2007 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE

KANUNU TASARISI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL

VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU

TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE

KOMİSYONU GÖRÜŞME

TUTANAKLARI

 

BAŞKAN: Sait AÇBA

BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ.Sabahattin YILDIZ(Muş)

KATİP ÜYE: Mehmet SEKMEN(İstanbul)

------------O----------

13.11.2006

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

- Türkiye büyük millet meclisi

- Cumhurbaşkanlığı

- sayıştay başkanlığı

- radyo ve televiziyon üst kurulu

 

S Ö Z  A L A N L A R

 

BİRİNCİ OTURUM

 

 

BÜLENT ARINÇ                    TBMM BAŞKANI

Manisa

3-5

MEHMET DAMAR         SAYIŞTAY BAŞKANI

 

5-9

KEMAL NEHROZOĞLU CUMHURBAŞKANLIĞI GENEL SEKRETERİ

 

9-12

A. ZAHİT AKMAN                  RTÜK BAŞKANI

 

12-16

AHMET İNAL

Batman

16-17

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

17-20

SÜLEYMAN SARIBAŞ

Malatya

20-21

HASAN FEHMİ KİNAY

Kütahya

21-23

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

 

 

HALİL AYDOĞAN

Afyonkarahisar

23-24

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ

Trabzon

24-27

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

27-28

KEMAL KILIÇDAROĞLU

İstanbul

28-31

GÜROL ERGİN

Muğla

71-76

MEHMET MESUT ÖZAKCAN

Aydın

31-35

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN

Ankara

35

MUSA UZUNKAYA

Samsun

35-38

BÜLENT BARATALI

İzmir

38-40

MİKAİL ARSLAN

Kırşehir

40-42

ALAATTİN BÜYÜKKAYA

İstanbul

42-44

CEMAL UYSAL

Ordu

44

TUNCAY ERCENK

Antalya

44-45

OSMAN KAPTAN

Antalya

45-47

 

 

 

SORULAR

 

 

MEHMET MESUT ÖZAKCAN

Aydın

47

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ

Trabzon

48

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

48

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

48-50

MUHARREM DOĞAN

Mardin

50

BÜLENT BARATALI

İzmir

50-51

MUSA UZUNKAYA

Samsun

51

KEMAL KILIÇDAROĞLU

İstanbul

51-53

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU

Tokat

53

BÜLENT ARINÇ                   TBMM BAŞKANI

Manisa

53-63

    MEHMET DAMAR            SAYIŞTAY BAŞKANI                                             63-64

   KEMAL NEHROZOGLU CUMHURBAŞKANLIĞI                                                 64

   GENEL SEKRETERİ

   A. ZAHİT AKMAN                       RTÜK BAŞKANI                                            64-66

  

   MADDELER                                                                                                         66-67

    RAUF BOZKURT     TBMM GENEL SEKRETERİ                                                 67

    MEHMET DAMAR              SAYIŞTAY BAŞKANI                                           67-68

    KEMAL NEHROZOGLU CUMHURBAŞKANLIĞI                                                 68

    GENEL SEKRETERİ

    A. ZAHİT AKMAN                      RTÜK BAŞKANI                                                 68

 

    Kapanma Saati: 19.38

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.45

BAŞKAN : Sait AÇBA

BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ: Sabahattin YILDIZ (Muş)

KÂTİP ÜYE: Mehmet SEKMEN (İstanbul)

------- 0 ------

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız, Cumhurbaşkanlığımızın Değerli Genel Sekreteri, Değerli Sayıştay Başkanımız, Değerli Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanımız, basınımızın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri; hepinizi Başkanlık Divanı adına saygıyla selamlıyorum.

Gündemimizde Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi, Cumhurbaşkanlığı bütçesi, Sayıştay Başkanlığı bütçesi ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bütçeleri yer almaktadır.

 Bütçelerle ilgili sunuş yapmak üzere, ilk sözü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza vermek istiyorum.

Buyurun Sayın Başkanım.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli  üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepinize iyi günler diliyorum. 

Bildiğiniz gibi, her yıl, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesini bizzat kendim Komisyonumuza takdim etmeyi tercih ediyorum ve bunu bir görev biliyorum.

Bu yıl da Türkiye Büyük Millet Meclisi 2007-2008-2009 dönemi bütçesini değerli Komisyon üyelerine arz ediyorum.

Son kez sunacağım bütçemizle ilgili zaman zaman geçmiş dönemlerle kıyaslamalar yaparak geldiğimiz noktayı da dikkatlerinize aktarmak istiyorum. Bütçemizin detaylı bilgileri sizlere dağıtılan kitapçıkta ayrıca mevcuttur.

Değerli üyeler, bizim bütçe hazırlığında ve harcamalarında başından beri takip ettiğimiz bir politikamız vardır. Bu politika, kara delikleri kapatarak tasarruf yapmak ve elde edilen geliri yeni yatırımlara aktarmaktır.

Geçtiğimiz dört yıl boyunca, bu politikamızı ısrarla ve başarıyla sürdürdüğümüzü ifade etmek isterim. Zira, Başkanlık Divanı ve Meclis personelimiz olarak, harcadığımız paranın halkın parası olduğunu ve bu nedenle büyük sorumluluk taşıdığımızın bilincindeyiz.

Değerli üyeler, 340 milyon 866 bin YTL olan 2006 Merkezi Yönetim Bütçemizden 31 Ekim 2006 tarihi itibarı ile 225 milyon 316 bin 827 YTL harcanmış olup, bu tutar kullanılabilir bütçe ödeneğinin yüzde 66'sına tekabül etmektedir. Yıl sonu itibari ile bu rakam biraz daha artacaktır.

Bu harcamaların;

Yüzde 63'ünü personel giderleri,

Yüzde 4'ünü sosyal güvenlik kuruluşlarına devlet primi giderleri,

Yüzde 15'ini mal ve hizmet alım giderleri,

Yüzde 14'ünü cari transferler ve

Yüzde 4'ünü sermaye giderleri

oluşturmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'müzün 176'ncı maddesine göre hazırlanan 2007-2009 dönemi bütçe tekliflerimiz, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu ile Başbakanlığın Bütçe Çağrısı ve Maliye Bakanlığının Bütçe Hazırlama Rehberine uygun şekilde;

2007 yılı için                                                                     361 milyon 325 bin YTL,

2008 yılı için                                                                     363 milyon 821 bin YTL ve

2009 yılı için                                                                     371 milyon 452 bin YTL

olarak düzenlenmiştir.

2007 yılı Bütçe Teklifimiz, Yüksek Planlama Kurulu kararına uygun olarak, 2006 yılı kullanılabilir bütçe ödeneğine göre yüzde 6'lık artışla sunulmuştur.

5 ayrı gider bölümünden oluşan 2007 yılı Bütçe Teklifimiz ve tertiplerin bütçe içindeki oranı aşağıdaki gibidir:

Personel giderleri:                                                                                                        186 milyon 845 bin YTL,

Sosyal güvenlik kurumu devlet primi giderleri:                                                        56 milyon 435 bin YTL,

Mal ve hizmet alımı giderleri:                                                                                       40 milyon 260 bin YTL,

Cari transferler:                                                                                                              39 milyon 419 bin YTL,

Sermaye giderleri:                                                                                                         38 milyon 366 bin YTL,

Genel toplam:                                                                                                                361 milyon 325 bin YTL.

Bütçemizde yer alan personel giderleri teklifleri, 2006 yılı kullanılabilir bütçe ödeneğinin yüzde 14 oranında artırılması suretiyle hesaplanmıştır.

Mal ve hizmet alım giderleri bölümünde yer alan kırtasiye, temizlik malzemesi alımları, baskı-yayın, su, elektrik, akaryakıt, doğalgaz, yolluklar, haberleşme, temsil-tanıtma, makine teçhizat alımı ile makine-taşıt-bina bakım-onarımı gibi ihtiyaçlarımızın belirlenmesinde tasarruf ilkelerine azami ölçüde önem verilmiştir.

Ayrıca, Orman Genel Müdürlüğünden kiralanan ek binaya taşınma giderleri ile personel binasının yıkım giderleri de bu yıla mahsus olarak ilave edilmiştir.

Cari harcamalarımızda ilkemiz, az ödenekle ihtiyaçlarımızı en verimli halde gidermek oldu. Örneğin, temel ihtiyaçlardan olan ısınmayı, geçen yıl sonunda devreye giren yeni ısı santrali sayesinde daha düşük maliyetle temin etme imkanı yarattık. Yeni ısı santralimiz, giderlerimizde her yıl yaklaşık 200 bin YTL'lik tasarruf yapmamızı sağlayacaktır.

Bu yıl bütçemizde telefon giderlerinde de önemli düşüşler olmuştur. Daha önceki dönemlerde telefon giderleri her yıl bir önceki yıl harcamasının yaklaşık yüzde 50’si oranında artış gösterirken, kurduğumuz yeni sistem ve yapılan sözleşmeler sonucunda, 2004 yılından itibaren telefon giderlerinde çok önemli tasarruf sağlanmıştır. Yani, 2004 yılında telefon giderlerine 7,2 milyon YTL harcarken, 2006 yılında 5,3 milyon YTL'lik harcama bekleniyor ki, bu yüzde 27'lik bir düşüş anlamına geliyor.

Bütçemizde önemli düşüşlerin olduğu bir başka kalem de sağlık giderlerimizdir. Tedavi giderlerinde, önceki yıllarda harcamalar her yıl yüzde 40'a yakın artış göstermekteydi. Sağlık Yönetmeliğimizin değiştirilmesi, tedavi kurumlarıyla yapılan sözleşmeler ve tedavi kurumlarından gelen faturaların titizlikle incelenmesi sonucunda, 2005 yılında harcamalarda oransal olarak yüzde 41 düşüş olmuştur. Çok çarpıcı olması nedeniyle bir örnek vermek istiyorum: 2004 yılında Fatura Kontrol Birimimizin titiz çalışması nedeniyle bir yılda 8,5 milyon YTL haksız talep engellenmiş ve bütçemizin kaybı önlenmiştir.

Bu yıl, bütçemizde, sağlık giderleri için, önceki yıllarda olduğu gibi yüzde 40'lık bir artış değil, aksine, 2006 yılı sonunda eksi 3'lük bir düşüş beklenmektedir.

Yıllara göre tedavi harcamaları ve bütçeye oranları elinizdeki kitapçıkta detaylı olarak yer almaktadır.

Bütçemizin önemli giderlerinde sağlanan bu tasarrufların rakamsal karşılığı hiç küçümsenmeyecek orandadır. Ayrıca, yapılan düzenlemelerle, hem tasarruf sağlanmış hem de kaliteli hizmet alınmıştır.

Değerli üyeler, kurmaya çalıştığımız sistem, kalite belgeli yönetim, sıkı kontrol ve kadrolarımızın özverili çalışmaları sonucunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, en iyi işleyen kurum olma yolunda ilerlemektedir. Sistem her geçen gün kendini daha da etkin hissettirecek ve kısa bir süre sonra en iyi sonuçlar alınacaktır.

Kurduğumuz ve geliştirdiğimiz sistemin iyi işlediğini gösteren bazı örnekleri vermek istiyorum.

Ocak 2003 tarihinden bu yana, yani, takriben dört yıldır, lokantalarımızda yiyecek ve içecek fiyatlarında neredeyse hiç artış yapılmadı. Buna rağmen, kurduğumuz sistem sayesinde kârlılık oranı yüzde 49 arttı.

Çay ocaklarında sunulan hizmetler, milletvekillerimiz ve personelimizin aylıklarından yapılan küçük sabit bir kesinti ile karşılanmaya başlandı. Bu sayede, kurum hiçbir zarara uğramazken, ayda bazen 300 YTL çay parası ödeyen milletvekillerimiz sadece 20 YTL ödemiştir.

Sistem sayesinde, üstelik,  elde edilen kârla;

Kampus içerisindeki 36 çay ocağı yenilendi,

Mutfaklarımızın fizikî yapıları onarıldı ve ekipmanları yenilendi,

Hammadde temininde kullandığımız yöntem sayesinde, daha kaliteli mal daha hesaplı temin edilmeye başlandı.

Biz verilerimizi ve yönetim sisteminde aksaklıkları izleme kriterimizi sadece tasarrufa odaklamıyoruz, aynı zamanda, kalite, iyi hizmet ve memnuniyet olarak da gözlüyoruz.

Örneğin, HACCP -Türkçesini söylüyorum- Uluslararası Gıda Standardı Belgesi ve Kalite Yönetim Sistemi’ne geçtikten sonra lokantalarımızda yaptığımız ankette;

Lokantalarımızda yemek yiyenlerin;

Yüzde 91'i yemeklerin lezzetinden,

Yüzde 80'i servisten,

Yüzde 96'sı temizlik ve hijyenden memnun olduğunu söylemiştir.

Tüm bunlar doğru bir yolda olduğumuzu göstermektedir.

Saygıdeğer Başkan ve Komisyon üyeleri,  2007 yılı bütçe teklifinde yer alan sermaye giderleri 2006 yılı kullanılabilir ödeneğine göre eksi 34'lük düşüş göstermekle birlikte, bu yıl da çok önemli yatırımları gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

Bunlardan en önemlileri;

Yeni Kütüphane, Arşiv ve Milletvekili Çalışma Ofisleri Binası yapımı ve buna ilişkin proje gideri,

Halkla İlişkiler Binaları (A) ve (B) Blok milletvekili çalışma odalarındaki telefon sistemlerinin yenilenmesi,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu için görüntülü arşiv ve otomasyon sistemi alımı,

Komisyonlarda ve toplantı salonlarında ses sistemlerinin yenilenmesi, konferans sistemi kurulması,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu arşiv sisteminin kapasitesinin artırılması,

Büro makineleri, bilgisayar, işyeri makine ve teçhizat alımları,

Orman Bakanlığı eski binasının hizmet binası olarak kullanılmak üzere bakım ve onarımının yapılması,

Dijital, analog, mikrofilm arşivleme sisteminin kurulmasına devam edilmesi,

Tesisatlarda yapılacak bakım-onarım ve yenileme projeleridir.

Milli Saraylar Daire Başkanlığımıza ait giderler kurum bütçemizin yüzde 16'lık kısmını oluşturmaktadır.

Milli Saraylarda bu yıl da önemli çalışmalar ve yatırımlar yapacağız. Bu yatırımlardan bazıları;

CCTV güvenlik sisteminin kurulması,

Kapalı devre gözetleme sistemi,

Dolmabahçe Sarayı'na elektronik rehber sisteminin kurulması,

Obje ve envanter takip sisteminin kurulması,

Depo müze binası iklimlendirme işinin yapılması,

Şnokerli itfaiye aracı alımı,

Köşk ve kasırların restorasyon işlerinde kullanılacak inşaat, elektrik ve sıhhi tesisat malzemesi alımları,

Saray, köşk, kasır ve fabrikaların bakım ve onarımlarıdır.

Sayın Başkan, sayın üyeler; ana başlıklarıyla 2006-2007 bütçemizi bu şekilde Komisyona arz etmeye çalıştım. Bütçemizle ilgili daha fazla detay ve grafikleri size dağıttığımız kitapçıkta bulabilirsiniz.

Başkanlık Divanı ve tüm Türkiye Büyük Millet Meclisi personelimizle birlikte bütün amacımız, yüce milletimize layık, güçlü, itibarlı ve iyi işleyen bir Meclis yönetimi oluşturmaktır.

Kurumsal olarak yaptığımız çalışmalarımızın kamuoyu üzerindeki yansımalarını olumlu şekilde almaktayız. Devlet kurumları arasında saygınlığı ve itibarı en yüksek kurumlardan birisi oluyoruz.

Meclisimiz, âdeta, sivil toplum örgütlerinin sosyal faaliyetleriyle, sanat etkinlikleriyle dolup taşmaktadır. 2003 yılına oranla, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki sosyal ve sanatsal faaliyetlerde yüzde 200, Meclisimizi tanımak için gelen ziyaretçi sayısında da yüzde 90'lık artışlar kaydedilmiştir.

Dış dünyada Türkiye Büyük Millet Meclisi âdeta ilgi odağı olmuştur. Gelen yabancı heyetlerin sayısında iki katına varan artışlar gözlenirken, Meclisimizin ihtisas komisyonları ve üyeleri, dünyanın her tarafından yoğun davetler almaktadır.

Dünyanın sorunlu bölgelerinden meclis başkanları ve siyasetçiler, Başkanlığımızdan, sorunların çözümü için politik yardım talep etmektedirler.

Japonya'dan Finlandiya'ya, Rusya'dan Cezayir'e kadar dünyanın birçok ülkesinde Meclisimiz en üst düzeyde karşılanmakta, büyük saygı görmektedir.

Birleşmiş Milletlerde, Avrupa Parlamentosunda Meclisimizin reformlarından ve sosyal faaliyetlerinden övgüyle bahsedilmekte ve örnek gösterilmektedir.

Bugün geldiğimiz nokta, önceki yıllara göre gurur duyulacak bir seviyededir. Ancak, bu seviye bizim için yeterli değildir. Bu nedenle, Meclisimizin gücünü, saygınlığını ve itibarını arttırmak için tüm milletvekillerimizin ve siyasilerimizin gayret göstermesi gerekir.

Sayın Başkan, sayın üyeler; güçlü bir Meclis, güçlü bir demokrasi anlamına gelmektedir. Meclisimizin gücünü arttırmaktan korkmamak gerekir. Millet iradesinin temsil edildiği tek makamın gücü, aynı zamanda milletimizin gücüdür. Bu nedenle, başta siyasetçiler olmak üzere herkesin, Meclisin saygınlığını ve gücünü arttırmak için gayret göstermesi gerekir.

Sözlerimi bu temennilerle tamamlarken, Komisyonumuzun sayın üyelerinin bütçemizle ilgili konuşmalarını dinleyeceğim ve ilgili sorularını yanıtlamak istiyorum.

Sayın Başkan, sayın üyeler; umut ediyorum ki, bu, bütçe görüşmelerinin yapıldığı son toplantı olacaktır. Önümüzdeki yıl yapılacak seçimler dolayısıyla belki bütçe için tekrar bir araya gelemeyebiliriz. Dört yıldan bu yana Meclis Başkanlığını yürüttüğüm süreç içerisinde sadece bir defa Plan ve Bütçe Komisyonunda -o da bir mazeretim sebebiyle- bütçemizi takdim edememiştim. Bugün, son toplantıya katılmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Bütçemizi takdirlerinize sunuyorum; sizlere hem bütçemizle ilgili hayırlı olması temennisini hem de önümüzdeki seçimlerde büyük başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, teşekkür ederim.

BAŞKAN - Değerli Meclis Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz.

Şimdi, Sayıştay Bütçesini sunmak üzere Sayıştay Başkanımıza söz veriyorum.

Buyurun Sayın Başkan.

SAYIŞTAY BAŞKANI MEHMET DAMAR  - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin Sayın Başkanı, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, değerli bürokratlarımız ve basınımızın değerli mensupları; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyor, şahsım ve Kurumum adına en derin saygılarımı sunuyorum.

Sizlere takdim ettiğimiz faaliyet raporunda, geçen bir yıllık dönemde Kurumumuz tarafından gerçekleştirilen faaliyetler ayrıntılı olarak yer aldığından, burada mümkün olduğunca tekrardan kaçınarak önemli gördüğüm konular hakkında sizlere bilgi sunmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bilindiği gibi, Anayasamıza göre Sayıştay, Devletin gelir – gider ve mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen, sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükme bağlayan ve denetim sonuçlarını Parlamentoya raporlamak suretiyle, Devletin mali yapısının sağlıklı, düzenli, hukuki ve verimli işlemesine katkıda bulunan yüksek denetim ve yargı görevini üstlenmiş anayasal bir kurumdur.

Dünyada parlamentolar adına kamu kaynaklarının denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getiren Sayıştaylar, bağımsız ve egemen her ülkede kamu yönetiminin vazgeçilmez unsuru durumundadır. Vatandaşların ödediği vergilerin karşılığı olarak Devletten bekledikleri hizmetlerin etkin ve verimli bir şekilde kendilerine sunulması isteği, demokratikleşme ve şeffaflaşma alanlarındaki gelişmeler, Sayıştayların demokratik rejimlerdeki önemini giderek artırmaktadır.

Tüm dünyada, kamu mali yönetimi anlayışında yaşanan değişiklikler ve yeni uygulamalar, ülkemizde de yansımasını bulmuş ve yasal düzenlemeler başta olmak üzere pek çok konuda temel değişiklikler hayata geçirilmiştir. Bu bağlamda, kamu mali yönetimimizde köklü reformlar yapan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Sayıştayın denetim alanı, denetimin kapsamı, sorumluluklar, Türkiye Büyük Millet Meclisine rapor sunma, uluslararası denetim standartlarına uyum gibi temel konularda, aşağıdaki önemli değişiklikler yapılmıştır.

5018 sayılı Kanun ile Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacı, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin kanunlara; kurumsal amaç ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanması olarak belirlenmiştir.

5018 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle Sayıştayın, dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim kapsamı genişlemiştir. Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, özel bütçe kapsamındaki idareler, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, sosyal güvenlik kurumları ve mahalli idareler Sayıştay tarafından denetlenecektir.

Sayıştay tarafından yapılacak denetim genel kabul görmüş uluslararası denetim standartları dikkate alınarak gerçekleştirilecektir.

Sayıştay Türkiye Cumhuriyetinin tek dış denetim kurumu olarak belirlenmiştir.

Denetimler; kamu idaresi hesapları ve bunlara ilişkin belgeler esas alınarak, mahalli tabloların güvenirliliği ve doğruluğuna ilişkin mahalli denetimi ile kamu idarelerinin gelir-gider ve mallarına ilişkin mahalli işlemlerin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığının tespiti; kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi, faaliyet sonuçlarının ölçülmesi ve performans bakımından değerlendirilmesi suretiyle gerçekleştirilecektir.

Sayıştay, denetlediği her kamu idaresi hakkında hesap verme sorumluluğu çerçevesinde, yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerin kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden inceleyerek denetim raporları hazırlayacak ve genel uygunluk bildirimiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacaktır.

Sayıştay, aynı zamanda yürüttüğü dış denetim sonuçlarını da dikkate alarak, idarelerce hazırlanan faaliyet raporları ve yayımlanan mali istatistikler hakkında da Türkiye Büyük Millet Meclisine görüşlerini sunacaktır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; ayrıca, Yüce Meclisimiz Sayıştayı ve görev alanını düzenleyen Anayasamızın 160’ıncı maddesinde de değişiklik yaparak, Sayıştayın denetim alanını genişletmiş ve anayasal güvenceye kavuşturmuştur. Daha önce Anayasamızda Sayıştayın görev alanı genel ve katma bütçeli kuruluşlar ile kanunla verilen kurumlar olarak belirlenmişti. Bu ise, tüm kamu gelir-gider ve malları üzerinde parlamenter denetimin esas olması gerektiği ilkesinin uygulanamamasına ve kamu kaynağı kullanan birçok kuruluşun Sayıştay denetiminin dışına çıkarılmasına neden olmuştu. Bilindiği gibi, Sayıştay Meclis adına denetim yapmaktadır. Sayıştayın denetim alanına getirilecek bir kısıtlama, dolayısıyla Meclisin denetim alanına getirilen bir kısıtlama anlamına gelecektir.

Meclisimizin yaptığı bu son değişiklikle Sayıştayın ve Meclisimizin denetim alanı genişlemiş ve merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idarelerinin, sosyal güvenlik kurumlarının ve mahalli idarelerin denetimi anayasal güvence altına alınmıştır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Sayıştayımız, kamu yönetiminin Türk halkının refah ve mutluluğuna daha fazla hizmet edecek şekilde yenilenmesine ve geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda kamu mali sistemimizin temelini oluşturan saydamlık, hesap verme sorumluluğu, kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanımı gibi kavramların hayata geçirilmesini sağlama ve geliştirilmesine yardımcı olma gayreti içerisinde çalışmaktadır.

Sayıştayımız, Anayasada belirlenen ilkelere ve uluslararası denetim standartlarına uygun, çağdaş demokrasimizin gelişimine katkı sağlayan ve toplumumuzun beklentilerini karşılayan bir yapıya kavuşması için örgütsel işleyişini ve çalışma anlayışını geliştirmek, çağdaş denetim metot ve tekniklerini özümsemek, yüksek denetimin evrensel bilgi ve deneyim birikimlerinden yararlanmak arzusunda ve kararlılığındadır.

Nitekim, Sayıştayın kamu mali yönetim anlayışındaki değişimlere paralel olarak, Anayasamızdaki ilkelere ve uluslararası denetim standartlarına uygun bir denetim anlayışına yasal zemin oluşturulması, tüm kamu kurumlarını kapsayacak şekilde denetim alanının genişletilmesi, Parlamentoya tarafsız, güvenilir ve etkin denetim raporlarının sunulması, Sayıştayın yeni görevlerini etkin bir şekilde yerine getirecek organizasyon yapısına kavuşturulması ve bunların yanı sıra yargı yetkisine işlerlik kazandırması amacıyla hazırlanan “Sayıştay Kanunu Teklifi” Yüce Meclisimize sunulmuştur.

Teklif; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 832 sayılı Kanun ve ilgili Anayasa Mahkemesi kararları, 5018 sayılı Kanun, Kurumumuzun üyesi bulunduğu INTOSAI (Uluslararası Yüksek Denetim Kurumları Organizasyonu) tarafından yayımlanan denetim standartları, Avrupa Birliğiyle entegrasyon anlamında yüksek denetim  kurumlarının işleyişiyle ilgili tavsiyeler, INTOSAI denetim standartlarına ilişkin Avrupa uygulama rehberi, Avrupa Birliği Sayıştayı standartları, Uluslararası Bağımsız Muhasebeciler Federasyonu (IFAC)  ve Avrupa Birliği ülkeleri Sayıştay uygulamaları da dikkate alınarak hazırlanmıştır.

Hazırlanan bu teklifle Sayıştay:

Düzenlilik denetimi ve performans denetimi tekniklerini eşit ağırlıkta uygulayabilecek.

Tüm kamu fonlarını, kaynaklarını ve faaliyetlerini denetlemek için yasal yetkiye sahip olacak.

İşleyiş ve fonksiyonel açıdan bağımsız olacak.

Uluslararası genel kabul görmüş denetim standartlarına uygun denetim yapabilecek.

Hazırladığı raporları zamanında ve belli bir prosedür dahilinde Türkiye Büyük Millet Meclisine ve kamuoyuna sunabilecek.

Kamuda hesap verme sorumluluğu bilincinin ve saydamlığın yerleştirilmesine ve geliştirilmesine, böylece yolsuzlukların önlenmesine önemli katkılarda bulunabilecek.

Görev ve yetkilerini daha etkin bir biçimde yerine getirebilmek için iyi bir organizasyon yapısına sahip olacaktır.

Halen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunun gündeminde bulunan Sayıştay Kanunu Teklifinin en kısa sürede yasalaşması hayati önem arz etmektedir. Gerek Türkiye’de dış denetim alanında yaşanan gelişmeler ve değişen mevzuat ve gerekse Avrupa Birliğiyle ilişkiler, Sayıştay Kanunu Teklifinin yasalaşması zorunluluğuna vurgu yapmaktadır. Bunlardan önemli gördüklerim hakkında özet olarak bilgi sunmak istiyorum:

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 1.1.2006 tarihinden itibaren 1927 yılından beri uygulanmakta olan 1050 sayılı Muhasebeyi Umumiye Kanununu yürürlükten kaldırmıştır. Böylece, Türk kamu mali yönetim sistemi Avrupa Birliği ve uluslararası standartlara uyumlu yeni bir mali yönetimine ve kontrol sistemine kavuşmuştur.

1050 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılınca, bu kanunun hükümlerine paralellik arz eden 832 sayılı Sayıştay Kanununun birçok önemli maddesinin de uygulama imkanı kalmamıştır. Ayrıca, özellikle, mevcut Sayıştay Kanununun denetim ve yargılama faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar düzenleyen hükümlerinin birçoğu 5018 sayılı Kanuna aykırılık nedeniyle yürürlükten kaldırılmış ve aynı kanunda söz konusu düzenlemelerin Sayıştayın kendi kanununda yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu durumda, Türk mali yönetiminde tam bir denetim boşluğu doğmuştur. Bundan böyle, 2006 yılı da dahil, tüm hesapların Sayıştay tarafından denetlenmesi, yargılanması ve kesin hükme bağlanması hususlarının ne denli sağlıklı olabileceğini takdirlerinize sunuyorum.

5018 sayılı Kanun; Sayıştayın, denetim alanını mevcut durumla kıyaslanamayacak derecede genişletmiş ve “Dış Denetim” başlığı altında Sayıştayı düzenleyerek kamu mali yönetiminde üslendiği rolün daha etkin hale getirilmesi amaçlanmıştır. Anayasamızda yapılan son değişiklikle de, Sayıştayın denetim alanı 5018 sayılı Kanunda öngörülen denetim alanı şekline dönüştürülmüştür. Yapılan bu Anayasa değişikliğiyle de, Sayıştay Kanununun değişmesi anayasal bir zorunluluk haline gelmiştir.

Diğer yandan İçişleri Bakanlığının, mahalli idarelerin mali işlemleri üzerindeki denetim yapma yetkisi, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu denetiminin kapsamı ve türlerini düzenleyen maddeleriyle kaldırıldığından, tamamen bir denetim boşluğu doğmuş bulunmaktadır. Çünkü, bu idarelerin iç ve dış denetimlerinin 5018 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılacağı, yine aynı maddelerde yer almış bulunmaktadır.

5018 sayılı Kanun ile Maliye Bakanlığının idareler üzerindeki denetim yetkisi kaldırılmıştır. Yine, aynı kanun ile hem Sayıştayın hem de Maliye Bakanlığının harcamadan önceki yaptıkları vize ve tescil uygulaması da kaldırılmış bulunmaktadır. Tüm bunlar mali sistemde büyük bir denetim boşluğuna yol açmaktadır. Ortaya çıkan denetim boşluğunun doldurulması için bir an önce teklifin yasalaşması gerekmektedir.

24 Temmuz 2003 tarihli ve 25178 mükerrer sayalı Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Avrupa Birliği müktesebatının üslenmesine ilişkin Türkiye ulusal programına göre, kamu kaynağı kullanan, ancak Sayıştay denetim kapsamında bulunmayan kuruluşların, Sayıştay denetim kapsamına alınması ve özel kanunların çeşitli kurumlara, Sayıştay denetiminden muafiyet tanınmasına imkan veren maddelerinin kaldırılması, böylece kamu kaynağı kullanımının parlamento tarafından eksiksiz denetlenmesine imkan sağlanması öngörülmüştür.

Avrupa Birliği tarafından en son yayımlanan 2005 yılı İlerleme Raporunda ve 2006 yılı  Katılım Ortaklığı Belgesinde, yeni oluşturulan mali yönetim ve kontrol sistemine ve 5018 sayılı Kanuna işlerlik kazandırabilmek için yeni Sayıştay Kanununun geciktirilmeksizin çıkarılması bir zorunluluk olarak ifade edilmiştir.

Avrupa Birliği 2005 yılı İlerleme Raporunun mali kontrol ve Sayıştay ile ilgili bölümlerinde, bir anayasa değişikliğini de içeren Mayıs 2004’teki yasal düzenlemeler, savunma harcamalarının harcama sonrası denetimini artırmaktadır. Sayıştay Meclis adına savunma harcamalarını denetlemekle yetkili kılınmıştır. Anayasanın 160’ıncı maddesinin değişmesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin sahip olduğu devlet mallarının denetiminden muafiyeti kaldırılmıştır. Ancak, denetimi mümkün kılan uygun yasa çıkarılmadığından, Sayıştay, Anayasa’nın 160’ıncı maddesinde kendisine verilen bu görevi henüz yürütecek durumda olamadığı" belirtilmiştir. Siyasi kriterler faslı bakımından çok önemli olan, bu eleştiriyi karşılayabilmek için, yine bu kanun teklifinin bir an önce yasalaşması gerekmektedir.

17 Ekim 2005 tarihinde başlayan Avrupa Birliğine katılım süreci tarama çalışmaları kapsamında “Mali Kontrol”, “Bölgesel Politikalar ve Yapısal Araçların Koordinasyonu” ile “Yargı ve Temel Haklar” faslı olmak üzere üç fasılda Sayıştay Kanunu’nun aciliyetle çıkarılma zorunluluğu ısrarla vurgulanmıştır.

Dış denetim alanında yaşanan bu değişiklikler sonucunda Sayıştaya büyük sorumluluklar düşeceği açıktır. Sayıştay olarak bugünkü kapasitemizle ve mevcut yasal mevzuatımızla, üzerimize düşen yükümlülükleri en iyi şekilde yapabilme imkânımız kısıtlıdır. Bu bağlamda, Kurumumuzun üstleneceği sorumlulukları hakkıyla yerine getirebilmesi için Sayıştay Kanun Teklifi’nin bir an önce kanunlaşması ve devamında, ikincil mevzuatta yapılması gereken değişikliklerin en kısa zamanda yapılması hayati önem arz etmektedir.

Söz konusu Teklif’in Yüce Mecliste yasalaşması aşamasında, her zaman yanımızda hissettiğimiz desteğinizi yine esirgemeyeceğinize inancımız tamdır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; 2006 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerimizden önemli gördüğüm bazıları hakkında, satır başlarıyla bilgi sunmak istiyorum:

Kurumumuzda toplam 1 232 personel görev yapmaktadır Bu personelin 641'i denetim ve raportörlük görevlerini yürüten denetçilerden oluşmaktadır. Artan görevlerimizin bilincinde olarak denetçi yardımcısı adayı alımları arttırılmıştır. Ön eleme sınavı ve yazılı sınavı ÖSYM'ce yapılan sınav sonucunda 60 denetçi yardımcısı adayı 13 Şubat 2006 tarihinde göreve başlamıştır. Aynı zamanda, 60 yeni denetçi yardımcısı adayı alımı için sınav açılmış, sınavın ilk aşaması olan ön eleme sınavı ÖSYM'ce yapılmış olup, bu adaylardan yazılı ve mülakat sınavında başarılı olanlar 2007 yılı başında göreve başlatılacaktır .

2006 yılında denetçi kapasitemiz, saymanlıkların harcama tutarları ve risk taşıyan alanlar gibi unsurlar göz önünde bulundurularak, denetim alanımızda bulunan saymanlıklardan 810'u Yıllık İnceleme Programına alınmıştır.

2005 yılı bütçe büyüklükleri itibariyle genel ve katma bütçeli saymanlıkların yüzde 87’si, büyükşehir belediye hesapları ile il özel idare hesaplarının tamamı; il ve büyükşehire bağlı belediyelerin çok önemli bir bölümü incelenmiştir.

İncelenmeyen hesapların tamamına yakını, küçük bütçeli döner sermaye ve belde belediye hesaplarından oluşmaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; tüm dünyada klasik denetimin yanı sıra çağdaş bir denetim türü olarak uygulanan performans denetimine ilişkin çalışmalarımız da devam etmektedir. Performans denetimi, hesap verme sorumluluğu çerçevesinde, kamu idarelerinin iyi yönetim ilkeleri esas alınarak, kaynaklarının ekonomik ve verimli kullanımı ile faaliyetlerinin kurum hedeflerine ulaşmadaki etkinliğinin değerlendirilerek, Yüce Meclisimize tarafsız, objektif bilgi sunmak amacına yöneliktir.

Kurumumuzca bugüne değin 11 adet performans denetimi raporu tamamlanmış olup, 2007 yılı içerisinde iki çalışmanın daha tamamlanması planlanmaktadır. Performans denetimlerini yürütmek üzere kurulmuş bulunan Performans Denetimi Grubumuz 18 denetçi kadrosuyla denetim çalışmalarını sürdürmektedir.

2006 yılında "Kıyıların Kullanımının Planlanması ve Denetimi", "e-dönüşüm Türkiye Projesi Çerçevesinde Yürütülen Faaliyetler" ve "e-devlete Geçişte Kamu Kurumları Internet Siteleri" isimli performans denetim raporları tamamlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur.

"Hastane Enfeksiyonları İle Mücadele Faaliyetlerinin Yeterliliği" ve "Trafik Güvenliğinin Sağlanmasına Yönelik Faaliyetlerin Performansı" konulu iki yeni performans denetimi çalışmasına ilişkin faaliyetler ise devam etmektedir.

Çalışmaları devam eden performans denetimleri ile ilgili olarak sizlere kısaca bilgi vermek istiyorum:

Hastane Enfeksiyonları İle Mücadele Faaliyetlerinin Yeterliliği: Hastane enfeksiyonlarının önlenmesine yönelik faaliyetleri temel konu olarak ele alan çalışma; Hastane enfeksiyonları ile mücadele çalışmalarında karşılaşılan sorunların bütüncül bir yaklaşımla tespit edilerek gerekli önlemlerin alınmasına ve enfeksiyon oranının kabul edilebilir oranlara çekilmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

Trafik Güvenliğinin Sağlanmasına Yönelik Faaliyetlerin Performansı: Bu denetimin, trafik güvenliğinin sağlanması ile ilgili olarak ölçülebilir, izlenebilir ara hedeflerle tanımlanmış değişik alt alanlarda eylem programlarının ortaya konmasına, kurumlar arası koordineli bir çalışma ortamı oluşturulmasına, trafik güvenliği ile ilgili önceliklerinin belirlenerek kaynakların bu öncelikler doğrultusunda kullanılmasına, istatistik ve raporlama çalışmalarının kazaların önlenmesi çalışmalarına daha fazla destek sağlayacak biçimde etkinleştirilmesine, kaza analizi ve yapılan bu analizler sonucunda oluşturulacak iyileştirme programlarının daha verimli hazırlanmasının sağlanmasına, trafik denetimlerinin, kazaları önleme amacına daha etkin hizmet etmesine katkıda bulunması beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Yüce Meclise sunmaya yönelik raporlama faaliyetlerimizi çeşitlendirme ve kalitesini yükseltme çabalarımız da sürmektedir. Bu bağlamda, Yüce Meclise sunduğumuz raporlarla ilgili birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum.

Genel uygunluk bildirimleri, hükûmetlerin bir yıllık bütçe uygulamalarının tutarlılığı konusunda Meclisimize bilgi vermek amacıyla hazırlanmaktadır. Bunun yanında, müteakip yıl bütçe tasarılarının görüşülmesi sırasında Parlamentonun politika ve önceliklerinin isabetli bir şekilde saptanmasına da zemin oluşturmaktadır.

"2005 Mali Yılı Genel Bütçe Raporu ve Genel Uygunluk Bildirimi", "Genel Bütçe Uygulama Sonuçları", "2005 Mali Yılı Katma Bütçe Raporu ve Katma Bütçe Genel Uygunluk Bildirimi", "Katma Bütçe Uygulama Sonuçları" raporları yasal süresi içerisinde düzenlenerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur.

Bu raporlardan ayrı olarak "2005 yılı Hazine İşlemleri Raporu"nda yer alan konular, Hazine Müsteşarlığı ve Sayıştay denetimi, bütçe limitleri, borçlanma ve bütçe dışı İşlemler, hazine alacakları, iç borçlar, dış proje kredileri ve diğer hazine işlemleri, cari transferler, Hazine Müsteşarlığında iç kontrol, başlıkları altında incelenmiş ve ulaşılan sonuçlar ile Hazine Müsteşarlığının rapor hakkındaki görüşü Yüce Meclisimizin bilgisine sunulmuştur.

Sayın Başkan, değerli üyeler; dünyada bir çok gelişmiş ülkenin hesap verme sorumluluğu ve şeffaflık kavramları temelinde oluşturdukları kamu mali yönetim reformlarının bir parçasını da, kamu fonlarının düzenliliği, verimliliği, etkinliği ve tutumluluğu üzerindeki parlamenter kontrolün etkinlik kazanması oluşturmaktadır. Bu bağlamda da, Sayıştay-Parlamento ilişkisi ve Sayıştay raporlarının Parlamento komisyonlarında görüşülmesi, dikkatlerin yoğunlaştığı başlıca alanlardan birisi olarak görülmektedir.

Sayıştayın gerçekleştireceği denetim faaliyetlerinin etkin olabilmesinin en önemli şartlarından biri, Meclisin Sayıştay raporlarına gerekli özeni göstermesidir. Ancak, yürürlükte bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’ünde, Sayıştay raporlarının hangi işleme tabi tutulacağı hususunda herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Öte yandan, Sayıştay Genel Uygunluk Bildirimleri ve Hazine İşlemleri Raporlarının görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonunun iş yükü de dikkate alındığında, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile hazırlanan Sayıştay Kanun Taslağı hükümleri gereğince Sayıştayın denetimleri sonucunda hazırlanacak raporları görüşmek üzere özel bir komisyon oluşturulmasının parlamenter denetimin etkinliği bakımından yararlı olacağına inanmaktayım. Bu bakımdan, Sayıştay Kanun Teklifi’nin bir an önce kanunlaşması ve Meclis İç Tüzük’ünde gereken değişikliklerin de en kısa zamanda yapılması büyük önem arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Avrupa Birliği müktesebatın üstlenilmesine ilişkin Türkiye uusal programı dikkate alınarak, denetim faaliyetlerimizin uluslararası ve Avrupa Birliği standartları düzeyinde olması için, yoğun meslekî eğitim programları uygulamayı hedeflemiş bulunmaktayız.

Nitekim, Avrupa Birliği fonlarından hibe olarak yararlandırılması uygun görülen "Sayıştay'ın Denetim Kapasitesinin Güçlendirilmesi Eşleştirme Projesi" 30/3/2005 tarihi itibariyle başlamış bulunmaktadır. Projenin tutarı 1.349.787,02 euro ve tamamlanma süresi 20 aydır.

Projenin genel hedefleri şunlardır:

Kamu kesiminde yönetim, hesap verme sorumluluğu ve kontrol alanlarında yapılması gereken iyileştirmelerin yeterince değerlendirilebilmesi için Sayıştaya destek vermek. Sayıştayın kendi önerilerine uygun cevap alabilmesine yardım etmek. Türkiye'deki kamu mali kontrol sistemlerinin etkinliğini ve verimliliğini sağlamak.

Proje faaliyetleri, Eğitim ve Metodoloji Geliştirme Grubu bünyesinde görevli 56 meslek mensubu ve 6 yönetim mensubu tarafından yürütülmektedir. Proje alt çalışma grupları, yasal çerçeve, performans denetimi, mali denetim, Avrupa Birliği fonlarının denetimi, risk yönetimi, insan kaynakları yönetimi, yönetim bilgi sistemleri, bilişim sistemi stratejisi, bilişim sistemlerinin denetimi, bilgisayar destekli denetim teknikleri şeklinde yapılandırılmıştır.

Proje hazırlık faaliyetleri çerçevesinde, 2005 yılı içerisinde "Eğitim Uzmanlığı Programı" ve "Kurs Tasarımı ve Sunum Teknikleri Eğitim Programı" kursları, 2006 yılı içerisinde ise "Proje Değerlendirme ve Gösterge Belirleme Eğitimi", "Mali Denetim Eğitimi", "Performans Denetimi Eğitimi", "ACL Programı (Bilgisayar Destekli Denetim) Eğitimi", "Risk Yönetimi Eğitimi" gerçekleştirilmiştir.

Ayrıca bu proje dışında, hizmet içi eğitim programı kapsamında, muhasebe teorisi ve uygulamaları ile bu alandaki mevzuat değişiklerini izlemek amacıyla düzenlenen ve 6 hafta süren "Tekdüzen Muhasebe Sistemi" ve "Analitik Bütçe-Tahakkuk Esaslı Devlet Muhasebesi" eğitimlerine toplam 439 meslek mensubumuzun katılması sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; 2007 yılı bütçe teklifimiz ile ilgili konuşmamı rakamsal verilerle tamamlamak istiyorum.

2007 yılı bütçe teklifimiz toplam 85.125.100 YTL'dir. Bu tutarın, 50.357.100 YTL'si personel giderlerinden, 15.114.000 YTL'si sosyal güvenlik kurumları devlet primi giderlerinden, 15.574.000 YTL'si mal ve hizmet alım giderlerinden, 388.000 YTL'si cari transferlerden, 3.692.000 YTL'si sermaye giderlerinden oluşmaktadır.

2007 yılı yatırım harcamalarımız dört projeden oluşmaktadır: 2000K010340 nolu Sayıştay Denetimini Geliştirme Projesi için 850.000 YTL, 2005K010400 nolu Sayıştay Binası Bakım ve Onarım Projesi için ise 350.000 YTL, Sayıştay Başkanlığı Gölbaşı Eğitim Tesisi için 1.750.000 YTL, Sayıştay Başkanlığı arşiv yapımı için 742.000 YTL ödenek, bütçe teklifimize konulmuştur.

Sayın Başkan, değerli üyeler; gelişme ve yenileşme arayışlarımızın, Sayıştayı denetim alanında çağdaş bir düzeye ulaştıracağına ve Türk kamu mali yönetiminin sağlıklı, doğru, güvenilir, etkin ve verimli işleyişinde olumlu katkılar sağlayacağına inanıyor ve güveniyoruz. Kurumumuz, anayasal görevinin bilincinde ve onu eksiksiz ifa etmenin arzusu ve kararlılığındadır.

Bu düşüncelerle, 2007 yılı bütçe teklifimizi takdirlerinize sunuyor, yapacağınız katkılar için şükranlarımı ifade ediyor ve saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayıştay Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz.

Şimdi, Cumhurbaşkanlığı bütçesini sunmak üzere Sayın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterimize söz veriyorum.

Buyurun efendim.

CUMHURBAŞKANLIĞI GENEL SEKRETERİ KEMAL NEHROZOĞLU – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Plan ve Bütçe Komisyonunun sayın üyeleri; öncelikle, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı 2007 mali yılı bütçesiyle ilgili açıklamalara geçmeden, izninizle, örgütümüzün yaklaşık 6 yıllık etkinlikleriyle, ödeneklerin kullanım biçim, ilke ve alanları hakkında kısaca bilgi sunmak istiyorum.

2000 yılında üzerinde durduğumuz ilk konu, hizmete gerekli ve yeterli kadro sayısının saptanmasına dönük norm kadro çalışması olmuştur. Millî Prodüktivite Merkeziyle yapılan bir protokol çerçevesinde 2000 yılı temmuz ayı içerisinde başlatılan çalışma, Aralık 2000’de sonuçlanmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, Cumhurbaşkanlığının norm kadrosu 527 olarak belirlenmiştir. Ana ve yardımcı birimler için ortak görev tanımları getirilmiş, görev ve çalışma yönetmeliğinde bu tanımlara yer vermiştir.

Gerçekleştirilen ikinci çalışma, sürekli kurumsal gelişim projesine ilişkin olmuştur. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin personel yönetiminde temel ilke, Cumhurbaşkanımıza Anayasa, yasa ve geleneklerden kaynaklanan görevlerini rahat, güvenli ve sorunsuz bir ortamda yapmasını sağlamak üzere, zamanında, hatasız, verimli, etkin, tasarruflu, hızlı ve nitelikli hizmet sunmak olarak belirlenmiştir. Uygulamalarımızda bu temel ilke hep göz önünde bulundurulmuştur.

Bu bağlamda, en iyi sonucu alabilmek için, Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü, kısa adıyla TÜSSİDE’yle, ortaklaşa sürekli kurumsal gelişim projesi üzerinde çalışılmıştır. Bu çalışma, Temmuz 2000’den Mart 2004’e kadar sürmüştür. Kurumsal gelişime süreklilik kazandırmak projenin temel hedefi olduğundan, belirtilen kural ve yöntemlere göre, örgütümüzce daha iyiyi, yani, kaliteyi arama çalışmaları günümüze kadar sürdürülmektedir.

Üzerinde durduğumuz üçüncü konu, açık, düzenli, disiplinli ve saydam yönetim anlayışının gereği olarak, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin tüm çalışmalarının kurallara bağlanması olmuştur. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin gerek iç işleyişini gerek kurum ve kuruluşlarla ilişkilerini düzenleyen kurallar, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, yönetmelik ve yönergeler olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu bağlamda, toplam 25 ayrı düzenleme yapılmıştır yönetmelik ve yönerge olarak. Bugüne kadarki çalışmalarımız da bu kurallar çerçevesinde yürütülmüştür.

Görev dönemimizde ele alınan dördüncü konu, hizmet içi eğitim çalışmalarına ilişkin olmuştur. Personelin iş ve işlemlerinin bir yandan yönetim yöntemine uygun, öte yandan hızlı ve hatasız olarak gerçekleştirilebilmesi için gereksinim duyulan her alanı kapsayacak biçimde hizmet içi eğitim çalışmaları gerçekleştirilmiştir.

Mayıs 2000’den günümüze kadar 81 ayrı hizmet içi eğitim çalışması yapılmıştır. Çalışmalar, seminer, konferans, görev başında uygulamalı eğitim ya da diğer örgütlerde düzenlenen uzmanlık eğitimlerine katılım biçiminde olmuştur. Sürekli kurumsal gelişim çalışmalarından protokol kurallarına, Türkçe’nin resmî yazışmalarda doğru ve etkin kullanımından e-devlet uygulamalarına, Avrupa Birliği uyum konularından ilk yardım uygulamalarına kadar oldukça geniş bir alanı içeren bu çalışmalarda pek çok personelimize sertifika ya da yetki belgesi de kazandırılmıştır.

Sayın Başkan, komisyonun sayın üyeleri; görev döneminde kimi projeler üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bunlardan önemlileri, Atatürk arşivi projesi, cumhurbaşkanları arşivi projesi, Cumhurbaşkanlığı tarihi başta olmak üzere yayın çalışmaları, Atatürk Müze Köşkü restorasyon projesidir.

Atatürk arşivi projesi çalışmaları 31 Temmuz 2000 gününde başlatılmıştır, bu çalışmalar sürmektedir. Atatürk arşivi projesi kapsamında, Atatürk’e ve dönemine ilişkin bilgi, belge, fotoğraf, eşya ve benzeri tarihsel değerlerle bu konuda yayınlanmış kitap, tez, makale ve araştırma türü yapıtların derlenmesi, derlenen belgelerle çeşitli arşivlerde bulunan Atatürk’e ve dönemine ilişkin belge tanımlarının bir arada görülebileceği, hangi belgeye nerede ve nasıl ulaşılabileceğini gösteren kapsamlı bir başvuru kaynağı oluşturulması, derlenen bilgi ve belgelerin değerlendirilip yorumlanarak kalıcı ve aydınlatıcı yapıtlar üretilmesi çalışmalarına yer verilmiştir.

Yine, Atatürk arşivi projesi kapsamında Yüce Atatürk’ün terekesiyle ilgili çalışmalar yapılmıştır. Yüce Önder’in, 5 Eylül 1938 günlü vasiyetnamesi gereğince, ölümünden sonra 11.11.1938 gününden başlayarak o dönemde Cumhurbaşkanlığı yerleşkesindeki değerli eşya, araç gereç, belge ile taşınmaz mallar Ankara Tereke Hakimliğince sayılıp tanımlanarak kaydedilmiştir. “Atatürk’ün Terekesi” adlı çalışma, bu tarihî ve önemli eşyadan günümüze ulaşanların ne durumda ve nerede olduklarının topluca görülebileceği bir yapıt oluşturulması amacıyla başlatılmıştır. Atatürk’e ilişkin eşyanın kaydedildiği tereke listelerini içeren dosya 2000 yılında Ankara Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimliğinden istenmiş, yaklaşık 2 000 sayfalık dosyanın bir örneği çıkarılarak arşivimize kazandırılmıştır. Dosyada kayıtlı eşya 65 liste üzerinde gerekli kontroller yapıldıktan sonra 33 ana başlık altında elektronik ortama aktarılmıştır. Cumhurbaşkanlığı demirbaş kayıtlarıyla arşiv ve kitaplığımızda bulunan konuyla ilgili diğer veriler de bunlara eklenmiştir. Bu çalışmalar üzerinde son düzeltmeler yapıldıktan sonra yayımlanacak aşamaya getirilmiştir. Yine, aynı proje kapsamında Atatürk fotoğrafları ve Atatürk evleri çalışması da yapılmıştır. Atatürk fotoğrafları çalışmasına envanterimizdeki 300 fotoğrafla başlanmış ardından 67 ayrı eser, kişi ve kurumdan edinilen yaklaşık 57 000 kare fotoğraf gözden geçirilerek 34 632 örnek derlenmiştir. Bunlar arasından seçilen 4 991 fotoğrafın özgün ve tarihî bir albüm olarak yayınlanabilmesi için konusal ve tarih sıralı sınıflandırması yapılmıştır. Fotoğrafların DVD ortamında yayınlanması için gerekli çalışmalar bitirilmiştir yakında çoğaltılarak dağıtılacaktır.

Üzerinde durduğumuz diğer bir proje cumhurbaşkanları arşivi projesidir. Bu proje kapsamında tüm cumhurbaşkanları dönemine ilişkin arşiv belgelerinin derlenip düzenlenmesi ve elektronik ortama aktarılması çalışmaları yapılmaktadır. Cumhurbaşkanlığı arşivinde yaklaşık 1,5 milyon belge bulunmaktadır. Atatürk’ten günümüze kadar cumhurbaşkanlarımız dönemlerini kapsayan belgeleri ayrıştırma, tanımlama işlemleri tamamlanmak üzeredir; tarama ve görüntüleme işlemleri de hızla sürdürülmektedir.

