmesi ortaya çok başaralı örneklerin çıkmasına vesile olmuştur. Bu anlamdaki katkılarımız alt yapıya, restorasyon çalışmalarına ve kültürel faaliyetlere yönlendirilmiştir. Yalnız bilinen yerlerde değil, bilinmeyen yerlerdeki kültürel değerlerimiz ve turistik değerlerimiz de gün ışığına çıkarılmıştır.

Bakanlığımın kültürel anlayışı küreselleşme, Türkiye’nin AB üyeliği perspektifi çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu meyanda, kültür kavramına ilişkin yaklaşımımız dünya genelinde kabul gören ve kültürü bir arada yaşayan toplulukların entelektüel ve moral özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuş, bir bütün olarak algılayan ve beraber yaşama bilinci sağlayan bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu anlayış kapsamında Türkiye’nin içinde bulunduğu kalkınma süreci vatandaşlarımızın entelektüel, yapısal ve moral varlıklarını gerçekleştirmelerinin bir aracı olarak da görülmektedir. Kültür kavramına yönelik bu yaklaşım çerçevesinde şekillendirdiğimiz kültür programlarımız önceden belirlenmiş toplumsal farklılıklar ve çeşitliliği yok sayan bir kültür politikası telkin etmek yerine, çoğulculuğu öne çıkaran, herkesin kendisini dilediğince ifade etmesine imkân sağlayan bir kültür ortamı sağlamak temelinde şekillenmiştir. Yani, kültür politikası değil, kültür programı tatbik ediyoruz. Bu çerçevede, kültürel çeşitliliği güvence altına alan, sanatın geniş toplum kesimleriyle buluşmasına imkân sağlayan ve sanat üreten kesimleri destekleyen bir yönetim anlayışını benimsemiş bulunmaktayız. Bu noktadaki temel ilkemiz kendini tanımaktan ve açıklamaktan korkmayan bireyi ve toplumu meydana getirmek şeklinde özetleyebiliriz. Toplumun kendi öğeleriyle ürettiği kültürü beslemek ve desteklemek için gerçekleştirdiği bir dizi atılımın ötesinde, Bakanlığım, yasakların yasak olduğu bir Türkiye yaklaşımı temelinde, çağdaş dünyanın gereklerini yerine getiren, AB ülkeleriyle uyumlu, hoşgörü anlayışıyla bütünleşmiş bir Türkiye kültür programının yürütücüsüdür. Bu çerçevedeki kültür anlayışımızı başka alanlarda olduğu gibi, Avrupa Birliği müzakereleri çerçevesinde de sorunsuz yürütmekteyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, 2004 ve 2005 yıllarında yaklaşık yüzde 50’ye varan turist ve turizm gelirleri artışlarıyla dünyayı şaşırtacak bir başarı öyküsünü gerçekleştirmiştir. Fakat, içinde bulunduğumuz 2006 yılında dünyada ve ülkemizde ortaya çıkan -ve bu gelişmeleri gayet iyi biliyorsunuz, fazla da irdelemek istemiyorum, ama, eğer sorunuz olursa ariz amik de sizlere arz etmekte fayda mülahaza ederim- birtakım gelişmelere paralel olarak Türkiye turizminde bir duraklama söz konusu olmuştur. Rakamlar öyle gösteriyor ki, bu yıl geçen yıla oranla yüzde 5 civarında sayı itibarıyla bir eksiyle kapatacağız. Dileğimiz ve çalışmamız bunun bu yıla özgü olması ve biraz sonra açıklayacağım, daha doğrusu sorularınızla açıklayacağım hususların 2007’de tekrarlanmaması şartıyla, olanca çalışmalarımızla 2007’nin 2005’teki başarıyı tekrar edecek bir mevsim olarak geçmesinin alt yapısını hazırlıyoruz.

Bakanlığım, 2007’nin daha iyi bir yıla dönüşmesi için elinden gelen bütün gayreti göstermektedir. Şu andaki verilerimiz, gerek Avrupa’da gerek Rusya’da gerek de Uzakdoğu’daki bağlantılarımız gelecek yılın olumlu bir tablo çizeceği şeklindedir.

Turist sayısındaki azalmada ortaya çıkan tablo daha çok kitle turizmini etkilediğini bize gösteriyor. Başta İstanbul olmak üzere, kültür turizmi ağırlıklı girişlerde artış söz konusudur. Mest Turizmde Antalya ve Ege Bölgesi eksi değerler gösterirken, bütün bir yıl boyunca İstanbul geçen yıla oranla yüzde 10’luk bir artış göstermiştir ve bu da kültür turizmi ağırlıklı girişlerde artışın, bize, turizmi çeşitlendirme konusundaki gayretlerimizin ne kadar doğru olduğunu da göstermektedir. Buradan hareketle ve yılın ilk yarısındaki verilere bakarak, turist sayısındaki azalmaya karşın gelirlerde azalma olmayacağını veya çok az bir azalmayla kapatacağımız kanaatindeyim 2006 yılını.

Bizim bu yıl turizm noktasındaki en önemli çalışmamız, yıllardan beri sözü edilen ama bir türlü gerçekleştirilmeyen mastır planımızın bir stratejik anlayışla kamuoyuna takdim edilmiş olmasıdır. İlgili sektör temsilcilerinden çok olumlu tepkilerle zenginleşen bu çalışma artık tüm sektörün önünü aydınlatan bir yol haritasıdır. Bu planda da açıkça görüldüğü gibi, turizm Türkiye’nin gelecekte de en önemli sektörlerinden biri olmaya devam edecektir ve üzerinde çok kafa yormamız gereken bir alandır. Bu anlamda, Bakanlığımız, 2006 yılı içinde özellikle termal turizme ve kış turizmine yoğunlaşmıştır. İnanıyorum ki, bugün deniz, kum, güneş potansiyelinin bize sunduğu imkânları gelecekte bu iki alan zenginleştirerek devam edecektir. Bu iki alana bir başka alan da, 7 vilayetimizde destinasyon çalışmalarına ve alt yapı çalışmalarına başladığımız kongre turizmi çalışmalarıdır. Özellikle kitle turizminde ortaya çıkan azalmanın sebepleri arasında sürdürülebilir turizm anlayışından sapmalar etkili olmaktadır. Bunun için geçtiğimiz kış Antalya ve çevresinde yerel yönetimlerle birlikte yoğun arıtma çalışmaları gerçekleştirdik. Bugün memnuniyetle ifade edebilirim ki, Antalya ve çevresinde bir damla su arıtılmadan denize ulaşmamaktadır. Sadece Alanya 2007’de bu durumun içine girecektir ve yine 2007’de özellikle Mersin ve Muğla bölgesini baştan aşağıya yenileme açısındayız. Çünkü, bu, çevre açısından en önemli problemlerimizden birisidir. Yalnız kanalizasyonun olması değil, arıtma tesislerinin de olması çok önemlidir ve biz, bütün beldelerimizin ve ilçelerimizin ve vilayetlerimizin belediyelerine, bu hususta, İller Bankasıyla beraber, Çevre Bakanlığıyla beraber yardım etmekteyiz. Antalya’da da bu sene bu açıdan çok iyi netice aldık. Yine, Bodrum Yarımadası bizim için fevkalade önemlidir. Bunu da 2007’de bitirmek niyetindeyiz. Başka bölgelerdeki, yani, Karadeniz Hopa’dan İskenderun’a kadar bütün bölgelerdeki kanalizasyon ve arıtma tesislerini halletmeden dünya çapında bir Mas turizm rekabetinin hakkından gelebilme imkânımız yoktur.

Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; bilindiği üzere, Avrupa Birliğinin 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye’yle resmen başlattığı katılım süreci müzakere çalışmaları devam etmektedir. Müzakere Çerçeve Belgesindeki “35 Müktesebat” başlığındaki, Bakanlığımızın sorumluluğunda bulunan 14 fasıldaki tarama süreci başarıyla tamamlanmıştır. Bu fasıllardan fikrî mülkiyet faslı çalışmaları Bakanlığımız ile Türk Patent Enstitüsünün eş başkanlığında gerçekleştirilmiştir. Fikrî mülkiyet faslında Bakanlığımızca 8 adet sunum gerçekleştirilmiş ve uygulamaya yönelik diğer sunumlar ilgili bakanlıklarla koordinasyon sağlanarak hazırlanmıştır. Ayrıntılı tarama toplantısının ardından “Fikrî mülkiyet” başlığı altında sivil toplum kuruluşlarının bilgilendirilmesine yönelik bir toplantı gerçekleştirilerek tarama süreci hakkında geniş bir bilgi verilmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kültür 2000 programı kültürel diyalogun ve Avrupa halklarının kültür ve tarihine ilişkin müşterek bilgilerin geliştirilmesi ve Avrupa Birliğinde kültüre erişimin ve katılımın sağlanmasını amaçlayan Avrupa Komisyonunun topluluk programlarından birisidir. Türkiye’nin 2006 yılından itibaren programa katılacağını belirten mutabakat zaptı Avrupa Komisyonu tarafından 19 Eylül 2005 tarihinde onaylanmıştır. 25 Ekim 2005 tarihinde Brüksel’de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür 2000 programına katılımı hakkındaki Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan mutabakat zaptı Bakanlar Kurulunca 12.12.2005 tarihinde de onaylanmıştır. Kültür 2000 programının devamı niteliğinde olan ve 2007-2013 yıllarını kapsayan Kültür 2007 programıyla ilgili bilgilendirme ve görüş alma toplantısına katılım sağlanmış ve Bakanlığımızın katılımı yönündeki olumlu görüşleri dile getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin programa tam üyeliği de bu arada kararlaştırılmıştır. Kültürler arası diyalogun artırılması, kültür sektöründe çalışanların ve sanatçıların kültür ve sanat ürünlerinin uluslararası dolaşımının geliştirilmesini hedefleyen 2007-2013 programı Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından oluşturulan kültürel irtibat noktası aracılığıyla yürütülmektedir.

Bu noktada, Kıymetli Başkanım, kıymetli milletvekillerim; biz, yıllardır söylenen, ama, bir türlü yapılmayan bir başka hususu da tamamlamak üzereyiz. Bu tamamlamak üzere olduğumuz şey, kültür varlıklarımızın envanteri çalışmalarıdır ki, Aralık ayı sonunda zatıalilerinizin hepsine sunacağız, bütün çalışmalar son aşamaya gelmiştir. Sadece İstanbul’da yüzde 5’lik bir envanter çalışmalarında eksiklik vardır, o da bir aya kadar bitecek. Şimdiye kadar bilmediğimiz, bilmeden yaptığımız çalışmaları, kültürel varlığımızın il il, ilçe ilçe, köy köy taranmasıyla yeni bir envanter çalışması yapılmıştır ve bu envanter çalışmasında calibi dikkat noktalar ortaya çıkmıştır. 25 bini İstanbul’da olmak üzere, 45 bini de İstanbul’un dışındaki yerlerde Türkiye’de 70 bin kültürel varlığımızın hepsinin kayıtları, envanter çalışmaları hem kağıt üstünde hem de dijital ortamda tamamlanmıştır. Bundan sonra, aynı 2023 Turizm Stratejisi gibi bu hususta da artık elimizde bir kültür envanterimiz olacaktır. Bundan sonra gelecek bakanlar bu hususu, yapacakları programları bunu done olarak alacaklardır. Mesela, geçen sene de arz etmiştim “Türkiye o açıdan çok büyük bir ülke, 2.600 tane höyük var” demiştim. Halbuki, bu rakam 2.600’den çok yukarı çıktı. Aşağı yukarı 20 bin höyük ve 3 bin antik kentin olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz ve bunun hemen yanıbaşında, yine sizlere verdiğim bilgilere göre, geçen sene Türkiye’de 115 tane antik tiyatronun olduğunu söyledik. Bu sene yapılan son araştırmalara göre, Özgen Bey’in kitabındaki noktalara ve bizim envanter çalışmalarımıza göre, bu sayı 220’ye çıktı. Yani, bütün bunların tamir edilmesi, restüte edilmesi, restore edilmesi ve rölevelerin çıkarılması için elimizde ne olduğu şimdiye kadar maalesef bilinmiyordu. Ama, bundan sonra, hem kültür alanında hem turizm alanında varlıklarımız biliniyor. Ama, bu demek değildir ki, sadece bunlarla kalacak. Belki yeni araştırmalarla da daha da artacak. Ama, yapılan husus şudur: Türkiye’nin kültür ve turizm potansiyeli nedir, nerelerde ne var, nerelerde ne yapılabilir? Artık, bu, Bakanlığımızın elindedir. Bu hususta, entelektüel çevreye, siyasi partilerimize ve sektörün hem kültür sektörünün hem turizm sektörünün temsilcilerine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ederken, bu çalışmaları kendi imkânlarımızla yaptık ve bu imkânlarını ve kabiliyetlerini ortaya koyan kendi bürokratlarıma da huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.

Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; konuşmamın genel perspektifi içinde de görüleceği üzere, Hükûmetimizin göreve gelmesiyle, Bakanlığım, önce hukukî alt yapısını yeniden oluşturmuş, müteakiben yoğun bir uygulama hamlesi başlatılmış, bu hamle önümüzdeki yılda da aynı aşk ve heyecanla sürdürülecektir. Zatıalileriniz de görmektedir ki, Resmî Gazetede bunların fiilen işlemesi için ilanları her ay çıkmaktadır. Zannediyorum bütün bunlar ocak sonuna kadar tamamlanacak ve sektörün, tatbikatçıların emrine sunulacaktır. Bu açıdan baktığımız zaman, her zaman da bahsettiğim gibi, yepyeni kültür ve turizm merkezlerinin ve dünyaya açılan merkezlerinin kurulacağı günlerin yakın olduğu kanaatindeyim. İşte, gönlümde bir Tarsus, gönlümde bir Çeşme, Edremit, ama, Karadeniz’in yayla turizmini de ve Karadeniz’in ortasında bir Sinop ve Samsun’dan Hopa’ya kadar yayla turizminin olduğu otellerin ve yayla turizminin konseptinin geliştiği ve Edirne’de, onbir köprüsüyle yepyeni bir hale gelecek Edirne’de ve belediyeyle beraber yapacağımız çalışmalarla Selimiye’nin ortaya çıktığı bir Edirne’de, Balkanlar’ın turizm merkezi olmasını ve kültür merkezi olmasını üniversiteyle beraber tabii, arzu ettiğim bir ortam için sizlerden destek bekliyorum. Şimdiye kadar gösterdiğiniz desteklerden dolayı çok teşekkür ediyorum.

Konuşmamı tamamlarken Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla ve sağlıkla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Bakana çok teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

İlk söz Sayın Türkmen’in.

Buyurun Sayın Türkmen.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri; bugün burada 2007 yılına ait Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz. Geçmiş yıllarda Turizm ve Kültür Bakanlığının birbirine bağlanması konusunda bu konunun fevkalade yanlış olduğunu, Türkiye’nin geleceği bakımından  böyle bir birleşimin hiç de uygun olmayacağını, hem Türkiye kültürü bakımından hem de turizm bakımından ileride büyük yanlışlıkların kaynağı olacağını burada Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak savunmuş olmamıza rağmen, ne yazık ki, bu iki bakanlık birbiriyle birleştirilmiştir. Halbuki, Türkiye coğrafyasına baktığımız zaman, kültür, başlı başına bir bakanlığı değil, birçok bakanlığı içine alacak kadar etkili olan bakanlıkların başında gelmektedir.

Bugün burada, ilgili arkadaşlarımız, tabii, kültürle ilgili, yapılanlarla ilgili çok fazla şeyler söyleyecekler. Ama, Kültür Bakanlığındaki görevli arkadaşlarımızın yapmak istedikleri, ortaya koydukları bilinç Türkiye’nin kültürü müdür, yoksa, Sayın Bakanın Türkiye’de çok meşhur olan uyumasının ötesinde, kadrolaşma hareketi midir? Şimdi, arkadaşların bir tanesi ben burada konuşurken, istihza ile böyle gülüyor. Ama, bir de ben konuştuktan sonra şimdi bunları dinleyeceksiniz.

Sayın Bakan, siz Ordu’yu çok yakinen tanıyorsunuz. Ordu iline geçen sene geldiniz, 25 Ağustosta, 2006 yılında Ordu kültür sarayının temelini atacağını söylediniz. Buradaki bu yer, 10,5 dönüm olan bu yer benim belediye başkanlığım dönemimde kültür sarayı yapılması amacıyla bağışlanmış olmasına rağmen -bugünkü değeri en az 20 trilyondur biliyorsunuz- orada bu sözü vermiş olmanıza rağmen, hâlâ, bütçelere bakıyorum, bununla ilgili bir ödenek yok. Siz Kültür Bakanı olarak Ordu halkına 2006 yılında temelini atacağını söylediğiniz acaba Ordu Türkiye’de yok mudur, yoksa siz temelini attınız da gerçekten bizim bundan haberimiz mi yok? Bunu çok merak ediyorum. Bunu herhangi bir milletvekili söylemiyor, bürokrat söylemiyor. Siz Ordu’da bunu söylüyorsunuz, biz de bunu müjdeyle kabul edip size teşekkür ettik böyle bir oluşumdan dolayı. Ama, ne o atıldı ne de 2007 yılının programında bu var.

Değerli arkadaşlarım, başka bir konuya girmek istiyorum, asıl önemli olarak söylediğim o. Zaman bakımından yanlış tarih vermiş olabilirim. Ama, bir tanesini 1988’de olduğunu biliyorum, diğeri de farklı. Samsun’da din görevli öğretmeniyken, Türkiye Cumhuriyeti’ne, Büyük Millet Meclisine ulusun bölünmez bütünlüğü konusunda dava açılan, iki defa üst üste ceza alan bir din görevlisini, geldiniz orada kültür müdürü yaptınız.  Şimdi, bu benim dediğim konu, davalara geçmiş, dosyalara işlenmiş, böylesine bir ceza almış, ancak, almış olduğu ceza memuriyet yapacağı miktarın altında olduğu için, iki defadır bu, dosyalarınızda vardır. Biz bunu bütün ısrarlarımıza rağmen, böyle bir müdürün Ordu gibi tarihi kültürlere bağlı, geleceği parlak, turizme açık bir ilde, bırakın turizmi geliştirmeyi kültürü geliştirmeyi, Ordu iline, Karadeniz’e çok büyük kötülük yapacağını, bunun böyle bir örneğinin Türkiye’de silsile yoluyla devam ettiği konusunda tüm uyarılarımızı sadece muhalefet, efendim, işte, bizim yapmış olduğumuz atamalara ilişkin muhalefet görevini yapıyor bir anlayışı içerisinde bunları dikkate almadınız.

Şimdi, Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti’ne, bu Büyük Millet Meclisine Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü konusunda iki defa mahkemeye çıkmış, bu konuda belirli bir ceza da almış olan yirmi yıllık bir din görevlisinin, Türkiye’nin kültüründeki yeri, gelecekteki koyacakları önemli katkılar nedir Sayın Bakan? Böyle bir anlayışın -başka birisi önermiş olsa bile- siz Türkiye’nin geleceğinden, kültüründen, turizmden sorumlu bir bakan olarak nasıl oluyor da böylesine ceza almış olan insanları siz Ordu’da ve birçok yerde bunları müdür olarak atayabiliyorsunuz?

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu arkadaşımız başka bir şey daha yapıyor. Özel çıkar amaçlı -bunları burada ifade ediyorum- bir Ordu tanıtıcı bir broşür, kitap basıyor. Kültür müdürlerinin, turizm müdürlerinin bir şeyi de telif haklarını korumakla görevli değil midir Sayın Bakan? Şimdi, bu arkadaşımız, başkalarının izni olmadan, fotoğraflarını, eserlerini o kitabına koyduğu için şu anda yargılanıyor. Nasıl oluyor bu? Yani, asıl koruma görevi yerine bir ölçüde kültür hırsızlığı yaparak, başkasının onayını almayarak tekrar orada yargılanıyor.

Yani, yazık oluyor Türkiye’ye Sayın Bakan, yazık oluyor. Sadece farklı şeyler değil. Bakın, geçen seneden bu seneye kadar sadece Ordu ilinde turizm olarak gelen insanların sayısı 60 bin, tabii, bu sadece size bağlı bir olay değil. Biraz önce sizin söylediğiniz başka bir olay vardı. Bir de şu oluyor: Ama, Ordu gibi, Karadeniz gibi tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, yaylasıyla, bir cennet gibi olan yerlerde kültür ve turizm müdürlüğü yapabilmek için, önce, Türkiye Cumhuriyeti’ni, onun güzelliklerini benimsemek onu ortaya çıkarmak, tüm tarihi değerleri kamu oyuna sunmak gibi kültür müdürlerinin bir görevi vardır. Ama, sizin yapmış olduğunuz atamalar Türkiye’de kültür turizminin gelişmesine değil, belli bir kadronun iş başına gelmesi doğrultusundan ne yazık ki öteye geçmiyor.

Bu konuda çok şey söylenebilir. Belki, arkadaşlarımız çok farklı şey söyleyecekler, ama, son derece yanlış yapılan işler. Bu vermiş olduğum örnek, Bakanlığınızın  kültür ve turizm anlayışını çok net biçimde ortaya koymaktadır. Böylesine yapılan atamalar yalnızca orada değil, daha 10 gün önce Gümüşhane’de yapmış olduğu atama tüm Türkiye’nin basınına, medyasına binlerce sayfalarına yerleşti. Siz biliyorsunuz.

Yani, ezcümle olarak şunu ifade edeyim: Her geçen gün, turizmle ilgili, kültürle ilgili Türkiye kan kaybetmektedir. Batı Anadolu, Ege bölgelerindeki turizm anlayışı çok farklı olabilir. Ama, sizin oraya koymuş olduğunuz kültür ve turizm anlayışı içerisinde Türkiye’deki kültürün gelişmiş olması hiç mümkün görünmüyor. Kültür kadrolaşma üzerinde değil, bilgi ve deneyim üzerindeki kadrolarla oluşur, onlarla gelişir, onlarla büyür. Ümit ediyorum ve diliyorum ki, bakın, bunu incelettiğiniz zaman, bu yapılan yanlışlıkların derhal giderilmesi lazım ve bu Kültür Müdürünün oradan, görevden alınması lazım. Orada hizmet yapan bir Bakan olarak, eğer orada bir emeğim var, bir hakkım var, diyoruz ki, var, olur, ben de inanıyorum, böylesine bir insan Ordu’ya yakışmıyor Sayın Bakan, Ordululara hiç yakışmıyor. Lütfen bu insanı buradaki kültür müdürlüğü gibi ulvî bir görevin başında bırakmakta asla ısrar etmeyin. Ümit ediyorum ki, bu dediklerimi dikkate alırsınız.

Ama Sayın Bakanım, ifade edeyim, arkadaşlar burada, o arsa şartlı verilmiştir; beş sene içerisinde bitirilmek kaydıyla verilmiştir. Orada, biliyorsunuz, şu anda bir kültür sarayı yoktur. Hatta Ordu Merkez’deki kütüphane bile alınmış, semtin dışına çıkarılmıştır. Şu anda orada kütüphane bile yoktur. Böylesine güzel bir yeri bugün siz Bakanlık olarak almaya kalksanız, tam 20 trilyon para ödemeniz gerekir. Yani, yazık oluyor buraya. Yani, geriye gidecek, onu görüyorum. Şartlı verildi. Mülk sahipleri eğer bu sene de bir temel atılmazsa, bir ödenek kurulmazsa, 20 trilyon gibi Kültür Bakanlığı, hem Kültürden hem de arsadan yoksun olacak. Ne olur hiç olmazsa buraya bu arsa geriye gitmeden kültür sarayını...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız.

KAZIM TÜRKMEN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

...gelecek kuşaklara kültür sarayımızı kazanalım diye düşünüyorum. Ama özellikle de Türkiye’deki medeniyetleri bilen, kültürden yana olan, medeniyetten olan, çağdaş insanları lütfen kültür ve turizm müdürü yapın. Böyle insanları değil.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkmen’e.

Sayın Kılıçdaroğlu...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kültür Bakanlığının önemi, aslında, bütçesiyle kıyaslanmayacak kadar önemli bir bakanlık. Çünkü, kuruluş felsefesi, kendi ulusal kültürümüzü yaşatmak ve o kültürü geliştirmek, çağdaşlaştırmak ve toplumu bir anlamda eğitmektir. Bu bağlamda Kültür Bakanlığına baktığımızda, Kültür Bakanlığının bu görevi yerine getirmediğini görüyoruz. Kültür Bakanlığı sadece belli kitapları yayınlar, belli kitapları satın alır, DÖSİM aracılığıyla da belli malları satar ve onun dışında da partizanlık yapar. Kültür Bakanlığının bize çizdiği tablo bu.

Şimdi, şöyle bir örnek vereceğim: Sayın Bakanın masasının üzerinde çok güzel iki ciltlik bir kitap var. Karton bir kutuya konmuş. Anadolu Selçukluları ve Beylikler Dönemi uygarlığını anlatan. Bunun dün akşam baktım ben, Divriği Ulu Cami oldukça geniş kapsamlı yer almış. Bu konuda çok da kitap var. Divriği Ulu Cami dünyada örneği olmayan, UNESCO’nun da koruma altına alınması gereken tarihî eserlerden biri olarak gördüğü bir eser. Selçuklu eseri. Mihrabı gül işlemeli ve tek çivi yok, tamamen oymalarla yapılmış. Olağanüstü el işlemeciliği var. Fakat, bu eser, ne hikmetse, her seferinde ölümüne terk ediliyor. Onarım yapılıyor ama, onarım o tarihî binalar, tarihî taşlar, ya çiviyle veya başka nedenlerle yıpratılarak onarılıyor. Şimdi, bu konuda, ben, bir bilim insanının yazısını okudum, Sayın Doğan Kuban’ın yazısını okudum ve o yazıyı okuduktan sonra etkilendim ve bununla ilgili özel bir yasa hazırladım; teklif. Buranın onarımı için özel bir komisyon kurulmalı, Ortaçağ’ı iyi bilen uzmanlar bir araya gelmeli, teklifi yine Sayın Doğan Kuban’a gönderdim. Hocam, bu teklif yeterli midir, doğru mudur, yanlış mıdır diye. Bazı düzeltmeler yaptı. O düzeltmeler üzerine o teklifi verdim. Fakat bu tekliften bir ses çıkmadı. Aşağı indirdik, Genel Kurula, 45 gün geçtikten sonra, ben bekledim ki, Hükûmet kanadından da teklife destek gelir ve buranın onarımı için hem ayrı bir komisyon kurulmuş olur hem bu cami kurtarılmış olur. Sağ olsun İktidar kanadından da destek verildi ve bu Tasarı'nın Genel Kurula inmesi kabul edildi. Sonra biz bu teklifin öne alınmasını ve bir an önce yasalaşmasını istedik. Fakat, orada ret çıktı. Bu şu anlama geliyor: Bu teklif hiç çıkmayacak demektir.

Şimdi, Sayın Başbakan da Sivas’a gittiğinde bu olay anlatılıyor ve Sayın Başbakan süratle buraya 3 trilyon lira para gönderiyor onarımı için. Fakat bir yere para göndermek yetmiyor. Özellikle bu tür eserler için. Bu tür eserler bir bina yapmak, bir öğrenci yurdu yapmak, Toplu Konut İdaresinin bina yapması değil ki. Bunlar, üzerinde, öncelikle, çok uzun çalışılması gereken, taşların üzerinde çalışılması gereken, yıpranan taşların tekrar yapılmasını öngörecek, o işçiliğe sahip olacak, onu denetleyecek bilim insanlarının bir arada olduğu bir ekip tarafından yapılması gereken bir uygulama. Ayrıca, etrafındaki gecekonduların yıkılması ve bunun açılması lazım. Su kanalları bina su alıyor temellerden, onun açılması lazım. Bütün bunların yapılması gerekiyordu. Ama, maalesef kabul edilmedi. Şimdi bunu kabul etmeyen bir Kültür Bakanlığının ben kültürü geliştirme konusunda çaba harcayacağı konusunda çok ciddi endişelerim var. Bu, çok açık, net, somut bir örnek.

İkinci önemli nokta, bakın, geçen gün İnternette gezinirken, Batman selinden sonra ortaya çıkan bir tablo. Şimdi tabloda bir yerde 10.000’e yakın eser su almış. Bu eserlerin kurtarılması için Balıkesir’den Batman’a 14 tane gönüllü kişi gidiyor. Bunların hiçbirisi kamu görevlisi değil. Dün Batman Kültür Müdürümüzü aradım. Acaba bu eserlerin kurtarılmasıyla ilgili Kültür Bakanlığı bir şey yaptı mı? Çünkü bunların içinde 500’ü el yazması; yani, tahrip olduktan sonra kurtarma şansımız yok. Kültür Bakanlığının iki kişiyi görevlendirdiğini ama henüz gelmediğini söyledi. Umuyorum gitmiştir oraya. Şimdi benim merak ettiğim, bu 500 el yazması eser acaba kayıtlara alınmış mı, alınmamış mı, bu kütüphaneden Kültür Bakanlığının bilgisi var mı, yok mu? Yoksa, bu, medyaya yansıdıktan sonra mı Kültür Bakanlığı oraya hareket etti. Hatırlarsanız, ben, burada, daha önceki konuşmalarımda, bu el yazması eserlerin kurtarılması, özel korumaya alınması, bunların daha sağlıklı arşivlenmesi gerektiğini söylemiştim. Sel baskını altında kalan bir kütüphane olabilir mi? Doğrusunu isterseniz şaşırıp kaldım.

Şimdi, bugünkü Cumhuriyet gazetesinin kitap ekini okuyanlar -bilmiyorum Sayın Bakanım okudu mu- orada Sayın Metin Celal Bey’in yazdığı güzel bir yazı var. Bakanlığınızı eleştiriyor. Eleştirinin birinci noktası şu: DÖSİM’de sadece belli dünya görüşüne sahip olanların kitaplarının satıldığı bir merkez haline dönüştüğünü eleştiriyor ve bunu televizyon gelip çekim yapmak istiyor ama televizyona da yasak getiriyorlar, “burada çekim yapamazsınız” diyorlar. Şimdi böyle bir görüntü Kültür Bakanlığına yakışır mı, toplumun bütün ortak değerlerinin, toplumun yarattığı bütün kültürlerin korunması gerekirken, bunu sadece belli bir dünya görüşüne sahip olanlara indirgemek doğru bir davranış mı? Sonra, yine bu yazar arkadaşımız soruyor: Geçen yıl, 1.139.957 YTL’lik kitap alışı yaptı Kültür Bakanlığı. Piyasadan kitap alıyor, kütüphanelere dağıtıyor. 2006 yılında, bu, 2.193.000 YTL ve hangi kitaplar alındı belli değil.

Şimdi, Sayın Bakanım, kamuda hangi kitaplar alındı, hangi kitaba para ödendi belli değil demek doğru değil. Siz bunun sadece 733.000 YTL’lik olan kısmına yanıt vermişsiniz. Diğerleri hiç belli değil. Şimdi, bu kitap alımı ciddi bir komisyon tarafından yapılıyor. Peki nasıl olurdu bu kitaplar belli değil. Bu konuda açıklama istiyorum. Eğer açıklama verirseniz sevinirim.

Yine bu arkadaşımızın iddiası, kitap alımlarında aracıların olduğu ve bu aracılara komisyon ödendiği. Bu, sizin bulunduğunuz bir toplantıda dile getirilmiş. Ama Bakanlık doğal olarak bunu reddediyor, “böyle bir şey yoktur” diyor. Bu ret yazısı üzerine diyor ki: “Yine bazı yayıncılar beni aradı ve komisyon ödeniyor bu kitapları Kültür Bakanlığına satmak için. Komisyon oranını da veriyor yayıncılar. ‘Yüzde 10 oranında da komisyon ödüyoruz’ diyorlar, ‘Kültür Bakanlığı kitapları alsın diye’” Çok ciddi bir itham. Bu ciddi ithamı, sizin, mutlaka, sağlıklı belgelerle, kesin ifadelerle yalanlamanız gerekiyor.

Şimdi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluyla ilgili olarak dün bazı sorular sormuştum Sayın Bayındırlık Bakanlığımıza. Ama asıl konunun muhatabı Sayın Bakan. Şimdi, İstanbul’da, Sayın Maliye Bakanımızın bir arsası var. Kaçak inşaat nedeniyle yıkıldı. Tek katlı binaydı. Sonra oraya 3 tane ayrı villa yapılmasıyla ilgili 3 no’lu Koruma Kuruluna başvuruldu. Macera çok ilginç arkadaşlar. Başvuru, her vatandaşın başvurduğu gibi Sayın Unakıtan da “ben buraya konut yapmak istiyorum” diyor. Toplanan Kurul Nisan 2006 tarihinde, 5’e 3 bunu reddediyor. “Hayır” diyor, “buraya yasal olarak siz bu binayı yapamazsınız, buraya inşaat ruhsatı verilemez.” Ondan sonra olay başlıyor. Şimdi, önce ret verenler tespit ediliyor, onların görevden alınması lazım ki, ikinci başvuruda olumlu çıksın.

Kurul Başkan Yardımcısı’nı görevden alıyorsunuz Sayın Bakan. Niye daha önce almadınız da, Sayın Unakıtan’ın villaları gündeme geldiği zaman görevden alıyorsunuz?

YÖK’ün atadığı bir üyenin görev süresi doluyor ve YÖK yeniden aynı kişiyi atıyor, Sayın Bakanın makamında bu atama beş ay bekliyor. Niçin bekliyor? YÖK onu söylemiş, sizin göreviniz de atamak. On dakika bile değil, iki saniyelik iş. Niçin aylarca bekliyor sizin makamınızda bu?

Sonra ne oluyor? Bayındırlık Bakanlığının temsilcisi de -o da “hayır” oyu vermiş. Kanuna aykırı, devlet memuru, nasıl buna “evet” diyecek- o da görevden alınıyor, operasyon bitiyor. Operasyon bittikten sonra, 9 Mayıs 2006’da komisyon tekrar toplanıyor. Bu sefer de 5’e 3 inşaat yapılır ruhsatı veriliyor.

Şimdi, Sayın Bakan, yani, 1/1000 ölçekli imar planının olmadığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının “buraya konut yapılamaz” diye yazı yazdığı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum  Sayın Başkanım.

...sizin iktidarınıza mensup İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının yazı yazdığı, resmen “buraya bu konut yapılamaz, inşaat yapılamaz, inşaat ruhsatı verilemez” dediği yere, siz, adam değiştirerek, zorla yasaları ihlal ediyorsunuz, suç işliyorsunuz açıkça. Bakanların görevi, acaba, Türkiye Cumhuriyeti’nde suç işlemek midir? Yasaları uygulamamak mıdır? O zaman Parlamentoyu kapatalım, yetkiyi de verelim sayın bakanlara nasıl olsa yönetiyorlar. Yani, bizim çıkardığımız yasaların hiçbir anlamı yok. Neden anlamı yok? Çünkü, biz bunu gündeme getirsek de zaten İktidar kanadıyla diyorlar ki “hayır burada bir şey yok” el kaldırıyorlar, olay kapanıyor. Böyle bir anlayışı Türkiye Cumhuriyetinde nasıl yaparsınız? Bu ne oluyor biliyor musunuz? Tam Kültür Bakanlığının yaratmak istediği kültüre uygun bir kültür oluşuyor bizde. “Ya, adam yiyor, ama iş de yapıyor.” Bu kültür topluma egemen olmaya başladı. Yani artık, yolsuzluklar, sıradan, rutin olaylar. Yani adam yolsuzluk yapabilir, hiçbir sorun yok orada, ama iş yapsın da bari hiç değilse o yolsuzluğa da biz göz yumalım.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yolsuzluk endeksini gördünüz mü?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, yolsuzluk endeksini gördüm, hiç meraklanmayın siz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır, gördünüz mü?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, tabii... O yolsuzluk endekslerinin nasıl hesaplandığını biliyor musunuz?

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Tüm dünyada nasıl hesaplanıyorsa öyle.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır. İş adamlarına soruluyor, iş adamları buna yanıt veriyor.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Tüm dünyada nasılsa...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, tüm dünyada nasılsa... Yani, iş adamlarının Türkiye Cumhuriyeti’yle muhatap olması, yabancı iş adamlarının, bizim değil, muhatap olması, bu çerçevede gündeme geliyor. Ama onun arkasında başka endeksler de var. Onlara da, siz, ayrıntılara bakarsanız, görürsünüz. Kaldı ki, o endeksler benim açımdan çok önemli değil. Tabii, endeksin yükselmesi, Türkiye’nin bir İsveç düzeyine gelmesi, her yurttaşın arzu ettiği bir olay. Ama benim bu söylediğim olaylar, fiilen gerçek olaylar ve gidin sokaktaki vatandaşa sorun, “Türkiye’de yolsuzluk var mı” diye sorun, size “yoktur” diyorsa, eğer bu yüzde 3’ü aşarsa, samimi söylüyorum ben diyeceğim ki “ya çok özür dilerim, ben yanlış yapmışım.” Türkiye’de “yolsuzluk yoktur” diyenlerin oranı yüzde 3’ü aşarsa diyorum.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Niye yüzde 3?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Güzel... Demek ki, siz de “var” diyorsunuz.

Ben de var olanlardan bir örneğini Sayın Bakana veriyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakana Kemal Bey’in söylediklerinden...

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, size söz vermedim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İki saattir oradan laf atıyorlar. Yani, bize sıra gelince mi böyle oldu.

BAŞKAN – Sizin her zaman adetiniz o sizin. Kendiniz de biliyorsunuz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Her zaman işi oradan laf atmak olan arkadaşlarımız var.

BAŞKAN – Her zaman ikaz ediyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Şu ana kadar niye ikaz etmediniz? Karşılıklı tartışılmıyor mu?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ortada, çok açık, somut olay veriyorum ben size. İçişleri Bakanına da soracağım, gelecek buraya. İçişleri Bakanı da bir dosyayı kapatıyor, bu konudaki bir dosyayı kapatıyor. Biz bunları sormayacak mıyız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan...

Kültür bakanlarının temel görevi, Türkiye’de yolsuzlukları önleyebilecek tüm kültürü topluma egemen kılmaktır. Medyayı kullanacaksınız bu bağlamda, siyaseti bu bağlamda yücelteceksiniz. Ama, siz, Kültür Bakanı olarak, 3 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Komisyonuna doğrudan müdahale ederek, yasadışı bir işleme ortam hazırlıyorsunuz ki, sizin bürokratik deneyiminiz de var. Hani, sadece salt siyasetçi olsanız, Anadolu’dan gelseniz, başka bir yerden gelseniz, diyeceğiz ki, mevzuatı bilmeyebilir, bunun doğurabileceği riski bilmeyebilir. Ama sizin bunu bilmemeniz mümkün değil. Bu ne demektir? Bu kasıtlı olarak bu işi yapmak demektir.

Zaten bunun dışında başka söyleyecek bir laf yok Sayın Başkan. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kinay...

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, saygıdeğer Bakanım, değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli basın mensupları, sevgili bürokrat arkadaşlar; hepinizi Kültür Bakanlığımızın 2007 yılı bütçesi münasebetiyle saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten Kültür ve Turizm Bakanlığımız son iki yıldır ortaya koymuş olduğu performansla, Türkiye’deki kültür ve turizm alanındaki âdeta var olan Hazineyi ortaya çıkartan bir başarı sergilemiştir. Söz almamın bir nedeni, Kültür ve Turizm Bakanımızın gerek yurt içinde gerekse yurt dışında ortaya koymuş  olduğu, tabii ki, Bakanlık personelimizle birlikte, bu üstün çabaya bir teşekkür ifadesidir. Bir diğer sebebi de, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ilk kez Türk el sanatlarıyla ilgili bir araştırma komisyonu teşekkül ettirmiştir. Bu araştırma komisyonumuz gerek Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerimiz gerekse AK Partili milletvekillerimizin tüm Türkiye genelinde el sanatlarıyla ilgili yaşanan sorunların tespiti amacıyla, il il dolaşarak yürüttüğü olağanüstü çabalar sonucu bir rapor ortaya koymuştur. Bu rapora da kısmen de olsa değinerek, bu doğrultuda, asıl yürütme noktasında emaneti teslim edeceğimiz Kültür ve Turizm Bakanlığının dikkatlerine bu raporun kabaca da olsa hedeflerine işaret etmektir.

Tüm Türkiye’de olduğu gibi, seçim bölgem Kütahya’da da Kültür Bakanlığımızın çok yoğun desteğine şahit olduk. Bu çabaların sonucunda, geçtiğimiz yıl destinasyon gerçekleşmiştir Kütahya destinasyonu. Gerek il çapında gerekse Türkiye genelinde hatta yurt dışında Kütahya kendisini tanıtma imkânı bulmuştur, etkinlikler bir hafta boyunca sürmüştür ve bir kırılma noktası teşkil etmiştir. Özellikle termal turizm potansiyeline ilgi ve yatırım artmıştır bu çalışmanın sonucunda.

Sadece Bakanlığın Kütahya’ya yönelik çalışması bu destinasyondan ibaret değildir. Domaniç-Haymana şenliklerine büyük katkısı olmuştur. Bildiğiniz gibi, Haymana Osman Gazi’nin ninesi ve bir anlamda “devlet ana” olarak Kemal Tahir’in romanında yerini bulmuş bir büyüğümüz. Türk kültürü içerisinde kadına verilen statünün belki de en güzel işaretini temsil etmektedir. Bu doğrultuda Kültür ve Turizm Bakanlığımız bir belgesel hazırlamaktadır bildiğim kadarıyla ve Türkiye’de kadına verilen önemin, değerin, kültür içerisindeki değerin belki de bir belgesele dönüşmesiyle son derece bu anlamda yapılacak önemli bir çalışma da gerçekleşmiş olacaktır.

Dumlupınar Zafer etkinliklerine Kültür ve Turizm Bakanlığımızın ilgisi ve desteği bu dönemde çok ciddi ölçüde artmıştır.

Tarihî Germiyan Sokağı Kütahya açısından çok büyük önem taşımaktadır. Yine Sayın Bakanımızın bizzat Kütahya’ya gelerek, Sayın Bakanımız görev süresi içerisinde iki kez Kütahya’ya teşrif etmiştir ve bu iki gelişinde de gerçekten Kütahya’daki kültür varlıklarını ortaya çıkartan, bunlara Bakanlığın destek ve ilgisini artıran sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, Sayın Bakanımıza, seçim bölgem Kütahya medyunu şükrandır. Bunu da bir vesileyle ifade etmiş olalım.

Biraz evvel değindiğim bu el sanatlarıyla ilgili çalışmalar konusunda, gerçekten, Türkiye’de, yüzbinlerce kişi geçimini el sanatlarından kazanmaktadır. Bu kadar geniş bir alanda ne yazık ki, pazarlamadan finansmana, eğitimden tanıtıma çok büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların çözümüyle ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma komisyonu önemli hedefler ortaya koymuştur. Ben bunlardan ekonomiyle ilgili raporların sonuçlarına baktığımızda, özellikle el sanatlarına yapılacak desteğin iç göçlerin önlenmesine, sosyal dayanışmanın sürdürülmesine sağlayacağı desteğin bu anlamda önem taşıdığını ifade etmek istiyorum. İstihdam açısından çok geniş bir kesimi ilgilendirmektedir. Ancak, istihdam içerisindeki vergi ve benzeri yükümlülüklerin zaten talep yetersizliği yaşayan bu sektörde büsbütün güçlük yarattığını ifade etmek istiyorum. Bu doğrultuda, mutlaka, vergi ve istihdam açısından el sanatlarıyla uğraşan vatandaşlarımızın desteklenmesi gerekmektedir. Bunu Kültür Bakanlığımız diğer bakanlıklarla görüşerek bir Hükûmet politikası haline getirilmesinde büyük yarar görüyorum. O nedenle bu başlığı tartışmaya açtım.

Bir diğer konu finansmanla ilgilidir. El sanatlarıyla uğraşan işletmeler, ne yazık ki, finansman bulma noktasında çok büyük güçlük yaşamaktadır. Bankaların istediği  güvence ve değerlendirme kriterleri el sanatlarıyla uğraşan vatandaşlarımız tarafından, ne yazık ki, karşılanamamaktadır. Bu doğrultuda da uygun finansman araçlarının küçük de olsa bu sektörde varlığını devam ettiren kişilere sağlanmasını talep ediyoruz.

Pazarlama konusunda çok ciddi sıkıntı yaşanmaktadır. Dönersermaye işletmelerimiz, Bakanlığımıza bağlı, önemli ölçüde destek olmaktadır ama bu yeterli değildir. Takdir edersiniz ki, sadece 13 merkezde dönersermaye işletmeleri turizmle ilgili, turistik el sanatlarıyla ilgili alımlar yapmaktadır ama bu kifayetsizdir. Çünkü bu alanda gerçekten büyük bir üretici kesimi vardır. Türkiye’nin ihracata dayalı el sanatı ürünü çok çeşitlidir, tüm dünya ülkelerinden farklı olduğumuz bir alandır. Halısından çinisine, bastonundan tespihine, piposuna, lületaşına, birçok malzemeyi son derece özenle şekillendirebilen bir genel yeteneğe, geleneksel el sanatı yeteneğine sahip bir toplumuz. Bu milleti diğer milletlerden ayıran bir unsur olarak belki de görülebilir. Öne çıkarabileceğimiz, en az yatırımla en çok katmadeğer elde edebileceğimiz bir alandır. Asya ülkelerinde istihdam açısından -Hindistan Dostluk Grubu başkanı olduğum için gayet iyi biliyorum- başlıbaşına önem verilen bir sektördür el sanatları sektörü. Bu doğrultuda, kısa sürede, bu geleneksel Türk el sanatına devletin destek olması sağlanabilirse, özellikle ihracata ve Türkiye’nin tanıtımına ve ayrıca en çok sıkıntı yaşadığımız işsizlik sorununa kısa vadede çare olarak bu sektörü görebiliriz. Elbette ki, Sayın Bakanımızın ve Bakanlık bürokrasisinin böylesine önemli bir sektör dikkatinden kaçmayacaktır, kaçmamıştır da.

Bir çalışma daha yaptırdım Sayın Bakanım. Sayın Kürşad Tüzmen’in bakanlığı, İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi özellikle Amerika’da el sanatlarının ihracat boyutuyla ilgili nasıl bir yapılanmayla başarı sağlanır? Bu doğrultuda bir çalışma da elimizde mevcuttur. Dönersermaye İşletmelerinin Yönetmeliği’nde yapılacak bir değişiklikle, yurt dışına Türkiye’deki üretilen el sanatlarının satılması konusunda, DÖSİM’lerin yurt dışına açılmasını sağlayabilirsek, orada da, Amerika başta olmak üzere -en iyi pazarlardan birisi çünkü- Japonya, Uzakdoğu’da, Singapur, Dubai gibi merkezlerde dönersermaye işletmelerinin Türk el sanatlarıyla ilgili mağaza desteği sağlanabilirse, hem yurtiçindeki turistik potansiyelden hem yurtdışındaki turistik potansiyelden yararlanma olanağını bu sektöre sağlamış oluruz ve bence, her şeyden önemlisi, Türkiye’nin tanıtımı amacıyla, aynı zamanda, bu sektörü kullanma şansımız her zaman için var.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle, tekrar 2007 yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayin Kinay’a çok teşekkür ediyoruz.

Sayın Deveciler...

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli Komisyon üyeleri, kıymetli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Turizm, Türkiye’nin güçlerinden biridir. Bu sektör, Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, Türkiye’de, doğrudan ve dolaylı olarak, 32 faaliyet dalında istihdam yaratmaktadır. Bu şekilde, Türkiye’de, 2005 yılında, 3,1 milyon kişi için bu sektör tarafından doğrudan istihdam yaratılmıştır. Öte yandan, bu sektörün diğer sektörler için yarattığı ek talebi, turizm hareketlerinin o yöre halkı için aynı zamanda sosyal olarak bir gelişme ve yabancı kültürleri tanıma vesilesi olması hususlarını da katarsak, sektörün önemi daha da iyi anlaşılabilecektir. Sektör, çok dinamik ve aynı zamanda uluslararası rekabet açısından yoğun bir sektördür. Bu nedenle “ben tesisi kurdum, artık, turist bekliyorum” rehavetine asla kaldırmayacak bir konudur turizm. Zira yoğun rekabetin varlığı nedeniyle gelişmelerin iyi izlenmesi ve buna ait adımlar atılıp yapılanmalara gidilmesi gerekirken, diğer yandan da turizmin sürdürülebilirliği konusunda doğrudan sektörün içindeki işletmelerin gerekli duyarlılığı geliştirmesi gerekmektedir. Örneğin Türkiye’deki yatak kapasitesinde sağlanan hızlı artışa rağmen, teknik altyapı konusunda halen sorunlar yaşanmaktadır. Bu konudaki eksiklerin belirlenmesi ve giderilmesi önemlidir. Bu çerçevede, turizm, eğitimde belgelendirme, mesleki eğitimde standardizasyonun sağlanması ve verimlilik ile iş kalitesinin uluslararası kriterler doğrultusunda gelişerek istihdamdaki kalitenin artmasını sağlayacak bir unsurdur. Bununla beraber, devlet ve özel sektör kuruluşlarının ortaklaşa yapabileceği bu tür bir belgelendirme sistemine geçilmesi henüz daha mümkün olmamıştır.

Öte yandan, turizm alanında uzmanlaşmış olan yörelerimizde, kıyı bölgelerine yönelik yoğun talep ve yapılaşma baskısı, çevrenin kirlenmesi, turizm merkezlerinin kentleşmesi, Türk turizmini orta vadede olumsuz etkileyecek sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu risklerin ortadan kaldırılması için Bakanlığınız ne tür önlemler almaktadır? Yoksa, “her şeyin en iyisi yine piyasanın kendisi tarafından halledilir nasılsa” politikası mı uygulanmaktadır? Örneğin; turizmin yoğunlaştığı Ege ve Akdeniz kıyılarında çevre bozulmasının önlenmesi ve turizm altyapılarının tamamlanması amacıyla başlatılan Akdeniz, Ege Turizm Altyapısı ve Kıyı Yönetimi Projesi ATAK Projesinin uygulanmasında dış kredi kullanımı ve yerel yönetimler organizasyonunda sorunlar yaşanmaktadır. Bu konuda Bakanlığın yaklaşımı ve sorunları aşma yönündeki uygulamaları nelerdir?

Bir de, tarihî turizmi geliştirme yönünde, AKP İktidarıyla birlikte son dönemde artan ve ciddi biçimde ele alınması gereken bir zihniyet dönüşümü turizmin karşısında bir risk olarak belirmeye başlamıştır. Biz turizmin mevsimlik coğrafî dağılımını iyileştirmek ve yeni turizm alanları yaratmak için golf, termal, kongre, kış, yayla, kruvaziyer, sağlık ve eko turizmini geliştirelim ya da tanıtma ve pazarlamada bilimsel yöntemleri ve çağdaş iletişim teknolojisini en geniş şekilde kullanalım derken, bir de bakıyoruz ki, bu konuda uygulamayı temin edecek bir bürokrat çıkıp diyor ki: “Yayla turizmi Müslüman Türk kültürünün yaşandığı bir tek yaylalar var. Oraları da mı turizme açalım? Yaylaları kaybedersek şayet Turizmden kazandığımızı kaybettiğimizle kıyaslarsak, kaybettiğimiz çok fazladır. Dünyada turizmle kalkınmış bir ülke yok. Turizm kalkınmış ülkelerin harcıdır. Uzakdoğu ülkelerini saymıyorum. Onlardaki çok farklı bir turizmdir. Turizm ülkelerin açtığı imkanlara göre gelir. Öbür türlü çok fantezi turizm yapılabilir. Dağ turizm, yayla turizmi gibi, ama bunlar kesinlikle kalkınmada bir kalem teşkil etmez. Bir düşünün Akdeniz sahillerinde turizmden kazandığımızı düşünün. Uzun vadede bir de kaybettiğimizi düşünün. İnan değmez.” Bunu bir bürokrat söylüyor Sayın Bakan.

Bu sözlerden sonra da Sayın Bakan, siz çıkıp da, bakan benim, benim dediğim olacak deseniz de, bu bürokratınızın ortaya koymuş olduğu zihniyet, sizin iktidarınızla ifadesini bulmayan başlayan bir yaklaşımdır.

Hem turizm hem de farklı açılardan ciddi bir tehdit olma potansiyelini ortaya koyan bir başka olay da, geçtiğimiz ağustos ayında Gülden Aydın ile ailesini İzmir Karaburun’da bikini nedeniyle 4 haşemalı erkek ve 10 tesettürlü kadının saldırısına uğraması olayıdır. Bunlar şimdilik iktidarın görmezden gelmeye çağırdığı ve bazen de bizimle birlikte olmaz dediği, şimdi küçücük ama yakında organize bir hal alma tehlikesi olan sinyallerdir.

Turizmde Türkiye’de çok yol almış olmasına rağmen ve AKP İktidar döneminde, geçtiğimiz yıl sonuna kadar ziyaretçi sayısında sürekli bir artış görülse de, bu artışımız düşmeye başlamış hatta 2006 yılının ilk 9 aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre ziyaretçi sayısında bir gerileme yaşanmıştır.

Turizm makro ekonomik açıdan gittikçe gelir olarak ortaya çıkan cari işlemler açığının belli bir seviyede tutulması için de önemli bir gelir kalemidir. Son yılda, az önce dikkat çekmiş olduğumu gerilemeye ek olarak, turizm gelirlerinin toplam cari işlemler gelirleri arasında 2003 yılında yüzde 18.2 olan payı, 2004 yılında yüzde 16.9’a düşerken, bu düşüş trendinin devam etmesi ve söz konusu oranın 2007 sonunda yüzde 14.7’ye gerilemesi beklenmektedir. Bu gerileme ise, cari işlemler açığının risklerini bertaraf etmeye yönelik bir unsurun daha, size olan desteğin azalmakta olduğunun bir işaretidir.

Turizmle ilgili bazı sorunları gündeme getirmek istiyorum ve neler yapılması lazım: Turizmin sürdürülebilir kalkınma politikası ve bu doğrultuda mastır planı acil oluşturulmalıdır. Ürettiği yüksek katma değeri, toplumun geniş kesimlerine en etkili biçimde dağıtan farklı inanç ve kültürler arasında karşılıklı tanıma, anlayış ve hoşgörüyü artıran ve bu yönleriyle ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmaya olağanüstü katkıları olan turizm sektörü öncelikli sektör ilan edilmelidir. Turizm işletmelerinin tümü, seyahat acenteleri de dahil KOBİ’lerin teşviklerinden yararlandırılmalıdır. Dış turizm gelirleri ihracat gelirleri sayılmalı ve döviz getiren firmaların ihracat teşviklerinden yararlanması sağlanmalıdır.

Tanıtım politikaları turizm pazarlamamızı çeşitlendirmeyi hedef alarak belirlenmelidir. Turizm endüstrisinin vergilendirilmesinde, buradaki rekabet koşulları dikkate alınmalıdır.

Turizm ürünlerinin çeşitlendirilmesi ve turizm bölgelerinin yayılmalarının önünü açacak teşvik ve destek sistemleri geliştirilmelidir. 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu bu doğrultuda tekrar yenilenmelidir. Turizm endüstrisinin sürdürülebilir endüstrisine destek olacak araştırma, geliştirme faaliyetlerini gerçekleştirecek fonlara sahip bir kuruluş oluşturulmalıdır.

Tanıtımda son birkaç yılda büyük ilerlemeler kaydedildiyse de, tanıtım kaynakları hele Türkiye özelinde hala yetersiz kalmaktadır. Harcanan kaynaklar ise, daha verimli kullanılmalı, bunun için Pazar araştırmalarına daha çok dayanan ARGE faaliyetlerinin desteklediği nitelikli tanıtım yapılmalıdır. Tanıtım bütçesi turizmdeki toplam sermaye yatırımlarının binde beşi kadar olmalıdır. Tanıtım, planlama ve iletimde özel sektör katılımının bir an önce sağlanması gerekir.

Sayın Bakan, turizmi ilgilendiren en önemli konulardan birisi de, KDV uygulamasıdır. Turizm sektörü uygulamalarından olan KDV yüzde 18’den acilen düşürülmesi gerekmektedir. AB ülkelerinde turizmde uygulanmakta olan KDV oranlarına çekilmelidir. Örneğin, Fransa’da standart KDV oranı yüzde 20 iken, turizmde uygulanan oran yüzde 5.5, Yunanistan’da uygulanan KDV oranı yüzde 16 iken, turizme uygulanan KDV oranı yüzde 8, Portekiz’de uygulanan standart KDV oranı yüzde 17 iken, turizmde uygulanan KDV oranı ise yüzde 5. Türkiye’de uygulanan standart KDV oranı yüzde 18 iken, Türkiye’de turizm sektöründe uygulanan KDV oranı da yine yüzde 18’dir. Ülkemizde turizm sektöründe uygulan yüzde 18’lik KDV oranıyla bu ülkelerle nasıl rekabet yapabiliriz? Sayın Bakan, daha önceki bütçede de turizmdeki KDV yi düşüreceğinizi, ama bırakın düşürmeyi, yeni Belediye Gelirleri Yasasıyla daha da yüzde 3 konaklama vergisi getiriyoruz, bu KDV’yi de neredeyse yüzde 21’e çıkarıyoruz. Lütfen buna dikkat ediniz.

Kültürle ilgili olarak ise: Kültür açısından her ülkeye nasip olmayacak kadar zengin ve köklü toprağın varisleriyiz. Bu mirasa rağmen onu yeterince koruduğumuzu söylememiz biraz zordur. Uzun uğraşlar sonucu, ülkemizin envanterine kazandırılan Karun Hazinesinin akıbeti hepimizin belleklerinde henüz tazedir. Korkumuz odur ki, Uşak müzesinde ortaya çıkan bu durum sadece oradaki eserlerle sınırlı olmayabilir ve yine umarız ki, 2007 programında bahsedilen başta geleneksel el sanatları olmak üzere maddi kültür ürünlerinin ihracatını kolaylaştıracak ve teşvik edecek biçimde ifade edilen tedbirlerde de murat edilen Uşak müzesi örneğinde görülen durumun genel bir uygulamaya dönüşmesi fikri olmasın. Sayın Bakan, yine aynı dokümanda, Anadolu medeniyetlerinin kültür mirasının korunacak ve gelecek nesillere aktarılmasına ve kültürel mirasına yönelik olarak bireylerin genç yaşta bilinçlendirilmesi hususunda tedbirler de yer almaktadır. Genel ekonomik hedefler ve yatırımlar kitabında yer aldığı şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığının yatırım toplamı 125.2 milyon YTL’dir. Bu toplamın merkezi yönetim bütçesi, toplam yatırımın rakamı olan 11 katrilyon 776 milyar YTL içindeki yüzde 1.1’lik gibi düşük bir payı temsil ettiğini ve bunun için de turizme ayrılan payın da bulunduğunu hatırlattığında, Sayın Bakan bizlere, bitme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kültür varlığımızın bu nedenle düşük bir yatırım düzeyle nasıl koruyabileceğimiz hususunda bilgi verirse memnun olurum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Bölgemdeki iki tane Bizans döneminde kalma birisi Altınoluk ve Ören kentleri var, 3.500 yıllık. Sayın Bakan, her ikisi de belediyenin kısıtlı imkanlarıyla finans ayrılarak kazıların gün ışığını çıkartılması için çaba sarf etmektedirler. Turizm ve Kültür Bakanlığında yardım alınmamıştır hatta Sayın Bakan geçen sene Körfezi ziyaretinde Burhaniye Belediye Başkanına bu kent kazıları için 100 milyar YTL göndereceğine söz vermesine rağmen, hala bu para ne yazık ki, bugüne kadar ulaşmamıştır, zannedersem bakanın bunu göndereceğini tahmin ediyorum. Herhalde çok fazla yoğun çalışmalarından dolayı bunu unutmuş olabilirler. İnşallah bu yıl katkı sağlar. Her iki tarihin gün ışığına çıkarılmasına sebep olurlar bir an evvel.

Yine, Ayvalık İlçemiz, çam, zeytin, deniz, güneş ve kum, doğa ve mimari dokusuyla tipik bir Ege kentidir. Ayvalık girintili çıkıntılı dantel gibi işlenmiş ve burada bulunan irili ufaklı 22 adayla tam bir adalar cennetidir. Doğal güzellikleri yanında ilginç mimarisi yanında dikkat çekici tarihi kilise, manastır ve daracık sokakları ve eski taş evleriyle Ayvalık Ege’nin doğa harikalarından biridir. Burada, 1.900’a yakın tarihi ev vardır. Burada çok zorluk çekilmektedir buradaki kültür varlıkları kurumundan izin alınmasıyla ilgili ve bununla ilgili ayrı bir düzenleme yapılırsa iyi olacak. Zaten Ayvalık Belediyesinin de böyle bir talebi var. Sayın Bakan da bunu biliyor, çabuklaştırılırsa çok memnun olacağız. Bu kadar çok tarihi eserin bir arada bulunmasından dolayı buranın altyapı hizmetlerinin yapılması ve cephe yapılaştırmalarının sağlıklı yapılabilmesi için bu açık hava müzesinin korunup, gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde ulaştırılabilmesi ve devredilmesi için desteğe de ihtiyacı vardır. Kültür Bakanlığının Ayvalık’tan elini çekmemesini istiyorum. Sayın Bakan, geçenlerde Midilli gezisinde bu konuya hassasiyet göstermiştir. Bunları yerine getireceğini umut ediyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçemizin ülkemize, Bakanlığımıza hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Deveciler.

Buyurun Sayın Uzunkaya.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar, basınımızın seçkin temsilcileri; ben de 2007 Yılı Kültür Bakanlığı ve ilgili genel müdürlüklerimizin bütçelerinin hayırlı olmasını diliyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum.

Müsaadenizle konuma girmeden önce Sayın Kazım Türkmen beyin ifade ettikleri arkadaşla ilgili acaba hafızam mı beni yanıltıyor diye bilgilerimi yeniden teyit ettim ki, Muzaffer Günay arkadaşımızı tanıyorum, Ordu kültür müdür vekili arkadaşımızdır. Samsun ile ilişkisinden bahsetti; doğrudur. Çünkü, Samsun’da üniversiteyi bitirdi. 1975/1976 Ordu imam hatip lisesi mezunu, 1982 samsun İlahiyat Fakültesi mezunudur. İmamlık yoktur, imam diye tarif edildi, diyanet görevlisi değil Millî Eğitim Bakanlığı görevlisidir.

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Din dersi öğretmeni, çok da önemli değil.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – İmam ile din görevlisi ayrı, yani birisi milli eğitimde öğretmendir, yani milli eğitimdeki öğretmenle camideki imamı önce birbirine karıştırmamak lazımdır. Sırasıyla Kırıkkale’de, Ünye’de, Ulubey’de, Perşembe’de, Ordu Merkez Utku Acun İlköğretimde muhtelif zamanlarda idarecilik, müdürlükler ve öğretmenlik yaptı. Müdürlüklerden ayrılışları da hep kendi isteğiyle olmuştur, farklı dönemlerde ayrılış, gerekçeleri de kendi talebi üzerine yer değişikliği üzerine olmuştur. Mesela kimisi askerlikten sonra kimisi kültür çalışmaları yapmış ki, bu arkadaşımız aynı zamanda 40’a yakın yayını olan bir arkadaşımızdır. 12.6.2004 tarihinde de Kültür Bakanlığımız tarafından Ardahan’a müdür vekili olarak atanmış, bilahare da Ordu’ya, zannediyorum üçlü kararnameyle olduğu için atanamadığından vekaleten Ordu’ya atanmıştı. Yayınlanmış eserlerinden bazıları; !Tarihi kültürü ve doğasıyla Ordu” yani kültüre ve Bakanlığın ilgi alanına dönük ciddi bir çalışması var. “Çevre ve ben” Bu çevreye olan duyarlılığını ihtiva eden en güzel eser. “En güzel hikayeler” diye başlıca yayınlanmış kitapları vardır. Dini bir iki kitabı da var. Bu arada yazdığı bir hikayede ismi geçen bir vatandaş, Haşim adında bir vatandaş, kendi ismiyle özleştirerek ki, tamamen bir hikayedir, Ordu’da yayınlanan bir yerel gazetedeki köşesinde hikayeden dolayı bir kişi tazminat davası açmış, açılan davada da o gün için 49 bin lira bedel ödemiştir. Bunun dışında hakkında ne Atatürk’e, ne ülkenin milli ve manevi şahsiyetlerine ne de laik düzene karşı açılmış tek bir yargı ve sorgulama yoktur; ama, Sayın Türkmen, elinde böyle bir belge varsa, bize ibraz ederlerse… O belgeyi görebilir miyim?

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Siz konuşmanızı yapınız, ben belgeyi size vereceğim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bu olay, 49 bin liralık tazminatla ilgili olan yeni bir olaydır.

Değerli arkadaşlar, ben bunu şunun için söylüyorum: Ola ki, insanlar hasbel kader, geçen gün burada bir sosyal hizmetler il kurulu müdürünün daha önce çok önemli bir olaydan yargılandığını, bir ideolojik ekibin içinde yargılandığını, Giresun’da bir polis yaraladığını, aynı siyasi örgütte polis yaraladığını, ama şu anda bir ilimizde sosyal hizmetler il müdürlüğü yaptığını ve nitekim bunların kimisi affa uğramış, kimisi de bir şekilde farklı değerlendirmelerle alınmış, ama hukuk devletinde bütün bunlara, hukukun çerçevesi içinde görmek lazım gelirken ki, kaldı ki, ben size çok daha enteresanını söyleyeyim; benim kardeşim 1999 seçimleri esnasında, 18 Nisan seçimleri esnasında Mersin il kültür müdürü idi. Sayın İstemihan Talay benim çok sevdiğim bir arkadaşım, dostum, hala da muhabbetim olan birisidir. Görevi geldiği günün akşamı Mersin kültür müdürlüğünden aldı, güneyde bir ilin kültür müdürlüğüne şef olarak tayin etti. Eğer, ideolojik yaklaşım olacaksa, ideoloji budur. Ben İstemihan Talay ile sizi değerlendirmede bir kategori içerisinde görmek için söylemiyorum. Bunu ben yaklaşım olarak da hiçbir zaman değişik bir konu olarak ele almadım, hep siyaseten adam dedi ki, ben alacağım dedi ve aldı.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Kötü emsal olamaz.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ama, bakınız, burada bir ideolojik yapılanma iddiasında bulunursak, yanlış olur diye düşünüyorum; çünkü, bu arkadaşımızın birikimleri, ilahiyatçı ancak çalışmaları, tezleri, yayınladığı kitaplar çoğunlukla doğa, çevre, tabiat, hikâye ve benzeri olaylarla alakalı, farklı kaynaklar varsa, onu da bilmem, ama ilahiyatçıdır, mesleği olarak da bundan yüksünecek bir hali yoktur. Dediğim gibi ilahiyatçılıkla Diyanette görevli olmak, yani Millî Eğitim Bakanlığında öğretmenlik yapıyor olmakla diğerini birbirine fazlada karıştırmamak lazım gelir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, ben burada özellikle bütçeyle alakalı bir iki husus söylemek istiyorum. Sayın Bakanım, tabii bütçe kaynaklarımızın sınırlı olduğunu biliyoruz. Kültür Bakanlığı, aslında, kültürel değerler itibariyle Türkiye’nin sadece içinde bulunduğumuz toplumun ve çağın kültürünü değil binlerce yıl geriye doğru giden kültürel değerleri korumak zorunda olan bir zenginliğe ve dolayısıyla da bu zenginliğe muvazi bir ayrılabilecek kaynağa ihtiyacı var. Kültürel zenginliğimizin himayesi, korunması, yatırımların yapılması hakikaten ciddi ve geniş çaplı kaynaklara ihtiyaç doğuruyor. Ama, bugünkü ekonomik şartlarda ben inanıyorum ki, belki bir kısım bakanlıklarımızın da yaptığı gibi, bir kısım sponsorlar vasıtasıyla bunların büyük bir kısmını zaten başardığınıza inanıyorum, bunlardan Çanakkale’de yapılanlar ortada, hem Çevre ve Orman Bakanlığı ve hem diğer ilgili bakanlıklarımızla beraber. Biz, bu konudaki hizmetlerinizi bakanlık olarak takdir ediyoruz.

Geçen seneki buradaki bütçe müzakerelerinde bir değerli arkadaşım bir değerlendirmede bulunmuştu. Demişti ki “iki zıt bakanlık, kültür ve turizm aslında birbirlerine çok iyi bakan değerler, çünkü turizm ileriye doğru bir kısım yatırımları hedefler, halbuki kültür geçmiş değerlerin korunması açısından çok büyük önem arz eder.” Ama, kanaatimce kültür ve turizm, kişisel olarak söylüyorum, birbirlerinin tamamlayıcısı olan çok önemli iki ayrı, ama mutlaka bir arada olması gereken çok önemli birimlerdir, ister bakanlık seviyesinde ister kurumsal olarak bakanız. Niye; çünkü, turizm ve sizin tarihinizi tanıtmak var, kültürünüzü tanıtmak vardır, değerlerinizi tanıtmak vardır, ama turizmi sadece ve sadece eğer biz kum ve kumsal, deniz sahilleri, deniz sahillerindeki oteller moteller diye algılarsak ve turizmi sadece bu noktaya tahsis edersek, o takdirde böyle bir yaklaşım belki haklılık kazanabilir; ama, benim turizmin hedefinin özellikle birçok medeniyetin kavşak noktası olan, tarihte birçok medeniyetin varlığını ilan ettiği, yerleştiği, eserlerini bıraktığı hatta belki bir kısmına belki henüz ulaşamadığımız, bir kısım kazılarına halen devam etmekte olduğumuz bu çalışmalarla gün ışığına çıkarmaya çalıştığımız, geçmiş tarih ve kültürümüzün inanıyorum ki, batılı turistler tarafından en cazip ve dikkat çekici olan boyutu da bunların ziyaret edilmesidir. Belki bu arada sıcak denizlerimizden, özellikle Akdeniz ve Ege sahillerimizin kumsallarından yararlanmayı isteyeceklerdir; ama, ben geçtiğimiz dönemlerde de hep söyledim ve  Sayın Bakanım da gerçi işaret etti, ama Türkiye’de turizm gelince hep akla Ege ve Akdeniz sahilleri geliyor, gerçi siz dediniz hakikaten bir yoğunlaşma var, Karadeniz’in de artık turizm olarak, bir turizm cenneti olabileceği gerçeğini dünya ile paylaşmak lazım.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Kıskanmayın oraya da gelecektir.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – İnsanların ilgileri farklıdır. Ben zannediyorum, sıcak bölgelerin, sıcak coğrafyada, Ortadoğu ülkelerinin yaz mevsiminde serin, dinlenebileceği yani batılılar genellikle güneş göremediği için Türkiye’yi tercih eder, ama Ortadoğu kültüründe ki, iyi biliyoruz, bizim güneyimizdeki ülkeler ve bunların çoğu da, bunu samimi olarak söylüyorum, batıdan gelen her bir turistin üç katı dört katı para bırakan insanlar. Geçmişte Rahmetli Özal döneminde de tecrübe edilmiş bir değerdir bu. Bu insanlar bu bölgeye çok daha fazla para bırakan insanlardır. Dolayısıyla, onların yazın serin, yani adeta kendi anlayışlarıyla cennetle kıyaslayabileceği yemyeşil, şelaleleriyle, güzellikleriyle, yaylalarıyla dinlenebilecekleri sakin ortamların artık Karadeniz Bölgesi olduğunu, Kaçkar’dan, Doğu Karadeniz’den, Artvin Dağlarından alınız, Kastamonu’ya kadar hatta Silivri’ye kadar, Karadeniz sahillerinin bu anlamda muhtelif bölgelerinin değerlendirilebileceğini düşünüyorum ve mutlaka buna önem verilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu bakımdan, Sayın Bakanım, zaten değerlendirmeye almıştınız. Vezirköprü Kunduz, yayla turizm açısından ve özellikle Gençlik ve Spordan sorumlu Devlet Bakanımızın da yakın ilgisinde olduğu için söylüyorum, belki spor takımlarımızın kamp yapabilecekleri çok önemli bir dinlenme yeri olarak da gündeme alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, lütfen toparlar mısınız.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Vezirköprü Kunduz Yaylasının bu anlamda değerlendirilmesi ve Havza Termal Tesislerinin ki, Havza turizm kapsamına alınmıştır. Lâdik, Akdağ yayla Çim kayakçılığı ve kışın kar kayakçılığı açısından çok önemli bir mekan olduğunu ve yine size ve ekibinize müteşekkirim, burada da zannediyorum ilk defa bir otelin de, Turizm Bakanlığının öncülüğünde başlatılıyor olması. Yine yerel bir kısım çalışmalarla , Avrupa bankalarından, AB fonlarından hibe manzumesinde yayla yolunun çok kaliteli bir şekilde hibe kaynaklarından yapılıyor olması, size bölgemizden ufak bir cemile olarak, bir imkan olarak hazırlamıştır; ama, esas cemileyi biz bakanlığımızdan, gayreti, himmeti sizlerden bekliyoruz.

Keza, Termen’in Amazon şenlikleri ki, bu tarihi, gerçi mit olarak mitolojik olarak yorumlanıyor ve değerlendiriyor, bu değerlerinin de öne çıkarılması gerektiğini ve bütünüyle beraber Karadeniz Bölgesinin turizm açısından da ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum. Dağ, yayla, kongre, jeotermal turizm artık bizim turizm olarak çok önem vermemiz gereken bir husustur.

Sayın Kılıçdaroğlu demin temas etti, kendileri de buradalar, bu kültür tabiat varlıklarıyla ilgili son yapılan değerlendirmelere ne kadar sahiptirler değildirler. Eğer, Sayın Türkmen’in ortaya attığı iddialar gibiyse üzülürüm, ama gerçekten delillere dayanıyorsa, benim ona diyeceğim bir şey yok. Mutlaka gereken yapılmalı. Ancak, ben kültür ve tabiat varlıklarımızı koruma konusunda milletin bir vekili olarak söylüyorum, koruyan değil adeta tahribine göz yuman bir yaklaşım içerisinde. Mevzuatımı mı, kişisel yaklaşımı mı bilemiyorum; ama, o kadar olmaz şeyler ortaya atılıyor ki, size bir örnek vereyim: İsmail Karaman Kültür Bakanı, ben o günkü Hükûmet döneminde de burada üyeyim…

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Zaten Bakanın yerine geçtiniz, bırakın da Bakan cevap versin.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Müsaade buyurun, Bakan da konuşur, siz de konuşursunuz. Üsküdar’da bir olayı anlatıyorum, sadece kültür ve tabiat varlıklarındaki ilgili komisyonla alakalı. Vatandaşa açık artırmayla Millî Emlak’a ait bir yer satılıyor, müteahhide üzerinde hiçbir şey yok deniyor. Adam alıyor inşaat yapacak, kayda bakılıyor ki, üzerinde tarihi eser var deniyor. Hakikaten dümdüz bomboş bir arsa Üsküdar’da, vatandaş bir türlü aşamıyor. Beni arıyor ve benim de tanıdığım birisi. Diyor ki, böyle böyle sayın vekilim. Mümkün olmuyor, ilgilileri “Hayır, efendim burada eskiden böyle bir kayıt var” Üzerinde hiçbir şey yok. Kaldı ki, Millî Emlak ve Hazine bunu satmış. Niye satmış; vatandaş diyor ki, verdiğim binlerce doları verin geriye, alın arsanızı, madem ki, ben inşaat yapamayacağım. Sattırmıyor. Hülasa mümkün olmuyor. Sayın Bakan girdi, başkaları girdi, üzerinde bir yok denildi, hakikaten yok kayıt. Sonra arkadaş 1.5 ay sonra aradı “Sayın Vekilim, İstanbullu şu kadar, Samsun’lu şu kadar vekili aradım, bir Bakan onbir vekil şu kadar para edemediniz dedim ve ben şu kadar parayla bu işi çözdüm” dedi.

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Demek ki, oluyormuş.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Saygılar sunuyorum.

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum, bu konuda…

BAŞKAN – Lütfen efendim… O zaman çok kısa bir açıklama lütfen…

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Şimdi, çok değerli dostum Sayın Uzunkaya, Kazım Türkmen’in söylediği gibi, yani doğru olmayan söyleri söylemiş olduğunu iddia etti. Ben hayatımda doğruluğuna inanmadığım, belgesi olmayan hiçbir şey hakkında konuşma yapmam. Bu arkadaşımın, siz Samsunlusunuz gidin mahkemeye, bakın dosyasının altında ne yazıyor: “Türkiye Büyük Millet Meclisine ve üyelerine hakaret, ülkenin bağımsızlığını ve bütünlüğünü yıkmak için organize oluşturmak…” gibi suçlardan sabıkası var. Dosyanız oradadır, Samsun Adliyesinde bunu inceleyin, Ordu’daki dediğiniz telif haklarıyla ilgili de cumhuriyet savcısının iddianamesi elimdedir. İsterse Sayın Bakan bu iddianameyi alır, Kültürle ilgili iddianameyi alır… (Karşılıklı konuşmalar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Onun için biz, yani herhangi… Bakın, Samsundaki dosyalardı bu ve suç sabittir. Lütfen onu inceleyin ve doğruluğunu göreceksiniz. Doğruluğunu gördükten sonra…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Samsun’dakini bana verir misin?

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Şu anda yanımda yok.

BAŞKAN – Lütfen değerli arkadaşlar…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bakın, Sayın Türkmen, bu arkadaşı suçluyorsunuz, Samsun’da bu şekilde diyorsunuz…

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Evet, ben bunları tutanaklara geçtim…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bakın, Samsunda var diyorsunuz, şu anda da yanımda yok diyorsunuz?!..

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Şu anda yanımda yok diyorum, öbürü yanımda…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ben bunun ikisinin de kesin olarak tarafınızdan madem ki, bana cevap olarak karşılık verme ihtiyacı duydunuz ki, Sayın Uzunkaya belgenin biri bu, belgenin biri bu demeniz lazımdı. Ben diyorum ki, bunlar iddiadır. Burada maksadınızı aşıyorsunuz…

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Oradaki belgeyi de getirir, size takdim ederim. (Karşılıklı konuşmalar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – O  zaman ben derim ki arkadaşa, hakikaten hakkında belge var.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, lütfen, anlaşılmıştır, her iki tarafta söyleyeceğini de söyledi; dolayısıyla, Sayın Bakanlık da gerekil cevabı verecek.

Buyurun Sayın Sali.

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; çalışmaların hayırlı olması temennisiyle ve bu tartışmanın arkasından ben size bir şiir okuyarak başlamak istiyorum:

Yaşamak değil, bizi bu telaş öldürecek,

Bırakın Paris’te ılık rüzgarlara taratmayı saçlarımızı,

Sevgilimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz

Gözümüz saatte söyleştik hep

Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık

Hep yetiştirilecek bir yerler vardı

Aranacak adamlar, yapılacak işler

Bir sonraki günün telaşı

Bir öncekinin terine bulaştı

Başkalarının hayatı bizimkini aştı

Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine

Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu

Veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini

Hababam erteledik.

Yirmili yaşlarda iken otuzlara kurduk

Saatin alarmını

Otuzlarımızda kırklara, belki sonra ellilere

Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki, hayat

Kuşlukta uyunma fırsatını sunduğunda size

Artık, uyku girmez oluyor gözlerinize

Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek imkanına kavuştuğunuzda

Söyleşecek, sevişecek kimseler kalmıyor yanınızda

Özenle yarına sakladığınız ömrünüz

Vakti gelip sandıktan çıkardığınızda

Bir de bakıyorsunuz ki tedavülden kalkmış…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Şiir kimin?

ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Can Dündar’ın.

Değerli arkadaşlar, şimdi, Kültür ve Turizm Bakanlığı bir arada olur mu; Bakanlığımızı kültürel varlıkların bakanlığı olarak kabul ettiğimizde, Turizm Bakanlığıyla tabii ki, beraber olur. Orada da kültürel eserler vardır, sanat eserleri vardır, maddi yapılar vardır, turistik bir obje olarak elbette değerlendirebilirsiniz. Bu yönden Bakanlığımız elinden gelen çalışmayı yapıyor, teşekkür ediyoruz.

Ben Bakanlığın bir başka faaliyet alanına değinmen istiyorum. Kültür adamı ve kültürel etkinlikler bölümüne. İşte, bunun turizmle alakası yoktur. Bakanlık, yıllardan beri bu noktada zaman zaman eleştirilere muhatap olsa da, bu çalışmalarını mümkün olduğunca yürütüyor. Bize de eserlerini, kitaplarını, cd’lerini hediye ediyorlar. Kitaplar yayınlıyorlar, müzik cd’leri yayınlıyorlar, el sanatları, yağlı boyanın tarihi gibi ve Makedon edebiyatından işte her alanda aşağı yukarı bu tür estetik bir ürün, estetik üretimi bizim değerlendirmemize, kullanımımıza, iktisadi tabirle tüketimimize sunuyorlar. Bakanlığın esasen bu faaliyetlerinin çok daha önemli olduğu kanaatindeyim.

Birkaç gün içinde Millî Eğitim Bakanlığında ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünde bir yönetmeli yayınlandı. Spor adamlarının öğretmenlik yapabilmesine dair, yani yönetmelik olarak yayınlandı. Şimdi, burada, insan şunu istiyor: Tabii arkadaşlar kültür adamlığı bu ülkede para etmiyor. Kültür adamlığı karın da doyurmuyor. Kültür adamları ek faaliyetlerle geçinmek zorunda kalıyorlar. Bu yönde belli programların esasen uygulanabileceği kanaatindeyim, yani zihinsel üretime de, bu memlekette, binalara verdiğimiz kadar değer vermek durumundayız diye düşünüyorum.

Diğer yandan, üretilen eserlere değer vermek yanında, bu tür alanlara ilgisi olan gençlerimize de katkı sağlamak lazım gelir diye düşünüyorum. Yani, bir şiir yazma gayreti içindeyse bir gencimiz, Kültür Bakanlığının, belli bir proje çerçevesinde bu eserlere, çok da değerli olmasa veya çok da kabul görmese de, ileride olacak büyük çalışmalara avans olarak belli bedeller ödemesini, heveslendirmesini, gençlerimizi heveslendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani, bu memlekette, sivil inisiyatif gibi yaklaşmak suretiyle, niye biz kültür adamı yetiştirme programı, sanat adamı yetiştirme programı uygulamayalım, gençlerimize bu yönde cesaret niye vermeyelim?

Tabii, burada matematik de çok önemlidir, efendim, fen, fizik de önemlidir. Bunlara ilişkin gereken hassasiyet gösteriliyor; ama, kültürel etkinlikler ve kültür adamlığına ilişkin gerekli hassasiyetin gösterilmediği kanaatindeyim. Yani, şairlerimiz olmalıdır, hikâyecilerimiz olmalıdır, ressamlarımız olmalıdır ve bunlar, sadece kendi çabaları ve kendi imkânlarıyla değil, biraz da desteklenerek olmalıdır.

Tabii, burada kültür adamı yetiştirme programını devlet destekli olarak yürütmeyi önermekle, aslında, genel kabulle ciddî bir çelişki içinde olduğumun farkındayım. Bunlar, vakıfların işidir, derneklerin işidir, sivil inisiyatifin işidir. Ama, bu anlamda da ciddî sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Direkt olarak Bakanlığın görevine girmemekle birlikte alan itibarıyla Bakanlığın görev alanındadır diye düşünüyorum.

Birkaç örnek vermek istiyorum: Bizim Balıkesir’de “Balat” diye bir dernek var. Orada Muharrem Hoca, tamamen kendinden fedakârlık ederek çocuklara bağlama öğretiyor, bir de yerleri var 40-50 metrekarelik. Tabii, burada, odun ve kömür parasını çıkartabilmek için çay satıyorlar. Sonuçta, vergi denetmenleri müdahale ediyorlar ve kömür parası bulamayan usta, milyarlarca lira vergi parasını, vergi cezasını toplamak zorunda kalıyor. Yani, bir kültür evi, efendim, bireysel inisiyatifle bir kültür evi, eski geleneğimizden gelen bir kıraathane kursanız ve tamamen kazanç dışı dernek kurmamışsanız eğer, kazanç dışı bir amaçla bunu yapıyorsanız bile, bunu yapma imkânınız olmuyor.

Yine, bu yıl bir çelişkiyi yaşadık, kültürel etkinliklerde sivil inisiyatifin desteklenmesi anlamında. Maliye Bakanlığı -tabii, bu bütçede ödeneği var bunun, Kültür Turizm Bakanlığı bütçesinde ödeneği var- bir genelge yayımladı. Efendim, kültürel etkinlikler, sanat etkinlikleri, bundan sonra vakıf ve dernekler eliyle yürütülecek, efendim, belediyelerdi, kamu kurum ve kuruluşlarıydı, böyle bir teklif getirilirse, bunlar desteklenmeyecek. Tamam, yani, gayet de güzel, çağın genel yaklaşımına ve kabulüne de uygun. Arkadan, İçişleri Bakanlığı başka bir genelge yayınladı: “Derneklere para aktaramazsınız.” Arkasından, Vakıflar Genel Müdürlüğü de bir genelge yayınladı: “Bu etkinlikler için vakıflara da para aktaramazsınız.”  Sayın Müsteşarım uğraşıyordu, çözebildi mi bilmiyorum.

Evet, yani, netice itibarıyla, bir kültürel etkinlik. Mesela, benim ilçemde bu ülkenin en uzun soluklu şiir gecesi düzenlenir temmuz ayının ikinci haftasında. Ama, hiçbir destek alamadı. Yani, dernek, Maliye Bakanlığının tebliğine uygun olarak dernek harcamaları yaptı –Rıfat Derneği- ama, sonuçta para gelmedi. ondan sonra, tabii, esnaftan, vesaireden para toplamak gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz.

Bunlar bireysel örnekler gibi gözükebilir; ama, heyecanı azaltan, şevki ortadan kaldıran örnekler olarak da önümüzde durmaktadır. Bu bakımdan, sonuçta, maddi varlık anlamında kültürel varlıklar konusunda gerekli hassasiyeti herkes gösteriyor. Tabii, burada da bir başka hatamız var, Musa Hocam da değindi, yani, yok etmek üzere koruma.

Aslında, mantık şu: Koruma değil, kullanarak koruma. Bir tarihî eser varsa, efendim, bunu tamir edebilirsiniz, ama, bunu, usulüne uygun olarak kullanmıyorsanız, sonuçta, o da elinizden tekrar çıkma noktasına gelebilir.

Ama, benim, Bakanlığın diğer faaliyetleri yanında esas kutladığım ve daha da yaygınlaşarak devam etmesini istediğim faaliyeti, kültürel etkinlikleri destekleme, gayri maddi kültür varlıklarını muhafaza altına alma, bunu, günümüze ve geleceğe taşıma ve kültür adamı yetiştirme programlarını sivil inisiyatif eliyle de olsa, sivil inisiyatif eliyle yapmak suretiyle… Tabii, nihayetinde bu sivil girişimdir; kültür adamı, sanat adamı olmak, devlet memurluğuyla alakalı değildir. Ama, burada, sivil inisiyatiflere gereken maddi destek.

Sonuçta, mesela, biraz önce şiir gecesi ve destekten bahsettim. Bu para, buraya gelecek şairlerin tren parası için istenen paradır. Nihayetinde, kültür sanat adamlarının, bu işlerle uğraşan insanların parası pulu da olmaz. Baştan da söyledim, tekrar vurgu açısından söylüyorum: Kimisi inşaatta çalışır, kimisi matbaalar da dizgi yaparak, efendim, kimisi bir şekilde devlet memurluğu veya serbest meslek icra ederek yapar. Yani, kültür para etmiyor; ama, kültürü, kültürel etkinliği, kültür adam adaylığını para da eder hale getirip, teşvik etmemiz gerektiği düşüncesiyle, saygılar sunuyorum.

Tekrar, bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sali.

Sayın Terzibaşıoğlu…

FAZLI KARAMAN (İzmir) – Şiiri niçin okudun onu anlamadık.

ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – Şiiri şunun için okudum Sayın Başkanım: Şimdi, ünlü olmak için çok sayıda eser ortaya koymanız lazım. Örneğin, şiir üzerinden gidelim. Nihayetinde, “şairdir” sıfatını aldığınızda, çok uzun zaman emek vermeniz, çok uğraşmanız gerekir. Ama, sonuçta, ola ki, okunabilir şiiriniz ya da kuşaklar arasında aktarılabilir şiir, çok az sayıdadır. Ama -isim talep üzerine açıklandı- bu arkadaşımız şair sayılmıyor. Ama, bu bir şiirdir. Kültür Bakanlığı buna da eğilmelidir. Yani, bir kişi ömründe bir şiir yazar, iki şiir yazar; ama, hakikaten şiirdir. Bunları da derleme toplama suretiyle Kültür Bakanlığı el atmalıdır diye düşünüyorum. Şu şiirin yazarı şairimiz, illa şair sıfatını elde etmek için onlarca kitap yazmak zorunda kalmamalıdır ve şair olarak bu arkadaşımız da tescil edilmelidir. Bunun için başka örnekler de getirebilirdim. Onun için okudum.

Fazlı Bey, uyardığın için teşekkür ederim.

FAZLI KARAMAN (İzmir) - Yani, şiirin senin yaş döneminle bir alakası yok değil mi?

ALİ OSMAN SALİ (Devamla) – Yok, hayır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Bir şey arz edebilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Efendim, nerede olursa olsun bir şiir okunduğunda, mutlaka, şairin ismi söylenir. Bunun için, yani, burada Ahmet’in, Mehmet’in meselesi değildir, şairin ismi söylenir. Bizse, bunu biraz cimri davranırız ve okuruz ama, kime ait değildir. Evet, bir kültür sanat insanına ait. Bir şiir de yazmış olsa şairdir, eğer toplumda kabul görmüşse.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Tütüncü.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, Bakanlığın değerli temsilcileri, değerli basın; sözlerime başlarken, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bütçenin hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum ve bütçenin, Bakanlığa, Hükûmete ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Sayın Başkan, ben iki bakanlık olarak görüyorum Turizm ve Kültür Bakanlığını. Onun için, her zaman göstermiş olduğunuz o zaman açısından engin hoşgörünüzü, bu kez biraz daha fazla göstermenizi rica edeceğim.