Üzerinde önemle çalıştığımız bir başka konu Cumhurbaşkanlığı tarihiyle ilgilidir. Cumhurbaşkanlığı tarihi çalışmalarında ana konu olan cumhurbaşkanlarımızın dönemlerine ilişkin temel bilgiler, kuruluşundan bugüne Genel Sekreterlik örgütüne ilişkin kurallar, yapısal değişiklikler, personel ve bütçelere ilişkin bilgi ve tablolar ile Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin gelişim süreçlerini kapsayan veriler değerlendirilmiştir. Bu çalışmalar sonucu hazırlanan Cumhurbaşkanlığı tarihi kitap ve CD olarak yayınlanmıştır.

Sayın Başkan, komisyonun sayın üyeleri; konuşmamın bu bölümünde Atatürk Müze Köşkü restorasyon çalışmalarıyla ilgili kısa bilgi sunmak istiyorum. Yüce Atatürk’ün 1921-1932 yıllarında konut ve çalışma yeri olarak kullandığı Atatürk Müze Köşkünün 19 uncu Yüzyıl sonlarında yapıldığı kestirilmektedir. Müze Köşke, 1924 yılında, kuleli bölümüyle ön yüzdeki giriş kapısının iki yanına simetrik camlı çıkma, 1926 yılında da personel bölümü eklenmiştir. Yapılan incelemede, 80 yıldır basit onarımlar dışında doğanın yıpratmasına karşı güçlendirilmesi ve daha uzun yıllar ayakta tutulması için yapıda esaslı bir onarıma gidilmediği saptanmıştır. Yapının ahşap kısımlarındaki mantarlaşma ve kurtlanmalar, yapıda oluşan çökme ve çatlamalar köşkün uzun süre dayanamayacağını ve ivedi onarıma gidilmesi gerektiğini göstermiş ve restorasyon kararı alınmıştır. Bu arada, eşya ve döşemelerin restorasyonu da zorunlu görülmüştür.

Müze Köşkün önemi ve özelliği göz önünde bulundurularak proje çalışmaları öncesinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Gazi Üniversitesinin ilgili bölümlerindeki öğretim üyeleriyle görüşmelerde bulunulmuş, eşyanın restorasyonu için de Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Saraylar Daire Başkanlığı uzmanlarından görüşler alınmıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörüyle yapılan protokol ile restorasyona ilişkin tüm aşamalarda öngörülerde bulunmak, çalışmaları yönlendirmek, gerekli şartnameleri hazırlamak, takvimi belirleyip izlemek ve denetlemek üzere bir danışma kurulu oluşturulmuştur. Ayrıca, müzenin restorasyonuyla ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanlığıyla iletişim sürdürülmüştür.

Müze Köşkün ve içindeki eşyanın onarımdan önce, sonra ve onarım aşamalarındaki durumunun saptanabilmesi için TRT Genel Müdürlüğüyle ortak çalışma yapılmaktadır. Bu çalışma kapsamında Müze Köşk boşaltılmadan bir ay süreyle iç ve dış mekan ve eşya çekimleri yapılmıştır, aşamalarda çekimler sürdürülmektedir. Ayrıca, Müze Köşkün eşyası boşaltılmadan önce köşk içinin bir gezi senaryosu bağlamında hareketli çekimi yapılarak Cumhurbaşkanlığı web sitesine konulmuş, böylece müzenin onarım nedeniyle kapalı olduğu dönemde sanal ortamda gezilmesi olanağı yaratılmıştır. Buradaki görüntüler CD’ye de kaydedilmiştir ve isteyen okullara gönderilmektedir.

Proje çalışmasının başlamasıyla birlikte analiz yaptırılması amacıyla yapının ahşap ve sıva bölümlerinden gerekli örneklerin alınabilmesi ve fotoğrometrik çekimlerin yapılabilmesi için bina boşaltılmış ve ziyarete kapatılmıştır.

Danışma kurulunun gözetim ve yönlendirmesi altında sonuçlandırılan restorasyon projesi 2003 yılı sonunda teslim alınmış ve 2004 yılında restorasyon uygulama aşamasına gelinmiştir. Proje teslim alındıktan sonra yine danışma kuruluyla Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla teknik ve idare şartnameyle metraj cetvelleri hazırlanmış ve Kamu İhale Yasası kuralları çerçevesinde uygulama ihalesi gerçekleştirilmiştir. 13 Ocak 2005 gününde sözleşme imzalanmış, 18 Ocak 2005 gününde yer teslimi yapılmış ve onarım işi başlamıştır. İşin dörtte 3’lük bölümünün 2005 yılında, dörtte 1’lik bölümünün de 2006 yılında gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Buna uygun olarak işin yaklaşık dörtte 3’ü 2005 yılında tamamlanmıştır kalan kısım Kasım 2006 ayı sonunda tamamlanacaktır; yalnız, çevre düzenlemesiyle ek binanın teşhir, tanzim işi Kasım ayını aşabilecektir.

Müze Köşkte sergilenmesi gereken Atatürk dönemi eşyaya ilişkin de bir çalışma yapılmıştır. Ayrıca, eşyanın onarımı için de girişimde bulunulmuştur. Teşekkürle belirtmek isterim ki, bunun için en büyük yardım Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Saraylar Dairesi Başkanlığından alınmıştır. Tekstil grubundaki eşyanın restorasyonu, Hereke Halı Fabrikası uzmanlarının, ahşan grubu eşyanın restorasyonu ise diğer ilgili uzmanların çalışmalarıyla tamamlanmıştır.

Müze Köşkteki saatler, tablolar, halılar ve piyano başta olmak üzere hemen tüm eşyanın restorasyon çalışmaları da bitirilmiştir.

 Sayın Başkan, komisyonun sayın üyeleri; yedi yıllık bütçeler hazırlanırken öncelikli ilkemiz, Cumhurbaşkanlığı hizmetlerinin aksatılmadan yürütülmesi için gerekli ve yeterli ödeneğin bütçeye konulması olmuştur. Bununla birlikte bu ödeneklere hiçbir zaman tümüyle kullanılacak ödenekler olarak bakılmamış, yıl içinde giderler yapılırken ödenekleri tasarruflu ve verimli kullanma ikinci önemli ilkemiz olmuştur. Bunun sonucunda oluşturulan ödenek artıkları tenkis edilmiştir. Ödeneklerin kullanılmasında öncelikle ülkemizin ekonomik koşulları gözetilmiştir. Başka bir deyişle, ödeneklerin, tutumluluk, verimlilik, saydamlık ilkeleri çerçevesinde mali yönetim anlayışı ve ilgili kurallara uygun olarak yerinde kullanılmasına özen gösterilmiştir. Bu bağlamda, yerleşkedeki binaların elektrik ve su tesisatıyla ısı merkezinin bakım onarım çalışmaları teknik birimimizin iş ocaklarında, hizmete hazır tutulması gereken taşıtların bakım ve onarımları ulaştırma birimimiz oto tamir atölyesinde, ağaç, çiçek ve diğer bitkilerin korunma, bakım, gübreleme, budama, sulama, dikim, söküm, ilaçlama ve sair çalışmaları kendi seralarımızda park ve bahçeler birimimizde, bilgi teknolojileri donanımı bakım onarımları elektronik ve bilgi sistemleri birimimizde gerçekleştirilmiştir. Gerek duyulan bilgisayar yazılımları ve bu yazılımların geliştirilmesinde dış kaynak bağımlılığı en az düzeyde tutulmuştur. 2000 yılından itibaren mal ve hizmet alımlarıyla yapım işleri ihalelerinde verimlilik, etkinlik, şeffaflık ve rekabeti sağlamak amacıyla açık ihale usulü esas alınmıştır. Doğrudan temin yöntemiyle yürütülen satın almalarda uygun fiyat her bir kalem mal için firmalardan fiyat toplanarak ekonomik olanı saptanıp belirlenmiştir. İhalelerimiz, yürürlükteki ihale yasaları ve ilgili diğer kurallar ile Genel Sekreterliğimiz tasarruf önlemleri ve mali işlemleri disipline yönelik ilkeler içeren Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Mali İşlemler Yönetmeliği kurallarına uygun olarak yapılmıştır.

1998-2005 yılları Cumhurbaşkanlığı bütçelerine bakıldığında ödeneklerde yıllar itibariyle önemli düşüşler olduğu görülecektir; ancak, esas önemli olan bütçelerde değil reel giderlerdeki azalmadır. Cumhurbaşkanlığı 1998-2005 yılları kesin hesap cetvelleri incelendiğinde bütçelerden sırasıyla toplam ve yaklaşık 19, 22, 13, 11, 16, 18, 20 ve 23 milyon YTL gider yapıldığı görülmektedir. Bu rakamlar sabit rakamlar halinde güncellendiğinde aynı yıllar itibariyle ve sırasıyla 161, 55, 33, 30, 25, 24 ve 25 milyon YTL toplam gider yapıldığı gerçeği çıkmaktadır. Yıllık gider toplamlarını güncellenen rakamlarla irdelediğimizde giderlerin 1999 yılından itibaren sürekli düşüş gösterdiği görülmektedir.

Sayın Başkan, komisyonun sayın üyeleri; Sayın Cumhurbaşkanımızın üzerinde titizlikle durduğu konuların başında personel politikası gelmiştir. Cumhurbaşkanımızın göreve başladığı gün Köşkte 620 personel görev yapıyordu, Ekim 2006 ayı sonu itibariyle bu sayı 460’tır. Görüldüğü gibi 6,5 yılda personel sayısındaki azalma mutlak rakam olarak 160 kişidir. Bu sayı, bugün Köşkte görev yapmakta bulunan 460 kişilik sayı norm kadro çalışmasıyla bulunan 527 rakamının da çok altında kalmaktadır.

Mayıs 2000’den Ekim 2006 sonuna kadar Genel Sekreterliğimize yaklaşık toplam 206 bin başvuru yapılmıştır, bunlardan yaklaşık 107 bini kurumsal, 97 bini kişisel başvurudur. Bilgi Edinme Hakkı Yasası kapsamındaki başvuru sayısı ise yaklaşık 2 000 dolayındadır.

2000 yılında ön çalışmalarına başlanan ve 8 Eylül 2001 Dünya Okuma-Yazma Gününde hayata geçirilen ulusal eğitime destek kampanyası nedeniyle valilikler bünyesinde oluşturulan etkinlikler ile okuma-yazma ve beceri kursları açılması sağlanmıştır. Ulusal eğitime destek kampanyası kapsamında il valiliklerince yürütülen etkinliklerde açılan kurs ve kursiyer sayısındaki azalış ve yükselme eğilimleri, geliştirilen projeler ve sonuçlarını içeren çalışma raporları ilgili birimimizde irdelenmektedir.

Sayın Başkan, komisyonun sayın üyeleri; 2007 mali yılı bütçesine gelince: Cumhurbaşkanlığı 2007 mali yılı bütçe öngörüsü toplam 33 893 030 YTL olarak yüksek komisyonunuza sunulmuştur. 2007 mali yılı bütçesi için öngörülen toplam ödenek tutarı 2006 mali yılı bütçesi başlangıç ödenekleri toplamına göre yüzde 4 fazladır; ancak, bu ödenek toplamı bütçe çağrısında öngörülen tavan tutarından yüzde 3,76 oranında daha azdır.

Sayın Başkan, komisyonunun sayın üyeleri; Cumhurbaşkanlığı 2007 mali yılı bütçe öngörümüz Plan ve Bütçe Komisyonunun sayın üyelerine dağıtılan bütçe tasarısında yer aldığı için ayrıntılı açıklamaları soru aşamasına bırakıp bütçemize ilişkin genel bilgiler sunmak istiyorum.

Cumhurbaşkanı ödeneği için 284 100 YTL öngörülmüştür. 2006 yılına göre artış oranı yüzde 12,20’dir. Bütçemizde personel giderleri için 17 584 930 YTL ödenek öngörülmüştür. 2006 yılı ödeneklerine göre artış oranı yüzde 12,20’dir.

Cumhurbaşkanlığına ilişkin hizmetlerin aksatılmadan yürütülmesini sağlamak amacıyla mal ve hizmet alım giderlerini karşılamak üzere 8 239 000 YTL ödenek öngörülmüştür. 2006 mali yılı mal ve hizmet alım giderlerine konulan ödeneği göre 2007 mali yılı mal ve hizmet alım giderleri yaklaşık yüzde 4,96 oranında artırılmıştır.

Cari transferler için 2007 yılında 800 bin YTL ödenek öngörülmüştür. Bu ödeneğin 125 bin YTL’si personelin öğle yemeğine katkı, 600 bin YTL’si Sayın Cumhurbaşkanımızın kendi takdirleriyle, dernek, birlik, kurum ve kuruluşlara 75 bin YTL’si de hane halkına yapılacak yardımlardan oluşmaktadır. 2007 mali yılında yapılacak yatırımlar için sermaye giderlerinde 4  milyon 335 bin YTL ödenek öngörülmüştür. Bu ödenek 2006 yılına göre yüzde 36,72 oranında azaltılmıştır. Sermaye giderleri bölümündeki ödeneğin 1 milyon 915 bin YTL’si bilgisayar, makine-teçhizat ve bunlara ilişkin diğer gereç alım, yazılım ve onarımlarını karşılamak üzere, 250 bin YTL’si kamulaştırma giderleri için, 175 bin YTL’si taşıt alımı için, 300 bin YTL’si Atatürk Müze Köşkünün başlanan restorasyonunun bitirilmesinin 2007 yılına sarkması olasılığına karşı 200 bin YTL’si müze köşk eşyasının restorasyon çalışmaları ve tablo, heykel alımı için 1 milyon 200 bin YTL’si yerleşkemizdeki binaların olası büyük onarımları için 200 bin YTL’si İstanbul Tarabya Köşkü Restorasyon Projesi yapım gideri olarak, 95 bin YTL’lik bölümü de büro ve işyeri döşemesi olası alımları için öngörülmüştür.

Sayın Başkan, Komisyonun sayın üyeleri; 2007 Mali Yılı Bütçemiz, her yıl olduğu gibi, ülkemizin ekonomik durumu ve sürdürülen istikrar programı göz önünde bulundurularak, 2008 ve 2009 yılları bütçe öngörüleri ise Yüksek Planlama Kurulunca yayımlanan orta vadeli mali planda yer verilen ödenek tavanları gözetilerek hazırlanmıştır.

Arz eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Cumhurbaşkanlığımız Değerli Genel Sekreterine çok teşekkür ediyoruz.

Şimdi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bütçesini sunmak üzere Sayın Başkana söz veriyorum.

RADYO  VE TELEVİZYON ÜST KURULU  BAŞKANI A. ZAHİD AKMAN – Sayın Meclis Başkanım , Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Üyeleri, kurumlarımızın  değerli başkanları, medya kuruluşlarının saygıdeğer temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bildiğiniz gibi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Üyeleri Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilen, özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliğidir. Üst Kurul Üyeleri olarak siz değerli parlamenterlerimizin oylarıyla seçilmenin onurunu taşımakta ve tüm çalışmalarımızda Türkiye Büyük Millet Meclisinin gücünü ve desteğini yanımızda hissetmekteyiz. Bu nedenle sözlerime başlarken öncelikle Komisyonunuzun nezdinde Türkiye Büyük Millet Meclisine ve onu oluşturan değerli parlamenterlerimize teşekkür etmek istiyorum. Değerli Komisyonun fazla vaktini almadan Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2006 yılı faaliyetleri ve 2007 yılına yönelik planları hakkında bilgi vermek istiyorum. Komisyona arz edeceğim bütün hususlar ayrıntılı biçimde Başkanlığa ve Sayın Komisyon Üyelerine sunulan faaliyet raporlarında geniş bir biçimde yer almaktadır.

Sayın Başkan, Komisyonun saygıdeğer üyeleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 1994 yılında, 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 5’inci maddesi ile özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliği olarak kurulmuştur. Radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesi ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla 1994 yılında yürürlüğe giren 3984 Sayılı Kanunun pek çok maddesi, 2002 yılında çıkarılan 4756 Sayılı Yasa ile değiştirilmiş, bu arada bazı maddeleriyle ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesi nezdinde iptal davası açılmıştır. Anayasa Mahkemesinin 21 Eylül 2004 tarihinde verdiği kararla yasanın bazı maddelerinin yürürlüğü durdurulmuş ve iptal edilmiştir. Ardından Anayasa değişikliği gerçekleştirilerek, Üst Kurul Üyelerimizin TBMM tarafından seçilmesine olanak sağlanmış ve bu şekilde Üst Kurulumuza Anayasal bir kimlik kazandırılmıştır.

Sayın Başkan, Saygıdeğer üyeler; ülkemizde karasal ortam radyo ve televizyon yayıncılığı için yoğun şekilde kullanılmaktadır. Halen karasal ortamda yayında olan radyo ve televizyon kuruluşları yasal süresi içerisinde müracaat ederek 3984 sayılı Yasanın geçici 6'ncı maddesine göre yayın yapan kuruluşlardır. Radyo ve televizyon yayınları için ayrılan frekans spektrumunda analog olarak yapılan yayınlar yerel, bölgesel ve ulusal lisans tiplerine uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Karasal ortam için yapılan düzenleme ve denetimler, yayınların Üst Kurula yapılmış olan bildirim çerçevesinde yapılması, enterferans problemlerinin çözümlenmesi, emisyon yerlerinin belirlenmesi, teknik tedbirlerin alınması ana başlıkları altında gerçekleştirilmektedir. Karasal radyo ve televizyon kuruluşlarına ilişkin istatistiksel bilgiler sizlere dağıtılan faaliyet raporlarında bulunmaktadır. Bazı yerleşim yerlerinde yayıncı sayısının gereğinden fazla olması iş yoğunluğunu sürekli hale getirmekle birlikte, oluşturulan teknik ekipler problemleri yerinde çözmek için sürekli denetimlerini sürdürmektedirler.

Karasal ortamdan yapılacak radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin yapılan radyo/televizyon analog ve sayısal frekans planları 29 Mart 2005 tarihinde yapılan Haberleşme Yüksek Kurulu toplantısında ele alınarak değerlendirilmiş, teknolojik gelişmeler dikkate alınarak sayısal televizyon frekans planına uygun olarak deneme amaçlı karasal sayısal televizyon yayıncılığına geçilmesine karar verilmiştir.

Yine aynı toplantıda yerel radyo yayını olmayan illere yönelik talepler alınmış ve yapılan değerlendirme neticesinde müracaatı uygun olan kuruluşların talepleri karşılanmıştır. Yerel televizyon yayını olmayan il merkezlerine yönelik taleplerin alınması ve değerlendirilmesine ilişkin çalışmalar da yürütülmektedir.

Karasal ortamdan yapılmakta olan analog yayınlar yanında sayısal olarak yapılacak televizyon yayınlarına ilişkin hazırlık çalışmaları tamamlanarak Haberleşme Yüksek Kurulu'na sunulmuştur.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 1994 yılındaki ilk oluşumundan bugüne kadar geçen 12 yıllık süre zarfında çeşitli nedenlerle çözülemeyen sorunların başında yayıncıların karasal frekansları bedelsiz kullanımı gelmektedir. Bu sorunun çözümü amacıyla yeni RTÜK oluşturulduktan sonra ilk Haberleşme Yüksek Kurulunda karar alınmasıyla ilgili olarak RTÜK Başkanlığında Telekomünikasyon Kurumu, TRT ve Ulaştırma Bakanlığının da katılımıyla somut öneriler geliştirilmiş ve bu öneriler 7 Ekim 2005 tarihinde toplanan Haberleşme Yüksek Kurulunda karara bağlanmıştır.

Haberleşme Yüksek Kurulu söz konusu toplantıda, analog radyo ve televizyon yayını yapan kuruluşlardan 2006 yılından itibaren kanal/frekans yıllık geçici kullanım bedelinin alınmasını, mevcut karasal radyo ve televizyon verici envanterinin çıkarılmasını, hava ve deniz seyri seferleri ile güvenlik güçlerinin muhaberatını olumsuz etkileyen vericilerin standart hale getirilmesini, karasal frekans spektrumunun izlenmesini teminen Telekomünikasyon Kurumu tarafından işletilen Milli Monitör Sisteminden yararlanılmasının sağlanmasını, 2006 yılının ilk çeyreğinde Ankara, İstanbul ve İzmir'de başta olmak üzere, deneme amaçlı karasal sayısal televizyon  yayınlarına başlanmasını kararlaştırmıştır.

Karasal yayın ortamının düzenlenmesini ve denetlenmesini teminen karasal analog FM radyo ve televizyon yayınlarından yıllık kullanım bedeli alınması aşamasında;

1- Kamu malı olan kanal ve frekansların ücretsiz kullanımı ile ilgili duruma açıklık getirilerek, kamuoyu beklentisi çerçevesinde karasal kanal ve frekanslar ücretlendirilmiş olacaktır.

2- Ankara, İstanbul ve İzmir gibi yoğun nüfusa sahip yerleşim yerlerinde aynı yerleşim yerine birden fazla kanal ve frekansla yayın yapılması cazip olmaktan çıkarılacak verici başına alınan yüksek bedellerle bu durum düzenlenecektir.

3- Yerel ve bölgesel kuruluşların standartlara uygun yayın yapması amaçlanmaktadır.

4- Özellikle, verici gücü belirlenirken frekans planı kriterleri asgari kriter olarak kabul edildiğinden, verici standardizasyonuna hız verilecektir. Çünkü frekans/kanal kullanım bedeli frekans planı değerlerine uygun olarak tespit edilmektedir. Bu değerin aşılması ekstra ücretlendirmeye sebebiyet verecektir.

5- Kalkınmada öncelikli bölgelerde verici kurulması durumunda ise, bu yerler için hesaplanan toplam bedelden mahsup edilecek ve kalkınmada öncelikli yöreler ile ekonomik olarak az gelişmiş bölgelere yayınların ulaşması sağlanacaktır.

6- Yerel yönetimler (Belediyeler) tarafından işletilen verici istasyonlarının yayıncı kuruluşlar tarafından devralınması sağlanacak aksi takdirde bu yayınlar kapatılacaktır.

Bu amaçlar göz önünde tutularak yapılan Yönetmelik değişikliği 02 Mart 2006 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmış, kuruluşlardan kanal/frekans bildirimleri alınarak her bir karasal radyo/televizyon vericisi için yıllık kullanım bedeli tahakkuk ettirilmiş ve kanal/frekans kullanım ücretleri yasal süresi içerinde tahsil edilmiştir.

Yıllık geçici kullanım bedeli uygulamasıyla, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna karasal ortamda yayın yapmak üzere lisans başvurusunda bulunan 23 ulusal, 16 bölgesel ve 213 yerel olmak üzere, 252 televizyon kuruluşu ile 36 ulusal, 102 bölgesel ve 952 yerel olmak üzere 1 090 radyo kuruluşundan ilk defa kanal ve frekans kullanım bedeli tahsil edilmiştir. Böylece hem radyo ve televizyon kuruluşlarının kullandıkları kanal ve frekansların bedelini ödemelerine imkan sağlanmış, hem de kanal ve frekanslardan ilk defa devlet bütçesine gelir tahsil edilmiştir. Ancak söz konusu uygulamanın Danıştay 13. Dairesinin Haziran 2006'da almış olduğu karar nedeniyle yürütmesi durdurulmuştur. Söz konusu yürütmeyi durdurma kararı Üst Kurulca temyiz edilmiş olup, konuyla ilgili Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun kararı beklenmektedir.

Bu uygulamanın sonuçlarının alınması aşamasında halen yayında olan radyo ve televizyon kuruluşlarının yayınlarına daha verimli şekilde devam edebilmeleri için yeniden bir düzenleme yapılarak stüdyodan radyolinke ve karasal vericiye kadar tüm yayın halkasının standartlara uygun hale gelmesi için çalışmalar kapsamında özellikle yerel kuruluşların yayın istasyonlarında bulunan yayın, yapım stüdyolarındaki tüm teknik teçhizatın ilgili nizamnamelere uygun olması ve kuruluşların topluma örnek olacak şekilde yapılandırılması yönündeki çalışmalara hız verilmiş ve büyük bir kısmı gerçekleştirilmiştir.

Halen birçok kuruluşumuzun teknik alt yapı olarak yeterli olduğu bilinmektedir. Bu uygulamayla çok az miktarda olan standart dışı vericilerle yapılan yayınlar önlenerek, birçok yayıncının çoğu kez hiçbir kusuru olmaksızın hava seyrüseferlerini enterfere ettiği için yayınlarının durdurulması işlemlerinin son bulması amaçlanmıştır

Karasal verici standartlarının belirlenmesinde halen yayında olan kuruluşların yayın kalitesinin arttırılması yanında, yayınların özellikle radyo yayınlarının karayollarında daha net dinlenmesi mümkün hale gelmiştir.

Kanal/frekans yıllık geçici kullanım bedeli alınmak suretiyle standardize edilmiş bir ortamda karasal sayısal yayınlarının da sağlıklı olarak başlaması temin edilecektir.

Karasal ortamdan yapılan analog radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin çalışmalar neticesinde yayıncı kuruluşların yazılı beyanına dayalı olarak, karasal radyo ve televizyon verici envanteri oluşturulmuştur. Oluşturulan karasal verici kütüğü Telekomünikasyon Kurumu ile ortak kullanıma açılmıştır. 2006 yılında yapılan protokol gereği karasal radyo/televizyon linklerine frekans tahsisi yapılması için Telekomünikasyon Kurumu ile ortak çalışmalar yapılmıştır. Bugünlerde radyo/televizyon Iink kullanan kuruluşlardan beyan alma işlemleri devam etmektedir. Milli Monitör Sisteminin radyo ve televizyon yayınları için Üst Kurulca kullanılmasıyla; izinsiz ve kaçak yayınların tespit edilmesi ve enterferans problemlerinin hızla çözümlenmesi mümkün hale gelmiştir.

Karasal ortamdan yayın faaliyetinde bulunan kuruluşların, yayınlarının teknik açıdan kaliteli olarak izleyiciye ulaştırılması ile bu yayınların diğer yayınlar veya hava seyrüseferleri ile diğer kamu haberleşme sistemleri üzerinde neden oldukları enterferansların giderilmesi ve izinsiz yayınların tespiti için mahallinde teknik denetim çalışmaları yapılarak bu çalışmalar sonucunda tespit edilen problemlerin çözümü için yayın kuruluşlarına gerekli uyarı ve yönlendirmelerde bulunulmaktadır.

Sayın Başkan, sayın Üyeler; 3 Şubat 2006 tarihinde Ankara, İstanbul ve İzmir il merkezlerinde deneme amaçlı karasal sayısal televizyon yayınlarına başlanmıştır. Halen tek frekans ağı metoduna göre yapılan yayınlar devam etmektedir.

Karasal sayısal televizyon deneme yayınları devam eden illere ilave olarak 2007 yılı itibarı ile nüfus yoğunluğu ve sosyoekonomik durumları dikkate alınarak Adana, Antalya, Bursa, Kocaeli, Gaziantep, Kayseri, Konya, Diyarbakır, Erzurum ve Samsun ilerinde de deneme amaçlı karasal sayısal yayına başlanması için çalışmalar yoğun şekilde sürdürülmektedir.

24 Mart 2006 tarihinde yapılan Haberleşme Yüksek Kurulu toplantısında alınan karar gereğince, İsviçre'nin Cenevre şehrinde yapılan RRC-2006 Bölgesel Radyo Komünikasyon Konferansına katılım sağlanmıştır. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU), Bölgesel Radyo Komünikasyon Konferansı toplantısı 15 Mayıs-16 Haziran 2006 tarihleri arasında Cenevre'de yapılmıştır. Planlama alanı içinde bulunan 110 üye ülkeden yetkililerin katılımı ile gerçekleştirilen konferansta Türkiye adına yapılan 1085 adet talepten 1052 frekans blok tahsisi yapılarak yüzde 97 başarı sağlanmıştır. Toplantı sonucunda, ülkemiz adına tahsis edilecek frekans kapasitesi dikkate alınarak Telekomünikasyon Kurumu tarafından yapılan frekans planlamasına katkı sağlanmıştır.

Sayın Başkan, Sayın Üyeler, 3984 Sayılı Kanun, sayısal veya analog yayıncılık ayrımı yapmaksızın, ülkemizde yapılacak radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin esasları düzenlemektedir. Sayısal yayıncılık veya sayısal yayıncılar açısından mevcut gelişmeler, yayıncı ve yayının iletim teknolojisi kadar yayın içeriğini de etkilemektedir. Bu nedenle, televizyon, radyo, telekomünikasyon. internet, basın gibi iletişim hizmetlerine ilişkin yasal düzenlemelerde, yasal düzenlemelerin etkinliği ve pazarın gelişimine etkileri sürekli denetlenerek, sistemin değişen koşullarına hızla uyum sağlaması ve değişimin yönü netleştikçe gerekli düzenlemeler için hazırlık çalışmaları yapılmaktadır.

Ülkemizde öncelikle vericilerden sayısal TV yayınına sağlıklı geçişin yapılabilmesi bakımından bugün itibarıyla gelinen nokta ile bundan sonra hızlı yapılabilecek çalışmalar konusunda, Radyo Televizyon Üst Kurulu, Telekomünikasyon Kurumu, Haberleşme Genel Müdürlüğü, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ve ilgili tarafların katılacağı Sayısal Yayın Aksiyon Grubu oluşturulmuştur. Sayısal Aksiyon Grubu, sayısal yayına ilişkin grupların çalışma ihtiyaçlarını belirleyip temini için gerekli çalışmaları yapacak, sayısal yayına başlanacak ortamlarla ilgili çalışmaları başlatacak, hazırlanacak raporlar üzerinde çalışmalar gerçekleştirecek, sayısal yayının farklı yönlerine ilişkin yapılan çalışmaları takip edecek, yapılan çalışmaları raporlayıp, sunacaktır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Radyo Televizyon Üst Kurulunun kuruluşundan itibaren süregelen problemlerden biri de ülkemizde yayın yapan tüm radyo ve televizyon yayınlarının denetim altına alınması sorunudur. Üst Kurulumuzca radyo ve televizyon yayınlarının izlenmesi amacıyla, hali hazırda Merkez Teşkilatı ile İstanbul, İzmir, Diyarbakır ve Adana Bölge Müdürlüklerinde kayıt sistemleri mevcuttur. Ancak, bu sistemlerin günümüz teknolojisinin gerisinde kalması ve sık sık arızalanması nedeniyle güncelleştirilmesi planlanmış ve bu doğrultuda, radyo ve televizyon yayınlarının sayısal ortamda kayıt edilmesi, arşivlenmesi ve izlenmesi amacıyla Sayısal Kayıt ve Arşiv Sistemi Projesi (SKAAS) çalışmaları başlatılmıştır. Projeyle ilgili hazırlıkların ve şartnamelerin tamamlanmasını müteakip 22/02/2006 tarihinde Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile sözleşme imzalanmıştır. Projenin 2007 yılının Eylül ayında tamamlanması planlanmaktadır. Bu proje tamamlandığında, Ankara merkezde uydu, kablo ve karasal ortamdan alınan 100 televizyon ve 100 radyo yayını ile tüm il ve ilçelerdeki yaklaşık 950 yerel ve bölgesel radyo, 210 yerel ve bölgesel televizyon yayını, sayısal ortamda kaydedilip izlenebilecektir. Sistem sayesinde, data hatları vasıtasıyla merkeze uydu üzerinden ulaşmayan radyo ve televizyon yayınlarının iletimi ve tüm yayınların kurulacak bir arşiv sistemine kaydedilmesi mümkün olacaktır.

Sayın Başkan, sayın üyeler; radyo ve televizyon yayınlarının daha kaliteli hale getirilmesi, olumsuz etkilerinin azaltılmasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun ve yayın kuruluşlarının olduğu kadar aynı zamanda izleyicilerin ve dinleyicilerin de sorumluluğu olduğu düşünülmektedir. Bu bakımdan gerek yayınların denetimi aşamasında, gerekse düzenleyici faaliyetlerde, kamuoyunun hassasiyetleri ve beklentileri göz önünde bulundurulmaktadır. 3984 Sayılı Kanunun Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna vermiş olduğu radyo ve televizyonlarla ilgili kamuoyunda doğan tepki, beğeni ve hassasiyetleri sürekli olarak izleme görevi çerçevesinde, 1998 yılında hizmete giren ve zaman içerisinde teknolojik açıdan eskiyen ve ihtiyacı karşılayamayan “178 Alo RTÜK” sistemi revize edilerek “444 1 178 RTÜK İletişim Merkezi” kurulmuştur. RTÜK İletişim Merkezini vatandaşlarımız, Türkiye'nin her yerinden telefonla 444 1 178'i arayarak, radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin görüş, öneri ve şikayetlerini doğrudan Üst Kurula iletebilmektedirler. 24 saat İletişim Merkezine ulaşabilen vatandaşlar arama bedeli olarak sadece şehir içi görüşme bedeli ödeyecektir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu İletişim Merkezinin devreye alınması ile izleyici temsilciliğinin işleme girmesi akabinde, Üst Kurul, radyo ve televizyon kuruluşları ile izleyiciler arasında etkin iletişim sağlanacaktır. Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna intikal eden izleyici önerileri, beğenileri ve şikâyetleri periyodik olarak televizyon kanallarının izleyici temsilcilerine aktarılarak şikâyetlerin radyo ve televizyon kuruluşlarına iletilmesi mümkün olabilecektir. İzleyici temsilciliği uygulamasıyla televizyon kanallarında öz denetim sisteminin daha etkin hale getirilmesi amaçlanmaktadır.

Sayın Başkan, sayın üyeler; bildiğiniz gibi radyo ve televizyon yayıncılığı ticari bir faaliyettir. Ancak radyo ve televizyon yayıncılığı bir yönüyle de kamu hizmeti niteliği taşımaktadır. Diğer taraftan, kamu yararını gözeten, kamu hizmeti niteliğinde yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşları açısından da ifade ve haber alma özgürlüklerinin güvence altında bulunması zaruridir. Çünkü, ifade ve haber alma özgürlüklerinin olmadığı bir ortamda zaten yayıncılık açısından kamu yararından da söz etmek mümkün değildir. Radyo ve televizyon yayınlarında kamu yararının gözetilmesi için temel yayın ilkelerinin belirlenmesi kadar, kamunun beklentilerinin ve hassasiyetlerinin takip edilmesi de önem taşımaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu denetim noktasında yayıncı kuruluşların öz denetim mekanizmalarını kurmalarını ve yayıncılarla karşılıklı diyalogu son derece önemsemektedir. Üst Kurul, yayıncılık sektöründe yayın içerikleri itibarıyla bugün görülen sorunların aşılmasında yayıncı kuruluşların öz denetim mekanizmalarını kurmalarının ve geliştirmelerinin çözüme büyük katkılar sağlayacağı düşüncesinden hareketle, ulusal televizyon kanallarının işbirliği ile "izleyici temsilciliği" uygulamasını başlatmıştır. Bu uygulamayla birlikte, ülkemizde, basın özgürlüğünün korunması yolunda önemli bir adım da atılmıştır. Televizyon kanallarında öz denetim kurulmasını amaçlayan uygulama sayesinde, televizyon izleyicileri, izledikleri programlarla ilgili şikâyetlerini bildirmek üzere televizyon kanallarına ulaşmak istediklerinde karşılarında mutlaka bir muhatap bulabilmektedirler. Uygulama, aynı zamanda televizyon izleyicilerinin televizyon kanalıyla ilgili görüşlerinin, tepkilerinin, şikâyetlerinin ve önerilerinin kanal yönetimi tarafından düzenli olarak takip edilmesine de imkân sağlamaktadır.

Sayın Başkan, sayın üyeler; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yayın kuruluşlarını rakip değil, el birliğiyle Türkiye'deki yayın hayatının sorunlarını aşmayı sağlayacak birer unsur olarak görmektedir. Radyo ve televizyon yayınları, Anayasa’yla güvence altına alınmış olan haberleşme özgürlüğü çerçevesinde, kamu hizmeti anlayışından sapmadan büyük fedakarlıklara, yüksek maliyetlere katlanılarak kamuoyuna sunulmaktadır. Özel radyo ve televizyon yayıncılığının ülke ekonomisine, teknolojisine ve kültüre katkılarının azami düzeye çıkarılması, yayıncılık alanında yaşanan sorunların çözümlenmesi, çağdaş bir yayıncılık mevzuatı oluşturulması, Türk halkının beklentileri doğrultusunda yayın kalitesinin yükseltilmesi en önemli hedeflerimiz arasındadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, özel radyo ve televizyon yayınlarını düzenlemek ve denetlemekle görevlidir. Yayın ihlalinde bulunan kuruluşlara kanunla öngörülen yaptırımları uygulamak, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun yetkilerinden biridir. Bununla birlikte, sadece yaptırım uygulamakla sorunların çözülmesini beklemek mümkün değildir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu düzenleyici otorite fonksiyonunun da bir gereği olarak, yayıncılık alanında karşılaşılan sorunların çözümünde karşılıklı diyalog ve uzlaşma yollarını açık tutmayı misyon edinmiştir. Bu amaçla, yayın kuruluşlarının temsilcileri ile Üst Kurulun bütün üyelerinin katıldığı toplantılar yapılarak sorunlar ve çözüm önerileri karşılıklı olarak dile getirilmiştir.

3984 sayılı Yasamızın 8 inci maddesinin (e) bendine göre, radyo ve televizyon yayınları ile ilgili olarak kamuoyunda doğan tepki, beğeni ve hassasiyetleri sürekli olarak izlemek ve gerekli yönlendirmelerde bulunmak amacıyla gerekli kamuoyu araştırmalarını yapmak ve yaptırmak Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun görevlerinden biridir. Bu kapsamda, Kurum tarihinde ilk kez, bu yıl, örneklemi ülke genelini temsil eden "Televizyon İzleme Eğilimleri" konulu kamuoyu araştırması gerçekleştirilmiştir. Aynı yıl içerisinde gerçekleşen ikinci araştırma ise “İlköğretim Çağındaki Çocukların Televizyon İzleme Alışkanlıkları” kamuoyu araştırmasıdır. Araştırma, televizyon ve çocuk temalı Türkiye genelini kapsayan ilk araştırma olma özelliğini taşımaktadır.

Televizyon izleme Eğilimleri Araştırması kapsamında; izleyicilerin televizyon izleme süreleri ve saatleri, en çok izledikleri program türleri, kitle iletişim araçlarına olan güven düzeyleri, rahatsızlık duydukları televizyon yayınları, reklamların izlenme düzeyi ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun bilinme düzeyi tespit edilmiştir.

Her iki araştırmada Sayın Başkanlığa ve Komisyon üyelerine takdim edilmiştir.

Sayın Başkan, sayın üyeler; uzmanlar, yayınlar karşısında en korunmasız kitlenin çocuklar olduğuna dikkat çekmektedirler. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yapılan araştırmalar ise, çocukların hafta içinde günde ortalama üç saat televizyon izlediklerini; televizyon izlerken program tercihlerini ebeveynlerine danışarak değil, kendi kendilerine yaptıklarını; televizyonu ebeveynleriyle birlikte değil, yalnız başlarına izlediklerini göstermektedir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, çocukların televizyon yayınlarının olumsuz etkilerine karşı bilinçlendirilmesi amacıyla iki önemli uygulamayı hayata geçirmiştir. Bunlardan biri “Akıllı İşaretler Görsel-İşitsel Uyarı Sistemi”, diğeri de “Medya Okuryazarlığı Projesi”dir.

Çocukların ve gençlerin televizyon yayınlarının zararlı etkilerinden korunmaları amacıyla Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından geliştirilen ve televizyon kuruluşları tarafından desteklenen Akıllı İşaretler Sembol Sistemi, 23 Nisan 2006 tarihinde Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında hizmete girmiştir. Akıllı İşaretler, çocuk ve gençleri cinsellik, şiddet, olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar, kötü dil kullanımı, sigara, alkol, kumar ve madde bağımlılığına özendirme, her türlü ayrımcılık ve intihar sahnelerinin gösterilmesi gibi zararlı yayın içeriğine karşı korumak için geliştirilmiş olan görsel-işitsel bir uyarı sistemidir.

Bu Akıllı İşaretler Sembol Sistemiyle ilgili yapılan kamuoyu araştırmasında ise, Akıllı İşaretlerin izleyicilerin yüzde 76,7’si tarafından görüldüğünü, yüzde 23,3’ü tarafından görülmediğini; yine katılımcıların yüzde 56,5’i Akıllı İşaretlerin çocukların izleyecekleri programları belirlemelerinde etkili olduğunu, yine araştırmaya katılanların yüzde 74,6’sı da Akıllı İşaretlerin yayınlanmasını olumlu bulduğunu ifade etmişlerdir.

Medya Okuryazarlığı Projemiz ise, RTÜK ile Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı arasında Öğretim Kurumlarına Medya Okuryazarlığı Dersi Konulmasına Dair İşbirliği Protokolü imzalanarak, İlköğretim Seçmeli Medya Okuryazarlığı Dersi Öğretim Programı, 7’inci sınıflarda "Medya Okur Yazarlığı Dersi" adı altında 2006-2007 öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığımız tarafından belirlenen beş pilot ilköğretim okulunda zorunlu seçmeli ders olarak okutulmaya başlanmıştır.

Yine bu dönemde, Millî Eğitim Bakanlığımızla yaptığımız ortak bir çalışmayla ilköğretim okulundaki 500 binden fazla çocuğumuzun katılımıyla “Televizyon Yayınlarında Şiddet” konulu bir kompozisyon yarışması gerçekleştirilmiştir. Bu yarışmaya katılanlar arasından yaklaşık 15’e yakın evladımıza ödüller verilmiş, bu sayede çocuklarımızın gündemine televizyon yayınları ve televizyon yayınlarındaki şiddet içeriğinin gelmesi sağlanmış, bu konuya karşı ortak bir bilincin oluşmasına katkı sağlanmıştır.

Yine, sizlerin de çok iyi bildiği gibi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi Töre ve Namus Cinayetleri ile Kadınlara ve Çocuklara Yönelik Şiddetin Nedenlerinin Araştırılması Komisyonunun çalışmalarına da iştirak etmiş, bu hususta Devlet Bakanlığınca gerçekleştirilmekte olan faaliyetlere de destek vermiştir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, çocukların radyo ve televizyon yayınları konusunda bilinçlendirilmeleri, eleştirel, seçici, sorgulayıcı birer izleyici olarak yetişmeleri amacıyla hayata geçirdiği Akıllı İşaretler Görsel İşitsel Uyarı Sistemi ve Medya Okuryazarlığı Projesine ilave olarak geçtiğimiz hafta yalnızca çocuklara yönelik bir web sayfasının yayımına başlamıştır. www.rtukcocuk.orq.tr adresindeki web sayfasında çocukların ilgisini çekebilecek oyunlar, fıkralar, bilmeceler, tekerlemelerin yanı sıra ödev yaparken yararlanabilecekleri, bilim ve teknik, spor, dostumuz hayvanlar, çevre, ansiklopedik bilgiler bölümleri ve özellikle televizyonun hayatlarında kapladığı yer konusunda görüşlerini yazabilecekleri "Arkadaşım TV" ve televizyon programlarıyla ilgili eleştirilerini yazabilecekleri "TV Okuru" bölüm!eri yer almaktadır. Bu sayfanın duyurulmasından sonraki ilk gün içerisinde 35 bin evladımız bu sayfayı ziyaret etmiş, bilinçli bir televizyon izleyicisi olmalarıyla ilgili bilgilere ulaşabilmişlerdir. 2005 yılı içerisinde yaklaşık 200 bin kişinin tüm yıl boyunca Radyo ve Televizyon Üst Kurulu web sayfasını ziyaret ettiğini düşünürsek, bir gün içerisinde 35 bin çocuğumuzun bu ilgiyi göstermiş olması gelecekle ilgili ümitlerimizi artırmıştır.

Sayın Başkan, sayın üyeler; dünyadaki ve Türkiye'deki yönetim ve insan kaynakları alanındaki gelişmelerin paralelinde; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun iş yükü ve insan kaynaklarının niteliği ve verimliliği incelenerek, bu kapsamda RTÜK merkez ve taşra teşkilatı birimlerinin görev ve sorumluluk alanı içerisinde bulunan faaliyetlerini kapsayacak biçimde, Kurum olarak etkin, hızlı ve kaliteli hizmet sunmak için gerekli olan doğru sayı ve nitelikte iş gücünün belirlenmesi ve performans odaklı bir kurum kültürü oluşturmak amacıyla başlatılan Performans Değerleme Sisteminin belirlenmesi çalışması ile organizasyon yapısı ve iş analizleri alanında çalışmalar devam etmektedir. Söz konusu çalışmanın Kasım 2006 ayı içerisinde tamamlanmasını umuyoruz.

Bu dönemde, yine personelimizin eğitimiyle ilgili olarak "Görsel-İşitsel Medya ve Kadın", "Görsel ve İşitsel Medyada Türk Dili'nin Doğru ve Kurallara Uygun Kullanımı", "Temel İlk Yardım Eğitimi", "Türk Dilinin Doğru ve Güzel Kullanımı" ile "Resmi Yazışmalarda Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik" konulu hizmet içi eğitim seminerleri ve yabancı dil eğitimi konulu hizmet içi eğitim programları da düzenlenmektedir.

Süreyi aşacağım endişesiyle, konuşmamın bazı kısımlarını geçiyorum. Konuşmamın içeriğiyle ilgili ve faaliyetlerimizle ilgili rapor, kitap halinde, zatıalilerinize sunuldu.

Eğitim konusunu son derece önemsediğimizi huzurlarınızda ifade etmek istiyorum. Özellikle ülkemizin dört bir tarafında yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarının daha etkili ve kaliteli yayın yapmalarına katkı sağlayacak eğitimler güzel ülkemizin dört bir tarafından uzmanlarımız ve bu konuyla ilgili öğretim üyelerinin katkılarıyla gerçekleştirilmektedir. Bunu da kısaca ifade etmek istiyorum.

Yine bir güzel haberi bu vesileyle burada huzurlarınızda ifade etmek istiyorum. Türkçe’nin güzel kullanımı konusu en fazla önem verdiğimiz hususların başında gelmektedir. Bu konuyla ilgili, hassasiyetle, tüm yayınlar denetlenmekte ve bu manada bir ihlal görüldüğünde de gerekli müeyyideler uygulanmaktadır. Ancak, Türkçe’nin güzel kullanımını cazip hale getirebilmek ve bu konuya ilgiyi çekmek için ilk defa Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarihinde bir ödül ihdas edilmiştir. Bu ayın sonunda tüm detaylarıyla ilan edeceğimiz bu ödül  “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Güzel Türkçe Ödülleri” ismiyle takdim edilecektir. Güzel Türkçe’mizin daha etkin, doğru kullanımını sağlayacak ve Türkçe’ye ilgiyi artırmaya yönelik bu çalışma da, tahmin ediyorum, yayıncılarımız arasında çok fazla ilgiyle karşılanacaktır.

Yine, göreve geldiğimiz bu dönem içerisinde yaptığımız en önemli faaliyetlerde ve çalışmalardan biri de, Avrupa Birliğine uyum süreci kapsamında mevzuatımıza yapılan düzenlemelere paralel olarak, Mart 2006’dan itibaren, özel radyo ve televizyonlarda Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yayınların başlamış olmasıdır. Şu anda hem bazı televizyonlar hem de bazı radyolar yerel dinde yayınlarını gerçekleştirebilmektedirler.

Sayın Başkan, sayın üyeler; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun giderleri, özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca elde edilen brüt reklam gelirlerinden kesilecek yüzde 5 pay ve bu Kanun gereğince kanal ve frekans yıllık kira bedellerinden karşılanmaktadır. Üst Kurulun kurulduğu 1994 yılından bugüne kadar kendi gelirleri ile giderlerini karşılamış, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin bütçesinden ödenek talebinde bulunmamıştır. Üst Kurulumuz 2006 yılı bütçesi 100.767.375 yeni Türk lirası olarak öngörülmüş olup, 30 Eylül 2006 tarihi itibarıyla gerçekleşen gelirlerinin toplamı 78.646.138 yeni Türk lirasıdır.

Ayrıca 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 78’inci maddesine göre, Maliye Bakanlığına üçer aylık dönemler itibarıyla aktarmaları da gerçekleştirmektedir.. Ekim 2006 sonu itibariyle Hazineye aktarılan tutar 54.264.264 yeni Türk lirasıdır.

Diğer taraftan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu gelirlerinde yapılan değişiklik nedeniyle, Üst Kurulumuzun elde ettiği reklam gelirleri Üst Kurul payının yüzde 15’i bu Fon’a aktarılmaktadır. Bu çerçevede Eylül 2006 tarihi itibarıyla elde edilen reklam gelirleri Üst Kurul payından 7.904.126 yeni Türk lirası Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonuna aktarılmıştır.

Eğitime katkı payı olarak yayın kuruluşlarından tahsil edilen reklam payları kadar 53.328.196 yeni Türk lirası da Maliye Bakanlığımıza aktarılmıştır.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2007 yılı bütçesi 148.560.000 yeni Türk lirası olarak öngörülmüştür. Bu gelirlerin; 90 milyon yeni Türk lirası reklam payı gelirleri, 35 milyon yeni Türk lirası kanal ve frekans yıllık kira bedeli, 10 milyon yeni Türk lirası faiz gelirleri, 5 milyon yeni Türk lirası idari para cezaları, 8 milyon yeni Türk lirası gecikme zamları ve 560 bin yeni Türk lirası ise çeşitli diğer gelirlerden öngörülmüştür.

Sayın Başkan, sayın üyeler; zaman yetersizliği nedeniyle değinemediğim konular var. Komisyonunuzun değerli üyeleri tarafından yöneltilecek soruları cevaplarken, yeri geldikçe bunlara da değinmeyi umuyorum.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Başkana çok teşekkür ediyoruz.

Böylece, gündemimizdeki bütçelerle ilgili sunuşlar tamamlanmıştır.

Şimdi görüşmelere geçiyoruz.

İlk söz Sayın İnal’ın.

Buyurun Sayın İnal.

AHMET İNAL (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanım, Sayıştay Başkanım, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ve RTÜK Başkanım, değerli üyeler, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, gerek komisyon gerekse de yasama faaliyetlerinde hem kemiyet hem keyfiyet olarak çok kaliteli ve uzun süreli çalışmalar yaptığını bilmekteyiz. Bunun da, hem yurt içinde hem yurt dışında takdirle karşılandığını da biliyoruz. Saygıdeğer Başkanımın da “bu Meclisin saygınlığının bu Dönem’de biraz daha arttığı” ifadesi de bunun bir kanıtıdır.

Ayrıca, bu Dönem milletvekilleri birçok fedakârlıklarda da bulunmuşlardır. Bunların başında lojman ve sosyal tesislerinden fedakârlık yaparak, toplumun diğer kamu kurum ve kuruluşlarına da benzer bir fedakârlığı yapmaları konusunda öncülük yapmışlardır. Ama, böyle bir fedakârlığın da diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelmediğini de geçen süre içerisinde gördük.

Sayın Başkanım “milletvekillerinin çalışma ofislerinin yapılacağı” şeklindeki ifadeniz memnuniyet verici. Gerçekten, şu anda milletvekillerimiz çok küçük mekânlarda ve müsait olmayan ortamlarda çalışmaktadırlar. Yoğun seçmen trafiği, vatandaş trafiği karşısında da Meclis çalışmalarına arzu edilen biçimde zaman ayıramamaktadırlar. İnşallah, bu yeni ofis, buna ciddi katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Saygıdeğer Başkanım, ben, Türkiye Parlamenterler Birliğinde de bir görevim olması hasebiyle, bir serzenişi, bir maruzatı aktarmak istiyorum: Emekli milletvekillerimiz bir hayli zor durumda. Emekli milletvekillerimiz, çok  değerli çalışmalar yapmışlardır Mecliste, komisyonlarda; kimi bakanlık yapmış, kimi uzun süre, mesai mefhumunu dikkate almaksızın, yurt içinde-yurt dışında amme menfaati için çok değerli hizmetler yapmış “devlet adamlığı” sıfatını almış insanlardır. Ancak, emekli olduktan sonra veya milletvekilliği görevi bittikten sonra ne mesleğini icra etme şansına sahip olmuşlardır ne de başka bir ticari iş yapma durumu söz konusu olmuştur. Ancak kendi ticari şirketleri veyahut da faaliyetleri eskiden varsa, belki, bunu idame ettirebilmişlerdir. Ücret olarak zor durumda olduklarını beyan ediyorlar. Hatta bugün birçok kamu kurum ve kuruluşun emekli memurları, özellikle hâkim ve savcıların, emekli milletvekilleri ve bakanların maaşlarını dahi arttığını artık bilmekteyiz. Bu konuyu da özellikle “bunu dile getirirseniz seviniriz” demişlerdi, ben de bu görevi sizlere arz etmek istiyorum.

RTÜK Başkanımız çok değerli projelerden bahsetti, teşekkür ediyoruz. Özellikle eğitime, dil konusuna, ahlaki değer ölçülerine yönelik müeyyidelerden bahsetti, hatta ödül projelerinden bahsetti. Bu da tabii çok güzel bir şey. Toplum gerçekten, artık, ailesiyle, çoluk çocuğuyla bazı televizyon programlarını izlerken hem moral açısından hem strese girmekte, asabileşmekte hem  de toplumsal gerginliğe neden olmaktadır. Bu tür projelere gösterdiğiniz hassasiyetten dolayı size de teşekkür ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımızın, Cumhurbaşkanlığımızın, Sayıştay Başkanlığımızın ve RTÜK Başkanlığımızın bütçelerinin hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın İnal’a teşekkür ediyoruz.

Sayın Kumkumoğlu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Sayıştayın Değerli Başkanları, Sayın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, RTÜK’ün Değerli Başkanı, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün burada son defa -en azından 22’nci Dönem için- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bütçesini ve aynı zamanda görev döneminin sonuna geldiğimiz Sayın Cumhurbaşkanlığımızın bütçesini görüşüyoruz.