BAŞKAN – İki kat daha fazla zaman istiyorsunuz o zaman.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Çünkü, gerçekten, son derece önemli bir bakanlığı görüşüyoruz. Gerçi, bütçe açısından çok önemsiz görünüyor, ama, bizim dünyamızdan çok önemli bir bakanlık.

Şimdi, önce, Kültür bölümüne değinmek istiyorum. Şimdi, kusura bakılmasın ama, ben, Hükûmetin kültür politikasının yanlışlarla dolu olduğu izlenimini edinmekteyim. Bu izlenim, beni zaman zaman, acaba, AKP İktidarının bir kültür politikası var mıdır, yok mudur ikilemine götürüyor.

Evet, acaba, ulusal ve evrensel kültür anlayışlarını bir potada eriten, bir kendimize özgü, evrensele açılım yapan bir kültür politikası var mıdır, yok mudur? Olması gereken, Atatürk’ün, cumhuriyet kuşaklarının savunduğu yıllardan bu yana bir kültür politikası var mıdır, yok mudur ikilemine götürüyor.

Şimdi, bilindiği gibi, cumhuriyetin kurduğu bazı sanat kurumları var ve bu sanat kurumlarının önemli bir bölümü, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı. Ama, Hükûmetin, biraz sonra söyleyeceğim, bu kurumlara üvey evlat muamelesi yapıldığı görülmektedir. Söz konusu sanat dallarından bazıları tiyatro, OPE, opera, bale ve müziktir başlıcaları. Bu sanat kurumları, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ne yazık ki, yanlış uygulamalar ve altını çizerek söylüyorum, yanlış personel politikalarıyla giderek geriletiliyor. Aksini ispat ediyorsak, burada bize tartışma fırsatı vereceksiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, Devlet Tiyatroları 12 merkezde yerleşik kadrolarıyla hizmet vermekteydi. Öyle değil mi? 13’üncü merkez ise Gaziantep idi. Burada, Gaziantep’te, yerleşik kadro yönetici olup, sanatçılar turnelerle sürekli gösteriler düzenliyordu.

Şimdi, 12 bölgeden 2’sinin salonu, bize gelen bilgilere göre, yok olmuştur. Yanlış isek, lütfen, doğrusunu burada konuşalım. 13’üncüsü Gaziantep’te ise, bölgedeki çalışmaların giderek yavaşlatılmakta olduğu gözleniyor.

Sayın Bakan, siz, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü sanatçı Lemi Bilgin’i görevden aldınız, bu tasarrufu yaptınız, haklı olabilirsiniz; ama, bu tasarrufu yaparken bir gerekçe ortaya atıldı ve gerekçe olarak yolsuzluk iddiaları gösterildi, böyle yansıdı. Acaba, bu konuda tasarrufunuzun gerçekten temeli bu muydu, yansıdığı gibi miydi? Eğer, basına yansıdığı gibiyse, bu konuda bugüne kadar bu iddialar konusunda nasıl bir sonuç alınmıştır? Bunun, bizimle paylaşılmasını rica ediyorum.

Genel Müdürlüğe Mine Acar atandı. Ancak, Cumhurbaşkanlığınca bu atama yasaya açıkça aykırı bulundu, onanmadı, geri çevrildi. Şimdi, bana göre, bu geri çevrilmenin hukuki olduğuna, yani, haklı olduğuna ben inanıyorum.

Benzer bir olumsuz uygulama da özel tiyatrolarda yaşanıyor. Özel tiyatrolara yardımlar kesiliyor. Bilindiği gibi, devlet, Kültür Bakanlığı eliyle, 1982 yılından bu yana özel tiyatrolara akçalı destek vermekteydi. Bu yardım bu yıl birdenbire kesilmiştir. Bunun gerekçesinin ne olduğunu, burada tartışmak istemiyorum. Yani, söyleniyor 5018 sayılı Kanun’la ilgili filan. Ama, bu 5018 sayılı Kanun’u Hükûmet getirdi ve bu yanlıştır. Özel tiyatrolara desteğin kesilmemesi lazım. Yani, AKP, kendi çıkardığı bir yasaya sığınarak, işte bu nedenden dolayı özel tiyatrolara desteği kestik dememelidir, böyle bir gerekçenin altına sığınmamalıdır; çünkü, eğer böyle bir gerekçenin altına sığınırsa, bu durum, Anayasa’nın 27’nci maddesiyle, Anayasa’nın 64’üncü maddesinin Bakanlığa yüklemiş olduğu sorumluluğun Bakanlık tarafından es geçilmesi anlamına gelir.

Bu özel topluluklar, Türk tiyatrosunu ve kültürümüzü dünya ölçüsünde, ölçeğinde tanıtmakta idiler ve tüm ulusumuza düzeyli olarak sanat hizmeti vermekteydiler. Bunların aralarından, uluslararası ün yapmış sanatçılar yanında, halkın çok sevdiği ve alkışladığı aktör ve aktrisler yetişmiştir, yetişmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Opera ve Balesi de, konuşmamın başında vurgulamaya çalıştığım cumhuriyet kuruluşlarından biridir ve beş merkezde gösteri yapmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinin hepsinde –dikkatinizi çekiyorum, hepsinde- tiyatro, opera, bale topluma mal olmuş evrensel sanat dallarıdır. Hepsinde devlet bu sanatlara akçalı destek verir ve hepsinde devletin sanat kurumları vardır. Türkiye’de devletin elini sanattan çekmesi, bu bağlamda, çağdaş devlet anlayışına kesinlikle uygun değildir.

Bir diğer cumhuriyet kurumu Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasıdır. Kurumun yönetimine yapılan müdahalelerle, kurumda yönetim karışıklığı yaratılırken, kadroların daraltılması, sanki daraltılması amacıyla, boşalan kadrolara atama yapılması engellenmektedir. En azından, böyle bir izlenim içindeyim ben. Öyle ki, orkestra, repertuvarındaki birçok parçayı enstrümanları çalacak sanatçı yokluğundan dolayı icra edememektedir.

Öte yandan müzelerimize geldiğimizde, müzelerimizin, gerçekten, yürekler acısı bir şekilde soyulduğunu görüyoruz. Tabii ki, bu müzelerimizdeki bu olumsuzluk, dört yıllık İktidara yüklenecek bir olumsuzluk değildir. Yılların ihmalkârlığı, bu konuda vurdumduymazlığı kümülatif etkilerle konuyu öyle bir noktaya getirmiştir ki, şu anda Türkiye, müzelerine hâkim olamayan, tarihsel değerlerine hâkim olamayan bir ülke konumundadır ne yazık ki. Müzelerimiz soyuluyor.

Ayrıca, müzelerimizin var olanları da etkin hizmet veremiyor. Personel ve kadro darlığı nedeniyle, müzeler, ancak ve ancak, sınırlı saatlerde açık tutuluyor. Açık havada bulunan eski tarihî kentler, geceleri aydınlatılamadığı için gezilemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım, toparlamaya çalışacağım.

Şimdi, son olarak, Kültür Bakanlığıyla ilgili bir şey söylemek istiyorum, bir tespitimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Siyasetin, sanatı ve düşünceyi yönlendirmesi ve güdümlemesinin demokrasilerde kabul edilemez olduğunu, hepimizin altını çizmemiz gerekiyor. Bu nedenle, bağımsız ve özerk kurumların oluşturulması, kültür politikasının temeli olmalıdır. Bu kurum, bir kamu kuruluşu olarak, yönetiminde ve çalışmalarında her türlü siyasal ve merkezci müdahalelerden uzak olmalıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi, Hükûmetin bu alana, ne yazık ki, bu söylediğimiz açıdan olumlu yaklaşmadığını gösteriyor. Biraz sonra, bazı somut örnekler belki verebilirim vakit kalırsa.

Son olarak, bu Kültür Bakanlığıyla ilgili olarak, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasına bir yazı asılmış. Bunun spekülasyonu da yapıldı, doğru mudur değil midir konuşulması gereken yerlerden bir tanesi burasıdır ve bu yazıda, orkestra sanatçılarının dekoltelerinin sazdan ön plana çıktığı, göğsün çatalı görünün elbiseler giydikleri belirtiliyor. Daha da ötede yine bu yazıda -ki, yazı bir ara asılı kalmış ve sonra kaldırılmış; ama, ne kadar asılı kalmış ya da böyle bir yazı var mı yok mu, bu spekülasyonları kesmemiz lazım- deniliyormuş ki: “Bir mini etek giyip donunun görünmesi uygun değildir.” Yani, utanç verici bir ibare. Ama, basında bu. Basında, ne yazık ki, böylesine üzücü bir haber yer almış durumda.

Eğer böyleyse, böyle bir yazı kısa da olsa yazılmış ise, asılmış ise, bunun yorumunu daha sonra yapacağım ve bu konudaki söz hakkımı saklı tutmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben konuşmamda iki bakanlık üzerine konuştuğumu söyledim ve hoşgörü rica etmiştim. Şimdi, Turizm Bakanlığıyla ilgili…

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, herkes iki bakanlık üzerinde konuşuyor.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Turizm Bakanlığıyla ilgili, turizm gelirlerindeki nispi bir gerilemeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakın, elimde Devlet Planlama Teşkilatının resmî belgesi var. Ne yazık ki, turizm gelirleri, yani, giderlerden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, son cümlenizi alayım.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Biraz daha hoşgörünüzü rica edeceğim. Çünkü, gerçekten, Hükûmete belki öneride bulunan, yol göstermeye çalışan bir açılımda şu anda bulunuyorum.

Bakınız, gelirlerden, turizm gelirlerinden giderlerini düşmüyorum. Düşünce, son zamanlarda turizm giderleri daha fazla artıyor. Bu nedenle, yine, yüzeysel bir şey olacak ama, sadece gelirlerden hareket ediyorum: 2004 yılında, 2003’e göre gelirlerde yüzde 20’lik bir artış var; ama, 2005 yılında bu yüzde 14’e düşüyor, nispi olarak düşüyor ve 2005 yılında, aşağı yukarı aynı kalıyor, 2006’ta yüzde 9,3’lük bir artma var.

Şimdi, bunun anlamlı olabilmesi için, bu gelişmenin, dış ticaret dengesine oranlamamız lazım. Şimdi, dış ticaret açığına, daha doğrusu, oranladığımızda, 2003 yılında turizm gelirlerinin dış ticaret açığına oranı yüzde 94,5. Çünkü, ödemeler bilançosu açısından, cari işlemler dengesi açısından görünmeyen kalemlerin en önde geleni turizmdir, işçi gelirlerinin çok ötesinde. Yüzde 94,5’muş dış ticaret açığının. Bu 2004 yılında gerilemiş, yüzde 66,5’a düşmüş, 2005 yılında yüzde 55’e düşmüş, 2006’ta yüzde 46’ya düşmüş. Yani, turizmdeki gelirlerin, Türkiye’nin ödemeler bilançosu açısından ne kadar nispi, göreli olarak zayıflama trendine düştüğünü size buradan vurgulamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Son cümlelerimi söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, lütfen…

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Bu, turizmde bazı konuların acil olarak, artık, gündeme getirilmesi gereğini ortaya koyuyor.

Şimdi, ülkemizde son yıllarda yatak kapasitesinde çok hızlı artışlar oldu, hep bunlarla övündük hep bunlarla övündük; ama, bu hızlı kapasite artışı, çok hızlı bir şekilde de olumsuzlukları yarattı, hiç bunu görmedik. Nedir bu olumsuzluklar?

Teknik altyapı konusundaki eksiklikler arttı. Kıyı bölgelerinde eskisiyle kıyaslanamayacak şekilde çok yoğun bir yapılaşma baskısı arttı, fiziksel çevre kirliliği arttı, turizm merkezleri kentleşmeye başladı, turizm eğitiminde belgelendirme ve mesleki eğitimde birtakım yetersizlikler iyice kendisini hissettirmeye başladı.

Şimdi bu, Hükûmetin turizm sektöründen elini çekmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Yani, tartışılıyor artık, Türkiye, işte, turizmden elini çeksin kardeşim filan…

Dünyadaki gelişmeler de, araştırmalar da öyle bir gerçeği ortaya koyuyor ki, devlet ve özel sektör bir arada bu turizmdeki sorunların çözümü için, az önce söylediğim sorunların yanında, özellikle, dış tanıtım ve pazarlama konularında özel sektör ve devletin bir arada birtakım örgütlenmeleri yapmak zorunda olduğunu ortaya koyuyor, ulusal politikaların oluşturulması, ulusal birtakım duruşların sergilenmesi için; dünyadaki son gelişmeler bunu ortaya koyuyor. AKP’nin, bu konuda dikkatini çekiyorum.

Bu içki yasağı, Türkiye’nin imajını gerçekten geriletmiştir, turizminin geleceğini büyük ölçüde sıkıntıya sokmuştur ve…

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, sözünü kesmek mecburiyetinde kalacağım.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Yok yok, şöyle… Bir bütçeyi söyleyeyim..

BAŞKAN – İki kat süre kullanıyorsunuz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Bütçeyi söyleyeyim.

BAŞKAN – Bütçeyi arkadaşlar söyledi, lütfen…

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Yok, ama, şöyle bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Lütfen, son cümlenizi alayım, kapatacağım.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Peki, son cümleyi söylüyorum.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Ne o yani jandarma devleti gibi?

BAŞKAN – Hocam lütfen, iki kat süre kullandı.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Doğru… Doğru… Sayın Başkan, haklısınız… Sayın Başkan, haklısınız, şey değil, teşekkür ediyorum ve sizden özür diliyorum…

BAŞKAN – Estağfurullah.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) –  …çok müsamahanızı, gerçekten, haksız bir şekilde değerlendirdim.

Şöyle, 2007 yılında, 2006’ya göre yüzde 13 dolayında bir artış öngörülüyor bütçenizde. Oysa, merkezi yönetim bütçe toplamı yüzde 17,5 artmış. Yani, merkezi yönetim bütçe toplamının altında bir artışla 2007 yılına yelken açıyorsunuz. Daha da üzücü yönü, 2007, 2008, 2009 mali plan çerçevesinde baktığımızda, yıllık artışların yüzde 4,5, yüzde 3,5 giderek de azaldığı öngörülüyor. Yani, bu, AKP İktidarının, hem şimdi hem gelecek yıllar için turizm ve kültüre son derece az önem verdiğinin somut bir göstergesidir.

Sayın Başkan, teşekkür ederim müsamahanıza.

Her şeye rağmen, Bakanlık bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Sabrınız için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tütüncü’ye teşekkür ediyorum.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Tütüncü, size sabretmek ne demek, dikkatle dinlemek durumundayız.

BAŞKAN - Sayın Terzibaşıoğlu.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri sayın milletvekillerimiz, Bakanlıklarımızın çok değerli yönetici ve bürokratları, güzide basınımızın güzide mensupları; hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, turizm Türkiye için çok önemli bir gelir kaynağı, bunu hepimiz biliyoruz. AK Parti İktidarının yaptığı icraatlardan en önemlisi, kültürle turizmi, Kültür Bakanlığıyla Turizm Bakanlığını birleştirmesidir.

Bakınız, eğer varlığınız yoksa, sadece ve sadece, güneş, kum ve deniz üçgeniyle övünürseniz, gelen turistlerin de balık olmadığını düşünürsek, bir yere varmamız mümkün değildir.

Ben gençlik yıllarımda hatırlarım, hep şiş kebaptan bahsedilirdi; çünkü, sunacak fazla bir ürünümüz yok idi.

Bakın, dünya turizminin en gözde başşehri Paris’tir. 45 milyon turist alıyor Paris, yılda. Prag, yeniden doğan bir kültür şehridir. Roma, keza öyle. Londra, Moskova, Atina, Viyana. Bunların hiçbirine, hiç kimse denize girmek için, güneşlemek için, kum için gitmez.

Sayın Bakanımızın sunuşunda dinledik. Türkiye’nin çok önemli kültür varlıkları var. Bakın, sadece Viyana’da Schönbrunn Sarayına yılda 1,5 milyonla 2 milyon kişi ziyaretçi olarak giriyor. Mısır’a giden turistlerin yüzde 90’ı, sadece ve sadece piramitleri ve oradaki arkeolojik değerleri görmek için gidiyorlar. O bakımdan, elimizdeki kültür varlıklarını bir an önce restore edip dünya turizminin gözünün önüne sermemiz lazım.

Bakın, İstanbul bir imparatorluğa 600 yıl, daha önce Bizans İmparatorluğuna, Doğu Roma İmparatorluğuna başkentlik yapmış, dünyanın en nadir bir başşehri. Bu, başşehirlik yapmış kendimize, ne yazık ki, bugüne kadar yeterli turisti çekememişiz. Aslında bizim İstanbul’a, Prag’a gelen turistten daha fazla hatta ve hatta Roma’ya gelen turist kadar turistin gelmesi gerekir. Geçmiş yıllarda yapılanları göz ardı etmiyoruz, ama özellikle Sayın Bakanımız Atilla Koç Beyefendinin İstanbul’a yaptıkları için ben gurur duyuyorum, övünüyorum. Çünkü, biliyordum ki, İstanbul Topkapı Sarayında sergilenen eserlerin tam 40 misli mahzenlerde sandıklar içinde bekliyordu. Bu resmî ağızlardan aldığım bilgiler.

Değerli arkadaşlarım, bunun yanında, bizim, işte, her zaman övündüğümüz kum, deniz, güneş üçgenimiz var; ayrıca, bugüne kadar hiç el değmemiş, deniz turizminin tam aksi olan kış turizmi var. Belki de dünyanın en uzun pistlerinden biri Erzurum’da, ama birkaç tesisin dışında ne yazık ki oraya da bugüne kadar sahip çıkılmamış, ama bunları söylerken ülkenin reklamını çok iyi yapmak lazım. İşte, bununla ilgili dünyanın altı noktasında Türk eserleri restore edilmiş ve edilmeye başlanmış. Bunlar çok önemli. Orada Türkün ve Türkiye’nin adının görünmesi çok önemli. Bakın, hiç kimse yanlış anlamasın, Galatasaray’ın UEFA kupasını alması, Türk Millî Takımının dünya üçüncüsü olması, dün Türk Millî Takımının İtalya ile berabere kalması, bunların  hepsinin turizmde etkileri var. Biz, 1980’li yıllarda “bir yılda 1 milyon turist” sloganıyla yola çıkmışız, ama 20 milyonlara gelmişiz. Dünya geliştikçe ve ekonomisi büyüdükçe dünyada en fazla gelişecek sektör turizm sektörüdür değerli arkadaşlarım ve her yıl yüzde 17 ile yüzde 20 turizm sektörü büyümektedir. Bizim de bu sektörden en fazla payı alma şansımız çok yüksektir. Bu yönde de çok yararlı çalışmalar yapılıyor.

Bakın değerli arkadaşlarım, kültürü tanıtmak dedik, bugüne kadar çok ciddi yapılmayan bir işe 2005 yılından beri el atıldı. Türk edebiyatının dışarı açılımı.  Bu konuda 108 eserin tercümesi yapılmış, Türk eserlerinin, yazarların ve bunlar 34 ülkede yayınlanmış. Kültür Bakanlığının desteğiyle yapılıyor bu. Yani, Türkçe’yi, Türkçe romanı Güney Kore’de bir Korelinin okuması mümkün değil, ama bunu ne yazık ki bugüne kadar yapmamışız ve bundan sonra daha da geliştirerek devam edeceğiz inşallah. Bu da reklamdır.

Tabii, devletimizin her şeye ne yazık ki gücü yetmiyor. Burada yatırımcıların ve büyük şirketlerin taşın altına elini sokmaları noktasında çok önemli görevleri var. İşte, Sponsorluk Yasasından istifade ederek, bakın, Nevşehir Ürgüp sposses mozaiklerinin çelik çatıyla örtülenmesi. Antik tiyatrolar projelerinin yapımı, Kaş Aspendos Patora antik tiyatrolarının restorasyonu ve tamiri, Bursa Yeşil Türbenin restorasyonu, İstanbul Rumeli ve Anadolu hisarlarının ışıklandırılması, Efes Antik Kentinin aydınlatılması, Galata Mevlevihanesinin  proje uygulamaları, Beyazıt Devlet Kütüphanesi projesi. Bunlar sponsorlar vasıtasıyla restorasyonları yapılan, aydınlatılan eserlerimiz.

Geçtiğimiz yıl, ne yazık ki, turizmde yüzde 5 bir kaybımız var, ama bunu evvelki yıla göre düşünürsek geçen yıl çünkü yüzde 24’ler civarında bir artışımız vardı; tabii ki, bu kaybın olmaması bizim için çok önemlidir. Bunun için, elimizden geleni Bakanlığımız yapıyor, bunu da zaten burada sunumda anlattılar. İfadeleriyle söylüyorum; Antalya’da bir damla su arıtılmadan denize dökülmüyor, atık yapılmıyor. Şimdi, inşallah, önümüzdeki yıl Muğla’nın, Mersin’in problemlerini de Alanya’nın da problemlerini çözersek ki, azmimiz bu noktadadır, ama bununla bitmiyor işlerimiz, Türkiye’nin Karadeniz’i var, orta Anadolu’su var, yeteri kadar değerlendiremediğimiz bugüne kadar Çanakkale var, Troya var, yani Türkiye hazinelerinin üstünde oturuyor. Mısır sadece piramitleriyle, tahmin ediyorum, bizim turizm gelirimizin üçte 1’i kadar bir turizm gelirine sahip.

Bakın, Muğla’nın kıyı bandı 1.124 kilometredir. İspanya’nın Akdeniz’deki kıyı bandı 700 kilometre. Yüzlerce koyumuz var, ama ne yazık ki, kurumların birbirleriyle masa savaşından dolayı yat turizmine koylarımızı yeteri kadar açamamışız. Arkadaşlarımız defaatle söylediler, koruyarak kullanmayı bilmeliyiz. Bugün artık modern arıtmalar var, buralara yapılacak olan tesisler, marinalar yüzde 100 arıtmalı, ahşap, tamamen ahşaptan yapılabilir. Bugün Amerika’da iki katlı, üç katlı ahşap binalar yapılıyor, biz bunları yapabiliriz.

Değerli arkadaşlarım, ben inanıyorum ki, önümüzdeki yıllarda gelirlerimizin çok önemli bir bölümünü turizm gelirleri teşkil edecektir. Yürüdüğümüz yol çok düzgün ve istikbali olan bir yoldur.

Ben, şahsım adına, İlim adına Sayın Bakanımı ve ekibini kutluyorum; bütçenin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Terzibaşıoğlu’na teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Özakcan.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlarım, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben değişik bir iki konuya değinmek, temas etmek istiyorum. Bakanlığımızın bünyesinde görev yapan profesyonel turist rehberliği diye bir hizmet alanı var. Bu profesyonel turist rehberliğiyle ilgili son aylarda birtakım sıkıntıların yaşandığı bize de iletilmişti. Rehber denilince her ne kadar akla ilk olarak turistlere arkeolojik yerleri anlatan şahıs gelmekteyse de rehberlerin, ülkemizin uluslararası arenadaki yalnızlığı ve yanlış anlaşılmışlığı da göz önüne alındığında bunun çok ötesinde çok ciddi bir işlevi yerine getirdikleri görülür. Örneğin, gerek günübirlik turlar gerekse birkaç hafta süren bir Anadolu turu rehber için, ülkesini, doğal, kültürel, sosyal ve siyasi boyutlarıyla tanıtma fırsatıdır. Bu birliktelik ayrıca ülkemizle ilgili önyargıların kırılmasına olanak tanıyan önemli bir fırsattır. Hal böyleyken 25 Mart 2005’te yürürlüğe giren profesyonel turist rehberleri yönetmeliği 657 sayılı Devlet Memurları Yasasına tabi profesyonel turist rehberlerine, memuriyetten ayrılana değin rehberlik yapmayı olanaksız hale getirmektedir. Şöyle ki: Turist rehberliği yapması yasaklanan 657’ye tabi devlet memurlarının, bilgi, birikim ve donanımları açısından ülke turizmine ve camiasına olan katkıları yadsınamaz. Onları devre dışı bırakmaktan kaynaklanan boşluğun hangi kaynaklardan doldurulacağına ilişkin büyük bir belirsizlik ve soru işaretleri vardır. Sayın Bakanımız, ülkemizde 9.243 profesyonel turist rehberi bulunduğunu ve bu rakamın yetersiz olduğunu ifade etmekte, ancak sayıları 4.000 olarak belirtilen 657’liklerin yerine kimlerin hangi kriterlere göre seçilerek istihdam edileceğine ilişkin net bir açıklamada bulunamamaktadır. İlk bakışta haklı bir dayanağı varmış gibi görünse de devlet memurlarının ikinci bir iş yapmalarının yasak olması gibi, bu durum, rehberlik yapmaktan men ettiği binlerce memuruna devlet bu işi yapmak için ehliyet verdiği, rehberlik kokartı verdiği dönemde de 657 sayılı Yasa yürürlükteydi. Mademki devlet memurlarının ikinci bir iş yapması yasaktı o zaman neden bu kadar insana umut ve ehliyet verilmişti. Bu sorunun yargı yoluyla değil Sayın Bakanımızın vereceği kararla çözülmesini, bu yanlıştan dönülmesini bekliyor ve diliyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Bakanımızın zaman zaman değişik konularla ilgili olarak yaptığı açıklamalara ek olarak söylediği, yerel basınımızda da Aydın’da yer alan güzel sözleri vardır. Örneğin “yapamayacağımız bir işin sözünü vermeyiz.” Manşet olan, yerel basınımızda sözlerinden birisidir. Ege Bölgemizde çok sevilerek okunan bir bölge gazetemiz vardır, Yeni Asır gazetemiz. Bu bölge gazetemizin değerli bir köşe yazarı ve aynı zamanda yayın grubu Başkanı olan Osman Gencer, 22.7.2006 tarihli köşesinde şunları yazmıştı. Şöyle diyor: “Herhalde Turizm ve Kültür Bakanı Atilla Koç’u çok yakında sözünden en çok dönen bakan diye manşetlere taşıyacağız. Çünkü, yaptığı dönüşler epeyce artmaya başladı. Biz hepsini izliyor ve tek tek topluyoruz zamanı geldiğinde bir bir ortaya dökeceğiz.” Konu ören yerleriyle ilgili değerli arkadaşlar. “Ören yerleri ödeneklerinin oraları için ne kadar önemli olduğunu kendileri bizden daha iyi biliyor, ancak bilmesine rağmen ödenekleri kesmeye devam ediyor. Ören yeri gelirlerini yerel yönetimlerden kesme, hepsini Ankara’ya çekme fikrinin yaratıcısı Mesut Yılmaz Başkanlığındaki 55 inci Hükümet dönemidir. O saate kadar ören yeri gelirlerinin yüzde 40’lık payı yerel yönetimlere aktarılıyordu. Yüzde 40 pay iyi bir tutardı ve tarihî mekanların bakımı için epeyce imkan sağlıyordu lakin 22 Temmuz 1988 günü çıkan kanunla o pay yüzde 5’e düşünce ören yerlerinin canı okunmuş oldu. Bu karardan sonra hâlâ sıkıntı içinde kıvranıp duruyor. Parasızlık yüzünden pek çok müze kapısını açamıyor. Pislik ve bakımsızlık yüzünden tarihî yerlerin, yerli, yabancı ziyaretçi sayası her yıl hızla düşüyor. İstemihan Talay’dan sonra o koltuğa oturan Suat Çağlayan dışındaki diğer Kültür Bakanları da sıcak para cazibesinden kendilerini kurtaramadılar. Bir tek Suat Çağlayan bunu yapmadı hatta özel anlaşmayla parayı sahiplerine iade etti, ancak o ayrıldıktan sonra yine başa dönüldü. Ülkeye büyük zarar veren bu yanlışlığı AKP Hükümetinin Kültür Bakanı, Aydınlı hemşerimiz Atilla Koç’a defalarca ilettik, rakamları ortaya döktük, eski ve yeni durumu açıkladık, yapılan hatayı tüm verileriyle önüne koyduk bir bir anlattık. Ayrıntıları dinleyince isyanımıza hak vermişti, 2 Nisan 2005 tarihinde de konuyla ilgili çok önemli bir açıklama yapmıştı. ‘Böyle saçmalık olmaz. Ören yeri gelirlerinin tamamı bundan böyle yerel yönetimlere bırakılacak. Yasa tasarısı hazırlanması için bürokratlarıma talimat verdim, çekilen sıkıntı bitecek’ demiş olmalarına karşın bugün yaşanan tamamen bu açıklamanın aksi şeklinde devam etmektedir.”

Değerli arkadaşlarım, sözlerimin başında söylediğim “yapamayacağımız bir işin sözünü vermeyiz” ile çelişen bu sonucu dikkatlerinize getirmek için bunu söylemek ihtiyacı duydum.

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlar; tabii, Kültür ve Turizm Bakanlığımız ve bağlı kuruluşlarla ilgili ülkemiz genelinde birçok sorun var, istek var, ihtiyaç var. Elbette Sayın Bakanımız ilimizle ilgili olan ihtiyaç ve istekleri bilmekteler, ama bugüne kadar bu ihtiyaçların yerine gelmemiş, getirilmemiş olmasından dolayı da hatırlatmak ihtiyacı duyuyorum. Örneğin, Aydın’da İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüzde folklor araştırmacı kadrosundan kaloriferci kadrosuna kadar bir kadro tahsisi ihtiyacı söz konusu. İlimiz dahilinde 20 halk kütüphanesi bulunmakta, bunlardan Aydın İl Halk Kütüphanesi, Çine, Nazilli, Söke, Kuşadası, Germencik halk kütüphanesi müdürlük olarak, diğer kütüphaneler ise memurluk olarak hizmet vermekteler. Bu kütüphanelerimizin özellikle hizmetli kadrolarında görev yapanların emeklilik halleri ve başka nedenlerle ayrılmalarından dolayı yerlerine yeni atamalar yapılamamış, bazılarının ise kadroları Bakanlığınızca tenkis edilmiş. Kütüphanelerin personel ihtiyaçlarının karşılanması gerekmekte, ayrıca ilimiz il halk kütüphanesi bünyesinde hizmet veren bölge cilt atölyesi teknisyen yardımcısının emekliye ayrılmalarından dolayı yerlerine yeni atama yapılmamış ve bu hizmet alanı kapatılmış. Yeni kadro tahsislerinin yapılarak hizmete açılması talebi ve ihtiyacı vardır.

İlimizde 3 müze müdürlüğü, Aydın Müzesine bağlı Yörük Ali Efe Evi Müzesi ve 4 müze. Müze müdürlüklerinin boş bulunan kadro ihtiyaçları açık olarak durmakta.

İlimiz sınırları içerisinde bulunan ören yerlerinin denetim, kontrol ve arazi çalışmaları için müdürlüğün binek aracı ve personele ihtiyacı, mevcut kütüphanelerimizin raf ihtiyacına kadar bu istek ve talepler devam ediyor. Aydın ve Nazilli kültür merkezleri tamamen henüz ikmal edilmiş değil.

1970’li yılların başında hizmete giren Milet Müzesi gerek malzemeleri gerekse zaman zaman bölgede meydana gelen depremler sonucunda bina statik olarak kullanılamaz hale gelmesi ve çökme tehlikesi arz etmesi nedeniyle 20.10.2000 tarih ve 5511 sayılı Bakanlık onayıyla ziyarete kapatılmış. Turistlerin en çok ilgi duyduğu ve görmek istedikleri yerler.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Bölge Müdürlüğü diye yeni bir kuruluş var. Kuruluşun bir mimar ve hizmetli, bekçiye ihtiyacının yanı sıra bir tek hizmet aracı bile yok. İlgili, yetkili görevli dışarıya gitmek istediğinde ve görevi daha çok sahada bulunan bu müdürlüğün belediyelerden ya da işi olanların araçlarını bekleyerek onlarla gitmek mecburiyeti var.

Değerli arkadaşlarım, tabii, Aydın’da bu kadar eksik ve ihtiyaç varken kuşkusuz Türkiye genelinde de bu ihtiyaçların, eksikliklerin var olduğunu düşünüyorum. Sayın Bakanımız Aydın ile diğer illerimizi ayırt etmeden hizmet ve ihtiyaçları karşıladıkları için Türkiye genelinde de bu eksik ve ihtiyaçların var olduğunu, devem etmekte olduğunu düşünüyorum.

Sayın Başkanım, sözlerimi bitirirken Sayın Bakanıma bir iki cümleyle iletmek istediğim mesajım var izninizle.

Diyeceksiniz yine, Kültür Turizm Bakanlığında da Çine Barajı konuşulur, ama geçtiğimiz yıl, Sayın Bakanımız da çok yakından ilgilendiği için bunu hatırlatıp söylemek ihtiyacı duyuyorum, geçtiğimiz yıl Aydın şivesiyle “ne etcez etcez bu parayı bulcaz” dediler. Geçtiğimiz yıl buldular, ama bu yıl maalesef o para henüz bulunamadı. Bulunması konusundaki talep ve dileğimi de hatırlatıp iletiyorum.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Emir verdik, devam ediyor.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) – Bakanlığımızın bütçesinin hayırlı olmasını dileyerek hepinize teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özakcan.

Buyurun Sayın Beyribey.

YUSUF SELEHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli Bakanım, değerli bürokratlar, değerli basın; sözlerime başlamadan evvel hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün önemli bir Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz, Kültür ve Turizm Bakanlığı. Ülkelerin var olması, gelecekte de var olmasının en önemli şeyi kendi kültürlerini veya ülkeleri üzerinde var olan kültürel değerlere sahip çıkmalarıdır. Özellikle, ayrıca, kültürlere sahip çıkarken de o ülkenin kültürel değerlerini bütün vatandaşlarına eriştirmek, onlarla paylaşmaları gerektiği kanaatini taşıyorum.

Kültür Bakanlığımız, bu iktidar döneminde özellikle çok ciddi çalışmalar yaptı benim ilimde de dahil olmak üzere. Benim bir beklentim, özellikle köy çocuklarımızın tiyatroyla olan ilişkilendirilmesi doğrultusunda veya şehirdeki çocuklar da dahil, taşra illerdeki okullardaki çocukların mutlaka ve mutlaka tiyatroyla yüz yüze getirilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum. Her ilde mutlaka bir tiyatro olmalıdır. Özellikle okul dönemlerinde, kış dönemlerinde ve bu dönemlerde araçlarla çocukların alınıp bir defa da olsa her dönemde çocukların bu tiyatrolarla yüz yüze getirilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum. Bu doğrultuda Bakanlığımızın bir çalışması var mıdır, yok mudur veya nasıl düşünüyor onu da sormak istiyorum?

İkincisi: Geçmişte benim çocukluğumda bizim ülke milliyetçiliğimizle ilgili değerlerimiz genelde komşu ülkelerin düşmanlığı üzerine kuruluydu. Nasıldı? İşte, batıda olanlar Yunan düşmanlığı, doğuda olanlar Ermeni düşmanlığı, Rus düşmanlığı. Ben Kars İlindeyim, biz “Urus Urus” der devam ederdik, ülke milliyetçiliğini bunun üzerine kurardık ve doğru olduğuna da inanmıyorum, onu da peşinen söylemek istiyorum. Doğru olan, ülkeyi var eden değerler üzerine ülke milliyetçiliğini kurmaktır, Türkiye Cumhuriyeti milliyetçiliğini kurmaktır. Bunun yolu da Türkiye’yi var eden şehitlerimizle ilgilidir. Şehitlerimizle ilgili, özellikle Gelibolu’da gerçekten Türkiye Cumhuriyetine yakışır boyutta çalışmalar yapıldı, devam ediyor ve etkinliği var, ama Türkiye’nin, Türk vatandaşlarının, Çanakkale’den sonra, cumhuriyet tarihi öncesi de dahil olmak üzere, en çok vatan evladını kaybettiği yerlerden bir tanesi Sarıkamış’tır. Sarıkamış’ta 90 bin vatan evladı şehit oldu, Allahuekber Dağlarının sırtlarında yatıyorlar ve bunlarla ilgili, nedendir bilemem, o günden bugüne böyle bir ağır davranmışız, onlarla ilgili, Türkiye’deki çocuklarımıza anlatamamışız, büyüklerimize anlatamamışız. Birçoğumuz Sarıkamış’taki şehitliğin ne anlamda olduğunu bile belki bilmiyordur. Ben suçlamakta istemiyorum veya vardır, yoktur, ama eksiklik olduğunu biliyorum. Oysa ki, ben, Türkiye’deki bütün çocuklarımızın, gençlerimizin mutlaka Çanakkale’yi görmeleri lazımdır diyorum, ama bu çocuklarımızın mutlaka Sarıkamış’ı da görmeleri lazımdır. Bununla ilgili bu Hükümet döneminde özellikle Sarıkamış millî park ilan edildi, ayrıca Kültür Bakanlığımızın ciddi bir çalışma yaptığını biliyorum, 23 Aralıkta da bu şehitleri anma törenimiz var. Bu anma törenlerinde devletin, milletin, vatandaşın, herkesin sahip çıkmasını, oranın da Gelibolu gibi olmasını arzu ediyorum. Bakanlığımızın çalışmaları var, o konuda da bizi bilgilendirirlerse kendilerine müteşekkir oluruz. Ayrıca, Sarıkamış’ta kış turizmiyle ilgili, Türkiye’nin önemli merkezlerinden bir tanesi, bununla ilgili turizm merkezi bölgesi içerisine alındı. Altyapı eksikliklerimiz var. Bir yere hizmetin gidebilmesi o yerdeki altyapının, altyapı olmadan işadamlarımız da maalesef yatırım yapmıyor, bu doğrultuda da Hükümetimizin, Bakanlığımızın desteklemesi lazım.

Ben, burada, özellikle Bakanlığımıza bir şükranlarımı sunmak istiyorum Ani Harabeleriyle ilgili. Ani Harabeleri, belki geçmiş yıllarda Ani Harabelerini ziyarete giden olduysa, en az üç beş yerden izin alınırdı ondan sonra gidilirdi, bununla ilgili yasa çıkarıldı şimdi elimizi kolumuzu sallayarak gideriz, ama oradaki harabelerle ilgili de, maalesef bir kısmı yıkılmak üzere, Bakanlığımız, bu konuşma metninde de gördüğüm gibi, orada bir cami, bir kiliseyi, ayrıca Selçuklu sarayı var, sarayımızı destekleme doğrultusunda, oraları yeniden inşa etme, yapılandırma doğrultusunda çalışmaları var; bunların da bir an evvel, iyice yıkılmadan, yok olmadan yapılmasını talep ediyorum; oradaki kazıların hızlandırılması gerektiği kanaatini taşıyorum.

Bu yıl köylerimizi gezerken veya Türkiye’nin başka yerlerine giderken, aşıklarımızla ilgili, aşıklık sanatı, halk ozanlığı sanatı benim ilimde çok yaygın, ama diğer illerde de mutlaka yaygın, onların serzenişleri vardı. Bu aşıklarımız genelde geçimlerini, akşamları, gündüzleri programlarda falan, tek geçim yolları bunların bu. Bunlar bizim Kurtuluş Savaşımızda, daha önceki dönemlerde, bugün de kötü zamanlarımızda bizim duygularımızı toplumla paylaşan, toplumu coşturan ve bir kısım değerlerimizin dünden bugüne gelmesini sağlayan ozanlarımız. Bunlara sahip çıkılması gerektiği kanaatini taşıyorum. Özellikle halk ozanlarıyla ilgili mutlaka bir, belki hukuksal yapıyla onlara, bir kısmı maaş alamıyorlar, mağdur oluyorlar, emeklilik hakları olmuyor, sigortalı olmadıkları için, bunların, aşıkların özel bir şekilde mutlaka desteklenmesi gerektiği kanaatini taşıyorum, bunların Türkiye’de mağdur gruplar içerisinde olduğu kanaati taşıyorum. Bu konuda Bakanlığımızın yapacağı çalışmaları da varsa onlardan da bilgi almak istiyorum.

Biliyorsunuz bu çağ bilgi çağı, bilgi toplumu çağı, bilgiye ulaşmanın, özellikle kültürel ve millî değerlerimizle ilgili bilgiye ulaşmanın yolu da Millî Kütüphanemizdir. Çok güzel çalışmalar yapıyor, tebrik ediyoruz, ama daha da güçlendirilmesi lazım. Millî Kütüphanenin özellikle bilgi alışverişi veya sistemleriyle ilgili dünyayla agrage olması gerektiği taşıyorum, yani onlar boyutunda olması gerektiği kanaatini taşıyorum.

Ben sözlerimi fazla uzatmak istemiyorum.

Sabırla dinlediğimiz için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Beyribey’e çok teşekkür ediyoruz.

Oturuma 14.30’a kadar ara veriyoruz.

                                                                                                                          Kapanma Saati: 13.29

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.33

BAŞKAN : Sait AÇBA

BAŞKAN VEKİLİ : Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ: Sabahattin YILDIZ (Muş)

-----0----

BAŞKAN – Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Başkan, 16 ncı Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Söz talebi Sayın Özcan’da.

Buyurun Sayın Özcan.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) – Sayın Başkan, Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; Kültür ve Turizm Bakanlığının değerli bürokratları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığının mütevazı bütçesinin şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

Aslında, Kültür Bakanımızın konuşmasında bir iki tespiti hatırlattıktan sonra, ilave bir şeyler söylemek istiyorum. Sayın Bakan diyor ki: “Kültür programlarımız önceden belirlenmiş ve toplumsal farklılıkları ve çeşitliliği yok sayan bir kültür politikasını terkin etmek yerine, çoğulculuğu öne çıkaran, herkesin kendisini dilediğince ifade etmesini imkân sağlayan bir kültür ortamı sağlamak…”  Ve yine bir başka yerde diyor ki: “Kendisini tanımaktan ve açıklamaktan korkmayan bireyi ve toplumu yaratmak.” Tabii, özetlenen bu görüş, her çağdaş ülkenin normlarına uygun olmakla beraber, Türkiye’de bu ne durumdadır diye baktığımızda, aslında, bu alanda bir canlılık henüz gözükmektedir. Her ne kadar Sayın Bakanın Sayın Müsteşar ve ekibinin bilgisi ve birikimi bu alanın canlandırılmasını gerektirecek ortamı sağlaması gerekirken, bakıyoruz ki, Türk Milletinin, Türklüğün değerlerine hakaret eden ve bununla meşhur olmak isteyen kimseler çıkmakta. Ama, onun dışında, bunları benimseyen ve geliştiren bir ortamın maalesef olmadığını üzülerek hatırlatmak istiyorum.

Tabii, uzun yıllardan beri temel eser diyebileceğimiz bir eserin Türkiye’de oluşmaması, sadece işte meşhur olmak için dediğim kriterleri uygulayanlara dönük bir ortamın gelişmesi de aslında üzüntü vericidir. Yoksa, Kültür Bakanlığımızın ortaya koyduğu bu tavır, aslında özlenen bir tavırdır ve umuyoruz ki, bu alanda faydalı gelişmeler olur. Burada, tabii, Kültür Bakanlığımızın daha önceden de çıkardığı yasalarla, aslında kültür varlıklarının korunması açısından son derece önemli adımlar atılmıştır ve bunlar devam etmektedir. Nitekim, konuşma metninde de en azından Topkapı Sarayı başta olmak üzere, yapılanları burada vurgulamıştır. Benim de yine seçim bölgemde bu Gordion’la ilgili koruma alanı açısından 2005’te programa alınmasına rağmen, herhangi bir ödenek konulmamıştır. Umarım ki, bu konuda bir ödenek ilave edilir.

Turizmle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Tabii, bizim turizmin bu sene kısmen bir düşüş yaşar gibi gözükmesi, aslında bunu şuna ben bağlıyorum. Bu, Akdeniz’de özellikle Antalya yöresinde eskiden köy olan bugün artık belde belediyeleri haline gelen ama çok farklı uygulamalar yapan yapılardan kaynaklanıyor. Çünkü, ben de o bölgeye yazın gidiyorum, orada bir yazlığım var. Hakikaten 2 kilometre arayla sıralanan belediyeler arasında o kadar farklı etkinlikler ve o kadar farklı yorumlamalar var ki, yani, orada, artık, bana göre yeni tesisler yerine, alt yapıları geliştirmek için yeni bir yapılanma gerekir ve bence bu küçük belediyelerden de bu turizmi kurtarmak gerekir. Yani, bunlar o küçük belediyelerin eğer turizme müdahalesi oluyorsa, ruhsattan tutun, izin bunlardan çıkıyorsa, bunu son derece yanlış olarak görüyorum. Bunların bir merkez -artık ne kurulacaksa- onun altında toplanması diye düşünüyorum.

Tabii, bu arada, güneş, deniz, kumun dışındaki gelişmelerin olumlu olduğunu görüyoruz. İşte, yayla turizmi, hele özellikle dün dağıtılan bir kitabı da okudum, dağlarımızla ilgili gerçekten son derece güzel hazırlanmış, onları gördükçe insanın ümidi de artıyor. İnşallah, bu bölgeler de turizme açılır ve yurtdışından insanlar gelir.

Tabii, bu turizmde, baktığımızda, daha doğrusu deniz ağırlıklı, güneş ağırlıklı turizmde yavaşlamanın yanı sıra, buradaki olumlu gelişmeler baktığımız da bir termal turizmi gözüküyor. Mesela, bizim Haymana’da herhalde dünyanın en iyi termal suyu olduğu söylenmesine rağmen, burada maalesef, Ankara’ya çok yakın olmasın rağmen, bir gelişme içinde olmamıştır. Umuyoruz ki, bu konuda da Turizm ve Kültür Bakanlığımız bir gayret göstererek buranın daha etkin hale gelmesine vesile olur diye düşünüyorum.

Ben, tekrar, bu tevazu içerisinde hazırlanmış olan Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan.

Sayın Baratalı.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar; hepinize saygılar sunuyorum. Bakanlık bütçesinin iyilikler getirmesini diliyorum.

Sayın Bakanın, hem kültür hem turizm konularındaki konuşmalarını dikkatle dinledim ve Sayın Bakanın, Artvin’de “artık yaylalarda turizm olmamalıdır, burası, turistlere açılmamalıdır” şeklindeki devlet görevlisinin, bir valinin bir beyanatına karşı verdiği “sen işine bak, buralarda turizm olacaktır” demesi karşısındaki tutumunun da göz önüne alarak, özellikle turizm konusunda bir şeyler söylemek istiyorum.

Sayın Bakan, geçtiğimiz aylarda, yanlış hatırlamıyorsam, Çeşme’de turizm bölgesi ilan ettik. 134 bin metrekarelik bir alan, turizm geliştirme alanı olarak. Buraları hazine arazileri. Daha önce SİT kararlarını alırken, o kurulun üyesiydim ben İzmir’de. Çeşme Belediye Başkanımızın da beyanatları var. Burada bazı yanlışlıklar doğal SİT’in derecelendirilmesindeki düzeltilmiş, bazı haksızlıklar giderilmiş. Yöresel olarak yerel yöneticiler de bu düşüncede olduğuna göre, bunlara benim bir diyeceğim yok. Yalnız, Sayın Belediye Başkanımızla konuştum ve gazetede yayımlanan onun verdiği haberlere göre orada bazı rahatsızlar var efendim. Bunlardan bir tanesi bu 134 bin metrekarelik alandaki önce düşünülen ve kat alanları katsayısı olarak yüzde 10 olarak düşünülen buradaki imar katsayısının sonradan yüzde 20’ye çıkarılmak istenmesidir. Böyle bir eleştiri var. Sayın Bakan, epeyce önce o bölgelerde beraber çalıştık, o bölgeleri çok iyi tanıyorsunuz. Biz, yarımadayı biraz yumuşak turizm için hazırladık. Dikkat ederseniz, bütün direncimize rağmen oralarda ve bize karşı yapılan bütün baskılara rağmen, oralarda iki üç katlı binalar bulamazsınız. Yani, tarım alanları korunmuştur, ormanlar korunmuştur, kıyalar korunmuştur. Yani, yumuşak turizmin bütün alt yapısını, hep beraber, her şeye rağmen orada aldık. Tehditler aldık, çeşitli listelere girdik, ölüm listelerine girdik; ama, bundan hiç taviz vermedik. Yani, yüzde 10’un çok iyi bir düşünce olduğunu düşünüyorum. Çünkü, artık, Çeşme’de parseller bin metrekareye çıkmıştır ve KAKS olarak yüzde 10 kullanılmaktadır. Buralarda, bu alanlar yüzde 20’ye çıkarılırsa, çok büyük bir yoğunlaşma olacaktır. Çeşme’de su olmadığını siz benden daha iyi biliyorsunuz. Yani, oradaki Ildır’ın kaynaklarını alıp, yağmur suyuyla birleştirip biraz yumuşatıyoruz. Ama, 10 tane sanıyorum golf sahası yapılacaktır. Galiba, her golf sahası da 400 veya 500 dönüm kadar bir araziyi kaplıyor. Bunlar muhakkak düşünülmüştür; ama, şimdi, bizim isteğimiz, lütfen, orada, KAKS dediğimiz kat alanları katsayısını yüzde 10’da tutun efendim. İkincisi, diğer bazı endişeler var ve olumsuzluklar yaşanıyor bizim bölgelerde. Yani, sizin, nasıl Artvin’deki bir valiye olumlu bir çıkışınız önemli bir aşamaysa, buralarda da devletin olumlu çıkması gerekiyor. Geçen sene Seferhisar, Karaburun ve Çeşme’de olumsuzluklar yaşandı. Çeşme gibi yerde Sayın Bakan, denizler çarşaflarla bölündü. Yani, bayanlar denize girdiği zaman denizin içine çarşaflar çekiliyor, bayanlar denizden çıktığı zaman çarşaflar tekrar kapatılıyor. Yani, Çeşme ve Urla yarımadası olarak bu bölge hakikaten büyük bir hoşgörüde olan insanların, daha çok Rumeli göçmenlerinin oturduğu yerlerdir. Kimse kimsenin kılığına, kıyafetine bakmaz. Onların indi düşüncelerle, içindeki maneviyatına saygı duyar. Biz, hep, buralarda böyle yaşadık; ama, bu sene, özellikle Seferhisar’da bu tür yaşayan insanların kafaları kırıldı. Karaburun’da bizzat ben gittim, müdahale ettim, mayoyla denize girenlere saldırılarda bulunuldu, dövüldü, parçalandı. Çeşme’de de bakın, Sayın Belediye Başkanımız da ifade ediyor; diyor ki: Harem selamlık oteller açılabilir, ama -burada otel ismi veriyor- ben burada söylemeyeyim, yani, perdelerin çekildiğinden ve bunun buralarda sıkıntı yarattığından bahsediyor. Yani, turizmi geliştirmek istiyorsak, herkes her şeyi yapabilir; ama, deniz herkesin kullanımına açıktır. Fakat, denizi kullanırken, daha çok özellikle bu bölgelerde çok dikkatli olmamız gerekir diye düşünüyorum ve bu 112 bin daha doğrusu sonradan 134 bin metrekare olan bu alanın, sizden ricam yüzde 10 KAKS’da kalması hem devlet için iyidir hem yatırım yapacak olan için iyidir, hem de o bölgelerin plan kararlarını etkilemez. Çünkü, başlangıçta çok büyük bir coşkuyla, sizin de büyük bir coşkuyla hazırladığınız bu plana karşı, bu güzel şeye karşı şimdi yavaş yavaş yerelde tereddütler belirdi. Korkarım, devletle yerel, merkezî yönetimle yerel yönetimler mahkemelik olmasınlar diye düşünüyorum. Biz devletle hiç bugüne kadar mahkemelik olmadık, sevmiyoruz böyle şeyleri. Ama, gerekirse, bu  plan kararların devam etmesi konusunda gereken de muhakkak yapılacaktır.

Sayın Bakan, daha sonra Atatürk Orman Çiftliğinin durumuna geleceğim. Biliyorsunuz, Büyükşehir belediyesi, burada yaptığımız bir mutabakat sonucu, bir yetki alarak oradaki bazı planları yapma durumunda kaldı. Bunun gerekçesini ben yazdım, yasayı da beraber yazdık. Önce, bir üst ölçekli plan yapılacaktır, çevre düzeni planı. Sonra, 1/25 bin düzenli bir plan yapılacaktır. Yani, hiyerarşik planlar yapılacaktır, sonra, koruma planı yapılacaktır. Fakat, size üzüntüyle belirteyim ki, yasa ve yönetmeliklere aykırı olarak şimdi elimizde böyle bir plan var. Sayın Bakan, bu plan şimdi Koruma Kurulunda. Eğer, bu plan geçerse, hani definden sonra Fatiha var ya, Atatürk Orman Çiftliğinin ölümüne de bizim okunan Fatiha’ya “amin” dedemiz gerekiyor. Ama, buna “amin” demeyeceğimizi, zatıâlinize burada bildiriyorum ve burada da herkese duyuruyorum. Biz bu duaya amin demeyeceğiz, sizin de demeyeceğinizi biliyoruz. Çünkü, biz, Ankaralıların daha rahat yaşaması için hiçbir yola itiraz etmedik. Bu yollar geçirilmiş. Ama, Hayvanat Bahçesi de Büyükşehire verilmiş; ama, bu, Atatürk Orman Çiftliğini ortadan kaldırma planıdır. Bunu, ben, bir kez daha sizin dikkatinize sunuyorum. Bu, felaket bir olaydır, bu bir parçalanma, bölme, yutma ve ele geçirme planıdır. Bunu da umarım, sonra, sizi ziyaret ettiğimizde görüşürüz, buna da dikkatinizi çekiyorum, hassas olacağınızı biliyorum Sayın Bakanım.

“Gönlümdeki Çeşme” diyorsunuz, bizim de gönlümüzde Çeşme, Hopa’dan İskenderun’a kadar ülkemiz var. Turizm master planlarını olumlulukla karşılıyorum.

2006 yılındaki turizmin yüzde 5 oranında bir büyüme pazar kaybetmesini de hakikaten çok düşünmeliyiz. Çünkü, daha 2006 başlamadan 2005 yılında Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal, bunu yaptığı konuşmalarla sizlere ve kamuoyuna duyurdu. Bunu tartışabiliriz. Ama, sürem bu konularda pek fazla değil.

Karşıyaka Belediyemizin Tantalos ve Simirna konularında arkadaşlarımız belki not alacaklardır, düşünceleri var. Bunların bir kültür varlığı olarak, bütün dünya mirası olarak insanlığın sunumuna hazırlanması için Bakanlığınızla işbirliği yapmaya hazırlar, her konuda fedakarlığa hazırlar. Ben de bunu, Tantalos’un ve Simirna’nın durumunu iletiyorum. Şimdi, Expo 2015’in İzmir’de toplanması konusu var. Biz, İtalya’nın Milano’suyla yarışıyoruz şu anda. Homeros’un yaşadığı yerler en azından burası. Yani, diğerlerini bırakıyorum, yani, önemli bir yer, bu konuda beraberce bir çalışmayı istiyorlar. Ben de zatıâlinize bu durumu arz ediyorum.

Sayın Bakan, diğeri de turist rehberlerinin, bilemiyorum ne kadar Bakanlığınız ilgili ama, herhalde Turizm Bakanlığıyla da ilgili, değil mi?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bizimle ilgili.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Bu da sizinle ilgili. Odanın bir düşüncesi var. Bu 60 kişi taşıyan küçük otobüsler, yani, biz yurtdışına ne zaman çıkarsak, başımıza hemen bir turist rehberi veriyorlar. Acaba, Türkiye’de bu turist rehberlerinin kısıtlanması konusunda bir sıkıntıdan bahsediyorlar. Bir de bir yasanın değişmesi var. Hangi komisyon olduğunu bilemiyorum; ama, ben sizin dikkatinizi çekmek istiyorum. 1618 sayılı Yasa’nın rehberliğin zor duruma getirileceği konusunda endişeler var. Bunu da zatıâlinize takdim edebilirim. Kitaplar için teşekkür ediyorum. Ama, özellikle, bu devletin bir Bakanı olarak devletin Valisine verdiğiniz cevaba da çok teşekkür ediyorum. Turizm, hakikaten göz ardı edilmeyen çok önemli bir kaynak.

Teşekkür ederim. Başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Baratalı’ya teşekkür ediyorum.

Sayın Keleş.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kültür ve Turizm Bakanlığının saygıdeğer bürokratları, değerli arkadaşlarım, basının değerli temsilcileri; Sayın Bakan, cumhuriyet, birbirinden ayrı gibi gözüken, ama, aslında bir bütünü oluşturan devrimlerden meydana gelen muhteşem bir çağdaşlaşma projesi bana göre. Bunun en önemli halkalarından bir tanesi de kültür alanındaki devrimdir. Büyük Önder Atatürk, kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmayı hedef olarak göstermiştir. Latin Alfabesinin benimsenmesi, Kılık, Kıyafet Devrimi, cumhuriyetin ilk yıllarındaki güç koşullara rağmen, baleyi, tiyatroyu, operayı desteklemesi, konservatuar kurması, özel yaşamında her akşam veyahut da sık sık klasik Türk müziğini büyük bir beğeniyle dinlediği halde, toplumun klasik batı müziğini izlemesi, tanıması, anlaması için büyük bir gayret içinde olması, çağdaş evrensel kültürün bir parçası olma isteğinden kaynaklanmaktadır. Yani, biliyordu ki Sayın Atatürk, anladığım kadarıyla, kendi kültürüyle birlikte çağdaş evrensel kültürün içinde olmazsanız, o zaman Batılı gelişmiş ülkelerle her alanda yarışma ve de başarılı olma şansınız olamaz. Dolayısıyla, bunu sağlamak için, kendi kültürünü reddetmeden, onu koruyarak, geliştirerek, ama, öte yandan da çağdaş evrensel kültürün bir parçası olarak yoluna devam etmek istiyordu. Aynı duyarlılığı bilim alanında da göstermiştir. Çağdaş üniversitelerin temelini atmış. Bilim adamı yetiştirmek için özel çaba sarf etmiş, eksiklerinin bulunduğu yerde de Almanya’da yapılan soykırımdan yararlanarak, soykırıma uğrayan bilim adamlarını davet etmiş ve onu o şekilde aşmaya çalışmıştır. Bugün eğer İslam dini en çağdaş bir şekilde Türkiye’de uygulanıyorsa, eğer, doktorlarımız, akademisyenlerimiz gelişmiş ülkelerde en büyük başarıları kazanıyorlarsa, dünya çapında opera sanatçısı, balerin –bir tanesi arkanızda oturuyor- ve müzisyen yetiştirebiliyorsa ve bunlar dünyanın her tarafında çok ilgi gören konserler ve gösterilere çıkabiliyorlarsa, hiç kuşku yok ki, bunlar Atatürk Devrimlerinin bir sonucudur.

Bugün de “bu devrimlerde daha ileri gitmek için çalışıyoruz “ demeyi ben çok isterdim, yani, yönetiminizde. Belki sizin açınızdan bakıldığı zaman öyledir. Ama, dışarıya aynı şekilde yansımadığını söylemek durumundayım. Mesela, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında kadro sorunlarının yaratılması, özel tiyatrolardan desteğin çekilmesi, devletin, kültür kurumlarında yöneticileri değiştirerek bazı sorunlar yaratması, açılan sınavların iptal edilmesi ve pek çok ayrı yöntemle çalışan insanların huzursuz olmalarına ve çalışamaz hale gelmelerine yol açılması, bizim dışarıya yansıyan görüntülerdir. Oysa, Anayasamızın 64’üncü maddesi, biliyorsunuz çok önemli bir madde “Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerini ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin aşılanması için, yayılması için gereken tedbirleri alır.” demektedir. Bugün, Hükûmet “Sanatın ve Sanatçının Korunması” başlıklı bu Anayasa hükmünü ne derece yerine getiriyor. Bunu en iyi siz bilebilirsiniz. Takdirlerinize sunuyorum. Benim dışarıdan gördüğüm kadarıyla çok yerine getirdiği söylenemez. Sanatın 92 nci  Yıldönümü kutlandı galiba geçenlerde. Bir sanatçı “dünyanın hiçbir yerinde, Taksim’de bir sinema sanatçısının açlıktan ve soğuktan öldüğü görülemez” dedi. Bence tek cümleyle fevkalade dramatik bir olayı özetledi diye düşünüyorum. Kimse bu konuda, yani, mesela, örneğin özel tiyatrolara yardım edilmemesi konusunda 5018 sayılı Yasa’nın arkasına sığınılmamalıdır kanısındayım Sayın Bakan. Çünkü, ben, bunu bir miktar incelemeye çalıştım. Her ne kadar hukukçu değilsem de. Şöyle bir durum var orada; bir defa bir söz konusu edilen, yani, bundan kaynaklanıyordur denilen madde, 29 uncu madde. 29 uncu maddede deniliyor ki: “Gerçek veya tüzelkişilere kanunî dayanağı olmadan kamu kaynağı kullandırılamaz, yardımda bulunulamaz ve menfaat sağlanamaz. Ancak, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerinde öngörülmüş olmak kaydıyla.” Örneğin sizin bütçenizde mesela. “Kamu yararı gözetilerek, vakıf, birlik, kurum, kuruluş, sandık ve benzerleri teşekküllere yardım edilebilir.” Şimdi, Sayın Bakan, dikkatinizi çekerim. Sizinle aynı okuldan mezunuz sanıyorum. “kamu yararı gözetilerek” diyor. “Kamu yaranına çalışan, kamu yararı için kurulan dernekler” demiyor. “Kamu yararı gözetilerek” deniliyor ve diyor ki: “ Yani, bu çerçevede yapılacak olan yardımlar için de bir yönetmelik çıkartılır.” Bakın yönetmelikte ne deniliyor…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Affedersiniz, o maddenin hemen bir sonrasını okur musunuz.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hangisini?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Aynı maddenin…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – “Bu yardımların yapılması, kullanılması, izlenmesi denetlenmesi ve kamuoyuna açıklanmasına ilişkin esas ve usuller Maliye Bakanlığınca hazırlanarak Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmeliğe bağlıdır.” Bu yönetmelik…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yönetmeliğin ilgili maddesini…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Okuyacağım efendim... Bir dakika… Onu da okuyacağım…

Şimdi, yönetmelik…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Değiştirme…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Bir dakika susar mısınız…

Yönetmelik 5018  sayılı Yasa’ya dayanılarak çıkarılıyor. Takdir edersiniz ki, hiçbir yönetmelik dayandığı yasaya aykırı olamaz. Bunun bahsettiğiniz maddesi 5’inci maddedir sanıyorum. Bu 5018’e dayanılarak çıkarılıyor, fakat, ne hikmetse 5072 nci sayılı Yasa’ya atıfta bulunuyor. Şimdi, bakın 5018’e dayanılarak çıkarılan Yönetmeliğin 5’inci maddesi diyor ki: “Teşekkülün 5072 sayılı dernek ve vakıfların, kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerine dair kanun kapsamındaki dernek ve vakıflardan olmaması.”  Şimdi, dönüyorum, 5072’yi size okumak istiyorum. Orada da diyor ki: “Kanunla kurulan dernek ve vakıflar bu kanun kapsamı dışındadır.” Burada da diyor ki: “Kanun kapsamı içinde olanlara yardım yapılamaz.” Peki, kanun kapsamı dışında olanlar nedir, kanunla kurulan dernek ve vakıflar. Şimdi, siz de diyorsunuz ki, tiyatrolar kanunla kurulmamıştır herhalde, o nedenle de yardım kapsamı dışındadır.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Şirket haline gelmiştir…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Dışındadır... “Dışındadır” diyorsunuz, kanunla kurulmamıştır.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Şirket olduğu için yapılamıyor.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Ama, Sayın Bakan, bakın, bu bir defa 5018’e aykırı olamaz. 5018 diyor ki: “Ödenek konulması” Bunlar yapılabiliyor diyor, yardım yapılabilir diyor. Burada da “bu vakıflardan kanun kapsamındaki vakıflardan olmaması gerekir” diyor. Kanun kapsamındaki vakıflardan olmaması için kanunla kurulmuş olması lazım. Kanunla kurulmamış, ama, pek ala ödenek konularak ve yönetmeliğin bu maddesine bir ilave yapılarak bur yardım sağlanabilir. Yani, bunu, 5018 sayılı Yasa’da -ki, ben bunu ilgililerle ve bu konunun içinde olan insanlarla da konuştum- bunu engelleyecek hiçbir hüküm yoktur ve hiçbir yönetmelik dayandığı yasaya aykırı olamaz. Bunu fazla uzatmayacağım, inşallah bu kısmı çıkarmışsınızdır konuşmamın süresinden. Çünkü, başka şeyler söylemek istiyorum, Başkanım size güveniyorum.

BAŞKAN – İlave edeceğim.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Size güveniyorum, tamam.

Bir de şu var Sayın Bakan: Gelişmiş bütün ülkelerde bu yardım yapılmaktadır. Yani, özel tiyatrolara bu yardım yapılmaktadır. Takdir edersiniz ki, içinde bulunduğumuz koşullarda özel tiyatrolar zaten fevkalade güçlükle ayakta dururken, bu yardım olmadığı takdirde, büyük bir darbe vurulmuş olacaktır kendilerine.

Şimdi, bugün, Türkiye, dıştan görünüş itibariyle yine söylüyorum, Topkapı’yla ilgili olarak yaptıklarınızı çok takdirle karşılıyorum; ama, bu tabii, belki de biraz da onun başına konuları fevkalade iyi bilen bir arkadaşın yönetici olarak getirilmesinin de etkisiyle bu kadar hızlanmıştır.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben getirdim onu.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Tabii, tabii; ben başkası getirdi demiyorum; yani, onun da katkısı olabilir, çünkü tuttuğunu koparan bir arkadaş biliyorsunuz.

Şimdi, müzelerden tarihi eserler birbiri ardına çalınmaktadır, değerli resimler, halılar, kapalı kapılar ardında alt katlarda çürümeye terk edilebilmektedirler. Müzelerin yönetimi, ne derece doğru bilmiyorum ama, en azından bazı müzeler dışındaki müzelerin yönetiminin yerel yönetimlere bırakılacağı söylenti halinde dolaşmaktadır. Sayın Bakanım aklınıza bile getirmeyin derim, lütfen, çünkü müzecilik ciddi bir iştir, konuyu iyi bilen, bu konuda yetiştirilmiş insanlar tarafından yürütülmelidir, seçimleri kazanarak iş başına gelen insanların kendi yakınlarını görevlendirerek yürütecekleri bir iş değildir ve en ufak müzede bile çok değerli, paha biçilmez eserlerimiz bulunabilmektedir. O bakımdan, bu, fevkalade tehlikelidir.

Kültür ve Turizm Bakanlığının birleştirilmesi sanıyorum İktidara çok yaradı, çünkü biliyorsunuz bütün üst kademeler lağvedildi ve onların yerine yeni kadrolar getirilmesi mümkün hale geldi. Tabii siz kullanmamış olabilirsiniz, ama bazı bakanlıklarda bu birleşmeler sonucunda açılan kadroların çok etkin bir şekilde kullanıldığı biz biliyoruz.

Turizme geçmeden önce, bu konuda bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum izin verirseniz. O da şu: Türkiye - Avrupa Birliği ilişkileri çerçevesinde Sayın Bakanım, sadece Türkiye’de değil yurt dışında da yöneticiler sık sık medeniyetler çatışmasından bahsediyorlar ve medeniyetler çatışmasını gündeme getirdikleri zaman da diyorlar ki, “Eğer bizi tam üye olarak alırsanız medeniyetler çatışmasını ileri sürenlere de çok iyi bir cevap olur, üstelik bizim orada tam üye olmamız birtakım ülkelerin, yani Müslüman kökenli ülkeleri Avrupa Birliğiyle daha sıcak ilişkide bulunmaya yönlendirir.” Ben, bunu hiç doğru olmayan ve tehlikeli bir politika olarak görüyorum. Bir defa, Türkiye, Cumhuriyet Döneminde yaptığı kültür devrimiyle kültür mirasını koruyarak çağdaş medeniyete yönelmiştir. Her vesileyle farklı bir medeniyette ayrı bir mirasa sahip olduğumuzu vurgulamanın bence çok anlamı ve yararı yoktur diye düşünüyorum. Çünkü, önemli olan, toplum içinde tam üye olunduğu zaman birleşmek ve bütünleşmektir. Takdir edersiniz ki “ben farklıyım, sen farklısın” diyerek birleşmek, bütünleşmek mümkün değildir. Ben, o açıdan, mesela bazı derneklerin köylere varacak kadar ayrışmasını da çok tehlikeli buluyorum. Mesela, küçücük bir ilde, bakıyorsunuz bir yemeğe çağrıldığınızda dernek kurulmuş, “Amasyalılar Derneği mi” diyorsunuz -örnek olarak söylüyorum- “hayır efendim biz falanca falanca köylerin derneğiyiz” diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Yani, “ben farklıyım, sen farklısın” insanları bir araya getirmez, birleştirmez ve aynı duygular içerisinde toplamaz. Şimdi, o bakımdan, böyle bir söylemi doğru bulmadığımı, kültürle ilgili olduğu için, söylemek istiyorum.

Şimdi, turizme gelince, turizmde Türkiye büyük fedakârlıklara katlanmış ve büyük yatırımlar yapmış olan bir ülke. Dünyada halen tuttuğumuz yer yüzde 2,6 ve Avrupa turizminde de yüzde 4,8; ama, çok sayıda insana istihdam sağlıyor ve son yılda bir azalma olsa da hem turizm gelirlerinde hem de Türkiye’ye gelen turist sayısında bunun aşılacağı kanısındayım. Nitekim, 2007 ve ondan sonraki yıllar için biraz daha yüksek oranda artışlar öngörülmüş.

Ama, burada, yıllardır bir yabancı tur operatörlerinin hakimiyetinden bahsediliyor ve bu yabancı tur operatörlerinin tek yanlı fiyatlar belirlediklerini, her şey içinde gibi bir yöntem geliştirdiklerini ve bunun da sadece turizm tesislerini işletenlere değil aynı zamanda civardaki esnaf ve sanatkârlara da zarar verdiğini dinliyoruz; ama, bu konularda neler yapıldığını pek bilmiyorum. Ayrıca, Akdeniz, Ege, turizm altyapısı ve kıyı yönetimiyle ilgili olarak oluşturulan bir projenin kredi ve organizasyon sorunlarının giderilmesi gündemde olan bir sorun anladığım kadarıyla.

Bakanlığın dış tanıtım açısından çok büyük bir atak yapması gerektiğine inanıyorum. Bunu yapıyorsunuz, ama daha ileri götürülmesi gerektiğini düşünüyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, mutlaka yapılması gereken başka bir şey turistik tesislerin civarında bulunan alışveriş merkezlerinde nelerin satıldığını, ne tür eşyaların ve hangi kalitede eşyaların satıldığını arada bir hiç değilse kontrol edilmesi gerekir diye düşünüyorum. Çünkü, Sayın Bakan, Hereke halılarında bile kalite düşüklüğünü fark edeceksinizdir bu kontrolleri yaptığınız takdirde.

Yayınlanan kitapların, Bakanlığınız tarafından satın alınan kitapların sadece belli bir görüşte olan kişilerin eserleri olduğu ve bu görüşleri yaydığı konusunda yaygın bir iddia var. Bu da bence incelenmeli ve mutlaka yanıtlanmalıdır diye düşünüyorum, çünkü milletvekillerine göndermiş olduğunuz kitaplara bir defa bakmak bile bu yöndeki iddiaların doğru olabileceği yönünde bir izlenim yaratmaktadır. Belki kitaplar o yönde tesadüfen seçilmiştir, onu bilemem; ama, böyle bir izlenim yaratmaktadır. Onun için, bu konudaki iddiaların ciddiye alınması gerekir diye düşünüyorum.

Sayın Bakanım, acaba hiç 19 Mayıs törenlerini izlerken, daha önceki 19 Mayıs törenlerini aklınızdan geçirdiniz mi, düşündünüz mü ne oluyordu, neler giyiyorlardı, ne tür hareketler yapıyorlardı? Çünkü, sanıyorum onu yapsaydınız görürdünüz ki, sadece kız çocuklarının ve genç kızlarının değil, erkek çocuklarının ve delikanlılarının da kıyafetlerinde, yaptıkları hareketlerde büyük bir yozlaşma vardır. Ben, bunu, birkaç senedir yakından izleyen bir kişi olarak görüyorum. Yapılan hareketler, çalınan müzik, bir geriye gidişin, bir çağ dışına çekilişin izlerini taşımaktadır. Cumhuriyetin Kültür ve Turizm Bakanı olarak umuyorum ki, bu değişiklikleri fark edersiniz ve Türkiye’nin yurt dışında ve yurt dışındaki tanıtımına da çok büyük olumsuz etkisi olacak olan bu gidişe “dur” dersiniz.

Sayın Bakan, Kültür ve Turizm Bakanı olarak yaptığınız bir açıklamada kamu arazilerinin yerli, yabancı turizm yatırımlarına tahsis edilmesini ve yapılaşma oranının yüzde 10 olarak belirlenmesini eleştiren Çevre Mühendisleri Odasına kızmışsınız ve onları çevre fetişistliğiyle suçlamışsınız ve oranın da yüzde 2 olduğunu söylemişsiniz. Doğru mudur, değil midir bilmiyorum; ben, bir raporda gördüm bunu.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Oran yüzde 2 verdim, yüzde 10 diye...

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Ama, şimdi, bunlar hazırladıkları raporda, verilen ilanlarda yüzde 10 olduğunu ısrarla belirtiyorlar, doğru olmayabilir, doğrudur demiyorum, ama Sayın Bakanım, lütfen yabancılara toprak satışı konusunda duyulan endişeleri anlayışla karşılayın ve bu endişeler, çevrenin ötesinde endişelerdir, çevreyle ilgili değildir sadece, hatta çevreyle hiç alakası olmayan endişeler vardır; yani, sadece çevre kirleniyor, çevre bozuluyor diye insanlar endişe duymuyorlar, topraklar elden gidiyor, çok büyük sorunlara yol açacak diye endişe duyuyorlar genelde.

BAŞKAN – Birgen Hanım…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hemen, hemen… Çok az kaldı.

Yabancı kişi veya şirketlere Türkiye’de toprak satışı çok büyük boyutlara ulaştığı için bu endişeler haklıdır. Bunlara tahsisle veyahut da kullanım hakkı vermekle giderilebilecek endişeler değildir bunlar. Çünkü, daha önce görüldü ki şirketlere tahsis edildiği zaman veyahut da kullanım hakkı verildiği zaman bir süre sonra yasa çıkarılıyor ve kullananlar maliki de olabilir, mülkiyet hakkına sahip olabilir deniliyor ve kullanım hakkıdır diye sadece itiraz etmeyen, mesela milletvekilleri veyahut da bakanlar, bir süre sonra görüyorlar ki o verdikleri hak, fazla irdeleme yapmadan verdikleri hak mülkiyet hakkına dönüşüvermiş.

Sayın Bakan, yabancıların, toprak satışıyla ilgili olarak daha çok kıyılara rağbet ettikleri söyleniyor, en turistik yerlere ve en çok doğal güzellikleri olan yerlere rağbet ettikleri söyleniyor ve bu konuda, mesela belediye başkanlarının da katıldığı bazı oturumlar oluyor bütün ciddi oturumlar gibi gece yarısından sonra yapılan ve oralarda, belli yörelerde belli ülkeden gelen insanları topluluklar oluşturduğundan söz ediliyor. Topluluklar oluşturarak büyük bir nüfus haline geldiklerinden ve belediye seçimlerinde eğer aday olsa onlardan bir tanesinin seçilme şansının olduğundan söz ediliyor. O toplantıya katılan hiç kimse, ki konuyla ilgili kişiler bunlar, hiç kimse de “hayır, yok böyle bir şey” demiyor. Şimdi, bir defa bu doğru mudur? Diyorlar ki, aslında turistik faaliyetleri de olumsuz etkiliyor, çünkü aldıkları evi kendi ülkelerinden gelen insanlara pansiyon olarak veriyorlar veyahut da kiralıyorlar ve tabii yasal olmayan bir şekilde bunu yapıyorlar deniyor. Bunlar doğru mudur? Bunu size soruyorum.

Yabancılara toprak satışı konusunda il bazında bir yüzde 5 oranı vardır, “yüzde 5’i geçtiği takdirde sınırlanır” der. Acaba, bu, ilçe bazına çevrilemez mi? Çünkü, Sayın Bakanım, il bazında saptanacak bir yüzde 5’in ulaşacağı boyut, bir ilçede temerküz ettiği takdirde o satışlar, ilçenin tümünü bile kapsayabilir. Dolayısıyla, yani bunu ilçe bazına getirmek mümkünse eğer, o konuda ben desteğinizi ve girişimlerinizi beklerim ve bunun çok yararlı olacağı kanısını taşırım. Başka ülkeler bunu kısıtlıyorlar, bizim kadar serbestçe bu işi yapan hiç kimse yok. Mesela, Yunanlar, kıyılarda ve sınırlarda bırakınız vatandaşı olmayanları, Helen ırkından olmayan vatandaşlarına bile toprak satmıyor. Ben, kendi vatandaşlarımıza toprak satmayalım demiyorum, ama en azından yabancılara karşı böyle bir kısıtlama getirilebilir belki diyorum ve kıyılarda ve sınırlarda getirilecek olan kısıtlamanın da Türkiye açısından pek çok sorunu çözeceği kanısını taşıyorum. Mesela, İngiltere’de de, Londra’da mülkiyetin devralınması söz konusu değildir, sadece kullanım hakkını alırsınız.

Bu konulara dikkatinizi çekmek istedim, iyi başarılı bir yıl dilerim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Gürol Ergin Bey, buyurun.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, sevgili basın mensubu arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Ben, sözlerime başlamadan önce, Birgen Hanım’ın bıraktığı yerden girmek istiyorum. Şöyle: Şimdi, Köy Kanunu değiştirildiği zaman bunun niye değiştirildiğini çoğu insan anlamadı Türkiye’de. İşte o Köy Kanunu’nun değiştirilmesindeki başlıca amaçlardan biri de bu kıyılarda olan, ama büyük kısmı köy sınırlarında olan arazinin yabancılara satışına olanak sağlamaktı. O bakımdan, bugün, kıyıların yabancılar tarafından tercih edilerek satın alınmasını anlamamız son derece mümkün hale geliyor. Yanlış yapılmıştır, yani Türkiye topraklarının yabancılara satışı konusu yanlış olmuştur. Bakın, biz, bugün, Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesini tartışıyoruz. Türk kültüründe vatan toprağını satmak var mıydı? diye ben ilgili Bakanıma sormak istiyorum ve şunu söylüyorum: Bizim bu görüşlerimize karşı çıkışlarda en fazla öne sürülen husus, canım satın alıyorlarsa sırtlarına vurup götürüyorlar mı? şeklinde. Ben, buna şu karşı soruyla yanıt veriyorum, diyorum ki, silah zoruyla toprakları alanlar da sırtlarına mı vurup götürüyorlar yoksa üstüne bayraklarını mı dikiyorlar, ne farkı var?” Çanakkale şehitleri için ağlayan insanlara bunu söylemek istiyorum. Diyorum ki, ya o şehitler için ağlamayın ya bu topraklara düşen insanlar için asla ağlamayın, ama ağlıyorsanız da bunun gereğine aykırı bir işlem olduğu zaman da yiğitçe karşı durun. İkisinden birini mutlaka yapın, ikisinin birlikte yapılması hiçbir şekilde ve her şeyden önce ahlakla bağdaşmıyor. Bunu özellikle söylüyorum.

Şimdi, izin verirseniz, ben, önce turizm konusunda görüşlerimi ifade etmek istiyorum.

Sevgili arkadaşlarım, 2006 yılı, gerçekten turizmde sıkıntılı, sancılı bir yıl oldu. Hiç kimse, şu veya bu şekilde konuyu daha hafifletmeye çalışmasın, ben Muğla Milletvekiliyim, oradaki otellerin durumunu, oradaki turizmcilerin yaşadıklarını biliyorum. Gerçi son aylarda biraz bir düzelme oldu gibi ama gideni telafi etmeye bu yetmedi. Niye böyle oldu dediğimiz zaman çok fazla gerekçe sayılabilir, ama bu gerekçeler içerisinde biraz önce değerli arkadaşlarımın da saydığı birkısım konuların Türkiye’nin dünyadaki imajını, Türkiye’nin dünyadaki çağdaşlaşma yolunda ülke olma imajını zedeleyici görüntüler olduğunu da özellikle ifade etmek istiyorum. Bunun da kabul edilmesi, bir gerçeğin kabul edilmesi olarak önümüzde durmaktadır.

Şimdi, ben, şu sorularla konuyu açmak istiyorum. Bakınız, turizmde sıkıntının yaşanacağı 2006 yılının başında belli olduğu zaman, ilgili, özellikle ticaret ve sanayi odalarının birkısım talepleri oldu. Acaba, bunların ne kadarı yerine getirildi? Bunu öğrenmek istiyorum. Örneğin, şunlar isteniyordu yurt içine dönük olarak:

Turizm sektörüne büyük maliyet getiren istihdam üzerindeki vergi yükünün hiç olmazsa bu kriz döneminde geçici olarak düşürülmesi isteniyordu.

Turizm işletmelerinin ihracatçı statüsüne kavuşturularak ihracat teşviklerinden yararlanılmasının sağlanması isteniyordu.

Ayrıca, turizm sektöründe telafi edilmesi zor maddî, manevî maliyete neden olan yüksek ÖTV oranlarının düşürülmesi isteniyordu. Ve turizm sektöründeki, bu her zaman için geçerlidir, KDV’nin rakip ülkelere yakın düzeylere çekilmesi, bu nedenle de KDV oranının yüzde 8’e indirilmesi isteniyordu. Sizlerin daha iyi bildiğiniz gibi, Avrupa ülkelerinin hemen tamamında bu oranlar yüzde 7-8 dolayında.

Tabii ki yurt dışına yönelik önlemler olarak da tanıtım bütçesinin artırılması, imaj geliştirme çalışmalarına yoğunluk verilmesi isteniyordu.

Türk kültürünün yurt dışında yoğun etkinlikler yapılarak tanıtımının sağlanması ve bu yolla imaj çalışmasına katkı sağlanması isteniyordu. Tur operatörlerine reklam ve katalog katkı payı verilmesi, turist başına alınan -bu her zaman için geçerlidir- yolcu vergisi ile ayak bastı ücretlerinin özellikle nisan, mayıs, haziran aylarında geçici olarak kaldırılması isteniyordu.

Bilmiyorum bunların ne kadarı gerçekleştirildi. Herhalde bunları öğrenme şansımız olur diye düşünüyorum.

Çok özet olarak balık çiftlikleri konusuna girmek istiyorum. Şimdi, ayrıntıya girmiyorum: Yıllardan beri, mesleğim gereği de ilgilendiğim bir konudur, gerçekten Türkiye bir dengeyi sağlayamamıştır bu konuda. Yani, Türkiye’de bu balık çiftlikleri olacaktır, bundan hiç kimse kaçınamaz, ama bu balık çiftlikleri de kıyılara, çevreye zarar verici olmayacaktır. Bunun için yapılması gerekenler bellidir, yapılan yanlışların ortadan kaldırılması gerekir. Örnek olarak söylersek, balık çiftlikleri ilgili yasal prosedüre göre derinliği en az 40 metre olan sularda kurulabilir, kıyıya yakınlığı ya da uzaklığı değil bu derinlik çok önemlidir, ama buna hiç dikkat edilmeden birçok balık çiftliğine izin verildiğin görüyoruz.

Ben, buradan, kültür konusuna girmek istiyorum sevgili arkadaşlarım.

Önce şunu söyleyeyim: Atatürk devriminin ve Türk kültürünün bugüne kadarki gelişmesinde önemli katkıları olan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğümüze, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğümüze ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüze içtenlikle teşekkür ediyorum, bunu çok özel olarak söylemek istiyorum, görev biliyorum.

Ama, son zamanda yaşadığımız birkısım kabul edilemez davranışları da burada söylemek istiyorum. Sabahleyin Sayın Tütüncü de söyledi, Allah aşkına ve lütfen, Avrupa Birliğine girme çabası olan bir ülkede “şu göğüs çatalınızı seyirci görmesin, ona göre giyinin” diyen bir zihniyeti, opera için bunu düşünen bir zihniyeti hangi Avrupalıya, hangi Avrupa ülkesi yurttaşına kabul ettirebilirsiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Yani, bu kadar basit işlerle mi uğraşmamız gerekir? Yani, böyle bir şeyi kabul etmek aklın, ne bileyim, her şeyin zararına. Böyle bir şey olabilir mi? Göğüs çatalı görünüyormuş da ona göre giyinmeliymiş… Tabii ki buradaki söylemin daha ilerisi var, ama ben hicap ediyorum, onu da söylemiyorum açıkçası. Bunu yanlış buluyorum.

İkincisi: Bakınız, bir yerde kültürü konuşuyoruz, ben burada iki senedir bir konu üzerinde duruyorum, Meclis Başkanlığımız maalesef o konuda duyarlı davranmadı. Bizim alt kat lokantamızda bir bayrak çizilmiş, resmi yapılmış; bayrak ters, ayyıldız bayrağın üzerine ters çizilmiş sevgili arkadaşlarım. Kültür Bakanımdan rica ediyorum, eğer Türk kültürü önemli diyorsak, Türk olmak önemli diyorsak, o bayrağa gidin bir bakın. O resim, hâlâ orada siz baktıktan sonra da durabilecekse ya ben bu ülkeyi bırakıp gideyim, burası Türkiye değil artık, ya siz lütfen Bakanlığı bırakın! Yani, lütfen inceleyin.

Aynı durumu, bakınız bu duyarsızlığı ve dikkatsizliği Adalet ve Kalkınma Partisinin 2’inci Olağan Kongresi için ASKİ Spor Salonuna giden yollara astığı Türk Bayrağında görüyoruz. Değerli arkadaşlarım, Türk Bayrağının etrafında şerit olarak, beyaz şerit var mıdır? O bayrakların hepsi de beyaz şeritle şeritlendirilmiştir. Onlar artık Türk Bayrağı olmaktan çıkıyor. Türkiye’de bir Bayrak Yasası var, bayrağın rengi gibi ayın, yıldızın çapı, ölçüsü milimetrik olarak hepsi bellidir. Lütfen, yani bunlara dikkat etmek zorundayız.

Ben, burada Sayın Bakanımın bir konudaki görüşünü de öğrenmek istiyorum. Bu, 301’inci madde konusunda siz ne düşünüyorsunuz? Bunu şunun için soruyorum: Sayın Başbakanın ve bir kısım bakanların birbiriyle çelişen ifadeleri var. Sayın Başbakan öneriyi getirin değerlendirelim diyor. Oradaki değiştirilmesi veya kaldırılması istenen husus şu: Türklüğe hakaret kaldırılmak isteniyor. Siz, bunun yanında mısınız, değil misiniz? Lütfen, bunu, Kültür Bakanımız olarak sizden duymak istiyorum. Ben, Türklüğe hakaretin ceza alır nitelikten çıkarılmasına karşı olduğumu da bir Türk yurttaşı ve Türk evladı olarak söylüyorum.

Sonra, özel tiyatrolar konusu… Sayın Keleş de söyledi, yasal olarak hangi karşı gerekçeyi bulursanız bulun, eğer tiyatroya inanıyorsanız, özel tiyatrolara yardımı kesme düşüncesi son derece yanlıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet Gürol Bey…

GÜROL ERGİN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çünkü, tiyatro insanı geliştiren bir olaydır. Nasıl buna olan desteği kaldırırsınız? Ve özel tiyatrolar, destek olmadan nasıl ayakta kalacak? Bunun çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

Sonra, yine, çok ilginç Millî Eğitim Şûrasına görüş bildiren millî eğitim müdürlerinden birinin şu garip teklifiyle karşı karşıyayız: 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 20 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenleri çok uzun sürüyormuş da, çocuklar bu yüzden başarılı olamıyormuş, bu törenler bu şeklide olmaktan çıkarılmalıymış… Bir millî müdürü düşünün ki, 23 Nisan Bayramından rahatsız oluyor, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramından rahatsız oluyor! Bunları, hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değildir, son derece yanlış ve çarpık düşünce olarak ortaya koyuyorum.

İzin verirseniz, birkaç maddeyle de bütçeniz üzerinde ve kültür üzerinde konuşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir kere Kültür ve Turizm Bakanlığına genel bütçe içinde ayrılan pay yaklaşık binde 5, son derece düşük bir pay. Bu bütçeyle gerçek anlamda ülkemizin kültür politikasını işlevsel kılmamız mümkün değil. Oysa, biliyoruz ki, ülkemizin gelişmesi, kalkınması dünyaya katkı sağlayabilmesi, kültürünü, kültürel dokusunu ve yaratıcı insan kaynağını değerlendirebilmesinden geçiyor. Yaratıcı insan kaynağını değerlendiremeyen hiçbir ülke ne tarımında ne sanayiinde ne teknolojisinde ileri gidemez ve giderek kendi diline bile sahip çıkamaz. Nitekim, biz, bugün onu da yaşıyoruz ayrıca. Şimdi, bilime ve sanata yatırım yapamazsanız, üreten ve geliştiren değil tüketen, edilgin bir toplum olursunuz, sadece sunulanı satın alabilen ya da alamayan ülke konumuna düşerseniz. Hepimiz biliyoruz ki, sanatçı yaratıcı dünyasıyla önce aya giden insandır; aya, uzaya ancak onun yaratıcı düşüncesinden sonra gidilmiştir. Hepinize hatırlatırım, Jules Verne “Deniz Altında Yirmi Bin Fersah”ı yazmadan önce insanoğlu denizaltını yaratıp da o deniz altlarına gidebilmiş miydi? Bunun için, sanatçının o düş gücünün zenginliğini geliştirmek bizim Türk olarak, Türk kültürünü de geliştirebilmemizin birincil olayıdır diye düşünüyorum.

Bizim tabii siyasetçi olarak üzerimize düşen görev, aslında bu kültürel gelişimi sağlayacak bütçeyi ortaya koymaktır. Bu konuda eğer öneriler olursa, biz bunun yanında seve seve oluruz diye ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben, son sözler olarak, yine ne kadar eleştiri konusu olursa da olsun, ben de eleştirmiş olayım, Devlet Opera ve Balemize de, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğümüze de, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüze de bugüne kadar yaptıkları ve bugünden sonra yapacakları hizmetler için teşekkür ediyorum.