Şimdi, bu kurumlar, elbette, yine diğer birçok bakanlıkta olduğu gibi, sadece rakamlarıyla ilgili konuşulması gereken kurumlar değil. Bu kurumlar, bu rakamların çok ötesinde anlamları ifade ediyorlar. Israrla, Sayın Cumhurbaşkanlığı bütçesinin sunuşunda bunu rakamlarla ilgili bir sunuş olarak Komisyonumuzun gündemine getirmeyi, ben şahsen bir eksiklik olarak görüyorum, çünkü, Cumhurbaşkanlığımızı sadece bu açıdan bakıp değerlendirmek mümkün değildir. Bu sunuşun içerisinde, görebildiğim kadarıyla, normal rutin işlemler bile, Meclisin gündemine gelmesi gereken işlemler bile yoktur. Ama, her ne kadar ilgililer konuyu normal günlük yaşamda ifade ettiğinin dışında tutmaya çalışsalar da, hiç şüphesiz, hem Komisyonumuz hem Genel Kurulumuz, gerek Meclisin gerek Cumhurbaşkanlığının gerek Sayıştayın gerek RTÜK’ün bütçelerinin görüşmeleri esnasında, bunu sadece rakamlardan ibaret bir değerlendirme olarak görmeyeceklerdir. Çünkü, bu kurumların hiçbirisini rakamlarla ilişkilendirmek mümkün değildir. Bu kurumların, hatta belki de en az dikkate değer olması gereken kısmı bütçeleridir. Yani, Meclis Başkanlığının, Cumhurbaşkanlığının, Sayıştayın, hatta RTÜK’ün bütçe görüşmelerini, onların kadrolarının azlığı, bütçelerinin genel bütçe içerisindeki payının düşüklüğü vesaire nedeniyle belki en geride tutmamız gerekir. Kaldı ki, o bütçeler yüksek oranlı, rakamsal anlamda büyük bütçeler bile olsa, kurumların temsil ettikleri misyonları o bütçelerle ilişkilendirilemeyecek boyutlardaki bütçelerdir.

Şimdi buradan bakıldığında değerli arkadaşlarım, döneminizde -Sayın Başkan, döneminiz tamamlanıyor milletvekilleriyle birlikte- Meclis kürsüsü, gerçekten, bu Mecliste uyumlu bir çalışmanın yapılabileceği ortamın hazırlanabilmesi, İktidar ve muhalefet partilerinin -ki, uzunca bir dönem bunu sadece iki parti olarak- birlikte, uyum içerisinde çalışabilmelerinin yollarının aranıp bulunabilmesi, temsil ettiğiniz kurumun cumhuriyetle doğrudan bağlantıları nedeniyle, cumhuriyetin temel niteliklerinin ve temel değerlerinin tartışılmaya çalışıldığı, içeride ve dışarıda tartışılmaya çalışıldığı, Türkiye’ye farklı misyonlar yüklenilmeye çalışıldığı bir dönemde bu anlayışlara karşı direnişin ve cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkmanın odağı olma noktasında bir misyonu üstlenebilmiş midir diye baktığımızda -ki, döneminizde bunları ben Meclis çalışmaları açısından, içeriden ve dışarıdan, gerek Meclisin kendi iç işleyişiyle ilgili olarak gerek dışarıdan Meclisimizin temsil ettiği misyona dönük olarak yapılan değerlendirmeleri dikkate aldığımızda-  maalesef, bu dönemde Başkanlığınızın bu misyonu gerektirdiği biçimde yerine getirdiğini söyleyemeyiz. Hatta, zaman zaman, Başkanlığınız bu misyona dönük tartışmaların odağı haline gelmiştir. Yani, sahiplenmesi gerekirken, kurum olarak sahiplenmesi gerekirken, kurum olarak bu tartışmaların yaratıcısı pozisyonuna maalesef, Başkanlığınız itilmiştir. Siz, bunu böyle değerlendirmiyor olabilirsiniz, ama, toplumun çok geniş bir kesiminin bunu böyle değerlendirdiği muhakkaktır ve bu sebeple, Başkanlığınız önemli tartışmaların merkezi haline gelmiştir. Yani 20 yaşında, askerlik çağı gelmiş delikanlıları çocuk diye Meclisin kürsüsüne çıkarıp, o çocukların ağzından Türkiye’ye oradan mesaj vermeye çalışan bir yaklaşım içerisinde olmuştur Başkanlığınız döneminde kurum. Dolayısıyla, bunlar hem kuruma hem size hem de ulusumuzun birliğine, bütünlüğüne, seksen üç yıldan buna koyduğu, korumaya çalıştığı temel değerlerini sahiplenme noktasındaki sorumluluğunuza aykırı düşmüştür, ters düşmüştür diye düşünüyorum Sayın Başkan.

Şimdi, bu noktadaki tartışmalar uzatılabilir, çok uzun biçimde tartışılabilir, ama, sadece saydığım örnekler bile hepimizin zaten hemen aklından geçen diğer örneklerle bütünleştirildiğinde, bu konuda daha fazla şey söylemeyi gerektirmeyebilir.

Değerli arkadaşlarım, içeride ne olmaktadır; içeride de maalesef, Meclis Başkanlığı, Parlamento içerisinde uyumlu bir çalışmanın yürütülebilmesi için gerekli, Meclis Başkanlığının ona yüklemiş olduğu sorumlulukla tam anlamıyla örtüşür bir gayret, çaba içerisinde olamamıştır. Meclis Başkanı, âdeta, tarafsız olması gereken bir kurum sıfatından çıkarak, mensubu bulunduğu siyasî partinin tercihleri noktasında Meclisin çalışmasını yönlendirmeye çalışan bir yaklaşımın, bir anlayışın içerisine girmiştir.

Meclis, altı aydan bu yana, neredeyse görüştüğü bütün yasaları temel yasa olarak görüşmektedir. Anayasa Mahkemesinden temel yasa konusunda yapılan başvuruya dönük bir geri gönderme gerekçe yapılmıştır, ilgili, ilgisiz her konu Mecliste temel yasa olarak görüşülmektedir. Kanun maddeleri “ikinci bölümün 5’inci maddesi, kabul edenler, etmeyenler…” biçiminde geçiştirilmeye çalışılmaktadır.

Muhalefet partisi, sadece verilecek önergelerle ilgili söz kullanabilme hakkını elde edebilmek için günlerce ilgili kurumların, matbaanın, Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünün önünde grup başkanvekilliği düzeyinde nöbet tutmaktadır, ancak,öylece, hiç olmazsa, en temel konularla ilgili olarak, yani, mesela Vakıflar Yasası’yla ilgili olarak veya Tohumculuk Yasası’yla ilgili olarak söz alabilme şansını yakalayabilmektedir. Yani, temel yasa ne demektir, önemli bir yasa, toplumu çok ciddi biçimde ilgilendiren, toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren bir yasa, dolayısıyla, bunu temel yasa yapıyorsunuz. Temel yasa diye saydığınız yasayla ilgili olarak, yasal düzenlemelerle ilgili olarak milletvekillerinin önerge üzerinde konuşma hakkını bile, eğer imkân bulabilirseniz, fırsat bulabilirseniz engellemeye çalışıyorsunuz. Nihayetinde, bunun engellendiği temel yasalar da Meclisin gündemine gelmiştir ve oradan geçmiştir. Yani, eğer, muhalefet partisi, bu denli yoğun bir gayret gösteremedi ise, bilmem matbaadan çıktığı anda orada bir temsilcini bulunduramadı ise, temel yasa olarak sayılan bir yasa üzerinde sadece bölümler hakkında konuşabilme imkânı yakalayabilmiş, maddeler üzerinde hiç olmazsa, verilmiş bir önerge nedeniyle bile konuşma imkânını yakalayamamıştır. Ve hâlâ bu uygulama aşağıda, Genel Kurulda devam etmektedir.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – İç Tüzük’e aykırı mı?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim, aykırıdır, değildir; ayrı bir şey.

Şimdi, o tartışmaların içerisine girdiğimiz zaman, İç Tüzük’e aykırı değil tabii. Ama, İktidar Partisi bütün imkânlarını muhalefeti konuşturtmamak üzere kurgularsa, Meclis Başkanlığına, tarafsız olması gereken Meclis Başkanlığına buna müdahale etme hakkı doğar. Tarafsızlık herhalde böyle bir şeydir. Sayın Başkanın çıkıp, arkadaşlar bu doğru değil, muhalefet partisinin veya milletvekillinin, bu anlamda, neredeyse, kanun yapma yetkisini elinden alacak, görevinin gereklerini yerine getirmesini engelleyebilecek bu davranıştan, lütfen, sayısal çoğunluğunuzdan yararlanarak, bunu bir fırsat gibi değerlendiren bu anlayışınızdan lütfen vazgeçin. Muhalefetin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız Sayın Kumkumoğlu?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, 4 bütçe var. Bugün biraz daha toleranslı olursanız…

BAŞKAN – Anlıyorum da … Bir ek süre vereceğim. O ek süre içinde toparlayın lütfen.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Daha giriş yapıyoruz. Toparlayacağım Sayın Başkan.

Şimdi, bu çoğunluğa dayalı yaklaşımdan vazgeçilmesi gerektiği biçiminde bir tavır içerisine Meclis Başkanlığı çok rahatlıkla girebilir. Kaldı ki, İktidar Partisi bunu ret de edebilir. Hayır, İç Tüzük bana bu hakkı, bu yetkiyi vermiştir, ben bunu böyle değerlendireceğim diyebilir. Ama, tarafsız olan, olması gereken bir Meclis Başkanının hiç olmazsa, muhalefetin bu anlamdaki haklarını koruyan bir ifadesini, milletvekilleri olarak hiç duyamadık, bir tek gün duyamadık. Ben, bunları eksiklik olarak değerlendiriyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın İnaldı birtakım fedakârlıklardan bahsetti. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, 22’nci Dönem üyelerinin içerisine hiç giremediği lojman meselesi hâlâ bir kangren olarak duruyor.

BAŞKAN – Sayın İnal’dan bahsettiniz değil mi?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Evet, affedersiniz. İnal’dan bahsettim. Özür dilerim.

Bu bir fedakârlık filan değil. Yani, nasıl Cumhurbaşkanlığı bütçesini sadece yapılmış tasarruflarla anlatmak doğru değilse, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesini de sadece fedakârlıklarla, tasarruflarla anlatıyor olmak doğru bir yaklaşım değildir değerli arkadaşlarım.

Ayrıca, orada yapılmış bir tasarruf, fedakârlık filan yoktur. Oradan bugüne kadar elde edilmesi gereken gelirler elde edilememiştir. Vatandaş, hâlâ, bu ifadeler nedeniyle, milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi lojmanlarında ücretsiz olarak, bila bedel kaldığını düşünmektedir. Hâlbuki, ben bir milletvekili olarak, mobilyalı bir evde, hâlihazırda, ilk geldiğim gün, Türkiye Büyük Millet Meclisi lojmanlarına ödeyeceğim paradan daha az bir parayla kirayla bir evde oturuyorum. Öyle bir şey yok. Yani, burada bir fedakârlık, bilmem ne filan diye geçiştirilecek bir durum yoktur. Orada, bence asıl mesele, AKP milletvekillerinin ve birlikte oluşturdukları yapının ziyaretçileriyle, vesaireleriyle, her gün kamuoyunun önünde ortaya çıkaracakları görüntülerden kaçınmak için öyle bir şey yapılmıştır, bir. İki…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) –  Hiç alakası yok. Ne demek bu ?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Böyle bir şey var mı?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Farklı bir şey söyleyeceksen söyle.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Öyle bir şey yok.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, müsaade edin, lütfen…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - İki, hâlâ Sayın İnal’ın ifade ettiği gibi, burada sanki bir fedakârlık yapılıyormuş havası yaratılmak üzere kamuoyu yanıltılmak istenmiştir. En azından bu ikisine bir itirazınız olamaz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Doğru bir şeyler söyle, yanlış şeyler söylüyorsun.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim, siz kabul etmeyebilirsiniz, ben kendi kanaatimi söylüyorum. Ama, en azından, bu ikincisine bir itirazınız olamaz. Hâlâ Sayın İnal, bunu bir …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – İtirazımız olmayan şeyler söyle …

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, tamam… Bir dakika içinde  bitireceğim.

BAŞKAN – Ek süreyi verdim. Dolayısıyla…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, Bakanlık bütçeleri üzerinde yirmi dakika konuşuyorduk…

BAŞKAN – Aldığımız kararın farkında değilsiniz o zaman.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, bu şeyde toparlayacağım.

BAŞKAN – Lütfen… İki dakika veriyorum. İlave süre vermeyeceğim.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Doğru tespitler yapın.

BAŞKAN – Aldığımız kararı biliyorsunuz Sayın Kumkumoğlu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, aldığınız kararı ilk defa mı uygulama kararlılığı içindesiniz?

BAŞKAN – Dolayısıyla size on dakika verdim, üç dakika ilave yaptım.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Efendim, bu yeni bir şey değil. On dakika değil, on dakika, sonra beş dakika daha veriyordunuz, sonra üç dakika veriyordunuz. Şimdi, üç, iki…

BAŞKAN – Hayır. Yaptığımız toleransı siz istismar etmeye kalkarsanız…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, istismar falan etmiyoruz. Her zaman böyle konuşmuyoruz.

BAŞKAN –  … aldığımız kararı uygulamak zorunda kalırım.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanı, eğer burada konuşacaklarımızdan bir rahatsızlık duyacağınız gibi bir anlayışınız varsa, arkadaşlarımız gerekeni söyleyecektir. Yani, ondan… Yani, ayrıca, kimsenin de sizin korumanıza ihtiyacı yoktur. Bizim buradaki konuşmamızdan siz arkadaşlarımızı korumaya çalışıyorsanız, o zaman, istiyorsanız, biz hiç konuşmayalım, siz de korumuş olun, görevinizi yapmış olun. Bugüne kadar…

BAŞKAN – Siz konuşma hakkınızı …

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, bütçe görüşmeleri yeni başlamadı. Bütçe görüşmelerinin ikinci haftası içerisindeyiz ve bugüne kadar böyle bir uygulamanız yoktu, olsaydı, tamam, hiçbir itirazım yok, kabul ederdim. Böyle bir uygulama yoktu. Şimdi, giderek..

BAŞKAN – Nasıl böyle bir uygulamamız yoktu?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN  - Yaptığımız uygulamayı bütün arkadaşlar biliyor.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Tamam Sayın Başkan.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Doğru şeyler söyle, yanlış şeyler söyleme…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Böyle bir uygulama yok muydu? Sorun arkadaşlara bakalım. Kendi arkadaşlarınıza sorun.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bu kadar katı kurallar içerisinde yoktu.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – On dakika, üç dakika…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – On dakika, beş dakika, bakın, zaman bitti, iki dakika bitmedi daha.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bakanlık ve kurum bütçeleri üzerinde on dakika diye karar alınmadı mı? 

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Tamam değerli arkadaşlarım.

Ben o zaman, zamanımı kullanmaya çalışıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, şimdi itiraz eden bir milletvekili arkadaşımızın Meclisle ilgili bir kanun tasarısı üzerinde yaptığı bir değerlendirmede, bu dönemin, yani Sayın Başkanın Başkanlığındaki bu dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisinin geçmişiyle mukayese edildiğinde veya bundan sonraki süreçlerde yaptığı hiçbir faaliyetle bundan sonraki süreçlerde anılamayacağı anlamına gelebilecek bir ifade kullanmıştı. Sayın Başkan, o gün burada yoktu, ama, ben dikkat ettim, hemen ertesi gün, Sayın Başkan, Meclis faaliyetleriyle ilgili, sadece bu faaliyetleri anlatan bir basın açıklaması anlamına gelebilecek bir toplantı yaptı. Ama, Sayın Başkan, maalesef, İktidar Partisi milletvekillerimiz bile, bu dönemle ilgili olarak, işte, bu basını yanıltmaya dönük birtakım uygulamaların dışında, yani, Meclis… İşte ne olabilir, efendim, bu dönemde milletvekilleri Meclis lojmanlarında oturmadı. Anılsa, anılsa bununla anılabilirsiniz. Bu da bence milletvekilini küçülten bir şey, milletvekiline prim veren bir şey değil. Yani, milletvekillerinin bugüne kadar bu ülkenin kaynaklarını yağmaladığı ve sizin bunu engellediğiniz biçiminde bir yaklaşımın yansımasıdır. Bunlar doğru şeyler değildir. Milletvekiline eğer bir prestij kazandıracaksanız, yıpranmış olan siyasete milletvekilleri üzerinden bugüne kadar olduğundan farklı bir ağırlık kazandıracaksınız Sayın Başkan, bu Meclis seçilmeden önce, her iki Genel Başkanın bu Meclisin neredeyse üyelerinin tamamını oluşturan her iki Genel Başkanın topluma dokunulmazlıklar konusunda vermiş olduğu sözün tutulabilmesi için, o başkanlara, her iki Genel Başkana baskı yapardınız. Maalesef, bununla ilgili bir şey de duyamadık.

Siz dokunulmazlıkları kaldırtmanın yerine, milletvekili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlenizi alalım lütfen.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - ….milletvekili lojmanlarının boşaltılmasını tercih ettiniz. Onunla milletvekiline bir etkinlik, ağırlık kazandırtmaya çalıştınız. Maalesef…

Söylenecekleri gerçekten uzunca bir süre söyleyebilmek mümkün, ama, döneminizde, maalesef, ne milletvekilleri konum olarak bir farklı yere gelebildiler ne de çalışanlarınız Sayın Başkanım. Şu çay dağıtan arkadaşlarımız, hâlâ yılın belli aylarında maaş almadan bu Meclisteki çalışmalarını sürdürmek durumuyla karşı karşıya kalıyorlar.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – teşekkür ederiz.

Sayın Sarıbaş,

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Değerli Meclis Başkanım, Cumhurbaşkanlığımızın Çok Değerli Genel Sekreteri, Değerli Sayıştay Başkanım, RTÜK Kurumumuzun Değerli Başkanı, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli arkadaşlar; biraz önce Kumkumoğlu’nun söylediği gibi, bu dört anlamlı kurumumuzun bütçe rakamları üzerinde durmanın pek de bir anlam ifade etmediğini söylemek istiyorum. Zira, bu dört kurumumuz, özellikle Meclis Başkanlığımız, Yüce Atatürk’ün kurduğu, cumhuriyetimizi kuran, Kurtuluş Savaşı mücadelesini veren bir Kurum.

Keza, bu ülkede hukuk denetimini ve performans denetimini Meclis adına yapan Sayıştay gibi çok önemli bir Kurumumuzun bütçesi. Diğer tarafta, tabii, devletimizin birliğini ve bütünlüğünü temsil eden ve Anayasamızdan doğan çok önemli görevleri ifade eden Cumhurbaşkanlığımızın bütçesi.

Rakamlardan ziyade, bu kurumlarımızın mutlaka bu dönemki işlevlerini, faaliyetlerini ve bunların, bu görevleri, kanuni görevleri yerine getiren değerli başkanların, bu görevleri bihakkın yapıp yapmadıklarını irdelemek çok daha doğru olacak.

Biz, Anavatan Partisi Grubu olarak, ikinci dönem bu bütçede varız, daha önce parti grubu değildik. Ancak hemen belirtmek istiyorum ki, bizim parti grubu olarak Parlamentoda yer almamız, Sayın Meclis Başkanını çok ilgilendirmedi. Kabullenemedi, hazmetme kapasitesinin biraz dışında kaldık. Önce, üç ay gibi uzun bir süre Anavatan Partisine -ki bu ülkede yirmi yıl iktidar-muhalefet olarak bulunmuş bir partiye- yer vermemekte direndi, hatta, efendim, yer bulunmadığından bahsetti. Biz, kendisine, geçmişte bu Parlamentoda 7 tane siyasi parti grubunun dahi yer bulduğunu, 2 gruba düşmüş bir Parlamentoda yer bulamama mazeretinin haklı bir mazeretten ziyade hazmetme kapasitesiyle ilgili olduğunu ifade etmiştik.

Sonuçta, 3 odalı bir yer buldu. Uzmanlarımız üst üste karşı tarafta bir yerde çalışıyor, biz burada çalışıyoruz. Yine de teşekkür ediyorum, çok önemli şeyler olduğunu düşünmüyorum, ancak Sayın Meclis Başkanı, her hafta televizyonun 3’üncü kanalında iki-üç açıklama yapmak suretiyle her konuya mutlaka girdi, ama Parlamentonun müzakereci demokrasi zeminini kaybettiği noktasında hiçbir açıklamasını duymadık.

Meclisin olağanüstü toplantılarını hükûmetler karara bağladı, Hükûmet sözcüleri, Meclis şu gün toplanacak olağanüstü, şu şu kanunları çıkartacak dedi. Sayın Meclis Başkanı, ne demek, bu benim yetkimde, Parlamentonun yetkisindedir, siz ancak parti çoğunluğuyla bir teklifte bulunabilirsiniz, bunun kararını ben vereceğim şeklinde demedi, bunu geçiştirdi.

Daha geçen hafta, bir muhalefet partisi, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanımıza cevaben, Sayın Başbakan, Hükûmet Başkanı “Efendim, muhalefet milletvekilleri bize geliyorlar: Seçim olmasın, işte maaşlarımız yetmiyor, zaten borçlarımız da var diye…” çok incitici, haysiyet kırıcı bir açıklamada bulundu. Haklı olarak Muhalefet Partisi Başkanı “Böyle şey olmaz!” dedi, ama Meclis Başkanı, milletvekillerinin bu ucuz tartışmada harcanmasına, bu ucuz tartışmanın, bu polemiğin konusu olmasına “dur” deme cesaretini, “dur” deme iradesini, “dur” deme temsil gücünü gösteremedi. O ne yaptı? Yurt dışı seyahatlerde gezdi durdu, ama bu seyahatlerden bu ülkeye ne kazandığımızı da, bu Meclisin bir gün genel oturumunda gelip, Sayın Başkan, anlatma cüretini, cesaretini de göstermedi.

Bakın, yurt dışı temsilciliği -bizi parti grubu olarak algılayamadı diyorum- hiçbirine katılmadık, katılmayacağımızı da yazdık; çünkü, bu yazıyı yazmadan evvel 5 seyahate bizden bir tane temsilci götürmedi, Anavatan Partisinden. Hâlbuki, İç Tüzük’ümüz, Parlamento çalışmalarını grup esası üzerine düzenlemiş bir İç Tüzük’ümüz olmasına rağmen, bir tane temsilci götürmedi, Meclis kabullerinde bulunmamızı istedi. Biz de, Sayın Başkana “Böyle şey olmaz, yurt dışında, gittiğinizde, Parlamento heyetleri gönderdiğinizde Anavatan Partisini yok sayıyorsanız, yurt içi kabullerinizde süs malzemesi olarak kullandırtmayız.” size dedik ve “Bundan sonra, ne yurt içi ne yurt dışı temsilde yanınızda olmayacağız.” dedik.

Sayın Başkan da bundan çok rahatsızlık duymadı, çünkü, o, zaten… Hele dünkü kongrelerinde Sayın Meclis Başkanının gönderdiği mesaja baktım şöyle, sanki tarafsız bir Meclis Başkanından ziyade, 20 yaşlarında, delikanlı, parti militanı ruhuyla gönderilen bir mesaja da şahit oldum. Böyle bir tarafsız Meclis Başkanı olur mu?

Şimdi, Allah selamet versin, beş sene sonra, seçim geliyor, beşinci senemiz, geriye dönüp baktığımızda, Sayın Meclis Başkanının geriye kalan, hafızalarda kalan tek şeyi, kadrolaşma olacak. Önümde bilgiler var. Mesela, 10 daire başkanından 10’unu da değiştirmiş Sayın Başkan. Nedense, sanki Meclisin içinde hiç liyakatli kimse yokmuş gibi, bunların tamamını dışarıdan getirmiş.

Getirdiklerinin hepsi belli. Mesela, İstanbul’dan bir tanesini getirmiş. Efendim, bu arkadaşımız “Mir Mahmut Rıza” ismiyle de yazılar yazıyor ve yazılarından birinde, bir gazetede yazdığı yazılardan birinde, cumhuriyete, Atatürk’e hakaretten hakkında dava açılmış. Bu, şu an Sayın Başkanın müşaviri ve Sayın Başkanın da, belki, tahmin ediyorum konuşmalarını yazıyor.

Bir başka arkadaşımız, yine, keza getirilmiş. Refah Partisinde il başkanlığı yapanlar, belediye başkanlığı yapanlar, geçmiş dönemde partilerinden aday adayı olanları, tamamını Meclise taşımış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – Cumhuriyet savcılığında, hakkında görevi kötüye kullanmadan dava açılanlar genel sekreter yardımcısı olmuşlar.

Başka neler var? Önümde, bitmedi. Daire başkanlarının hemen hepsi siyasetle uğraşıyor, önümüzdeki dönem hepsi aday. Kanunda, yönetmelikte olmamasına rağmen bütün daire başkanlarına araba tahsisleri yapılmış, lojman ile daireler arasında, özel işlerinde bu arabaları kullanıyorlar ve makamları da, kendi yöresel, bölgesel seçmenlerinin buluşma yeri.

Tabii, herkesin siyaset hakkı var, ancak hiçbir dönem bu Meclis böyle kullanılmadı. Bu Meclisin bir saygınlığı vardı, yönetim anlayışı vardı.

Şimdi, biraz önce Sayın Kumkumoğlu da söyledi, lojmanlardan ayrılmayı bir fedakârlık olarak algılayan zihniyeti, sonuçta, bu Meclisi, bugünkü görüntüsü itibarıyla getirdiği yer burası oldu.

Bakın, restoranlara girişlerde, Genel Kurul kulislerine girişlerde birer camlı bölmeler… Neye yarıyor Sayın Başkanım bunlar, kullanılıyor mu? Değerli arkadaşlar, hiç bunları kullanan var mı? Bu masraflar niye yapıldı? Kullanılmayan şeyin masrafı olur mu? Yani, göstermelik şeylerle bir genel düzen mi sağladınız, hep üstünden atlayarak geçilen, çalışmayan… Peki, çalışmıyorsa bu görüntü kirliliği ne? Niye koyarsınız bunları?

İşte milletvekillerinin odaları belli. Sayın Başkandan dört yıl evvel duyduk, bu odalar değişecek, daha geniş çalışma ofisleriyle çalışma imkânları tanınacak dendi, ama maalesef bunlar sadece dendi, sadece dendi. Çünkü, biz biliyoruz ki bu Meclis Başkanının demekten öte, demekten öte yaptığı hiçbir şey yok. Sadece diyor. Demeye çok güzel diyor. Çünkü televizyon kanalını haftada 3 defa, 4 defa basın toplantısıyla kullanarak tamamen kendi reklamını, kendi promosyonunu yapan bir anlayışla karşı karşıyayız. Ama geriye dönüp baktığımızda, milletvekili arkadaşlarımızın çalışma ortamlarında ne değişti dört senede? Veya özlük haklarında ne değişti? Hatta, özlük haklarının polemik konusu olması, siyasetin itibar kaybetmesi en çok bu dönemde yaşandı.

Genel Kurul çalışmaları da keza öyle Sayın Başkan. Türkiye'nin hangi meselesinde bu Meclis bir genel görüşme konusu yapabilip, Türkiye'nin sorunlarını tartışabildi bu dönemde, zamanınızda, devri iktidarınızda? Mesela, bir Güneydoğu sorununu geniş boyutlu tartışabildik mi? Müzakereci demokrasinin zeminini hazırlayabildiniz mi Sayın Başkan? Bir uzlaşı komisyonu, uyum komisyonu kurabildiniz mi? Ülkenin geleceğine yönelik, bu Parlamentoda bulunan siyasi partileri ortak anlayışta bütünleştirebildiniz mi Sayın Başkan? Yapabildiniz mi bunu? Yapabildiniz mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, Sayın Sarıbaş, tamamlar mısınız.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – En çok tartışılan dokunulmazlık konusunda bir komisyon kurup, bir uzlaşı zeminine zorlayabildiniz mi? Hayır, yapmadınız, böyle bir ihtiyaç içinde de hasıl olmadınız, çünkü siz partinizin başkanıydınız sadece.

Daha başka şey… İşte Parlamento. Bakın, bütün altı aydır, sekiz aydır, hatta geçen sene Şubattan beri bu Parlamento denetim görevi yapmadı. Asli görevi olan denetim görevini yerine getirmedi bu Parlamento. Ben, Muhalefet Partisi Grup Başkan Vekili olarak bu Hükûmeti denetleyemiyorum Sayın Başkan. Bütün yasalar temel kanun olarak geliyor ve sayı numarası almadan getirdiğiniz taraflı bürokratlarla, İktidar Partisi tarafından önergeler, 2 önerge dolduruluyor. Benim, ne Grup olarak ne de milletvekilleri olarak, kanunun ilgili maddesi hakkında düşüncelerimi açıklama veya bir değişiklik önergesi verme hakkım yok. Meclisi susturdunuz Sayın Başkan. Müzakereci Meclisi, müzakere etmeyen, tartışmayan, sadece iktidarın kuklası haline getirdiniz. Olmaz böyle şey!

Bu Meclis, içinden hükûmetleri çıkartan ve o hükûmetleri denetleyen, yol gösteren, müzakereci demokrasinin zemini olması gerekir iken, sizin devri iktidarınızda sadece Hükûmete tabiiyet gösteren bir iktidar haline geldi.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyoruz Sayın Sarıbaş.

CEMAL UYSAL (Ordu) – Meclis kukla değildir, hiçbir zaman Meclis kukla olmamıştır!

BAŞKAN – Sayın Kinay.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – “İktidarın” dedim!

CEMAL UYSAL (Ordu) –Hayır, lütfen sözünüzü geri alın! Meclis hiçbir zaman kukla olmamıştır.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin Değerli Başkanı, Değerli Sayıştay Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ve RTÜK Başkanım, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli basın mensupları, sevgili bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Yalnız Sayın Başkanım, Sayın Milletvekilimiz konuşmadan arkadaşımız gereğini yapsın, ondan sonra lütfen başlasın.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – “İktidarın” dedim!

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Yani, bu ihmal edilecek bir yaklaşım değil ki efendim!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Efendim, İktidar ne derse onu yapıyorsunuz, bunun adına kuklalık denir. Sayın Başkana…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hiç de öyle değil!

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Sayın Başkanım, bu Komisyonda herkes konuşurken haddini bilerek konuşması lazım!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Ben istediğim şekilde konuşurum, senden söz alacak değilim!

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Konuşamazsınız kardeşim!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Konuştum bile!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır, konuşamazsın, bir anlamı yok!

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu, lütfen…

Evet, Sayın Kinay, buyurun.

HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) – Muhalefet partisine mensup arkadaşlarımızın, zaman zaman muhalefet sorumluluğunu aşan bazı değerlendirmelere tanık olduğumu ifade ederek, onun üzüntüsüyle ifade etmek istiyorum.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Cevabınızı da dinlemeden gidiyorsunuz!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Sizi çok dinliyorum! Haftada 3 defa dinliyorum sizi! Sayın Başkanı üç defa Meclis Televizyondan dinliyorum!

HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin, belki en önemli komisyonu…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Sayın Başkanım, affedersiniz, Sayın Sarıbaş’a ikaz edin, kendisine arzu ettiği şekilde cevap vereceğim, en azından cevaplar sırasında lütfedip gelsin.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Bu konuşmayı cevapsız bırakmak bana yakışmaz.

HASAN FEHMİ KİNAY (Devamla) – Ne yazık ki son derece tahripkâr konuşmalara, özellikle de Türkiye Büyük Millet Meclisi içerisinde, üyesi olarak görev almış olduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesi müzakere edilirken böyle tatsız, sorumsuz bir tutum içerisine girmiş olması, değerli muhalefet partisi, başta Sarıbaş olmak üzere, son derece yakışıksızdır, bunu da sözlerime başlarken kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesini, 22’nci Dönem son bütçesini müzakere ediyoruz. Bu kapsamda, Sayın Başkanımızın yapmış olduğu sunuş konuşmasında, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin tasarruf anlayışına özel dikkat çekmiş olduğunu ve bunun, şu ana kadar yapılan bazı tenkitlerin aksine, Türkiye'de birçok kurum için örnek teşkil etmiş, etmekte olduğunu ifade etmek isterim. Zira, özellikle cari giderlerden sistemli bir harcama yönetimiyle disiplin sağlanarak kaçınılmış olması, tasarrufun bir kurum kültürü haline getirilerek yansıtılması, diğer kurumlarımız için de Türkiye Büyük Millet Meclisinin vermiş olduğu çok olumlu bir örnektir. Bu doğrultuda, diğer kurumlarımıza örnek teşkil etmesini temenni ediyorum.

Elbette ki, tasarrufla ilgili bu kadar sunuşta ağırlıklı olarak buna vurgu yapılması, önemine binaen bilinçli bir tercih neticesidir. Türkiye, yıllar yılı özellikle kamudaki savurganlığın tesiri altında çok ciddi ölçüde borçlanmış bir ülkedir.

Bu doğrultuda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin buna örnek teşkil etmesi değerli arkadaşlarımızı rahatsız etmemeli, bilakis, buna özellikle atıfta bulunmalılar. Değerli Başkanımızın bütçe sunuşunda belirttiği gibi, yapılan bu tasarruflar Meclisimizin etkinliğini kısıtlayıcı bir sonuç da doğurmamıştır. Bilakis, Türkiye Büyük Millet Meclisinin geçmişten bu yana yapılan bütçelerinde olması gerektiğinden çok daha fazla bir atılım yapıldığı dönemde bu tasarruflar sağlanabilmiştir. Bu noktada, başta şahsınız olmak üzere, tüm Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli personelini büyük bir samimiyetle kutluyorum. Gerçekleştirdiğiniz bu etkinliklerde yeteri kadar yer alamadığımız için de, yapılan birçok hizmet açılışında yeteri kadar yer alamadığımız için de ayrı bir üzüntü duyduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan bu faaliyetlerin belki de en önemlisi, geçtiğimiz aylarda almış olduğumuz ISO 9000 yönetim kalite belgesidir. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama ve denetim faaliyetleri dışında idari etkinliğini artıran ve bunun da tasarrufla, verimlilikle sonuçlarının alındığı çok önemli bir gelişmedir. İlk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle bir belge almıştır. Bu doğrultuda, yine, ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımızın şahsında tüm görevli arkadaşlarımızı bir kez daha kutluyorum.

Sayın Başkanımız yapmış olduğu değerlendirmede, kişiliği gereği bazı önemli konuları, benim en azından yaşadığım duyguları ifade açısından önemli gördüğüm noktaları ihmal etmiştir.

Birincisi: Türkiye Büyük Millet Meclisi bu dönemde dürüst, saydam, mütevazı ve milletimizin arzuladığı saygınlıkla yönetilmiştir. Bu davranışlarıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız, tüm değerli milletvekillerimize örnek teşkil etmiştir. Bence, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız toplumumuzun, milletimizin vicdanını temsil etmiştir bu dönemde göstermiş olduğu davranışlarla. Her vesileyle biz, milletimizin vicdanının bir örneği olarak kendi şahsını takdirle andık. Milletimizin bekasını ilgilendiren herhangi bir konu Türkiye’nin gündemine geldiğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak sorumluluğunun gereğini her vesileyle ifa etmiştir ve gündeme ilişkin konularda yol gösterici açıklamalarda bulunmuştur. Bu, bazı kesimleri rahatsız etse de, siyasi, kendi siyasi geleceğiyle ilgili olumsuz sonuçlar doğurma riskini taşısa da, bunu bir görev olarak algılamış, birçok milletvekilinin dahi geleceğiyle ilgili kaygılar nedeniyle ifade etmekten kaçındığı görüşleri büyük bir açıklıkla ortaya koyabilmiştir.

Bu doğrultuda yapmış olduğum kısa değerlendirmeden sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin, milletimizin geleceğini şekillendirirken bugünün sorumluluğunu ve geleceğin mirasını taşıdığını ifade etmek istiyorum.

Bu doğrultuda, milletimizin aziz hatırasına yapılan bazı menfur saldırılara değinmek istiyorum. Başta, Fransız Parlamentosunun aldığı sözde soykırıma ilişkin suçlama siyasetini şiddetle kınıyoruz. Bu yönde atılması gereken adımlarda Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve onun değerli üyelerinin bugüne kadar olduğundan daha çok aktif bir tutum sergilemesi gerektiğine inanıyorum. Bu gibi uluslararası gelişmeler karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisi çok daha etkin politika üretme gücüne sahiptir.

Türk milleti, tarihin hiçbir döneminde kendisini utandıracak bir tutum içerisinde olmamıştır. Ermenilerle, Rumlarla, diğer azınlıklarla yüzyıllar boyu aynı mahallede yaşayabilmiş böyle bir milletin hiçbir zaman taşıyamayacağı bir yaftayı boynuna astırması elbette ki, beklenemez. Bu, belki, iddia sahipleri tarafından, kendi ulusları açısından, tarihleri açısından kabul edilebilse de Türk milletinin böyle bir zilleti kabul etme imkânı yoktur. Türk milleti, insanlık tarihine adalet ve güven duygularını geliştirerek bıraktığı izler nedeniyle ayrı bir ulusal onuru taşımaktadır.

Bu doğrultuda yapmış olduğum bu kısa değerlendirmelerle, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 5’inci Yasama Yılı’nda 2007 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum ve kısa bir değerlendirmeyi de RTÜK Başkanımızın yapmış olduğu sunuşla ilgili yapmayı düşünüyorum.

RTÜK Başkanımız göreve geldiği günden bu yana, bütçe sunuşunda değindiği önemli gelişmeleri Kurumumuza yaşatmıştır. Özellikle, izleyicilerin dikkatinden kaçmayacağını düşündüğüm yerli dizilerin yayınlanma oranı son günlerde oldukça artmıştır. Bu, son derece sevindirici bir gelişmedir değerli arkadaşlar.

Çocuklarımızın daha bilinçli izleyici olmalarına yönelik yürütülen çalışmalar büyük etki göstermiştir. Yayınların içeriği ve kalitesini belirleme yetkisi ve imkânı elbette ki, RTÜK Kurumumuzda bulunmamaktadır. Ancak, yapılan denetim faaliyetlerinin görülmektedir ki, çoğu kanallar için yol gösterici nitelik alması söz konusu olabilmiştir.

Bu doğrultuda, yayın kuruluşlarımıza, geleceğimiz için ve gençlerimiz için daha duyarlı, onları tamamlayıcı, onları gelecek döneme hazırlayıcı programlar yapmaları konusunda daha özenli hareket etmeleri noktasında çağrıda bulunarak sözlerimi tamamlıyorum, tüm kurumlarımızın bütçelerinin hayırlı olmasını temenni ederek.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kınay’a çok teşekkür ediyoruz.

Birleşime saat 14.15’e kadar ara veriyorum.

                                                                                                                                     Kapanma Saati: 13.07

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.28

BAŞKAN : Başkan Vekili Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

KÂTİP: Mehmet SEKMEN (İstanbul)

------- 0 ------

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, 13 üncü Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Konuşmalara başlamıştı üye arkadaşlarımız.

Sayın Aydoğan, buyurun.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Sayın Meclis Başkanım, Komisyonumuzun çok değerli üyeleri, Cumhurbaşkanlığı Sayın Genel Sekreteri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun Değerli Başkanı, Sayıştay’ın Değerli Başkanı, kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın değerli mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, sözlerime, Sayın Meclis Başkanımıza teşekkür ederek başlamak istiyorum. Çünkü, bugün, Başkanımız burada ve kendi bütçelerini bizzat kendileri sunuyorlar. Esasen, bunu bir teamül haline getirdiler ve her yıl kendi bütçelerini kendileri sunuyorlar. Unutmayalım, devlet protokolünde Sayın Cumhurbaşkanımızdan sonraki sırayı teşkil ediyorlar. Onun için, Meclis Başkanımızın gösterdiği bu nezakete ve duyarlılığa teşekkürlerimi sunuyorum, kendilerinin bu örnek davranışının bütün kurumlarımıza da örnek olmasını diliyorum.

Öncelikle belirtmek isterim ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını ve saygınlığını birinci derecede koruma ve yükseltme sorumluluğunu taşıyan, üstelik, Grup Başkan Yardımcılığı görevini ve sorumluluğunu üstlenmiş bir milletvekilinin, biraz önceki gerçek dışı, talihsiz beyanları esef verici olmuştur ve ben, bu beyanlar nedeniyle kendisini kınadığımı belirtmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Sayıştay’ın 2007 yılı bütçelerinin hayırlı olmasını dilerken, ben konuşmamı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçesi ve faaliyetleri üzerinde yapmak istiyorum.

İlk olarak, Meclisimizin 2003-2007 dönemi bütçe performansını değerlendirmek istiyorum.

Meclisimiz bu dönemlerde sergilediği yaklaşım ile harcama yönetimi konusunda, genel bütçe ortalamalarının üstünde bir tablo ortaya koymuştur. Örneğin, 2003 yılında harcama açısından genel bütçe -00,5 düzeyinde bir performans sergilerken, bu oran, Türkiye Büyük Millet Meclisinde -00,7 olmuştur. 2004, 2005 ve 2006 yılları için de hemen hemen benzer sonuçlar söz konusudur.

Teknik bir ifadeyle, başlangıç ödeneği ve yıl sonu harcama düzeyi arasındaki ilişkiyi gösteren bu oranlar, Meclisimizin harcanan her YTL için iyi bir verimlilik ve etkinlik analizi yaptığını göstermektedir. Diğer bir ifadeyle, daha önceki dönemlere göre daha az harcama anlayışı ile daha fazla hizmet sunabilme anlayışını ortaya koymaktadır. Bu sonuç, Meclisimizin genel ekonomi politikalarına ve yaklaşımlarına oldukça duyarlı davrandığını, makroekonomik performans ve bütçe dengesinin korunmasına özel önem verdiğini göstermektedir. Sayın Meclis Başkanımıza, bu duyarlılığından dolayı teşekkür ediyoruz.

2004-2007 yılları arasında Meclisimizin bütçe büyüklükleri, ekonomik sınıflandırmaya göre analiz edildiğinde, özellikle mal ve hizmet alım giderleriyle yatırım giderlerinin önem kazandığını ifade edebiliriz. Bu iki kalem, her bütçe döneminde önemli artışlar göstermiştir. 2005 yılında bir önceki yıla göre mal ve hizmet alım giderleri yüzde 18, sermaye giderleri ise yüzde 420 oranında artmıştır. Bu trend, sene sonuçlanmamış olmakla birlikte, bu sene de devam etmektedir. Bu iki kalem, Meclisimizin hizmet kalitesini artırma konusuna özel önem verdiğini göstermektedir. Sizlerin de yakından takip ettiği Meclisimizdeki iç ve dış çevre düzenlemeleri ile yeniden yapılanma faaliyetleri bunları yansıtmaktadır.

22 nci dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi hem içeride hem yurt dışında itibarını, güvenilirlik düzeyini önemli ölçüde artırmıştır. Bunun, Meclisimizin kurumsal yetkinliğinin artması yanında, sayın milletvekillerimizin yaklaşım ve davranışlarında sorumlu tutum takınmaları, kaliteye önem vermelerinden kaynaklandığını belirtmek istiyorum.

Meclisimizin yurt içi ve yurt dışı faaliyetleri dikkate alındığında, Türkiye’mizin ekonomik ve demokratikleşme sürecinde parlamenter sistemin rol ve fonksiyonunun zenginleşerek arttığı, kalitesinin yükseldiğini gururla söyleyebiliriz. Sayın Başkan ve sayın milletvekillerimizin yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerinde çalışma ve faaliyetlerinde gösterdikleri performans, bunun sonucunda aldığımız olumlu tepkiler, bu yöndeki çaba ve gayretlerimizin etkinliğini ortaya koymaktadır. Emeği geçen herkese özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Bu kısımda da, sizlere Meclisimizin bazı projelerinden bahsetmek istiyorum.

Yenileme ve onarım çalışmaları sayesinde komisyonların ses ve görsel sunum sistemlerinin yenilenmesi,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphane, Araştırma Merkezi, Arşiv binası ve ziyaretçi kabul binasından oluşan yapı kompleksi projesinin sonuçlanmış olması,

Meclisin bazı bölümlerinde klima sisteminin, yangın algılama ve erken uyarı sistemlerinin yenilenmesi,

Türkiye Büyük Millet Meclisinin karşısında bulunan Orman Bakanlığının tarihî binasının devralınması, yeni yapılacak Genel Sekreterlik binasının 250 milletvekili için çalışma ofisi olarak düzenlenmesi kararı,

Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama arşivinin elektronik ortama aktarılması,

Millî Sarayların restorasyon ve onarım çalışmalarının bilimsel yöntemlerle yürütülebilmesi ve geleneksel sanatların korunması için konservasyon merkezinin oluşturulması,

Üyeler Lokantası Alt Salonunda deneme amaçlı başlatılan elektronik servis sistemiyle, stok takibi yapılarak maliyetlerin en aza indirilmesi, ödeme sorunlarının giderilmesi ve servis süresinin kısaltılması,

Mecliste Avrupa Birliği reformu çalışmaları içerisinde yer alan e-Meclis hedefleri,

Saygın, itibarlı, güçlü bir Meclis hedefi,

Bu ve benzeri konularda yoğun çaba ve gayret gösteren Sayın Meclis Başkanımıza teşekkürlerimi sunuyorum.

Şimdi de, bütçe görüşmelerinde ve Mecliste muhalefet tarafından sık sık gündeme getirilen dokunulmazlık konusuna değinmek istiyorum.

Geçen yıl bütçe konuşmalarında, kıymetli arkadaşımız Sayın Nevşehir Milletvekilimiz Osman Seyfi Beyin belirttiği gibi, 1924 Anayasasında kürsü dokunulmazlığı vardı. 1961 Anayasasıyla birlikte, nispi dokunulmazlık diye hukukta tarif edilen, kaldırılması istenilen dokunulmazlık girdi, fakat, bu, tarihî bir süreç içerisinde girdi. 1957 seçimlerinde bir partinin Genel Başkanı, rahmetli Osman Bölükbaşı, seçim çalışmaları esnasında cezaevindeydi. Seçim kampanyası yapamadı. Seçildi, seçim mazbatası cezaevine arkadaşları vasıtasıyla götürüldü, ondan sonra tahliye edildi. 1950’li yıllarda, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Sekreteri rahmetli Kasım Gülek, Zonguldak’ta bir polis müdürünün emriyle apar topar İstanbul’a gönderildi; yolda bir yemek yemesine, bir ihtiyacının giderilmesine dahi müsaade edilmedi. Bundan dolayıdır ki, işte demokrasinin korunması, kollanması ve iyi işlemesi amacıyla, anayasalara konuldu. 21 inci Dönem Meclis üyelerinin aşağı yukarı 60-70 kişi dışındaki üyeleri tamamen yenilendi. Şimdi bunlar cezaevinde mi, soruşturmaya mı başlandılar, hangileri soruşturmaya başlandı?

Kaldı ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin Parti Programında konu, “Milletvekili ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak, dokunulmazlık, tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki engeller ve ayrıcalıklarla birlikte ele alınacak ve milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar ettirilecektir” şeklinde düzenlenmiştir. Taahhüdümüz budur, ancak, Cumhuriyet Halk Parti, bu şekilde bir düzenleme yapılmasına bugüne kadar asla yanaşmamış, ilgili komisyona üye dahi vermemiştir.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bravo!

HALİL AYDOĞAN (Devamla) – Son olarak, bizlerin etkinlik ve verimliliğimizin artışına katkı sağlayabileceğini düşündüğüm bazı görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde kablosuz Internet kullanımının daha da yaygınlaştırılması,

Elektronik ortamda Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine ulaşılabilmesi,

Kütüphaneye gelen yeni kitap ve dergileri birer paragrafla tanıtan, devam eden dergilerin içindekiler kısmını içeren bir dokümanın aylık olarak çalışma odalarımıza iletilmesi veya elektronik ortamlara aktarılarak bizlerin ulaşmasının sağlanması,

Her dönemde sekreter ve danışmanların kısa süreli ve etkin yeniden eğitime alınması,

Kurumsal danışmanlık sisteminin güçlendirilerek, bizlere düzenli veya talep edildiğinde veri ve bilgi desteğinin sağlanması.

Ülkemizin ihtiyacı olan karar ve uygulamaların gerçekleştirilmesinde, değişim ve dönüşümlerin yapılmasında, geleceğimizin sağlıklı şekilde planlanmasında en önemli aktifimiz, şüphesiz üyesi olmakla gurur duyduğumuz meclisimizdir. Etkinliği ve verimliliği yüksek bir Meclis, demokratik ve ekonomik gelişme ve kalkınmamızın hem teminatı hem de en önemli belirleyicisi olacaktır. Buna yönelik çalışmalarından dolayı, Sayın Meclis Başkanımızı tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

Konuşmama son verirken, bir kez daha, Meclis Başkanlığımızın, Sayın Cumhurbaşkanlığımızın, Sayın Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun ve Sayın Sayıştay’ın bütçelerinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz efendim.

Sayın Akif Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanlığı Sayın Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Genel Sekreteri, Sayıştay’ın ve Radyo Televizyon Üst Kurulu Sayın Başkanları, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri; dokunulmazlık konusuna hiç değinmeyecektim ama, Sayın Aydoğan mademki dokunulmazlık konusuyla ilgili…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır, sizden önce değindiler üstadım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …bazı değerlendirmeler yaptı, ben de müsaade ederseniz, konuşmama oradan başlamak istiyorum ve Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisine yönelik bir sataşma olduğu için, dokunulmazlıkla ilgili bölümü lütfen benim konuşma süreme ayrıca ilave edin, onu talep ediyorum.

BAŞKAN – Sataşma yok canım, olayı izah ettiler.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dokunulmazlık konusunda her şeyden önce Sayın Aydoğan’ın yaptığı değerlendirmelerin çok çelişkili olduğunu ifade etmeliyim. 1924 Anayasasıyla başlayan, kürsü dokunulmazlığı şeklinde başlayan dokunulmazlık anlayışının zamanla Anayasalarımızda milletvekili dokunulmazlığına dönüştüğünü örnekleriyle gayet güzel açıkladı. Milletvekili dokunulmazlığının gerisinde yatan temel etken, milletvekillerini, yürütme organının, yani hükümeti elinde bulunduran, yürütme gücünü elinde bulunduran güçten korumaktır. Çünkü, yürütme organı olarak hükûmet, gerektiği zaman, tüm devlet gücünü de kullanmak suretiyle, milletvekilleri, özellikle de muhalefet milletvekilleri üzerinde bir baskı oluşturabilir. Milletvekili  dokunulmazlığının gerisindeki temel amaç budur aslında; milletvekilini, hükümetin gücünden korumaktır. Sayın Osman Bölükbaşı örneği doğrudur. Tarihimizde başka örnekler de vardır. Ben zannettim ki, Sayın Aydoğan bu örnekleri verdikten sonra, o nedenle milletvekili dokunulmazlığının kalkması mümkün değildir gibi bir yere bağlayacak diye düşündüm, ama, tam tersi, Adalet ve Kalkınma Partisinin seçim programından…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Parti Programı…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Tamam, onu söylüyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin Parti Programından örnekler vererek, bu tarihî gelişimin, milletvekili dokunulmazlığının gerisindeki temel varsayımı bir kenara atıyoruz demek istiyor. Doğru. Bu nedenle de, biz, milletvekili dokunulmazlığını kürsü dokunulmazlığıyla sınırlayacağız diyor, ama, bugüne kadar, Hükûmetin bu yöndeki çabalarına Cumhuriyet Halk Partisinin destek vermediğini ifade etmesini ben Sayın Aydoğan’a, tanıdığım Sayın Aydoğan’a hiç uygun bulmadım.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ben öyle bir şey söylemedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Aydoğan’ın sanıyorum resmî görüşü bu.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hayır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Kişisel görüşünün bu olduğu kanaatinde değilim.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Öyle demedim ben. Üstat, cümle burada, anlamamışsınız; okuyabilir miyim müsaade ederseniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır, ben anladım sizi.

BAŞKAN – Devam etsin de, sonra Aydoğan, sonra…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 2002 Kasım seçimleri öncesinde, Sayın Tayyip Erdoğan ile Sayın Deniz Baykal’ın milletin gözü önünde yaptığı televizyon programı hafızalarda. Sayın Tayyip Erdoğan, orada söz verdi: “Biz seçilince, milletvekili dokunulmazlığını kaldıracağız.” Yani, bu talebi Sayın Baykal ortaya koydu açık ve net bir şekilde, televizyon programında uzun süren değerlendirmelerden sonra, nihayet Sayın Erdoğan’ın o cümleyi ettiğini ben hatırlıyorum, herkes hatırlıyor.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Ağzından kaçmıştır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yıl, 2002 Kasım. Hükûmet şimdi beşinci yılına giriyor, Hükûmet, bu sözünün, Sayın Tayyip Erdoğan’ın sözünün arkasında değil. Çünkü, dokunulmazlık, bu süre içerisinde, muhalefet milletvekillerini hükümetin baskısından korumak gibi bir amacın ötesine taştı, başka bir amaca hizmet ediyor. Bizzat Sayın Başbakandan başlamak suretiyle, bazı dava dosyalarının mahkemelerde görüşülmesini engelleme amacına hizmet ediyor.