Başta Sayın Bakana, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz.

Sayın Kumkumoğlu, buyurun.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlarım, Bakanlığın değerli bürokratları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanın 2’nci, Bakanlığının 22’inci Parlamento Dönemindeki 5’inci bütçesini görüşüyoruz. Ama, her bütçe, bir önceki bütçeden söylenenler, tartışılanlar, sanki yok olmuş, bitmiş, işte yeni bir başlangıç gibi bugünü konuşan bir değerlendirmeyle başlıyor. Özellikle sunuşlar, buradan bu noktadan çıkılarak yapılıyor. Şimdi, ben, geriye dönüp, yani geçen yıl neler tartışmıştık, bu yıl bir defa o tartıştıklarımızın neresindeyiz? Ondan sonra buradan yola çıkarak, Türkiye’yi acaba önümüzdeki yılda turizm açısından nasıl bir sezon ve kültür açısından nasıl bir yıl bekleyebilir diye değerlendirme yapabiliriz diye düşünüyorum.

Şimdi, geçen yıl, ağırlıklı olarak Sayın Bakanın yeni göreve başlamış olması nedeniyle Bakanlıktaki kadrolaşma bütçemizin en önemli tartışmalarından birisiydi; kamuoyunun da Bakanlıkla ilgili en önemli tartışma konularından bir tanesiydi.

Hükûmetin çıkarma konusunda ısrarlı davrandığı Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı’yla aslında Bakanlığınızın tamamının yerel yönetimlere devredilmesi gibi, yani hem kültür alanında hem turizm alanında Bakanlığınızın taşra teşkilatlarının feshedilerek yerel yönetimlere devredilmesi gibi bir projeniz vardı ve o proje üzerinde ciddi tartışmalar söz konusuydu.

Sit alanları, İktidarınızın hep ilgi alanı oldu, ilgi odağı oldu. Sit alanlarını yapılaşmaya açabilmek, oraları tarımsal üretime açabilmek, vesaire noktasında bu sit alanı işini çok gereksiz, anlamsız bulan bir anlayışın ürünü olarak hem sit alanları tartışıldı, tabii hem de sit alanlarını korumak üzere görevlendirilmiş olan koruma kurullarının yapıları, kimlikleri işte oralardaki kadrolaşma, oradakilerin görevden alınması, baskı altında tutulması, vesaire biçimindeki tartışmalar geçen yılki bütçenizin en önemli tartışma konuları içerisindeydi.

Devlet sanatçılarının, daha doğrusu devletin Türkiye’deki sanat faaliyeti içerisinde uzun yıllar bulunmuş, ama sanat dünyasına yeterince sahip çıkılamadığı için yıllarca emek vermiş çok önemli, çok değerli, çok saygın sanatçıların çok ileri yaşlara gelmiş olmasına rağmen hiçbir güvenceleri olamaması, bir sağlık güvencesine kavuşturulamamış olması o dönemin en çok tartışılan konularından bir tanesiydi ve bu sanatçılar hem Başbakanla hem Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanıyla ve bütün milletvekilleriyle, sanıyorum Sayın Bakanlığınızla defalarca görüştüler ve bu konuya ilişkin yapılabilecekleri beraber tartışmaya çalıştık. Devlet, sanata ve sanatçıya nasıl destek olabilir, hem telif haklarını korumak anlamında hem bunlara fiilen katkı yapmak, işte tiyatroysa tiyatroya katkı yapmak, başka bir sanatsal faaliyetse işte hiç olmazsa onun bir kısmının finansmanını devlet adına üstlenmek

için neler yapabiliriz? Tabii burada sadece eleştirileri değil, aynı zamanda Bakanlığın da, İktidar Partisine mensup milletvekili arkadaşlarımızın da söylediklerini seslendirmeye çalışıyorum. Daha bunları artırabiliriz.

Turizmle ilgili olarak, bir defa öncelikle sayıyı ve kaliteyi, nitelikli turist sayısını nasıl artırabiliriz, turizmden elde edilen gelirleri nasıl yükseltebiliriz? Bun anlamda turizme verilen teşvikleri ve vergi indirimlerini hangi açılardan değerlendirebiliriz? Bu konuda neler yapılabilir? Turizme darbe vurabilecek görüntülerden, çarpıklıklardan, kirliliklerden, turizmi tehdit eden terör eylemlerinden turizmi nasıl koruyabiliriz, nasıl kurtarabiliriz, biçiminde çok sayıda şeyi tartıştık.

Sayın Bakan, şimdi buradan bakalım, ne yaptık şimdi? Şimdi, kadrolaşma, yani, İktidarınızın en önemli işlevlerinden bir tanesi bu, kadrolaşma bir şekilde devam ediyor. Yani, liyakat bağlılığın çok ötesinde kalmış. Yani, kabul edersiniz etmezsiniz, ama, sizin için, şahsınızla ilgili olarak bile, bu bir kültürün, bir geleneğin parçası. İşte o kaymakamken valiler onun ilçesine gidip cuma namazını onun arkasında kılardılar falan diye birtakım yazılar yazılmıştır. Siz de bunları görmüşsünüz. Ben illa bu doğrudur anlamına söylemiyorum.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Doğru değilse niye söylüyorsunuz?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hayır, şu açıdan söylüyorum: YAni, bu doğru olmayabilir...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Defalarca tekzip ettiğim hâlde...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, müsaade eder misiniz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ama bunun, yani doğru olmadığını söyleyeyim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hayır bu yazılmış çizilmiş şey. Ben sadece yazılmış olan bir şeyi hatırlatıyorum.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yazılmış çizilmiş...

BAŞKAN – Sayın Bakan...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Amacım sizi bununla suçlamak değil. Ama bu geleneğin varlığını...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Gelenek olur mu...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, sizin anlayışınız içerisinde bu geleneğin varlığını, yani, işte astsubaylardan emir alan albaylar. Bunlar, Genelkurmayın, vesairenin seslendirdiği şeyler. Yani, bu geleneğin içerisinde, bu siyaset kültürünün içerisinde bu yaklaşım var. Hadi onu geçiyorum ben, diğerlerine bakalım. Buraya itiraz ettik.

Şimdi, düşünün değerli arkadaşlarım, bu Bakanlık, şu anda karşımızda kurumsal olarak var olan, duran Bakanlığın arkasındaki siyasi irade bu Bakanlığın gereksiz olduğunu düşünüyor. Böyle bir Bakanlığa gerek yoktur...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Kim düşünüyor?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Siz efendim. Kamu Yönetimi Yasa Tasarısından Kültür ve Turizm Bakanlığının bütün taşra teşkilatları dağıtılıp, yerel yönetimlere, kültür ve...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Hayır, o zaman...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim o zaman incelememişsiniz. Biz bu Komisyonda...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ama cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanı...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bu meseleyi çok açık...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – O zaman biz Tarım Bakanlığının taşra teşkilatını da, yani Köy İşleri Bakanlığını kaldırdık.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Ayrı bir şey...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – O zaman Tarım Bakanlığı kalkmış mı oluyor?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bakın, efendim, bu faaliyetler ortadan kalkıyor anlamına ben söylemiyorum. Ama, Bakanlık, kültürel faaliyetlerin tamamının yerel yönetimlere devredilmesini o Tasarı’yla öneriyor.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Öyle bir şey yok ama...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)  - Efendim yanlış biliyorsunuz.

Bunun için Türkiye’de kıyametler koptu. O zaman kusura bakmayın Sayın Bakan, Hükûmetinizin gündemini...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ama bir dakika...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, oradaki arkadaşlara sorun, konuyla ilgili olanlara.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Eğer bana itimadınızı yoksa...

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Konuyla ilgili olanlardan biri de benim. Komisyonda öyle bir şey...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devam) – Efendim müsaade ederseniz...

Sayın Başkan, şu dakikalarımı durdurun.

Müsaade ederseniz, ben konuşmamı bitirdikten sonra, bu itiraz ettiğiniz konularla ilgili olarak Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı’nda yer alan, konuyla ilgili nasıl yer aldığınızı Bakanlığınızın bu Tasarı içerisinde nasıl değerlendirildiğini, size o Yasa Tasarısı içerisinde yer almış olan metinlerle birlikte  sunayım. Ama, müsaade ederseniz konuşmamı bitireyim. Eğer itirazınız varsa, her şey tutanaklara geçiyor, siz de itirazınızı yaparsınız.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bekleyelim, sabredelim. Arkadaşlarımız konuşsun, sonunda zaten cevap verme imkânınız var. Detaylı bir şekilde cevap veririz.

Buyurun efendim, devam edin.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, tabii, yani Sayın Bakan her ne kadar itiraz etse de, bu gerçeği bütün Türkiye biliyor. Çünkü, Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı’na itiraz gerekçelerinden en önemli parçalarından birisini kültürel faaliyetlerden devletin elini çekip, bu faaliyetleri bin bir parçaya bölünmüş hâlde yerel yönetimlere devretmesi, bir ilin içerisinde bile her belediye başkanının kendi anlayışına göre bir kültürel faaliyet içerisinde yer alması ve ortak kültürel değerlerimizin birbiriyle karşılıklı iletişiminin, geçişinin vesairenin ortadan kalkabileceği noktasındaki kaygılardan yola çıkarak öncelikle muhalefet partisinin, hatta İktidar Partisine mensup bazı milletvekili arkadaşlarımın, bu konuyla ilgili özel itirazları ve eleştirileri olmuştu.

Şimdi, böyle olunca, yani, Bakanlığın bütçesinin ve kendisinin ortaya koyduğu hedeflere ulaşma noktasındaki inancının ve kararlılığının muhalefet tarafından tartışılıyor olmasından daha doğal bir şey olamaz.

Şimdi bu, beraberinde, işte tiyatrolara, özel tiyatrolara  verilen desteğin geri çekilmesi gibi, herkesin bir mağduriyet içerisinde olduklarını düşündüğü bu ülkenin sanatına yıllarca emek vermiş insanların, hiç olmazsa sınırlı ölçüler içerisinde de olsa bir sosyal güvenceye kavuşturulabilmesinin, ipe un sererek zamana yayılması gibi, telif hakları konusundaki bütün yükün ve sorumluluğun neredeyse belediyelerin sırtına yüklendiği, onlar bir yerlerde bulup, toplayıp, yakıp veya dozerlerin lastikleri, tekerleri altında yok edebilirlerse, bu faaliyetle ve bu işle mücadeleyi esas itibarıyla onların üstüne yıktığımız, onlara devrettiğimiz bir kültürel konum içerisindeyiz.

Sit alanlarıyla ilgili biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu’nun, gerek sit alanıyla ilgili yaklaşım gerek sit alanlarının sit alanı olmaktan çıkarılmasına dönük olarak kurullar üzerinde yapılmak istenenlerle ilgili Sayın Kılıçdaroğlu’nun verdiği örnek, sanıyorum bu konuda yaşananları çok net biçimde ortaya koymaya yeter.

Peki, şimdi sayın vali, inanıyorum ki “Bu yaylalar Türk-İslam kültürünün kaldığı son mekânlardır. Buralara turistleri sokmayalım.” diyen valinin, bu söylediğine şiddetle karşı çıkacaktır, en azından bu kurulda.

Şimdi bir defa bu lafa bakalım değerli arkadaşlarım. Bunun neresinden tutmak lazım. Bir valinin böyle bir lafı ediyor olabilmesi için... Yani, kör cahil böyle bir lafı etmez. Yani, Türk kültürü sadece yaylalarda kalmış, bir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, toparlayalım efendim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Böyle bir şeyi kim kabul edebilir, ne demektir bu? Bir valinin böyle bir laf etmeye nasıl bir hakkı olabilir.

İki: Turizmi bu yaylalara sokmayalım. Yani, turizmin girdiği her yerde Türk ve İslam –ona göre- kültürü ortadan kalkmıştır. Kala kala bir yaylalar kalmış. Bu yaylalara da bunları sokmayalım, bura da bize kalsın.

Sayın Bakan, ne yapmayı düşünüyorsunuz bu vali hakkında? Siz sonuçta doğrudan bundan sorumlu değilsiniz ama, bu Hükûmetin bir Bakanısınız. Bu ifadeyi kullanabilecek gerilikte olan bir vali hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz? Sadece ben onun söylediklerine karşı çıkıyorum, beğenmiyorum demek olmaz. O bir siyasi partinin genel başkanı değil.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Asalım mı?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – İşte buyur, bu anlayış işte arkadaşlar, bu anlayış! Yani, ya asacağı ya da ne yapalım, vali orada dursun.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ne yapacaksın peki?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hükûmetsin, gerekeni yapacaksın en azından.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, valilerinin atanması, yer değiştirilmesinin bir ucu da Cumhurbaşkanına bağlı.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim biliyoruz, siz onunla ilgili gerekli girişimi yapın.

BAŞKAN – Onun için, başka bir şey yapamayız.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU          (Devamla) – Onunla ilgili gerekli girişimi yapın. Eğer Hükûmetin iradesinin dışında bir engellemeyle karşılaşırsanız....

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Siz hâlledersiniz!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - ... o zaman dersiniz ki: Efendim biz gerekeni yapmak istedik, ama, bunu koruyan başka güçler var. Dolayısıyla, bizim buna gücümüz yetmedi. Sadece şu Kültür Bakanlığı bütçesine itiraz ediyorsunuz, o kadar. Yani, arkadaşımız gibi “Asalım mı?” deyip, arkasında durmaya çalışanların da olduğu gibi. Olabilir, o siyasi iradedir, böyle söyleyebilir arkadaşımız, Sayın Kocatopçu, ama...

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Kocatopçu değil, Baştopçu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)  - Affedersiniz, özür dilerim Sayın Baştopçu.

Vali öyle söyleyemez, Sayın Baştopçu böyle diyebilir, ama bir vali öyle söyleyemez, bir valinin bunu söyleme hakkı yoktur.

Peki, turizmde ne olmuştur? Bir defa, bir: Hem sayı olarak hem nitelik olarak Türkiye’deki turizm geliri de, turist sayısı da bu yıl düşmüş. Efendim, dünyada büyüme var, dünya büyüyor, dünyada bir gerileme, bir durgunluk dönemi yok. Tam tersine, dünyada yüzde 4’ün üzerinde bir büyüme var. Dolayısıyla, turizm faaliyetleri için olumsuz şartlar yok Türkiye’de, Türkiye gibi ülkeler için. Ama, baktığınız zaman, hani:

-          Oğlum niye yenildiniz?

-           Komutanım çok sebebi vardı.

-          Söyle bakayım

-          Bir: Cephane yoktu.

-          Tamam, gerisini saymana lüzum yok. Cephane yoksa, yenildin.

Şimdi, bir: Turist sayısı ve turizmden elde edilen gelir düşmüş. Tamam, daha gerisini saymaya lüzum yok. Ancak, gerisine gerekçe bulabiliriz, gerekçe koyabiliriz.

Şimdi, geçeceğim öbür turizmle ilgili olan değerlendirmelerime.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, bir konuya mutlaka değinmem lazım.

BAŞKAN – Bir konuya mutlaka değinin de, ama bunu iki dakikada bitirelim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Şimdi, turizmdeki vergi indirimi, vesaire ne olmuş? Tam Nasrettin Hoca’nın Timur’la ilgili fil hikâyesi gibi. Vergi indirimleri, KDV indirimi vesaire düşünülürken, çıkarılan Yerel Yönetimler Gelir Yasası’yla ilgili olarak turist üzerine, turist başına, oradan ciro üzerinden yüzde 3’lük bir gelirin yerel yönetimlere aktarılması gibi birtakım düzenlemelerin yapılıyor olduğunu duyuyoruz. Bu tabii, cironun çok önemli bir kısmına tekabül eder.

Çalışanların durumu...Sayın Bakanım sadece şunu söyleyebilirim: Kültür Bakanlığının belli birimlerinde görev yapanlarla Vakıflar Genel Müdürlüğünün belli birimlerinde görev yapanlar arasında çok yakın benzerlikler var. Şimdi Vakıflar Yasası çıktı. Oradaki gelirlerin yüzde belli bir bölümünü vakıfların çalışanları alıyor. Peki, aynı işi sizde yapan çalışanlar böyle bir haktan yararlanabiliyorlar mı? Hayır. Ama, çalışanlarınız kapıda duruyor.

Sayın Bakanım, çok önemli bir konu daha var. Sizden önceki Sayın Bakana ben, Sayın Bakanım çok iyi şeyler söylediniz de, Türkiye’de en az bir 10 milyonu aşkın yurttaşımız var ki, bunlar kendilerini “Alevi” diye tanımlıyorlar ve kendilerinin bir inanç grubu olduğunu söylüyorlar. Fakat Hükûmetiniz bunları bir inanç grubu olarak değil, bir kültürel etkinlik, farklı bir kültürel etki içerisinde olan, kültürel bir grup olarak değerlendiriyor. Bu bütçeniz içerisinden, bu 12-13-15 milyonluk yurttaşımızla ilgili olarak, bunların kültürel faaliyetleriyle ilgili olarak nasıl bir kaynak ayırdınız? Ben bunu eski Bakana söylediğimde, Sayın Bakan o gün benimle kavga etmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kavga etmez, tartışır!

BAŞKAN – Evet, toparlıyoruz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Tartışmıştık yoğun biçimde. Şimdi o Sayın Bakan, cem törenlerinde deyiş söylüyor. O gün benimle tartışan Bakan, şimdi cem törenlerinde, bir partinin siyasi başkanı, Genel Başkanı olarak cem törenlerinde deyiş söylüyor. Ama, Bakanlık burada duruyor. Yani, cem törenlerinde deyiş söyleyerek o kültürel faaliyet dediğimiz alana, o 12-15 milyon yurttaşımızın etkinliklerine bu anlamda, kendilerinin inanç dediği, Hükûmetinizin kültürel faaliyet dediği bu alana o gün de bir kuruşluk kaynaklık aktarılmamıştı, bugün de bir tek kuruşluk kaynak aktarılmamıştır. Sayın Bakan, lütfen, sanatçılarımıza olduğu gibi, turizm sektörüne olduğu gibi, yaşattığınız mağduriyeti, bu yurttaşlarımızın üzerinden hiç olmazsa kaldırmaya çalışalım. Bu konuda bir girişiminiz olursa, bunu muhalefet partisi olarak sonuna kadar destekleyeceğimizi bilmenizi isterim.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kumkumoğlu.

Sayın Büyükkaya.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul)  - Sayın Başkan, Çok Değerli Bakanımız, Kültür ve Turizm Bakanlığının değerli mensupları, değerli Komisyon üyeleri; önce hepinize saygılar sunuyorum.

Evet, tabii toplumun tamamını ilgilendiren bir Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz. Kültür deyince Türk toplumunun tamamı bu işin içine giriyor.

Önce değerli dostum Enis Tütüncü Bey’in turizm gelirleriyle ilgili olarak açıklar, dış ticaret açığı veya cari işlemler açığıyla yaptığı orantılardaki birtakım hesaplamalarla başlamak istiyorum. Çünkü bu ne kadar doğru, takdirinize sunuyorum. Ama şöyle bir rakamlara bakarsak, sanıyorum ki, bizim İktidar olduğumuzdan beri turizmde nereden nereye geldiğimizi hepimiz çok daha iyi görebiliriz.

 

2003 :Türkiye’ye gelen turist sayısı: 14 milyon 30 bin.

2004: 17 milyon 517

2005: 21 milyon 125 bin.

2006: (Dokuz aylık) 16 milyon 159 bin.

Dünya turizmindeki turist olarak gelenler içerisindeki payı, aldığımız yer:

2003: Yüzde 2

2004: Yüzde 2,3

2005: Yüzde 2,6

Henüz daha dünya pazarının payı belli  olmadığı için 2006’nın dokuz ayını söyleyemiyorum.

Dünya turizm gelirlerinde Türkiye’nin payı:

2003. Yüzde 2,5

2004: Yüzde 2,5

2005: 2,7

Miktar olarak baktığımız zaman da, 13 milyar dolar 2003’te, 2004’te 15 milyar 888 milyon, 2005’te 18 milyar 154 milyon.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)  -152 milyon.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla)  -  Yuvarladım ben birazcık.

Şimdi, bu rakamlara baktığımız zaman burada bir gerileme mi var, ilerleme mi var? Eğer bu rakamlar yalan söylemiyorsa...

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Artış hızında düşüş var.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Şimdi, 2006 yılındaki bazı olayları biliyoruz. O olayların da, açıkçası, ben zaten en çok basın mensubu arkadaşlarımız da burada, bazı ülkelerdeki basın sorumluluk demektir. Ben basını suçlamak için söylemiyorum, ama, maalesef, bazı ufacık bir olayı biz haber veriyoruz, bütün dünyaya anında geçiyoruz. Sanki çok bir şey olmuş gibi, bir tane ufacık bir... Dünyanın her yerinde... Bu ülkede 75 milyon insan yaşıyor. Bu kadar büyük bir ülkede ve toplulukta, hiç kötü insan olmayacak diye bir kayıt var mı? Hiç yanlış olmayacak diye bir şey var mı? Bu yanlışı allıyoruz pulluyoruz, bütün dünyaya geçiyoruz ve ondan sonra, sanki Türkiye’de her şey böyleymiş gibi takdim ediliyor. Bunu geçenler biziz, bizim basınımız, bizim ajanslarımız ve bizim ajanslarımız mehaz gösterilerek bütün dünyaya yayılıyor bu bilgiler. Antalya’da bir tane ufacık bir bomba atılıyor, sanki başka yerlerde hiç olmuyormuş gibi, ondan sonra, orada bütün olaylar, rezervasyonların iptaline gidiyor ve bazen kendi kendimizin ayağına bu kurşun sıkmak olayını da anlamak mümkün değil. Bu bir sorumluluk gerektiren, siyasi partilerimizin de, hepimizin eğer bu ülkenin gelirini giderini ve bu ülkenin menfaatini düşünüyorsak, burada hepimiz sorumluluk sahibi olmamız lazım. Olayları büyütmeden bunu kapatmak ve ülkeye zarar vermeden çözmek zorundayız . 2006’nın faturası da bu yüzden. Bunu hepimiz biliyoruz.

Bakın ben iş hayatından gelen bir insanım ve ülkelerin de bir anlamda ilişkilerine baktığınız zaman, kendilerine göre iş hayatının bazı mantıkları vardır. Unutmayın ki, en yakın rakibimiz, şu anda Yunanistan’ı biz turizmde geçmiş durumdayız. Şimdi, birçok ülke artık Türkiye’den çekiniyor. Bunların hiç bir şey yaptırmayacağını... Yaptırdı yaptırmadı, bunu bilmem mümkün değil ama, en azından bu düşünceyi bile kafamızdan atamayız. Oradaki olayı anlattığımız zaman, o zaman provokasyon yapmak çok daha kolay hâle geliyor ülkemizde. Bunu da unutmayalım.

Evet, dolayısıyla, bunu bir cari açıkla yorumlamanın doğru olmayacağını belirterek sözlerime başlamak istedim.

İstanbul’un 2010 yılında kültür başkenti seçilmesi çok önemli bir hadise. Çünkü, İstanbul tek başına bizim turizmimizin de, kültürümüzün de başşehri. Burasının, bir Paris yılda 40-45 milyon turist alıyor. İstanbul’un da bunu almaması mümkün değil. Sanıyorum 2010 yılı için yapılacak bu tanıtım belki İstanbul’un kaderinin de değişmesine vesile olabilir. Ancak, bu konuda, Sayın Bakanım, başka bir hususu da söylemek istiyorum. Bizim gazetelerde, çeşitli yerlerde çıkan yazılar, tabii ki bu kültür başkenti ilan edilmesinden sonra bazı fonlardan da buraya kaynak aktarılacak. Ancak bu aktarılacak fonların sadece belli eserler gösterilerek geldiği şeklinde bilgiler var. Bu da daha çok açıkçası Bizans kültürü ve o geçmişe dönük eserler. İstanbul 1453’ten beri Türk ve Müslüman’dır. Dolayısıyla, bu kimliğiyle İstanbul’un dünyaya tanıtılması esastır. Gayet tabii ki geçmişinde Bizans da vardır, Roma da vardır, hepsi vardır, ama, İstanbul bizimdir. Dolayısıyla, İstanbul’un bu kimliğiyle tanıtılmasının öncelikle ele alınmasında büyük fayda olduğunu da belirtmek istiyorum. 2010 tersine çalışmamalıdır.

Burada bir teşekkürü de belirtmek istiyorum. Özellikle Selçuklular ve beylikler dönemine ait iki ciltlik kitabınız, dağlarımızla ilgili kitabınız ve açıkçası Attila İlhan’la ilgili kitabınızı aldım, çok teşekkür ederim. Özellikle belirtmek isterim ki, Selçuklular ve beylikler dönemine ait kitabınız bugüne kadarki büyük bir boşluğu doldurmuştur. Ben her konuşmamda, her vesileyle bunu söylemeyi bir vazife biliyorum. Batı Türkler olarak biz 1020’de asıl bu topraklara girişimiz 1020, ama, Malazgirt’le devletimizin kurulduğunu düşünürsek, 1071, 935 yıldır biz bu topraklardayız. Dolayısıyla, önce bizi Selçuklu hanedanı idare etti, sonra Osmanlı hanedanı idare etti. Atatürk’ün bence yaptığı en büyük devrim, hanedanlıklardan bizim seçtiklerimizle idare edileceğimiz cumhuriyet dönemine geçmektir. Ama, bu bir tarih bütünlüğü içindedir. Dolayısıyla, Selçuklu da bizimdir, Osmanlı da bizimdir. Selçuklu, maalesef       son zamanlarda... Açıkçası son zaman derken, bizim zamanımızı kastetmiyorum, ama, hep Osmanlı’yla bizim tarihimiz bütünleştiriliyor. Selçuklu’nun da bu şekilde ortaya konulması bir tarih bütünlüğü içeriğinde meseleye bakılmasının, açıkçası bugüne kadar özlediğimiz bir tarih ve kültür anlayışına da vesile olmuştur. Onun için teşekkür ediyorum, sağ olun. Bunun önemli bir boşluğu doldurduğuna inanıyorum.

Attila İlhan Bey’le ilgili bence büyük bir vefa yapılmıştır ve Attila İlhan Bey’in CNN Türk’teki bir konuşmasını asla unutmuyorum. Şunu söylüyordu Attila İlhan, seyreden birçok arkadaşımız olmuştur: Ben daha edebiyat dünyasında, şairken, çok bu kadar ünlü değilken, daha doğrusu daha acemiyken, ama Türkiye’nin aleyhine bazı şeyleri söylediğim için kitaplarım birçok dile çevriliyordu. Ne zamanki Türkiye’nin aleyhine hiçbir şey söylememeye, Türkiye’nin hukukunu ve menfaatini savunmaya başladım, ondan sonra mesleğimin zirvesinde olduğum hâlde, hiçbir eserim çevrilmedi, hiçbir dilde yayınlanmadı.

Dolayısıyla, herkese de gerekli mesajı veriyordu. Ben bu noktadan Attila İlhan’ın da ruhunu şad olması bakımından bu kitap önemli olmuştur. Ancak, bu noktadan başka bir şeyi de söylemek istiyorum. Bizim Türk şairlerimizin, Türk edebiyatçılarımızın, Türk sanatçılarımızın hepsinin, bence, eserlerimizin, mesela tiyatrolarımızda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) - Mesela tiyatrolarımızda Türk eserlerinin sergilenmesini, en azından devlet tiyatrolarımızda, özel sektör için bir şey diyemeyiz ama, devlet tiyatrolarımıza Türk yazarlarımızın, Türk edebiyatçılarımızın eserlerinin gündeme alınması lazım. Çünkü, biz sahip çıkmazsak, unutmayın ki, yabancı ülkeler, çıkarı olmadan bunlara sahip çıkmıyor. Tabii ki onların da zirvede olanları gayet tabii var. Dünyanın her yerinde bu var. Sanatın sadece bir milliyetle düşünülmesi mümkün değil ama, bizim kendi milletimizin mensuplarına biz sahip çıkmazsak, onlara kim sahip çıkacak. Unutmayın ki, onlar sahip çıktığı zaman, farklı şeyler hesabın içine girebilir. Dolayısıyla, devlet tiyatrolarımızda, özellikle Türk eserlerinin sergilenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum ve bunu, müsaadenizle, öneriyorum ve bu noktada açıkçası başka bir önerim de var, eğer uygun görülürse. Benim bildiğim kadarıyla, yanlış biliyorsam lütfen düzeltin, bazı yarışmalar yapıyoruz, ama, Türk edebiyatında, şiirinde, sanatında Kültür Bakanlığının bir                                                                                    ödülü yok. Yani, o yıl en iyilere verilecek bir ödül yok. Var mı bilmiyorum, var mı Sayın Bakanım? Yarışmalar yapılıyor, ama ben yarışma demiyorum.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Büyük ödül var.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Büyük ödül. Bu ödülün, varsa, hangi dallarda, belki benim eksikliğim tam bilemiyorum, onun için. Ama, bunun hemen hemen kültür hayatımızın her dalında yaygınlaştırılarak verilmesi, daha sonra bunun Türk dünyasına yaygın hâle getirilmesi ve belki daha sonra bunun Türk dünyasının, Türkiye’yle birlikte bir nobeli hâline dönüştürülmesinin ileride mümkün olabileceğini düşünüyorum. Eğer böyle bir şey yapılabilirse çok memnun olurum.

Bütçenizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Başarılı çalışmalardan dolayı başta Sayın Bakanımız siz olmak üzere, bütün arkadaşlarınızı tebrik ediyorum.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Ben bir ek açıklama rica ediyorum.

BAŞKAN – Evet, kısa bir açıklama alalım.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Teşekkür ederim Sayın Hocamızın konuşmasına. Bir yanlış anlamayı ortadan kaldırmak amacıyla bu konuşmamın bir bölümüne yeniden değinme gereğini duydum.

Şimdi ben, net değil brüt turizm gelirlerini ifade ederken, artış hızının giderek düşmekte olduğunu belirtmeye çalıştım. Bakınız 2004 yılında bir önceki yıla göre, yani 2003’e göre yüzde 20,4’lük bir artış meydana gelmiş iken, 2005 yılında, bir önceki yıla göre, 2004-2005 arasında bu artış hızı yüzde 20,4’ten yüzde 14,5’a düşmüş ve 2005-2006 yıllarında ise marjinal bir azalma gözüküyor. Artma olmadığı gibi, azalma görünüyor. 2007 yılındaki beklenti ise yüzde 9,3’lük. Bakınız, yüzde 20’lerden düşmüşüz düşmüşüz, yüzde artışları olarak, zincirleme endeks olarak düşününüz bunu.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Anladım da, rakamlar büyüdükçe oranlar düşer.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Efendim gayet tabii, onun da farkındayım. Ama, benim vurgulamak istediğim ve vermek istediğim mesaj çok hızlı bir yatak kapasitesi artışı yaratılıyor. Bununla övünüyoruz. Ama, onun ötesinde –biraz sonra sorularda oraya gireceğim, vakit yoktu- çok farklı şeylerin yapılması gerekiyor. Yoksa böyle giderse bu nispi zayıflama devam edebilir. Bunu vurgulamak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, bürokrasinin değerli temsilcileri; ben sözlerime, Nobel Edebiyat Ödülünü alan Orhan Pamuk’u kutlayarak başlamak istiyorum. Türkiye’nin özlemini duyduğu bir ödülü Orhan Pamuk’la, onun eserleriyle kazanmış olmamız, gerçekten, bize güzel duygular yaşattı. Ödül almasından sonra onun edebiyatçı kimliği hakkında bazı edebiyatçıların değerlendirmeleri oldu. Onları benim değerlendirmem tabii ki söz konusu olmaz. Onun edebiyatını da değerlendirecek durumda değilim. Ancak, bazı kitaplarını okumuş olduğum için, o kitaplarını beğendiğimi de ifade etmeliyim. Özellikle İstanbul’u anlatan “Hatıralar ve Şehir” isimli kitabı. Diğer eserleri roman, bu kitabı daha çok çocukluğunu, gençliğini anlatan bir anı kitabı mahiyetindedir. Ama, bu kitap bana göre Orhan Pamuk’un dilinin, üslubunun zirveye ulaştığı bir kitaptır. Olağanüstü ölçüde güzel bir kitap olarak düşünüyorum. Özellikle o kitaptaki “Hüzün, Melankoli, Tristesse” başlıklı kitabı, bu kavramlar arasındaki farklılığı, İstanbul’daki çocukluk anılarıyla anlattığı o hikâye, o anlatı, bir benzerini Claude Levi-Strauss’un “Hüzünlü Dönenceler” kitabında gördüğümüz o anlatımla kıyasladığımızda, olağanüstü ölçüde ondan farklı, olağanüstü ölçüde ondan daha güzel bir anlatım diye düşünüyorum. Tekrar Orhan Pamuk’u kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesini rakamlar üzerinden değerlendirmek istiyorum. Bütçe büyüklüğü nedir, turizm gelirlerinde neredeyiz, bu konuda bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bakanlığın 2007 bütçesi büyüklüğü 809 milyon YTL, ödenek teklifi bu kadar. 2006 bütçesiyle kıyasladığımızda, yüzde 13,6 oranında bir artış öngörüyoruz. Ancak yeni Sosyal Güvenlik Yasasının 2007 yılında yürürlüğe girecek olması nedeniyle prim giderlerinde meydana gelecek olağanüstü ölçüdeki yüksek artışı ihmal ettiğimizde, o ilave maliyet artışını ihmal ettiğimizde artış oranı yüzde 10,1’e düşmektedir. 2007’de millî gelir artışı yüzde 12,3 olarak planlanmıştır. Bu artışla kıyasladığımızda, millî gelir artışından daha düşük oranda daha düşük oranda bir artışla karşı karşıyayız.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI MÜSTEŞARI – Enflasyonun üzerinde…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır… Biliyorsunuz…

O zaman şöyle diyeyim: Bütçe büyüklüğü, biliyorsunuz, gayrî safî millî hâsıla artış oranının üzerinde bir artış söz konusu, faiz dışı harcamalar bütçede yüzde 17,8 oranında artmaktadır, yani, onları enflasyon hedefiyle kıyaslayamayız. Yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 5, yüzde 7 de deflatördür biliyorsunuz, üst üste koyduğumuzda yüzde 12,3 eder. Bütün kıyaslamaları onunla yapıyoruz. Dolayısıyla, bütçenin faiz dışı harcamalar artış kalemiyle kıyasladığımızda oradan çok daha düşük bir artış söz konusu, onunla kıyaslamayı da doğru bulmuyorum. Millî gelir artış oranının altında bir artış var Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinde.

Turizm gelirlerine baktığımızda, Sayın Büyükkaya, turizm gelirlerini yıllar itibarıyla verdi, ancak 2006 rakamını vermedi, ben onu da vererek değerlendirmek istiyorum.

Yıllar itibarıyla turizm gelirleri şöyle: 2003 yılı geliri 13,2 milyar dolar; 2004 yılı 15,8 milyar dolar; 2005 18,1 milyar dolar; 2006 yıl sonu hedefi yine 18,1 milyar dolar. Hatta çok küçük bir düşüş var, küsuratı söylemediğim için orana yansıtmıyorum.

2006 için, biz, geçen yıl bütçesi görüşülürken Hükûmet bize hangi hedefi vermişti turizm gelirlerinde? 20,4 milyar dolarlık bir hedef vermişti bize. Oysa, bu hedef şimdi revize edildi. Bu hedef şimdi 18,1 milyar dolar. 2007’de ne hedefleniyor turizm geliri olarak? 19,8 milyar dolar. 2006 yılının dokuz aylık turizm geliri nedir diye baktığımızda, dokuz ayda 13,7 milyar dolar görüyoruz. Önceki yılların dokuz aylık turizm gelirleri de önümde. 2003 yılı 10,4 milyar dolar; 2004 yılı 12,6 milyar dolar; 2005 yılı 14,5 milyar dolar; 2006 yılı 13, 7 milyar dolar. Yıl sonu olarak ne öngörülmüştü? 2006 yılı sonu için revize hedef 18, 1 milyar dolar. Geçen yıllar gerçekleşmelerini dikkate aldığımızda aslında 18,1’i bile iyimser bir tahmin olarak nitelendirmek mümkün. Ancak, umarız, tutar, umarız, ülke olarak bu rakamı da geçeriz. Ancak, iyimser bir tahmin olduğunu söylemeliyiz. 2006’da turizm geliri 2005’e göre artmamıştır, sabit kalmıştır, artış yok. Bu, çok önemli bir durum, bunun üzerinde durmalıyız, bunun nedenleri nedir, bunu nasıl aşabiliriz; bu, gerçekten üzerinde durulması gereken çok önemli bir konudur.

Peki, Kültür ve Turizm Bakanlığı 2007-2009 yıllarında hangi rakamları hedeflemiş diye baktığımızda, Bakanlık bütçe kitabına bakıyorum, 53 üncü sayfada, 2007 yılında 23 milyar dolar gelir hedefleniyor, 2008 yılında 25 milyar dolar, 2009 yılında 27 milyar dolar. Şimdi, bu rakamları, biz, geçmiş yıl gerçekleşmeleriyle kıyasladığımızda rakamların bir hayli iddialı olduğu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, 2007 rakamında da bir tutarsızlık söz konusu.

Peki, bu hedeflere nasıl ulaşacağız? 2007-2009 yılları arasında 27 milyar dolarlık bir hedefe nasıl ulaşacağız? Aslında bunun araçlarını bütçede vermemiz gerekir, ben onu göremedim, bilemiyorum, eğer varsa, yoksa da Sayın Bakan anlatırsa mutlu olurum. Hangi müesseselere, hangi araçları sisteme koyarak, hangi kaynak aktarım mekanizmalarını kullanmak suretiyle bu hedeflere ulaşacağız? 2006’da turizm gelirimiz sabit kaldığı halde, gelecek üç yılda bu artışları nasıl gerçekleştireceğiz? Bunu bütçede göremiyorum.

Turizm önemli eksikliklerinden birisi tanıtımdır. Hep yıllardır konuşuruz. Bu amaçla Kültür ve Turizm Bakanlığında Tanıtma Genel Müdürlüğü var. Onun bütçesine baktım, acaba tanıtımda olağanüstü bir performans mı göstereceğiz diye o bütçede bazı izler bulmaya çalıştım. Ancak, o da bana gerekli ipuçlarını vermedi. Şu bütçe kitabının 115’inci sayfasına bakıldığında, Tanıtma Genel Müdürlüğüne 2005 yılında ayrılan ödenek tutarının 130 milyon YTL olduğunu görüyoruz. Ancak, 2005 yılında ayrılan 130 milyon YTL’nin Tanıtma Genel Müdürlüğü ancak yüzde 65’ini kullanmış; 83,9 milyon YTL. 2006 yılında ayrılan ödenek 123 milyon YTL. Ağustos sonu itibarıyla, bu ödeneğin sadece yüzde 20’si kullanılabilmiş; 27,1 milyon YTL. Yani, Tanıtma Genel Müdürlüğü kendisine ayrılan ödenekleri kullanmıyor. Bu ödenekler fazla mıdır? Türkiye’nin tanıtıma mı ihtiyacı yok? Tanıtıma ihtiyacı yoksa, bu ödenekleri kullanmayacaksak, neden bu Genel Müdürlüğün bütçesine bu ödenekleri koyuyoruz? Kullanılmayacaksa, bu ödeneği buradan keselim, ihtiyacı olan bir başka kurumlar veya belki Bakanlığın başka birimlerinin ihtiyacı vardır, bunları oralarda kullanalım. Kullanılmayacak ödeneği bütçelerde tutmanın anlamı yok. Ama, asıl üzerinde…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Mahsup olmadığı için…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama, 2005 rakamı da öyle Sayın Bakanım. Yani, 2005 rakamını özellikle örnek verdim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - :Bu sene kullandık.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Öyle mi? Belki buraya yansımadı.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Oraya yansımadı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben kullanmanızı arzu ederim tabii ki. Hele gelecek üç yılın hedeflerine baktığımızda bunun kullanılması gerekir.

Turizmle ilgili olarak geçen yılki bütçede …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, toparlar mısınız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

… öneride bulunmuştum. Esasen, Bakanlığın buna olumlu baktığını biliyorum. Katma değer vergisi indirimi. Zor bir konudur değerli arkadaşlar. İndirim istemek kolaydır, ama, öbür tarafta da gelir bütçesinin dengelerini, hedeflerini gözetmek gerekir. Bu çok doğrudur, buna katılıyorum. Ancak, Türkiye, madem ki, Avrupa Birliğinin birçok ülkesiyle turizmde rekabet edecektir, rekabet ettiği ülkelerle aynı Katma değer vergisi oranını uygulamak zorundadır. Yani, onlar indirimli Katma değer vergisi oranını uyguluyorsa, Türkiye de uygulamalıdır bunu.

Geçen yıl, önerim şöyleydi: 2006 yılı için Bakanlık istemesin, 2007 yılı için istesin ve bir yıl önceden, bu indirim oranını Bakanlar Kurulu ilan ederse, 2007 bütçesi ona göre gelir önümüze. Çünkü, başlayacak mali yılın hemen öncesinde indirim talep etmek bütçe dengeleri kurulmuş olan bir bütçe için oldukça zordur, taraftar bulmaz, kabul görmez. 2007 kaçmış gözüküyor Sayın Bakanım. 2007 kaçmadıysa, tabii ki, bunu 2007’de yine denemek, talep etmek, bunu gerçekleştirmekte yarar var. Ama, eğer 2007 yılının bu açıdan kaçırılmış bir fırsat olduğu düşünülüyorsa, kaçırılmış bir yıl olduğu düşünülüyorsa, aynı öneriyi size 2008 için yapacağım. Buna Bakanlar Kurulu oturup şimdi karar verir, bu kararın yürürlük tarihi olarak 1.1.2008 tarihi öngörülür. Dolayısıyla, 2008 yılı bütçesi yapılırken, Maliye Bakanlığı da gelir hedeflerini ona göre belirler, bütçesini ona göre yapar, başka bir önlem alma ihtiyacı duyarsa, ona göre yapar. Bu indirimle birlikte, Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı’ndaki Konaklama vergisinin birlikte değerlendirilmesi gerekir tabii. Konaklama vergisi bu haliyle yasalaşırsa, belki yerel yönetimlerimiz için bir kaynak sağlayacaktır, buna katılıyorum, yerel yönetimlerin kaynak ihtiyacı da ortada, ama yüzde 18 gibi rekabet ettiği ülkelere kıyasla çok yüksek bir KDV oranını sektörde taşıyan Türkiye için bu olumsuz bir rekabet unsuru olacaktır. Dolayısıyla, bu indirimle birlikte Konaklama vergisinin prensip kararı da verilmiş olur, ama, bu indirim yapılmadığı sürece Konaklama vergisinin getiriliyor olmasını, getirilmesinin düşünülmesini doğru bulmuyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, özel tiyatrolara ilişkin bir düşüncemi de ifade edeceğim. Geçen yıl bütçesinde yine ifade etmiştim, özel tiyatrolar desteklenmeli demiştim. Sayın Bakandan farklı bir yanıt almadım o bütçe görüşmesinde. Ancak, geldiğimiz noktada özel tiyatrolara yardımın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Toparlıyorum.

… özel tiyatrolara yardımın kesildiğini görüyoruz. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’na bağlanan bu kesilme olayı şöyle: 5018 Sayılı Kanun’da bu yardımı yasaklayan, bu yardımın kesilmesini önleyen bir açık hüküm yok, yani, böyle bir şey yok. Ancak,o Yasa’nın temel hükmü yasalara dayanmayan hiçbir harcama yapılamazdır. Bu hüküm, esasen eskiden de vardı. Yani, eskiden yasalara dayanmayan bir harcamanın devlet bütçesinden yapılması mümkün müdür; hayır. Konuya ilişkin Bakanlığınız yönetmeliği, sonuçta mutlaka bir yasaya dayanan yönetmeliktir. Ben, o konuda, Maliye Bakanlığı yorumunu çok dar bir yorum olarak görüyorum. Ama, mutlaka bir yasal düzenlemeyle bu aşılacak ise de bu yasal düzenlemeyi bir an önce yapmakta yarar var Sayın Bakanım.

Örnek vermiştim. Ben bürokrasideyken, bir amatör tiyatro kurmuştum, onun bir süre başkanlığını yürütmüştüm, sizin Bakanlığınıza gelip sizden, Bakanlığınızdan yardım almıştım. Sizin o yardımınızla da o tiyatromuz, Maliye Tiyatrosu Türkiye’yi Uluslararası Amatör Tiyatrolar Festivalinde temsil etmişti. Bu, bir basit örnek değerli arkadaşlar. Amatör olsun profesyonel olsun, ayırım yapmaksızın bütün bu tiyatroları desteklemek gerekir diye düşünüyorum. Bence, bu yasama dönemini bile, daha doğrusu bu yıl sonunu bile beklemeden, bu bütçe sürecinin arkasından bir iki maddelik bir tasarı veya teklif… zaten arkadaşlarımız, bu konuda kanun teklifleri verdiler, arzu ediyorsa Hükûmet de bir tasarı getirir, bunu birleştirip hemen bir ara gündemle yasalaştırabiliriz diye düşünüyorum.

Sözlerimi burada bitirirken, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi’ye teşekkür ediyorum.

Sayın Uysal..

CEMAL UYSAL (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, Kültür ve Turizm Bakanlığının çok değerli bürokratları, değerli basın; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben sadece turizmle ilgili konuya değineceğim. Gerçekten de Türkiye turizm bakımından çok elverişli bir ülke. Son on-on beş yılda da oldukça mesafe kaydetti. Turizmin temel altyapısı olan kültür, doğa ve konaklama itibarıyla Türkiye, gerçekten de oldukça ileri bir düzeyde. Hatta, Avrupa’nın birçok başkentinde, hatta Amerika Birleşik Devletlerinde beş yıldızlı veya dört yıldızlı olarak anılan birçok otelin kalitesi bizim Türkiye’deki iki üç yıldızlı oteller kalitesinde, fiyatları da bizimkinin 2-2,5 katı kadar yüksek. O bakımdan, Türkiye, gerçekten de son on beş yılda bu temel altyapıyı her yönü itibarıyla çok iyi bir duruma getirdi.

Tabii, turizmi de çeşitlendirmek gerekiyor. Burada iki konu var. Birisi kongre turizmi bir tanesini de yat turizmi, marinalar konusu.

Bugün dünyada, yılda 4 500 civarında uluslararası kongre yapılıyor, bunun saedce 40’ı, 45’i, 50’si Türkiye’de yapılıyor. Bu gerçekten de çok önemli bir potansiyel, ama, biz istifade edemiyoruz. Bakın, üç gün evvel İstanbul’da, basından da okuduk, Uluslararası Muhasebeciler Kongresi vardı. Burada, aşağı yukarı 3 500 kişi katılmış. 20 milyon euro, basından aldığımız bilgiye göre, para bırakmış ve bu da 35 bin, yani, 10 kat, normal turiste göre 35 bin turistin normalde bıraktığı para kadardır diyor. Demek ki, kongre turizmi çok önemli. Bu kongre turizminin bir önemi de şudur: Hiç kimse parayı kendi cebinden harcamadığı için, parayı da başkası ödediği için, o bakımdan çok cömert harcamalar yapılır. Bunları da onların tabi oldukları dernekler, kurumlar karşılar. Bu da çok önemlidir. Zaten, dünyada veya Türkiye’de özellikle turizm kentleri için demiyorum, ama, İstanbul, Ankara gibi büyük yerlerde otellerin kullanım durumuna baktığınız zaman, genellikle ya devlet adına kalanlar veyahut da şirketler adına kalanlar, yani kurumsal olarak veyahut da tabi olduğu kurum adına kalanlar oldukça büyük bir yekûnu tutar. Bunlar da tabii kendi paralarını harcamıyorlar.

Ankara’da bir otel, Mİgros’un bulunduğu Ankamall civarında bir otel yapıldı, GİMAT yaptırdı bu oteli ve 20-25 katlı bir otel. O oteli, tanıdığım bir arkadaşım kiralamış otuz yıllığına. Bir Amerikan şirketiyle de bir sözleşme imzalıyor. Bizi de çağırdılar, biz de gittik birkaç arkadaşla. Bu galiba İntercontinantal Otel grubu. Orada, bu otelin yetkilisi, dünyada   3 800 otelimiz var bizim adımızı taşıyan ve 600 bin yatak kapasitemiz var dedi. Yani, bir tek şirket bu. Çok önemli. Yani, 600 bin yatak kapasitesi var, o beş yıldızlı, dört yıldızlı otellerde de fiyatlar tabii çok da yüksek olduğu için, demek ki, bunların kaç milyar dolar kim bilir ciroları var. Bu, çok önemli. Demek ki, kongre turizmine de önem vermemiz gerekiyor. Ama, ben, İstanbul’un bu yönden, kültür merkezi kabul edilmesiyle birlikte de gerekli altyapılarda yapılıyor, ileride çok daha iyi olacağına inanıyorum.

Bir de yat turizmi var. İşte, Akdeniz’de aşağı yukarı 700 bin yatın dolaştığı ifade ediliyor. Bunun 12 bini filan Türkiye’ye geliyor. Bizim marinalardan hizmet alan da 5 bin civarında yat. Tabii bu da çok az. Çünkü, 700 bin yat var Akdeniz’de. Fransa’da 300 marina var. Efendim, İtalya’nın iki liman arasında dar bir alanda 30 marinası var. Türkiye’de toplam 26 tane marina var. Yani, bunları demek ki, geliştirmemiz lazım. Çünkü, 15-20 metrelik bir yatın günlü gideri, günlük harcadığı para mazot da dahil 1000 doların üzerinde deniliyor. Türkiye’ye 21,1 milyon turist gelmiş; 18,2 milyar dolar para bırakmış. Bunu böldüğünüz zaman, kişi başına 800 dolar yapıyor. On-onbeş günlük turlar bunlar, 800 dolar. Hâlbuki, bir yat sadece günde 1000 dolar para harcıyor. Yani, 10-15 katı burada fark var. O bakımdan, demek ki, bizim turizmi çeşitlendirmemiz ve özellikle de ifade ettiğim gibi bu marina, yat ve özellikle kongre turizmine önem vermemiz gerekiyor. Ama, Türkiye’de turizm, gerçekten de çok önemli bir mesafe aldı. Burada, rahmetli Özal da bu konuda -ben de o zaman bürokrattım- çok büyük bir gayret sarf etti ve bugün meyvelerini topluyoruz. İyi durumdadır, daha da iyi olacağına inanıyorum.

Bakanlığın bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Bir şey daha söyleyeceğim, özür dilerim.

Sayın Bakanım, bir konuyu soracağım. Turizm Kentleri Projesi vardı. Bunlar 5 taneydi, Muğla-Dalaman’da, Aydın-Didim’de, Antalya’nın kuzeyinde Kepez bölgesinde, Antalya-Manavgat’ta, bir de Mersin-Tarsus civarında Turizm Kentleri Projesi vardı. Hatta, ben Dalaman’a gittiğim zaman, belediye başkanıyla görüşmüştüm, o zaman da milletvekiliydim. Bunun için Amerika’ya kadar gidildiğini, bir projenin incelendiğini filan ifade etmişlerdi. Çok önemli projeler bunlar. Acaba, ne durumda? O konuda da bilgi verilirse bu da bizi aydınlatmış olur.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Uysal’a teşekkür ediyorum.

Sayın Doğan, süreniz 5 dakika yalnız, bilginiz olsun.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Bitirmem mümkün değil Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Değilse, fazla da ek süre veremeyeceğim.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Sayın Başkan, burada, sabahtan beri…

BAŞKAN – Sayın Doğan, lütfen …

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Böyle şey olmaz Sayın Başkanım. Ben burada iki üyemin adına konuşuyorum.

BAŞKAN – Sayın Doğan…

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Böyle şey olur mu canım? Sabahtan beri bekliyorum. Sıra bana gelinceye kadar bütün arkadaşlar konuştu.

BAŞKAN – Sayın Doğan, lütfen… Bekleyeceksiniz, üye arkadaşların konuşmaları bitecek.

Muzaffer Bey, buyurun.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Değerli Başkanım, Değerli Bakanım -Bakan gitti herhalde- Komisyonumuzun değerli üyeleri, Bakanlığımızın ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının değerli temsilcileri, değerli basın mensupları; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın 2007 yılı bütçesini görüşüyoruz. Bu bütçenin ulusumuz için hayırlı ve bereketli olmasını dilerken, hazırlanmasında emeği olan, katkısı olan herkese de teşekkür ediyoruz.

En başta, açıkça ifade etmek isterim ki, bizler Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bu dönemde yaptığı tüm yurt içi ve yurt dışı çalışmalardan son derece memnunuz ve mutluyuz. Yıllarca özlemini çektiğimiz bu çalışmaları yapan, kısa sayılacak sürelerde de çok önemli başarılara imza atan Sayın Bakanımız ve ekip arkadaşlarına da ayrıca teşekkür ediyoruz.

Yasakların yasak olduğu, kendisi tanımaktan ve açıklamaktan korkmayan bireyi ve toplumu oluşturmak ilkesini özümseyen bir kültür ve yönetim ilkesi benimseyen Bakanlığımız için de diyoruz ki, gerçekten çok sağlam temeller atılıyor.

Konfiçyüs bir seferinde şöyle demiş: “Bir ülkenin nasıl yönetildiğini anlamak istiyorsanız onun sanatına bakıp müziğine kulak veriniz, nerede güzel eserlerden oluşmuş uyum vardır, orada adalet ve erdem hüküm sürer.” Tabii, Konfiçyüs’ün hakikaten çok önemli bir sözü.

Sevgili ve sempatik Bakanımızın, gayet tabii ki, basınımızın da ilgi odaklarından bir tanesi Sevgili Bakanımız, sunuş kitabına baktığımızda, hem kültür hem turizm alanında o kadar çok iş yapılmış ki, o kadar çok proje gerçekleştirilmiş ki, bunları görüp bilip sevinmemek elde değil. Gayet tabii ki, bu çalışmaların bir bölümünü de değerli muhalefetteki arkadaşlarımız eleştireceklerdir.

Bu güzel coğrafyada, cennet misali ülkede, tarihimize ve kültürümüze sahip çıkmak hepimizin en önemli görevidir. Keşke, daha önceleri de bu kapsamda bu özen gösterilseydi ve sahip çıkılabilseydi. Sıra dışı işleri sıra dışı kişiler yapar. Sayın Bakan ve ehil ekibi, daha nice güzel işler yapacaktır, inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde yapılacak projeler hepimize gerçekten heyecan vermektedir.

Sayın Bakan, halk tabiriyle, fellik fellik, karış karış yurdumuzu geziyor ve biliyoruz ki, işin başında olması kavramıyla en iyisini yapmaya çalışıyor.

Bakanımız ve çalışma arkadaşları, başta sanatçılarımız olmak üzere, Bakanlık personeline nasıl sahip çıkıldığını, en ehil kişilerin seçilerek en önemli görevler ve yetkilerin verildiğini hepimiz biliyoruz.

İsterseniz, burada bir fıkra anlatayım. Temel ilk kez bale gösterisine gitmiş…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) ) – Sanatçılara yarayacak mı?

MUZAFFER BAŞTOPÇU  (Devamla) – Temel fıkrası Sayın Hamzaçebi.

Gösteri sırasında parmaklarının uçlarına basıp da dans eden sanatçıları gören Temel, yanındaki Dursun’a demiş ki: “Keşke daha uzun boylu olanları seçselerdi de bu uşaklar bu kadar eziyet çekmeselerdi.”

Evet, sayısal değerlere baktığımızda da, ki, birçok arkadaşımız bunu belittiler, 2001 yılını baz aldığımızda, gelen turist sayısı o dönem 11 milyon, 2005 yılında 21 milyona çıktı, 2006’da birtakım sıkıntılarımız oldu, bir düşüş oldu. Yine 2001 yılı baz alındığında, ülkemize Doğu Avrupa ve Asya’dan gelen turistlerin 2005’de yüzde 100 arttığını görüyoruz. Dünya turizmindeki turist sayısı payımız ise yüzde 1,7 iken 2001’de; 2005’te yüzde 2,6 oldu.

Bakanlığımızın mütevazı 2007 yılı bütçesi ancak yüzde 1 artmış bir önceki yıla göre. Ama, çalışmaların, bu oranda değil, yüzde 100’lere varan bir oranda artacağına inanıyoruz. 2007 yılındaki bakanlığımızın genel bütçe içindeki yatırımlardan aldığı pay da az da olsa artmış, bu da sevindirici bir husus.

Burada bazı arkadaşlarımı dinlerken, bazen, hakikaten hayretlere düşüyorum. Eski bir yerel yönetici olarak, ki, bir tanımlama şöyle yapıldı: Sayın Bakanım, siz eğer bazı müzeleri yerel yönetimlere bırakırsanız, yerel yöneticilere bırakırsanız, o yerel yöneticilerin de kendi yakınlarını görevlendirerek buraları yönetmeleri mümkün değildir dendi. Tabii, yerelleşme ve demokratikleşmeye inanmazsanız, böyle bir tanımı çok rahatlıkla yapabilirsiniz.

Yine aynı şekilde 19 Mayıs törenlerinde müzik, kılık kıyafet ve hareketlerde bir geriye gidiş olduğunu, herhalde parantez içerisi irtica demek istedi, bu konuyla ilgili olanların da gerekli önlemleri alması istendi. Tabii ki, 19 Mayıs törenleri çok önemli törenler ve 19 Mayıs tarihi bizim için çok önemli bir tarih. Neden böyle bir tanımlama yapıldı, anlayamıyorum. Tabii, burada benim üzüldüğüm en önemli nokta da bu konuyla ilgili bütün çalışanların, bu konuyla ilgili bütün emek verenlerin o güzelim 19 Mayıs törenlerinde, o törenlerin en iyi şekilde ortaya konması için çaba sarf edenlerin büyük bir töhmet altında bırakılmasıdır. Gerçekten, hayret ediyorum, şaşıyorum ve üzülüyorum.

Bu dönemde, Bakanlığımızla ilgili olarak birçok kanun çıktı, Bakanlar Kurulu kararları çıktı ve hele hele 56 tane yönetmelik çıktı. Düşünebiliyor musunuz; 56 adet yönetmelik. Demek ki, daha önce birtakım işler bu yönetmelikler olmadan da yürütülüyormuş, ama, nasıl yürütülüyormuş Allah bilir.

Evet, bu güzel çalışmalar, inanıyoruz ki, önümüzdeki dönemlerde çok daha etkili bir biçimde devam edecek, kültürümüze, sanatımıza, turizmimize sahip çıkma açısından, Bakanlığımız, Bakanlık yetkilileri, arkadaşlarımız her geçen gün daha iyiyi, daha güzeli bulacaklar ve bu arada, parantez içerisinde onu da demek istiyorum ki, Kamu Yönetimi Yasa Tasarısında, bir arkadaşımızın söylediği gibi, kültürün, turizmin ve her şeyin yerel yönetimlere bırakılarak, bu Bakanlığın ortadan kaldırılması gibi bir şey kesinlikle söz konusu olmamıştır. Gruplarda çalışan bir arkadaşınız olarak bunu altını çizerek söylüyorum ve tekrar hayırlara vesile olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum.

Sağ olun, var olun.

BAŞKAN – Sayın Baştopçu’ya teşekkür ediyorum.

Sayın Filiz…

OSMAN NURİ FİLİZ (Denizli) – Sayın Başkan, Değerli Bakanım, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli Kültür ve Turizm Bakanlığı bürokratları, basının değerli mensupları; hepinize saygılar sunarak sözlerime başlamak istiyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde fevkalade güzel görüşler ortaya atıldı, hemen hemen her koruya değinildi.

Gerçekten, Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, tarihî mirasımıza, hem ülke içerisinde hem de ülke dışındaki tarihî mirasımıza sahip çıkmasından dolayı teşekkür ediyorum. Bu tarihî mirasım bakımı, onarımı, restorasyonu gerçekten önemli ve gelecek nesillere aktarılması bakımından önem arz ediyor.

Ben, Denizli’de yapılan -özellikle Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum- Kayıpazarı Minaresinin restorasyonu, bu Osmanlılardan kalma, yine Çivril’de Tekke Camiinin restorasyonu, Tavas’ta Hırka Camii, Acıpayam Yazır Camii ve Türbesi, Sayın Bakanımız döneminde, bunlar, yıllardır ihmal edilen bu tarihî eserlerimiz bu dönemde Denizlimize kazandırılmıştır ve harap olmaktan kurtulmuştur. Kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca, uzunca bir süredir sürüncemede kalan Pamukkale’deki çevre düzenleme işlemleri de yine Sayın Bakanımız döneminde iki merhale halinde ihale edilmiş ve tamamlanmış, aşağı yukarı 6 trilyon civarındaki bu yatırım da gerçekleşmiştir. Kendilerine yine teşekkür ediyorum.

Bir başka konuya gelmek istiyorum. Özellikle ülkemiz jeotermal kaynaklar bakımından fevkalade zengin olmasına rağmen, bu kaynaklardan ne enerjide ne turizmde ne de seracılıkta, tarımda faydalanabildiğimiz söylenemez. Ancak, Sayın Bakanımız göreve gelir gelmez, daha görevine yeni başlamışken bir ay içerisinde jeotermal kaynakların bulunduğu illerin milletvekilleriyle toplantılar yaptı ve bu kaynaklar nasıl sağlık turizmine kazandırılabilir, turizme kazandırılabilir konusunda çalışmalar başlattı. Kendilerine özellikle bu konuda teşekkür ediyorum, çünkü en paralı, en kalıcı turistik gelirin sağlık turizminde olduğunu, Sayın Bakanımız o zaman fark etmişti. Turizmin çeşitlendirilmesi konusunda da ilk geldiği günden beri büyük gayretler içerisinde, kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Bu arada, Sayın Bakanımıza bir sorum olacak, tekrar söz almayacağım. Bizim Babadağ Karacasu’nun Denizli hududuna kadar olan kısmı tamamlandı, bunun için çok teşekkür ediyorum. Denizli hududundan Karacasu’ya kadar olan kısmı ne zaman yapılacak? Aydın il hudutları içerisindedir, onun cevabını almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Filiz’e teşekkür ediyorum.

Sayın Seyfi.

OSMAN SEYFİ (Nevşehir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın değerli mensupları, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sabahtan beri arkadaşlarımız konuştu, hemen hemen her konuya temas edildi. Ben, temas edilmeyen ve kendimce de gerçekten son zamanlarda önemli gördüğüm bir hususu sizlerle paylaşmak ve bu konuda da soru sormayacağım, Sayın Bakanlığın bir çalışması olup olmadığını öğrenmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, kültür, dün ve bugünün bir yaşam tarzıdır bir noktada. Örfleri ve adetleriyle, gelenek görenekleriyle, güzel sanatlarıyla, diğer eserleriyle, davranış biçimleriyle bir yaşam şeklidir. Kültür millîdir, mahallidir, aynı zamanda birleştirme özelliği olduğu gibi ayrıcılığın da başlangıcıdır.

Şimdi, Osmanlılar zamanında olsun, Selçuklular zamanında olsun, beylikler zamanında olsun, bin yıldır bu vatanda, bu coğrafyada yaşıyoruz. Çeşitli topluluklar ve son zamanlarda, gerek siyasi edebiyatımızda gerek Avrupa Birliği belgelerinde çeşitli kültürel özerkliklerden, yasaklanan kültürel haklardan, verilmeyen kültürel haklardan bahsediliyor ve genelde bunlar soyutta bahsediliyor, somuta indirgenen herhangi bir konu da yok.

Şimdi, bin senelik bir tarih bütünlüğü içerisinde, bu vatanda yaşayan çeşitli etnik gruplara mensup olan toplulukların müştereken meydana getirdiği bir kültürden söz edilemez mi? Bir kültür yok mudur? En azından müşterek paydalar bulunamaz mı? Bir Hacı Bektaşi Veli, bir Eyüp Sultan, bir Yunus, bir Mevlânâ, bir Fuzuli, bir Baki, bir Mimar Sinan, bu toplumun birlikte çıkardığı büyükler, birlikte itibar ettiği, birlikte değerlendirdiği, bundan gurur duyduğu kişiler değil mi? Bu bakımdan Kültür Bakanlığımızın bu yönde bir çalışması oluyor mu? Böyle bir çalışma yapılması, şu günlerde, şu devirlerde ihtiyaç halinde değil mi? Bunun için, Kültür Bakanlığı bünyesinde veyahut Kültür Bakanlığı dışında da olabilir, bir enstitü, bunları tamamen araştıracak, ortaya çıkaracak, mahalli örf adet, gelenek görenekleri ve bunların müştereklerini toplayacak herhangi bir çalışma yapılamaz mı? Yapılıyor mu? Ben bunu öğrenmek istiyorum.

Değilse, gerçekten turizmin son yıllarda ulaştığı mesafe hayallere bile sığmayacak, bundan birkaç sene önce, üç beş sene önce tahayyül dahi edemeyeceğimiz, hayalini dahi kuramayacağımız, gerek Türkiye açısından gerekse dünyadaki yeri açısından büyük mesafeler almıştır.

Onun için, Bakanlığımızın ve bürokratlarının çalışmalarını kutluyoruz ve yapılan bütçenin, memleketimize, milletimize ve Bakanlık mensuplarına hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Seyfi’ye teşekkür ediyorum.

Sayın Doğan, buyurun.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli milletvekilleri, saygıdeğer bürokratlarımız, çok kıymetli basın; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sahip olduğumuz kültürel değerlerin yaşatılması ve tanıtılması görevi Kültür ve Turizm Bakanlığına verilmiştir. Bir başka görev ise, UNESCO dünya mirası listesine girmek için eser kokan, her bir karış yapısı kültür değeri olan Mardin gibi bir ilimiz -ki, Türkiye'nin bir müzesidir- 2003 yılı başında UNESCO miras listesine aday olmuş, fakat takdir edersiniz UNESCO’nun bünyesinde teknik bir kurul var, ICOMOS diye bir teknik kurul var. Bu teknik kurul Mardin’e geliyor, yerinde tespit ediyor, birçok eksikleri tespit ediyor -ben bu eksikleri arz edeceğim- ancak bu eksiklikler tamamlandıktan sonra müracaat edilmesi durumunda kabul edilebileceğimizi tahmin ettiğimiz ve bize de önerdikleri için biz dosyamızı geri çektik. 2003 yılı başında.

Tabii, bu eksiklikler, özgün mimarinin bozulduğunu, elektrik direklerinin tehlike arz ettiğini, açıkta olduğunu, yer altına alınması gerektiğini, kanalizasyonun olmadığını, suların açıkta aktığını belirtmişler. Deyrulzafaran Manastırı belediye hudutları dahiline alınması gibi birçok şeyler, eksiklerimizi müracaatta bize belirttiler. Venedik ve Kudüs’ten sonra, dünyada, dünya mirası listesine namzet olan Mardin için Sayın Bakanımız ne gibi çalışmalar yapmıştır? Mardin dünya mirası listesine girebilecek mi? Ne gibi çalışmalar yapmıştır?

TV’lerde izlediğimiz diziler, dizi sanatçıları, sinema sanatçıları Mardin’i keşfettiler de, Midyat’ı keşfettiler de, Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız acaba Mardin ve Midyat’ı henüz keşfetmediler mi? Onu öğrenmek istiyorum.

İkinci önemli bir konu Hasankeyf. Hasankeyf, biliyorsunuz on iki bin yıllık medeniyetin izlerini toplamaktadır. Hasankeyf Roma ve Bizanslıların kentiyken, gelişmesi Artuklular, Eyyübilerle sürmüş ve Akkoyunlular egemenliğinde kale, camiler, saraylar, türbeler yapımında sırlı tuğla ve çinicilik işlemeciliğiyle büyük bir sanatıyla ve her şeyiyle bir antik kent konumundadır.

Tabii, Ilısu Barajı nedeniyle bu medeniyet ve kültür sular altında kalacaktır. Bununla ilgili olarak, 5 Ağustos 2006 tarihinde, Sayın Başbakanımız orada hayalî temel atarken, Sayın Bakanımıza da basın ve medya soruyor. Sayın Bakanımızın verdiği cevabı aynen okuyorum. Bu sözler bana ait değil, Sayın Kültür Bakanımıza aittir. Tabii, ben de su altında kalmaması için, su kodunun biraz daha düşürülmesi noktasında bir teklif yaptım. Bunun üzerine soruyor basın. Sayın Bakanımızın verdiği cevap şudur: “İndirme mindirme yok. Hasankeyf benim ihtisas alanımdır. Zaten Hasankeyf diye bir şey kalmamış, tarih olmuş, bitmiştir. Biz kararımızı verdik.”

Hasankeyf sit alanı mıdır Sayın Bakanım? Değil midir? Kanun neyi koruyor? Kültür ve Turizm Bakanlığı ne işe yarar? Bu durumda, siz Bakan olarak ne iş yapıyorsunuz? Yasaları çiğnemek, insanlık tarihi ve kültürel değerleri göz ardı etme alışkanlığı ceza yasalarımıza göre suç değil midir?

Değerli arkadaşlar, bir de, değerli hatip arkadaşlarımız, İktidar mensubu milletvekillerimiz konuşurlarken, Türkiye'de turizm sektörünün en üst düzeyde geldiği yıllardan bahsettiler ve en son 2005 yılında 22 milyon civarında bir turistin geldiğini söylediler. O dönem Sayın Erkan Mumcu dönemidir, hatırlatıyorum size, ama, şu anda, Sayın Bakanımla 14-16 binlere düşmüştür, bunun sorumlusu da Sayın Bakanımızdır.

Diğer bir başka konu, değerli arkadaşlar -çok önemli arz ettiğim bir konudan bahsedeceğim- bayrak konusudur.

Değerli arkadaşlar, Türk Bayrağı Kanunu elimde. Sayısı 2893. 22/9/1983 tarihinde yayına girmiş ve yürürlükte olan bir kanun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğan, toparlar mısınız.

MUHARREM DOĞAN (Devamla) – Bitiriyorum efendim. Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, madde 1. Türk Bayrağı Kanunu 1’inci maddesini okuyorum: “Bu kanunun amacı, Türk Bayrağının şekli, yapımı ve korunmasıyla ilgili esas ve usulleri belirlemektir.”

Şurada, Türk Bayrağının şeklini, boyutlarını da vermiş, hatta ve hatta ne şekilde katlanacağı bile burada belirtilmiş ve kanunla bağlanmıştır. Saygıdeğer Sanatçı Arkadaşımız, ben bir ressam olarak, bir mimar olarak, hiçbir zaman bir sanatçıyı ve bir sanatı eleştirmem, hep önem veririm, değer veririm, bu sanatçıların önemi ve kişiliğidir. Ancak, Sayın Ressam Arkadaşımız, manalı bir şekilde soldan sağa bakan ay yıldızı, sağdan sola baktırmak suretiyle ve Atatürk’ün, Ulu Önder Atatürk’ün portresine karşı yaptığı tablo, Türkiye Büyük Millet Meclisinde asılması etik değildir. Ha, arkadaşımız o tabloyu başka bir yerde asabilir, kendi işyerinde asabilir, başka bir yerde asabilir, ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde asılması ve Sayın Kültür Bakanımızın da ona böyle gülerek bakması hiç de hoş değildir. Bu nedenle ben bu konuyu gündeme getirdim. Lütfen, Sayın Bakanımız bu tabloyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Mavi Salon dediğimiz VIP Salonu’ndan en kısa zamanda kaldırmasını diliyor, bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Doğan’a teşekkür ediyorum.

Sayın Şimşek. 

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, basın mensupları, çok değerli bürokrat arkadaşlarım; saygıyla selamlıyorum.

Önce birçok laf edildi, söz edildi ama, izin verirseniz bu Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığının birleşmesiyle ilgili birkaç söz etmek istiyorum.

Kültür hizmetleri, 1984 yılında yürürlüğe konulan 187 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde devlet desteğiyle çalışmış ise de, turizm hizmetlerinin yoğunluğunun kültür hizmetlerini gölgelemesi dolayısıyla, kendi ağırlıklarının gerektiği şekilde ele alınması mümkün olmamıştır.

Son yıllarda görülen hızlı sanayileşmenin tabii sonucu olarak ortaya çıkan hızlı kentleşmenin ve gelişen kitle haberleşme araçlarının meydana getirdiği bilgi ve görgü alışverişlerinin milletimizin sosyal ve kültürel hayatında yaptığı tahribatlara engel olabilmek ve bu suretle millî kültürümüzün bozulmasını önleyebilmek amacıyla, konuyla ilgili faaliyetlerin bir bakanlığın iki işinden biri olma hüviyetinden çıkarılarak, Kültür Bakanlığı ismi müstakil bir bakanlık eliyle yürütülmesinde fayda ve zaruret görüldüğünden, 1989 yılında 354 ve 355 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Kültür Bakanlığı Turizm Bakanlığından ayrılmıştır.

Bu, her zaman İktidarınızın, yani Hükûmetinizin rahmetiyle ifade ettiği rahmetli Özal döneminde yapılmıştır. Birçok şeyi, olayını örnek aldığınıza göre, burada, herhâlde Sayın Özal’ı, bu konuyla ilgili rahmetli değil de zahmetli olarak gördüğünüzü düşünüyorum.

Sayılan bu gerekçeler geçerliliğini korumasına rağmen, 2003 yılında bu birleşmeyi yaptınız. Yani, Kültür Bakanlığının ayrı olması, israfla, kamu harcamalarında tasarruf gerekçesi gösterilerek birleştirildi. Aslında Ulu Önder “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.” diyerek, kültüre verilmesi gereken önemi vurgulamış ve ülkenin temeli olarak görmüştür. Oysa, Hükûmet bu icraatlardan biri olarak daha önce birleştirilmiş ve ayrılmış olan Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığını yeniden birleştirdi.

Kaldı ki, her iki bakanlığın yeniden birleştirilmesi -burası önemlidir- ne hantallığı ne de israfı, bilakis her ikisini de artırmıştır. Hem hantallık artmıştır hem israf artmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığının Teşkilat Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle her iki bakanlıkta yıllarca çalıştıkları kuruma gecesini gündüzünü katarak emek, hizmet vermiş deneyimli, bilgili yaklaşık 600 üst düzey ve yönetici personel görevine, yeni bir kadroya atanmak üzere son verilmiştir. Yerlerine Kurum dışından, konuyla ilgisi olmayanlar atanarak esas hantal yapı oluşturulmuştur. Ta ki görevine son verilenler yargı kararıyla görevlerine dönene kadar, icraya yönelik, Bakanlıkta, hemen hemen kamu yararına da hiçbir iş yapılmamıştır maalesef. Yaklaşık 600 civarında görev yapan, Bakanlığın çatısını oluşturan personel, yönetici, görevlerine atanmayarak pasif görevlere atanmışlardır. Yeni ihdas edilen, yani görevine son verilenlerin atanması gerektiği kadrolara, kadrolaşma suretiyle atama yapılmış, bunların da özlük hakları katlanarak ödenmeye başlanmıştır. Bunun israfı önleme anlayışı nerede? Yani, bir üst düzey kadrodaki 2 veya 3 kişiye özlük hakları ödenmiştir. Bunun neresi tasarruftur değerli arkadaşlarım?

Ama, bu, bir anlayış olarak, Kültür Bakanlığında israf ve hantallaşmayı önlemeyi geçmiş, Kültür Bakanlığı ağır ağır tasfiye edilme noktasına gelen bir bakanlığa doğru gitmektedir. 600 personelin büyük çoğunluğu yargı yoluna gitmiş, bir bölümü yılgınlıktan emekli olmuş, yargı kararlarıyla ilgili ilgililerin lehine sonuçlanan bir bölümü önce, bir bölümü ise önce kararı yapılan uygulamalara arkadaşlarımızın yaşam şekilleri, hayatları, manen, madden yıkılmış ve bitmiş vaziyettedir.

Değerli arkadaşlar, her şeyden önce kendimize göre ifade ettiğimiz biçimiyle değil, mahalli kültür deniliyor, yerel kültür, bir de evrensel kültür. Evet, ama, yerel olunmadan evrensel olunmayacağını bilmemiz gerekiyor. Dünyada bunun örnekleri vardır, ama dünyada tek örnek, Turizm ve Kültür Bakanlığının beraber olduğu ülke Türkiye. İletişim, ekoloji, millî eğitim bakanlıklarının beraber olduğu kültür bakanlıkları var. İletişim kültür, ekoloji kültür, millî eğitim kültür, ama, turizm ile kültür bakanlığının beraber olduğu tek bakanlık Türkiye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek toparlar mısınız.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, müsaade ederseniz, Sayın Sali çok ifade etti, kültür insanlarının değeri yok, parası yok, ama bir kültür sanat insanı olarak, bir kültür sanat insanı olarak, burada bazı konulara değinelim, müsaade ederseniz eğer. Sanırım ki, hem Bakanlığa hem bütçeye hem de bu anlamda kültür sanat dünyasına da katkıda bulunacağımızı düşünüyorum, eğer müsaade ederseniz devam edeyim.

Arkadaşlarımız örnek verdi, Prag, Paris ve Londra gibi büyük bir turizm kenti olduğunu. Evet, maalesef, İstanbul’da Ordu Caddesini, Millet Caddesini yıkıp, müteahhitlere kat karşılığı veren anlayış, İstanbul’daki tarihî, kültürel dokuyu bozmuşlardır. Londra’da tiyatro turizmi yapılmakta. Yani, 1950’den sonraki “yaşayarak, kullanarak yaşatalım” anlayışı gitmiş “yıkarak, yenileyerek yapalım ve yaşayalım” anlayışı geldiğinden dolayı, bu anlayış içerisinde 1950’den beri Türkiye'nin kültürel dokusu bozulmuştur.

Konuya gelirsem, tekrar başka bir konuya, geçen yıl Sayın Bakanımla şöyle bir konuşma geçmişti aramızda ve kendilerine demiştim. Fransız TV 5 kanalında Türkiye ve İstanbul’la ilgili bir belgesel yayınlanmıştı. O belgesel, Türkiye'nin sınırları içinde olan bir bölgeyi Kürdistan haritası olarak göstermişti, yani, daha NATO’nun İtalya Kolejinde ABD’li albayın göstermediği, Talabani’nin elinde olmadığı, Frankfurt kitap fuarında Kürdistan standındaki bölünmüş harita ortada yokken, Türkiye'de bir “İstanbul 24” diye belgesel çekildi, bu belgesel TV 5’te Fransa’da yayınlanırken, Türkiye'nin yarısı Kürdistan olarak gösterildi ve Sayın Bakanım şöyle cevaplamıştı geçen yıl. “Kürdistan diye, Kültür Bakanlığının katkılarıyla yapılmış bir filmde Kürdistan denildi.” diye sordum. “Ben sizi yakinen tanıyorum, yani sizin değerlerinizi, esnekliğinizi biliyorum, fakat bunu acaba tekzip ettiniz mi? Mahkemeyle ilgili bir kararınız var mı? Şunu söylediniz, bununla ilgili ben inanmadım, şunu söylemişsiniz siz orada: ‘Harita çirkin, belgesel çok güzel.’ Sayın Bakanım inanamıyorum.” dedim, ama daha sonra, ertesi gün soru önergesi verdim.

Değerli arkadaşlarım, büyük bir zafiyettir, Kültür ve Turizm Bakanlığının birleşmesinin, Dışişleriyle koordinasyonunun olmasının, inanın ki bir skandalıdır bu olay.

Bakınız, Sayın Bakanıma teşekkür ediyorum, bana vermiş olduğu sorumu burada cevapladı kendileri. Dedi ki: “Hayır, bizim, yine laf arası geldikçe hemen şey edeyim Berhan Bey, öbür TV 5’te yapılan şey de sadece budur, bizim yardımımız budur, sadece dedik ki, çekebilirsiniz, anlatabiliyor muyum? İkincisi de yaptığımız bir yardım yok, gayet açık, protesto ettim, büyükelçilik aracılığıyla da bunu bildirdim.”

Şimdi, bana gelen soru önergesine Sayın Bakanımın verdiği cevap şu:

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek, lütfen son cümlelerinizi alayım.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – “Başbakanlık Basın ve Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından uçak biletlerinin ve tüm çekim izinleriyle, diğer randevular ayarlanmak suretiyle söz konusu organizasyonun yapıldığı, ayrıca, konaklama, araç tahsisi taleplerinin ise Bakanlığımca yerine getirilmesi istenmiş olup, Bakanlığımızca sadece konaklama giderlerinin karşılanması şeklinde lojistik bir destek verilmiştir.”

Uçak biletlerini ben alıyorum, ben konaklatıyorum ve gelin, bir belgesel çekin ve Türkiye'yi de ikiye bölen bir yayın yapın. Bu gerçekten bir skandaldır. Bu konuda Sayın Bakanın samimiyetine ben teşekkür ediyorum, ama bu yapılanmadaki, kültür turizm birleşmesinde, ne turizmden haberimiz var ne kültürden haberimiz var ne de dışişleriyle bir koordinasyondan haberimiz var değerli arkadaşlarım. İnanın ki, gerçekten bu bir skandaldır yani.

Değerli arkadaşlarım, devam etmek gerekirse…

BAŞKAN – Sayın Şimşek, bir başka konuya girmeyin lütfen.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Pekala, birkaç tane satırbaşıyla bir şeyler söyleyeyim.

BAŞKAN – Lütfen, kısa olarak son cümlelerinizi alalım.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, bir tolerans gösterirseniz sevinirim gerçekten.

BAŞKAN – Gösterdik zaten, 5 dakika ek süre verdik.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Öneri olarak da ifade edeceklerimiz var.

BAŞKAN – Tamam, son cümlelerinizi alayım.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Bakınız, şimdi, Sayın Bakanım, sizin de bilginiz dahilinde sinemayla ilgili bir yasa var bizim elimizde. Ve bu yasanın 11’inci maddesi, telif hakları, Maliye Bakanlığının topladığı paraların sinemaya aktarılması gerekiyor. Geçen yıldan 5 trilyon paramız var, bu yıl 18 trilyon para var, Sayın Unakıtan baba baba el koymuş bir vaziyette. En önemli hadise, Sayın Sali’nin Sayın Uysal’ın, Sayın Başkanın, Sayın Kılıçdaroğlu’nun ve benim, bir emekle, bu sosyal, SSK’yla ilgili emeklilik yasasından bahsettik. Bu konuda sizin samimiyetinizi biliyorum. Eğer bu yasayı çıkarsınlar dediniz, biz sinema telif haklarındaki paradan, arkadaşlarımızın geriye dönüş borçlanmalarını ödeyelim, yani, hiçbir şekilde aktüeryal dengeleri bozmadan…

Sayın Başkan, buradasınız, Atıf Yılmaz vergi dairesine borçlu öldü. Bu ülkenin yüz akı bir sanatçı. Bütün sanatçı arkadaşlarımız acı içindeler. Yani, biz, sanatçılar, geçen yıl da söyledim, kamu görevi yapıyoruz. Sayın Sali ifade ediyor, evet, ihale peşinde koşmuyorlar, kamu görevi yapıyorlar. Şiirin, heykelin, sanatın, tiyatronun, bestenin, müziğin peşinde koşuyorlar. Yani, biz, aşağıda vergi barışıyla bakanlarımıza imkânlar tanıdık, sanatçılarımızla ilgili bunu yapmamızın hiçbir vicdanda yara açmayacağı gibi, toplumsal barış içerisinde de çok önemli katkı sunacaktır. Bu parayı, sinemanın topladığı paralarla istiyoruz biz, yani, burada lütuf istemiyoruz devletten. Sinema telif haklarına toplanan paralardan emekli olmasını arkadaşlarımızın istiyoruz. Adam gibi, insan gibi ölmelerini istiyoruz. Ve iki yıldır bu yasa teklifim duruyor, Sayın Resul Tosun arkadaşımın da var, bunu birleştirelim ve hatta şunu da öneriyorum ben, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlarım; sadece sinema sanatçıları için değil, kültür sanat insanlarının hepsine bu iyiliği, bu katkıyı sunalım. Bu bizim için önemlidir. Bu paramıza da el koyması, yasa var yani, arkadaşlarım bir önerge verebileceğimi söylediler ama, buna gerek yoktur. Sayın Maliye Bakanı yasayı uygulamakla sorumludur. Yani, geçen yıldan 5 trilyon, 2006’dan 18 trilyon ve 2007’ye aktarılacak trilyonlar bilinmiyor, benim sinemacı, sanatçı arkadaşlarım, tiyatrocu arkadaşlarım kahve köşelerinde, tek odalı sobalı evlerde boğularak ölecekler. Bu hangi vicdana sığar ben bilmiyorum. Bu konuda dikkatinizi özellikle rica ediyorum.

Ayrıca bir şeyi daha önermek istiyorum. Sayın Başkanım, Sayın Bakanım; biz 65 yaş emekliliği geldiğinde, sanatçının emeklisi olmaz dedik, yani 70 yaşında bir karakteri takma sakalla, plastik makyajla oynatamayız dedik. Artık, hiç değilse bu arkadaşlarımızı bir hizmet alımıyla, emekli sanatçılarımızı devlet tiyatrolarında çalıştırmamız, bunlara da bu imkanları vermemiz gerekiyor. Bir şey için teşekkür ediyorum. Yapılması çok yanlıştı, ama bugün Bayındırlık, Turizm Komisyonunda alt komisyona indi, özel tiyatrolara ödeneklerin açılmasıyla ilgili. Fakat orayla ilgili de bir problem var Sayın Bakanım.

Biliyorsunuz geçen yıllara kadar özel tiyatrolar, devlet tiyatrolarının sahnelerini kiraladıkları zaman, 200 milyon kira ödüyorlardı. Şu an 1 milyara çıktı. Özel tiyatrolar 20 milyona oynuyor, devlet tiyatroları 5 milyona oynuyor ve bu arkadaşlar da birkaç…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bir yanlış bilgi olacak.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Öyle mi?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Evet.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Yani, bize gelen bilgiler bunlar. Pekala, bunun için de ayrıca çok teşekkür ediyorum. İki cümleyle bitiriyorum.

Sayın Bakanım, bir de Sayın Kumkumoğlu da ifade ettiler, Erkan Mumcu, evet, kulakları çınlasın eski Bakanımızın, Sayın Anavatan Partisi Genel Başkanının. 7/7/2004 yılında, 2863 sayılı Yasa’nın 6’ncı maddesiyle ilgili bir değişiklik vardı, koruma altına alınması gereken lahitler, mezarlar, işte camiler gibi, bununla ilgili ben bir önerge vermiştim. İşte, Selçukludan bahsetti Değerli Alaattin Bey. Evet, Selçuklu bu ülkenin tarihidir, cemevleri de bu ülkenin tarihidir. Cemevlerinin de koruma altına alınması gerektiğini önermiştim, ama bugün cemlerde türkü söyleyen Sayın Bakanımız, o zaman cemevleriyle pek barışık değildi, o zaman reddetmişti.

Bu konuyu da, gerçekten, ya ben bir kanun teklifi vereyim veya sizinle beraber bir organizasyon içerisinde bunu değerlendirelim, bir yasa teklifi olarak siz verin, hiç önemli değil, ama bu ülkedeki cemevlerini, o önemli kültürü ve inanç yolculuğu yaşanan ritüellerin oluştuğu yeri yok saymak da, gerçekten sanırım ki büyük bir yanlış olur.

Sayın Bakanım, sırayla 3-4 şey daha söyleyip bitiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek, lütfen.

Soracağınız varsa soru kısmında sorabilirsiniz.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Çok fazla zaman kullandınız.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Evet, biliyorum, çok teşekkür ederim. İki dakika daha rica ediyorum, bitiriyorum.

Sayın Bakanım, bir de sinemayla ilgili, sağ olun, hep beraber, gerçekten, belki de birçok konuda yan yana olamadığımız anlayışta, 5224’i, 5225’i, 5101’i çıkardık, fakat bu arkadaşlarımız, bizim gönderdiğimiz açıklamada diyoruz ki: “Ağustos ayında sinemaya yardımlar yapılır, Aralık ayının 15’inde de filmler teslim alınır.”

Sayın Bakanım, bu demektir ki kış filmi çekilemeyecek. Sayın Müsteşarımla biz bunları…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bugünkü kanunda var.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Var mı, çok teşekkür ediyorum.

Başka bir şey daha var. Bir de, önimaj’ın çalışma sistemiyle ilgili bu yardımları yapalım. Biliyorum Maliye Bakanlığı bu anlamda önümüzde bir kamu alacakları, 6136 mıdır, engel olarak duruyor ama, önimaj’da biliyorsunuz, yüzde 20 kâr ortaklığı olarak…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – O sistemle yapıyoruz.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Onu yapmamız gerekiyor, çünkü, şu anda, sizin de, tabii elinizde bilgi var, 33 arkadaş hak etmiş, 25 kişiye destek vermişiz ve bunlar inanın nasıl ağlıyorlar. Kendi apartman hizmetinde çalışan arkadaşlardan, dayısının tapusu, ötekinin kefilliği, bu sinema sanatına gerçekten bir yasa çıkardıysak, gerekli katkıyı da sunmamız gerekir diye düşünüyorum.

Sorularım var ama, Sayın Başkanın da hoşgörüsüne çok teşekkür ediyorum, dinlediğiniz için de teşekkür ederim.

Ayrıca, ben, şunu da ifade edeyim, evet, gerçekten Attila İlhan’la ilgili çalışmanız çok keyifli çalışmalardı, fakat, biz, bunlarla ilgili çalıştığımız kadar, Muzaffer Buyrukçu’ları da o koltuklarda öldürmememiz gerekiyor. Sayın Müsteşarımla konuştuk. Biz yardım edene kadar, Muzaffer Buyrukçu, edebiyatın önemli bir ismi, bir sakat iskemlesi gönderemedik ve maalesef rahmetli oldu, bunlar da işin başka türlü hassasiyetleri.

Bir tek şey de şudur: Vakıflar Genel Müdürlüğü anlayışı içerisinde herkes yüzde 3 alıyor. Bakın, burada Kültür Bakanlığı çalışanları var Sayın Bakanım. Bugün siz gidersiniz, başkaları gelir, ama Kültür Bakanlığı çalışanlarına üvey evlat muamelesi yapmayacak kadar sizin hassasiyetinizin olduğunu düşünüyorum.