Biz, Anayasa değişikliğini bir kenara bıraktık. En son dedik ki, madem ki Anayasa değişikliğini yapmıyorsunuz, bırakın, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eden milletvekillerinin dokunulmazlığı Genel Kurulda kaldırılsın. Biliyorsunuz, bu bir oylamayla mümkün. Bu talebi tekrar ediyoruz Sayın Aydoğan, değerli Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar. Bırakın, dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eden milletvekillerinin dokunulmazlığını Genel Kurul kaldırsın.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Mesela, bir milletvekili arkadaşımız dokunulmazlıktan dolayı istifa etti. Böyle, sorumluluğundan dolayı istifa edebilir.

 

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Niye istifa ediyor, sonra ne olacak?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Hukuka gitsin, yargıya gitsin, konuşsun.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, sonra siz söylersiniz.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Onu Başbakana söyleyeceksin, bize niye söylüyorsun? Başbakan istifa etsin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Uzunkaya, buna neden yanaşmıyorsunuz? Çünkü “Cumhuriyet Halk Partililer, şimdi, tutar, dokunulmazlıklarının kaldırılmasını talep ederler, kaldırırız. Zaten, çok ciddi suçlamalar da değil onlar. Ama, ondan sonra biz de kaldırmak zorunda kalırız, ama bizimki kalkarsa biz mahkemelerde yargılanırız, bu yargılamadan herhâlde iyi şeyler çıkmaz…” Bu endişeyle kaldırmaktan kaçınıyorsunuz. İşte, Genel Kurul burada değerli arkadaşlar. Yarın Genel Kurul çalışacak. Hadi, bekleyen dokunulmazlığın kaldırılması dosyalarını orada yarın hep beraber gidelim, oylayalım ve kaldıralım değerli arkadaşlar, yani bu kadarına da pes doğrusu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, esasında, konuşmamı Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine kurmak istiyordum, yine ona geliyorum. Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi nasıl olmalı, ne yapmalıyız, Parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak bir partinin, siyasi partinin toplumda, Mecliste uzlaşma aramaksızın bir Cumhurbaşkanını seçecek olması gerçekten demokratik bir olay mıdır, meşru mudur? Yasallığı tartışmasız, ama yasal olan böyle bir seçim gerçekten meşru mudur aynı zamanda? Bunları tartışmalıyız diye düşünüyorum.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yasalsa meşrudur. Yasal oluyor, meşru olmuyor! Nasıl oluyor bu?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İşte, Sayın Uzunkaya oraya geleceğim. Bakın, böyle bir yanılgı var işte. Yasal olan her şey meşrudur, siyaset sosyolojisinin temel ilgi alanlarından biridir bu. Yasallık ile meşruiyet aynı şey midir, yoksa farklı şeyler midir? Genellikle bu yanılgı var. Bir şey yasalsa meşrudur. Bunun temelindeki yanılgı da… Sayın Uzunkaya, sizden önce şu “şer” kelimesinin anlamına bir daha bakayım dedim. Sizin ilgi alanınız, ama yanılmamak için bir kez daha bakayım dedim. Genellikle “meşru” kelimesinin kökenindeki “şer” veya “şeri” kavramının yasal olan şeklinde, bir anlamı olmasından dolayı yasal olan her şey meşrudur anlayışı var. Mademki halkın iradesini temsil eden bir Parlamento vardır, yasalar da bu Parlamentonun bir eseri olduğuna göre, yasalara uygun olan her şey meşrudur anlamı çıkıyor. Ancak, değerli arkadaşlar, yorumu böyle yaptığımız zaman gerçekten çok büyük açmazlarla karşı karşıya kalırız. Siyasete bu gözle baktığımız zaman, siyaset kurumunun bir gün gelip tıkandığını ve rejimin birtakım çıkmazlara girdiğini görürüz. Bu ikisini ayırmak lazım. Yasal olan her şey meşru değildir. Hatırlayın, 1989 yılında yapılan yerel seçimlerde o zaman iktidarda olan parti yerel seçimdeki oy oranını oldukça düşürmüştü. O oy oranı hâlâ hepimizin hafızalarındadır, çok telaffuz edilmişti çünkü. Yüzde 21,75’ti iktidar partisinin aldığı oy oranı ve bu seçimden sonra iki yıl geçmeden Türkiye bir Cumhurbaşkanı seçti. Ama, bu Cumhurbaşkanı seçimini, o zamanki Parlamento aritmetiğinde, ağırlığı, çoğunluğu olan parti toplumda uzlaşma veya Mecliste uzlaşma aramaksızın sonuçlandırdığı için bu seçim sürekli tartışıldı o zaman. Yine hatırlayacaksınız, yasalara, Anayasa’ya uygun olan bir seçim var; ama, 89 seçimlerine göre toplum nezdindeki desteği oldukça azalmış olan bir siyasi partinin, 100 kişiden 88’inin benimsemediği bir siyasi parti, toplumda, Mecliste uzlaşma aramaksızın bir Cumhurbaşkanı seçtiği için yüzde 12’lik… Oranı yanlış verdim. 78 söyleyecektim. 100 kişiden 78’inin benimsemediği bir siyasi parti sadece Parlamento aritmetiğine dayanarak bir Cumhurbaşkanı seçti ve o seçimin meşruiyeti o günden sonra sürekli tartışılmıştır. Türkiye ondan sonra da iki Cumhurbaşkanı seçti. Ama o iki Cumhurbaşkanının seçimini gayet iyi hatırlayacaksınız. Her iki Cumhurbaşkanı seçiminde de bir uzlaşma yaşanmış olduğu için, her iki Cumhurbaşkanlığı seçimi toplum tarafından, Parlamento tarafından tartışılmamıştır. Tartışılmayan o seçimler toplum açısından, hükûmetler açısından çok daha geniş olanaklar sunmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN (Sait Açba) – Toparlayabilir miyiz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan. Bu tartışma bir süreden beri yine önümüzde. Toplumdaki desteği giderek azaldığı bizzat Sayın Başbakan tarafından açıklanan, Adalet ve Kalkınma Partisinin toplumdaki bu azalan desteğini bir kenara bırakarak, bunu görmezlikten gelerek, sadece Parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak bir Cumhurbaşkanı seçecek olması bizi 1991’deki seçimden çok daha derin tartışmalara itecektir. Bunun işaretlerini şu anda görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bir seçimin, bir rejimin veya bir hükûmetin meşru sayılabilmesi için, o yönetimin altında, o rejimin altında yaşayan halkın, toplumun o seçimi, o hükûmeti, o politikayı –her neyse- meşruluğunu araştırdığımız o konunun halk tarafından  desteklenmesi, benimsenmesi gerekir. Eğer halkın geniş bir kesimi, toplumun geniş bir kesimi böyle bir seçimi, böyle bir politikayı benimsememişse o seçimde ısrar etmek, Parlamento aritmetiğine dayalı olarak o seçimde ısrar etmek o seçimin meşruiyetini sürekli tartışma konusu yapacaktır, sürekli onu tartışılır hale getirecektir. Meşruluk, ilişkiler sürecinde, ilişkinin bir tarafının, yani halkın, toplumun, bireyin, ilişkinin karşı tarafına, hükûmete diyelim, Parlamentoya atfettiği bir konumdur, bir durumdur. Bunu bir yana bırakarak, halkın desteğini önemsemeyerek bu seçimde uzlaşma aramaksızın Cumhurbaşkanını seçmeye kalkışmak, bizi gerçekten çok büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır, siyaset kurumunu sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Toplumu sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Konu sadece Parlamentonun, Parlamentodaki çoğunluğun meselesi değildir. Cumhurbaşkanlığı seçimi bütün toplumu ilgilendiren bir konudur. Esasen, bizim Anayasamıza baktığımızda 82 Anayasası’nın Cumhurbaşkanı seçiminde bir uzlaşma aradığını görürüz. Aynı anlayışın 61 Anayasası’nda da olduğunu görüyoruz. Ne diyor 82 Anayasası? Bir kere, Cumhurbaşkanı yedi yıllık bir süre için seçilecek, yani bir Parlamento döneminin görev süresiyle sınırlı değil. 1924 Anayasası’nda Parlamentonun görev süresiyle sınırlıydı Cumhurbaşkanı. O zaman Meclis iradesiyle Cumhurbaşkanı örtüşüyordu. Ama, şimdi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlıyoruz değil mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başkan, siz yoktunuz. CHP’ye bir sataşma konusu vardı.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sataşma asla yapmayız üstadım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Onu cevaplandırdım. Onu konuşma süreme ilave etmenizi talep ediyorum.

BAŞKAN – Bir iki dakikada toparlayın o zaman.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Uzatma niyetinde değilim Sayın Başkan, teşekkür ederim müsamahanız için.

Yedi yıllık süre için seçiliyor Cumhurbaşkanı. Bu, çok önemli. Parlamentonun görev süresiyle sınırlı değil.

İkinci olarak nedir? Bir çoğunluk arıyor; Anayasamızın 101’inci maddesi, Cumhurbaşkanı seçiminde önemli bir çoğunluk arıyor. Bakın, Anayasamızın ilgili 101, 102’nci maddelerinde görüyorum. İlk iki oylamada üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunu arıyor. Bu, çok önemli. Bir basit çoğunluğa dayandırmış değil. Belki sonuçta götürüp salt çoğunluğa bırakıyor dördüncü turda; ama, ilk iki turda aradığı üçte iki çoğunluktur.

Üçüncüsü de bir kimse iki defa Cumhurbaşkanı seçilemez.

Bu üç unsur Cumhurbaşkanının toplumda uzlaşmayla seçilmesi gerektiğini söyler. Kaldı ki, 1982 Anayasası, 61 Anayasası’ndan farklı olarak Cumhurbaşkanını daha güçlü kılmıştır. Bir Parlamentonun yaptığı seçimle iş başına gelen Cumhurbaşkanları kimlerdir, hangi ülkelerde sistem nasıldır diye kıyasladığımızda, bizdeki Cumhurbaşkanının, seçimle gelen Cumhurbaşkanlarına kıyasla çok daha güçlü yetkilere sahip olduğunu görürüz. Böyle bir Cumhurbaşkanının sadece Parlamento aritmetiğine dayalı olarak seçilmesini düşünmeyi ben meşru bulmuyorum. Toplumun benimsemediği, toplumun kabul etmediği, toplumun hemen her fırsatta görüşlerini ifade ettiği, giderek bu ifadenin çok daha geniş bir şekilde ortaya çıkacağını ben görüyorum. Böyle bir tabloda, Adalet ve Kalkınma Partisinin Parlamento çoğunluğuna dayanarak Cumhurbaşkanlığı seçiminde uzlaşma aramamasını demokratik bulmuyorum, meşru bulmuyorum. Değerli arkadaşlar, bunu eğer uzlaşmayla aşamazsak, ben, seçilecek Cumhurbaşkanının toplumu temsil etmekte çok yetersiz olacağını düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şunu da ifade edeyim: Ekonomiye girmenin sırası değil, ama bugün faizler yüzde 21-22’lere gelmiş durumda. Bunu mayıs-hazirandaki çalkantıyla izah etmek mümkün değil. Bunu ilgili kurum bütçelerinde değerlendirdik. Bunun belki bir kısmı mayıs-hazirandaki çalkantının, bir kısmı daha doğrusu dış piyasalarla ilgilidir; ama, önemli bir kısmı da iç siyasi gelişmelerle ilgilidir. Türkiye’de tek parti hükûmeti olmasına rağmen, Parlamentoda üçte iki çoğunluğu olmasına rağmen Türkiye siyasi istikrarı olmayan bir ülke konumundadır ve bu Parlamento tarihinde ilk kez olmaktadır.

Sayın Başbakan, eğer, Cumhurbaşkanının uzlaşmayla seçileceğini açıklasın, bunu açıkladığı gün yüzde 21-22’lerde seyreden faizlerin ben 2-3 puan daha aşağı çıkacağını iddia ediyorum buradan. Bu uzlaşmayı Türkiye sağlasın, iç politik riskini bir kenara atmayı sağlasın, Türk ekonomisi de inanın çok daha iyi yolda olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Keleş…

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanlığının Sayın Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Değerli Genel Sekreteri, Sayıştay ve Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun Değerli Başkanları, değerli bürokratlar, değerli arkadaşlar; 2007 yılında görev süresi sona erecek olan Cumhurbaşkanımız Sayın Necdet Sezer, bence, Büyük Önder Atatürk ve Sayın İsmet İnönü’den sonra, başta laiklik olmak üzere, cumhuriyetin temel ilke ve niteliklerini savunmak, hukuk devleti olmanın gereklerini yerine getirmek için en büyük mücadeleyi veren Cumhurbaşkanı olmuştur. Eğitimsiz, deneyimsiz, görev konusuyla ilgili olmayan insanların üst görevlere gelmesini önlemek konusunda da çok mücadele vermiştir. Tanınmış bir hukukçu olması, bu göreve Anayasa Mahkemesi Başkanlığından gelmesi ve hukukun üstünlüğüne olan inancı, mücadelesini en doğru şekilde bıkmadan, usanmadan sürdürmesini sağlamıştır. Çok önemli, çok onurlu bir işlev görmüştür. Toplum onun sayesinde iktidarı daha iyi tanımak, neler yaptığını daha iyi anlamak olanağını bulmuştur.

16/5/2000 tarihi ile 9/11/2006 tarihleri arasında Türkiye Büyük Millet Meclisine tekrar görüşülmek üzere iade edilen yasa sayısı 59’dur. Bunun 47 tanesi 15/3/2003 ve 9/11/2006 tarihleri arasında yapılan iadelerdir. Diğer bir deyişle 47 tanesi bu iktidar döneminde yapılan iadelerdir. Daha önceki üç yılda yapılan iadelerin sayısı 12’dir. Bu iktidar döneminde iade edilen müşterek kararname sayısıysa 433 tanedir. Bu dönemde yaklaşık her 10 tane yasadan 1 tanesi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilmiştir tekrar tartışılmak için. Sayın Cumhurbaşkanı her 25 yasadan birisi için Anayasa Mahkemesine başvurmak zorunda kalmıştır. Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderdiği 41 yasadan sadece 16’sında bazı değişiklikler yapılmış, diğerleriyse ikinci kez aynen kabul edilerek yasalaşmıştır. Üstelik, ikinci kez aynen kabul edileceği, çoğu kez Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesi okunmadan ilan edilmiştir. Bu durum, kuvvetler ayrılığı ilkesiyle çoğulcu ve katılımcı demokrasi açısından hüzün verici bir durumdur ve Türkiye Büyük Millet Meclisine saygıyla da bağdaşmadığını düşünüyorum.

Hüzün verici bir diğer uygulama da, asaleten tanınması Sayın Cumhurbaşkanının imzasıyla, yani, müşterek kararnameyle gerçekleştirilecek olan kişilerin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından uygun görülmediği durumlarda vekâleten atanmaları ve vekâleten verilen görevlerin terfiler de gerçekleştirilerek yıllarca sürdürülmesidir. Ancak, bütün bunlar Sayın Cumhurbaşkanının performansını gölgelememektedir. Ben, Sayın Cumhurbaşkanına 2007 yılında görev bitiminden sonrası için en iyi dileklerimi sunuyorum.

Sanıyorum ki değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın, yasaların ve Cumhurbaşkanı uyarılarının bu kadar dikkate alınmadığı bir yasama dönemi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiştir. Seçimle göreve gelen bir Meclisin Hükûmetin gölgesinde bu kadar kaldığı da görülmemiştir. Komisyonlarda yasalar tartışılırken sadece bakanların görüşü alınmamakta, bazen de Başbakanın veyahut da Başbakanın en tanınmış danışmanlarının görüşleri alınmaktadır, ama, alınan yanıt komisyon çalışmalarında son söz olarak benimsenmektedir. Bunun çok doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun gündemi belirlenirken de Hükûmet direktifleri doğrultusunda hareket edilmektedir, çünkü, gündem konusunda muhalefet partilerinin önerileri hemen hiç dikkate alınmamaktadır. Bu dönemde yasama görevinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin içine düşürüldüğü durum, Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilgili bütün diğer sorunların önemini yitirmesine yol açmaktadır kanısındayım.

Sayın Meclis Başkanı Nisan 2006 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı bir konuşmada laiklik konusunda bir endişesini açıkladı ve laikliğin tanımında bir karışıklık olduğunu ve bu konuda bir yorum yapılması gerektiğini söyledi. Sanıyorum cumartesi günkü törenlerde toplum bu konudaki endişeleri giderecek bir davranışta bulundu ve Anayasa’daki laiklik tanımını anladığını, benimsediğini ve devamını istediğini vurguladı. Ben, bu isteğin dikkate alınması dileğiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetimine ve üyelerine 2007 yılı için başarılar diliyorum.

Bir diğer dileğim de, hukukun üstülüğü ile hukuk devleti olmanın gerekleriyle ve demokrasiyle bağdaşmayan temel yasa uygulamalarına son verilmesidir. Bu, Meclis Başkanlığından kaynaklanıyorsa onun tarafından, yoksa İktidar Partisinden kaynaklanıyorsa onlar tarafından dikkate alınır diye umut etmeyi istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayıştay, Türkiye Cumhuriyetinin en eski ve en köklü kuruluşlarından bir tanesidir. 1876 tarihinden beri, o tarihteki Osmanlı İmparatorluğu Anayasa’sında ve şimdi cumhuriyet Anayasa’sında varlığını sürdürmektedir. Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderlerini, mallarını, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek sorumluluğunu üstlenmiştir ve hesap ve işlemleri kesin hükme bağlamak yükümlülüğü vardır. Mahalli idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması da Sayıştay tarafından yapılması öngörülmektedir.

Şimdi, ne var ki, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı genel olarak denetlemeden, özel olarak da teftiş kurullarından pek hoşlanmamaktadır. “Kamu Yönetimi Reformu” adı altında gelen yasal düzenlemeler sırasında ilk defa açığa çıkan bu durum birkaç istisnayla teftiş kurullarının kaldırılması, müfettişlerin idarede bir başkanlığa bağlanması gibi tartışmalara yol açmış ve bu alanda bir belirsizlik yaratılmıştır. Şimdi de çok önemli bir işlevi olan Sayıştayın yeniden düzenlenmesi söz konusudur. Getirilen düzenlemeyle,  yani, Sayıştay Başkanımızın değindiği yasayla bu kurumun da Hükûmetin kontrolü altına alınması istenmektedir. Sayıştay üyelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Sayıştay kurullarının sağlıklı bir çalışması için bir ön koşuldur diye düşünüyorum, ama, Sayıştay Genel Kurulu tarafından aday gösterilmesi, bu üyelerin önlenmektedir bu getirilen yasada. Görev süreleri de kısıtlanmaktadır. “Rapor Değerlendirme Kurulu ve Denetim Planlama ve Koordinasyon Kurulu” adı altında teknik komiteler oluşturulmakta ve Genel Kurulun, seçimle gelmiş olan ve iyi şekilde demokratik bir yöntemle görevlerine gelmiş bulunan Genel Kurulun yetkileri bunlara devredilmek istenmektedir. Belediyelerin ve bazı idare ve kuruluşların bağımsız dış denetçiler kanalıyla değerlendirilmesi Anayasa’ya aykırı olduğu hâlde bu getirilmek istenmektedir. Sayıştay üyelerinin ikinci derecede sicil amiri olmaktan çıkarılmaları ve bu görevin yeni ihdas edilen başkan yardımcılıklarına verilmesi öngörülmektedir. Bir başka deyişle, söz konusu yasayla Sayıştay ve meslek mensuplarının bağımsızlığı ve tarafsızlığı korunarak güçlendirilmemektedir, tam tersine zayıflatılmaktadır diye düşünüyorum.

Aslında, İktidar, Sayıştay tarafından hazırlanmış ciddi raporları da uygulamamaktadır değerli arkadaşlarım. Bunun pek çok örneği vardır, ama, karşı karşıya bulunduğumuz sorunlar açısından ve güncel olduğu için en çarpıcı örneklerden bir tanesi yap-işlet-devlet yöntemiyle kurulan santrallerdir. Hem Cumhurbaşkanlığı Yüksek Denetleme Kurulu hem Sayıştay ikişer cilt raporla söz konusu şirketlerin Türkiye’yi nasıl zarara soktuğunu, nasıl yolsuzluk, usulsüzlük yaptıklarını açıkladıkları hâlde ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde net olarak açıkladıkları hâlde bu konuda herhangi bir önlem alınmadığı gibi söz konusu şirketlere yeni ek olanaklar sağlanmaktadır. Bu örnekleri de artırmak mümkündür. Açıktır ki, İktidar, Anayasa’yı, yasaları dikkate almadığı gibi yargı kararlarını, teftiş kurullarını, Sayıştay ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek Denetleme Kurulu gibi saygın kuruluşların raporlarını da dikkate almamaktadır ve bunda kararlıdır.

Ocak ayında yapılması gereken Sayıştay seçimleri, sanıyorum, yeni yasanın kabul edilişini beklemek için henüz yapılmamıştır. Oysa, Sayıştayın önemli kararları üyelerin oluşturduğu yargı ve karar organlarınca alınmaktadır ve eğer bu üyelerin sayısında bir eksiklik varsa, bu, tabii, Sayıştayla ilgili güvenilirlik açısından bir eksikliğe yol açabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Kaldı ki, yasanın henüz kabul edilmemiş olması, birinci aşamasını tamamlamış olan ve ikinci aşamasında bulunan seçimlerin tamamlanmaması için de bir neden değildir, çünkü, seçimlerin ikinci aşamasının da bugünkü mevzuat ile gerçekleştirilmesi gerekir.

Sayıştay seçimlerinin yapılmasını ve Sayıştay Yasası’nın da burada tartışma sırasında dile getirdiğimiz değişikliklerle kabul edilmesini diliyorum.

Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna gelince… 3984 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun’un 4’üncü maddesi yayın ilkelerini belirlemektedir. Ancak, bu ilkelere baktığımız zaman, bir de nelerle karşılaştığımızı dikkate aldığımız zaman, bu yayın ilkelerinin tam olarak yaşama geçirildiğini söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Belli kesimlerin medyadaki üstünlüğü ve medya sahipleri açısından oran, sayı ve yapmakta oldukları diğer işlerle ilgili bir sınır getirilmemiş olması, Hükûmetle olan ilişkileri bunların mutlak bir hâkimiyete yol açmaktadır. Bazı yazılı ve görsel yayın organlarında muhalefetin savunduğu görüşlere ısrarla yer verilmemesi, verildiği ender durumlarda çok sınırlı tutulması veya çarpıtılarak verilmesi yahut  bir olumsuzluk olduğunda muhalefetin gündeme getirilmesi her türlü hoşgörü sınırlarını zorlayacak düzeydedir. Oysa, çoğulcu ve katılımcı demokrasilerde toplumun objektif olarak bilgilendirilmesi, siyasi partiler ve demokratik gruplar arasında fırsat eşitliği sağlanması, tek yönlü yayın yapılmaması en önemli ilkelerdendir. Ama, bizde seçim sırasında propaganda saatleriyle bunlar sınırlı kalmaktadır. Oralarda bir eşitlik gözetme telaşı ortaya çıkmaktadır, ama, onun dışında verilen yer bakımından, ağırlık bakımından hiçbir kıyaslanır tarafı yoktur. Bazen de medya belli davranış biçimlerini topluma empoze etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Kıbrıs’la ilgili olarak Annan Planı öncesinde yapılan yayın bombardımanı bunun en tipik örneğidir ve Kıbrıs davasına da büyük zarar verdiği kanısını taşıyorum.

Suçlu olduğu yargı kararıyla kesinleşmedikçe hiç kimsenin suçlu ilan edilmemesi veya suçluymuş gibi gösterilmemesi, insan haklarıyla ilgili en temel ilkelerdendir. Ancak, ne var ki bu ilkeye de radyo ve televizyonlarda tam olarak riayet edildiğini söylemek mümkün değildir.

Ne Türkçenin özelliklerine ve kurallarına uyulduğu ne de…

((Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Keleş, tamamlayabilir miyiz…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Bitiyor efendim.

…yayınların toplumun kültürünü geliştirmek için kullanıldığı söylenemez. Yanlış telaffuz edilen, yersiz kullanılan sözcükler kültüre en ufak bir katkısı olmayan, tam tersine bazı değerleri yozlaştıran programlar sık sık görülmektedir. Bazı kişilerin üniter devlet yapısını hedef alan konuşmalarına herkesin televizyonları izlediği saatlerde yer verilmesi, ciddi panellere, konuşmalara, cumhuriyeti savunan kimi programlara gece yarısından sonra sıra gelmesi de çok ilginçtir. Kuşkusuz burada bir art niyet aranmayabilir, ancak, bu tür uygulamaların sürekli olması çok da doğal karşılanmamalıdır.

Sonuç olarak, bütün kurumlara bütçeleri için iyi dileklerimi belirterek konuşmama son veriyorum ve müsamahanız için teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Keleş.

Sayın Kılıçdaroğlu…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) -  Teşekkürler Sayın Başkan.

Kısaca, hemen ben de konuşmamı yapayım. İzin verirseniz, önce Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi üzerindeki düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Sayın Genel Sekreter, geçen yasama döneminde de, bütçede de söylemiştim, Devlet İstatistik Enstitüsünün Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen yurttaşlarla yaptığı anket milletvekillerinden gizleniyor. Bu anketin sonuçlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi hangi gerekçeyle gizliyor? Hangi gerekçeyle? Ben zatıalinize de telefon ettim “Haberim yok.” dediniz. Kimin haberi var bu konuda? Eğer buraya gelen vatandaşın gözlemlerini biz bilmeyeceksek, öğrenmeyeceksek ki, bu Plan Bütçe Komisyonunda İktidar kanadındaki milletvekili arkadaşların da isteğiyle yapılması istendi. Devlet İstatistikten istiyoruz, “Efendim, Meclis bilir onu, biz Meclise teslim ettik.” Bari sorularını verin diyoruz, yurttaşa neleri sordunuz, en azından o soruları bir öğrenelim, o da gizli. Ben merak ediyorum, bu gizliliğin nedeni ne? Birinci konu bu.

İkinci konu, şimdi, Sayın Meclis Başkanımız ilk koltuğuna oturduğu zaman şöyle bir açıklaması olmuştu: “Elimi sallasam personele değiyor.” diye, yani, o kadar fazla personel istihdam ediliyor. Acaba, kaç personel alındı Sayın Başkan döneminde ve en önemlisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfı tasfiye edildikten sonra vakıftan bazıları kadroya alındı, bazılarının işine son verildi. Buradaki kıstas neydi? Hangi objektif kıstastan hareket edilerek bazılarının işine son verildi, bazıları kadroya alındı?

Şimdi, Sayın Başkan, milletvekillerinin sorularına da doğru cevap vermiyor. Şimdi, Sayın Orhan Eraslan bir soru soruyor, Sayın Atilla Kart da bir soru soruyor, aynı soruyu soruyorlar, ama, tarihler farklı. Sayın Orhan Eraslan’a verilen yanıtta: “Öyle bir Yargıtay kararı var.” diyor bir görevli personelin mahkûmiyetiyle ilgili ve o Yargıtay kararını âdeta “Yani, bu olmaz işte, ama, çalışıyor.” gibi bir açıklama yapıyor. Daha sonra sorulan bir soruya, aynı konuda: “Elimizde böyle bir Yargıtay kararı yoktur.” diyor. Acaba bu Sayın Meclis Başkanımız başka bir yerden mi bu bilgileri toplayıp veriyor? Yani, Parlamentoda yok mu bu kişinin dosyası? Bu dosyada bunlar yazılı değil mi?

Yine, şunun da altını çizeyim: Milletvekillerinin sordukları soru önergelerine bakanlar doğru cevap vermiyorlar ve dün, geçen gün burada Enerji Bakanlığı bütçesi görüşülürken benim sorularıma verdiği yanıtların nasıl doğruları yansıtmadığını Sayın Bakana da söyledim. Tek tek de rakam verdik, tarih verdik, belge sunduk, ama, hepsine “Biz bunları cevaplamışız.” dedi. Nasıl cevaplama bu? Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu sorulara verilen yanıtların doğru olup olmadığını, en azından yanlışsa, doğru değilse, bunları izlemek zorunda değil mi? Biz, milletvekili olarak doğru bilgi alamıyorsak vatandaş nasıl alacak ki bilgiyi. Sözde Bilgi Edinme Yasası varmış, hiç ilgisi yok. Aslında onun adını değiştirmek lazım, belki “bilgiyi gizleme yasası” diye. Hiç değilse biz de bilgiyi gizliyoruz derler yani.

Yine, burada, geçen yıl gazetelere faili meçhul açıklama olarak geçen bir olay vardı. Sayın Genel Sekreterim sizin isminiz kullanılarak bir açıklama yapılmıştı; ama, siz “bu bana ait değil” demiştiniz. Ben de Meclis Başkanına bu açıklamayı kim yaptı… Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterinin adı kullanılıyor, Genel Sekreter bundan habersiz. Ama, Sayın Başkan dedi ki “Ben bu konuda size yazılı bilgi vereceğim.” Bir yıl geçti, bir yıl geçti, yazılı bilgi verecek. O zaman benim aklıma şu geliyor. Bizzat o işin içinde Sayın Bülent Arınç var. Madem gizliyor benden veya bir milletvekilinden bunu gizliyor, o zaman o işin içinde doğrudan doğruya Sayın Başkan var. Sayın Başkan…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, kendi adına değil de Genel Sekreter adına açıklama yapma ihtiyacı duyacak bir makam mıdır?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Duyabilir.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Böyle bir makamda mı?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, biz, Sayın Bülent Arınç’ın zaten tarafsızlığından… Çok özür diliyorum, ben tarafsızlığından kuşku duyuyorum.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Makamlara bir bakın bakalım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, makamları biliyoruz. O zaman niçin…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Böyle değerlendirme olur mu?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – O zaman niçin “yazılı yanıt vereceğim dediği halde…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Siz genel müdürken, yanınızdaki, alttaki bir daire başkanı adına yapılan açıklamayı,  “hayır, ben yaptım, ama onun adını kullandım” der misiniz?

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Demem.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bu seviyeye düşürür müsünüz kendinizi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ama, ben demem.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Başkalarını nasıl böyle itham ediyorsunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben demem.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Olur mu böyle bir şey?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Eğer Sayın Arınç da öyle düşünmüyorsa o zaman bizim sorumuza yanıt verir.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Çok yanlış bir tespit.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sorumuza yanıt verir. Sorumuza yanıt vermiyor.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sen de Bülent Arınç hakkında bak beyanda bulunuyorsun, sen de onun adına konuşuyorsun şimdi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Böyle bir şey yapabilir misin?

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben yapamam, ben yapmam ve izin de vermem, izin de vermem. Ama, Sayın Arınç ısrarla sessizliğini koruyor. Bu doğru değil. Bir Meclis Başkanına yakışmaz.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ya, Meclis Başkanına yakışıp yakışmayacağı burada konuşulacak şey mi?

BAŞKAN – Sayın Baştopçu… Sayın Baştopçu, lütfen.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Siz bir sefer konunun ne olduğunu dahi bilmiyorsunuz, kusura bakmayın ama. Aradan konuşmanızın hiçbir mantığı da yok.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Sen çok mantıklı konuşuyorsun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet; benim mantıklı konuştuğumu siz gayet iyi biliyorsunuz.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Biliyorum…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, ben size bir metin okuyorum, Sayın Başkan, izninizle metin okuyorum: “Zındıklar ve münafıklar…” Sayın Uzunkaya, siz bu dili çok daha iyi anlarsınız, lütfedip dikkatle dinlerseniz, belki telaffuzda biraz yanlış da olabilir. “Zındıklar ve münafıklar, istibdâd-ı mutlaka “cumhuriyet” namı vermekle, irtidâd-ı mutlakı rejim altına almakla, sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismi vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana, ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.”

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Kimin sözleri bunlar?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bu Köprü dergisinden alınan bir makale, bu sözler de Said Nursi’ye ait. Bu ifadeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışan bir arkadaşımız yazdığı makalede de kullanıyor, makalesinin üstüne bunları koyuyor. Yani, Ömer Dinçer bunun yanında masum kalıyor. Şimdi, bu kişiyi siz araştırma komisyonunun, araştırma grubunun başına getiriyorsunuz. Bunu kim yapıyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi yapıyor. Cumhuriyete “istibdâd”  diyen, “kanun ismini” diyor “takmakla hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana, ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.”

MEHMET ERGUN DAĞCIOĞLU (Tokat)- Ömer Dinçer’in beraatı kayda geçti yalnız.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, evet, bununla beraat. O çok masum kalıyor bunun yanında. Böyle şey olabilir mi?

Şimdi, değerli arkadaşlar…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Arkadaşlar, siz bu Cumhuriyetin evladı değil misiniz? Kabulleniyor musunuz bu görüşü? Kabulleniyorsanız yazıklar olsun!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen, lütfen… Sayın Ergin… Sayın Ergin…

GÜROL ERGİN (Muğla) – İyi de yani şu nedir, ciddi ciddi konuşuluyor, dinleyin, anlayın.

BAŞKAN – Sayın Ergin…

MEHMET ERGUN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Ömer Dinçer beraat etmiş oldu.

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, özür dilerim, vaktimi…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Beterin beteri var diyor, anlamıyor musun. Beterin beteri var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının en azından bu konularda her parlamenterin gösterdiği duyarlılığı göstermesi lazım. Eğer belli duyarlılıklar gösterilmiyorsa o zaman o Başkanın o koltukta oturmaması lazım, o atamayı yapmaması lazım. Bu makaleyi biz görüp okuyorsak Sayın Başkan da ben bunu görmedim diyemez. O da görmüştür, okumuştur, okuduğu için de onu o makama getirmiştir. Bu son derece yanlış bir anlayıştır arkadaşlar.

RTÜK konusunda önemli bir şey var. Israrla ben burada, özellikle özel televizyonların Türkiye’de ciddi kültür yozlaşmasına yol açtığını, pek çok olumsuzluğu olumlu bir tabloymuş gibi sunduğunu söyledim ve önlem alınmasını istedim ve  dedim ki, hatta şunu da söyledim: Adalet ve Kalkınma Partisi muhafazakâr bir parti olduğunu söylüyor, ama bu RTÜK de tam bir liberal. Böyle bir şey olamaz yani. Geçen televizyonda konuşulan, tartışılan konu, bakın: Efendim bir sanatçı boşandığı kocasından –ki, kocası da başka birisiyle yaşıyormuş- ikinci bir çocuk yapabilir mi, yapamaz mı; bunu tartışıyorlar. Bu, bizim hangi kültürel değerlerimizle bağdaşıyor, bana söyler misiniz? Sözde RTÜK var. Sayın Bakana söyledik, RTÜK’ten sorumlu Bakana söyledik; bu konularda önlem alın, yasaysa yasal düzenleme yapalım, CHP olarak destek vereceğiz. Kulaklarını tıkamış durumda iktidar ve iktidar, hem yozlaşmanın hem ahlaksızlığın önünü açan bir tablo sergiliyor önümüze. Nasıl bunu yapabilirsiniz? Yani, televizyonlarda her isteyen her istediğini yapabilir mi? Böyle bir anlayış var mı? Türkçe’yi katlediyorlar zaten. Haber spikerlerine bakın, gerçekten Türkçe katlediliyor. Bu konularda disiplin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın lütfen.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bağlayayım.

Bu konularda önlem almak gerekiyor. RTÜK niye kuruldu, ben merak ediyorum. Niye kuruldu söyleyeyim. RTÜK herhâlde tanınmışlığından biraz endişe duyuyor ki, kendisinin reklamını yapmak için bir yönetim kurulu kararı almış, tanıtımını yapmak için. 380.500 YTL, yani 380 milyar liralık bir para harcayacak. İşte bilboardlara, kalemler, defterler, ajandalar, bilmem neler. Sayın Başkan, özür dilerim, siz kendinizi tanıtmak için, bunlara müdahale ettiğiniz andan itibaren onlar sizi gayet iyi tanırlar. Müdahale etmezseniz bu kalem defteri boşuna bastırıyorsunuz, bilboardlara da bunu boşuna asıyorsunuz. Kimse sizi takmaz. Sizin tanınmanız, varlığınızı ortaya koymanızın temel nedeni, bu ülkenin kültürüne uygun, bu ülkenin değerlerine uygun yayın politikasını hayata geçirmektir. Siz bunu yapmıyorsunuz. Bunu yapmadığınız sürece de doğru değil. Bu tanıtım kampanyası da tamamen boş, 380 milyar lirayı çöpe atıyorsunuz. Çöpe atmaya da sizin hakkınız yoktur. O 380 milyar lira kendinizi tanıtın diye size verilmiyor. 380 milyar liraya siz başka şeyler yapacaksınız.

Sayıştay: Enteresan bir rapor gördüm. Geçen yasama döneminde, daha doğrusu daha önceki yasama döneminde ilginç bir Meclis araştırması yapılmış. Araştırmanın konusu şu değerli arkadaşlar: İç ve dış borçlar ile alınan kredilerin nerelerde kullanıldığının tespiti amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulmuş. Ben bunu bir makalede okuyunca Meclis arşivinden çıkardım bunu. Ama, amacına ulaşamayan bir araştırma. Niçin amacına ulaşamamış, onu da bilemiyorum. Ama, bunun altında bir  tespit var. Diyor ki: “Komisyon, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapmakla görevli olan Sayıştayın mevcut çalışmaları olgunlaştırılarak bu konuda daha kapsamlı ve ayrıntılı bir rapor hazırlanmasını ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasını kuvvetle tavsiye etmektedir.” Şimdi, Sayıştay Başkanımıza soruyorum: Bu kuvvetle tavsiye edilen konuda acaba ne yaptınız? Bir araştırma yaptınız mı? Toplanan, alınan borçlar, krediler nerelere harcandı, hangi yatırımlar için harcandı, acaba bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Cumhurbaşkanlığı konusunu da hemen bir iki cümleyle ifade edeyim. Her şey yapılabilir; ama, mal varlığı tartışmalı olan bir kişi, hakkında yolsuzluk dosyaları olan bir kişi, Türkiye Cumhuriyetine Cumhurbaşkanı olamaz. Bir sefer bu tespiti yapmamız lazım. Madem yolsuzluklar konusunda iki parti de son derece kararlı, iki parti de yolsuzlukların üzerine gideceğiz diyor, o zaman mal varlığı tartışmalı olan, hakkındaki yolsuzluk dosyalarından ötürü aklanmamış birisi Türkiye Cumhuriyetine Cumhurbaşkanı seçilemez, o makama oturamaz.

Dokunulmazlıklarla ilgili olarak size Avrupa Birliği İlerleme Raporundan bir cümleyi okuyacağım: “Parlamenter dokunulmazlığın geniş kapsamı Türkiye’deki yolsuzluk bağlamında önemli bir sorun olmaya devam etmektedir.” Ve devam ediyor: “Yolsuzluk yaygın ve yolsuzlukla mücadele eden makamlar ve politikalar zayıf olmaya devam etmektedir.” Yani, Avrupa Birliği illa dayatacak dokunulmazlıkları yeniden düzenleyin, biz de ondan sonra gidip yapacağız. Niçin kendi özgür irademizle yapmıyoruz bunu? Yani, illa birileri dayattığı için mi yapacağız? Bu konuda da düşüncelerimi ifade ettim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Gürol Ergin…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, Sayın Sayıştay Başkanı, Sayın Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı, sayın milletvekilleri, değerli bürokratlar, sevgili gazeteci, basın mensubu arkadaşlarım; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Ben sözlerime başlarken önce bir görevimi yerine getireceğim, ondan sonra konu üzerindeki görüşlerimi açıklayacağım. Son yedi yıllık süre, Türkiye Cumhuriyetinde ben bu ülkenin yurttaşıyım diyen herkesin büyük iftihar kaynağı olan bir Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığında geçti. Bu bakımdan kendisine en içten gelen minnet ve şükran duygularımı, ülkesini çok seven bir yurttaş olarak ifade etmeyi kendime birincil görev sayıyorum. Bu, Cumhurbaşkanlığının, Sayın Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığını deruhte ettiği dönemdeki son bütçesi olduğu için bu sözlerimi ifade etmeyi görev olarak düşündüm, ifade ediyorum ve Cumhurbaşkanlığı döneminden sonraki yaşamında da kendilerine sağlık ve mutluluklar diliyorum. Elbetteki ki bu arada Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterimiz ve ekibine de şükran duygularımızı ifade ediyorum. Çünkü, bu dönem, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı katında Anayasamızda ifadesini bulan laiklik, sosyal devlet ve hukuk devleti anlayışının en iyi temsil edildiği dönemlerden biri olmuştur Cumhurbaşkanlığı açısından.

Şimdi, izninizle buradan Meclis Başkanlığımıza geçmek istiyorum; ama, ona geçmeden önce de -Sayın Aydoğan konuyu açtığı için, yoksa hiç girmeyeceğimiz bir konuydu- şu dokunulmazlıklar konusuna girmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, dokunulmazlıklar konusunda Türk Halkı aldatılmıştır. Sayın Tayyip Erdoğan verdiği sözü tutmamıştır. Bunu tevil için ne söylense anlamı yoktur. Dokunulmazlığı Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Döneminde kaldırmayan, kaldırma girişiminde bulunmayan bir Başbakanın onun yönetimindeki Hükûmetin ve büyük çoğunluğu olduğu halde bu konuya yanaşmayan AKP’nin hiçbir şekilde bundan sonra hak, hukuk gibi kutsal kavramlardan söz etme hakkı kalmamıştır, dokunulmazlığı kaldırmadıkları için. Çünkü, Türkiye’de artık -biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu’da bir başka anlamda okudu- herkes biliyor ki değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmadığı sürece bunun arkasında yanlış emeller ya da bir geçmiş korkusu yatmaktadır. Bu net ve açıktır. Bunu herkes böyle bilsin diye ifade ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir de… Sayın Meclis Başkanımız burada yok, olmasını çok dilerdim; çünkü, sabahleyin o konuşmasını şu cümleyle tamamladı: “Sözlerimi tamamlarken Komisyonumuzun sayın üyelerinin bütçemizle ilgili sorularını yanıtlamak isterim.” Ama, şu anda kendisi yok, Genel Sekreteri var.

26 Ekimde bu Meclis toplanamadı. Bunun toplanamayış gerekçesini bir toplantıda Sayın Meclis Başkanı "Cumhuriyet Halk Partili Kâtip Üye gelmediği için toplanamadı” şeklinde açıkladı. Bu, yalan demeye dilim varmıyor o makamdan ötürü ama, son derece yanlış ve gerçeğe aykırı bir beyan idi.

Değerli arkadaşlarım, işte Genel Kurul Başkanlık Divanının o günkü nöbet çizelgesi elimde. Burada iki Kâtip Üyenin de Adalet ve Kalkınma Partili olduğu yazılı. Böyle bir durum ortada iken, Sayın Meclis Başkanın bu şekilde konuşmaya tevessül etmesi, herhâlde Meclisin saygınlığını artıran bir davranış olarak tarafınızdan da kabul görmez diye düşünüyorum ve elbette ki, kınıyorum.

Bu arada, Sayın Genel Sekreter, Meclis Genel Sekreteri bu tarafa bakıyor. Bu arada söyleyeyim, son zamanlarda, özellikle bu yasaların görüşülmesi sırasında “temel yasa” kavramı gündeme getirilip, bütün yasalar bu çerçevede görüşülmeye başlandıktan sonra, Meclisimizde Genel Sekreterlik de tamamen yanlı bir tutum içerisine girmiştir. Bizim, hiç olmazsa, bu yasaları önergelerle biraz daha açma şansı elde ederiz şeklindeki çalışmalarımızı engellemek için ellerinden gelen çabayı yapmaktadırlar. Bunu da özellikle söylüyorum.

Şimdi, Sayın Meclis Başkanı bakın nelerle övünüyor? Değerli arkadaşlarım, çay ocaklarını yenilemekle övünüyor, işte yemekten kâr etmekle övünüyor. Bir Büyük Millet Meclisi Başkanının, bırakın övünmeyi, söz konusu edeceği konular bile değildir bu konular. Bir Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, ancak bu Meclisin kendisine yakışır bir vakar içerisinde, bütün yasaları bu halkın iyiliği ve bu devletin geleceği için en iyi biçimde oluşturma çalışmalarının yapılmasını anlatarak iftihar etmelidir; ama, maalesef, Genel Kurulda bu kadar ciddi olarak konuşma kısıtlandığı olduğu bir dönemde, elbette ki, Sayın Meclis Başkanı da o konuyu buraya getirip açacak değildi, ancak çay ocaklarından söz edecekti, duvarları boyamaktan söz edecekti ve bunları yapılan iyi faaliyetler olarak söyleyecekti ve Kalite Yönetim Belgesi ISO 9000’i aldığını söyleyecekti. İktidar Partisinden bir arkadaşım da bunu iftihar vesilesi olarak ortaya koyacaktı.

Değerli arkadaşlarım, Kalite Belgesi, Meclisin çalışmalarından ötürü olmalı, milletvekillerinin çalışmalarından ötürü olmalı, çıkan yasaların Türk halkının iyiliğine, Türkiye Cumhuriyetinin geleceğine yönelik olarak en iyi şekilde çıkarılmasına gayret gösterilmekten ötürü olmalıydı. Bunlar yapılmamıştır. Bir Meclis düşünün, kendi vatan toprağını parayla satacak yasayı çıkaracak, ondan sonra o Meclisin Başkanı kalkacak, çay ocaklarıyla övünecek. Bunu bir övünç vesilesi yapmayı, bizim anlayabilmemiz hiçbir şekilde mümkün değildir.

Yine, Meclis çalışmaları içerisinde Sayıştayın seçimleri. Hatırlayın, sevgili arkadaşlarım, 2004 Ocağında buraya Sayıştay seçimiyle ilgili listeler geldi. Bütün çabamıza karşın, ancak 2005 Ocağında biz bunu görüşebildik. Bu Meclisin saygınlığı bu şekilde zedelenmiş olmadı mı? Ama, aynı durumu, şimdi bakıyoruz, 2006’da yaşıyoruz. 2006 Ocağında buraya, Sayıştay, seçimlerini yapmış, sonucunu göndermiş “görüşün” diyor. Yasa gereği de görüşmemiz gerekiyor. Hâlâ görüşebilmiş değilsek, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanının da Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan ve yönetiminin de ağır hatasıdır. Bunları söyleyeceğiz. Eğer bu konularda yanlış yapmıyorsak, Kalite Belgesi, gidelim, alalım. Yoksa, kalite, herhâlde Meclisin duvarlarını yenilemekle veya çatılarını onarmakla veya çay ocaklarında çayı ucuz vermekle, milletvekillerinin 20 milyon liraya çay içtiğini söylemekle sağlanmaz, olmaz. Bunlar, işi hafifletiyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ciddiyetini zedeliyor.

Sabahleyin konuşan bir arkadaşıma karşı, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız, karşıdan “Meclis için öyle söyleyemezsin” dediler. Türkiye Büyük Millet Meclisinde sizler ve biz Meclisin vakarına yakışır davranamıyorsak, onlar da söylenir ve söylenmelidir de. Onu da özellikle belirtiyorum. Bu, bizatihi Meclisin hatası değildir, içindeki sizler ile bizlerin hatası olarak söyleniyor. Yoksa, hiç kimsenin burada Türkiye Büyük Millet Meclisine söz söylemesi zaten mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi geleyim Meclis araştırma önergeleri konusuna. Bu Meclis araştırma önergeleri niye getiriliyor ve niye görüşülüyor? Ki, çoğu görüşülmüyor. Görüşülen de niye görüşülüyor; onu sormak istiyorum. Birkaç gün önce, burada, Tarım Bakanlığı bütçesinde ben bir konuyu eleştirirken, Sayın Tarım Bakanı, hayır, öyle değil falan dedi. Dedim, bu benim sözüm değil, Meclis araştırma önergesini okuyorum ben size dedim. Meclis araştırma önergesinde şu şu şöyle yapılıyor ve bu yanlıştır yazıyor; ama, bunu o bakanlık hiç ciddiye ve dikkate almadığı gibi, bir de bizi yanlış konuşmakla suçlama yanlışını ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlarım, eğer o araştırma önergelerinin sonuçları o kadar zaman sarfıyla, o kadar maliyetle elde edilen sonuçlar herhangi bir işe yaramayacaksa, bunları yapmayın, yaptırmayın. Lütfen… Bunu sağlamak da herhâlde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir görevi olmalıdır. Burada yapılan çalışmaların Hükûmete yansımasını bulmasını sağlamak, bu Meclisin Başkanlığının görevi olmak gerekir; ama, bunlar bir şekilde yapılmıyor.

Değerli arkadaşlarım, aşağıdaki, lokantadaki bayrak konusunu tekrar gündeme getiriyorum. Oradaki resim konusu… Ben, o resimlerin resim kalitesini hiç konuşmamıştım, ama, bugün de konuşmak istiyorum. Çünkü, bütün ısrarıma, iki yıldır üzerinde durmama karşın o resim değiştirilmiyor. Oradaki bayrak Türk Bayrağı değil, Meclise yakışmıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir yemek salonunda ters çizilmiş bir Türk Bayrağı olamaz. Bunu nasıl kabullenir Meclis Başkanlığı? Bunu anlamak hiçbir şekilde mümkün değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Ama, bir zihniyet olarak eğer Türk Bayrağı üzerindeki o tahrifat kabul ediliyorsa,  elbette ki, geçtiğimiz günlerde Adalet ve Kalkınma Partisinin 2. Olağan Kongresinin yapıldığı ASKİ Spor Salonuna giriş yollarında asılan bayrakların da ne olduğuna bakmak gerekir. Türk Bayrağının çevresi beyaz şeritle çevrilemez değerli arkadaşlar. O zaman, o Türk Bayrağı olmaz. Parti flamasıyla birlikte asılan, Türk Bayrağı diye asılan o bayraklar Türk Bayrağı olmaktan çıkmıştır. Türk Bayrağının ne olduğu bellidir, rengi bellidir, biçimi bellidir. Bunu beyaz şeritle şeritleyip asmak –ki, resmi var, isteyenler gelsin baksınlar- bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bayrağa saygı, vatana saygı, bizim düşüncemizde her şeyin önünde gelir ve bu dikkati de herkesten istemeyi kendimizde bu ülkenin, bu ulusun bir evladı olarak hak görüyoruz. Bunu da özellikle söylemek istiyorum değerli arkadaşlarım. Lütfen, o resmi de Meclis Başkanlığı oradan ya kaldırsın ya değiştirsin. O Türk Bayrağı değil. O, yanlış yapılmış, yanlış çizilmiş bir bayrak.

Arkadaşlar, soyut falan diye çabalamayın, soyut resim de değil o resim. O resim sürrealist deniliyor Meclis Başkanlığı tarafından bana verilen yanıtta. Asla sürrealist bir resim değil. Gerçeküstücü ne yanı var o resmin ki, sürrealist olsun. Sürrealist değil, soyutlamacı bir resimdir, ama, bayrak ters çizilmiştir. Bunu defaatle söyledim, ama, o resim oradan kalkana kadar söyleyeceğim. Bir de o resimlere para verilip alındığını da öğrenince kahroldum. Ben zannettim ki, hatır gönül için birileri yapmış, Meclis Başkanı da oraya arkadaşın resimleri diye asmış.

Arkadaşlar, bu Mecliste Türkiye’de gelmiş geçmiş çok büyük sanatçıların çok kaliteli resimleri var, dünya çapında kaliteli resimler var. Onlar dururken, bunlar niye asılıyor? Bir resim iki nedenle asılır değerli arkadaşlar; ya çok ciddi bir anı değeri vardır ya da çok ciddi niteliği vardır, resim niteliği vardır. Bunlarda hiçbir şey yok, hiçbiri yok. Ben, bu konuya girmemiştim, ama, artık girme zorunluluğunu duyuyorum. Aklınıza gelen Türkiye’deki resimden anlayan bin kişiye sorun, bir kişi o resimlere eğer ciddi anlamda resim derse, siz haklı çıkın ve o ters bayrağı da orada asmaya devam edin. Yoksa, o resimlerin hepsini kaldırın. Onların resim değeri falan yok, özellikle de belirtmek istiyorum. İki kez gündeme getirdim, asla bu şekilde söylemedim; ama, artık söylemek noktasına getirdiniz beni.

Şimdi, efendim, bir de TRT’nin, geçen gün -Allah rahmet etsin- Sayın Ecevit’in cenaze törenindeki uygulamasına sözü getirmek, buradan da RTÜK Başkanıma sormak isterim: O cenaze töreninde, şu veya bu nedenle, yalnızca TRT çekim yapmış olabilir; ama, sansür yapma hakkı var mıydı? Onları tamamen sansürlü yayınlamıştır. RTÜK’ün bu konularda bir söz söyleyebilme, bir davranışta bulunma hakkı var mı yok mu? Bunu da özellikle öğrenmek istiyorum. Varsa, bu hakkınızı kullandınız mı diye de sormak istiyorum.

Sayın Başkan “güzel Türkçemize, Türkçemizin güzel kullanılmasına dikkat edeceğiz, ediyoruz” dedi, ama, konuşmasının yarısı Arapçaydı. O da benim çok dikkatimi çekti. “Çekicilik” yerine “cazibe” kullandı. Bunun gibi birçok sözcük…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Artık Türkçeleşmiş bunlar…

GÜROL ERGİN (Devamla) – Yapmayın kardeşim, Türk evladıyız ya!

Bir arkadaşımız da övme anlamında dedi ki: “Ya, artık yerli diziler var televizyonlarda büyük ölçüde; ne kadar iyi oldu.”

Değerli arkadaşlarım, onlar halkı uyutma dizileri. Onlarla iftihar edecekseniz, siz yanlış yoldasınız demektir. Bunların iftihar edecek bir tarafı yok. Halkı bilgilendiren, halkı belli konularda bilgiyle donatan programlarla iftihar edin. Yoksa, biraz önce arkadaşlarımın söylediği programlarla,  böyle yok yerli dizilerle iftihar edecekseniz, bunlar iftihar vesileleri değil. Kesinlikle yanlış yapmaktasınız.

Bu arada, izninizle, son olarak da Meclis çalışanlarının bir kısmının haklarıyla ilgili konuşmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, bu Mecliste geçici personele üvey evlat muamelesi değil, sanki bir yabancı evlat muamelesi yapılıyor. Bunlar, yıllardır bir mağduriyet içindeler. İkramiyeler ödenmiyor bunlara, altı ayda bir on beş gün ücretsiz izne çıkarılıyor, var olan servisleri kaldırıldı, diğer personele sağlanan sağlık haklarından bunlar yararlandırılmıyor ve ücret farklılığı diğerleri ile bunlar arasında çok büyük. Bu bakımdan, sevgili arkadaşlarım, bu konunun da Meclis Başkanlığı tarafından ciddiyetle ele alınma zorunluluğu var. Ama, eğer şu deniliyorsa, bunlar bizden önceki dönemlerde girmişler buraya, onun için çok da önemli değil diyorsanız, o da sizin, Meclis yönetiminin vicdanına havale edilmiş bir konu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bunu söylüyorum ve sözlerimi, başta Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterimiz olmak üzere, bütün bürokrat arkadaşlarımıza, Sayın Başkanlara ve Başkanlık Divanı ile hepinize saygı sunarak tamamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Biz de teşekkür ediyoruz.

Sayın Özakcan.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanlığımızın Sayın Genel Sekreteri, Sayın Sayıştay Başkanı, Sayın Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı, değerli komisyon üyesi ve milletvekili arkadaşlarım, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kurum bütçeleri, rakamlardan ibaret değerlendirme olarak görülmemelidir. Misyonlarının rakamlardan daha önemli ve öne çıkması gerektiği düşüncesi, değerli arkadaşlarımız tarafından dile getirildi. Bu bağlamda, mevcudiyetiyle onur duyduğumuz Sayın Cumhurbaşkanlığımızdan başlamak üzere, Başkanımızdan başlamak üzere, kurum bütçeleriyle ilgili değerlendirmelerimi sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, misyonuyla ilgili değerlendirmeler daha öne çıkmalıdır anlayışı bağlamında, Sayın Cumhurbaşkanımızın her yasama yılının açılışında Türkiye Büyük Millet Meclisine sunumu ile önerilerini, dileklerini, takdirlerini ve eleştirilerini, misyonuna yönelik olarak açıklamalarını arz ettiğini hepimiz biliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın son sunumunda da hatırlatmak ve dikkatlerinize getirmek istediğim hususları, ben, burada, bir kez daha arz etmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız, terörle savaşımda güvenlik güçlerimizin özverili çabalarını, halkımızın tümüyle teröre karşı gösterdiği birlik ve kararlılığı, yönetim birimlerimizin üstün çalışmalarını, Yüce Meclisimizin terörle savaşımda sağladığı destek ve katkıları takdirle karşılıyoruz.

Terörle savaşımda yitirdiğimiz şehitlerimize, bir kez daha, Tanrı’dan rahmet diliyor, gazilerimizi gönül borcuyla anıyorum” diyerek devam ediyor.

“Ülkemizin iç güvenliğine yönelik bir diğer tehdit de, cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan, bugün de etkinliğini artırarak sürdüren irtica tehlikesidir. Türkiye’de irtica tehdidini yeterince algılayamayanların, özellikle son yirmi yılda yaşanan olayları üst üste koyup birlikte değerlendirmesi, Türkiye’deki toplumsal ve bireysel yaşamın nereden nereye geldiğini iyi çözümlemesi gerekmektedir.

İrticai tehdidin, devletin temel niteliklerini değiştirme hedefinde sapmadığı gözlenmektedir. Bu çerçevede, cumhuriyetin kazanımlarının ortadan kaldırılması, laiklik kavramının çeşitli biçimlerde yorumlanarak içinin boşaltılması, irticai tabanın giderek genişletilmesi, kadrolaşma ve dini bireysellikten çıkararak toplumsallaştırma ve siyasete yansıtma çabalarının yoğunlaşmasının toplumda gerginliği artırdığı dikkat çekmektedir.

İrticai tehdide karşı savaşımın kilit taşı laikliktir. Unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi laik düzene dayanmaktadır. İrticayla savaşımda cumhuriyetimizin laik yapısının korunması, dinin, din duygularının ve dince kutsal sayılan değerlerin siyasal amaçlı olarak kötüye kullanılmasının önlenmesi, toplumun bu yönde biçimlendirilmesi, devrim yasalarının ödünsüz uygulanması ve devlet organlarının yetkilerini duraksamaya düşmeden etkin biçimde kullanmaları zorunludur” şeklinde ifade ederek, çok önemli misyonuyla ilgili görevi de yerine getirdiklerini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanımız son görev yılı içerisinde. Emekliliğinden sonra da kendilerine sağlık ve esenlik dolu yıllar diliyorum.

Bugün bütçesini görüşmekte olduğumuz kurumlarımızdan birisi de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımız.

Değerli arkadaşlarım, az önce Sayın Gürol Hocamız da ifade ettiler, gerçekten çok müteessir olduğum benim de, Sayın Meclis Başkanımızın bir açıklaması olmuştu. Sayın Hocamız da gösterdiler Gene Kurulun Başkanlık Divanının nöbet çizelgesini bu 26 Ekim Perşembe günkü oturumla ilgili olarak. Burada, Sayın Meclis Başkanımızın altında imzası da var. Görevli olan Kâtip Üyelerin ikisi de AKP’li arkadaşlarımız; ama, Sayın Meclis Başkanımızın -o gün ben tesadüfen izleyip gördüğüm için çok müteessir olmuştum, bugün de bunu açıklamak ihtiyacını o günden duymuştum- bakınız, “Türkiye Büyük Millet Meclisi perşembe günü açılamadı –konuşmasını aynen sizlerle paylaşıp aktarıyorum- yeterli milletvekili sayısı bulunmadığı için. Tabii, ben, Meclisin açılmasını, yasama çalışması yapmasını arzu ederdim; ancak, bu üzüntümü katlayan ikinci bir sebep oldu; o da, o günkü birleşime Başkanlık eden Sayın Başkan Vekili Ali Dinçer Başkanlığında Meclis Başkanlık Divanında bir üyenin eksik olduğu için toplantının yapılamamasıdır. Bu, beni fevkalade üzmüştür. Bildiğiniz gibi, bir birleşimin açılması için Başkan Vekilinin ve iki Kâtip Üyenin mutlaka orada hazır bulunması gerekir. Cumhuriyet Halk Partili Kâtip Üyenin katılmaması sebebiyle Başkanlık Divanı da teşekkül etmediği için Meclis birleşimi açılamamıştır.”

Değerli arkadaşlarım, bu doğru değil, bu gerçek değil. Sayın Meclis Başkanımızın kendi imzasıyla o günkü görevli olan Kâtip Üyelerin isimleri var. İkisi de AKP’li Kâtip Üyeler.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ali Dinçer de gelmiş üstelik.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) - Sayın Ali Dinçer de gelmiş. O günkü tutanağı da Meclis Tutanak Müdürlüğümüzden aldım. O da aynen şöyle, Sayın Ali Dinçer Başkan: “Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşimini açıyorum.

Bu arada, değerli arkadaşlarımın geçmiş bayramlarını kutluyorum.

Başkanlık Divanı teşekkül etmediğinden çalışmalarımıza başlayamıyoruz.

Bu nedenle, sözlü soru önergeleriyle diğer denetim konularını görüşmek üzere, 31 Ekim 2006 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.”

Değerli arkadaşlarım, eğer, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını, saygınlığını koruyacak isek, tarafsız olmak zorunda olan bir Meclis Başkanımız böylesine bir yanlışı, yanılgıyı nasıl yapabilir?

Değerli arkadaşlarım, tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin –Sayın Birgen Hanım da dile getirdiler- Sayıştayla ilgili hepimizin çok yakından bildiği bir olay var, konu var enerji alanındaki yolsuzluklarla ilgili. Bir taraftan tasarruf edildiği dile getiriliyor… Bu tasarruflar falan devede kulak kalıyor yapılan yolsuzluklarla, soygunlarla, hortumların yanında. Sayın Sayıştay Başkanımıza da ben sormuştum. 2002 yılı sonuna kadar yapılan ve uğranılan kamu zararlarının dile getirildiği ve bize de burada sekiz saat sunumu yapılan bir enerji bilgi notu idi, bilgi raporu idi. Sayın Başkan dedim, bu soygun, bu kamu zararı devam ediyor mu? Özellikle katlanarak da devam etmiş olabileceğini söyledim. “Aynen öyle” dediler ve belki bugün 2002 yılı sonu itibariyle 2,3 milyar dolar olan o uğranılan kamu zararı ve soygunla ilgili rakamın, bugün belki 10 milyar dolarların da üstüne çıktığını tahmin ediyorum. Bugüne kadar hiçbir işlem yapılmadı. Hortumlar aynen duruyor, kamu zararı katlanarak devam ediyor, soygunlar katlanarak devam ediyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetimimiz yaptıkları tasarruflarla bütçeye katkı sağladıklarından söz ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Meclis Başkanımız yok, Genel Sekreter de yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gelecek… Genel Sekreter Yardımcıları var. Gelecekler.

Evet, buyurun.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, az önce, Sayın Sayıştay Başkanımız da sunuşlarının içerisinde ve 15’inci sayfasında, ikinci paragrafta şöyle bir açıklamada bulundular: “Sayıştayın gerçekleştireceği denetim faaliyetlerinin etkin olabilmesinin en önemli şartlarından biri, Meclisin Sayıştay raporlarına gerekli özeni göstermesidir.” Demek ki Meclis, Sayıştay raporlarına bugüne kadar gerekli önemi göstermemiş, ilgiyi göstermemiş. Ancak, yürürlükte bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nde Sayıştay raporlarının hangi işleme tabi tutulacağı hususunda herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, Sayıştayımız, Türkiye Sayıştay Başkanlığımız, Türkiye Millet Meclisi adına da denetim yapan en eski, cumhuriyetimizle yaşıt olan kurumlarımızdan birisi. Çok daha eskiden, önceki dönemlerde kurulmuş, tarihsel kimliğiyle ilgili de gerekli bilgileri sözümü uzatmamak için eklemiyorum. Cumhuriyetimizle yaşıt olan bir kurumun yaptığı denetimler bile Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilip sunulduktan sonra üstü örtülüyor. Değerli arkadaşlarım, nasıl, biz, bu anlayışla Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını koruyabiliriz, saygınlığını yüceltebiliriz?

Sayın Meclis Başkanımız “kurumsal olarak yaptığımız çalışmalarımızın kamuoyu üzerindeki yansımalarını olumlu şekilde almaktayız. Devlet kurumları arasında saygınlığı ve itibarı en yüksek kurumlardan biri olduk. Bugün geldiğimiz nokta, önceki yıllara göre gurur duyulacak bir seviyededir; ancak, bu seviye bizim için yeterli değildir. Meclisimizin gücünü, saygınlığın ve itibarını artırmak için tüm milletvekillerimizin ve siyasilerimizin gayret göstermesi gerekir.” Tabii, Sayın Başkanımızın bu dileklerine katılmamak elbette mümkün değil; ama, geçtiğimiz günlerde bir anket, bir araştırma yapılmış. USADEM, İzmir’de bulunan Uluslararası Stratejik Araştırma, Eğitim ve Danışma Merkezi Platformu Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Bursa, Balıkesir, Aydın, Antalya, Kayseri, Malatya, Kahramanmaraş, Diyarbakır, Trabzon, Kars illerindeki toplam 2.100 denekle kurumsal ve mesleksel güvenilirlik anketi yapmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, Sayın Özakcan, tamamlarsanız...

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, çok üzgünüm, ben kişisel olara böyle bir güvensizlik sonucunu ne şahsım adına ne siz değerli arkadaşlarım adına kabul etmem mümkün değil. Bakıyorum bu anket sonucuna göre en güvenilmeyen, en az güven milletvekili, müteahhit ve din adamı.

Değerli arkadaşlarım, bu anket sonuçları beni çok üzdü. Sayın Başkanımız -eğer İzmir’de yapılan bir anket sonucudur bu- bunun derinlemesine de araştırması yapılmalıdır. Milletvekilinin en itibarsız, en güvenilmeyen bir meslek olduğu anlayışı toplumumuzda bugün yerleşmiş ise, biz bu yapıyla ne Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını koruyabiliriz ne de böylesine güven yitirmiş bir parlamento önümüzdeki dönemde bir cumhurbaşkanını seçebilir.

Sayın Başkanım, görüşmekte olduğumuz kurum bütçelerinin hayırlı olmasını diliyor; teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özakcan.

Sayın Özcan…

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) – Sayın Başkan, Değerli Meclis Başkanım, değerli arkadaşlarım, sayın genel sekreterler ve başkanlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bütçelerle ilgili konuşmama başlamadan önce, sabahki oturumda bir arkadaşımızın burada kabadayı bir üslupla yaptığı bir konuşmaya değinmek istiyorum. Meclis Başkanımız, bugüne kadar pek ender olan, görülmeyen tavır göstererek, bu bütçeye ve Meclise olan saygısından bütçe görüşmelerine bizzat kendisi katılmaktadır. Bundan mutluluk duyması gerekirken, tabii ki, eleştiri yapılabilir, yani, Meclis Başkanımız da eleştirilebilir, bunun aksini söylemek mümkün değil; ama, bunun bir adabı olur, bir seviyesi olur; yani, kabadayı üslupla konuşup ondan sonra özür dilemesi gerekirken, “hayır, ben yaptım, konuştum” deyip, dışarı çıkmak, aslında bu Meclise yakışmaz, hiçbir milletvekiline yakışmaz. Bu üzüntümü belirtmek istiyorum.

Tabii ki, arkadaşlarımız değindiler, işte, Meclisin itibarında acaba düşme mi var diye. En azından bu dört sene içerisinde Meclisin itibarında bir düşme olması mümkün değil; çünkü, kurumsal olarak Meclisteki görüntü ve özellikle de Başkanından kaynaklanan tutum sebebiyle, halk gözünde olumlu olmuştur. Daha çok uzak olmayan bir zaman içerisinde, bu Meclisin Genel Kurulundaki çirkinlikleri hepimiz biliyoruz. Hiçbir şey yaşanmamıştır. Her şey şeffaf ve açık kamuoyuna duyurulmuştur ve bu bakımdan, aslında Meclis Başkanımızı her şeyin üzerinde takdire şayan hareketlerini bu şekilde, hissî hareketlerle, sanki halktan almış bir oyla gelinmiş, grup kurulmuş ve bunun sonucunda hak etmişler gibi, bu tavır içerisinde tenkite uğratılmasından üzüntü duyduğumu tekrar belirtmek istiyorum.

İkincisi olarak, Cumhurbaşkanlığımızla da ilgili olarak, tabii, Sayın Cumhurbaşkanımızın da son bütçesi olmaktadır. Kendisi son derece dürüst bir görünüm çizmiştir, her şeyin, her takdirin üzerindedir. En azından aile fotoğrafları içerisine girmemiştir; ama, Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasî bazı kararlarını, özellikle kararnameleri çok geri göndermekle başarılı veya başarısız olduğunu söylemek de doğru değildir. Yani, kişisel olarak gösterdiği tavır takdire şayandır, ama, bu gibi siyasi kararlar konusunda ise, bunu çok kararname gönderiyor diye başarılı göstermenin bir ölçüsü olması mümkün değildir. Ben de kendisine 2007’den sonra sivil hayatında da başarılar diliyorum.

RTÜK’le ilgili konuya geçecek olursak, tabii ki, bu konuda RTÜK Başkanımız aslında anketler yaptı ve bu anketleri tabii olumlu görüyorum, ama, bunların bir yansımasının da olması gerekir. İşte, ilköğretim öğrencileri arasında yaptığınız ankette işte diyorsunuz ki: “Boş zamanlarında TV seyretmekle, okumak arasında aşağı yukarı aynı oran, yüzde 65 gösteriliyor anketlerde. Spor yapmak da yüzde 24.” Tabii, reklamlar da yüzde 20 oranında izleniyor. Tabii, bu da çok garip bir şey, yani, bu anketin nasıl yapıldığı… Yani, reklam yüzde 20 oranında seyredilir mi gerçekten, insana tuhaf geliyor. Yani, anketler yapmak doğru da, fakat, şu anda pratikte sabah kuşaklarında, akşam kuşaklarında, bu televizyonlardaki görüntüler, aslında, Türk toplumuna hiç yakışmıyor, bunu ifade etmek istiyorum, yani, oradaki ele alınan konular, yapılan yarışmalar, kullanılan argo kelimeler… RTÜK’ün aslında görevi bu olması gerekir, yani, bunları önlemek olması gerekir; yoksa, anketlerle, yani, birçok çalışmalarla tabii ki bunun alt yapısı yapılacaktır, doğrudur, ama, bununla bir neticeye gitmemiz mümkün değildir diye düşünüyorum.

Tabii, aşağı yukarı bir haftaya yakındır bütçe görüşmelerini yapıyoruz. Bütçe görüşmelerinde, genelde bütçenin dışına maalesef çıkıyoruz. Bütçe dışındaki, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden başlayıp, işte, Meclis Başkanımızın siyasi görüşünü de içine alacak şekilde eleştiri yapıyoruz. Kimsenin siyasi görüşü aslında eleştirilemez, yani, “niçin böyle düşünüyorsunuz” demek hakkına kimse sahip değildir diye düşünüyorum. Yani, o konuda, sırf onun görüşünden dolayı, yaptığı işleri görmeyip de, o bakımdan onun üzerine gidilmesini gerçekten tuhaf bulduğumu ifade ediyorum ve kurumlarımızın bütçelerinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan.

Sayın Uzunkaya…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, Sayın Meclis Başkanımız, Cumhurbaşkanlığımızın Genel Sekreteri, Meclis Genel Sekreterimiz, Sayıştayımızın çok Değerli Başkanı, RTÜK Başkanımız, değerli arkadaşlar, değerli bürokratlar, değerli basın; ben de 2007 yılı bu adını saydığım kurumlarımızın bütçelerinin hem ilgili kurumlarımız hem de ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, bu vesileyle de hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben de, özellikle son ismini zikrettiğim RTÜK’le birkaç cümleyle değerlendirme yapmak istiyorum. Hakikaten Radyo Televizyon Üst Kurulumuz çok önemli fonksiyonları icra etme maksadıyla vazedilmiş önemli kurumlarımızdan birisi. Değerli Başkanımız ve değerli üyelerin çok büyük bir gayret içerisinde, esas amaca matuf çalışma yaptıklarını da hem zaman zaman elimize intikal eden dokümanlar hem de bazı arkadaşlarımız tarafından eleştirilse de zaman zaman basına yapılan açıklamalarla takip ediyoruz. Ancak, bir konuyu, arkadaşlarımızın serzenişleri mahiyetinde ben de ifade etmek durumundayım.

Özellikle dil konusundaki hassasiyet televizyonlarımızda tamamen perişan edilmiştir. Yani, Türk dili âdeta bitirilmiş ve özel vazifeleri varmışçasına bir dil yıkım ve kıyım arenasına dönüşmüştür özel televizyonlardaki davranış. Gerek spikerler -kusura bakmasınlar- haberlerin sunumunda, yani, eskiden böyle yarım yamalak kelimeleri yutan futbol anlatan spikerler vardı, onun gibi haber anlatanlar, kelimelerin ne olduğunu, maksadın neyi ifade ettiğini anlamayacak kadar, belki birkısmı da maksatlı ve yine günün belli saatlerinde -af buyurun- hanımlara dönük olan o kuşak diye bir haberler var, programlar var -ki, bağışlasın beni hanımlar- tam bir dedikodu makinesi. Yani, toplumumuzun temel kültürünü yerle bir edecek, ahlakî dejenerasyona -demin bir iki arkadaşım örnek de verdi- sebep olacak mahiyette çok çirkin ve bizim temel değerlerimizle -Sayın Kılıçdaroğlu’nun demin dediği gibi- örtüşmeyecek, ananelerimizle bağdaşmayan, fevkalade garip bir ahlak anlayışını, böyle -tabiri yerinde ise- şerha şerha millete yudumlatıyorlar ve bunlar da bilahare özümsenerek, toplumun genel ahlak kuralıymış haline geliyor dolayısıyla ve yine -yani, bağışlayın- ben “müstehcenlik” kavramının nerede başlayıp nerede durduğunu televizyonlardan doğrusu algılamakta zorluk çekmeye başladım. Hatta, bu, TRT’nin devlet, kamu görevlisi olarak bilinen, kamusal alan diye tarif edilen, zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanımızın -ki, biraz sonra bütçesiyle ilgili konuşmamda ifade edeceğim- en geniş anlamıyla kamusal alan tarifi içerisinde TRT’deki kamu görevlileri nereye giriyor, hangi bağlamda değerlendiriliyor, onların kılık kıyafetlerinin, tavırlarının nezaket veya o üslubun dışındaki yapılarının neyi ifade ettiğini doğrusu merak ediyorum ve RTÜK’ün, hatta bu anlamda da TRT’nin bu konudaki sorumluluklarının ne olduğunu doğrusu merak ediyorum.

Özel televizyonların bu şirazesi olmayan, endazesi, ölçüsü olmayan yayın anlayışını disipline etmek, zannediyorum, RTÜK’ün alışılagelen uygulamalarının da ötesinde, ki, ciddi anlamda bir artışın da olduğunu üzülerek söylüyorum, bozulma açısından söylüyorum, bunun bir an önce önüne geçilmesi gerektiği kanaatindeyim ve ben, bu yönetimden, RTÜK Başkan ve üyelerinin, Parlamentomuz tarafından seçilen bu değerli üyelerin, tüm kadrolarıyla bunun üstesinden gelebilecek hem kararlılıkta hem inançta hem dürüstlükte hem de gayret içerisinde, enerji içerisinde olduğuna inanıyorum. Bu inancımın da tezahürünü milletimin bir vekili olarak sizlerden beklediğimi ifade ediyorum.

Sayıştayın, tabii, yasasının çıkamamış olması, biraz gecikmiş olması -kusura bakmayın- muhalefetteki arkadaşlarımız biraz eleştirdiler ama, biraz da muhalefetteki arkadaşlarımız kendilerini sorgulasınlar. Yani, bu konu…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bak şimdi!

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Yani, hayır, bakın, ben polemiğe girmek istemiyorum Sevgili Akif Hamzaçebi.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Niye o zaman giriyorsun? Yani, şu iş mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Giriyorsunuz…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Ama bakın, lütfen… Günlerce burada bu Yasa’nın tartışılması, alt komisyonlarda görüşülmesi, bir şekilde işi sürüncemede bırakmak…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Niye tartışmayalım?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Ha, farklı kanaatleriniz olabilir. Daha önce 1993’e kadar uygulama şöyleydi, bugün böyleydi, farklı talepleriniz olabilir, ama, bu, Meclis adına denetim yapacak çok önemli bir kurumumuzun, bu boşluğun giderileceği yasal düzenlemenin gecikmesine sebep teşkil etmemelidir.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sizin dediğiniz, nasıl olursa olsun geçsin, öyle mi?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Nasıl olursa olsun değil. Yani, burada…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – “Nasıl olursa olsun” diyorsunuz.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, bakın… Alt komisyonlarda görüşlerinizle tezahür etmişti, bunlar değerlendirildi. Tekrar bir polemik olsun diye söylemiyorum.

Değerli arkadaşlar…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sizin iddianızda, sizin düşüncenizde bir kurum, bir kişi, bir şey bulun; yani, evet bu haklıdır, AKP’li arkadaşlar bu iddialarında haklıdır diyebilelim.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu… Sayın Kumkumoğlu, lütfen…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sizin dışınızda bir tek kişi, kurum, basın, yetkili yetkisiz birini bulun, tamam.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Şimdi, bakınız… Bakınız, her alanda, bu kavramı her alanda kullanıyorsunuz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Engelleyen sizsiniz.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Geçen günü de aynı sözü… Başbakanlık bütçesiyle ilgili dediniz ki: “Sayın Başbakanın kendi Partisi ve Kabinesinden başka uyumlu olduğu bir kurum gösterin” dediniz. Ben de zatıalinize ve arkadaşlara dedim ki -kusura bakmayın- millî mutabakatı sandıkta sağlayan, yüzde 42’lere varan -ki, biraz sonra Cumhurbaşkanlığıyla ilgili görüşlerimi ifade edeceğim- bir Parti Genel Başkanı ve Başbakan, toplumun ve tabanının en ciddi özlemlerine dahi “ben toplumsal mutabakatı sağladım, ama, bu konuda özveriyle, hâlâ sabırla, kurumsal mutabakatı bekliyorum” diyorsa, bu kurumsal mutabakat da Sayın Başbakanın tüm kurumlara uzatabileceği en verimli zeytin dalıdır. Ama, hâlâ kurumlar bunu anlamıyorsa ve bunun içerisinde siyasal bir kurum olarak CHP bunun farkında değilse, siyasetin içinde olan CHP…

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Aman, aman, yapmayın…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Müsaade buyurun… Bunu anlamıyorsanız, ben size neyi anlatayım? Nasıl anlatayım?

Değerli arkadaşlar, müsaade buyurun, ben zamanımı, bana ait olan bölümüyle kullanmak istiyorum.

Tabii, demin değerli bir arkadaşımız, milletvekili dokunulmazlığıyla alakalı, ikide bir gündeme getirilen konuyla alakalı olan, bizim Tüzük’ümüzdeki, daha açığı programımızdaki…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Programı boş ver.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Televizyonda ne konuştu onu bir söyle.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, müdahale etmeyin lütfen.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, programımız çok açık. Bakın, gelin, gelin, bu programımızda… Aynen programın 18 inci sayfasından okuyorum…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Programınızdan bize ne. Televizyonda söylediği sözü söyle.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Müsaade buyurun…

BAŞKAN – Sayın Ergin…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Milletvekili…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Televizyonda ne söyledi?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Arkadaşlar, müsaade buyurun.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yazılı belge var!

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – “Milletvekili ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak.”

GÜROL ERGİN (Muğla) – Kaldırıldı mı?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – “Dokunulmazlık, tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki -bakın, dikkat ediniz, tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki- engeller ve ayrıcalıklarla birlikte ele alınacak ve milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar ettirilecektir.”

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Onun için mi Başbakan Müsteşarı için soruşturma izni vermiyor?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, buyurun, aynı öneriyle, AK Parti Grubu olarak, her an, bu konuda size zeytin dalı yine uzatıldı. Buyurun, tüm kurumlarla beraber, o dokunulmaz denilen ne ise, nerede neye dokunulacaksa, tüm kurumlarla ilgili getirelim…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sizin programınızda ne yazdığını bilmek zorunda mıyız kardeşim?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bilmek zorundasınız, çünkü, bizi tanımak için. Bizi programımızla tanıyacaksınız.

BAŞKAN –  Sayın Kumkumoğlu…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Taahhüdümüz, taahhüdümüz…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Parti Genel Başkanınız televizyondan böyle bir gerekçeyi sundu mu?

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, lütfen…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ama bizi itham ediyor, nasıl cevap vereceğiz?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Benden sonraki konuşmacı arkadaşınız cevap verir.

BAŞKAN – Sizin her konuşmanıza cevap vermek durumunda mı arkadaşlar?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Söz verecekseniz, tamam.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Konuşmacı arkadaşlarınız var, konuşacaklar.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Topluma taahhüdümüz.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı bütçesine gelince… Ben, tabii, Sayın Cumhurbaşkanının şahsında o Türkiye Cumhuriyetinin en mehabetli, saygın makamına en kalbî saygılarımı ifade ediyorum ve Cumhurbaşkanımıza sağlıklı ömür diliyoruz. Neticede, yedi yıllık bir ömrü, ki, seçildiği dönemde de Parlamentoda milletvekiliydim ve kendilerine de bir vesileyle, beni eşsiz olarak bir Cumhuriyet resepsiyonuna davet ettiğinde, davetiyesini iade ettiğimde, kendilerine ve basına açık olarak iade mektubumda da ifade ettim. Sayın Cumhurbaşkanına seçilmesi için oy veren birisi değilim, ama, saygı duyan birisiyim ve oy vermemem sebebi de, bilinen uygulamaları, Anayasa’da kendi sorumluluğunu tarif eden tavırlar içersinde olmamasını temenni ettiğim -bu kanaatim yanlış diye algılanabilir, ayrı bir konu, benim kişisel kanaatim- yani, milletvekilleri arasında dahi eşlerine göre, aile yapılarına göre, coğrafi ve geçmiş geleneklerine, kültürlerine göre yargılanıp, ayrılabilecek, ayırt edilebilecek bir anlayışının olmaması temennimi burada ifade ediyorum, ama, bunun olacağını tahmin ettiğim için oy vermemezlik etmedim. Kendisinden daha uygun gördüğüm bir arkadaşıma oy verme kanaatimden dolayı, üç oyumu da o arkadaşıma kullandım.

Ancak, şimdi, değerli arkadaşlarım bir şeyi söylüyorlar sürekli. Geçtiğimiz cumartesi de değerli bir milletvekili arkadaşım ifade ettiler: “İşte millet Çankaya’yla ilgili düşüncesini geçen cumartesi meydanlarda ifade etti.” Tandoğan’ı ben de izledim. Tandoğan’ı ben de izledim bir televizyon vesilesiyle, Ankara dışındaydım ama…

Şimdi, değerli arkadaşlar, benim izlediğim yerden tabii…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Konuşmacılar Cumhuriyet Halk Partisinin seçim otobüsünün üzerindeydiler ve konuşmacıların içerisinde, mesela, YÖK’ün çok değerli bir üyesini dinledim. Yani, CHP otobüsünün üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin otobüsü üzerinde YÖK üyesi bir arkadaşımız, akademisyen… Saygı duyarım. Ha, YÖK’le ilgili değerlendirmelerde bir ipucu olur diye, mesela, çok değerli bir rektörümüzde, ODTÜ Rektörü de bir ara Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Toplantısında -ki, bütün gazetelerde resmi de çıktı- CHP’nin altı oklu ambleminin önünde çok heyecanlı bir konuşma yaptılar, onu da basına yansıyan yönleri, inşallah YÖK Yasası görüşülürken, daha önce YÖK bütçesi görüşülürken ifade edeceğiz. Ancak, orada dikkatimi çeken çok enteresan bir konuşma oldu: “Tandoğan Meydan’ındaki konuşma bir provadır, Çankaya önünde barikat kuracağız.” ve bunlar CHP otobüsünün üzerinden kullanılan sözcükler.

Değerli arkadaşlar, demokraside bu sözcükler kim tarafından telaffuz edilirse edilsin, eğer sizin otobüsünün üzerinden veya sizin siyasi kimliğiniz üzerinden birileri tarafından ifade ediliyorsa, demokrasi adına bu çok üzücü ve bizden çok da cumhuriyetle yaşıt olan bir partiyi yaralayıcı bir söz olur.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Anlamadım, bu miting ne için bir ölçüdür?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – “Biz burada prova yapıyoruz, Çankaya önünde barikat kuracağız.”

Değerli arkadaşlar, bu sözcükler basınlara, televizyonlara… RTÜK eğer isterse, bunları, lütfen, merak edenlere de belki kasetler… İsteyenler varsa, isteyebilir, sözüm yanlışsa izleyebilir.

Değerli arkadaşlar ben şunu söylüyorum: Çankaya’ya daha önceki Cumhurbaşkanları, mesela Sayın Ahmet Necdet Sezer saygı duyduğum bir kimlik, kişisel olarak, insani olarak, az önce Sayın Özcan’ın dediği gibi. Ha, uygulamaları itibariyle de yanlış bulduğum bir yönü, ayrı bir konu. Ama, Sayın Cumhurbaşkanı 2000 yılının mayısında seçildiğinde arkasında yüzde 54’lük, hatta, muhalefetten de destek vardı, Ama, 2002’nin 3 Kasımındaki seçimde, onu önümüze çıkaran tabloda yüzde 14’lük bir destek var. Şimdi, biz, Sayın Cumhurbaşkanının durumunu tartışır hale gelebilir miyiz, böyle bir şey olabilir mi? Cumhurbaşkanı seçilmiştir ve…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Kim söylüyor onu?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – …süresi içerisinde görevine devam edecekti.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin, bakın, 3 Kasım seçimlerindeki oyu, yüzde 34,5-yüzde 35, 28 Martta yüzde 42’dir ve bugün ,Türkiye’nin…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yüzde 25.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar, Halep orada, arşın burada. Nasip olursa, 4 Kasım 2007’de de sandığa gideceğiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Ama, Sayın Başbakan Amerika’ya giderken açıkladı, oyumuz yüzde 25’e düştü dedi.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Hayır değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başbakan açıkladı.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, onu ne maksatla, nasıl söyledi? Siz, siyaseti biraz  bilirsiniz, neyle nasıl söylendi, onu da çok iyi algılamanız gerekir. Ama, ben, şunu size…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ne olduğunu anlatın bize!

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Söyleyin o zaman!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kararsızlar var.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Yalnız, ben size şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Mesela, rahmetli Özal’la ilgili, az önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Başkanım, son cümlem, toparlıyorum.

BAŞKAN – Son cümlenizi alalım, lütfen.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kararsızlar hariç, kararsızlar.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – …89’la ilgili bir demin bir değerlendirme yaptı çok değerli bir arkadaşımız.

Değerli arkadaşlar, 89’da, rahmetli Özal ki, zatıâliniz değerlendirdiniz, yüzde 21’di Özal’ın desteği. Onu en çok eleştiren, 1993 yılında, yüzde 20’lere düşmüş bir oyla Çankaya’ya çıktı, en çok eleştiren bir kişi. Dolayısıyla, siyasetin “dün dündür, bugün bugündür” sanatını bu millet unuttu. Sandığa bakar, sandıktan çıkanla hükmünü verir.

Ben, bütün bu seçimlerin, sonuçlarıyla hayırlı olacağına inanıyorum, bütçelerin de hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Baratalı.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanlığı Sayın Genel Sekreteri, Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Sayın Sayıştay Başkanı, Sayın RTÜK Başkanı, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi değerli arkadaşlarım, değerli bürokratlar; hepinize saygılar sunuyorum.

Ben, öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinde bir konudan bahsedeceğim. Benim bildiğim kadarıyla Sayın Başkan, herhalde, Meclisin duvarlarına reklam alınamıyor diye biliyorum. Fakat, Dikmen kapısının biraz üstünde, koruma duvarlarının hemen üstünde demir korumaların üzerinde şöyle bir levha asılıyor: “Türkiye Büyük Millet Meclisinin tenis kortunun asfaltı Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmıştır” şeklinde bir levha var. Şimdi, tenis kortunun asfaltının yapılması, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılması doğru olabilir. Ama, bunun kamuya duyurulacak bir şekilde açıklanmasını, ifşa edilmesini yanlış ve rencide edici buluyorum. Çünkü, Meclisin ne yasama ne de denetleme görevlerini kolaylaştıran bir eylem olmadığı için, sanıyorum, Meclisimiz de, sizin yaptığınızı söylediğiniz tasarruflar içinde bunu yapabilecek düzeyde. Bu, biraz, büyükşehir belediyeleri ile onun altındaki belediyelerin kavgası sonu ortaya çıkan, hangi belediyenin hangi işi yaptığına dair panoların, reklam panolarının Meclise de alet edilmesi şeklinde oluyor. Umuyor ve diliyorum, bunu kısa bir zamanda kaldırtırsınız diye düşünüyorum.

Bu dört yıllık dönem içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yönetiminde sizin ne kadar dahliniz olduğunu bilemiyorum, ama, daha çok 1950’lerde terk edilmiş olan Meclis üstünlüğü sistemi, her türlü müzakereye, Anayasa’dan ve İç Tüzük’ten kaynaklanan diğer yolların kullanılmasında bu sistem kullanılmıştır. Bu sistem, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra öykündüğümüz Batılı demokrasilerde vazgeçilen bir sistemdir. Şimdi, biraz sonra da Anayasa’ya ve Cumhurbaşkanlığına değineceğim, şimdiki sistem, Batılıların kullandığı, bizim de öykündüğümüz sistem, anayasal sistemdir. Yani, Mecliste parmak üstünlüğü tek başına yeterli bir sistem değildir. Bu irade, diğer anayasal kurumlarla beraber düşünülür.

Nedir anayasal Meclis üstünlüğü sistemi? Benim Mecliste büyük bir çoğunluğum var, parmağım çok, her işi ben idare ederim, yaparım. Bu düşünceyi, Türkiye, 50 ile 60 arasında denedi ve çok acı sonuçları oldu, hiç birimizin tasvip etmediği. Artık, anayasal sistem kullanılıyor. Anayasal sistem, daha çok azınlık haklarını öne çıkaran, bunlara önem veren, muhalefetin sesini de duyuran, muhalefetin de her türlü olumlu katkı vermesini sağlayan bir sistemdir. Ama, üzülerek ifade ediyorum ki, yine katkınızı tartışmıyorum bu konularda, ama, aşağıda, gerek yasaların yapılmasında gerek denetim mekanizmalarında, düzeneklerinde, muhalefetin hiçbir katkısı olamamıştır, muhalefet hep yok sayılmıştır ve kalkan parmaklarla, bütün olumlu teklifler veya diğer kullanılması gereken düzenekler, hepsi reddedilmiştir. Ben bilmiyorum ama, sizin arşivlerinizde var mı bilmiyorum, muhalefetin hiçbir kanun teklifi veya hem grup olarak veya bireysel milletvekillerinin yaptığı teklifler, bugüne kadar yasalaşamamıştır. Zorunlu olarak görülenler de, AKP Grubundan verilen bir teklifle birleştirilmiş ve ancak böyle, şu ana kadar çıkarılabilmiştir. Bunu ifade etmeye çalışıyorum.

Diğeri, tasarruf konusundaki söylediğiniz olumlu şeylere de katılıyorum.

Diğeri, dokunulmazlıklar konusudur. Hiç olmazsa, milletvekilinin kendi iradesiyle yaptığı başvurular bugüne kadar kabul edilmeliydi. Yarın, benim de dokunulmazlığımın kaldırılması söz konusu. On yıl önce belediye başkanlığımda bir görevi ihmal suçu, benimle beraber diğer bütün bürokratlar bu suçtan yargılanmış ve bağımsız mahkemelerde, bu suç, suç vasfının oluşmaması, suçun oluşmaması nedeniyle beraatla sonuçlanmıştır. Şimdi, bir de benim durumuma bakınız. Yani, ben, yarın, rica ettim, ama, muhtemelen dönem sonuna ertelenecek, ne kadar milletvekilliği yapacağımı ben bile bilmiyorum. Yani, ben, bu yükü, şimdi milletvekilliği sonuna kadar taşıyacağım. O nedenle, en azından dokunulmazlıklar konusunda, 4483 sayılı Yasa da dahil olmak üzere, nerede dokunulmazlık varsa, siz, İktidar Partisine mensupsunuz, daha çok sizin yasalarınız geçiyor, yarından itibaren bütün bunların tümünü, memur yargılamalarını, hâkim ve savcı yargılamalarını, bütün dokunulmazlıkları sizin deyiminizle, hepsini kaldıralım ve milletvekilliği dokunulmazlığı da teşrii masuniyete, yani, kürsü, yasama dokunulmazlığına irca edilsin. Bu bizim de düşüncemizdir, bizim de teklifimizdir. Bu teklifimizin ve düşüncemizin arkasında duruyoruz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Uzlaşma komisyonuna üye göndereceksiniz.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Yani, uzlaşma komisyonları… Yani, iki partili yerde uzlaşma komisyonu olur mu, olmaz mı bilmem…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Uzlaşma komisyonu olmadan olmaz. Komisyona üye göndermezseniz bu mesele hallolmaz. Hemen söz verin.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Uzlaşma komisyonları, geçen dönemden kalan beşli grubun olduğu zamanlardan kalan tedbirlerdir.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hangi yasayı bize sorarak getirdiniz?

TUNCAY ERCENK (Antalya) – İşi yokuşa sürmekten başka bir şey değil sizin söylediğiniz Musa Bey, olur mu ya?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Yani, benim sürem gidiyor Sayın Başkanım bu arada

Diğeri, Sayıştay bütçesine geçeceğim. Sayıştay bu dönem, yani, 22’nci Dönemde, dört yıldır epeyce tartışılan bir anayasal kurum oldu. Bunlardan çok küçük bir tanesi, kişisel bir tartışmadır. Sayın Başkan, hiç görevi olmadığı halde, belki Danıştayın görevi olduğu halde, Sayıştay Başkanı olarak bir tanım yaptı. Bu tanım, kamusal alan tanımıydı, bu nedenle tartışıldı, bende kalan tortu bu. Ama, onun dışında, Sayıştay haksız yere de tartışıldı. Özellikle seçim sistemi yönünden tartışıldı, ama, Sayıştay kendisine düşen görevi yaptı. Daha çok tartışılan konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının ve Plan ve Bütçe Komisyonunun, Sayıştayın kendi arasında yaptığı seçimi, zamanında, önce Plan ve Bütçe Komisyonuna ve sonra da Genel Kurula getirmemesi.

Şimdi, yine böyle bir şey söz konusu. 832 sayılı Yasa çıkmadan önce, bu seçimin muhakkak Danıştayın bağımsızlığı açısından ve geleceği açısından muhakkak yapılması gerekmektedir ve bunun da bir an önce yapılması gerekmektedir. 832 sayılı Yasa’daki değişiklik konusunda muhalefetin yaptığı bütün eleştirilere, Sayın Sayıştay Başkanının burada tamamen katılması ve katkı vermesini çok doğru buluyorum. Bu nedenlerde kendisini kutluyorum. Bunların başında, Sayıştayın bağımsızlığı konusundaki düşünceleridir. Bu nedenle, az önce Sayın Uzunkaya söyledi, bir an önce bir Sayıştay Yasa’sı çıkmalıdır, ama, muhalefetin bir veya iki madde konusunda bir çekincesi vardır. Bu çekince, kurumun başkanı olan Sayın Sayıştay Başkanının görüşleri doğrultusunda kaldırılabilirse, ortadan kaldırılabilirse, Sayıştayın kanunu da hemen çıkabilir diye düşünüyorum. Bu, özellikle, üyelikler, üyelerin seçimi konusundaki görüşleridir.

Diğeri, Cumhurbaşkanlığı bütçesi hakkındaki düşüncelerimdir. Öncelikle, Sayın Cumhurbaşkanının kamu kaynaklarının etkin kullanılması, saydamlık ve hesap verebilirlik konusundaki düşüncelerini ve yedi yıllık uygulamalarını burada son derece doğru ve uygun buluyorum. Ayrıca, 2005 yılı bütçesinden yaptığı tasarruflar sonucu 5,8 milyon YTL’yi iade etmesini ve bunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonunda ibra edildikten sonra Sayın Komisyon Başkanı Özgün’ün “Cumhurbaşkanlığına ayrılan ödeneğin bir kısmı tasarruf ilkelerine riayet edilmek üzere harcanmadan iade edilmiştir. Önceki yıllarda da tasarruf konusuna riayet edildiğini biliyoruz.” şeklindeki Adalet ve Kalkınma Partisinin düşüncelerinden dolayı da kendilerini kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim sistemimizde, Cumhurbaşkanlığı, çok önemli konumda olan, önemli bir anayasal kurumdur. Devleti temsil eder, Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanıdır. İdare, kuvvetler ayrılığı içindeki yürütme, yargı ve yasamadan dolayı çok önemli görevleri vardır. Bunu, bazı kararnamelerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Toparlıyorum, ama, sürem biraz gitti. O konudaki katkınızı da rica ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – İlave süre verdim.

Buyurun.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanının çok duyarlı olduğunu ifade etmek istiyorum. Özellikle Anayasa’nın dibacesinde vücut bulan ve ilk üç maddesinde ve diğer maddelerindeki vücut bulan bütün anayasal görüşlere, belki Cumhurbaşkanı olmadan önce tenkit etse bile, ama, Cumhurbaşkanı olduktan sonra tamamen yemini gereği bunlara sonuna kadar sahip çıkması konusundaki iradesini kutluyorum. Zaten, bu konularda da Türk milletinin gönlünde gerekli yerini almıştır. Ama, kararname iade etme veya yasaları iade etme, bir kere daha iade etme konusunda, 1961 Anayasası ile 82 Anayasası’ndaki farkın da arkadaşlarım tarafından anlaşılması gerektiğini düşünmekteyim. 1982 Anayasası’ndaki Cumhurbaşkanlığı konumu, kuvvetlendirilmiş bir Cumhurbaşkanıdır. Yani, 1961 Anayasası’ndaki, her şeyi gönderip her şeyi kabul eden, yetkisizlikten yakınan bir Cumhurbaşkanı konumunda değildir 82 Anayasası. Yani, bir noter Cumhurbaşkanı değildir. Ettiği yemin ve 82 Anayasasının münderecatı gereği, ülkenin kuruluş felsefesi gereği bütün bunlara bakacaktı ve düşüncelerini de ifade edecekti. Bu nedenlerle, kuvvetlendirilmiş anayasal konumu içinde Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı tasarrufların önemine burada dikkati çekiyorum.

Sadece, önemli, dört dönem içinde geçen, dört yasama yılı içinde geçen yasalardan sadece yüzde 4’ü konusunda Anayasa Mahkemesine gitmesini de kurumlar arasındaki bir uzlaşmaya bağlıyorum. Sayın Cumhurbaşkanının, bu konularda da çok önemli bir demokratik katkıları olmuştur. Parlamenter demokratik sisteme katkıda bulunmuştur.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı, benim şurada not ettiğim gibi, aynen düşüncem şöyle sonuç olarak: Cumhurbaşkanlığı, bizim Anayasa’mızda, toplumun, anayasal düzenimizin uyumlu, etkili, tutarlı bir şekilde çalışmasını sağlamakla yükümlü, en saygın görev noktasıdır. Cumhurbaşkanı, günlük siyasetin, sıcak çatışmanın bir parçası değil, Anayasa’mızın sahiplenilmesinin, Anayasa’mızın savunulmasının, Anayasa’mızın işletilmesinin güvencesidir. Sayın Cumhurbaşkanı, ettiği yemin gereğince, bu Anayasa’yı savunmuştur, bu Anayasa’yı korumuştur, bu Anayasa’yı işletmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Bu nedenlerle, Cumhurbaşkanımız, bitmekte olan görev süresi içinde, Anayasa’mızın özüne, temeline inanmış, sahiplenmiş, Anayasa’mızın tersine çevrilmesi konusundaki bütün girişimleri de engelleyerek ortadan kaldırmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün çok güzel bir sözü vardı, sanıyorum Çanakkale’de söylenmiş: “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.” düşüncesini, ben,  Sayın Cumhurbaşkanında görmenin, tatmanın, bugüne kadar olan mutluluğunu burada ifade etmek istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanına, bitecek olan anayasal görevi sonrasında da, kendisine sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baratalı.

Sayın Arslan…

MİKAİL  ARSLAN (Kırşehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Meclis Başkanım, Cumhurbaşkanımızın Değerli Genel Sekreteri, RTÜK ve Sayıştay Başkanımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Değerli Başkanı şahsında, yapmış olduğu uygulamalardan olan memnuniyetimizi konuşmama başlamadan ifade etmek istiyorum. Gerçekten, konuşma metninde de belirtildiği gibi, tasarruf adına, iktisat adına gereken her şey yapılmış ve büyük verimlilik sağlanmış ve bu unsuruyla da, Türkiye’deki bütün kamu idarelerine örnek olmuştur diye düşünüyoruz. Tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, milletvekillerinin bir Başkanı olarak, bu yönüyle de herkese örnek olması, milletvekillerinin saygınlığı açısından da çok önemli bir hizmettir diye düşünüyoruz. Tabii, burada yapılanlarla ilgili bilgiler verildi, ben bunlara tek tek girmek istemiyorum ama, Sayın Başkanın şahsında, dürüst ve şeffaf bir yönetim ve tarafsız bir yönetim göstermesini de burada ikrar etmek, kabul etmek zorundayız. Hele Sayın Başkanın şahsında, bu tür tartışmaları gündeme getirmenin de bir haksızlık olduğunu ifade etmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, daha önceki  dönemlerde yolsuzluklarla anılıyordu, bahsediliyordu. Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi, dürüstlüğüyle, tasarrufuyla, iktisadıyla anılıyor ve bu konuda çok büyük bir güven kamuoyunda oluşmuş durumda. Biz, halkımızla beraber olduğumuz anlarda, devamlı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza halkımızın sevgi, saygı ve desteğini çok yüksek derecede gördüğümüzü de burada ifade etmek istiyorum.

Tabii, bunun yanı sıra, komisyonların çalışma ortamlarının, fiziki mekânlarının iyi olmaması, milletvekillerinin çalışma ofislerinin yetersiz olması, halka ilişkiler binasının iyi olmamasından dolayı da bazı çalışmalar yapıldığını biliyoruz, proje çalışmalarının yapıldığını biliyoruz. Orman Bakanlığı binasıyla ilgili bir çalışma yapılıyor, biraz rahatlamalar getirilecektir diye düşünüyoruz. Dolayısıyla, milletvekillerinin çalışma düzenlerinin rahatlatılmasının, çalışma ortamlarının iyileştirilmesinin, verimliliği açısından, performansı açısından da faydalı olacaktır. Bu konuda da bir an önce çözüm getirilirse çok faydalı olur diye düşünüyoruz.

RTÜK’le ilgili de kısaca bir değerlendirme yapmak istiyoruz. Yine, RTÜK Başkanımızın uzun konuşma metninde bazı teknik bilgiler var, bazı sorularımızın cevabını burada almış bulunuyoruz. Fakat, özellikle, karasal yayıncılıktaki frekansların bedelsiz kullanımıyla ilgili geçen yıl bütçe görüşmelerinde de konu gündeme gelmişti. Bu konuyla ilgili çalışmalar yapılmış ve ilk defa bir kira bedeli alınması uygulamasına geçilmiş. Kullanım ücretleri de yasal süresi içerisinde tahsil edilmiştir diye bilgi verdi, ama bunların ne kadar olduğu, bütçesi konusunda da bilgi almak istiyoruz. Mahkemede hangi safhada seyrediyor, bununla da ilgili bilgi alabilirsek çok memnun oluruz.

Tabii, RTÜK’ün akıllı işaretleri ve görsel, işitsel uyarı sistemlerini uygulamaya geçirmiş olması da çok doğru bir uygulama. Bununla ilgili faydalı tepkiler alıyoruz, faydalı bilgiler alıyoruz.

“rtukcocuk.org.tr” de, gerçekten çok ilgiyle izleniyor ve takip ediliyor. Bu da RTÜK’ün önemli çalışmalarından, uygulamalarından bir tanesi.

Fakat, özellikle, ben, RTÜK’ün dağıtmış olduğu, yapmış olduğu çalışmalarla ilgili yayınlarından dolayı teşekkürlerimi peşinen söylemek istiyorum. Özellikle, “şiddetsiz yayınlar, şiddetsiz yarınlar” adlı yapmış olduğu kompozisyon yarışmasında, ben bir göz gezdirdim, gerçekten çok değerli kompozisyonlar var. Çocuklarımız, öğrencilerimiz, neredeyse büyüklerine ışık tutacak derecede ciddi, özverili kompozisyonlar yazmışlar. Bunları, gerçekten, neredeyse herkesin okuması gereken bilgiler olarak görüyorum. Bundan dolayı da teşekkürlerimi sunuyorum.

Fakat, bu şiddetle ilgili, toplumun ortak bir de kanaati var. Bu, sadece, bizim, milletvekilleri olarak değil, Kılıçdaroğlu Bey de bundan bahsetti, geçen yıl da aynı konudan bahsetmişti. Yine, yapılan istatistiklerde, bunlarla ilgili de çarpıcı sonuçlar var. Televizyonda görmekten rahatsız olduğumuz yayınlar arasında  dedikodu programları, evlilik, dans ve benzeri gibi programlar, müstehcenlik, seviyesi düşük olan kadın programlarından çok ciddi şikâyetler var, yapılan anketlerde bu gözüküyor. Eğitim düzeyine göre de rahatsızlık yüksek eğitimlilerde daha fazla artıyor. Yani, entelektüel kesimde bu yayınlarla ilgili rahatsızlık oranı çok daha yükselmiş durumda. Gelir ve eğitim düzeyi arttıkça da, aynı zamanda güven de azalmaya başlıyor. Yani, televizyonlara, gazetelere, radyoya, hatta internete güven de azalma eğilimi gösteriyor.

Televizyonda yayınlanması istenen program türlerinde ise, haber programları, yerli diziler, eğlence, güldürü programları ve belgeseller ilgi çekiyor. Gerçekten, biz de aynı kanaatteyiz. Bir toplumun aydınlanması için, toplumun geleceğine umutla bakabilmemiz için bu tür programlara gerçekten ağırlık verilmesi gerekir. Bazen, neredeyse, haber kanallarını zaping yaparak bulmaya çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Dizilerden bunlara neredeyse fırsat kalmıyor, belgesellere fırsat kalmıyor.