Bu konuda, Bakanımız olarak, Kültür Bakanlığı personelinin Bakanı olarak, masaya elinizi vurun. Bu insanlar da bu ülkenin insanları ve emekler veriyorlar. Ben magazin meselelerine girip, efendim, göğüs çatalını anlatmıyorum, Trabzon’daki heykeli anlatmıyorum, hem Bakanlığınızın personeline hem kültür sanat dünyasına katkıların sunulmasından yanayız. Çünkü, nihayetinde, siyaset, sonuç alma sanatıdır. Bu anlayış içerisinde milletin vekâletini taşıyıp, bu katkıları da arkadaşlarımıza sunmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bir kez daha saygılarımla selamlıyorum.

Hayırlı, uğurlu olsun; sorular bölümünde de sorularım olacak.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaptan, buyurun.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli bürokratlar, sayın basın mensupları; sanırım son konuşmayı ben yapıyorum. Hepinize saygılar sunuyorum ve sabrınız için şimdiden teşekkür ediyorum. Ben fazla uzatmayacağım; fakat, birkaç noktanın üzerinde özellikle durmak istiyorum.

Bunlardan bir tanesi; İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarımız Kültür ve Turizm Bakanlığının birleştirilmesinin çok yararlı olduğunu ifade ettiler ve onlardan önceki arkadaşlar da geçen yılki konuşmalarında “kültürün geçmişimiz, turizmin de geleceğimiz olduğunu ifade etmişti” dediler. Onu geçen sene ben demiştim arkadaşlar. Benden başka arkadaşlar da demiş olabilir. Ben, aynı görüşlerde devam ediyorum.

Kültür geçmişimizdir, geçmişimizi hassasiyetle korumak lazım, ama, geleceğimizde de hızlı hareket etmemiz lazım dünyadaki gelişmelere göre. Bu nedenle, bu iki bakanlığın, geçmişte Turgut Özal zamanında birleştirilmesi, tekrar ayrılması, bu ayrılma ve birleştirilmedeki sonuç şunu ortaya koymuştur. Önce birleştirilmiş, sonra ayrılmıştır. Ayrılma gerekçesi; “kültürümüz turizmimizin gölgesinde kalmıştır. Turizm olayları karşısında kültür gölgelenmiştir. Kültürün aleyhine olmuştur. Onun için ayrılması gerekir” denilmiş ve 88-89’larda ayrılmıştır. Ama, önümüzdeki dönemde şunu da gösteriyor ki, bugünkü uygulamalar, özellikle, Artvin Valisinin uygulaması bu dönemde de kültürel endişeler, kültürü koruma endişeleri, kaygıları turizmi engellemekte olduğu kanısındayım.

Sayın arkadaşlar, turizmde Türkiye, hizmette, işletmelerde, fiyatta rakip ülkelere göre öndeyiz. Ancak, altyapıda ve imajda geri olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Turizmin ucuza gitmesini önlemek açısından gerekli önlemleri almalıyız. Altyapıya hız vermeliyiz. İmajımızın düzeltilmesi ve yurt dışı tanıtımına da ağırlık vermeliyiz.

Şimdi, sayın arkadaşlar, bir örnek vermek istiyorum bu Turizm Bakanlığının uygulamasıyla ilgili. Antalya’da bir Lara Kent Parkı olayı var. Burası 3.500 dönüm bir yer. Doğal SİT alanıydı burası 1992’de. 2000 yıllarındaki belediye, Büyükşehir Belediyesi, burayı Lara Kent Parkı olarak yüzde 1 inşaat yoğunluğuna izin verilerek, Antalyalıların ve Türkiye’nin, dünyanın önemli bir parkı haline getirmeyi planlamıştı. Ancak, yerel seçimler öncesi bir işletmeci çıktı, dedi ki -Antalya Büyükşehir Belediye Başkanının seçiminden önce- “buraya ben 2,5-3 milyar dolar yatırım yapacağım Disneyland  yapacağım” ve ondan sonra da hakikaten seçimler bitti, Antalya Büyükşehir Başkanı, şu andaki AKP’nin Büyükşehir Belediye Başkanı da “eski kent parkı projesinin aynen devam edeceğini” ifade etmişti, öyle istemişti.

Ama, şimdi olan olayda ne oldu? Turizm Bakanlığı, burayı önce, turizm alanı ilan etti 2004’te, bu 3.500 dönüm yeri. Ondan sonra, plan yapma yetkisini belediyeden kendisine aldı, park dedi. Ne oldu; ihaleye çıktı ve ihaleye çıkmadan önce de buranın yüzde 1’lik inşaat yoğunluğunu yüzde 2’ye çıkardı. İhaleye çıktı; birinci ihalede, LİMAK diye bir firma aldı 10,5 milyon dolara. Sayın Bakan şunu söyledi: “Kamu vicdanı el vermiyor, iptal ediyorum.”

Peki, ikinci ihale oldu; ikinci ihale de 22,7 milyon dolara o seçimlerden önce “ben buraya 2,5-3 milyar dolar yatırım yaparım” diyen kişiye verildi ve o zaman da, ne tesadüftür ki, Sayın Başbakan o kişinin otelindeydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlar mısınız…

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Şimdi, öyle bir durum ortaya çıktı ki Sayın Bakan, sanki, Sayın Başbakanın ayağı uğurlu geldi, otelde kalırken ihale oldu ve o adama çıktı. Birinci ihaleye giren kişi de ihaleye girmedi.

Şimdi, bunda kamu vicdanı nasıl elveriyor. Yani, Antalya’daki bütün demokratik kitle örgütleri ayağa kalktı, bütün siyasi partiler ayağa kalktı; burası Antalya’ya verilsin diye ve o kişi, alan kişi, şimdi siyasi partilere gidiyor ve demokratik kitle örgütlerine gidiyor ve diyor ki “burada nasıl bir proje yapılması gerekir?”

Sayın Bakan, siz, oraya öyle bir proje yapsaydınız ki, öyle bir projeyi, burası özel bir yer, bu dünyaca özel yere özel bir projede dünyada bir yarışma açtırsaydınız, o yarışmayı kazanan firmaya orayı verseydiniz daha yararlı olmayacak mıydı?

Şimdi, ne oldu? Orası için Cumhuriyet Halk Partisi iddia ediyor, burası Antalya’ya kazandırılmalıdır. Doğru Yol Partisi iddia ediyor Antalya’ya kazandırılmalıdır. MHP iddia ediyor Antalya’ya kazandırılmalıdır. 40 tane demokratik kitle örgütü Bakanlığın önüne geldi, o görmezden geldi. Bu, yanlış bir olaydı, bunun düzeltilmesi gerektiği kanısındayız.

Bir iki önerim var Sayın Başkanım. Bu KDV ve ÖTV’nin indirilmesi. Konaklama vergisi konusunda basında yazılanlar inşallah doğru değildir; yani, yüzde 3 gibi sistemi altüst eden bir konaklama vergisi olmamalı. Kışın otelini açık tutana istihdamda vergi indirimi yapılmalı. Bu KDV konusunda söz vermiştiniz Sayın Bakan biliyorsunuz.

Bir de, yeni hedef koyma, vizyon koymada örgütsel anlamda bir üst kurul, yani “turizm ucuza gidiyor” diyoruz, ama, BDDK gibi bir kurulun kurulmasını isteyen turizmciler var. Bu konuda bir çalışmanız var mı?

Bir de, Sayın Bakanım, terör çok etkili. Antalya’da bir patlama oluyor, daha Emniyet Müdürünün, Valinin haberi olmadan, bilmem Moskova’daki radyoda, televizyonda veriliyor. Antalya gibi turizm kentlerinde özel güvenlik önlemleri alınamaz mı? Yani, kamera sistemi yapılamaz mı? Sadece, özel idareye bırakılmamalı, oranın yerel imkânlarına bırakılmamalı, Turizm Bakanlığı bu konuda gerekli yardımı yapmalıdır.

 Bir başka konu son olarak. Diğer bakanlıkların turizmle ilgili yetkileri Turizm Bakanlığına devredilmelidir. Yani, nedir bu? Ormanları Orman Bakanlığıyla korumak lazım. Balık çiftlikleri yapılıyor Sayın Başkanım, Sayın Bakan, balık çiftliklerinin kim veriyor iznini? Tarım Bakanlığı veriyor. O koylar turizme elverişli halden çıktığı zaman kim zarar görüyor? Türkiye zarar görüyor, Türkiye’nin geleceği zarar görüyor. Bu konulara dikkat etmek lazım. Özellikle, köstebek yuvasına dönüyor bazı yerler. Kum ocağı, taş ocağı diye izin veriyor Enerji Bakanlığı ve buralarda turizm mahvediliyor. Bu konunun üzerine gidilmesi gerekir.

Geçen sene bir soru sormuştum; Sayın Bakanım, dedim ki geçen sene: “Türkiye’de ciddi bir yozlaşma var, kültürel bir yozlaşma var. Hırsızlık, kapkaçtı aldı gidiyor başını. Tabancalar atılıyor düğünlerde, derneklerde insanlar ölüyor. Kültürümüzün mandalaşmasını ve magandalaşmasını önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?” Bu soru yeterince anlaşılmadı galiba. Siz verdiğiniz cevapta bana “tiyatro kursları açıyoruz” demiştiniz. Bu, beni tatmin etmedi ve bunun cevabını bekliyorum.

Bir de, çok önemli olarak son sorum: Efendim, Kültür Bakanısınız ve bir değişim konusu söz konusu. Değişimden, yani, söylemek istediğimiz şudur: Sizin Parti olarak yetkilileriniz, Başbakan ve ilgili yetkililer “değiştik” diyor; fakat dün, Grup Başkan Vekili Salih Kapusuz Genel Kurulda “yeri geldiği zaman kuş, yeri geldiği zaman deve olmuyoruz. Biz, dün ne isek bugün de oyuz” demişti. Kültür Bakanı olarak buna yanıtınız ne olur?

Teşükkür ederim Sayın Başkan, teşekkür ederim Sayın Bakan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünaldı.

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli üyeler, değerli bürokratlar, basınımızın değerli mensupları; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bütçesini görüşüyoruz; hayırlı olmasını, hayırlara vesile olmasını, görüşmelerimizin hayırlı katkılar sağlamasını niyaz ediyorum. Hem kültürü hem de turizmi ilgilendiren yönüyle önemli bir yer tuttuğunu bu bütçenin tartışılmaz olduğunu vurgulamak istiyorum.

Kültür ve turizmi beraber değerlendirmek, birlikte düşünmek daha verimli olacağı kanaatimi burada bir kere daha tekrar ediyorum. Yani, yapılanın doğru olduğunu, birleştirmenin doğru olduğunu ifade etmek istiyorum. Tabii, bir tarafını eksik bırakmamak kaydıyla, birlikte değerlendirmek, birlikte yürütmek kaydıyla. Öyle de gittiği kanaatini taşıyorum.

Ben, genel konulara girmeden, genel değeri de olan mahalli bir hususu arz etmek istiyorum. Başka bakanlık bütçelerinde de söyledim. Sahip çıkılıncaya kadar söylemeye devam edeceğim. Etrafında önemli kültürel eserler, müthiş tabii güzellikler ile sahipsiz Beyşehir Göl’ü ve çevresinden bahsetmek istiyorum. Multi disipliner bir durum olduğu için, çok disiplini ilgilendirdiği için ortada kalan ve sahipsiz olan Beyşehir Göl’ü ve bölgesinden. Bu bölge, tek tek belki birisi tarafından ele alınsa şimdiden, çoktan sahip çıkılacak olan, ama, herkesin birbirine havale ettiği bir durumla karşı karşıya. Orman Çevre Bakanlığını, Kültür Turizm Bakanlığını, Enerji Bakanlığını, Tarım Bakanlığını, Bayındırlık Bakanlığını ilgilendiren yönler olmakla beraber, sahip çıkan birisi bulunmamaktadır. Maalesef, herkes birbirine havale etmektedir.

Kültür, turizm yönünden bakarsak, Kubad Abat Sarayı, Eşrefoğlu Camii, Fasıllar Anıtı, Eflatun Pınarı, çeşmeler, inler, benzeri turistik alanların yanında, Karadeniz ormanlarını aratmayacak yer yer çok güzel alanları olan, ormanlık araziler ile Sultan Alaaddin’in “ya cennet burası ya da cennet buranın altında” sözünü söylediği çeşit çeşit güzelliklerin olduğu bir alan. Kendi köşesinde unutulmuş, yeterince tanıtılmamış, yeterince bilinmeyen bir durumdadır.

Akdeniz ile Beyşehir Göl’ü havzası arasında bağlantı kurulması zaruri bir durum göstermektedir yalnız, kendi köşesine bırakılmış bu haliyle. Bundan dolayı da “Genbos yolu” ismini verdiğimiz yolun bir an evvel faaliyete geçirilmesi, Akdeniz-Beyşehir Göl’ü alanı arasında gidiş gelişlerin kolaylaştırılması zarureti bir gerçektir.

Sayın Bakanım “bunları daha evvel de söyledin” diyecektir muhakkak. Çünkü, hakikaten birkaç defa kendisiyle görüştük. Baştan da söylediğim gibi, halloluncaya kadar tekrarlamak mecburiyetindeyim ben. Bu sahipsizliğin, bu kimsesizliğin durumunu ortaya koymak durumundayım.

Beyşehir muhitinden geçerken, Sayın Bakanımızın, yönünü değiştirerek Beyşehirlileri ziyaret etmesi, onlarla çok yakın mesafede ilgilenmesi tatlı bir hatıra olarak, minnetle anılan bir durum olarak durmaktadır, ama, devamını da hemşerilerimiz beklemektedirler. Belediye başkanlarıyla yaptığımız ziyaretten başkanlarımızın üzgün ayrıldığını da buradan bir kere daha ifade ediyorum. İnşallah, ilgilileri bu üzüntüyü de giderir diye düşünüyorum.

Bu bölgeyle bu kadar söyledikten sonra, yine, kendi bölgemden bir ikinci husus olarak, Mevlana tanıtımında yeterli olunmadığını ve kendi kendini Mevlana’nın tanıttığını, Kültür Bakanlığı olarak çok daha fazla etkinlik yapmak gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Konyalılar, Mevlana Kültür Merkezine kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Elbette, onun teşekkürünü de ifade ediyorlar, ama, bazı uygulamalar, özellikle turizm şirketlerinin bazı uygulamaları Konya halkını, Konya bölgesini de rahatsız etmektedir. Geniş bir seyir arzusu vardır sema ile ilgili olarak. Bunu karşılayacak aktivitelerin artırılması ihtiyacı vardır. Bunu suiistimal eden turizm şirketleri, olur olmaz yerde 2 kişilik, 3 kişilik sema heyetleriyle bu seyir arzusunu giderdiklerini zannetmektedirler. Ama, bunu küçülttüklerinin, büyük bir potansiyeli yok etmekle karşı karşıya bıraktıklarının farkında değildirler.

Sayın Bakanımızın ve Bakanlığımızın bu konuya da eğilmesi, buna da sahip çıkması gereğini vurguluyor, herkesi tekrar saygıyla selamlıyor, bütçelerimizin hayırlı olmasını niyaz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünaldı.

Değerli arkadaşlar, sorulara geçiyoruz.

Sayın Yiğit, buyurun.

SELAMİ YİĞİT (Kars) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Ankara Çağdaş Sanatlar Müzesi’nin biliyorsunuz bir inşaatı var ve bu inşaat hâlâ devam ediyor. Öğrendiğim kadarıyla, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Adalet Sarayına bir ek bina yaptırmak için bu Ankara Çağdaş Sanatlar Müzesi’nin inşaat alanından bir miktar araziyi kullanması konusunda bir proje geliştirmiş.

Sayın Bakanım, Atatürk Kültür Merkezi alanı, sınırları ve kapsamı bilindiği üzere, 1980 yılında çıkarılan 2302 sayılı Yasa ile saptanmıştır bu alan. Dolayısıyla, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının ortaya koyduğu bu tavır ve geliştirdiği proje, bu Yasa’ya aykırı değil midir? Bu müzenin inşaat akıbeti ne olacaktır?

Bu konuda bilgi istiyorum ve teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Deveciler, buyurun.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkanım, iki konum olacak.

Birincisi; Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde -merkez nüfusu 40 bin- 4 katlı bir binada faaliyet gösteren ilçe halk kütüphanesi var ve 2 personelden biri kadrolu, biri DÖSİM’den personelle, 2 personelle idare edilmeye çalışılıyor. Temizliğini, kaloriferini, hepsini müdür yapıyor. Çatısı akıyor 3 yıldan beri ve çok kötü durumda. Kaloriferler randımanlı çalışmıyor, binanın dış cephesi 1992 yılında bitmiş ve 1992’den beri aynı dış cephe, boyama yapılmamış ve çok kötü durumda. 3 tane bilgisayarı var, 2’si bozuk, tek bilgisayar. 24 bin kitap var, birçoğu eskimiş ve yıpranmış durumda. Son üç dört yıla ait yeni yayınlara ihtiyacı var ve halk bu konuda şikâyetçi.

Bununla ilgili gerekenin yapılmasını istiyorum Sayın Bakanım, yardımcı olmanızı ve personel takviyesi, DÖSİM’den hiç olmazsa personel takviyesi yapılmasını istiyorum.

Yine, Altınoluk beldesi Antandros Şehrini Kurtarma ve Yaşatma Derneği ile ilgili Maliye Bakanlığı tarafından 19 Şubat 1980 gün ve 4670 sayılı yazıyla, Bakanlığınıza kültür hizmetlerinde kullanılmak üzere tahsis edilen Abdullah Efendi Konağı’nın tahsis işlemi, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce 22/2/2006 tarihinde 24112 sayılı yazıyla iptal edilmiş.

Bu iptal işleminin hangi düşünceler ve nedenlerle yapıldığının ve gerekçesinin ne olduğunun, mümkünse bu iptal işleminin devamının sağlanması çünkü ihtiyaç var; bunu arzu ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Baratalı, buyurun.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, 2006 yılı yatırım bütçesinde Karaburun Yolu için bir ödenek vardı, bu kullanıldı mı acaba? Onu öğrenmek istiyorum.

Şimdi, bu tür ödenek oraya konulduğu için, Karayolları da, bunu yatırım programına almıyor. O nedenle, acaba, bu yıl da biraz sonra yapacağımız bu yeni 2007 yatırım bütçesine de, programına da böyle bir ödenek koymayı düşünüyor musunuz? Çünkü, turizmde önemli bir nokta haline gelmeye başladı, kültürü de önemli. Biliyorsunuz, Simavna Kadısı Şeyh Bedrettin’in en yakın müritlerinden Torlak Kemal’in yaşadığı bölgedir, önemli bir bölgedir orası ve orada da güzel festivaller yapılıyor.

Diğer ikinci sorum; bu Smirna ve diğer ören yerleri için herhalde bir soru olarak algılarsınız diye düşünüyorum; konuşma metnimde var o eğer çözülürse. Ama, bilemiyorum, Urla’daki dünyanın ilk zeytinyağı işliğini gezdiniz mi? Çok da büyük katkılarımız olan bir konu. Oralarda çok güzel iki tane de kazı evi yaptık. Yani, hem Limantepe kazılarına hem de yine, Güven Beyin yürüttüğü Klozomenai kazılarına veya yapılan bu işliklere bu yıl da herhangi bir yardım yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, buyurun.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biz, geçtiğimiz yıl ve ondan önceki yıl Komisyonumuzdan çok önemli yasalar geçirdik. Bunlardan bir tanesi Kamu Yönetimi Yasa Tasarı’sı, diğeri de Belediyeler Yasası’dır. Kamu Yönetimi Yasa Tasarı’sı, Komisyonumuzdan geçti, Genel Kuruldan da geçirildi, Cumhurbaşkanından merkezi idarenin yetkilerini tadat ettiği gerekçesini de içine alan bir anlayışla geri gönderildi ve öyle bıraktınız yasal düzenlemeyi.

Şimdi, Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderme gerekçelerinden birisi olarak “merkezi idarenin yetkilerini tadat ettiniz, yerel yönetimin yetkileri tadat edilebilir, merkezi idarenin yetkileri tadat edilemez” diyerek geri gönderdiği Yasa Tasarısı’nda merkezi idarenin yetkileri şöyle anlatılıyor:

“Madde 7- Merkezi idare tarafından yürütülecek görev ve hizmetler şunlardır: Adalet, savunma, güvenlik, istihbarat, dış ilişkiler ve dış politikaya ilişkin görev ve hizmetler, Maliye, Hazine, dış ticaret, gümrük hizmetleri ve piyasalara ilişkin düzenleme, görev ve hizmetleri, ulusal düzeyde ekonomik, sosyal ve fiziki planlar hazırlamaya, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını gidermeye yönelik program ve projelerin uygulanmasını sağlamaya ilişkin görev ve hizmetler, milli eğitimle ilgili görev ve hizmetler, diyanetle ilgili görev ve hizmetler, sosyal güvenlikle ilgili görev ve hizmetler, tapu ve kadastro, nüfus, vatandaşlıkla ilgili görev ve hizmetler, acil durum yönetimi ve sivil savunmayla ilgili ulusal düzeyde yapılanması gereken görev ve hizmetler, vakıflarla ilgili görev ve hizmetler, mahalli idarelere teknik ve mali yardımda bulunma, rehberlik yapma, eğitim ve destek hizmeti sağlamakla ilgili görev ve hizmetler.”

Sayın Bakan, biz bu görev ve hizmetlerin içerisine, İktidar Partisine mensup bir kısım arkadaşlarımızın da itirazlarıyla, olağanüstü dirençle milli eğitimle ilgili görev ve hizmetleri koyabildik. Dolayısıyla, burada, bu tadat edilme ilişkisi içerisinde sayılmayan hiçbir görev ve hizmette merkezi idare kendisi görevli ve yetkili değildir, bunların tamamı yerel yönetimlere devredilmiştir; özel idarelere ve yerel yönetimlere.

Şimdi, ben size hemen çıkardığımız Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı’nda yerel yönetimlerin, mesela belediyelerin yetkilerini söyleyeceğim: Bu, özel idarelerin yetkilerinde de aşağı yukarı buna benzer şeyler vardır. A fıkrasında şöyle söylüyor: “İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel altyapı, coğrafi ve kent bilgileri sistemleri, çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık, zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans, şehir içi trafik, defin ve mezarlıklar, ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar, konut, kültür ve sanat, turizm ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor.”

Sayın Bakan, bu faaliyetlerin tamamı sizin de içerisinde yer aldığınız iktidarınızın çıkarmaya çalıştığı Kamu Yönetimi Yasa Tasarı’sında merkezi idarenin yetkileri tadat edilerek, yerel yönetimlere ve özel idarelere devredilmiştir. Bunu bilmiyor olmanızı doğrusu nasıl anlatacağım bilemiyorum, ama, sanıyorum çok önemli bir eksiklik olduğunu siz de kabul etmek durumundasınız. Kaldı ki, böyle bir iddiayı seslendirdiğimizde de bizi suçlayıcı bir tavrın içerisine girmenizi de ayrıca anlayabilmiş değilim.

Sayın Bakan, üzerinde çok ısrarla durduğum bir ilkokul var. Bilemiyorum, sizin tek göreviniz sadece veya bizim vakıflarımızın, bizim Kültür Bakanlığımızın tek görevi cumhuriyet öncesi birtakım yapılara sahip çıkma görevi midir? Halbuki, öncelikle, cumhuriyetin başlangıç yıllarından başlamak üzere, bizden sonraki kuşaklara taşımamız gereken önemli yapılar var. Belki, hepimizin dönüp içerisinden geçtiğimiz süreci dikkate aldığımızda, yani, şu betonlaşmayı, şu çirkin yapıları, her türlü estetikten yoksun yapıları düşündüğümüzde, bizim kuşağımızla ilgili olarak hani 300 sene sonra, 500 sene sonraki kuşaklara ne taşıyacağız? Bizden sonra gelenler, bizden sonraki kuşaklara bizim dönemimizle ilgili olarak ne taşıyacağız diye düşünmemiz lazım. Ben, doğrusu, en azından yapı anlamında çok fazla şey bulamıyorum. Ama, cumhuriyetin başlangıç yıllarıyla ilgili olarak, gerçekten, özellikle mesela, kurumları sevimli kılabilmek için, okulları çocuklar için sempatik hale dönüştürebilmek için, oralarda estetiğe bugünkünden çok daha fazla önem verilmiş.

Manyas’ın Hamamcı Köyü’nde bir ilkokul var Sayın Bakanım, 1938 yılında yapılmış. Ben, geçerken gördüm. Gittim, sonra tekrar uğradım, muhtarıyla görüştüm. Bir bayan muhtarı var köyün ve bu, gerçekten, görüldüğünde insanın gıptayla baktığı bu okul, korunması gereken ve daha sonraki kuşaklara aktarılması gereken bu okul, köyün imkânları elvermediği için, Milli Eğitim Bakanlığı sahip çıkmadığı için, valilik konuyla ilgili buraya gerekli kaynağı ayırıp, aktaramadığı için yıkılma tehlikesiyle maalesef karşı karşıya gelmiş durumda. Bilemiyorum, ben bunu diğer bakanlıkların bütçelerinde de birkaç defa söyledim, bir yararı olmadı. Umarım, sizin Bakanlığınızda bunu gündeme getirmiş olmamın bir yararı olabilir. Bu okula sahip çıkmak hepimizin ortak görevi, ortak sorumluluğudur diye düşünüyorum. Bakanlığınızı ilgilendirdiği için de bu konuyla ilgili sizden… Aslında, ben o bölge milletvekili değilim, ama, cumhuriyete, cumhuriyetin değerlerine, cumhuriyetin hangi şartlarda kurulduğuna o okulun, o güzel okulun hangi şartlarda yapılmış olabileceğini iyi kötü düşünen, değerlendiren bir milletvekili olarak, bu okula sahip çıkmanın bizim ortak sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum ve sizden bu okul için yardım bekliyorum Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tütüncü, buyurun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim birinci sorum; Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevinden alınan sanatçı Lemi Bilgin hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddiaları ne ölçüde, hangi ölçüde doğrulanmıştır?

İkinci sorum; göğüs kafesi, göğüs çatalıyla ilgili –konuşmamda da belirttiğim yazı- kısa bir süre için de olsa Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasında asılı bulundurulmuş mudur?

Üçüncü sorum; Anadolu hümanizmasıyla ilgili. Bilindiği gibi, Anadolu hümanizması, Anadolu’ya gelen 10. Yüzyıldan itibaren dalga dalga gelen üç farklı tasavvuf ve düşünce akımının Anadolu’daki felsefe ve düşünce sistemleriyle bütünleşmesi sonucu oluşan bir sentezdir. Bu sentez, hepimizin bildiği gibi, insanın yüceliği ve aklın üstünlüğü temelinde yükselmiştir.

Bu sentezin oluşmasında bir düşünce akımı, yani, üç tasavvuf ve düşünce akımından bir tanesi, Kuzey Irak’tan gelen tasavvuf ve düşünce akımlarıdır ki, bu tasavvuf ve düşünce akımları tarih öncesi çağlardan ve daha sonra Sümer, Mezopotamya, Mısır gibi medeniyetlerin kültür ve inanç sistemlerini de kendi sinesinde barındırarak gelmiştir ve Anadolu’ya geldiği anda bunlardan Sühreverdilik ve  Refailik ön plana çıkmıştır.

Sühreverdilik ve Refailik konusunda acaba Bakanlığımızda bir çalışma var mıdır? Bir araştırma var mıdır? Çünkü, bu, son derece önemli, tarihçilerin de üzerinde durduğu bir konu. Tarihçiler pek uzanamıyorlar, çünkü, herhalde çeşitli olanaksızlıklar var. Refailik ve Sühreverdilik, Osmanlı Devletinin kuruluşunda yaşamsal önemde etkili olmuş bir düşünce akımı. Bursa’daki Geyikli Baba ve Ahi Evren bu düşünce akımının temsilcileri. Bu konuda eğer bir çalışma yoksa, Kültür Bakanlığında bu konuda bir çalışma yapılması düşünülüyor mu?

Son sorum, Sayın Başkan: 2007 programında, turizmle ilgili, gerçekten güzel öneriler var. Teknisyen, planlamacı arkadaşları bu konuda kutluyorum, teşekkür ediyorum, 2006’da da vardı ve burada, dört konuda politika önceliği belirlenmiş ve dört politika önceliği çerçevesinde on dört tane öneri, tedbir ortaya konmuş. Bunlardan biri, turizmde dış tanıtım için yeni bir yapılanmaya gidilmesi gereğidir.

Şimdi, bu öneri, acaba dış tanıtım ve pazarlama alanında kamu ve özel sektörün bir araya gelerek ulusal turizm örgütlenmelerini oluşturmasını da içeriyor mu? Ki, içeriyor. Bu konuda, 2007 yılında nasıl somut adımlar atmayı düşünüyorsunuz?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Görüşülecek kanunda o madde yer alıyor.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) -  Bekleyeyim efendim, bekliyorum.

Bir de, Tekirdağ Kültür Merkezimizin yıllardan bu yana inşaatı devam ediyor. Acaba, ne zaman bitirilebilir? Bu konuda da, mümkünse bir açıklama rica edeceğim.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Keleş, buyurun.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Dönüşüm Alanları Hakkında Kanun Tasarısı var, bilmiyorum haberiniz var mı? Bu Kanun Tasarısı’nda… Türk Silahlı Kuvvetlerine ait araziler hariç, bütün hazine arazileri, kamu arazileri, özel kişi veyahut da şirketlere ait araziler, kültürel nedenlerle korunması gereken araziler, sit alanları, hepsiyle ilgili şu hükümleri getiriyor: Belediyeler “burası dönüşüm alanıdır kardeşim” derse ve bir proje oluşturursa, o projeye ortak da bulurlarsa, ki, bulacaklar tabii ki, o proje ne olursa olsun yürüyecektir deniliyor.

Şimdi, bu, tabii, rantın aslında belli ellerde toplanması sonucunu verecek olan bir yaklaşım. Bir de, Anayasaya aykırı, yasalara aykırı gördüğüm kadarıyla, mülkiyet hakkının korunmasına aykırı, kazanılmış hakların korunmasına aykırı. Bunu, siz, kültür ve turizm açısından haberiniz var mıdır bundan bir defa? Varsa, kültür ve turizm açısından değerlendirdiniz mi? Bir sakıncası yoktur kardeşim diyorsanız, o zaman, nedenlerini söylemeniz mümkün müdür?

İkinci sorum şu…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Hocam orada bir madde var. 2863 sayılı Kanunun şartları dahilinde, yani, koruma kurullarının vereceği karar… Yani, bizim, oradaki kısıtlama istisnalarımız devam ediyor. 2863 sayılı Kanunun verdiği, bunun dışında…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Peki, o zaman şöyle sorayım, Hükûmetin bir üyesi olarak, turizm ve kültür bakımından bir sakıncası yoktur diyorsanız…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Sakıncası yok demiyorum. Sakıncası olan noktada…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Şey geliyor diyorsunuz. Tamam, peki…

Yani, biz korunuyoruz diyorsanız, genel olarak böyle bir yaklaşım konusunda Hükûmet mensubu olarak ne düşünüyorsunuz, onu alabilir miyim?

İkinci sorum şu: Altyapı katılım payları harcamalarında izlenen yöntem nedir? Yani, topladığınız yer için mi harcıyorsunuz, yoksa, turistik tesislerin çok yoğun olduğu yörelerde, topladığınız kaynak fazla olduğunda başka yerlere mi harcıyorsunuz?

Üçüncüsü: Yanlış anladımsa lütfen düzeltiniz; konuşmanızın bir yerinde “kültür politikası değil, kültür programı tatbik ediyoruz” dediniz galiba. Ben bunu çok anlayamadım; acaba, açıklamanız mümkün mü? Yani, program, benim bildiğim, bir politikayı yaşama geçirmek için belli aşamalarını tespit etmektir. Sözünüzden ne kastediyorsunuz? Öngördüğümüz politika değişikliğini zaten çoktan hallettik, sıra programda mı diyorsunuz? Yoksa, cumhuriyet döneminde benimsenen politikaları aynen uyguluyoruz, o nedenle sadece programla uğraşıyoruz mu diyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürleri.

Sayın Şimşek…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, 26.4.2006 tarihinde, İstanbul 5 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun toplantısında aldığı, Haydarpaşa’yla ilgili kararın, altı aya yaklaşan bir zaman dilimi geçmesine rağmen yayınlanmamasının gerekçesi nedir? Bu kararın yayınlanmasında, Hükûmetinizin, Haydarpaşa Garını satma, farklılaştırma hedefinin bir etkisi olmuş mudur?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yayınlanmaz, ilgili kuruluşlara gönderilir ve gönderilmiştir.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, ilgili kuruluşlara da gitmedi bu. Bununla ilgili ben imzaları topladım, getirdim ve hatta, bununla ilgili, madem öyle, Sayın Bakanım…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Tarih verin.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Ben tarih vereyim size: 4.10.2006’da ben bu yazılı soru önergesi olarak size sormuşum ve bu bana cevaplanmamış. Yani, bu cevaplanmadığı için de burada bir kez daha…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Cevaplandırılmadığı için olabilir, ama, yazı gitmiş.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Cevaplanmamış, onun için ben bir kez daha bunu burada size soruyorum.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – 2.11.2006’da da gönderilmiş size, almamışsınız.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Hayır… Hayır efendim, bende yok. Yani, bende burada, sizinle ilgili, Bakanlığınızla ilgili, sormuş olduğum soru önergelerinin hepsi burada, Sayın Bakan.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Berhan Bey, 2.11.2006’da gönderilmiş, ama, almamış olabilirsiniz.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Pekâlâ… Yani, bir kez daha iyi niyetle bunu söylüyorum ki, daha öncesi soru önergelerini biraz önce de TV-5’le ilgili olduğu gibi, hepsi arşivimizde, belgemizde duruyor.

Pekâlâ, teşekkür ediyorum. Onu bir kez daha, zahmetler olmazsa, iletirseniz sevinirim.

İktidarınız döneminde Kültür ve Turizm Bakanlığına Diyanet İşleri Başkanlığından toplam kaç kişi geçiş yapmış ve hangi görevlere atanmıştır?

Son üç yılda, kütüphanelere alınan kitap ve dergiler hangi yayınevlerinden alınmıştır? Bu süre içerisinde Bakanlık, kütüphaneler için hangi süreli yayınlara abone olmuştur?

Bakanlık DÖSİM gelirlerinden, hükümetiniz döneminde, süresinde, nelere, ne kadar ve hangi gerekçelerle aktarmalar yapmıştır? Yani, ayrıntılı dökümleri; müze, ören yerleri, gişe gelirleri gibi…

İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının Genel Müdürlük Binası olarak kullanılan bölümün müştemilat kısmında proje dışı olarak bir inşaat yapılmakta mıdır? Bu yapı için gerekli yasal izin alınmış mıdır? İnşaat giderleri hangi oluru alınmış ödenekten yapılmaktadır?

Ayrıca, Antalya Film Festivaliyle ilgili, çok teşekkür ederim, 3 trilyon para gönderdiniz. Antalya Film Festivali gerçekten, sinemamız için, sinema sanatımız için çok önemli bir film festivalidir, fakat, bir de, Ankara Film Festivalimiz var. Çok Değerli Hocamız Mahmut Tali Öngören’in öncülüğünü yaptığı, Aziz Nesin’le beraber, bir festival. Bu yıl ben o festivale gittim Sayın Bakanım ve oradan da ödül almış bir sinema oyuncusu olarak bunu söylüyorum, yürekler acısıydı. Bir hanımefendi, annesinden borç paralar alarak… Sizin katkınız var, ama, bir tarafa 3 trilyon, Ankara Film Festivali de çok eski bir film festivali. Sadece Ankara Büyükşehir Belediyesiyle barışık olmadığı için mi bu katkı cüzi bir miktarda tutuluyor? Yani, şimdi, Antalya’ya 3 trilyon, tarihinde ilk defa gidiyor. Menderes Bey, başkan… Bu tarafta, ben hiç unutmam, bir anımı da sizinle paylaşayım: 94 yılına kadar Ankara Film Festivalinden filmlere ve oyunculara bir para ödülü verilirdi. Aksilik bu ya, ben 94 yılında ödülü aldım, parayı alamadım; çünkü, Melih Gökçek geldi, Ankara Film Festivalini “yontma sanatın içine tükürürüm” dedi “ben böyle bir sanat da tanımam, yardım da etmem” dedi. Ben de çok sevinmişti, para alacağım, işte, ödül aldık hem de para alacağız diye. Şimdi, ondan vazgeçtik, Ankara Film Festivaline gerçekten katkı sunulması gerekir. Yani, bir hanımefendi, annesinin… Çok cüzi bir para, Sayın Müsteşarım, çok cüzi bir para. Bilgilerimiz dahilinde, sizin de bilginiz dahilinde. 3 trilyon bir tarafa, buraya da 400 milyar, 500 milyar…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – 3 trilyonun hepsini biz vermedik, biliyorsunuz, tanıtma fonundan…

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, koalisyon hükümeti değilsiniz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Hayır, ben bir şey demedim.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Yani, koalisyon hükümeti olmadığınız için, burada tabii, Kültür Bakanlığını, Turizm Bakanlığını konuşuyoruz, ama, burada Kültür Bakanlığının -sizi tenzih ederim şahsınızda- tavrı olmalı. Yani, var olan bir Ankara Sinema Festivali var. Bununla ilgili, Tanıtım Fonuna da gerekirse… Yani, koalisyonda olsa, A partide başbakanlık, B partide kültür bakanlığı falan filan olmuş olsa, olabilir.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yani, bilgi vermek istedim.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Yani, bunu bilgim dahilinde sizinle paylaşıyorum. Yani, biraz önce söylediğimi de ifade edeyim, Maliye Bakanlığı da sizin partinizde, Kültür Bakanlığı da. O paramıza bizim el koymamalılar. Bunu da bir kez daha yinelemek adına söylüyorum ve devam ediyorum ve umut ederim ki, bu yıl kapanma… Artık yapılmayacak Ankara Film Festivali. Herhâlde bundan en çok mutluluğu tabii şahısları, kendileri burada olmadığı için, Sayın Melih Gökçek Bey duyacaktır bu mutluluğu diye düşünüyorum, ama, önümüzdeki yıl özellikle…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Biz yaparız.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Sizi istirahat ettireceğimiz için, biz yapacağız Sayın Bakanım. Siz yoruldunuz, istirahat edeceksiniz.

Devam edeyim müsaade ederseniz. Çalışanlar üzerinde yoğun baskı kurarak yıldırma politikaları izleyen Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürü Yüksel Ünal ile İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Metin Atsal hakkında personelin şikâyetleri ve dava açmaları sonrasında hangi idari işlemler yapılmıştır?

Kanun hükmünde kararnameyle kurulan, Sayın Bakanım, Geleneksel Tiyatro Topluluğu Müdürlüğü, Devlet Halk Ozanları Topluluğu Müdürlüğü, hangi yasal düzenlemeyle Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne bağlanmıştır?

Geçici işçilerin kadroya alınması konusunda çalışmalar yapılmakta mıdır?

Hükümetiniz süresinde geçici işçi kadrosunda işe alınan ve görev yapan çalışanlar kaç kişidir?

Devlet memurlarının görev yapması gereken sorumluluk ve zimmet gerektiren akçeli işlerde, paralı işlerde ve bu noktalarda geçici işçiler çalıştırılmakta mıdır Sayın Bakanım?

Bakanlık, görevde yükselme, unvan değişikliğine ilişkin sınav sonuçlarını neden açıklamıyor Sayın Bakanım?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yapmadığımız bir şeyi nasıl açıklarız?

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Yaptınız efendim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek, tamamlar mısınız.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) – Devam edeyim.

Kültür ve Turizm Bakanlığında İktidar yoğun bir biçimde kadrolaşmaktadır, bunu artık hepimiz biliyoruz. Başka bakanlıklardan, belediyelerden ve diğer kamu kuruluşlarından kaç kişi geçmiştir Sayın Bakanım? Örneğin –soy ismini öğrenemedim- Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne emniyetten bir polis memuru –ismi Hakan, soy ismini öğrenemedim- atanmış mıdır? Ayrıca, hiçbir yasal gerekçeye dayanmadan, başka illere sürülen arkadaşlar var mıdır?

6 Temmuz 2006 tarihinde çıkan yönetmelikte Sayın Bakanım, korolarda müdür olabilmek için sanatçı olmak şartı kaldırılmıştır. Bu durumda, 657 sayılı Yasaya göre, herkes sanat kurullarına müdür olarak atanabilecek mi? Bu kişiler müdür olmalarından dolayı, aynı zamanda sanat kurulu üyesi de olacağına göre, sanatsal kararlara nasıl ve hangi sanat bilgisiyle ve derinliğiyle karar vereceklerdir.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Birçoğunu yazılı olarak sormayayım, burada sorayım, yüz yüze, göz göze olalım dedim. Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Türkmen…

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu)- Sayın Bakanım, konuşmamın başında kimliği ve kişiliğiyle ilgili bilgi vermeye çalıştığım Ordu Kültür Müdürü, o günün Valisi Kemal Yazıcıoğlu’nun muhalefetine rağmen, biraz önce söylediğim en az bu gider 20 trilyonluk, Kültür Bakanlığına ait arsayı, Ordu’da AKP’nin bir yöneticisine uzun süre tahsis yazısını Vali Beyin olmadığı bir dönemde yazarak Bakanlığınıza gönderdi. Bu vahim olay karşısında tüm Ordu halkı ayağa kalktı. Gecenin bir geç saatinde sizi arayarak, bu yanlışlığın mutlak geri dönmesi gerektiğini sizlere söyledim. “Teşekkür ediyorum, böyle bir şey olmaz” dediniz ve yazıyı iptal ederek geriye döndürdünüz. Bu arsa, şu anda Kültür Müdürlüğünün uhdesinde böylelikle kalmış oldu.

Kendi kültür hazinesine sahip çıkmayan bu Kültür Müdürü hakkında o gün de işlem yapacağınızı söylediniz, ama, şu ana kadar hangi işlemi yaptınız, sorum bir.

Gerçekten, 1992 senesinden bu yana hâlâ başlamayan bu Ordu Kültür Sarayı ne zaman yapılacaktır?

Üçüncü sorum: Gerçekten, Ordu, kültürüyle geniş bir yer. Ordu’nun içerisinde, merkezinde bir kütüphane yoktur. Her programda bunları söylüyoruz. Bir kütüphane var, fakat, öğrencilerin gidip geleceği yerden çok uzaktır, bu da yetersizdir. Bu konu da söylenmişti, bu konuda ne düşünüyorsunuz diye, bu sorularımı sorayım. Bunların cevabını alırsam mutlu olurum. Özellikle, sizin kendi arazinizi Ordu’da bir AKP yöneticisine tahsis eden Kültür Müdürünün eylemini o gün siz de hoş karşılamadınız ve geriye döndürdünüz. Valiye rağmen bu yazı yazılmıştır ve sadece ben değil, oradaki AKP milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum, onlara da ben aynen konuyu bildirdim, onlar da benim gibi karşı çıkarak, bu yanlışlığın hep beraber önüne geçmiş olduk, ama, bu Kültür Müdürü hakkında herhangi bir işlem yapıp yapmadığınızı merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Güven…

ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma iki sorum var.

Sayın Bakanım, bir insan topluluğunun, bir milletin nesilden nesile aktardığı, gelenek halinde devam eden maddi ve manevi varlıklarının, değerlerinin bütünü; inanç, bilgi, sanat, âdet ve geleneklerin bütünüyle yaşayış ve davranış şekli olarak özetleyebileceğimiz kültürümüzün ve öz değerlerimizin taşıyıcıları da hiç kuşkusuz, yazı, kalem ve kitaptır. Ben, öğretmenlik yıllarımda, Kültür Bakanlığımızın dolu dolu kütüphanelerle sık sık haşır neşir olurken, güzel kitaplarınızla karşılaşıyordum. Bunları bu şekilde devam ettirecek misiniz? Özellikle çocuklara yönelik klasiklerimizi de esas alan hikâye, masal, öykü, onlar hakkında neşir hayatına, yayıncılığa devam edecek misiniz? Bu noktada benim şahsî kanaatim devam etmeniz yönünde olduğunu anladınız herhâlde. Teşekkür ediyorum.

İkinci, yine turizm. Size baştan teşekkürü bir borç biliyor ve teşekkür ediyorum. Siz, bir ülkenin tabii ve tarihî güzelliklerini görmek, tanımak üzere yapılan gezi ve seyahat olan turizm ve o bakanlığa geldikten sonra Türkiye’yi gördünüz, Türkiye’ye baktınız, Türkiye’yi gördünüz ve bu arada, Kütahya’ya da baktınız, Kütahya’yı gördünüz, Kütahya’ya değer verdiniz, Kütahya’yı fark ettiniz, teşekkür ediyorum.