Bu yapılan anketleri önemsiyorum, çünkü halkın taleplerinin ne olduğunu anlamak ve buna uygun da çözüm üretmek açısından bu anketlerin çok sağlıklı olduğunu da ifade etmek istiyorum. Bu anketlerin yapılmasında, bundan sonra yapılacaklar için bir ışık tutması noktasında gereğinin yapılması gerektiğini de ifade etmek istiyorum.

Yine, eğitim ve gelir düzeyi arttıkça, açık oturumlar, belgeseller ve ekonomi programları talebi de var. Bunlar da gerçekten doğru. Bunlara uygun bir şekillenme olursa faydalı olur.

İlginç olan bir şey daha var. Coğrafi bölgelere göre de yayın türlerinde değişiklikler oluyor. Özellikle, doğuda, doğu bölgemizde dinî programlar ve “sır” programlarının seyredilme oranlarında çok ciddi bir yükseliş var. Aslında, bu konuyu iyi değerlendirerek, ülkenin millî  birlik ve beraberliğine yönelik yayınlar dinî amaçla da yapılabilirse faydalı olur millî beraberlik ve birlik açısından diye düşünüyoruz.

 Öğrencilerimizin bilgisayar kullanma alışkanlıkları var, fakat genelde oyun ve eğlence türü programlara yöneliyorlar. Bunu, televizyonda seyrettikleri yayınların bir yansıması olarak görüyoruz. Çünkü, genelde, oyun programlarında da şiddet ağırlıklı oyun programları revaçta ve evlerde ikişer televizyon kullanılıyor. Televizyonlardan ve bilgisayarlardan, neredeyse kurtulmak mümkün değil evlerde. Seyretme oranı da çok yüksek olduğuna göre, bunlarla ilgili düzenli çalışmalar yapılması gerekir.

Şimdi, dizilerle ilgili, yüzde 70 civarında bir yerli dizi ağırlığı var. Fakat, yerli dizi ağırlığında bir konsept olması lazım. Yani, ülkenin bir vizyonu olması gerekir. Bu vizyonda, aile birliğini, beraberliğini, millî kültürü, şuuru, dayanışmayı, sosyal yardımlaşmayı sağlayan ve teşvik eden, hatta bilinçaltına yerleştiren yayınlar olması lazım. Amerikan filmlerinin her birinde, Amerikan milliyetçiliği her programda bir şekilde korunmaktadır ve anlatılmaktadır ve genelde, hep iyiler kazanmaktadır, böyle bir konsepti vardır. Türkiye’de de, bu dizi erozyonu içerisinde bu konseptin de RTÜK tarafından yakalanması için bir çalışma yapılması faydalı olur diye düşünüyoruz.

Çizgi film ağırlığı da gerçekten çok fazla, yüzde 72 düzeyinde, ama çizgi filmlerimizde de hep yabancı karakterler ön plana çıkıyor: “Tom ve Jerry” gibi, “Örümcek Adam” gibi, Türk tarihinin, millî kültürümüzün birçok kahramanlarının yer almadığı, ama gerçekten çok daha üst düzeyde olan kültür birikimimizin, mirasımızın çizgi filmlerle anlatıldığı çizgi filmlere de yer verilmesi gerekir. Bunlarla ilgili de teşvikler, uygulamalar yapılması gerekir. Bakanlıklarımızın belki bu konuda bazı teşvikler de uygulaması gerekir diye düşünüyoruz.

Bütün bunların yanı sıra, yine, ilköğretim çağındaki çocukların televizyon izleme alışkanlıklarıyla ilgili yapılan bir ankette de, çocuklarımızın kitap okumaya da meyilli olduğunu görüyoruz. Bu, çok sevindirici bir şey. Çünkü, daha önce yapılan bir ankette, Türkiye’de 6 Türk’e 1 kitap düşüyor diye bir tespit yapılmıştı. Yani, 6 vatandaşımız ancak 1 kitap okuyabiliyor. Norveç’te 137 dolar, Alman 122 dolar, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı 95 dolar kitaplara para ayırırken, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 45 sent ancak ayırabiliyorlar ve kitap okuma alışkanlığı neredeyse hiç yok. Tabii, toplumda kitap okuma alışkanlığı olmayınca, kütüphanelere gitme alışkanlığı olmayınca, tiyatroya ve müzeye gitme alışkanlığı olmayınca, yerini işte televizyonlardaki şiddet dizileri alıyor ve bunun sonucu da, işte kapkaç çeteleri ve o televizyonlarda her gün seyrettiğimiz karamsar ve kötü haberleri izlemek zorunda kalıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız.

MİKAİL ARSLAN (Devamla) – Toparlayacağım Sayın Başkanım.

Televizyonların hayatımızda vazgeçilmez bir yeri vardır, o yüzden çok önemli bir görev yapılmaktadır. Kültür erozyonuna ve ahlak erozyonuna dur demek için de, RTÜK bu konuda önemli yaptırımlar yapmak zorundadır diye düşünüyoruz.

Tabii, konuşmalarla ilgili geçen bir iki konu var, onlarla ilgili kısaca düşüncelerimi söylemek istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen yasaların Cumhurbaşkanımızca iade edilmesinin bir sebebini de şöyle düşünmek gerekir: Sayın Cumhurbaşkanımızın hukukçu kimliğinden dolayı, kanunlar daha titizlikle incelenmektedir ve  bu yasama süreci içerisinde birçok kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmesinden dolayı oransal bir artış olabilir, ama bunu da normal karşılamak lazım. Bunların hepsi normal, hukuki prosedür içerisinde cereyan etmektedir.

Sayın Başbakanımızın Cumhurbaşkanı olmasıyla ilgili bir konuda da, dokunulmazlık konusunda, hakkında devam eden mahkemelerle ilgili konu gündeme getirildi. Ben, bununla ilgili de kısa bir bilgi vermek istiyorum.

Ben, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde bürokrat olarak çalıştım, 1994 yılından seçim dönemine, 2002 yılına kadar. Özellikle, bir dönem, teftiş gerçekten siyasallaştırıldı. Yani, müfettişler önyargılı olarak, Büyükşehir Belediyesinin Başkanını ve bürokratlarını mahkûm etmek için kasıtlı ve art niyetli bir şekilde teftiş görevi yapmaya başladılar. Hatta öyle oldu ki, bütün encümen üyeleri görevden alındı ve encümen toplanamaz oldu. Böyle bir sürecin çıkarmış olduğu ve mahkemelere gönderilen dosyaları da çok fazla itibara almamak lazım. Çünkü, 1994 yılından 1999 yılına kadarki süreç içerisinde, bu belirlenen, mahkemelik olunan konularla ilgili alınmış bir mahkûmiyet kararı da yok, 2002 yılına kadar. Yani, geçen süre içerisinde, Sayın Başbakanımın milletvekili olmadan evvelki geçen süre içerisinde alınmış bir mahkûmiyet kararı yok. Alınmış olan bir mahkûmiyet kararı var, o da şiir okumasından dolayı, meşhur hadiseyi biliyoruz, başka bir şey bilmiyoruz. Dolayısıyla, bizlerin, milletvekilleri olarak, bu konularda çok daha fazla duyarlı olmamız gerekir.

Ben, bir şeyi daha söylemek istiyorum. Gerçekten, Cumhuriyet Halk Partisi, köklü bir partidir, çok deneyimli politikacılar içerisinde yetiştirmiştir ve ülke siyasetine çok büyük katkılarda bulunmuşlardır ve buradaki milletvekili arkadaşlarımızın konuşmalarından gerçekten çok istifade ediyoruz. Belki, bizim parlamenter sistemimizin getirmiş olduğu bazı yanlışlıklar da var. Yani, insanların düşüncelerini çok rahat bir şekilde ifade edememeleri, âdeta muhalefetin iktidarın yaptığı her işi yanlış bulması, iktidarın da her yapılan şeyi doğru olarak savunması, bir çıkmazdır, bir çelişkidir diye düşünüyoruz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımızı, işte bu çelişkileri gideren, örnek bir davranışla, doğruya doğru, yanlışa yanlış deme erdemini gösteren ve bu yönüyle de hepimize örnek olan bir davranış içerisinde bulunmasından dolayı da tebrik ediyoruz.

Konuşmalarımı toparlarken, kurum bütçelerimizin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür  ediyoruz.

Sayın Büyükkaya…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Çok Değerli Başkanı, Genel Sekreteri, Çok Değerli Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterimiz, Değerli Sayıştay Başkanımız ve RTÜK Başkanımız, değerli Komisyon üyeleri; önce hepinize saygılar sunuyorum.

Bugün, devletimizin ve milletimizin temsilde en önemli organlarının bütçelerini görüşüyoruz ve özellikle,Türk milletinin varlığı ve geleceğinin sembolleştirildiği, mabedi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerinde bazı yanlış konuşmalar da oldu, ama, bu konuyu korumak ve bu konu üzerinde titiz olmak, Türk olan, bu millete bağlı olan herkesin vazifesidir diye düşünüyorum. Aksi takdirde, kendi varlığımıza kastetmiş oluruz.

Gerçekten, Meclis Başkanımız ve ekibi, bu dönemde tarafsız, adil bir yönetim sergilediler. Unutmayın, tek başına ve Meclisin neredeyse üçte 2 çoğunluğuna sahip bir İktidar döneminde yapılanları konuşuyoruz. Gerçekten, hiçbir kimse, efendim şöyledir… Biz bazen kendi Partimizin içerisinde, ya “niye böyle yapıyor, bu daha farklı olmalıymış” gibi, zaman zaman tereddütlerimiz oldu ve sözlerimiz oldu, ama, Başkanımız doğru bildiğini söyledi.

Bence, bu dönemde, Meclis Başkanlığımızın en önemli dört beş tane temel başarısı vardır. Bir kere, Türkiye Büyük Millet Meclisi kurumsal bir kimlik kazandı; kâğıdından dosyasına, tabelasına, her noktadan bakarsanız bakın, o evrakı gördüğünüz zaman, o tabelaya baktığınız zaman, oradaki gittiğiniz yola kadar, bir kurumsal içinde hareket edildiğini gördünüz ve bugüne kadar yapılmayan şeylerden biriydi, renginden kâğıdına kadar.

İkincisi, halka açıldı Meclisimiz. Her gün, bakıyorsunuz, insanlar dolup taşıyor Meclisimizi görmek için ve ayrıca, bu Meclisin içinde halkın içinden gelen sanatçısı da, hepsi de gelip buralarda temsil ediyorlar, konserler verdiler, buralarda konuşma yaptılar ve bugüne kadar pek olmayan şeyleri yaşadık.

Üçüncü konu, milletvekillerine verilen hizmetin kalitesi arttı. Bunu, hatırlıyorum ben   -benim de burada dördüncü beşinci yılım, Plan ve Bütçede görev yapıyorum- ilk Meclis konuşmasında, bütçesinde konuşurken tartıştığımız konuları düşünün, beyaz peçetesinden tutun da masaya konulacak çiçeğe kadar. Şimdi nereden nereye geldiğimizi hep beraber yaşıyoruz, şimdi bunlar artık olağan oldu, tabii karşılıyoruz.

Ayrıca, gene, bence, Meclis Başkanlığımızın önemli bir yaptığı olay da, parlamenter diplomasi konusunda sağladığı başarıdır. Gerek komisyonların çalışmalarına verdiği destek gerekse bu konudaki yapılan çalışmalar, parlamenter diplomaside bu dönem, hiçbir dönemle kıyaslanmayacak netice alınmıştır. Bundan dolayı teşekkür ediyorum. Ben de, dış komisyonlarda görev yapan birisi olarak söylüyorum, buralardaki yaşadığımız tabloları görüyoruz. Bugüne kadar ne AGİT’te ne NATO’da ne diğerlerinde, biz, başkan yardımcılıklarını hiç görememiştik bile; ama, hepsi katılıyor, hazırlanıyor ve Meclis Başkanlığımız bunları da takip ediyor, sonuçlarını da takip ediyor, dolayısıyla, çok ciddi. İşte, Cumhuriyet Halk Partisinden de arkadaşlar, hep beraber gidiyoruz ve olan biteni hep beraber yaşıyoruz. Dolayısıyla, en önemli konulardan biri de bence bu olmuştur. Dolayısıyla, daha farklı şeyler söylenebilir, ama, bu temel noktaları unutmadığımız zaman, meseleleri daha doğru değerlendiririz diye de düşünüyorum.

Ben, Meclis Başkanımıza ufacık bir sitemde bulunmak istiyorum. Bu beşinci konuşmam olacak, aynı şeyi tekrar ediyorum. Ben ilk Meclise geldiğim zaman, Mecliste tabii ki bayrağımız var, çünkü, bayrağımız bizim millî sembolümüzdür, namusumuzdur, şerefimizdir, ama. millî meclislerin hepsinde bayrak açık ve o binanın mütemmim cüzü niteliğindedir, sabittir, açıktır, bu şekilde görülmektedir. Daha önce ben bu çalışmaların hepsini de verdim, sizden arkadaşlar da geldiler, ama, maalesef, hâlâ Meclisimize, bir açık Türk bayrağını kürsünün arkasına koyamadık. Bunu önemsiyorum, çünkü, herkes bilmeli ki, o bayrağın gölgesinde hizmet ediyor; herkes bilmeli ki o bayrağın şerefini, namusunu ve onun itibarını koruyacak şekilde konuşma yapmalıdır. Dolayısıyla, böyle bir bayrağın konulmasını, tekrar, müsaadelerinizle size teklif ediyorum. Lütfen, bunu gerçekleştirirseniz minnettar kalacağım Sayın Başkanım.

Sayıştay Tasarısı’yla, Sayıştayımızın faaliyetleriyle ilgili konuşmalar yapıldı. Ben Sayıştay Alt Komisyon Başkanıyım, bunu işin başından beri biliyoruz. Şimdi, alt komisyon çalışmaları sırasında da -şimdi üst komisyona da geldi- mutabık olamadığımız birkaç konu var, seçim sistemi. Şimdi, RTÜK’ün üyelerini Meclis seçiyor, yanlış mı oldu? 1990’a kadar da Sayıştayın üyelerini biz seçmişiz, bu Meclis seçmiş. Yani, Meclis harp kararı verebilir, her türlü kanunu çıkarabilir, her şeyi yapabilir, ama, Sayıştay üyelerini seçince bu yanlış olur, siyasal olur, politik olur.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayıştay üyelerini yine Meclis seçiyor.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Efendim, oradan elenecek, onun istedikleri arasından seçeceğim. Yok, bırakın da, buraya müracaat edilsin, seçilsin. Bizim söylediğimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışan tarzda bir seçim yapılması, söylediğimiz bu ve bunun için de, komisyondan, her madde için elli tane, altmış tane aynı mahiyette, sadece kelime ve noktası değiştirilerek önergeler verilerek engelleniyor. Tabii, milletin takdirine sunuyoruz. Sonuçta., tabii ki, bu Yasa, İç Tüzük’ün imkânları nasıl emrediyorsa, o şekilde herhalde yasalaşacaktır, ama, gecikmesinin -ki, Sayıştay Başkanımız da gecikmesinin ne manaya geldiğini bence son derece net bir şekilde, konuşmasında ifade etti- bunun kusurunun kime ait olduğu da bellidir.

RTÜK konusunda, tabii, çok şeyler söylenebilir, ama, benim en çok merak ettiğim konu şu: Bu TRT Genel Müdürü niye seçilemiyor? Her seferinde sizden adaylar gidiyor, ama, ne hikmetse… Bir buçuk iki sene oldu değil mi? Hiç mi şey yapılmıyor, bir görüşme olmuyor, Cumhurbaşkanımızla bir diyalog yok mu? Neden bu kadar bu iş gecikiyor ve TRT vekâletle götürülüyor şu anda. Bu konuda acaba nedir problem?

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Yalnız TRT değil.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Ben TRT’yi, bugün gündemimizde bu olduğu için onu söylüyorum. Nedir buradaki problem? İzah edebilirseniz memnun olurum, o konuyu söyleyeceğim. Diğer konulardaki arkadaşlarımın eleştirilerine katılıyorum.

Bir diğer konu da, bazen, açıkçası, müzik deyince sadece belli bölge müziği… Türkiye Cumhuriyeti 780 bin kilometre karesindeki herkesin müziğini dinlemelidir insanlar. Müzik deyince sadece belli yeri, dizi deyince sadece belli bölgeleri manalandıran şeylerin, unutmayın ki, altyapısında başka şeyler olabileceğini de hesaba katmalıyız. Onun için, meselenin de biraz dikkatle, bu ülkenin bütünlüğünü, varlığını tehlikeye düşürmeyecek tarzda bir titizlikle takip edilmesini de müsaadelerinizle öneriyorum.

Tabii, Cumhurbaşkanlığının seçimi konusunda bazı arkadaşlarımız hem hâkim hem savcı edasıyla bazı şeyler söylediler, ben bunlara girmek istemiyorum, ama, ben şu dört temel esası söylemeyi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, bir vazife biliyorum, bir milletvekili olarak, şahsen bunu söylemeyi. Bir: Cumhurbaşkanının bu Meclis seçecek. İki: Meclisin içinden biri seçilecek. Üç: Seçim zamanında olacak. Dört: Bugüne kadar, gerek İç Tüzük’te gerekse geleneklerle oluşmuş esaslar neyse, buna göre Cumhurbaşkanı seçilecektir. Kimse telaşlanmasın, kimsenin telaşlanmasına da gerek yoktur.

                                                        (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Bitiyorum Sayın Başkan.

Dolayısıyla, yanlış bir çizgiye de olayı dönüştürmeyelim, bunu bir laiklik meselesine dönüştürmek de yanlış.

Laiklik konusunda, bende şimdi iki tane, birkaç nokta var. Şimdi, laiklikte niye insanlar, bazı kesimler rahatsız oluyor “laiklik” kelimesinde? Çünkü, zaman zaman inancıyla ilgili problemler yaşamış insanlar. Bakın, önümde bir belge var, 1941, İnönü döneminde çıkan Kanun, 1353 sayılı Kanun. Diyor ki: “Arapça ezan ve kamet okuyanlar üç aya kadar hafif hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar hafif para cezasıyla cezalandırılır.” Şimdi, insanlar ürküyorlar. Acaba bu mu? Sonra, bunu, Demokrat Parti geldiğinde cezayı kaldırmış, böylece ezanın nasıl okunacağını tekrar belirlemiş.

Şimdi, Yargıtay Birinci Başkanımız, ki, “2006-2007 Adli Yıl” açılış konuşmasında aynen şunu söylüyor laiklik konusunda: “Anayasa, laikliğe özel önem ve değer vermiş, bu bağlamda, Anayasa’nın Başlangıç bölümü ile 2, 4, 6, 10, 14, 15 ve 24’üncü maddelerinde laiklikle ilgili hükümlere yer verilmiş ise de, laikliğin açık tanımı yapılmamıştır. Anayasa’nın 90/5’inci maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalar kanun hükmünde olup, öncelik ve bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Bu nedenle, ülkemizin taraf olduğu milletlerarası bildiri ve sözleşmeler ile Anayasa hükümleri birlikte değerlendirilerek laiklik ilkesiyle din ve vicdan özgürlüğünün açıklanması zorunlu görülmektedir.” Bence…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yargıtay Başkanının bildirisi vardı…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Ben konuşmayı söylüyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Devam edin Sayın Büyükkkaya, okuyun.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Ben konuşmayı söylüyorum efendim. Ben yorum yapmıyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Bir tarifi daha var, Sayın Cumhurbaşkanı yaptı. “Laiklik adam olmaktır” dedi.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Efendim, şimdi…

BAŞKAN – Sayın Ercenk, size söz vermedim.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Laik olmadan, bu ülke laikliği kabul etmeden önceki herkes, demek ki hiçbiri adam değildi. Yani, öyle bir ifade çok iddialı ve yanlış bir ifade olur.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – O tarifi, Sayın Cumhurbaşkanımız söyledi.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Ben laikliğe bağlı bir insan olarak söylüyorum. Laikliğe bağlı, gönülden bağlı, bu cumhuriyetin ilkelerine sahip bir insan olarak söylüyorum. Bunlar yanlış cümleler, doğru cümleler değil. Onun için, bun şunu söylemek istiyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor bu cümleyi.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Efendim, Cumhurbaşkanının da hata yapma hakkı vardır, yani unutmayın. Yani, illa, cumhurbaşkanları hatasız olamaz gibi bir cümle söylenemez. Yani, hepimiz insanız, o da yanlış cümle söyleyebilir. Geçmişteki…

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Hiç yanlış yapmadı Cumhurbaşkanı.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Olabilir efendim. Zaten, yanlış ve doğru da, buradaki sosyal ilimlerde karşılıklı insanların bakışına göre de belirlenir. Onun için meseleyi…

BAŞKAN – Sayın Büyükkaya…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Bitiriyorum efendim, tamamlıyorum, son cümlelerimi söylüyorum.

Dolayısıyla, bu meselede de…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yargıtay Başkanının cümlesinin devamını getirin.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) - … ben, toplumun rahatlaması için…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Cümlenin devamını okuyun.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Müsaade eder misiniz efendim, bitireyim ben, siz ondan sonra fikrinizi söyleyin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Devamını okuyun.

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Fikrinizi söyleyin efendim sonra, ben bitireyim.

Burada yapılması gereken şu: Toplumumuzu, unutmayalım ki, bu toplumda herkes her şeyi aynı şekilde düşünecek diye bir kavram yok. Bizim ülkemizde, bence Yargıtay Birinci Başkanımız çok güzel bir tarif vermiş. Daha doğrusu, “tarif edilmelidir” diyor. “Bunun, anlaşılır halde, her kesimin anlayacağı tarzda tarifi yapılmalıdır.” diyor. “Kanun önünde ancak bu şekilde olabilir.” diyor. Bunun yapılması, toplumu rahatlatacaktır, onu söylüyorum ben. Böylece, laiklik konusunda yanlış tartışmaların da önünü kesecektir. Laiklik bu devletin temel ilkelerinden biridir, hepimiz buna sahip çıkmak zorundayız. Ki, buna gönülden bağlı bir insan olarak söylüyorum, burada, herkes kendi kafasına göre tarif yapmak yerine, birisi, bunun kanunda yazılı, Anayasa’mızda şekli, şemaili belirtilmiş bir tarif yapılır ve böylece, ona aykırı davranan suçlu olur, olmayan ise suçsuz olur, yani bu kadar basit.

Hepinize saygılar sunuyorum, kurum bütçelerinin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Büyükkaya.

Sayın Uysal.

CEMAL UYSAL (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok Değerli Meclis Başkanımız, Cumhurbaşkanlığının Çok Değerli Genel Sekreteri, Meclisimizin Çok Değerli Genel Sekreteri, Çok Değerli Sayıştay Başkanı, RTÜK’ün Çok Değerli Başkanı, sayın milletvekilleri, basınımızın çok değerli mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, esasında çok kısa konuşacağım. Özellikle bu Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak yapılan tahlillerden, gerçekten de demokrasiye hiç uygun olmayan, özellikle de bu Cumhurbaşkanlığı sürecinde, gerek Parlamento içinde muhalefet veyahut da Parlamento dışındaki muhalefet tarafından demokrasiyi dejenere edecek çok olumsuz birtakım söylemler gündeme geldi. Şimdi şunu kesinlikle kabul edelim ki: Parlamentonun meşruiyeti kesinlikle tartışılamaz veya bunun yarımı da olmaz, eksiği de olmaz, gerçekten de istisnası da olmaz. Bu Parlamento her türlü kanunu çıkarıyor. Ceza Kanunu gibi, insanların özlük haklarıyla, hapse atılması veya beraat etmesi gibi çok önemli konularla da ilgili çok geniş kanunları da çıkardı. O bakımdan da, kesinlikle Parlamentonun iradesinin hiçbir istisnası yoktur. Parlamento iradesini, Meclis iradesini halktan alıyor. Halkın reyiyle iktidara gelmiş bir Parlamentonun meşruiyetinin tartışılması mümkün değil. Tabii, Hükûmet de meşruiyetini Parlamentodan alıyor. O bakımdan da, efendim, “parmakla” veyahut da “parmak üstünlüğüyle karar almak” gibi bir deyimi kesinlikle kabul etmemiz mümkün değil. Çünkü, bu, milletvekillerinin gerçek bir iradesidir, iradesinin beyanıdır. O bakımdan da, çok önemlidir bu parmak kaldırma.

Bakın, komünist Rusya’da dağılmadan evvel şöyle bir tabir vardı: “Önemli olan, sayısal çoğunluk değil, politik üstünlüktür” derlerdi. Yani, önemli olan sayısal değil, yani, milletin reyinin veya milletin iradesinin hiçbir önemi yoktur, önemli olan politik üstünlüktür. Ve Rusya böyle bir dejenere bir demokrasi anlayışıyla yıkıldı gitti. Bunu gündeme getirmeyelim. Gerçekten de demokrasilerde halkın gücüyle, halkın reyiyle iktidara gelmiş parlamentoları koruyalım.

Bakın, bu toplumda özellikle siyasi liderlerin çok dikkatli olması lazım. Efendim, Sayın Deniz Baykal ve Sayın Bahçeli de -Parlamento dışında- “Eğer bir mutabakat dışında oraya çıkma olursa, oraya çıkan Cumhurbaşkanını oradan indiririz” tabirini kullanıyorlar ki, bu fevkalade talihsiz ve demokrasilerde kesinlikle olmayacak. Mademki bunu indireceklerini söylüyorlarsa, bunu hangi usullerle indireceğini, bir cumhurbaşkanının Meclisin reyiyle oraya çıkmış olan bir cumhurbaşkanının hangi usullerle, nasıl indirileceğini de millete anlatsınlar. Yani, böyle bir usul var mı Anayasa’da, hukukta, kanunda?

Ben, sadece bu noktalara değinmek istedim.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Savcılığa bir dilekçe verdiniz mi tamam olur o iş.

BAŞKAN – Sayın Ercenk…

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Ama, “Gösterin” diyor.

BAŞKAN – Sayın Ercenk, toplantının başından beri sürekli müdahale ediyorsunuz. Böyle bir hakkınız var mı?

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Hayır, “Gösterin” diyor da efendim, ben de gösteriyorum.

CEMAL UYSAL (Devamla) – Bakın değerli milletvekili, ben 27 Mayıs ihtilalinde lise sondaydım. Ondan sonra dört beş ihtilal daha gördüm. Yani, eğer o usullerle yapılacaksa söylensin. Yapılmayacaksa, hukuki bir mesnedi yok, onu söylemek istedim.

Hepinize teşekkür ederim.

Bütün kurumların; Cumhurbaşkanlığının, Sayıştayın, Meclis Başkanlığımızın ve RTÜK’ün bütçelerinin hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uysal.

Sayın Ercenk, buyurun.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi efendim, özellikle bu milletvekili dokunulmazlıklarıyla ilgili çok kısa bir görüşümü belirtmek istiyorum.

8 Kasımda yayımlanan Avrupa Birliği ilerleme raporunda “Parlamenter dokunulmazlığın geniş kapsamı Türkiye’deki yolsuzluk bağlamında önemli bir soru olmaya devam etmektedir” diyor ve yine “AB Komisyonu Türkiye’de de sık sık tartışılan dokunulmazlığa ilerleme raporunda yer verdi. Hükûmeti eleştiren AB; milletvekili dokunulmazlığı ile yolsuzluğu ilişkilendirdi.” diyerek devam ediyor. Yolsuzluğun ciddi bir suç olduğu konusunda bilincin yükseltilmesinin öneminin altını çiziyor. Yolsuzlukla mücadelede en üst düzeyde siyasi desteğin sürekli kılınması da rapordaki talepler arasında yer alıyor. Yani, Avrupa Birliğine giriş sürecinde bizim uymamız gereken önemli kriterlerden birisi de, siyasetin dürüst bir platforma oturması, temiz siyaset anlayışının sürekli gündemde tutulması. Bunun önündeki en büyük engelin de, Avrupa Birliği ilerleme komisyonu raporunda milletvekili dokunulmazlığı engeli olduğu açıkça belirtilmektedir.

Şimdi bu kriterlerin içinde, yine balıkçılıktan tutun salatalık boyuna kadar, hamsinin boyuna kadar bir sürü kriter önümüze seriliyor bizim. Haklı olarak bunlar getiriliyor. Acaba bu milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması bu kriterlerden daha mı az önemlidir diye ben gerçekten merak ediyorum? Çünkü, Hükûmetin bu konudaki ayak sürümesi, bizim Avrupa Birliğine girme sürecimizde bir yavaşlatma sağlıyor. Yani, Hükûmetin Avrupa Birliği konusunda sadece “Kıbrıs’ta izolasyonlar kalkmazsa havaalanlarını ve limanları Rum gemilerine ve uçaklarına açmayız” diyerek rest çekmesi yetmiyor. Ayrıca, Avrupa Birliğinin bizim ülkemizdeki milletvekili dokunulmazlığı kavramının da düzeltilmesi ve kaldırılmasını öneriyor. Bu da, Avrupa Birliğine giriş sürecimizin bir kriteri olarak görülüyor Avrupa Birliği tarafından. Nedense buna hiç yanaşılmaması bir milletvekili olarak beni son derece üzmektedir.

Şimdi düşünün, Hükûmete bu konuda bir tavsiyede bulunuyor ilerleme raporu. Hangi hükûmete tavsiyede bulunuyor? AKP Hükûmetine tavsiyede bulunuyor. Şimdi ben merak ediyorum: Hakkında kalpazanlık iddiası, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak iddiası, sahte evrak düzenleyerek vergi kaçırma iddiası, ihaleye fesat karıştırmak iddiasıyla yargılanan, kayıp trilyon davasıyla ilgili iddialarla yargılanan bir başbakanın veya bakanların olduğu bir Hükûmetin Avrupa Birliğine girme sürecinde bize nasıl faydası olacaktır? Bunun açıklanmasını özellikle talep ediyorum.

Şimdi nasıl Avrupa Birliği giriş süreci içinde yolsuzluklara ve dokunulmazlıklara bu kadar olumsuz bakan, “Bırakın şimdi kalsın, bunlar zamanı değil.” diyen bir Hükûmetin, Avrupa Birliğine girme sürecinde de ülkemizin önünü tıkadığına inanıyorum. Bu görüşmeler yapılırken acaba -merak ediyorum yine ben- hiç oradaki görüşmeciler bizimkilere, yetkililerimize; “Yahu bakın, sizin hakkınızda böyle dosyalar var. Bizim Avrupa Birliği kriterlerinden bir kısmı da bu temiz, dürüst siyasettir, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasıdır. Bir başbakanın veya bakanların hakkındaki iddiaların –belki beraat de edebileceklerdir, onu bilmiyorum- varlığı Avrupa Birliği giriş sürecini de etkilemektedir.” diye sormuyorlar mı acaba diye gerçekten merak ettiğimi belirtmek istiyorum. Bunları çözmeden Avrupa Birliğine girme sürecini tamamlamamız mümkün değildir. Nasıl ki “Terörle mücadele edeceğim” iddiasıyla şu anda icra etmekte olan Hükûmetin, Birleşmiş Milletlerin terör örgütü listesindeki bir şahsa kefil olduğunu söylemesi arasında hiçbir farklılık yoktur. Yani, yolsuzluklarla ilgili, dokunulmazlıklarla ilgili ne düşünülüyorsa, terörle ilgili yapılan olumsuzlukta da aynı düşüncenin hakim olduğunu görüyorum. Siz “Terörü önleyeceğim.” diyorsunuz ama, Birleşmiş Milletlerin terör listesine almış olduğu bir şahsa, El Kadı’ya kefil olma cesaretini ve yürekliliğini gösteriyorsunuz. Bunlar, öyle sanıyorum ki, ülkemizin Avrupa Birliği sürecinde çağdaş, temiz toplumu yaşatan dürüst bir parlamento, gerçekten ülkenin kalkınmasını isteyen bir parlamento olma özelliğini zedelediğini düşünüyorum,

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ercenk.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yoksulluk endekslerine baktınız mı?

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Vallahi ben Hükûmeti söyledim Halil.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yolsuzluk endekslerine de baktınız mı?

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Bırak endeksi.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bakmamış. Öyle anlaşılıyor.

BAŞKAN – Son konuşmacı, Sayın Kaptan.

Buyurun Sayın Kaptan.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı, Sayın Cumhurbaşkanı Genel Sekreterimiz, Sayın Sayıştay Başkanı, Sayın RTÜK Başkanı, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli bürokratlar, sayın basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın arkadaşlar, dört tane önemli bütçe var. Bu dört tane önemli bütçenin hepsine ayrı ayrı konuşulacak olursa buna zaman yetmeyecek. Özellikle son konuşmayı yaptığım için ben sadece cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili görüşlerimi sizlere aktarmak istiyorum.

Anayasa’mıza göre, cumhurbaşkanı devletin başıdır. Anayasa’mıza göre, devletimizin başı cumhurbaşkanıdır. Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletinin birliğini temsil eder. Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetir. Anayasa’mızda bu şekilde ifadesini bulan cumhurbaşkanlığının görevleri arasında temsil görevi var. Tarafsızlık içerisinde, milletimizin birliğini beraberliğini temsil etme görevi var. Denge görevi var, denetim görevi var, gözetim görevi var cumhurbaşkanının. Mevcut Cumhurbaşkanımızın da, Anayasa’ya göre görevlerini en iyi şekilde, saygın bir şekilde yaptığını görüyoruz, takdir ediyoruz, kendisini kutluyoruz. Aslında bu konuda yapılan araştırmalar da yüzde 79-yüzde 80 oranlarında Cumhurbaşkanlığının en saygın makam ve Cumhurbaşkanının da en güvenilir kişi olduğunu gösteriyor.

Sayın arkadaşlar, önümüzdeki yıl cumhurbaşkanlığı seçimi olacak. Bu seçimde geçmiş seçimlerdeki gibi birtakım tartışmaların olmasını doğal görebiliriz. Çünkü, geçmişte cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bazı tartışmalar olmuştur, krizlere neden de olmuştur bazıları. Ama, bunda tartışılanlar, efendim “Cumhurbaşkanının görev süresi ne olsun? İki dönem üst üste cumhurbaşkanlığı yapsın mı yapmasın mı? Cumhurbaşkanı asker mi olsun, sivil mi olsun? Cumhurbaşkanının yetkileri az mı çok mu?..” Hatta, geçmişte öyle şeyler gördük ki, bir iki defa Özal’da ve Sayın Demirel’de şunlar görülmüştür: “Cumhurbaşkanının yetkileri fazla” denilmiştir. Ama, kendileri Cumhurbaşkanı oldukları zaman da “Bu yetkiler az.” demişlerdir ve bu türlü tartışmalar olmuştur. Ancak, sayın arkadaşlar, bu önümüzdeki dönemde, görünen o ki, cumhurbaşkanlığı tartışması aslında süre tartışmasıyla, yetki tartışmasından daha başka bir olayı karşı karşıya getiriyor. Yani, cumhurbaşkanlığı seçimi bir rejim tartışmasını da sanki beraberinde getiriyor, sanki bunun habercisi olan birtakım konuşmalar yapılıyor burada. Bu konuşmaların aslında yapılması doğrudur. Neden doğrudur? Sayın Ecevit’in daha iki gün önceki -Allah rahmet eylesin- cenaze töreninde “Çankaya laikliktir, laik kalacak.”, “Türkiye laiktir, laik kalacak.”; ondan önceki, Danıştay Daire Başkanı Mustafa Özbilgin’in cenazesinde de aynı şekilde “Türkiye laiktir, laik kalacaktır.” sloganlarını yüz binler bir ağızdan söylüyor.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Nerede o yüz binler?

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Binler de… Binler de… Binler de…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ben caminin önündeydim. Caminin merdivenlerine çıkmış 50 kişi konuşmuş. Caminin içine girmeyip dışarıda propaganda yapan insanlar bir avuç.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, lütfen…

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Uzunkaya…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yüz binler dediğiniz, 50 kişi.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Seçimlerde görürsünüz kaç kişi olduğunu.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yok öyle bir şey.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Uzunkaya, siz o toplulukları ciddiye almadığınız zaman esas rejim tartışması o zaman olur.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – 50 kişi oradaydı. Laiklikten sıkıntı yok, propaganda yapıyor.

OSMAN KAPTAN (Devamla) - Evet, ben ciddi bir şey söylüyorum. Geçmişteki cumhurbaşkanlığı seçiminden bu cumhurbaşkanlığı seçimi daha ciddi üzerinde durulması gereken bir seçimdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaptan, toparlar mısınız?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yani, size göre AK Parti cumhurbaşkanı seçemez. Laiklik elden gider.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Türkmen’in konuşma hakkını da ben almıştım.

BAŞKAN – Hayır, öyle konuşma hakkı devri falan yok. Siz Komisyon üyeliği yaptınız burada. Böyle, birisinin konuşma hakkını diğerine devretme gibi bir hak var mı?

İlave süre içinde tamamlarsanız… Lütfen…

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Bu tartışmaların nedeni… Bizzat iktidar ve bizzat Başbakanın kendi konuşmalarından tanık oluyoruz.

Şimdi Sayın Başbakan -efendim, arkadaşlarımız söyledi- “Ben amacıma ulaşmak için papaz elbisesi giyerim.” dedi mi demedi mi?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Kim?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kim?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Tayyip Bey.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Nerede söylemiş bunu ya?

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Rize’de, seçimden önce.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yahu böyle bir şeyi nereden uyduruyorsunuz?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Belgesini gösterin, belgesini.

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – İftira bari etmeyin.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Peki…

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Basın yazdı.

BAŞKAN – Sayın Kaptan, lütfen, üslup olarak da…

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Peki, peki, peki…

Yani, son olarak şunu diyorum. Sayın Başbakan daha yeni dedi, belleğinizdedir: “Türk milleti laik cumhuriyete sadakatle bağlıdır.” dedi. (AK Parti sıralarından “Doğru söylemiş” sesleri) Çok doğru söyledi. Ben de katılıyorum, hepimiz katılırız. Ama, milletteki, milletimizdeki endişe, Türk milletinin laik cumhuriyete büyük oranla sadakatle bağlılığı değil, iktidarın sadakatle laik cumhuriyete bağlı olup olmadığı konusudur.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – AK Parti İktidarı milletin iktidarı değil mi? İktidara bu Türk milleti getirmedi mi?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın arkadaşlar, cumhurbaşkanlığı politik bir mevki değildir. Milletin, devletin birliğini temsil edecek bir yerdir. Zaman zaman firen görevi, zaman zaman denge görevi görecektir. Uzlaşmayla seçilmesi gerekir. Türkiye’nin içte, dışta bir sürü krizleri vardır. Ulus devlet, üniter devlet, toprak bütünlüğü, harita, Orta Doğu haritasının yeniden belirlenmesi gibi; efendim, Kıbrıs’tı, terördü, işsizlikti, cari açıktı, gelir dağılımı gibi birtakım sorunlar var. Bu sorunların çözülmesi gerekirken yeni bir tartışmanın getirilmemesi gerekir. Cumhurbaşkanının uzlaşmayla seçilmesi gerekir. Efendim, Türkiye’de televizyonlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Son bir iki cümle…

BAŞKAN – Son cümle, evet.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Efendim, Türkiye’de mevcut tablo seçmeni tam olarak yansıtmıyor, yüzde 43, yüzde 41 oranlarında yansıtıyor. Önümüzdeki dönemde cumhurbaşkanlığı döneminde, örneğin martta seçim yapılsın.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Baş üstüne, derhal yapacağız.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Başbakan demiyor mu, genel seçim yapılsın. O sandıktan eğer kim çıkarsa, o zaman saygı duyarız. Sayın Başbakan demiyor mu ki “Cumhuriyet Halk Parti milletvekilleri seçim istemiyor” diye?

AHMET İNAL (Batman) - Şu andaki sonuca niye saygı duymuyorsun?

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Şu andaki sonuca niye saygı duymuyorsun Sayın Vekil?

BAŞKAN – Sayın Kaptan, teşekkür ediyoruz.

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Temsil edilmediği kanaati var halkta.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Şu andaki mevcut duruma niye saygı duymuyorsun, anlat da öğrenelim.

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu…

Değerli arkadaşlar…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Şu andaki sonuca neden saygı duymuyorsun Sayın Vekil, şu anki sonuca neden saygı duymuyorsun anlat da öğrenelim.

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu, lütfen…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Öğrenelim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hayır. Cevap verilecek bir şey yok.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Eğer saygı duymuyorsanız, sizin istifa etmeniz lazım.

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu…

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Siz istifa edin, niye istifa etsin.

BAŞKAN  - Sayın Dağcıoğlu… Sayın Dağcıoğlu…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Seçime saygı duymayan sensen, istifa etmen lazım, yani gereğini yapman lazım.

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu…

Siz sözünüzü tamamladınız, ilave süreyi de kullandınız, lütfen…

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Temsil yetkisini açıklamam lazım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, sürenizi kullandınız, fazlasıyla süre verdim. Karşılıklı hale gelmesin.

Teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, sorulara geçiyoruz.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Doğan, kusura bakmayın, son konuşmacı dedim. Önceden talep etseydiniz verecektim, ama önceden bir talep olmadı.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Ben bekliyordum, takdir sizlerin.

BAŞKAN – Kusura bakmayın, yani son konuşmacı dediğim için, sorulara geçiyorum.

Buyurun Sayın Özakcan.

Değerli arkadaşlar, sorular mümkün olduğu kadar yorumsuz olsun.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Demin konuşmamı sunarken Sayın Meclis Başkanımız aramızda yoklardı, o nedenle bir tekrar olacak, ama izninizle Sayın Meclis Başkanımıza bu düşüncemi, sözlerimi tekrar           -aramızdayken- arz etmek istiyorum.

Sayın Başkanım, bayram tatili dönüşümüzde, Perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisi açılamadı ve bununla ilgili olarak, bayram tatili dolayısıyla, ben de seçim bölgemdeydim. Tabii bu konu, milletvekillerimiz adına da istismar konusu oldu “Millet görevinin başında, milletvekili tatilde” denilerek. Oysa, inanıyorum, hiç birimiz, seçim bölgemize gittiğimiz zaman yatıp istirahat etmeyiz, Ankara’da çalıştığımızdan çok daha yoğun bir mesainin ve çalışmanın içerisinde oluruz. Tesadüfen, sizi, televizyonda bu açıklamayı yaparken gördüm ve çok da müteessir oldum. O açıklamanızda aynen ifadeleriniz şu: “Perşembe günü Meclis açılamadı, yeterli milletvekili sayısı bulunamadığı için.” Tabii ben, Meclisin açılmasını, yasama çalışması yapmasını arzu ederdim, ancak bu üzüntümü katlayan ikinci bir sebep oldu. O da, o günkü birleşime Başkanlık eden Sayın Başkan Vekili Ali Dinçer başkanlığında Meclis Başkanlık Divanı’nda bir üye eksik olduğu için toplantının yapılmamasıdır. Bu, beni fevkalade üzmüştür. Bildiğiniz gibi, bir birleşimin açılması için Başkan Vekili’nin ve iki Kâtip Üyenin mutlaka orada hazır bulunması gerekir. Cumhuriyet Halk Partili Kâtip Üye’nin katılmaması sebebiyle, Başkanlık Divanı da teşekkül etmediği için Meclis birleşimi açılamamıştır.

Sayın Başkanım, ben, bunun üzerine Kâtip Üye arkadaşlarımızı da aradım ve kendilerine sordum: Cumhuriyet Halk Partisini niçin böyle güç durumda bıraktıklarını, toplantıya niçin gelmediklerini. Tabii, yönetimi, Genel Kurulu yönetecek olan Başkan Vekilimizin Ali Dinçer oluşu da, bu konuda soru işaretleri yaratmıştı kafamda, ama, Cumhuriyet Halk Partili Meclis Başkan Vekili yönettiğinde Kâtip Üyelerin ikisi de AKP’li oluyor, yani Cumhuriyet Halk Partili Kâtip Üye yok. Böylesine ağır bir suçlamayı  Cumhuriyet Halk Partisine yöneltmiş olmanız, böylesine bir bayram haftasında beni son derece üzmüştü. O nedenle, bu hususu da burada dile getirmek istedim. Az önce Sayın Büyükkaya, adil ve tarafsız bir yönetim sergilediğinizi de ifade ettiler, ama bu davranış tabii ki, adillikle ve tarafsızlıkla bağdaşmadı. Tabii kamuoyu da, o günlerde karşılaştığım herkes, bizden hesap soruyordu: Cumhuriyet Halk Partisi yüzünden Meclis toplanamamış. Hâlbuki gerçek o değil, bütün kamuoyumuzu da yanıltmış oldunuz. Bilemiyorum, daha sonra özür dilediniz mi, dilemeyi düşündünüz mü?

Ben tekrar teşekkür ediyorum, bütçelerimizin hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Zamanın kısıtlı olması nedeniyle Sayıştay bütçesine değinme olanağını bulamamıştım. Bu soru vesilesiyle ben bir konuyu açıklığa kavuşturmak ve sormak istiyorum:

Birincisi, konuşmalarda ifade edildi, Sayıştay teklifinin yasalaşmamış olması nedeniyle Sayıştayın denetim alanında, görev alanında önemli bir boşluk olduğu ifade edildi. Buna katılmıyorum; Anayasa’nın 160’ncı maddesi, Sayıştayın görev alanını açık bir şekilde düzenlemiştir. Biliyorsunuz, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra, Anayasa’nın 160’ncı maddesi de değiştirilmek suretiyle Sayıştayın görev alanı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına paralel olarak en geniş şekliyle tanımlanmıştır. Anayasa hükmü yürürlüktedir. Buna göre Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük  Millet Meclisi adına denetlemekle görevli ve yükümlüdür. Bu Anayasa hükmü yürürlüktedir, dolayısıyla Sayıştayın görev alanında bir tereddüt yoktur. Ancak, bu açıklamam şu demek değildir: Sayıştay Yasa Teklifi gecikebilir anlamında bir şey söylemek istemiyorum. Sayıştay Yasa Teklifi’nin yasalaşmasındaki gecikme tamamen İktidar Partisinin sorumluluğundadır. 90 madde civarındaki bu Yasa Teklifi’nin üyelik seçimlerini düzenleyen maddeleri dışındaki maddeler, belki bir iki madde daha olabilir, Cumhuriyet Halk Partisinin tam desteğindedir. Üyelik seçimi ile bir iki maddesi dışındaki tüm maddelerine, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destek verdik, görüşümüzü her vesileyle ifade ettik, buna rağmen üyelik seçimlerinde mevcut sistemi değiştirmekte ısrar eden Adalet ve Kalkınma Partisi, Sayıştay Yasa Teklifi’nin yasalaşmamasının önündeki en büyük engeldir diye düşünüyorum.

Ben Sayıştayın Sayın Başkanına sormak istiyorum: Anayasa’nın 160’ncı maddesi hükmü karşısında Sayıştayın görev alanında, denetim alanında bir sorun var mıdır? Ve yine soruyorum: Örneğin KÖYDES harcamalarını sizin denetlemeniz için mutlaka Sayıştay Yasa Teklifi’nin yasalaşması mı gerekir, yoksa Anayasa’nın 160’ncı maddesi size bu olanağı veriyor mu?

Bir diğer sorum da şu: Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’üne göre görev alanında olan bazı yasa teklifleri veya yasa tasarılarının görüşülmesinde Plan ve Bütçe Komisyonu, maalesef katkı verememiştir. Örneğin, Vakıflar Yasa Tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’ünün ilgili maddesinin gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere, bir teşkilat yasası olması nedeniyle, ana komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi gerekirken, maalesef, Plan ve Bütçe Komisyonu bu görüşmeyi yapamamış, ana komisyon Adalet Komisyonu olmuştur. Ben, bu örnekleri çoğaltabilirim, Kamu İhale Kanunu’ndan Bankacılık Yasası’nda değişikliğe kadar çok çeşitli konularda Plan ve Bütçe Komisyonu, maalesef, o yasama sürecine katkı verememiştir. Ben, bunu münhasıran İç Tüzük’ün bir hükmünün uygulanmaması anlamında almıyorum, yani bir şekil olarak İç Tüzük’e aykırı hareket edilmiştir çerçevesinde değerlendirmek istemiyorum, Plan ve Bütçe Komisyonunun birikiminin o yasalara yansımamış olması nedeniyle yasama sürecinde önemli bir eksiklik yaşandığı kanaatindeyim. Bunu bir vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanına telefonla da ifade etmiştim. Ben, bu konudaki hassasiyetimi bir kez daha Sayın Meclis Başkanımıza ve Komisyonun dikkatine sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Keleş…

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim ben de, biraz önce konuşan arkadaşımın bazı yasalarda Plan ve Bütçenin baypas edilmesiyle ilgili sözlerine katılıyorum, çünkü bunu çok üzülerek izliyorum ve bu dönemde bunun giderilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, yasaları inceleme hakkımız böylece gasp edilmiş olmaktadır, isteyerek veyahut da farkında olmadan, ama sonuç odur.

Şimdi, Sayın Başkandan iki tane soru sormak istiyorum: Bir tanesi, göreve geldiğiniz tarihte ve bugün Meclis çalışanlarının maaşları arasındaki fark –örneğin, Genel Sekreter Yardımcısı ile diğer çalışanlar, onun altındaki çalışanlar- ne kadardı, şimdi ne olmuştur?

İkinci sorum da şudur: Türkiye Büyük Millet Meclisi, biliyorsunuz zaman zaman çok geç saatlere kadar çalışıyor. Anımsadığım kadarıyla, çalışanlara eskiden bir servis olanağı sunulmakta idi, ama şimdi bu yok. Hâlbuki gece çok geç saatlerde bırakın toplu taşıma olanaklarından yararlanmak, taksi hizmetinden yararlanmak bile bir sorun haline geliyor. O nedenle çalışanlar için böyle bir olanağı tekrar sağlamayı düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız eğer neden, düşünüyorsanız ne zaman gerçekleştirilebileceği kanısındasınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Kumkumoğlu…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bugün burada farklı bir bütçe görüşmesi yapıldı, yani muhalefet partisi İktidar Partisinden, İktidar Partisi üyeleri aracılığıyla neredeyse daha fazla eleştirildi. Ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanlığı ve Sayıştay üzerinde duruldu. Bu her iki konu üzerinden de Cumhuriyet Halk Partisine yönelik, aslında cevaplandırılması gereken çok sayıda haksız eleştiri yapıldı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben, bu konuyla ilgili olarak çok kısa bir iki şey söylemek istiyorum. Şimdi, işimize gelen şeyi işimize geldiği gibi kullanmaya çalışıyoruz. İktidar Partisinin uygulamaları, hepimiz buradayız, bu kanunların önemli bir kısmı da bu Komisyondan geçiyor. 5018’i çıkardıktan sonra birçok kurumu Sayıştay denetiminin dışarısına çıkarabilmek için birçok kanun maddesi içerisine “5018’e tabi değildir”i siz koydunuz. Her vesileyle biz ona itiraz ettik, hayır, bunlar Meclis denetiminden niye kaçırılıyor, Sayıştay denetiminden niye kaçırılıyor diye biz itiraz ettik; siz ısrarla koydunuz. Bütçesi 10 katrilyon lirayı aşmış TOKİ, bugün, Sayıştayın denetimi dışındadır, birçok bakanlıktan daha fazla yatırım yapmak durumunda olan TOKİ, sizin bu anlayışınız nedeniyle Sayıştay denetiminin dışına çıkarılmıştır. İstediğiniz şeyi istediğiniz biçimde alıyorsunuz. Sayıştay Başkanının kullandığı ifadelerden işinize geleni kullanıyorsunuz, ama işinize gelmeyenleri hiç duymuyorsunuz. Mesela, Sayın Büyükkaya, “Sayıştay Başkanı, geç kalmanın ne anlama geldiğini net biçimde ifade etti” dediniz. Hâlbuki Sayıştay Başkanı ondan çok daha önemli bir şey söyledi, Sayıştay Başkanı, asıl bu tıkanmanın gerekçesi olan Sayıştay üyelerinin seçim biçimiyle ilgili olarak bu Komisyonda “hiçbir şekilde kabul edilemez” dedi bu düzenleme için. Onu hiç umursamıyorsunuz, o yok gibi görüyorsunuz; efendim, Sayıştay Başkanı demiş ki “Bu iş aceledir, bunun bir an önce yapılması lazım.” Peki, nasıl yapılması lazım dedi? Yapılsın da nasıl yapılırsa yapılsın mı dedi, yoksa kendi, olmazsa olmaz itirazlarını koyarak mı yapılsın dedi? Olmazsa olmaz itirazını koymuştur Sayıştay Başkanı ve demiştir ki: “Bu, hiçbir şekilde kabul edilemez.” Dolayısıyla, bu yöntemlerle, hani, iktidarın gereklerini yerine getiriyoruz filan gibi bir anlayışla davranıyorsanız bunlar yanlıştır. Şimdi, ben sorularıma geçiyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, önce, RTÜK Başkanımızdan sormak isterim.

Sayın Başkan, televizyonlarda özellikle çocukları şiddete özendiren programlarla ilgili özel önlemler aldığınızı ifade ettiniz; ama, ben daha önce de bunu gündeme getirmiştim. Bugün çocukların şiddetle iç içe geçtiği asıl alan televizyonlar değil, bilgisayar ve İnternet ortamıdır. Bilgisayar ve İnternet ortamı içerisinde olan her çocuk, her gün çekiçle, balyozla, arabayla, tüfekle, tankla her türlü silahını kendisi seçerek binlerce insan öldürmektedir. Resmen orada başarılı olabilmenin ölçüsü elinde bulundurduğun aletle daha çok sayıda insan öldürebilmekten geçmektedir ve bu, olağanüstü denetimsiz bir alandır. Bunun Türkiye’de muhatabı yoktur. Bu alanın Türkiye’de muhatabı yoktur; ama, ben sizinle çok yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani, ne öneriyorsunuz bu konuda? Ben bir milletvekili olmaktan öte, bir baba olarak fiilen çocuğunu elindeki anahtarla, o bildiğimiz, hani, 18’lik, 20’lik, 24’lük bilmem ne dediğimiz anahtarla işçi tulumu giymiş bir kişi olarak o ekranda insan öldüren bir baba olarak konuşuyorum. Bu olağanüstü boşluk olan ve gerçekten çocukları öldürmekle olağanüstü biçimde iç içe sokan bir süreç, buna bir şekilde müdahale etmemiz lazım, ben, bu alanı olağanüstü biçimde boş görüyorum. Siz konuyla ilgili bir yetkili olarak bu konuda ne öneriyorsunuz Meclise?

Bir başka sorum: Televizyonlarda, evet, toplumsal değerlerimizle hiçbir şekilde örtüşmeyen, bağdaşmayan, toplumsal değerlerimizi, âdeta, altüst eden, dolayısıyla ilgilenen kesimleri de müthiş bir dejenerasyonun içerisine giderek sürükleyen, zamana yayılı ama, zaman içerisinde mutlaka o dejenerasyonu yaratabilecek çok sayıda program var. Bunlarla ilgili arkadaşlarım çok sayıda eleştiride bulundu. Ama, Sayın Başkan, bir başka alan daha var çok olağanüstü biçimde istismar edilen. Tamamen hurafelere dayalı “sır dünyası”, “sır küpü”, öteki bilmem ne vesaire biçiminde insanların yeniden dirildiği, gökten bir şeylerin yağdığı vesaire böyle dini de, herhalde bir inanmayan kişiden veya kendisine dine karşı kavga verme mücadele etme noktasından böyle bir nefer gibi gören kişiden çok daha fazla istismar eden ve zarar veren çok yaygın bir programcılık anlayışı daha var, bu geçtiğimiz süreç içerisinde ve televizyonlarda, belli televizyonlarda yoğun biçimde buna dönük programlar yapılıyor. Bu programlarla, bu safsatayı vatandaşlarımıza olabilir şeylermiş gibi, vatandaşımıza bu tür kurtuluş yollarını, yani, böyle de bir çare var, böyle bir kurtuluş yolu da var diye vatandaşımıza bu tür safsataları yol diye gösteren bu yaygın televizyon programlarıyla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Sayın Başkan, Meclis Başkanına sormak isterim: Arkadaşlarımız uzun çalışma saatlerinden bahsettiler, ama, Sayın Başkanım, bu Meclisin çalışma saatleri 15.00-19.00. Siz uzun yıllar da milletvekilliği yapan bir arkadaşımızsınız. Burada buna tecrübesi olan başka arkadaşlarımız da var. Yani, bu Meclisin çalışma saati diye bir şey kalmadı. Yani, milletvekili sadece Mecliste çalışan kişi değildir. Milletvekilinin Meclisin dışında da belli bir program yapabileceği kendisini şekillendirebileceği, ayarlayabileceği bir çalışma düzeni, ayrıca bir çalışma düzeni vardır ve en nihayetinde milletvekili de bir insandır, onun da kendine dönük, ailesine dönük, çocuklarına dönük bir sorumluluğu vardır. Böyle bir yaklaşım içerisinde baktığımızda Meclis saatlerinin bir ölçüsü olması gerekir. Yani, bu 15.00-19.00 yetmiyorsa bunu 13.00-19.00 yapalım veya 11.00-19.00 yapalım; ama, milletvekili ne zaman çalışacağını ne zaman boş zamanının olacağını bilmelidir. Milletvekillerinden hiç kimse bu hakkı alamaz, Meclis Başkanlığınız döneminde giderek milletvekillerinin bu hakkı tamamen ellerinden alınmıştır. Dolayısıyla, milletvekili ya milletvekili olmanın sorumluluklarının gereğini yerine getirememek ya da milletvekilliği dışındaki kendi özel yaşamı da dahil bütün yaşam alanlarını terk etmek durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Bununla ilgili herhangi bir önlem almayı düşünüyor musunuz Sayın Başkanım?

Yine, Mecliste -arkadaşlarım kısmen bahsettiler- çok sayıda farklı haklara sahip çalışan var; ama, bir 4/C’liler var ki, yani, şu Komisyon çalıştığı müddetçe, işte, buraya çay servisi, su servisi yapabilmek için dizlerinin bağı çözülecek kadar çalışan arkadaşlarımız. Aşağıda da bu böyle. Bunların bir kısmı 4/C’li, bir kısmı değil. 4/C’ye tabi olmayanlarla 4/C’ye tabi olanların arasındaki haklar açısından; yani, eşit işe eşit ücret noktasından baktığımızda bu Mecliste her halde eşit işe eşit ücreti savunmayan bir tek parti bile yok, ama, en yakın çalışma arkadaşlarımız için bile eşit işe eşit ücret noktasında bir uygulamayı getiremiyoruz. Bıraktık eşit işe eşit ücreti, bu 4/C’ye tabi olanlar değerli arkadaşlarım, yılın belli aylarında maaş alamıyorlar ve onlar, hani, o süre içerisinde başka bir yerde çalışma imkânı da bulamadıkları için maaş almamak gibi bir durumla karşı karşıyalar. Yanlış bilmiyorsam bu dönemde Millî Eğitim Bakanlığı bir genelgeyle geçici görev yapan öğretmenlerimize çalışmadıkları süreler içerisinde de bu maaşlarını, hiç olmazsa o maaşlarını alabildikleri, düşük, ama, alabildikleri maaşlarını alabileceklerini bir genelgeyle yayınladılar ve onlar ücretlerini alabilecekler. Demek ki, bu, sizin bir yazınızla, bir kararınızla olabilecek bir uygulama.

Sayın Başkan,  tasarruf yapalım ama, yani çalışanların, zaten zor şartlarda… Bunlar Meclisin en zor şartlarda çalışan en az ücret alan çalışanları. Tasarruflarımızı bu en az ücret alan çalışanlarımız üzerinden lütfen yapmayalım. Hiç olmazsa bu arkadaşlarımızın, bu çalışanlarımızın o aylar içerisinde, o ay içerisinde ücret almasını sağlayalım.

Bir sorum daha var Sayın Başkanım: Bugünkü tartışmalar hoşunuza gitmemiş olabilir, ama, sonuçta biz burada Meclis bütçesinin içerisinde olduğu  bir bütçeyi tartışıyoruz. Dışarıda televizyonlardan arkadaşlarımız böyle bir tartışmanın burada yaşandığını duymuşlar ve TRT’den, TRT 3’ten bununla ilgili kayıtları istemişler. TRT 3 her türlü tespit ettiğini kaydı bir bedel karşılığında, talep eden televizyon kuruluşlarına satmaktadır. Ama, bugün, aldıkları bir talimat nedeniyle, bu kayıtları dışarıdaki televizyon kuruluşlarına veremeyeceklerini ifade etmişlerdir. Bu doğru bir yaklaşım mıdır? Bu talimatı siz mi verdiniz? Bilginiz dahilinde midir? Yoksa, bu kraldan çok kralcılık yapanlarla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim  Sayın Başkanım.

BAŞKAN- Sayın Doğan, buyurun.

MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Değerli Başkanı, Cumhurbaşkanımızın Değerli Sayın Genel Sekreteri, Sayıştay ve RTÜK’ün Değerli Başkanları; sözlerime başlamadan önce sizleri saygıyla selamlıyorum.

Efendim, izin verirseniz -ben, geç geldiğim için özür diliyorum- soru şeklinde değil de kişisel kanaatimi belirtmek istiyorum, affınıza sığınıyorum. Ama, kimseyi incitmemek şartıyla.

Değerli arkadaşlar, ben Ulu Önder Atatürk’ten bir örnek vermek istiyorum: Avrupa’ya, yurt dışına eğitim için gönderilen gençler için rahmetli Atatürk “sizler birer kıvılcımsınız, alev olup döneceksiniz ve ülkenin gelişimi için çalışacaksınız, yolunuz açık olsun” diyordu. Sanıyorum, 2002 seçimlerinde, aziz milletimizin, Parlamentoya gönderirken bu anlayışla gönderdiğine inanıyorum. “Sizler birer kıvılcımsınız, alev olacaksınız ve ülkenin gelişimi için, dünya devletleriyle Türkiye’yi yarışır hale getirmek için çalışacaksınız” dediğine ve bu kanaatle gönderdiğine inanıyorum ve iki tablo çıktı: Bir, İktidar ve muhalefet. Tabiî, iktidarın görevi de onurlu bir görev olduğu kadar, muhalefetin de görevi onurlu bir görev olduğuna inanıyorum.

Fakat, burada bazı arkadaşlarımızın endişeleri vardır. Türk toplumunu böyle heyecana, endişeye ve umutsuzluğu sevk eden iki tane mesaj şeklinde, işte “Türkiye laiktir, laik kalacak”,  diğer taraftan “din elden gidiyor” şeklinde söylemler, bence, bize çok zarar vermektedir. Türkiye laiktir, laik kalacaktır, buna hiç kimsenin itirazı olamaz. “Din elde gidiyor” diye böyle bir korkumuz da olmamalıdır. Çünkü, şöyle bir örnek verecek olursam: Hangi bir köye gidecek olursak gidelim, o köyde mutlaka bir cami vardır, bir minare vardır, bir ezan okunuyor orada ve cuma namazları, normal namazlar, cenaze namazları kılınıyor. Diğer taraftan, aynı köyde okul da vardır, öğretmenlerimiz de vardır, Atatürk’ün öğretmenleri vardır ve orada da İstiklal Marşı okunuyor ve ne laikliğin elden gittiği var ne de dinin elden gittiği var, her ikisi de gitmez diyorum, gitmemelidir. Çünkü, Türkiye’nin yüzde 99 küsuru Müslüman’dır ve nüfusumuzda “dini İslam” diye yazdığına göre, manevi değerlerimize de çok önem verelim. Benim kanaatim, hem laiklik hem din. Yani, ikisi, Sayın Başkanım -Meclis Başkanımıza soruyorum- her ikisi bir arada olmuyor mu? Yani, hem din hem laiklik, bir sakınca mı var? Ona biraz şey görüyorum.

Cumhurbaşkanı seçimine gelecek olursak: Takdir edersiniz, on sekiz yirmi yıla yakın, Cumhurbaşkanlarımız yüce Parlamento tarafından seçilmiştir. Her zaman da Parlamento tarafından seçilmiştir, ama, sivil cumhurbaşkanlığı rahmetli Turgut Özal ile gelmiştir. Bir devrim yapılmıştır. 

Şimdi, ben şuna gelmek istiyorum: Bugün AK Partinin sayısal çoğunluğa sahip olması kendi istekleri değildir, aziz milletimizin bir iradesidir. Buna saygı duymak zorundayız. Ben, buna saygı duyuyorum ve Cumhurbaşkanı adayı kimi isterlerse seçebilirler ki, eğer ben milletvekilliği meşruiyetine inanıyorsam buna da o kadar inanmam gerektiğine inanıyorum. Çünkü, bu yüce Parlamentomuza olan saygınlıktır, bunun zedelenmemesi gerekir diye düşünüyorum. Ama, bunun en doğrusu, Türkiye’de başkanlık sisteminin getirilmesi ve bunun halk tarafından seçilmiş olmasıdır. Ama, bugünkü şartlarda, AK Partinin sayısal çoğunluğu alarak seçilmesi, gelmesi noktasında bizim talebimiz bence etik değildir. Çünkü, onların bir hakkı vardır. Eğer, Anavatan Partisinin Genel Sekreteri olarak ben böyle bir şansa sahip olsaydım, eminim, ben de Genel Başkanıma derdim ki: “Siz buraya layıksınız, gelin.” Cumhuriyet Halk Partisindeyken de aynı şeyi söylüyordum, savunuyordum, bugün de aynı şeyi savundum. Ama, Sayın Başbakanımızın adı geçiyor. Ha, Sayın Başbakanımızı arkadaşlarımız uygun görürlerse seçebilirler, ama, Cumhurbaşkanlığı görevi noktasında temsil yeteneği, kapasitesi, bilgisi, deneyimi kâfi midir değil midir o tartışılabilir ama, seçilirse de etik de görüyorum ve demokrasiye uygundur diyorum, saygıyla eğiliyorum.

Diğer taraftan, ben Sayın Meclis Başkanımıza bir ricada bulunmak istiyorum: Efendim, takdir edersiniz, sekreterlerimizin çoğu, ofisteki sekreterlerimizin çoğu sabahleyin 09.30-10.00 arası göreve gelebiliyorlar. Sorduğumuzda da, servis sıkıntısı çektiklerini, trafik sorunu olduğunu… Halbuki, bizim Anadolu’ya göre saat 09.30-10.00, emin olun, öğle olmuş demektir. Yani, milleti saat 07.30-08.00’de, yani, güneş doğmasıyla işe başlıyor. Bizi aradıkları zaman karşılarında bir muhatap görmedikleri zaman çok eleştiriliyoruz. Yani, biz, doğu, güneydoğu milletvekili olarak çok sıkıntı içindeyiz. Daha, bugüne kadar, ben, dört yıldır -dört yılı da geçti milletvekilliğim- yani, toplumsal konusunda hiç bana bir teklif gelmedi. Hep benim hastam vardır, “garajdan nasıl alacaksınız, hangi hastaneye götüreceksiniz” gibi talepler geliyor ve onların üzülmesini istemiyorum. Sayın Başkanım, bu noktaya da… Çok iyi insansınız, çok önem veriyorsunuz her şeye, takdir ediyorum, seviyorum sizi, başarılar diliyorum. Görüştüğümüz tüm kurumlarımızın, başta Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 2007 yılı bütçesi, Sayın Cumhurbaşkanımızın bütçesi, Sayıştayımızın ve RTÜK’ün de 2007 yılı bütçelerinin de millete ve devletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, affınıza sığınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğan.

Sayın Baratalı, buyurun.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, bir soruya bir cevap vermek istiyorum ve düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Sayın Cemal Uysal’ın bir sorusu oldu, bu soruda “Cumhurbaşkanının indirilemeyeceğini, normal…”

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sorular faslı Hükûmete mi, üyelere mi?

BAŞKAN – Sayın Baratalı, soruya…Soru sorduruyoruz. Yani, sorulara cevap değil de sorunuz varsa onu alalım. Lütfen… Her arkadaş diğer arkadaşın sorusuna cevap verirse…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İyi de soruyu bize sorduysa buna kim cevap verecek?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yöntemi… Yönetimi de değiştirdiniz, Allah aşkına!

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Yönetimi bir sene sonra değiştireceğiz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İyi de soruyu bize sorduysa buna kim cevap verecek?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Ama, çok önemli bir şey, ben, sanıyorum Sayın Uysal da bunu kabul edecektir. Bir soru sorulmuştur, ben de bunu cevaplandırmak değil düşüncelerimi söyleyeceğim. Yani, “Sayın Cumhurbaşkanını” Sayın Bahçeli ile Sayın Genel Başkanımızın “indireceğiz” ifadesine “nasıl indireceksiniz, darbe mi düşünüyorsunuz” şeklinde bir değerlendirmesi oldu. Bu, sanıyorum düşüncesini ve maksadını aşan bir söylemdi, en azından Sayın Baykal için. Çünkü, Cumhuriyet Halk Partisi, ne 22 Şubatlarda ne 71 muhtırasında ne 80 darbesinde ne de sonra 28 Şubatta hiçbir zaman darbelerin yanında olmamıştır. Özellikle 80’de hepimiz…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – 27 Mayısı ayrı tutalım…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – 27 Mayıs ayrı…

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Onu tartışırız, onu, özellikle sizden bir soru geleceği için isterseniz tartışırız diye bıraktım, oradan başlatmadım, orada da Cumhuriyet Halk Partisine büyük bir haksızlık vardır; ama, tartışırız.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bak, rahmetli Menderes öyle demiyor.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Beyefendi, siz uzatıyorsunuz efendim.

BAŞKAN – Sayın Baratalı, kısaca ifade ederseniz…

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

O nedenle, en azından 80 darbesinden sonra tencereyi kirletenlerin içinde bir insan olarak Sayın Genel Başkanımız da büyük zarar görmüştür. O nedenle, dayatmayla olacak Cumhurbaşkanının iyilikler getirmeyeceğini ifade etmiştir; ama, hiçbir zaman ve hiçbir zaman bir darbe davetçisi olarak Sayın Deniz Baykal’ın görülmemesi gerektiğini, bunun ima bile edilmesinin çok yanlış olduğunu ve Sayın Uysal’ın da herhalde…

CEMAL UYSAL (Ordu) – Ben öyle demedim ki.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Öyle dediniz efendim, tutanaklara bakarız…

CEMAL UYSAL (Ordu) – Yani, ben söz arasında bunu söyledim.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Yani, sanıyorum kendisinin de maksadını aşan bir ifade oldu, o nedenle bu açıklamayı yaptım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Uzunkaya, buyurun.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkanım, delaletinizle Sayıştayla ilgili bir soru sormak istiyorum.

Avrupa Birliği ülkelerinde Sayıştay Başkan ve üyelerinin seçimi, Sayıştay veya onun yerine ikame edilen kurumların seçim usulleri nedir? Parlamentolar mı seçer, başka bir yöntem mi vardır, atama mıdır, hangi yöntemlerle seçilir? Bu konuda Sayın Meclis Başkanımız ve Sayıştay Başkanımız açıklamada bulunabilir. Bu sorumu cevaplandırırlarsa…

Bir de, tabii, ben, sorulardan mülhem böyle bir zihnimde şey tedai etti. Yani, Anayasa’daki 101 ve 102’nci maddelerdeki şartlar belli, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili bilinmeyen ve okunmayan, Anayasalarda, bir kısım maddeler mi var? Bu konuda bilgisi olan yetkili Sayın Meclis Başkanımız ve diğer arkadaşlarımızın bu konuda bir şeyi varsa. Yani, Anayasa 101, 102 çok açık, kimin Cumhurbaşkanı olabileceği. Buradaki hükümler değişmediğine göre, şu anda Sayın Doğan’ın da az önce söylediği gibi, milletvekili olabilme şartını taşımış, yüksek okul mezunu Parlamentodaki herhangi bir arkadaşımız, iktidardan ve muhalefetten, şartları haiz ise ve o şartları halen muhafaza ediyorsa, şu veya bu şahıs, Çankaya’ya çıkmasına mani olan hukuk dışında hangi kurallar vardır? Hukuk devletinde hukuk dışındaki kurallar nelerdir? Doğrusu merak ediyorum, ilgililer cevaplandırırsa teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Kimin Genelkurmay Başkanı olacağı da belli, ama, olana kadar…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yani, ben de olabilirim, yani…

 

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Kimin Genelkurmay Başkanı olacağı da belli; ama, olana kadar neler oldu biliyorsun değil mi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, yasalar var ama, yasalarda yazılı olmayan kurallar da vardır, bir toplumun etik değerleri vardır. Etik değerleri her zaman yasaların üstündedir; toplum, çünkü, etik değerlerini birikimleriyle, kültür birikimleriyle oluşturur. Eğer, diyelim ki, cinayetten mahkûm olan birisi, çıktı cinayet işledi, sonra mahkûm oldu ve bu seçime girebilir, milletvekili seçilebilir; ama, geçmişte cinayet işlemiş birisinin, Cumhurbaşkanı seçilme yeteneğine sahipken siz Cumhurbaşkanı seçer misiniz?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Şimdi, onun takdiri…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, toplumun değer yargıları vardır…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu… Sayın Kılıçdaroğlu…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Bu, misal değil ki!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bakın, Anayasa’ya aykırı değil.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, soru için verdim ben söz; ama, Sayın Uzunkaya’ya cevap verin diye vermedim, lütfen. Sayın Uzunkaya’ya cevap vermeniz için vermedim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ben, zaten oraya sordum, size sormadım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Peki, efendim.

Yani, toplumun etik değerli vardır, ahlaki değerleri vardır, ahlaki değerler yasaların üstündedir her zaman; çünkü, o ahlaki değerler yüz yılda oluşur, iki yüz yılda oluşur.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ciddi bir paradokstur… Etik değerler dersek, sanki biz etik değiliz anlamı…

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben konuşmamda söyledim Sayın Uzunkaya, “arkasında yolsuzluk dosyaları olan birisi Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturamaz, oturmamalıdır, Parlamento buna izin vermemelidir” dedim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sizin iddianız o.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, var, yargıları dosyaları var, diyoruz ya, açın fezlekeleri okuyun göreceksiniz bunu.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Mahkeme kararı sabit olmadıkça bir anlam ifade etmez.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, yargılama bitmediği için doğrudur.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bir anlam ifade etmez.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, sizin için anlam ifade etmez.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sizin için de etmemeli.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Eder, bizim için eder.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Etmemeli.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Eğer, yargı buraya göndermişse, “ben yargılayamıyorum, bunun dokunulmazlığı var, o nedenle yargılayamıyorum” diyorsa ve siz de dokunulmazlığı kaldırmıyorsanız, kaldırmamakta ısrarlıysanız o dosyalara biz kuşkuyla bakmak zorundayız. Ben, Sayıştay Başkanı…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Biraz önce açıklandı.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Baykal’ın da var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, Sayın Baykal için de var, doğru.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Cumhurbaşkanı o da olamaz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Baykal’ın yolsuzluk dosyası yok, sadece seçim yasağına uymadı diye var.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen,soruya döner misiniz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ama, arkadaşlar soru sordukları için açtım efendim.

Benim sorum Sayıştay Başkanına…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Antalya’daki imar durumu hariç tabi; Antalya’daki imar olayları hariç.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – İnsanların bir bildiği varsa oturur açık açık konuşur, belgeyi ortaya koyar yüreklilikle.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Siz niye kendi iddialarınızı  koymuyorsunuz?..

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hepsini koyduk efendim, olur mu?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Aynısı işte, aynı iddia.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Aynı iddia.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Olur mu öyle şey?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Eğer, bir savcı iddianame düzenlemiş o iddianamenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya, lütfen…

Müdahale etmeyin arkadaşlar, lütfen… Böyle bir görüşme olur mu?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Böyle bir iddianame var mı?

M.       AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bu konuda bir fezleke var mı Sayın Uzunkaya?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Var, var.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Nerede?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Nerede? Bu fezlekeyi biz görmedik.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Gelir, gelir; yakında gelir önünüze.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Doğru, gelebilir, ona uygun bir savcı bulursunuz…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Siz ona uygun bir savcı mı buldunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Biz, Sayın Başbakanın mal varlığından nasıl beraat ettiğini de çok iyi biliyoruz, burada anlatmıştım.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Siz ona uygun bir savcı mı buldunuz?

 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Arkadaşlar, lütfen, saat 18.00 oldu, bırakın sorusunu sorsun arkadaşımız.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen sorunuzu sorun, arkadaşlar da müdahale etmesin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayıştay Başkanına bir sorum var. Biliyorsunuz bu Hatay’da Ali Dibo diye kamuoyunda duyulan çok sayıda yolsuzluk iddiası var. Bu iddiaları Sayıştay Başkanlığı ciddiye alıp bir inceleme ekibi gönderdi mi? İnceliyor mu, incelemiyor mu? Yoksa, bu konuda yetkiniz yok mu? Ne yaptınız? Bu konuda bir açıklama yaparsanız sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu, buyurun.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Sayın Başkanım, delaletinizle Sayın Meclis Başkanımıza sağlıklı ilgili bir problemi sormak istiyorum.

Sayın Başkanım, özellikle son üç dört yıllık süreç içerisinde geçmiş dönemlerle mukayese edildiğinde zannediyorum ki, hangi hizmet dalını örnek alırsak alalım geçmişle kabili telif olmayacak şekilde artı ürünlerin ortaya konulduğu bir Meclis çalışma ortamını hep birlikte idrak ettik. Millî Saraylardan ve Meclisimize bağlı KİT gibi kabul edilebilecek birtakım hizmet ve mal üreten, yani porselen fabrikalarımız, Hereke Halı Fabrikalarımız gibi kurumlar da dahil olmak üzere zannediyorum ki son elli yıl içerisinde tarihi hizmetler yapıldı. Bu hizmetlerin yapılmasına emeği geçen başta özellikle Meclis Başkanımız olmak üzere, belli bir mantaliteyi ortaya koyan, belli bir çalışma anlayışını ortaya koyan ve göreve getirdiği yetkililere de inisiyatif alanı tanımak suretiyle bu hizmetlerin oluşmasına sebep olan başta Meclis Başkanımıza teşekkür ediyorum. Yalnız, son yıllarda birçok kanun değişikliği yapılırken Meclisimizi de ilgilendiren ve genel sağlık sigortası kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarının sağlık hizmetlerinin karşılanması konusunda ciddi değişiklikler yapıldı. Bu ciddi değişiklikler bırakın toplumun diğer katmanlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışan personel ve hatta milletvekilleri adına bile müphemiyetler arz eden ve ciddi bir şekilde bilgi açlığına konu olan birtakım çalışmalar oldu. Şimdi, hazır Meclis bütçesini tartıştığımız bu toplantıda hazır buradayken acaba mümkün mü konuya vukufiyeti olan Plan ve Bütçe veyahut da sağlık konularında Başhekimlik de olabilir, bilemiyorum, Sayın Meclis Başkanımız kimi uygun görürse, bazı arkadaşlarımızla sağlık konusundaki genel sağlık sigortasıyla senkronize olmak adına yapılan gelişmelerde işin neresindeyiz? Milletvekilleri hakikaten spekülasyonlarda olduğu gibi geçmişteki sağlık adına kazandığı müktesebatlardan Meclis personeli, geçmişte sağlık adına kazandığı müktesebatlardan geri mi gitti; yoksa, bu konuda da mesafe kat ettik mi? Bilgi verirlerse Bütçe Komisyonuna çok sevineceğimi ifade etmek istiyorum ve Genel Sekreterlik, eskisi gibi Genel Sekreterliğin oluşmasında ve Genel Sekreterliğin müdahalesinde yine eskiden olduğu gibi Meclisimizin çalışanlarına sağlık konusunda ne gibi bir görüşme yapmak suretiyle şayet diyelim ki bir üniversite hastanesine giden bir görevliden fark isteniliyor ise, o üniversitelerle veyahut da başka bir özel hastaneyle görüşme yapmak suretiyle yine eski müktesebata sistem oturtulabilir mi? Bunun yolu var mıdır? Bunu öğrenmek istiyor, bu vesileyle, Meclis bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, sorular da tamamlanmıştır böylece.

Şimdi, şu ana kadar ortaya konan görüş ve eleştirilere ve sorulara cevap vermek üzere öncelikle Değerli Meclis Başkanımıza söz vermek istiyorum.

Buyurun Sayın Başkanım.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Takriben yedi saate yaklaşan bir zamandır bütçeler görüşülüyor, arkadaşlarımız fikirlerini ifade ediyorlar, tatlı sert tartışmalar oluyor, bazen polemikler yaşanıyor. Ben, dört yıldan beri bu toplantıları takip ediyorum yerimden kalkmadan, bugün sadece bir saatinizi rica ettim, orada da yarın Cumhurbaşkanımızın davetlisi olarak Türkiye’ye gelecek Makedonya Cumhurbaşkanı Zrvenkovski Meclise de gelecek, aynı zamanda eski İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi yine Sayın Cumhurbaşkanıyla birlikte olacaklar, akabinde de Parlamentomuzu ziyaret edecekler. Her ikisiyle ilgili çalışmaları biraz okumak ve görmek için sizden bir saatlik bir zaman rica etmiştim, eksik olmayın.

Arkadaşlarım gerekli notları almışlar, ben de o notlar üzerine konuşmalarımı bina etmek istiyorum. Tabii, sizin müsamahanıza çok büyük saygı gösteriyorum, ayrıca sabrınızı da tebrik ediyorum. Herhalde yerinizde ben olsaydım bu müzakereleri nasıl yürütürdüm diye de kara kara düşünüyorum. Yani, dört bütçe çok fazla değil, dört bütçe üzerinde de arkadaşlarımız çok özet olarak düşüncelerini ifade edebilirler, can alıcı cümleler kullanabilirler, işe yarayacak yerleri rahatlıkla söyleyebilirler, o zaman bu kurumları temsil eden insanların daha çok konuşma, daha çok bilgi verme imkânı olur. Ben siyaset hayatımda denetlenebilir olmayı, hesap verebilir olmayı kendime ilke edinmiş bir insanım. Sizden isterim ki iki yüz tane soru sorun, bu iki yüz tane soruya ben cevap vereyim, özür dilenmesi gereken yerde -Sayın Özakcan’ın sorduğu soruda olduğu gibi- özür dileyeyim, öneriniz varsa onu değerlendireyim, teklifleriniz, eleştirileriniz varsa onları cevaplandırmış olayım; ama, saat 18.00’dir, 24.00’e kadar zamanımız var diyebilirsiniz, arkadaşların durumu pek bunu göstermiyor. Dolayısıyla, her şey zamanında ve yerinde olmalı, Sayın Kumkumoğlu, 15.00 ile 19.00 arasıydı, artık zamanlar da, saatler de değişti diyor haklı olarak. Her şeyi, zamanında, ölçülü olarak yapmamız gerekir. Meclisimizin en önemli ihtisas komisyonunda, devleti en yakından tanıyan, bulundukları mevkilerde çok önemli görevler yapmış arkadaşlarımızın görüşlerinden benim şahsen yararlanmak isteğimi lütfen takdir ediniz. Ben, yine de eleştiren, önerilerini ortaya koyan, takdir ifadelerinde bulunan çok değerli arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, arkadaşlarıma bir kez daha şunu söylemeliyim: Ben, her yıl, dönem başında, yasama yılı başında o yıla ait projelerimizi bir basın toplantısıyla açıklıyorum. Onun öncesinde de, 1 Ekim, yeni yasama yılının başlangıcında Mecliste bir konuşma yapıyorum. Her yasama yılının sonunda da, takriben temmuz ayıdır, o yıl içerisinde yapılan çalışmaları yine bir basın toplantısıyla ve kitapçıkla kamuoyuna açıklıyorum. Ayrıca, o yasama döneminde ayrıntılı olarak kitapçıkta kaç tane soru önergesi var, kaç kanun çıktı, kaç teklif geldi, kaçı geri gitti, Hukuk Müşavirliği nasıl çalıştı, Dilekçe Komisyonu nasıl çalıştı? Bu kitapçıkları yine göstermek istiyorum. Çünkü, bazı arkadaşlarımızın dört yıl geçmesine rağmen aradan, henüz, bu toplantılardan ve bu kitapçıklardan haberdar olmadıklarını düşünüyorum. Gerçi, bundan sonra bunları okumak için çok fazla zamanları olacak. Ama ben yine de bu konuşmamın başında, öncelikle sorduğunuz her şeyi, aklınıza gelebilecek her şeyi kitapların içerisinde basın toplantılarıyla açıkladığımı ifade ederek bir kez daha dikkatlerinize sunmak istiyorum. Gramıyla, santimetresiyle, adediyle bu Mecliste ne yapılmıştır, hangisi proje altına alınmıştır, hangisi incelenmiştir? Bu konular ayrıntılı olarak verilmiştir. Bir boş zamanda geçmişe yönelik olarak da, bu yılın kitapçıkları olarak da incelenmesinde fayda vardır diye düşünüyorum.

Bütün arkadaşlara teşekkür ettim, ama sözlerimin başında bir şeyi ifade etmek istiyorum: Bakınız, son toplantımızı yapıyoruz. Siyaset, hepimiz yaptık bunu, bundan sonra da yapacağız. Ben bütün arkadaşlarıma başarılar diliyorum. Ama dikkat etmemiz gereken bir husus var ki, çok canlı bir olayın tanığıyız. Bu canlı olay, Sayın Bülent Ecevit’in vefatı ve cenazesinde yaşadıklarımızdır. Ben Sayın Bülent Ecevit’i yakinen tanıdım. Birkaç defa, hatta pek çok defalar bir araya geldik. Karşı karşıya partilerde bulunduk. Yaşça benim çok büyüğüm, ama Grup Başkanvekilliği sırasında da, Grup Başkanlığı sırasında da, hatta Gençlik Kolu Başkanlığı yaptığım dönemlerde de pek çok vesilelerle bir araya geldiğimizi hatırlıyorum. Vefatından hepiniz gibi büyük üzüntü duyduk ve ben sabah sekizden akşam on yediye kadar, yani toprağa verilinceye kadar hem insanî görevimi yaptım hem de bu kurumun kendisine olan saygısını göstermek için cenazesinin her safhasında bulundum. Bu benim görevimdir. Bunu laf olsun diye de yapmıyorum, saygı duyduğum için yapıyorum.

Sayın Ecevit, seksen bir yaşında vefat etti. 57’de Parlamentoya girmiş. Demek ki elli yıldır Parlamentomuzun üyesi. Kendisine büyük bir sevgi gösterildi. Kadınlar, erkekler, çocuklar, işçiler, sendikacılar, işsizler, simit satıcıları, lokantacılar, başı örtülüler, başı açıklar, herkes Sayın Ecevit için gözyaşı döktü ve ona büyük bir saygı gösterdi.

Sayın Ecevit için gösterilen bu saygının temelinde geçmiş siyasi hayatı olabilir. Onun için “Halkçı Ecevit” sloganları çok fazla şey ifade ediyordur. Onun için, inançlara saygılı laiklik konusu ayrı bir faktör olabilir. Onun için, darbelere karşı direnmesi yine sivil demokrasi açısından onun için bir artı olabilir. Ama bir şey daha çok önemli Sayın Başkan ve değerli arkadaşlar, Sayın Bülent Ecevit çok saygılı bir insandı, çok kibar bir insandı. En çok kızdığı bir insana bile, kendisini en çok kızdıran bir insana bile ağzından gayriihtiyari bir kötü söz çıkarmamıştı. Ben bunu çok önemsiyorum ve bunu çok önemsediğim için, başta kendim olmak üzere, bütün arkadaşlarımızın şu dört yıldan bu yana tutanaklara geçmiş sözlerine bir kez daha dikkat etmelerini rica ediyorum. Çünkü, baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş. Bu hoş sedayı kim bırakırsa, o arkasından iz bırakmış demektir. Sümüklü böcek bile, affedersiniz, gezdiği yerde iz bırakır. Bir insan hayatında iz bırakmalı. Doğumuyla ölümü arasında 1 santimetre iz bırakmamış insanlara acırım. Herkes ne konuştuğunu, ne yaptığını, nereye gittiğini, nasıl iş çevirdiğini iyice bir düşünmelidir.

“Sayın” demekle iş bitmiyor. Sayın Bülent Ecevit, politikaya “Sayın” sözcüğünü sokmuş birisi olarak söyleniyor. Biz de “Sayın” kelimesini o kadar çok kullanıyoruz ki, âdeta, neredeyse tüketeceğiz. “Sayın” diye başlıyoruz da, arkasından gelenden hafazanallah, Allah muhafaza buyursun. Sayın hırsız, sayın yolsuzluk yapan, sayın affedersiniz bilmem ne, sayın p nokta nokta, sayın ş nokta nokta… Bu yakışmıyor. Bu doğru değil. Bu yanlış. Bu “Sayın” dedikten sonra, saygısızlık yapmanın politikada bir erdem olmadığı gibi, insan olmakla hiçbir alakası da yoktur. Birbirimizi kırmayalım. Yarın buradan bir arkadaşımız, hikmeti ilahi, vefat ettiğinde hepimiz üzülmeyecek miyiz? Rahatsız olduğunda hepimiz onun gibi bir sıkıntı hissetmeyecek miyiz?

Sayın Muhsin Koçyiğit’i bu toplantının başında aradım. Üç defa ameliyat geçirmiş. Geçmiş olsun dedim. Aramızda olmasını arzu ederdim.

Buradan kavga edip çıktıktan sonra, daha şu kuliste bile, birlikte oturup birlikte çay içmiyor…

Birbirimizi kırmanın, birbirimize ağır sözler söylemenin politikaya bir seviye getirmediğini, politikadan seviye götürdüğünü düşünerek bunu ifade etmek istiyorum.

Bunu niçin söyledim: Ben kendim de bir siyasetçi olarak buna riayet etmeliyim, ama bütün arkadaşlarımız da konuşmalarında ölçülü olmalı, saygıyı elden bırakmamalı, konuyla ilgili özellikle bazı noktaları ifade edip varsa tatlı polemikler de yapmalı. Hatta, ben bunu Meclis kürsüsünden de ifade ettim, bu Mecliste sataşma olmadan olmaz, ama sataşmanın da bir zarafeti vardır. Her lafına, hık dediği zaman, öksürdüğünde bile laf atmak sataşma değildir. Bunun güzel örneklerini politika tarihimizde insanlar bilirler.

Sayın Sarıbaş yok burada. Onun yerine Muharrem Doğan Bey oturuyor. Zaten şunu kendisine söylemiştim, ayrıca arayarak da söyledim: Lütfen, bana söylediklerinizin karşılığını, benim size bana yakışan bir şekilde söylemem lazım. Burada bulununuz. Ben, Anavatan Partisinin şu an için 21 milletvekili var, 20’sini tenzih ederek kendisine bir şeyler söylemek istiyorum. Tenzih ediyorum, çünkü Anavatan Partili milletvekillerine saygı duyuyorum, partisine kurumsal olarak saygı duyuyorum, bu benim de bir görevim.

Arkadaşımız burada konuştu, konuştu, konuştu, ondan sonra da son cümlesinden itibaren kaçtı gitti. Bu konuşmalarından kafada ne kaldı? Kafada kalan şeyler üç beş tane cümledir.

Değerli arkadaşlar, ben, Anavatan Partisinin Grup Başkan Vekili sıfatıyla burada konuştuğunu düşünmüyorum, Anavatan Partili bir milletvekili olarak konuşmuştur. Çünkü, ben, Danışma Kurulu vesilesiyle bu arkadaşımızla her zaman bir araya geliyorum, tavrını bilirim, karakterini bilirim vesaire.

Şunu da söyleyeyim bütün arkadaşlarımızın duyması için: Buraya siyasetten iki yolla gelinir. Bir tanesi, siyasette çok eski olursunuz. Gençlik kolları, il başkanlığı, ilçe başkanı, o partinin belediye başkanlığı, MKYK üyeliği, milletvekilliği. Arkası başka türlü gelebilir veya gelmeyebilir. Grup başkan vekilliği, Meclis Başkanlığı gibi. Ben bu kategorideyim. Kader böyle getirdi. Otuz beş yıllık siyasi hayatımı sıfırdan başlayarak bugüne getirdim. İkinci bir yol da şudur: Siyasetle iştigal etmemiştir arkadaşlarımız, Sayın Hamzaçebi gibi bir bürokrat olarak çalışmıştır, Sayın Kılıçdaroğlu gibi bir bürokrat olarak çalışmıştır, ne bileyim, özel sektörde çalışmıştır, kendi işinde çalışmıştır, başarılı olmuştur. Onların Parlamentoya girmesi, kendi partileri için bir kazanç olduğu gibi Parlamento için de bir kazançtır. Maliye konusunda Sayın Hamzaçebi çok iyi şeyler biliyorsa bundan Parlamento istifade eder. Bankacılık, sigortacılık konusunda Sayın Büyükkaya çok iyi şeyler biliyorsa, bu, Parlamentoyu zenginleştirir. Sayın Özcan ve diğer arkadaşlarımız… İlahiyatçıya da ihtiyacımız var, genel müdürlük yapmış arkadaşımıza da, belediye başkanlığı yapmış ve diğerlerine. Bunlar da, bir gün siyaset yapmayı düşünürse, o partiler onlara bu imkânı hazırlamışsa, bu da meşrudur, bu da doğrudur, bu da yerindedir. Niçin? Çünkü iyi yetişmiş bir büyükelçiye Parlamentonun ihtiyacı var, iyi bir istatistikçiye ihtiyacımız var, iyi bir bankacıya, finansman uzmanına ihtiyacımız var. Bütçe görüşülürken, bir kanun görüşülürken o arkadaşımız bizi bir cümleyle uyarsa -ben hepinizin CV’lerini ezbere biliyorum- bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Dolayısıyla, o bürokrasideyken de devlete hizmet etmiştir, Parlamentoya geldiği zaman da millete hizmet ediyordur. Bu iki meşru geliş yolu, siyasette, herkesin alkışladığı, doğru bulduğu yollardır. Ha bunun dışında başka yollar yok mu? Bunun dışında onlarca yol var ve bunları siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Bunları tekrar tekrar ifade etmeme gerek yok. Ama bir cümle söyleyeyim: Sayın Sarıbaş bu iki yolla gelmemiştir.

Değerli dostlar, size bir şey daha söylemek istiyorum, ama konuyla ilgili olacak: Şimdi, söyledi, söyledi, söyledi. “Bizi Anavatan Partisi olarak hazmedemiyor.” dedi ve hazmetme kapasitesi, bu meşhurdur, biliyorsunuz Avrupa Birliğinin raporlarında geçer… Ben her şeyi hazmedemem. Benim hazmetme kapasitem kendisi kadar geniş değildir. Doğrusu budur. Yani, her şey hazmedilmez. Benim inancıma, bilgime, kişiliğime, makamıma karşı yapılan saygısızlıkları affetmem, hazmedemem de. Haklı eleştirileri başımın üstünde taşırım. Doğruya doğru derim, yanlışa yanlış derim. Hazmetme kapasitesi noktasındaki eleştirileri, bu temel çerçeve içerisinde doğru kabul edilebilir.

Kendilerine yer verilmemiş. Bunu daha bir sene evvel Muhsin Koçyiğit burada sorduğu zaman, ben de cevabını verdim ve teşekkür etti arkadaşımız.

Bugün Anavatan Partisine biz yer bulmak için… Sonradan ortaya çıkan bir parti gördük. Meclis, seçimler yapıldıktan sonra, teşekkül ettiğinden iki buçuk yıl sonra. Biz, böyle bir parti gelecektir diye iki buçuk yıl önceden sekiz tane odayı ayırsaydık, siz bana gülmez miydiniz! Ben nihayet onlara yer de buldum, ama beğendirmek onların istekleriyle olacak bir şey değil. İdare amiri iki arkadaşımız yerlerini verdiler, aşağıya gittiler. Onun yerine verdik. Evet, yeterli midir değil midir bilmiyorum, ama AK Parti’de Grup Başkanlığı yapmış bir insan olarak bize verilen oda ve imkânları da geçen toplantıda söylemiştim. Dolayısıyla bunu tekrar tekrar ifade etmeye gerek yok.

“Anavatan Partisinden temsilci almıyor, yurt dışına götürmüyor.” Bunu herkes bilsin diye söylüyorum. Ben kanun adamıyım. 3620 sayılı Meclisin dış ilişkilerini düzenleyen Kanun bana şunu emrediyor: “Dış temaslarında siyasî partilerin Parlamento içindeki oranlarına göre temsilci alacaksın” diyor. Bu oran şudur: Eğer yanımda 3 milletvekili arkadaş götüreceksem, 2 AK Parti, 1 CHP’dir. Eğer 5 milletvekili götüreceksem, 3 AK Parti, 2 CHP’dir. 5 kişinin içine bile Anavatanı koymam mümkün değil. 7 veya 9 götüreceksem, o zaman bir ANAP’lıya temsil oranı düşüyor. Ee ben başka Meclis Başkanlarının yaptığını kendime örnek almıyorum. Ben dar çerçevede yurt dışı seyahat yapıyorum. Benim heyetim 11 bir kişiyle 13 kişi arasında değişiyor. Baş müşavir oluyor, büyükelçimiz oluyor, bir tane koruma götürüyoruz vesaire.

Dolayısıyla, bu tablo içerisinde Anavatan Partisine bir idare amiri verebilmek için biz, Başkanlık Divanı sayısını 17’ye çıkardık. AK Partiye 1 tane daha düştü ama AK Parti kullanmıyor. Şimdi bu temsil oranını benim değiştirmem mümkün değil, ama ben başka bir şey yaptım, temsile çok önem veren bir insan olduğum için, arkadaşlarımızın grubu bile olmayan partilerden zaman zaman yurt dışına temsilci götürdüm, onları kanunun içine koyamadığım için kendi temsil giderlerimden karşıladım. Bunu da bu vesileyle söyleyeyim. Kim bunlar? Sayın Ülkü Güney”i bir defa Polonya ziyaretine götürdüm, bağımsız olarak. Sayın Süleyman Bölünmez’i Azerbaycan’a götürdüm, bağımsız milletvekili olarak. Dursun Akdemir, o zaman DYP’deydi, onu Azerbaycan’a götürdüm, DYP temsilcisi olarak, yani DYP’li bir milletvekili olarak. Dursun Akdemir daha sonra başka bir yere geçti, orada da kendisine bir sıra geldi. Bağımsızlardan Muharrem Doğan Beyefendi de bir seyahatime iştirak etti. Yani, buna da dikkat ediyorum. Ama illa Anavatan Partisinden 1 kişi olacak senin yanında derse, kanun böyle söylemiyor, ben kanun ne derse onu yapmak zorundayım.

Değerli arkadaşlar, bir sürü şeyler söyledi de, sizi de ilgilendireceğini düşündüğüm bir konuda açık yüreklilikle bir hesap vermek istiyorum. Diyor ki arkadaşımız, senin danışmanların, senin göreve getirdiğin adamların hepsi siyasetle uğraşıyor, sen kadrolaşma yaptın, sen şunu yaptın, sen bunu yaptın. Arkadaşlar, ben, kendi partisi içerisinde bunu yapmamakla suçlanan bir insan olarak, doğru mu yaptım yanlış mı yaptım ama size bir şey söyleyeyim: Benim iki noktada… Benimle çalışan arkadaşlar bunu itiraf edeceklerdir: Bir, ehliyet ve liyakate önem veriyorum. Bu işi kim daha iyi yapabilir? İkincisi, bir eleman ihtiyacı olduğu zaman -yükselecek veya atanacak- öncelikle Meclis içinden seçiyorum. Çünkü, bu Meclisin kendi sistemi olması lazım. Bu Mecliste bir memur olarak işe başlayan bir insan, sonunda Genel Sekreter olabileceğini bilmeli. Önünde hiçbir engel olmamalı. Bu benim düşüncem. Ancak, görevin gereği, dışarıdan gelmesi gereken birisiyse onu da getiriyorum, içeriden yükselmesi gereken birisiyse onu da getiriyorum. Ben kadrolaşma yapmadım.

Ben kişiselleştirmek istemiyorum olayı, ama başkalarının sorusu içerisinde de geçiyor,

Bakınız, TBMM Yönetici Personeli… Buradan size birkaç şey okumak istiyorum. Ben, personel hareketlerini her ay takip ederim. Her ayın yirmisinde raporlar elime gelir, ne yapmışım, emekli olan kim, atanan kim, hangi noktaya gelmişiz, münhal kadromuz ne kadar ve diğerleri. Bu sizi de ilgilendirdiği için, izin verirseniz, buradan, yani, resmî kayıtlardan, televizyona ve tutanaklara da geçmesi için bir şeyler söylemek istiyorum.

Sağımdaki arkadaşımız Genel Sekreterdir, Rauf Bozkurt Bey. Ben buraya geldiğimde zaten Genel Sekreter Yardımcısıydı. Rauf Bozkurt’un bir özelliği, Mecliste en çok süreyle çalışan bir personeldir. Kırk bir yılını Türkiye Büyük Millet Meclisinde geçirdi. Ben, bütün kadroları istisnai kadro olan bir Kurumun başındayım. Her şey bir tek imza atmamla bitiyor. Bu kadar sorumsuz davransam, her attığım imza, karşılığında hiç bana sorumluluk getirecek bir şey değildir; ama, her attığım imzada, bir Allah’tan korkuyorum, bir de yaptığım iş doğru mu, yanlış mı ona bakıyorum.

Ben buraya geldiğim zaman, bana, eski milletvekillerinden, bürokraside en üst noktaya gelmiş arkadaşlardan, çevremden –ben, çevresi olan bir adamım, otuz yıldır bu işin içindeyim- yüze yakın genel sekreterlik için bana CV verildi. Ben, bu kurumun bir geleneği olmalı dedim. Önce kırk iki yılını Mecliste geçirmiş birisini Genel Sekreter yaptım. O yaş haddinden emekli oldu. Dört senedir de Rauf Bey onun arkasından Genel Sekreterlik yapıyor. Bu, herhalde kadrolaşmaya girecek bir şey değil.

Bir Genel Sekreter Yardımcımız, 1. Hukuk Müşavirliğinden buraya geldi. Yabancı birisi değil, siyasal ve hukuk mezunu, müsteşar yardımcılığı yapmış bir arkadaşımız.

Bir Genel Sekreter Yardımcımız, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişliğinden geldi, dört yıldan beri Parlamentonun içerisinde.

Bir Genel Sekreter Yardımcımızı ben geldiğimde hazır buldum. Genel Sekreter Yardımcısı olarak Parlamentoda yedi buçuk yıldan beri çalışıyor.

Daire Başkanları… Bir Daire Başkanımız, Kanunlar ve Kararlar Daire Başkanlığında… Bunu Sarıbaş sordu da, herkesi ilgilendiriyor; çünkü, herkesin kulaklarında “bu adam ne yapıyor, nasıl kadrolaşıyor vay!..” Böyle bir şeyi var. Dördüncü yılın sonundayım, bundan sonra bütçe görüşmesi olmayacak. Her soruya cevap veriyorum, Başkanlığa sorulan hiçbir soru cevapsız kalmamıştır. Şimdi geliyorum… İbrahim Araç, Kanunlar ve Kararlar Daire Başkanı, bakın arkadaşlar, ta 1971’den beri Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışıyor, yani, otuz beş, otuz altı seneden beri. Bir Daire Başkanımız dört yıldan beri Mecliste. TRT’den kendisini aldım, Basın-Yayında çalışıyor. Bir arkadaşımız Millî Eğitim Bakanlığında on bir buçuk yıl Personel ve Atama Daire Başkanlığı yapmış, bende dört yıldan beri çalışıyor. Bir Daire Başkanımız otuz bir yıl on bir aylık hizmeti var, dört yıldan beri bende çalışıyor. Bir Daire Başkanımız, İşletme Yapım Müdürlüğü, hatta o müdürlükte bir mühendis olarak görev yaptı, şu anda Teknik Daire Başkanı olarak çalışıyor. Ahmet Tuğrul benden önce gelmiş. Bahtiyar Güver, benden önce, yıllarca önce gelmiş. Gündüz Dinçer Kanunlar ve Kararlar Müdürü, otuz bir yıldan beri Mecliste çalışıyor. Hatice Engür, ben burada buldum. İsmail Düzgün Özgör, kendisi biraz önce buradaydı, Tutanak Müdürümüz, otuz dört yıldan beri Mecliste çalışıyor. İsmet Baydur, Kütüphane Müdürümüz, otuz seneden beri Mecliste çalışıyor. Şemsettin Kılıç benden önceki Başkan döneminde geldi. Anıl Kandaz, benden önceki Başkan döneminde geldi. Fatih Ören, benden önceki başkanların 3 tanesine özel kalem müdürlüğü yapmış. Cafer Özçelik personelde, benden önce gelmiş. Bunları isim vererek söylerken de sıkılıyorum; çünkü, bir insanı isim olarak konuşmamak lazım. Ama siz “hepsi kadrolaştı, hepsi şöyle yaptı” deyince, bu arkadaşlarımı ben söylemek zorundayım.

Değerli arkadaşlar, bakınız, burada ismi geçen geçmeyen bütün arkadaşlarımız hangi başkan döneminde buraya geldiyse, o başkanın partisindendir diye damgalanır. Diyelim ki MHP’li başkan döneminde gelmiş, otomatikman MHP’lidir. ANAP’lı başkan döneminde gelmiş, otomatikman ANAP’lıdır. CHP’li Hikmet Çetin döneminde gelmiş, otomatikman CHP’lidir. Bu, çok yanlış bir düşünce. Bu, kepaze bir düşünce. Ama, bu var. Ben bunların hepsiyle çalışıyorum. Eski başkanların döneminde gelmiş, görev yapmış herkesle çalışıyorum ve kendileriyle iftihar ediyorum. Arkamdaki arkadaşlar, bu konuda Mecliste görev yapan insanlardır. Benim onlara teşekkür borcum var. CHP’li de olsa teşekkür borcum var, MHP’li de olsa teşekkür borcum var. Onların içerisinde CHP Grubunda çalışmış arkadaşlar var. Ben onları taltif ettim, en üst noktalara getirdim. Ben böyle bir insanım. Böyle bir insan olduğum için, genel başkanlarla özel görüştüğümüzde, teşekkür üstüne teşekkür ederler de, ne garipse, arkadakileri başka şey konuşur. Bu kadrolarımızın hangi birini ben size söyleyeyim ki, hepsi benden önce, yani, yüzde doksanı en azından burada göreve başlamış, ama, ben onları belli bir noktada başarılarını gördükten sonra, arkadaşlarımızı değerlendirmişim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, müdür yardımcıları içerisinde de öyle. Halil İbrahim Birler, otuz beş yıldır Mecliste. Alper Sedat Aslantaş, benden önce grupta danışmanlık yapmış. Oğuz Bilgehan, bakın, Oğuz Bilgehan’ı size tanıtmak istiyorum.

Burada mı Oğuz Bilgehan?