İlkler şehri diyebileceğimiz, özellikle turizm seyahatse, geziyse, Evliya Çelebi Kütahyalı, Seyahatname’si var; Şeyhî hekimdir, Kütahyalıdır ve birçok değerli olanın Kütahya’yı tanıdınız ve bu arada, bundan sonra da bu verdiğiniz değerlerden olarak ifade edebileceğimiz, 36 tane sıcak suyu olmasını değerlendirdiniz, termal turizm kentleri projesi içine aldınız. Destinasyon çalışmalarında, bütün illerde yapılırken, on bir ilde bitmiş, bunun birinci sıraya aldınız, tanıtımını beraberce yaptık. Bu noktalarda teşekkür ediyoruz. Son öğrendiğimiz, aldığımız bilgilere de, ülkemizi, şehirlerimizi marka kentler projenizle marka haline getirirken, bu ülkemizin marka olmasını, dünyada giden bir yol olduğunu düşünüyorum. Buna devam edecek misiniz? Ve, Kütahya’yı da gördüğünüz, baktığınız şehri ihmal etmeden, bu hizmetlerinizin devam edeceğini sizden tekrar duyabilir miyim? Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, sorular da tamamlanmıştır.

Sayın Bakan, başlangıçta yapacaktık, ama, bürokratlar kendilerini tanıtırlarsa, önce tanıştıralım, ondan sonra size söz verelim.

(Bürokratlar kendilerini tanıttı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Bakan, şu ana kadar ortaya konan görüş, eleştiri ve sorulara cevap vermek üzere size söz veriyorum. Bir yarım saatte… Tabii, çok sayıda sorular var. Şüphesiz, bunların hepsine cevap verme imkânı yok, ama…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Kıymetli Başkanım, kıymetli milletvekili arkadaşlarım, Komisyonumuzun değerli üyeleri; latife latif gerek derler. Ben, hem Kumkumoğlu’na hem de Kâzım Başkanıma bir latifeyle bazı hususları, şahsım ile ilgili bazı hususları anlatmak istiyorum, anlattıktan sonra da, elimden geldiği kadar da sorularınıza cevap vereceğim. Bir de, Aydınlı olduğumdan, ben fazla konuşmayı sevmiyorum. Herhâlde, fazla konuşmanın da yararı var, çünkü, konuşmazsan bir şey yapmadı zannediliyor. Lâkin, ben bir şey yaptığımı zannediyorum yani. Zannetmiyorum, ispat da edebilirim, ama, yine kısa konuşayım, Aydın havası olsun.

Kâzım Başkan, başladın, dedin ki “ulumasıyla meşhur” filan… Ben de, ta Başkanlığın zamanından beri bilirim sizi, sizin de hep gözleriniz sabahleyin şişer. Ben bundan dolayı bir şey demem. Neden demem, biliyor musunuz? Sabaha kadar Ordu için çalıştığınız için gözleriniz şişer de onun için şişer ve bu meseleyi kendime çevirerek, tayin oldum, nedendir bilmem, bir ajans, Divriği’de ve Bursa’da, iki kamerayla beş saat üzerime dikildi. Bir gözümü kapatsam da… Hatta, birisi de, haber merkezinden haber de geldi, Genel Müdür arkadaşım duydu. İlle gözü kapalı resim çek dedi. Canım da, çok hoşuma gitti bu haberi duyunca. Gazeteci arkadaş, dedim; dur, bir gözümü kapatayım, çek, ondan sonra rahat rahat çalışalım, ama, bu artık benimle beraber oldu, ben bundan da hiç de rahatsız değilim. Gazeteci arkadaşlarıma, iyi niyetten biraz yoksun olmasına rağmen yine teşekkür ederim. Çünkü, o sayede bende uyku hastalığı varmış (sleeping apne) onun teşhisini yaptı ve onun neticesinde de, gece bir makine takıyorum, onunla uyuyorum ve Allah’a şükür, sabaha kadar da uyumuyorum. Geçen hafta Abbas Güçlü de bütün Türkiye’ye gösterdi, eksik olmasın; ikincisi, size… Başladınız, öyle bir zihniyetle diye, benim şeyhliğimden falan bahsettiniz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben öyle bir şey konuşmadım. Bir gelenekten bahsettim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Öyle dediniz canım.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir gelenekten bahsettim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Gelenek dedin, ama… Ama, dur canım, sen söyledin, ben de söyleyeceğim.

Şimdi, Amerika’ya, eksik olmasın, devlet beni tahsil için gönderdi, kurs için, bir sene falan kaldım, geri döndüm. O zaman, Çiğli Havaalanı açık. Yani, biraz da ben mütevazı adamım filan, hanımım bile gelip beni karşılamadı, kimse karşılamadı, şoförüm karşıladı. Ertesi günü, bir gazetede, mahalli bir gazetede manşet: “Tarikat şeyhi olan Atilla Koç’u, tarikatta daha alt derecede olan İzmir Valisi ve İzmir Belediye Reisi karşıladılar ve ellerini öptüler.” Tövbe vallaha. Ne geldikleri var, ne şey ettikleri, ikisi de benim Mülkiye’den ağabeyim. Ondan sonra… İkincisi, bir şey daha: Dervişlik, tarikat marikat bir neşve işidir. Evet, ben gençliğimden, çocukluğumdan beri dindar bir adamım, ama, hayatımda ne tarikata girdim ne cemaate girdim, hiçbir şeyim olmadı, böyle bir geleneğim var, Atilla Koç’un geleneği bu Sayın Kumkumoğlu. Neyse, bu iki lafı söyledikten sonra, gideyim. Gazeteci arkadaşlar, siz yine devam edin her ikisine de, hiç önemli değil.

Değerli Başkanım, değerli üyelerim; Türkiye bu yıl…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Bakan, affınıza sığınarak bir şey söylemek istiyorum. Mülki amirler böyle bir şey yok diyorlar, ama, “sanatçılar evinde ölsün” şeklinde bir açıklamanız var. Arkadaşımızın da dediği “bazı bakanlar da evinde uyusun” dedi.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Onu da mı izah edeyim?

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Bilmiyorum, arkadaşların size lafı mı var… Be de onu ileteyim, üzerimde kalmasın…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Bunu da izah edeyim. Çok

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Bazı bakanlar da dedi, evinde uyusun dedi.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – İstanbul’da, bütün Bakanlık dönemimin İstanbul’a yaptığım hizmetleri anlatmak için, AKM’de, Atatürk Kültür Merkezinde bir toplantı yaptık, çok da kalabalık. Konuştum, izah ettim, yaptıklarımı, İstanbul’a yaptıklarımı; kültür, sanat, turizm alanında yaptıklarımı anlattıktan sonra, şehir tiyatrolarına bağlı bir arkadaş dedi ki: “Size çok teşekkür ediyorum. Bize imkânlarınızı verdiniz, bize destek oldunuz, yaptıklarınızdan dolayı teşekkür ederiz, ama, sizden bir isteğimiz var.” Biraz önce siz de bahsettiniz, ben ondan dolayı da çok memnun oldum. 65 yaşının üzerinde eğer ezberleme kabiliyetini de yitirmemişse o sanatçı, o sanatçının çalışmasında fayda vardır, çünkü, makyajlarla çalışacağına, tecrübesiyle onun rol alması uygundur, ama, maalesef, kanunlarımız, 65 yaşında engel getiriyor. Son engel meselesi de, iki üç gün önce, Anayasa Mahkememizin verdiği bir iptal kararıyla ortadan kalktı, inşallah bundan sonra çalıştırmaya başlayacağız. Ben, sizinle aynı kanaatteyim. Bunları 65 yaşından sonra da çalıştırmamız lazım ve kanun müsait değilse bile değiştirmemiz lazım, ama dedim, bazı sanatlar da, 65 yaşına kadar yapılmaz. Mesela, bir bale sanatı, bir opera sanatı 65 yaşına kadar yapılmaz, ama, onlar dahi emeklilikle çalıştıkları zaman arasındaki maaş farkları çok olduğu için, mecburen çalışıyor. Yeni bir düzenleme yapılması gerekiyor, Çalışma Bakanlığımızın nezdinde, Emekli Sandığının nezdinde. Bazı sanatçıların mesela 50 yaşında emekli olması -opera ve bale sanatçıları için- ama, Türkiye’nin aktüerya hesaplarından dolayı da maalesef bunu yapamıyoruz. Ben inanıyorum, bazı sanatçılar hakikaten… Arkadaşımın söylediği de şuydu: Biz sanatçılar sahnede ölmek istiyoruz demişlerdi. Evet, ben de aynı kanaatteyim, bazı sanatçılar sahnede ölmesi lazım, ama, bazı sanatçılar da evlerinde ölmesi lazım dedim. İşte, bu.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Hiçbir sanatçı bunu kabul etmez.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Yani, şimdi, kabul etmesin baba, yani ben bir şey demiyorum. Yani, ben bir şey daha söylüyorum, 65 yaşında da bale yapılmaz arkadaş ya.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – O zaman drama akademisini kurarsınız, öğretmenlik yaparlar. O ayrı bir tartışma konusu.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ayrı bir tartışma konusu, ama, ben bir şey daha söyleyeyim: Bu Türkiye’de –bir meseleyi söyleyeyim- bir somurtuk, böyle, kafadan, yüksekten bakan bakan mı olalım, halkla beraber ve bazı şeyleri espriyle söyleyen, şey mi olalım. Yani, ben de onu anlamadım. Bir şey daha söyleyeyim, dinî inancım gereği de, Allah gecinden versin, geç ölsünler dedim, onu da söyledim, ama, bunu cımbız gibi çekip koyarsanız, e, ne yapayım, bu da benim kaderim yani.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – En iyisi sanatçılarla hiç tartışmamak Sayın Bakanım.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Sanatçılarla tartışmamak…

Ben bir şey daha söyleyeyim: Ta çocukluğumdan beri, hem tiyatroda bulunan, tiyatro yapan hem de romanıyla, şiiriyle bu ülkenin çok ilgilenen ve her çıkan romanı ilk ben okuyayım diye -ama geçen sene üç yüz roman çıktığı için hepsini okuyamadım- bir adam olarak canım bir entelektüel olarak benim münakaşa etmek hakkım var. Tartışmak değil, kavga etmek değil, beyefendiyi demin bakanımız şey etti, tartışmak hakkım.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Bu vesileyle sanatçı arkadaşlarımdan özür dilemiş oluyorsunuz, yanlış anlaşıldığınız için.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben özür dilemiyorum. Bir şey daha söyleyeyim, ben hayatımda hiçbir tarikata girmediğim, şeyhliği bırak, el öpmeyi sevmediğim bir adam olarak tarikat şeyhi olarak koskoca vali, koskoca belediye başkanını el öptüren özür dilesin. Ben niye özür dileyeyim? Ben bir şey yapmadım.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Benim söylediğim şey tarikatçılığınızla alakalı değil.

BAŞKAN – Sayın Şimşek, lütfen müdahale etmeyelim. Sayın Bakan cevaplarını versin.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ama herhâlde biraz kendimi anlatabildim.

Değerli Başkanım, değerli üyelerim; sorularınızı elimden geldiği kadarıyla cevaplandırmaya çalışacağım. Vaktin kısalığını da, müsaade edin, şey etmeyin. Senede bir geliyor. Türkiye bu yıl çok önemli kültürel başarılara imza attı. Nobel’i kazandık. Mesela geçen gün bir Nobel meselesinde geçen gün Genç Bakış’ta aynı üniversitede yan yana oturan iki arkadaş. Birisi el kaldırdı, soru sordu. Dedi niye Orhan Pamuk’a yardım etmediniz. Yardım etmediniz lafından dolayı aleyhte tezahürat. Döndüm dedim ki, yardım ettik, teşekkür ettim, onun dışında ya da projesiyle altı tane eseri dünya dillerinde Kültür Bakanlığı tarafından desteklenerek çevrilmiştir ve bundan da çok mutluyuz, Türkçe kazanmıştır, bir Türk insanı da Nobel almıştır. O oturdu, alkışlandık. Kendileri de alkışladılar. Yanı başında arkadaş çıktı, efendim Türklüğe hakaret eden bir adama nasıl para yardımı yaparsınız? O da alkışlandı. Yani böyle bir yapılanma. Bir Türk olarak, Türkçe’nin sevdalısı olarak bir tek şeyin üzerinde duruyorum: Kendi içimde bir mantık hatası yapmamak bir de Türkçe hatası yapmamak. Ondan sonraki hatalarım herkes tarafından affola. Nobel kazandık. İstanbul 2010 Kültür Başkenti oldu. 2008 Frankfurt Kitap Fuarında konuk ülke olduk. 2007 Mevlana’nın 800’üncü doğum yılı UNESCO tarafından kabul edildi. İyi haberlerle konuşmama başlıyorum. Ayrıntılı sorularınızı yazılı ve bir kısmını da sözlü cevap vereceğim. Ama bazı temel sorulara cevap vermek istiyorum. Öncelikle kültür politikası farkını belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, hedefimiz olumlu bir kültürel ortam yaratmaktır. Sonrasında herkesin kültürel imkânlara ulaşmasını temin etmek görevimizdir, tıpkı çağdaş dünyanın yaptığı gibi. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk elbette bir kültür politikasıyla girdi. Çünkü kültür politikasıyla yeni bir düzen, yeni bir devlet, yeni bir ulus meydana getirmek durumundaydı. Allah’a şükür ki onun o eserleri ve o politikası kök tutmuştur, o açıdan herhangi bir şüphemiz olmadığı için biz bunun üstünde programları tatbik ediyoruz. Söylemek istediğim bu. Ama, tekrar, Atatürk kendi içinde bile önce millî mimarlık projesini geliştirdi, ama ondan sonra bir başka dönemde İstanbul’u bir Fransız mimara, Ankara’yı da bir Alman mimara şehircilik açısından düzenlemeye, yani kültürel alanda yeni bir anlayışa geçti. Bu anlayışa geçti derken onlar gayri millî yapıyor manasında değil. Yani ulusalı uluslararası insanlarla, bir arkadaşımızın da söylediği gibi, yurt dışından gelen ilim adamlarıyla da bu kültürel hareketi devam ettirdi, onu anlatmak istiyorum.

Hacı Bektaş, Mevlana, Yunus, Nasrettin Hoca ve Osman Gazi hepimiz partiler üstü bir yaklaşımla ve bu toplumun temel direkleri olarak ele alınmaktadır. Biz böyle almaktayız. Sanat kurumları Bakanlığım zamanında kadro ve imkân bakımından en önemli, en rahat devrini yaşıyor. İddia ediyorum. Onbeş senedir diyorum operaya bir tek sanatçı alınmamıştır. Sadece bu yıl opera ve baleye 234 kadro sağlanmıştır. Bunu tiyatro, koro ve senfoniler için de aynı şekilde yaptık ve tiyatro kadrosu zannediyorum bu ayın sonuna kadar gelecek ve imtihan açacağız. Müzeler için de aynı işlem gerçekleşmişti. Bu yıl müzelere 299 arkeoloji ve sanat tarihçisi, kütüphanelere 73 kütüphaneci alındı. Tekrar ediyorum, bu rakamlar son onbeş yılda hep sıfır sıfır gitmiştir. Bu süratle, bu sürede kapalı müze ve kütüphane tarihinin en alt düzeyine inmişti. Geçen sene de söyledim. Geldiğimde 230 tane kütüphane kapalıydı Türkiye’de. Kazılara ilk defa 10 trilyon katkı sağlanmıştır. Bundan önce sağlanan en fazla para 500 milyar liraydı ve bu son dönemlerin en üst limitidir.

Yerel yönetimler meselesinde zatıalinize cevap vermek istiyorum. Bizim kanunumuzda o sizin dediğiniz kanun gerçekleştirmedi.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben sadece anlayıştan bahsettim Sayın Bakan.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Peki.

Küçük müze ve kütüphaneler, galeriler, kültür merkezleri özel idarelere veriliyor. Ulusal müzeler, bölge kütüphaneleri, tüm ören yerleri, tiyatrolar, opera ve baleler, güzel sanatlar genel müdürlüğünün koroları ve senfonileri Bakanlığımda kalıyor.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Biz bunu bu komisyonda aylarca tartıştık.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben bir şey daha söyleyeyim. Benim yeni sevk ettiğim bu kanundaki durum bu. Dediniz ya her şeyi özel idareye veriyoruz. Siz dememiş olabilirsiniz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben söyledim Sayın Bakan. Kamu yasası yasa tasarısı sizin iktidarınızın bir tasarısı ve ben dedim ki aslında burada böyle bir bakanlığın varlığına inanmayan bir heyet var. Tabii şahsınızdan bahsederek, personelinizle ilgili söylemedim. Niye, çünkü iktidarınızın çıkardığı kamu yönetimi yasa tasarısında bu Bakanlık ortadan kaldırılıyor. Bu Bakanlığın yetkileri ve sorumlulukları yerel yönetimlere devrediliyor.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Nerede yazıyor bu ya, nerede yazıyor Sayın Kumkumoğlu? Göster. Hayret bir şey ya!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir daha okuyayım mı?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, aynı konuya dönmeyelim, gerekli açıklamalar yapıldı.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Sayın Kumkumoğlu, benim Bakanlar Kurulundan çıkardığım ve komisyonlardan hem Turizm Komisyonundan hem Kültür Komisyonundan geçen ve aşağıya inen, Meclise inen kanundaki durum bu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bunu geçiremeyeceğinizi görünce oraya doğru yöneldiniz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – İyi yapmışız. Tamam, peki, sizin dediğiniz olsun, ama netice bu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hayır, bir şey demiyorum. Sizin nihaî talebiniz o değildi, o bizim nihaî talebimizdi, geldi.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Sizin dediğinizi yaptık, mutlu olun o zaman.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ya o zaman mutlu ol Kum…

BAŞKAN – Kumkumoğlu…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) - Şimdi Kâzım Bey gitti herhâlde. Ordu Kültür Merkezi Millî Emlak Genel Müdürlüğü tarafından Bakanlığıma tahsis edilmiştir. Dedikleri doğrudur. Ama, o arkadaş hakkında, İl Kültür Müdürü hakkında dosyasında –Kâzım Bey gel- herhangi bir şey yok, dediği hususlar olsa hukuken zaten orada vekâletle de olsa duramaz. Bizim dosyamızda onlar yok. Şu olabilir: Bir ara af çıktı, sicil affı çıktığı için dosyasına bunlar girmemiş olabilir ve sizin dediğiniz de doğrudur. Ben onun için herhangi bir şey söylemiyorum. Ama ben durumu anlatmak istiyorum.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Bir şey söyleyeyim hemen.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Buyurun.

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Rıza Us’un… Evet bizi dedi almışlar, ama gerekçeleri sizin söylediğiniz gibi değildir dedi…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Kayıtlarda yok, onu söylüyorum. Afla şey olduğu için… Ben, siz yanlış söylüyorsunuz demiyorum. Ama benim kayıtlarımda bir şey gözükmüyor. Kültür merkezi meselesinde sözümde devam ediyorum. DPT’ye teklif yapılmıştır ve inşallah 2007’de bunu atacağız ve aşağı yukarı Ordu’ya da 525 milyar lira da para gönderilmiştir. Ordu Aybastı Turizm Merkezi ilanı yapıldı. 2006 yılında tahsise çıkarıldı. Ancak herhangi bir talep olmadı. Ordu-Fatsa-Çerkezler ve Şahincili Turizm Merkezi ilanı çalışmaları devam ediyor. Kurum görüşleri alınmaya başlamıştır. Onu da yakında çıkaracağız. Ayrıca, Sinop’tan Hopa’ya kadar yapacağımız turizm ve yayla turizmi meselesindeki çalışmalarda TOKİ kiralamak üzere, çünkü, maalesef Karadeniz’de hem yol yok hem de konaklama tesisi yok. Her ilimize oteller yaptıracağız. Kendimiz işletmek değil, TOKİ yapacak, ama işletmeciler işletecek. Bir tanesini de Ordu’da yapacağız. Boztepe’deki planlama çalışmaları Sayın Ordu Belediye Başkanımız tamamladı. Onun da yakında temelini atacağız.

Konya Beyşehir Kudabat kazısı için, Sayın Mustafa Ünaldı, 2005’te 40 milyar gönderildi, 2006’da da 40 milyar ve 2006 yılında toplam 73 milyar gönderilerek çalışmalar devam etmektedir.

Türk Oyunları meselesinde bir arkadaşımız ileri sürdü. Biz bunu yapıyoruz, oyunlar açısından. Geçen sene son yüzyılda kullanılmamış 50 makam ve usul hakkında bir Türk musikisi yarışması yaptık. 493 eser katıldı ve 50 tanesini mükafatlandırdık. Oyun yarışması açtık. Türk romanlarını uyarlama ve Türk masallarından uyarlama diye 125 tane müracaat oldu. İlk beş tanesini de ödüllendirdik. Atatürk’ün Türksoy operasından sonra yapılmasına ara verilen ilk defa benim zamanımda yapılan bir şey yaptık. O da Türk tarihine dayanarak opera bestesi ve librettoları yazılması. Son aşamaya gelmiştir. Herhâlde bu ayın sonunda onu da ilan edeceğiz. Memnuniyetle gördük. Biz o kadar beklemiyorduk. Çünkü çok zor bir iş. 8 tane eser müracaat etmiş ve bu da son elli değil, altmış yetmiş yılda ilk defa olan bir hadise.

Kemal Bey, Divriği Ulu Camii meselesine kendim özellikle üç dört defa gittim. Dediklerinizin hepsi doğru. 2,3 trilyon da para gönderdim. İki defa ihaleye çıktım, ihaleye giren olmadı. Yerin de şey olduğu anlaşılınca vakıflara devrettim. Yalnız orada bir mesele var. Mimarlar o mesele Doğan Kuban Hocanın görüşüyle Metin Sezen Hocanın görüşü farklı. Bu iki görüş açısından da telif edilemeyecek kadar farklar var. Ya bir görüşe şey edeceğiz ya diğer görüşe. Ben Metin Sözen Hocanın görüşünden yanayım. Ama, sadece bu kadar söylüyorum. Çünkü zaten o iş Vakıflar Genel Müdürlüğümüze verildi. Parası hazırdır. Ben gönderdim. Ama durum bu. Üç defa ihaleye çıktım, maalesef giren olmadı. Anlatabiliyor muyum?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yani zorluğundan mı Sayın Bakan.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Biraz zorluğundan.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Nasıl olacak o zaman?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bu hususta vakıfların şeyleri benim şeyden daha fazla.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, hükûmetle konuşursanız, bu eseri topluma kazandırmak için özel bir yasa çıkar, Sayın Tüzün hocanın görüşüne uygunsa ona göre de yapılsın.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Devam ediyor. Onu Vakıflar üzerine aldı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) –Bakanlar Kurulunda görüşülüp bunun için özel bir yasa, özel bir düzenleme, Vakıflar yapsın onu, çok şey değil. Yani bunu kazandırmak lazım.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben de sizinle aynı kanaatteyim.

Kemal Bey, kütüphanelerde yine yüzde 5 bir komisyon alınıyor dediniz. İddialarla şey edersek, bir iddiadır bu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Espri olsun diye söyledim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben de espri olsun diye söyleyeyim peki.

Kütüphanelere kitap alımı konusunda hem kitap çeşidi hem de sayısı bakımından muazzam bir artış yaptım. Söz konusu gazete yazılarına defalarca cevap verdim. Kitap alımı ödeneğinin iki bölü üçünün kütüphanelere gönderilmeye başlanması ve bizzat kütüphaneler tarafından alımının yapılması bu konuda objektif tutumumuzun en bariz belirgin göstergesidir. 2006 kitap alımı bütçesi merkezden alım 700 milyar liradır. Kütüphanelere gönderdiğim ödenek ise 1 trilyon 493 milyar liradır.

Ayrıca, Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünün stopaj hesabından da sağlanan 1 trilyon lirayla kitap alınmıştır. Bakanlığımızca başlatılan kütüphaneler için kitap kampanyasından elde edilen yaklaşık 100 bin kitapla birlikte 2006 yılında kütüphanelerimize yaklaşık 550 bin kitap gönderilmiş olacaktır. Bu sayı şimdiye kadar kütüphanelere gönderilmez. Gönderilmiş en çok kitap sayısının en az üç katıdır. Alınan kitap fiyatları satış üzerinden -yüzde 15 dediniz ya- zaten indirimleri yüzde 30, yüzde 50 indirim yapmaktadır yayın evleri.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – O boyutlardaki kitap için normal.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Ben anormal demedim. Ama bir şey var. Adam bir de bunun üstünden yüzde 15 komisyon verirse bu adam kitap vermiş olmaz, ziyan etmiş olur. Bir de vergisi var bu işin.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – ADD’nin Marmara bölge temsilciliğinin bir çalışması var. Nutuk. Olağanüstü sayılarda. Tam rakam aklımda değil ama 500 bin civarında dağıttılar zaten. 2 milyon 100 bin lira gibi bir rakama yaptırıyorlar. O kadar kalın Nutuk. Sanıyorum bu ebatlarda bir kitap 20 milyona bile satılmaz. Çok boyutlu alımlarda böyle bir şey olur Sayın Bakan.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bu kadar kitap alınmış ve her kitaptan da ,en fazla aldığımız kitaptan da 200 tane alıyorum. Ben inanmıyorum. Ama Türkiye’de olmaz olmaz değil. Ama 200 kitaptan yüzde 10 alacak kadar işi bu kadar da rezilliğe düşürdüyse hepimize yazıklar olsun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, kitapların listesi soruldu. Hangi yayınevinin kitapları?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Hepsini yazılı olarak size göndeririz. O hususta bir yanlışlık yapmışsak da düzeltiriz ve özür dileriz.

Aşağı yukarı, Ali Kemal Bey, Balıkesir’e 1 trilyon 178 milyar ödenek göndermişim. Yani her tarafa elimden gelen yardımları yapmışım. Aydınlı hemşerim Mesut Bey, Aydın kültür merkezi ikmal ihalesi yıl sonuna kadar yaptırılacaktır. Arkadaşlar bir mesele üzerinde çok… İster uyudu deyin, ister şu deyin, onlar beni hiç üzmez. Ama bir şey üzer. Çünkü 33 senelik idarecilik hayatımda bir şey beni çok şey eder. O da bu yolsuzluk meselesi, ihalelerde mesela. Bu meselede de örneğini göstermişimdir. Çok da memnunum. Bir arkadaşım ihale aldı. Bu ihaleyi bir arkadaşım aldı benim. Benim partimin adamı aldı. Aydın Kültür Merkezi ihalesini. Fakat, arkadaşım aldığı için değil, fiyatları vicdanî olarak yüksek bulduğum için ben bu ihaleyi iptal ettim ve yenisini yapıyorum. Öyle değil mi Mesut Bey?

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Evet.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Nazilli kültür merkezinin yapılaşma oranı yüzde 30. Bitirilmesi için daha 6 trilyona ihtiyaç var. Onun için Nazilli kültür merkezini Nazilli Belediyesine o yapması üzerinde anlaştık, protokol imzaladık. Nazilli Belediyesine devrediyorum. Belediyeyle Bakanlık birlikte tamamlayıp hizmete açacak. Burada bir mesele. Arkadaşlarımın hüsnüniyetinden hiç şüphem yok. Benim bir âdetim de var. Kaymakamlığımda da, valiliğimde de hiç yapmadım. Benden önceki arkadaşlar hakkında hiçbir şey konuşmam. Ayıptır zaten. Benim idarecilik edebime de sığmaz. Ama, bu memleketin 500 değil, 800 nüfuslu yerine 1 500 sandalyeyle kültür merkezleri yapılarak Bakanlığa geldiğim gün üzerimde tam 150 tane kültür merkezi vardı, inşaatı. Bir tanesi Bakan ben oralıyım diye yapmış, bir tanesi Bakan, dedim ki, ben o Bakanı tanıyorum, oralı değil, nereden? Annesi oradan gitmiş  dediler. Tam 150 tane. Ben bunların hepsini öncelikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da olmak üzere hepsini bitirmeye çalışıyorum. Bazılarını da belediyeler alırsa devrediyorum. Bazılarından da vazgeçiyorum. Arkadaşların onca ısrarına rağmen de yapmıyorum. Ama, çok üzülerek söyleyeyim. Horasan’da var kültür merkezi, ama Erzurum’da yok. Hınıs’ta var, Erzurum’da yok. Bir tanesi Erzincan’da yapılmış –çok üzülerek söyleyeyim- bütün Erzincanlıları doldursanız yine boş sandalye kalacak. Bu kadar yanlış işler yapılmış. Şunu söylüyorum: Kültür merkezleri projesi doğru bir proje. Ama yer seçiminde çok büyük hatalar yapılmış, çok açık ve net söyleyeyim. İzmir’de yok. Ama Ödemiş’te, Tire’de yarı yarıya yüzde 30’luk, yüzde 40’lık binalar halinde yapılmış ve bir şey daha söyleyeyim. Bunların masrafları da çok fazla. Beraber kullanmamız ve devamlı kullanmak mecburiyetindeyiz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, küçük bir uyarı yapabilir miyim?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Buyurun canım.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bu eskiye dönük yanlışlarla ilgili şeyler söylerken o tarafa bakın. Orada belki onun sorumlularından bazı arkadaşlar vardır, burada hiç öyle bir sorumlu yok.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Var mı sizden sorumlu? (AK Parti sıralarından “Bizde de yok.” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu...

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Bir dakika… Ben sizin bana dost olduğunuzu biliyorum zaten. Geçen sefer de böyle çok size bakmışım. Bir milletvekili arkadaşım “biz tenkit etmediğimiz için bize bakmıyorsunuz.” dedi. Özür dilerim, affedersiniz.

Ali Kemal Bey, kendisi yok. Ayvalık’ta tarihî yapıya destek verilmesi. Bakanlığımca 2005 yılında çıkarılan kanun ve yönetmeliğe göre özel şahıslara ait tescilli taşınmaz yapılara proje ve uygulama yardımı yapılmaktadır, Balıkesir ve Ayvalık’ın içinde bulunduğu toplam 704 tescilli yapımıza yardımda bulunulmuştur.  Toplam 8,5 trilyon lira.

Musa Bey, Karadeniz için özel bir çalışmamız var. Tekrar söylüyorum. Turizm için iki şey çok önemli. Birisi yok, birisi de konaklama tesisi. Karadeniz’de maalesef bunların ikisi de şimdiye kadar yoktu. Bundan sonra olmak mecburiyetinde ve bu olmazsa turizm olmaz. Burada her yerde söylediğim bir başka, zamanında da söylediğim, ama yine burada söyleyeceğim. Dünya çapında  bir merkez de inşallah Sinop olacak. Ama Sinop’un ne havaalanı var ne yolu var ne de oteli var.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Havaalanı var da kullanılmıyor.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yok. O havaalanı, havaalanı değil. Sinop için çok güzel bir laf söylerler. Karadeniz’de on sene çalıştığım için kendimi biraz da Karadenizli sayıyorum. Karadeniz’de güzel bir laf söylerler. Karadeniz’de üç tane liman vardır. Sinop ve temmuz, ağustos. Biz bu Sinop limanını dünyanın en büyük, en güzel yerlerden birisi yapmamız lazım. Bu açıdan arkadaşlarım Karadeniz’e özel önem veriyoruz. Tiyatrolara yardım meselesinde hocam sizin dediğiniz doğru. Ben de öyle yorumluyorum. Ama Maliye Bakanlığı böyle yorumlamadı. Böyle  yorumlamadığı için de işte bugün kültür komisyonunda geçti, turizm komisyonuna geldi. En yakında zamanda çıkaracağız, ama çıkmama durumunda, 30 maddelik kanun da içinde olduğu için çıkmama durumu söz konusu olursa, bir başka arkadaşımın, Berhan Beyin de söylediği gibi özel bir maddelik, iki maddelik bir kanunla koyup muhakkak vermemiz lazım. Şunu anlatmak istiyorum: Özel tiyatrolara yardım meselesine geldiğimde, ben geldiğimde 350 milyar lira yardım yapılıyordu. Bu sene koyduğum para 1 trilyon 750 milyardı. Bu parayı da ödeyemedim, bu meseleden dolayı ödeyemedim. Ama 1 trilyon 750 milyar da az. Daha fazla ayırmam lazım. Ne kadar tiyatroya fazla yatırım yaparsak o kadar şeydir. Burada Çayyolu’ndaki tiyatroyu açtım. Dün de İstanbul’da TİM merkezindeki tiyatroyu açtım. Aydın’da açtım. Geldiğimden beri beş tane devlet tiyatrosu yeni tiyatro kazandı. Ama, bu, İstanbul ve özellikle Anadolu yakası için bu sayının sadece beş tane daha yeni oralarda açmamız lazım. O sebepten, ne derseniz haklısınız, ama, inanın burada benim görüşüm, kanunun böyle yorumlanması gerekiyor. Ama orada bir yönetmelikte bir madde var. Şirketleşme deyince benim de elim kolum bağlı. Onlar paraya izin vermeyince biz de veremiyoruz.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – 1 trilyon 750 milyar alt komisyonda 15-20 gün içinde bu işin hallolması durumu var.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – 10 günde bitecekmiş. Bugün karar alındı. Ama öyle olmazsa bu seneyi muhakkak o paranın ölmemesi için iki üç maddelik hep beraber bir şey verin, çıkaralım.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) –Sayın Bakan, Genel Kurul çalışma şartlarında…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Bakan, olmazsa bir şey kullanılabilir dediniz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Aydın) – Yani, hep beraber çıkaralım diyorum.

Ali Osman Sali Beyin şiir, roman ve hikâye dalında ilk defa bu sene, yani, 2007’de yapılacak ilk eserler ödül yarışması. Yani, mesela, Atilla İlhan’ı alalım. Cumhuriyet Halk  Partisinin  yaptığı bir şiir yarışmasında ikincilik almıştır ve öyle başlamıştır. Yani, onun ilk eseri odur. Bakanlığım öyle bir yarışma yapıyor ve bu yarışmanın dışında da -beyefendi size arz ediyorum- her sene konusunda ileri gitmiş bir sanat ve fikir adamına “Yılın Kültür ve Sanat Adamı” diye büyük ödül veriyoruz ve akçalı bir ödül de veriyoruz ve yine, 2006’da kararını aldık, 2007’de mimarlığı da sadece bir mühendislik olarak değil sanat olarak Mimari Projeler Yarışmasını da açmış oluyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bir beş dakikada tamamlarsanız, kalanını yazılı olarak alacağız.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Peki.

İllerimize sağladığımız ödenek imkânı… Mesut Bey, yani, bu emlak katkı paylarından, yüzde 10’lardan yaklaşık 110 trilyon lira katkı sağlanmıştır. Devamla vilayeti için bu rakam 1 trilyon 750’dir, İstanbul için 25 trilyondur ve bunları belediye reislerimiz valiliklere müracaat ettiklerinde bunlardan kullanıyorlar ve bütün bunlar kültür varlıklarının korunması için harcanmaktadır.

Enis Bey size döneyim veya bir başka arkadaşsa… Biraz önce şuradaki dosyayı incelerseniz, yalnız cumhuriyet öncesi dönemi değil, cumhuriyet sonrası dönemi de eserlerini köylerde dahi olsa onarmaya…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yapılabilir mi?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Evet, var. Ben bir şeyini vereyim. Sayın Denizli Milletvekili, hemşehrim -Denizlililerle hemşehriyiz ya- Mustafa Gazalcı’nın okuduğu okulu, orada bir halkevi varmış, onu onartıyoruz. Başladık yani.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Oradaki bir görevlinizi gönderirseniz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Tamam göndereyim. Not aldım zaten.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, herkesin sorusunun cevabını alma imkânı yok.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Kars, Sarıkamış… Selahattin Beyribey’in sorusu.

Kıymetli arkadaşlarım, cumhuriyeti ve bağımsızlığımızı, demokrasiyi iyi anlamak için cumhuriyet öncesi üç şeyin çok iyi anlaşılması gerekiyor. Bunlardan bir tanesi Çanakkale’dir, bir tanesi Sarıkamış’tır, bir tanesi de 1912 Balkan faciasıdır. Biz, Bakanlık olarak Çanakkale meselesinde epeyce bir ilerleme kaydettik ve ilerlemeleri de devam ettiriyoruz. Sarıkamış’ta da Çevre ve Orman Bakanlığıyla protokolü imzaladık. Protokolü Millî Savunma Bakanlığına, Genelkurmaya gönderdik. Sarıkamış’ı da aynen Çanakkale, Gelibolu gibi ele alacağız. Bir de, sadece bir iki Faik Baysal Hoca’nın, bir de Necati Cumalı Hocamızın romanlarında belirtilen, ama Türkiye insanının, bu Anadolu insanının çok iyi bilmesi gereken Balkan faciasını tekrar gündeme getirilmesi için Balkan faciasının 100’üncü yılının anılacağı 2012 yılı için şimdiden hazırlıklara başladık ve bu hadisede de Edirne’yi merkez üs olarak seçmek niyetindeyiz. Bu hususu da bilgilerinize arz etmek isterim.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sayın Bakanım,  tarihin en büyük soykırımı yapılmıştır. 4,5 milyon Türk katledilmiştir.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Berhan Bey, bu Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğündeki husus doğrudur. Cumartesi günü Sayın Kemal Unakıtan Bey’le, sinemacılarla beraber İstanbul’da toplanacağız ve bu parayı alacağız.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Ayrıca, bu şeyle ilgili sanırım orada…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) –  Onu müzakere edeceğiz ve 30 maddelik torba kanunun içinde bu kanun hâline de getiriliyor bu husus. Yani, ikinci yıla devredilmesi… Kışın da paraların kullanılması imkânı sağlanıyor o kanunda.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Bu Ankara Film Festivaline geliyor musunuz?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ankara Film Festivaline gelecek sene…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – 18 tane sorum var. Herhâlde…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Bir dakika… Hepsini cevaplandıramam. Ben cevaplandırırım da, siz sabredemezsiniz.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Ben çok sabırla bekliyorum.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ben bütün sorularınıza cevap vereceğim, ama, tekraren söyleyeyim. Özel olarak da ben sizin emrinizdeyim. Sizlere ve insanımıza hizmet etmek için şey ediyorum. Yine size bir meseleyi söyleyeyim.

Görüntüden dolayı 2006’da turizm meselesi böyle oldu biliyorsunuz. 2005’te de ben bakandım. O zaman da görüntü aynı görüntü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, Sayın Bakanım, süre doldu. Son cümlelerinizi alalım.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ama, bir dakika, müsaade edin. Bu çok önemli bir mesele. Sayın Çebi gitti, onunla daha da çok…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Şimdi, meselenin özü: Turizm, bu Mes Turizm dediğimiz hadise Akdeniz çanağında büyük bir rekabete şey ediyor. Bu rekabet açısından Libya değil Suudi Arabistan bile bu alana girmek için çalışıyor. Bu sebepten, yaptıklarımızın yanında muhakkak alternatif turizm nevilerine gitmek mecburiyetindeyiz. Yani, bazı şeyleri kolaycılıkla halledilecek zaman değil.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, çok kabaca baktığınız için 2005’teki başarı elbette... Ama, 2004’te…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Bir dakika, Sevgili Kumkum, bir şey daha söyleyeyim, ama, bir izah edeyim. 2005’te de dünyadaki turizm artışı yüzde 5’ti. Biz yüzde 25 arttık. Bu seneki meseleye gelince, ben bu seneden çok ümitliydim, hatta, sükutu hayale uğradım. Ama, aralık ayındaki kuş gribi meselesi fevkalade büyük etki etti. Bizim Karadeniz’de bir atasözü vardır: “Hasım insana mevlit okutmaz.” Bundan İspanyollar da, Yunanlılar da çok faydalandı ve ekzejere etti. Arkasından ocak ayında karikatür krizi. Onun arkasından Trabzon’daki papaz hikâyesi ve ilk üç ayda -arkamda Tanıtma Genel Müdürü var- bir gün ülkemde durmamak üzere bütün her yerde çalışıyoruz. Ama, pat pat pat ön ayırtmalarda dünya kupası mevzi oldu. Ön ayırtmalarda yüzde 50’den fazla, yüzde 60’a kadar iptaller oldu. Bunu, çalıştık, çalıştık ve haziran noktasında even noktasına geldik ve ağustos ayı içinde yüzde 1’lik hafif bir artış oldu, fakat, Marmaris ve Antalya patlamaları, özellikle Antalya ve Muğla taraflarında eylülde yüzde 16, ekimde yüzde 18’lik düşüşler şey etti. Ha, ben bunu… “Bahane” dediniz de, emin ol, bu bahane değil yani, objektif bir şart.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bu ülke için bunların her biri bir gerçek. Bu coğrafyada bu her zaman yaşanabilir. Belki de bunlara dönük ne yapılabilir?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ha, bunlara dönük meselesini de söyleyeyim. Bu iş için özel olarak şeye para gönderdik. 1.450 noktada, Antalya’nın bütün ilçeleriyle, 1.450 yerde de kameralar altına aldık. Ama, bunu bütün Ege bölgesinin sahillerine yaymak mecburiyetindeyiz. Ama, bunu, benden ziyade İçişleri Bakanlığı yapacak, ama, ben para göndermeye ve geçen gün de konuştum, Maliye Bakanlığı da… Yani, esasında kocaman bir para değil de, 20-30 trilyona baliğ olacak bir şey. Hiç olmazsa bunu yapalım. Biz, gerek Marmaris’teki gerek Antalya’daki adamları yakaladık, ama, bade harabül Basra…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Bakan, herhalde bitiyor ama…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, tamamlıyoruz. Lütfen…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Yazılı versin o zaman Sayın Bakan.

BAŞKAN – Yazılı verecek zaten.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Orman Çiftliği meselesi benimle ilgili olan tarafı koruma kurullarında görüşülmesi, anlatabiliyor muyum? Benim koruma kurulunda bizim kanunun verdiği imkânlar doğrultusunda koruma kurulundan herhangi bir şey geçmedi. Anlatabiliyor muyum? Benim bu husustaki herhangi bir baskım söz konusu olamaz.

Arkadaşlar, bir şeyi önyargılarla davranılmaması için söyledim. Kemal Unakıtan meselesinde, siz mi sormuştunuz, ben size söyleyeyim.

Biz, Türkiye’de bu koruma kurullarının çok yavaş çalıştığı ve yavaş çalışmasından dolayı hem zarar gördüğümüzü hem de suistimallere yol açıldığından 20 olan sayıyı 28’e çıkardık.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hiç itirazım yok Sayın Bakan, ama, ben sadece 3 numaralı…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Bir dakika, izah edeyim. Bir dakika… Biraz da sabırlı ol, ben anlatayım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hay hay efendim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – KUDEB’lerle koruma uygulama 81 vilayette, yani İstanbul’da verilen müracaatın on beş gün sonra müspet menfi cevabını alacak bir hâle getirdik. Bu, bir. Bunun için sayı 3’den 6’ya çıktığından kurullar arasında değişiklikler oldu ve o kurulda, yani, Kemal Unakıtan’ın müracaatını yaptığı 1’inci Kuruldaki heyetten 3 arkadaş başka bir kurula gitti.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) –  Hayır efendim.  Bazıları hiç başka kurula da gitmedi, ama, neyse, başka bir kurula gitmiş olsun.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Hayır, görev süresi sona eren var, başka kurula giden var, ama, Milliyet gazetesi de manşette bunu verdi. O 3 arkadaşın, ister şeyi bitsin ister başka yere gönderilen, 3’ü Kemal Unakıtan’a müspet oy veren arkadaşlar.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Emin misiniz Sayın Bakanım?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Ben zaptını getireyim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İki tutanakta da  görülüyor.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, yazılı olarak alalım onları, kalanları da aynı şekilde.

Teşekkür ediyoruz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Peki.

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam, kapattım.

Değerli arkadaşlar, kapattım.  Lütfen… Yani, böyle…

Sayın Şimşek, bir defa…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Berhan Bey, bir şey daha söyleyeyim size… Üç saat cevap vereyim…

BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) – Sayın Bakanım, sizden bir şey rica ediyorum: Bu personelin tazminatıyla ilgili bir çalışma…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Çalışmam lazım. Hele bu kadar personelimden ayrı çalışmak…

BAŞKAN – Evet değerli arkadaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 (01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(07 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN – Bir önerge var, okutuyorum:

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçe ile kabulünü arz ve teklif ederiz.

Osman Nuri Filiz                             Seyfi Terzibaşıoğlu                            Osman Seyfi

Denizli                                               Muğla                                                    Nevşehir

Eklenen

Kurumsal                                          21   01   34  00

Fonksiyonel                      08    2    0   00

Finansman                                          1

Ekonomik                                           06   5

Önerilen miktar                                                                               7.000.000 YTL

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ATİLLA KOÇ (Devamla) – Evet katılıyorum.

BAŞKAN – Gerekçesini okutalım kısaca.

Gerekçe:

Bakanlığın 2007 Yatırım Programının 1976H040130 proje numarasında yer alan Kültür Merkezleri inşaatlarının tamamlanıp, hizmete açılabilmesi için  teklif edilmiştir.

BAŞKAN -  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bütün kültür merkezleri için mi?

BAŞKAN – Yapılan kültür merkezlerine ilave ödenek. Hepsi için.

Yapılan değişiklik çerçevesinde oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel Toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap.

(Kesin hesap okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü.

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(07 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B Cetveli

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam)

B Cetveli

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçeleri kabul edilmiştir. Hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyoruz Sayın Bakanım. Size ve bürokratlara çok teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, pazartesi 13.30’da başlayacak, onu ayrıca odalarınıza bildiririz.

                                                                                           Kapanma Saati: 18.48

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.