OĞUZ BİLGEHAN – Buradayım efendim.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Arkadaşlar, Oğuz Bilgehan’ın çok başarılı bir memur olduğunu bana amirleri söylediler. Ben de kendisini müdür yardımcısı yapmaya karar verdim, CV’sini istedim, özlük dosyası önüme geldi. Ne gördüm biliyor musunuz, 1980 yılında Cumhuriyet Senatosunda hademe olarak göreve başlamış. Hademelikten memurluğa, ondan sonra şefliğe, ben onu müdür yardımcısı yaptım. Hademe olarak bu Mecliste göreve başlamış bir insanın elini öperim ben. Bu Meclise hizmet etmişse, bu Mecliste gayretini göstermişse, o insanı müdür de yapmak, genel sekreter de yapmak benim boynumun borcudur.

Benim ağabeyim sanatı okulu mezunuydu. Karabük Akşam Tekniker Okulunda okudu. Karabük Demir-Çelik Fabrikasında işçi olarak çalıştı. Yıldız Mühendisliğe girdi, mühendis oldu, aynı üniversitede profesör oldu. Ben bunları önemserim. Bir insan kendi kurumuna velev ki hademe olarak başlasa ve ondan sonra bir noktada önünde genel sekreterlik olsa, o zaman burada çalışan insanlar derler ki, helal olsun, çalıştı ve hak ettiği noktaya geldi. Dolayısıyla, bana bu konuda başka şeyler de söyleyin, laikliği tartıştın be adam, sırası mıydı, niye şöyle laf ettin, niye böyle laf ettin, rejim bundan incindi, şu oldu, bu oldu… Bunları ben sineye çekerim; ama, kadrolaşma konusunda yapmadığım şeyleri bana söylerseniz, karpuz kabuğunu aklıma düşürmüş olursunuz; ama, ben yolumdan dönmemiş olacağım. Bu işi sonuna kadar götürdüğümde, tertemiz bir Meclis olarak benden sonrakine emanet etmek istiyorum ve bugün benim icraatlarımı beğenmeyenler, Meclis başkanı olduklarında da onların ne yapacağını doğrusu merak ediyorum.

Şimdi, bütün bunları bir kenara koyalım. Benim bir danışmanım Atatürk’e hakaretten hüküm giymiş… Bir tanesi bu. Benim, Atatürk’e hakaretten dolayı hüküm giymiş bir danışmanım yok. Benim bir danışmanım var, Cumhurbaşkanına hakaretten hüküm giydi. Bundan on üç yıl evvel Sayın Cumhurbaşkanı Demirel’e hakaret ifade eden bir kitaptaki bir yazısından dolayı on ay hapis... Paraya çevrildi ve tecil edildi. Bu, memuriyete mâni bir şey değil. Ben, kendisini memuriyete mâni hiçbir engeli olmadığı için, arkadaşımızı Başkan Müşaviri yapmakta hiçbir beis görmedim.

Bir Genel Sekreter Yardımcımın da –hepsinin, şöyle oldu, böyle oldu diyor- görevi kötüye kullanmaktan paraya çevrilmiş bir tecilli cezası var. Bunların hiç birisi memuriyet yapmaya engel şeyler değildir.

Ben yokken, Sayın Kılıçdaroğlu, Araştırma Merkezi Birim Amiri olarak çalışan bir arkadaşımızın, bir dergide Said Nursi’yi öven bir yazı kaleme aldığını bahsetti: Doğru değil mi Sayın Kılıçdaroğlu?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Yanlış mı söyledim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Said Nursi’yi öven demedim, makalesinin başına Said Nursi’den bir bölüm aldığını ve onu işlediğini ifade ettim.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Tamam.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir insanın…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Affedersiniz Sayın Başkan…

Ayrıca, Said-i Nursi’nin ismini de vermek istemedim; ama, soru üzerine, Sayın Uzunkaya’nın sorusu üzerine açıkladım.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Teşekkür ederim.

Yani, amaç buydu, değil mi, bana öyle bir not geldi çünkü. Yani, bu arkadaşımızın yazdığı bir kitapta, bu zattan bahseden bir alıntı yaptığını ifade ediyorsunuz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Peki, tamam.

Değerli arkadaşlar, böyle bir yazı var. Böyle bir yazının yazılmasını ben suç olarak görmüyorum. Suç olarak görmüyorum; çünkü, ben özgürlüklere inanıyorum, fikir ve düşünce özgürlüğünü de ömrüm boyunca savundum, bundan sonra da savunacağım.

Bu arkadaşımız Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Bilkent’te Ekonomi ve Sosyal Bilimlerde yüksek lisans yapmıştır, Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetiminde de doktora sahibidir. Yayınlanmış beş kitabı vardır ve arkadaşımız, 1992’de, Meclise, uzman yardımcılığı sınavında dereceyle girmiştir.

Şimdi yazdığı kitap, söylediği sözler bugüne kadar hiçbir takibata da konu olmamıştır, hakkında hiçbir dava da açılmamıştır. Dolayısıyla, arkadaşımın fikir özgürlüğünü, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan bir insan olarak bu görevi  yapmasında hiçbir sakınca da görmüyorum.

Bundan dolayı ne arkadaşlarımızın memuriyetlerine engel bir suçunun olmasından dolayı ne de bu arkadaşlarımızın böyle bir yazı yazmasından dolayı bir suç işlediği, yani, burada görev yapmasına engel olan bir durumunun olduğunu düşünmüyorum.

Şimdi yeri geldiği için bir şey soracağım, belki de bunun muhatabı sayın Kılıçdaroğlu olsun. Evet veya hayır noktasında bir şeydir. Buradan da ben yaptığım bir şeyi anlatmak istiyorum size. Değerli dostumuz Sayın Kılıçdaroğlu, eğer bir görevli, Mecliste çalışan bir insan 1991 tarihinde illegal silahlı çetenin seyir efradı olmaktan dava açılmışsa, Dev-Genç isimli örgüte üye olmak, örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak suçundan hakkında dava açılmışsa, yasadışı Dev-Genç üyesi olmak, örgüt adına izinsiz gösteri düzenlemek vesaireden, 1988 yılında anayasal düzeni yıkmak amacıyla  kurulan silahlı çeteden, 1988’de bir başka suçtan, 1990’da Mücadele Dergisi bürosunda yakalandığından, 1990’da 2911 sayılı Kanuna muhalefetten, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin bilmem ne kararıyla şöyle bir ceza verilmekten, filan, filan, filan diye birisi olsa Mecliste, siz bunun çalışmasını uygun görür müsünüz? Çok fazla düşünmeyin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Peki.

Bir ikincisi…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Şöyle yalnız…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Yok, hayır…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – İki şey, evet veya hayır...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ama bakın…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Oo…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bakın,iki şey var…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – İki şey söyleyin, ben, yani, bu konuları bir şekilde…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Şimdi, bakın, yasal engel olmayabilir; ama, bunun yönetici konumuna getirilmesi doğru olmaz.de şerhiniz var, anladım, çok teşekkür ederim.

O zaman başka şeyler de sorayım size. Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 98/55 vesaire kararıyla –gazetecilerin çok hoşuna gidecektir de, bazı yerleri yuvarlayayım- terör örgütüne üye olmak, molotof kokteyli atmak eylemleri sebebiyle birisi çalışsa, buna ne buyurursunuz?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ceza almış mı, almamış mı Sayın Başkan?

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Peki, anladım. O zaman siz şöyle bir cevap bekliyorsunuz…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Eve Dönüş filmini izlediniz mi? Bugünlerde çok gündemde de…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Sağ olun… Sayın Baykal gitti, ilgimi çekti, ben de ilk fırsatta gideceğim. Eve dönenlerden birisi de benim çünkü.

Sayın Başkan şunu söyleyeceğim: Mecliste görev yapan milletvekillerinin danışman ve sekreterleriyle ilgili bize güvenlik soruşturması sonuçları geldiğinde, biz atamasını yaptıklarımızı iptal ediyoruz. Yönetmelik bize böyle bir görev vermiş. Ben bazılarını iptal ettim; ama, arkası geldi. Sonra, bir tane çok enteresan bir olayla karşılaştım. 1980 öncesinde büyük bir örgütün içerisinde eylemleri sebebiyle birisi dokuz sene sekiz ay mahkûm olmuş. Sonra çıkan aflar sebebiyle de yatmış çıkmış, yatmış çıkmış, en sonunda da kamu haklarından memmuiyetini de kaldırmış, bir kurumda çalışmaya başlamış. O kurumda çalışırken de bir sayın milletvekilimiz onu kendisine danışman olarak istemiş. Şimdi önüme yazı geldi, yani, bunun da Meclisle ilişkisinin kesilmesine dair. Ben düşündüm, bunda bir gariplik var dedim. Niçin; çünkü, siz bu düşüncenizle bir insanı doğuştan suçlu kabul ediyorsunuz, bir. İkincisi, her zaman suç işleyecek diye potansiyel güçlü gözüyle bakıyorsunuz. Üçüncüsü, daha büyük bir ahmaklık, bu zaten başka bir kurumda çalışıyor. Başka kurumda çalışırken eyvallah diyeceksiniz de, Meclise geldiği zaman mı yasaklayacaksınız; hayır. Çağırdım Hukuk Müşavirini, talimat verdim, daha evvel iptal ettiklerimizi de getirin, onlar da Mecliste çalışacaklar dedim. Ben, özgürlüklerden yanayım. Bir insan ömrü boyunca suç işlemez, bir insan ömrü boyunca suçu takip etmez. Ben doğuştan suçlu teorisine inanan biri insan değilim. O yüzden, benimle birlikte şu anda çalışanlar memuriyete mâni hiçbir suçu ve kaydı olmayanlardır; ama, şöyle yazı yazmış, böyle fikrini söylemiş, ben onların elini öperim, ben onlara saygı duyarım. Ben, düşünen insanı severim. Ben, okuyan insanı severim. Ben, yazan insanı severim ve diğerlerini.

Polemik olsun diye söylemiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız bir ifade buyurdular.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, polemik yapabilme şansımız var mı? Başkan müsaade edecek mi?

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Hayır, siz yeteri kadar ve fazlasıyla zaten benimle polemik yaptınız.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hayır, çok farklı…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Şimdi, ben düşüncelerimi ifade ediyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Bakınız, Sayın Cumhurbaşkanımız…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) –Şu bölüm arasında iki bağlantı yok, yani, eğer, onları söyleyebilmek için söylediyseniz…

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu…

TÜRKİYE BÜYÜK MECLİS BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Yani, vururken vuracaksınız da, sonra ben bir şey söyleyince, başka şey… Olmaz!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – O zaman, polemik yapabilme şansımız olacak Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Başkan…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yani, ben, hâlâ o düşüncelerin arkasındayım… O insanları devletin en üst makamlarına getirmek…

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, lütfen…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Başka… Sayın Kumkumoğlu, yani, sizin 4 yıldan beri burada sürdürdüğünüz bu üslubun, sizi nereye kadar takip edeceğini merak ediyorum. 

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben haksızlık yapılan her yere kadar…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız, buyurmuşlar ki: Laik olmak adam olmaktır. Bunu bazı arkadaşlarımız yüksek sesle söylüyorlar. Bunun kaynağı Atatürk’se ve söylemişse buna bir diyeceğimiz olamaz. Ama, hafızanızı tazeleyin, eskiden başka bir söz daha vardı. Solcu olmak adam olmaktır gibi. Başka şeyleri buna ilave edebilirsiniz. O zaman şuna geleceğim: Demek ki adam olmanın birden fazla yolları da var. Dolayısıyla, biz laiklikle ne zaman tanıştık, biliyor musunuz; 1937’de. 1921 Anayasa’sında yoktu, 24 Anayasa’sında da yoktu. 37’den beri var, var olması gerekir, laiklik ,değiştirilemez bir ilke olarak kalması gerekir. Ama, lafın başını, sonunu bilmeden bunu bir slogan haline getirip söylerseniz, kapsamı veyahut da uygulamaları konusunda söyleyecek başka şeyler bulamazsanız, bunlar çok fazla bir anlam ifade etmeyebilir.

Şimdi, ben, Sarıbaş’ın konuşmasıyla ilgili veya buna mümasil başka sorularla ilgili birkaç düşüncemi ifade ettim. Şimdi, burada, birden fazla personel çalıştı, yani, statü itibariyle. Özellikle 4/C’li personelimizin durumlarıyla ilgili arkadaşlarımızın düşüncelerini aldım. 4/C’li personelimizle bu kadar yakından ilgilendiğiniz için önce hepinize teşekkür ediyorum; bu personel, çünkü, hepimizin personeli, Mecliste çalışıyor ve Meclisin faaliyetlerine iştirak ediyor. Ama, bazı şeyleri, herhalde, yeterince incelemeden konuşuyoruz. Bakınız, bu 4/C dediğimiz şey, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun içinde vardır. 657 sayılı Kanun’un 4/C’yle ilgili hükümlerini değiştirmediğiniz sürece bu devam edecektir. Hatırlayacaksınız, Plan Bütçeden geçti, kanunlaştı, herhalde, iki sene falan da oldu, özelleştirmeden dolayı işsiz kalanlar 4/C’li olarak millî eğitim müdürlüklerinde, sağlık müdürlüklerinde değerlendiriliyor. Onlara bir de bir barem getirdiler. İlkokul mezunu olursa şu kadar para alacak, ortaokul mezunu olursa şu kadar, lise mezunu olursa bu kadar. Bu rakamların en kabadayısı bildiğim kadarıyla üniversiteler için 750 milyon falandır. Yani, ben rakam olarak söylüyorum, sanıyorum, 700-750 milyon lira arasındadır. Bizde eskiden geçici işçi sıfatıyla çalışan arkadaşlarımız 2003 yılından itibaren 4/C statüsünde çalışmaya başladılar. 4/C statüsü ne demek? Senede on iki aydan aşağıya çalışan insanlar demek ve bu insanlar, yani, memur statüsünde değil, sürekli görev yapan kamu görevlisi statüsünde de değil. Nerede çalışacak bunlar? Bakım onarımda, temizlikte, bahçe, kafeterya, lokanta, ulaştırma, matbaa, çay ocakları ve büro hizmetleri için ihtiyaç duyulan her yerde. On iki aydan aşağı dediği için Kanun, biz bunu Başkanlık Divanı kararıyla on bir ay olarak belirledik ve dedik ki, hiçbir ay maaş almadan bu arkadaşlarımız mağdur olmasınlar, hesaplarını, kitaplarını da ona göre yapıyorlar, bir ayı ikiye bölelim, en azından bir ayı iki on beş gün şeklinde kendilerine ücret ödeyelim dedik ve bundan dolayı kendileri de çok memnun oldular. O bir ay çalışmadıkları süreyi de, yine, çalıştıkları birimin özelliğine göre kendileri tayin ediyorlar. Yani, diyelim ki, çay ocağında çalışıyorsa, ağustos, eylülde burada milletvekillerimiz yok, onlar o ay çalışmamış oluyorlar, diyelim ki matbaa da çalışan birisiyse, yasama faaliyetinin olmadığı bir zamana denk getiriyoruz.

Peki, bu arkadaşlarımızın statüleri nedir? Bakınız, bu arkadaşlarımız sağlık merkezi hizmetlerinden, yani, Baştabipliğimizin verdiği hizmetlerden yararlanmaktadır. Ayrıca SSK’lıdırlar, otuz günleri otuz gün olarak SSK Genel Müdürlüğüne bildirilir. Bazı işverenlerin yaptığı gibi on sene çalışıp, on gün bildirenlerden değiliz. Otuz ise otuz, yirmi dokuz ise yirmi dokuz bildiriyoruz. SSK mevzuatı çerçevesinde de, ayrıca, zaten, kendileri sağlık hizmetlerinde tüm hastanelerden faydalanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu personele biz taban olarak 800, tavan olarak da 1 milyar ücret veriyoruz, hatta, 1 milyar 50 milyona bile ulaşıyor bazılarının ücretleri. Yaptığı işin niteliğine göre yüzde 10, yüzde 15 zamlı olarak veriyoruz. Helalı hoş olsun, ben, bu arkadaşların aldığı ücretin özelleştirme mağdurlarından çok daha fazla olduğunu biliyorum. İkinci bir şey daha biliyorum. Geçtiğimiz günlerde Elazığ’dan çok eski bir dostum beni ziyarete geldi. Ne yapıyorsun? İlkokul öğretmeniyim. Kaç yıl oldu öğretmenlikte? Otuz üç yıl oldu dedi. Otuz üç yıl sonunda eline geçen ücret nedir dedim ve ondan sonra da önüme baktım. 937 milyon lira dedi. Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, arkadaşlarımın aldığı ücreti azımsamıyorum; ama, bu sosyal haklarla birlikte, bakım onarımda, temizlikte, çay işlerinde, lokantada, ulaştırmadı ve diğer hizmetlerde çalışacaklarsa, statülerini bilerek buraya geldiklerine göre kendilerine bir haksızlık yapıldığını düşünmüyorum. İkincisi biz Divan kararı aldık, biraz daha iyileştirelim bunları dedik, kadrolu personelimiz gibi yemekten de yararlanıyorlar. Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, bu 4/C’li arkadaşlarımızın kadroya geçmelerini düşünüyorsanız, daha iyi haklar verilmesini düşünüyorsanız, bunu bizim gönlümüz de ister. Eğer, Sayın Başbakanın da ifade ettiği gibi, yani, geçici statüde çalışanlar daimi kadrolara alınacaksa, böyle bir imkân Meclisimiz için de olursa, ben o arkadaşlarla kadrolu olarak çalışmayı elbette isterim. Onlar daha iyi imkânlara kavuşsunlar diye isterim; ama, bakım onarımda çalıştırdığım veya mal saymanlığında hamaliye yaptırdığım bir insanı Kanunlar Kararlarda uzman yapmamı herhalde beklemiyorsunuz. Dolayısıyla, bu arkadaşlarımıza yeterli desteği veriyoruz, bundan sonra da vereceğiz. Ben geldiğimde sayıları 1.100’dü, ben geldikten sonra sayıları 1.030 civarındadır. Bunların 500’e yakını İstanbul’dadır. Taş ustası olarak çalışır, kalemkâr olarak çalışır, lokantalarda çalışır, park bahçede çalışır, 500’e yakını bendedir, onlar da bu bölümlerde çalışır.

Şimdi, laf buraya gelmişken, tasarruf dedin, kadrolaşmayı inkâr ettin, şu oldu, bu oldu… Peki, değerli kardeşim, sen ne yaptın Allah aşkına şunu bana bir rakam olarak söyle deseniz, ben size ne cevap vereceğim, bu cevabımı da ben hazırladım. Çünkü, biliyorsunuz, komisyonunuzdan geçti, şu anda da gündemin 6’ncı sırasında bekleyen bir Kanunumuz var. Teşkilat Kanunumuzu, 5018 Sayılı Kanun’a uydurmak için değiştiriyoruz. Yani, orada, denetim ve deneticiler mekanizmasını kabul ediyoruz ve onun içerisine üç tane daha yeni birim koyuyoruz.

Değerli arkadaşlar, ben bu konuyu sizin önünüze getirirken şunu söylemek istiyorum: İlk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı döneminde ben 170 tane kadronun iptalini bu Kanun’da istedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, Sayın Başkan, toparlayabilirsek.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sağ olun efendim; yani, Kemal Kumkumoğlu gibi sizin sabrınızı zorlamayacağım; ama, lütfederseniz bu sorulara biraz daha cevap vereyim. Çünkü, işin, aşilin topuğu burada.

170 tane kadrosunun iptalini isteyen bir Meclis Başkanı olarak iyi yerde mi tarihe geçeceğim, kötü yerde mi tarihe geçeceğim bilmiyorum; ama, bildiğim bir şey var, doğru yapıyorum. Çünkü, bu 170 tane kadroyu doldurmak benim elimde. Bu 170 tane kadroya istediğim adamı atamak benim elimde ve siz daha garip bir şey duyacaksınız şimdi, 2002’den bu yana, şu an itibariyle 414 tane münhal kadrom var ayrıca; onlara da atama yapmıyorum. Neden yapmıyorum? Bana bunu siz de sordunuz. Hani giderken lokantaya eller birbirine değiyordu. Hani norm kadro çalışması yapacaktınız? İşte, yapıyorum. Hesap veriyorum, tutanaklara geçsin. 2002’de işbaşına geldim. Değerli dostlar 2002’den bu yana, bakınız, şu anda, üç tane Başkan Başmüşaviri kadrosu boştur. Dört tane Başkan Müşaviri kadrosu boştur. Dört tane Genel Sekreterlik Müşaviri kadrosu boştur. Dokuz tane müdür yardımcısı kadrosu boştur. Yirmi beş tane şef kadrosu boştur. Biz aynı zamanda buraya elliden fazla uzman yardımcısı aldık, en sonunda on, on iki tane stenograf yardımcısı alacağız ve diğerleriyle, bugün, benim, 2002’den bu yana dört yüz on dört tane münhal kadrom var. Onlar da nerede; merkezde seksen iki tane, Millî Saraylarda dokuz tane, Yıldız Çini Porsolende, Hereke Halı İpekli Dokumada, vesaire, diğer yerlerde, hepsini topladığımız zaman ortaya çıkan rakam budur.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 19/11/2002’de Mecliste kadrolu personel sayısı 2.165’ti. 20 Ekim 2006 tarihi itibariyle sayı 1.992’dir, fark eksi yüz yetmiş üçtür. Sözleşmeli personel ben geldiğimde elli taneydi. Yani, buna 4/B diyoruz. Başbakanlık, dört yıllık üniversiteyi bitirmişler için, işte, belli bir rakam koyuyor, o rakamın üzerinde veremiyoruz. Ben yetmiş ikiye çıkarmışım, artı yirmi iki fark var, kadrolu da değil, sözleşmelilere ağırlık veriyoruz; çünkü, yeri geldiğinde bu sözleşmelilerin görevlerine son verilebiliyor.

Geçici görevliler olarak ben 2002’de beş yüz seksen altıyla devralmışım, şu anda beş yüz elli dokuzdur, eksi yirmi yedi. Geçici personel ve diğerleriyle, Millî Saraylarda, kadrolu personelde eksi yirmi yedi var, geçici personelde eksi seksen sekiz var, Yıldız Çinide eksi on sekiz, Hereke Halıda eksi yedi var, toplam dört yüz on dörde  giden bir tabloyu size söylemek istiyorum. Şimdi, bütün bunlarla, bizim, kendi içimizde emekli olanların yerine atama yapmamak suretiyle ve Meclis kadrolarını niteliksiz insanlarla değil, burayı bir kariyer mesleği haline getirebilecek, uzman yardımcılarına önem vererek doldurmamız gerekiyor. Yıllardır uzman yardımcılığı sınavı yapılmamıştı, ben iki defa yaptım. KPSS’den en çok puan alan dört misli adayı istedik ve en son yaptığımız adaylardan 100 puandan 98,7’ye düşecek şekilde bunların içerisinden bir seçim yaptık. Bütün bunlarla şunu yapmak istiyoruz: Meclisimize kalite kazandırmaya çalışıyoruz ve personel politikamızı da bu şekilde yürütüyoruz. Bu çizelgelerden sizlere de birer tane takdim edebilirim.

Değerli arkadaşlar, şimdi, soruların cevaplarını kısa kısa size söyleyeyim.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Devlet İstatistik Enstitümüzün Meclisimizle ortaklaşa yaptığı bir anketi soruyor. Evet, biz böyle bir anket yaptık. Soru anketi de elimdedir. Bir kopyasını vereceğim. Hatta, niye hemen vermiyorum, hemen takdim edeyim. Bu, 21-25 Haziran 2005 tarihinde yapıldı. Ancak, bu tarihler Meclisin kapanmasına yakın olduğu, ziyaretçi sayısı çok düştüğü için istenen yeterli ziyaretçi rakamına ulaşamadan Meclis tatile girdi. Biz de bu anketi bilimsel yeterlilik olmadığı için geçerli saymadık. Yenilemek istedik; daha sonra bunu gündemimize alamadık. Şimdi, kendilerine takdim ediyorum. Sorularını da gözden geçirsinler. Doğrusu neden bu kadar merak edildiğini bilemiyorum; ama, Sayın Kılıçdaroğlu dikkatli bir insandır, herhalde gördüğü zaman anlayacaktır.

Meclis televizyonu bugünkü tartışmaları vermiyor dedi Sayın Kumkumoğlu.  Basın Yayın Müdürümden not geldi, biz görüntüleri veriyoruz. Söz buraya gelmişken, yine Başkan olarak yaptığım bir şeyi söyleyeyim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bunu alamayan arkadaşlar bana söyledi.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tamam. İsteyenler hemen gelsin, kendilerine takdim edilecek.

Arkadaşlar, Meclis televizyonu yönetimi bizdedir. Biz bir yayın kurulu oluşturuyoruz, o yayın kurulu buna karar veriyor. Ben göreve geldiğim zaman Meclis televizyonu siyasi parti gruplarının toplantılarını parti grubunun gücüne göre veriyorlardı. İktidar partisine yirmi dakika, muhalefet partisine on dakika. Grup başkan vekilleri basın toplantısı yaparsa üç dakika veriyorlardı, diğerleri hiç verilmiyordu. Kendiliğimden yaptım; iyi mi yaptım, kötü mü yaptım?.. Benden sonra gelecek Meclis başkanına bazı tavsiyelerim olacak. Çünkü, özgürlükler suiistimal edildiği zaman, başka sonuçlar alabiliyoruz. Ben dedim ki, hayır… Bir siyasi parti grubu kendisini ifade ve temsil etmek için tek fırsattır. Bugün AK Parti İktidarda. AK Parti Grup Toplantısında Sayın Başbakanın konuşmasını NTV’de verir, CNN’de verir, TRT 2’de verir. Başbakan konuşuyor, daha önemlidir sayabilirler. Peki, Muhalefet Partisi Liderinin konuşmasını bu televizyonlar vermezse, halk onları nereden dinleyecek? Ali Dinçer’e sorun, Yılmaz Ateş arkadaşımıza sorun. İmzayı bastım. Bütün grup toplantıları A demesinden Z demesine kadar canlı yayınla verilecek ve orada özürlüler için, ayrıca, sağır ve dilsizler için birisini koyacağız. Arkadaşlar, bugün, AK Parti Grup Toplantısı 45 dakikadır, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Toplantılarının en kısası iki saattir. Anavatan Partisi Grup Toplantısı da takriben bir saate yakın sürmektedir. Ben bunu son dakikasına kadar vermeye devam ediyorum. Şimdi, bunu yapan bir insan… “Milletvekilleri Kendisini Tanıtıyor” diye programı ben yaptım. Açık oturumları ben yaptım. Temsile mutlaka dikkat ederim. Deneyimli arkadaşlarımızı sık sık çıkarın. Sayın Elekdağ’dan, Sayın Öymen’den daha fazla Meclis televizyonunu kullanan var mıdır veya siz Plan ve Bütçe Komisyonundan bazı arkadaşlarımız, özellikle teknik konularda her zaman kullanabiliyorsunuz. Bunu yapan bir insana, bu görüntüler verilmiyor demek… Size gelen yanlış haber olduğu için söylüyorum, sizi eleştirmek için söylemiyorum. Ama ben Meclis televizyonunu böyle yaptım. Benden sonraki Meclis Başkanına söyleyeceğim üç tane laf var, ne yapar, ne yapmaz onu da bilmiyorum; yeter ki haklar suiistimal edilmesin.

Değerli arkadaşlar, sistemle ilgili tartışmalar var, çoğunluğun azınlığa tahakkümü, başkanlık sistemi, parlamenter demokrasi… Bu tartışmalar hep yapılmıştır. Benden önce de vardır, benden sonra da olacaktır. Türkiye’deki sistem ne başkanlık sistemidir ne parlamenter sistemidir, hepsinin karması bir şeydir. Bunu eleştirmek fikir özgürlüğüne girer. Ben de eleştiririm, siz de eleştirirsiniz. Ama, diğer arkadaşlarımızın söylediği gibi, bunların sorumlusu ben değilim. Bunların sorumlusu anayasa değişiklikleri yaparak bunları gerçekleştirmeyen, eğer buna inanıyorsa, bunu yerine getirmeyen siyasetçilerdir. Ben, Mecliste oy hakkı bile olmayan bir insanım.

Değerli arkadaşlar, çoğunluk sistemi… Sayın Baratlı’nın tartışmalarını bu kapsamda koymuş olayım. Ahmet İnal Bey, Kemal Kumkumoğlu Bey… Evet “uyumlu çalışmalarda gerekli çabaları göstermediniz…”

Değerli arkadaşlarım, İç Tüzük’ümüze bakınız, Meclis Başkanına düşen görev, Danışma Kurulu toplantısının ötesinde, Genel Kurula müdahale etmek değildir. Benim Genel Kurula müdahalem söz konusu değil. Üç partinin grup başkan vekillerinden istediğiniz arkadaşa sorun, bana önerilerle geldikleri zaman, ben orta yolu bulmaya çalışıyorum, onları uzlaştırmaya çalışıyorum. Muvaffak olduğumuz var, olamadığımız var. Ben, katılımcı demokrasiye inanıyorum, ben arkadaşlarımızın kendilerini ifade etmelerine inanıyorum. Ama, bir çekişme içerisine girdiler iktidar ve muhalefet, sonunda grup önerileri geliyor. Aslında Danışma Kurulunda kabul edilse üç saatlik zaman da kazanmış olacağız.

Siz diyorsunuz ki: “Danışma saatleri değişti.” Haklısınız.

Ben de grup başkan vekilliği yaptığım için bu sıkıntıyı bilirim. Bizim yeni İç Tüzük değişikliği taslağımızda haftada dört gün çalışma, pazartesi, salı, çarşamba, perşembedir, yirmi gün tam çalışmadır, 14.00 ile 19.00 arasıdır. Bu İç Tüzük değişikliği teklifimiz de Anayasa Komisyonunda görüşülmeyi beklemektedir.

Değerli arkadaşlarım, gazete haberleriyle ilgili bazı şeyler konuşuluyor. Gazete haberlerine her zaman ihtiyatla yaklaşmamız gerekir diye düşünüyorum. Gazete haberlerinin çoğunun manipülasyon yapabileceğini sizin de takdir etmeniz lazım.

Pek çok arkadaşımızın müşterek olduğu bir konu var. Sanıyorum Sayın Birgen Keleş Hanımefendi de söylediler, başka arkadaşlarımız da. “Personelin eskiden servisleri vardı, bu servisler kalktı, şimdi koymayı düşünüyor musunuz, koymayacaksanız neden?”

Doğru, servisler vardı ve ben kaldırdım. Bizim burada 3.000 personelimiz varsa 1.500 personelimiz de İstanbul’dadır. İstanbul’da bugüne kadar bir gün bile servis olmamıştır. Ben geldiğimde -elli defa söyledim, ama bu elli birincisi olsun, tutanaklara tekrar girsin- şunu tespit ettim: Servis araçlarımız yirmi yıllık. Kasko bile yapmaz hale gelmişler. Çok masraflı. Bakın dedim, bu servis araçlarında her gün kaç kişi gidiyor, kaç kişi geliyor? Hepsinin raporlarını önüme aldım. 88 model araçlar. Benzin yakıyor, on kişi, on beş kişiyle gidiyorlar, geliyorlar. Bazı hatlar biraz daha kalabalık.

Sonra bir başka şey daha yaptım. Ben her gün bu raporların peşindeyim. Sabah 9’da geliyorum Meclise, akşam 9’da gidiyorum. Benden öncekiler günde bir saat veya iki saat bu çalışmayı yaptılar. Ben, şunu tespit ettim: Bu Meclise giren milletvekili araç sayısı nedir, bu milletvekiline ziyaretçi olarak giren araç sayısı nedir, buraya bürokrat olarak giren kişilerin araç sayısı nedir ve personelin araç sayısı nedir?

Önüme getirilen hesap şu: Günde ortalama 1.100 ile 1.250 arasında personel aracı giriş yapıyor. Peki ne kadar personel var Meclisin içerisinde? Bunun bir misline yakın, hatta bir mislinden biraz daha az. O zaman basit olarak şunu düşündüm: Bir arkadaş arabasına öbür arkadaşı da alıp gelse, o zaman herhalde bir ihtiyaç kalmayacak. İstanbul servis görmemiş bugüne kadar, servis istemiyor. Burada servis kalktığı zaman farkına vardılar.

Bir arkadaşımız söyledi “gece nöbete kalanlar zorluk çekiyor” diye.

Hayır, bizim dört tane servis aracımız sabah gelen hizmetlileri, akşam giden nöbetçileri evlerine kadar götürüyor.

Bir yanlış anlama söz konusu. Bu, bir kara delikti, bu kara deliği ben kapattım. Bugün arkadaşlarımız bu ihtiyaçlarını çeşitli şekillerde görüyorlar. Şu anda da Meclis bahçesine giren personel araç sayısı 1.200’den aşağı değildir, hatta, bazı personelimiz eşi başka arabayla, kendisi başka arabayla giriyor. Bu da bir varlık sebebi, kendilerini kutluyorum. Yirmi dört sene avukatlık yaptım, yirmi senesini otobüslerde, dolmuşlarda ve trende geçirdim.

Değerli dostlar, tekrar bu servisleri koymayacağım. Benden sonra gelen koyar mı koymaz mı onu bilmiyorum. Ben, bu Meclisin kara deliklerini kapatmakla mükellefim. Telefon kara delikti kapattım, Isı Merkezi kara delikti kapattım. Her şeyin, yanan elektriğin bile hesabını yaparak bunun üstüne gidiyorum. Her şeyi, güzel olanı yapacağız, ama bize zarar veren işleri de yapmayacağız.

Mesut Özakcan arkadaşımız çok haklı bir konuyu dile getirdi. Bu konuyla ilgili olarak CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz -Bay Ali Topuz diyeyim, çünkü bana o sıfatla hitap ediyor- bir basın toplantısı yaparak ağzına geleni söylemiş. Doğrusu, ben, kendisi özür dilemediği takdirde buna cevap vermeyi düşünmüyorum, ama Mesut Özakcan arkadaşımız, her zaman kendisini saygısıyla, ciddiyetiyle bildiğim bir arkadaşımızdır, dolayısıyla o açıklamamı burada hem tavzih etmek hem de haklı olarak özür dilemek istiyorum. Ben -bana bir soru soruldu “Meclis niçin toplanamadı” diye- orada dedim ki: Öğrendiğim kadarıyla, Meclis Başkan Vekili, Başkanlık Divanı teşekkül etmediği için Meclisi toplayamamış. Haberlerde de on iki, on üç kişinin katıldığı söyleniyor, hatta dökümünü yapmışlar, şu kadarı CHP’den, şu kadarı AK Partiden diye.

Ben, o gün Ankara dışındaydım, hatta yurt dışındaydım, ama bu lafı söylediğim zaman yine Ankara dışında, İstanbul’daydım. Bir gazete haberine dayalı olarak bunu söyledim. Gazete haberini de değerli dostuma vereceğim şimdi. Haa, bu beni affettirir mi? Hayır. Ama, bu yanılgının sebebini size söylemek istiyorum: “Anlatıyor, anlatıyor, işte Hacı Biner, Maliki Ejder Arvas, Sait Yazıcıoğlu, Tuna, Birgen Keleş, Edip Safder Gaydalı, Oya Araslı katıldı. Başkanlık Divanında görevli Başkan Vekili Ali Dinçer ve Kâtip Üye Bayram Özçelik yerini alırken, CHP’li üyenin gelmediği görüldü.”

Bunu arkadaşımıza lütfen bir ulaştırın.

Bu gazete böyle yazdığı için ben bunu söyledim. Haa, siz biraz evvel dediniz ki: “Gazete haberlerine çok itibar etmeyin.”

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Altında imzanız olan…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Hayır, hayır… Biliyorum, biliyorum… Yani, benim bunu söylerken birinci planda gördüğüm şey şudur: Meclis çalışmayı düşünmüşse, yani idarî izin yok da çalışıyorsa perşembe, cuma günü, Meclis de bunu -sadece perşembe çalışacaktı, cuma günü zaten toplanmıyoruz-     aç-kapa yapmayı aklına koymuşsa şık olanı tercih etmeliydi. Şık olan nedir? Gelirler, gündeme geçilmez vesaire veya gündeme geçilir, konuşulacak şeyler konuşulur. Ama, Başkanlık Divanında bile bir eksiğin olması ki, anlaşılıyor ki AK Partili üye eksiktir, bu takdirde, bu, bence daha da affedilmez.

Başkan Vekili arkadaşımız, gelenlerin içerisinden başka bir kâtip üye varsa onu göreve çağırmalı, o da yoksa elbette yapacağı başka bir şey yoktu. Ben, yanlış yaptığım zaman yanlışımı kabul ediyorum, eleştirildiğim zaman eleştiriyi kabul ediyorum, bundan dolayı… Başka zamanlarda da sözlerim ve davranışlarımdan dolayı eğer CHP’li arkadaşlarımı üzmüş ve kurum olarak da CHP’yi rencide etmişsem bundan özür dilemek kadar büyük erdem olmadığına inanıyorum.

Sayın Başkanım, izin verirseniz… Tabii, sizden izin alırken değerli arkadaşlarımdan da izin almış oluyorum veya onlara sormak bile durumunda kalmadım. Bir arkadaşımız, sanıyorum Sayın Baratalı “Büyükşehir Belediyesi buranın asfaltlamasını yapmıştır. Bu, Meclise yakışmıyor” dedi.

Aynı zamanda bu sizin söylediğiniz yerde başka bir levha daha varmış Sayın Baratalı.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Görmedim.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – “Bu spor kompleksi Spor Toto Teşkilatı tarafından onarılmış ve yenilenmiştir” diye.

Ben, biliyorum ki, orada halı sahayı, basketbol ve diğer sahaları da Spor Toto kendi bütçesinden bize yapmıştı. Bunlar asılmalı mı?.. Size katılıyorum, yani Meclisin manevi şahsiyeti içerisinde uygun değil.

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Uygun değil.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Aynen katılıyorum size. Bunun derhal kaldırılmasını da Genel Sekreterimiz başta olmak üzere, sizden talep ediyorum.

Dokunulmazlıklara girmedim, elimde listeler var. Dokunulmazlık konusunda çok şey söyledi. Bir tek şeyi söyleyeceğim: Ben, dokunulmazlık dosyası olan bir sayın milletvekilinin “kaldırın” dediği anda kaldırılması gerektiğine inanıyorum. Bunu, İç Tüzük değişikliği teklifime aldım. “Bu konuda AK Partiyle ters düşüyorsunuz, Başbakan başka türlü söylüyor…” Ben onlara hiç girmiyorum, kendi düşüncemi ifade ediyorum. Kendim de bu sıkıntıyı çekmiş bir insan olarak söylüyorum. Yani, çok basit bir şeydir, başkaları beraat etmiştir, ama onun üstündeki yafta kalıyor. Bırakın yargılansın, beraat etsin ve dönsün. Bunun mutlaka yapılması gerekir. Ama, son tura girdik, artık bundan sonra bu gerçekleşir mi bilmiyorum. Yirmi beş yaş konusunda büyük bir uyum içerisinde hareket eden Meclisin, uyum komisyonu kuramadığı için dokunulmazlığı konuşamamasını ve gerçekleştirememesini bir eksiklik olarak görüyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, milletvekillerimizin özlük haklarının az veya çok olduğu söylendi. Buna girmeyeceğim. Bu, basının arayıp da bulamadığı bir şeydir. Başkalarının ne aldığı, ne yediği, ne içtiği pek kimseyi ilgilendirmez, ama milletvekillerimizin maaşları, hele hele emeklilerin maaşları veya diğerleri… Eğer, bu konuda bir eksiklik veya bu konuda azlık çokluk söz konusu ise, partilerimizin grup başkan vekilleri bir araya geleceklerdir, orada yeni bir kanun değişikliği teklifi hazırlayacaklardır. Yoksa, bizim resen kendi elimizle yapabileceğimiz çok fazla bir şey yok.

En son, Sayın Ergün Dağcıoğlu’nun sorduğu soruyu da önemsiyorum. Çünkü, bu, bazı gazetelerde, yine Meclisi lekelemeye veya Meclisi küçültmeye çalışan bir haber olarak verildi.

Burada şunu da söyleyeyim: Sayın Mesut Özakcan bir anketten bahsediyor. Bu anketleri okuya okuya bizim kafalarımız karıştı Sayın Özakcan. Siz kendinize bakın, siz Meclise bakın ve bunların hiçbirisine kaydi itirazi ile inanmadan, gönlünüzden şunu geçirin: Milletvekili olarak, siyaset kurumu olarak, Meclis olarak bizim itibarımız artmalı mı, artmamalı mı? Hepimiz inanıyorum ki artmalı diyeceğiz. Bunun için üzerimize ne düşüyorsa yapacağız, bunun için üzerimizdeki sorumluluğu bileceğiz, eksiğimiz varsa gidereceğiz.

Ben “silahsızlanma kampanyasını” başlattım. Arkadaşlarımızın bazı olumsuz görüntüleri basına yansıdı. Buna da inanan bir insanım. Her gün maganda kurşunuyla can veren gençlerimiz, insanlarımız var. Geçen sene yasama döneminin başında bunu söyledim.

Şimdi, elimde bir tutanak var, utanıyorum okumaya. Bir milletvekilimizin misafirleri Dikmen kapısından geliyor. Benim polisim -ben polisime güveniyorum ve polisimin arkasındayım- görev yapıyorlar. Onların örselenmesine, aşağılanmasına, onların tu kaka edilmesine de razı değilim. Onlara talimatı ben veriyorum. Üstlerini arayacaklar, silah var mı yok mu diyecekler, araçlarının gözlerine bakacaklar. Eğer aracın gözünde bulundurma veya taşıma ruhsatı varsa o kişiyi aracıyla beraber Parlamentoya sokmayacaklar, dışarı çıkaracaklar. Her gün elime elli tane tutanak geliyor. Ama, en son gelen tutanak şu: “Milletvekilimizin dört tane ziyaretçisi var. İçeriye alınmıyorlar silah taşıdıkları için. Telefon ediyorlar, milletvekilimiz kendisi geliyor Dikmen kapısına ve Dikmen kapısında yaptığı şu: ‘Verin silahları bana.’ Al… Buralarına sokuyor. ‘Gelin lan, benden alın bunu bakalım’ diyor.”

Pes!.. Kendi partisinin grubuna da, kendisine de yazı yazacağım. Yazı yazdığım zaman kim olduğunu öğreneceksiniz.

Kahroluyorum… Kendi yaptığınız kurallara, kendi işlerinize bu kadar bir insanın ters tavır takınması… Dokunulmazlık böyle şeylerde de varsa, yani kahrolsun o dokunulmazlık!..

Milletvekilimize, polis geliyor, ancak böyle durabiliyor. “Sayın milletvekilimiz Yönetmelik böyle. Bu Yönetmelik Güvenlik Koordinasyon Kurulu kararıyla hazırlandı. Bunu ben uygulamak zorundayım.”

“Kes lan!..Ver tabancaları bana.”

Arkadaşlar, günde 5.000 ile 8.000 kişi arasında insan giriyor. Vallahi hamdolsun, Allah nazardan da saklasın, bugüne kadar bizi utandıracak, bizi üzecek bir olay olmadı. Ama, ya olursa?..

Şimdi, bakın, önüme bir not geldi. Sivas’ta elli kişi silah, patlayıcı maddelerle yakalanmış. Evet, bu elli kişinin üzerinden bir tanesinde ziyaretçi giriş kartı çıkmış.

Delisi girer, akıllısı girer, kötü şey düşüneni girer, iyi şey düşüneni girer… Ali Osman Sali’nin kulakları çınlasın, burada yok galiba, olsa yine bir şey söylerdi. Geçen sene hatırlıyorum ben “ne bu üst aramalar falan, bırakın herkes içeri girsin” filan demişti. Elli tanenin bir tanesinde bu çıkmış. Şimdi takip edeceğim, kim bu adam, neyin nesi, nereden girmiş, kiminle görüşmüş, kimin tavsiyesiyle gelmiş?... Bizim ödümüz kopuyor. 400 tane polis, 300 tane Tabur, bütün bunlar güvenliğimizle ilgili. Biz bunlara, hepimiz, bütün itinayı göstermek zorundayız.

Milletvekili çalışma ofisleri söz konusu olmadı. Kitapçıklarımızı okursanız, zaten yaptıklarımızdan fazlasıyla herhalde bilgi sahibi olacaksınız. Daha fazla bu konulara… Yazılı da cevap verme imkânımız da olduğuna göre, artık izin verirseniz geri kalanları da yazılı cevap olarak verelim.

Son bir sözüm: “Baki kalan kubbede hoş bir sedadır.” Siyasetçi olarak hepiniz buralara bileğinizin hakkıyla geldiniz. Eminim ki, önümüzde ki seçimlerde de başarılı olursunuz. Ama, siyasetin o tarafı da vardır, bu tarafı da vardır. Allah hepimize sağlıklı ve mutlu bir hayat nasip etsin. Evlatlarımızla, ailelerimizle, yüzümüzde bir kara leke olmadan, alnımız açık, başımız dik olarak hayatımızı tamamlamayı Allah hepimize nasip etsin.

Hepinize saygılar sunuyorum. Başarılar diliyorum. İncittiğim arkadaşlar varsa da, kendilerinden özür diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Başkana çok teşekkür ediyoruz.

Söz sırası Sayın Sayıştay Başkanımızda.

Buyurun efendim.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Pardon, çok özür dilerim, affederseniz. Ergün Beyin söylediği konuyla ilgili bir cümle söyleyeceğim.

Şimdi, efendim, bizim 3671 sayılı bir kanunumuz var. 3671 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi, milletvekili, eski emekli, bakmakla yükümlü olduklarının sağlık ve tedavi giderlerinin Meclis tarafından karşılanacağını amir. Sayın Dağcıoğlu başarıyla birkaç dönem Meclis Hesaplarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı yaptı. Bu konuyu da çok iyi bilir, ama, herkes tarafından bilinmesi amacıyla sanıyorum ki bu soruyu sordu. Biz bunu yapıyoruz ve biraz önce anlattıklarım da zaten sağlık ve tedavide başarılarımızı söylerken, kayıp kaçakları nasıl önlediğimizi anlattım. En kaliteli sağlık hizmetini alacağız, en ucuza alacağız, kimse bizi aldatamayacak.

Şimdi, Sosyal Güvenlik Kanunu Genel Sağlık Sigortası 1 Ocaktan itibaren yürürlüğe girecek. Bu Kanun kapsamlı bir kanun. Siz çıkardınız, Genel Kurul karar verdi. Bu Kanun’da iptal edilen kanunlar, yürürlükten kaldırılan kanunlar var. Bazıları tek tek sayılmış, bazıları için de genel bir ifade kullanılmış. Tek tek sayılan kanunlar içerisinde 3671 yok. Topluca sayılanlarda da, hukukçularla konuştuk, araştırdık, hayır, bu bizim 3671 sayılı Kanun yürürlükte olduğu için bizi bağlamaz. Maliye Bakanlığıyla görüşmeler yaptık. Bütçe uygulamalarını takip eden arkadaşlarla görüşme yaptık ve biz 3671 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğuna inanıyoruz. Buna inandığımız için sizin önünüze Kanun Teklifimiz gelirken buna da bir ödenek ayırarak geldik. Şüphesiz, bu konuda arkadaşlarımızın bir çekinceleri olsaydı, şu ana kadar anlatırlardı.

Biz şunu da düşünüyoruz: Yani, eğer bunu kullanmaya ihtiyacımız kalmazsa, kullanmayabiliriz. Ama, diyelim ki, bu 1 Ocakta yürürlüğe girecek Kanun yürürlük tarihi ileriye atıldığı zaman doğacak boşluk nasıl karşılanacaktır, bir. Genel Sağlık Sigortasından ödemeler yapılırda, üstünde eksiklik kalırsa bu nereden ödenecektir, iki.

Sayın Dağcıoğlu ve arkadaşlarım, hiçbirinizin endişesi olmasın ki, kılı kırk yararak bu Bütçe Teklifi’ni huzurlarınıza getirdik. Bu imtiyaz değildir, bu bir ayrıcalık değildir, Meclisimiz 80’li yıllardan beri uyguladığı bir Kanun’un yürürlükte olduğunu göstermek için Bütçe Teklifimizi buna göre yaptık.

Tekrar teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, özür diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkan.

Sayıştay Başkanımız, buyurun.

SAYIŞTAY BAŞKANI MEHMET DAMAR – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayıştay Bütçesi üzerinde sayın milletvekillerimizin tabii ki eleştirisi de oldu, bize ışık tutacak sözleri de oldu. Bunlardan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun iki konuda, birincisi, Hazine Müsteşarlığınca iç ve dış borçların hangi alanlarda, nerelerde kullanıldığı hususunda kapsamlı bir inceleme yapıldı mı diye. Türkiye Büyük Millet Meclisinden böyle bir talep gelmedi. Ancak, bununla birlikte, alınan iç ve dış borçların, ekonomik programın uygulanmasında ve projelerin finansmanında kullanılması nedeniyle her yıl Sayıştay tarafından Hazine Müsteşarlığının denetimi sırasında incelenmekte, sonuçları da Hazine işlemleri raporunda yer almaktadır.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyiz Sayın Meclis Başkanımızda buradayken?

Şimdi, Sayın Başkan,1999 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma komisyonu kuruyor. Yapılan borçlanmalara ve alınan kredilerin hangi yatırımlarda kullanıldığının araştırılmasıyla ilgili ve sonuçta şöyle bir tavsiyede bulunuyor: “Bu konuda Sayıştay Başkanlığı bir araştırma yapmalıdır.” diye.

Şimdi, Sayıştay Başkanımız bu talebin kendilerine intikal etmediğini söyledi. Acaba, sizin bilginiz dahilinde olan bir konu mu? Yoksa, burada ilk kez…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Sayıştay Kanunu’nun ek 12’nci maddesini mi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, bir araştırma komisyonunun. Sayıştayın bu konuda bir inceleme yapmasını istiyor geçen dönem kurulan bir araştırma komisyonu. Ama, bu komisyon raporu arşive kaldırılıyor, ama, gereği yapılmıyor anladığım kadarıyla.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – İnceleyeyim izin verirseniz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Lütfederseniz, eğer onu da aktarırsanız…

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI BÜLENT ARINÇ – Hay hay, inceleyelim, cevap verelim.

SAYIŞTAY BAŞKANI MEHMET DAMAR – Sayın Kılıçdaroğlu’nun ikinci sorusu Ali Dibo olayıyla ilgili. Sayıştaya resmi olarak ulaşmış bir ihbar yoktur bu konuda, dolayısıyla, özel bir inceleme ekibi oluşturulmamıştır. Ancak, Hatay ilindeki ilgili kurumlar genel denetim programı çerçevesinde denetlenmiştir. Bu denetim sonuçlarıyla ilgili bilgiyi yazılı olarak vermek istiyoruz.

İkinci soru Sayın Hamzaçebi’nin. Anayasa’nın 160’ncı maddesi buna elveriyor, yani, görevler burada sayılmış. Sadece çerçeve çizilmiş, yani, görev alanı burada belirtilmiş. Bunda bir sorun yok. Ancak, nasıl denetim, yani, 5018’e göre nasıl denetim ve yargı yapılacağı ancak bizim kanunumuzun çıkmasına bağlı. Burada KÖYDES’te olduğu gibi, burada il özel idaresi genel sekreterliklerine kaynak aktarılıyor, ama, bunun, bizim kanunumuz çıkmadığı için, usulü nedir, şekli nedir belli değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Yasa değil midir; Sayıştay merkezî yönetimin hesaplarını denetler diye yürürlüğe girmiştir diyor.

SAYIŞTAY BAŞKANI MEHMET DAMAR – Buna bir itirazımız yok. Zaten biz de onları denetlemeye çalışıyoruz. Yani, kanunumuz olmadığı için, özellikle 1/1/2006’dan itibaren. Konuşma metnimde de belirttim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Görev alanınızda yani?

SAYIŞTAY BAŞKANI MEHMET DAMAR – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sorun yok?

SAYIŞTAY BAŞKANI MEHMET DAMAR – Görev alanımızda, ancak, burada ben şunu söylemiştim…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) –  Uygulama güçlükleri var.

SAYIŞTAY BAŞKANI MEHMET DAMAR – Uygulama güçlükleri var, çünkü, bizim kanunumuz çıkmadı. Bizim kanunumuza göre ikinci bir mevzuat çıkacak. Denetim rehberleri çıkacak, el kitapları çıkacak; buna benzer birçok, denetim şekillerini belirleyen mevzuat türü belgeler, dokümanlar çıkacak. Ona göre, bizim, INTOSAI kriterleri muvacehesince bir denetim yapabilmemiz gerekecek. Onun için dedim denetim boşluğu var, zorlanıyoruz. Yani, acilen çıkmasında yarar var dememin sebebi bu.

Üçüncüsü, Sayın Uzunkaya, Avrupa Birliğinde ve diğer ülkelerde başkan ve üyelerin seçimi nasıldır… Avrupa Birliği ve diğer ülkelerde Sayıştay Başkan ve üyeleri konusunda ortak bir şekil yoktur, değişik. Atama şeklinde var, Meclisin seçtiği var. Özellikle yargı olanlarda, onlar arasında değişik uygulama var. Atam ve seçim şeklinde. Bizdeki, bu eskiden beri bir ayağı Mecliste, Sayıştayda, bir ayağı da bizdeydi. Yani, 90’lı yıllarda falan değil, daha önceden bu şekilde seçim yapılıyordu. Önce Sayıştayda belirleniyordu, ancak, Sayıştay daire başkanı seçimleri aynen Birinci Başkanın seçimi gibi Türkiye Büyük Millet Meclisinde direkt yapılıyordu, ancak, bu belli bir tarihte, işte o 90’lara yakanı yıllarda, hatta daha önce, 80’li yıllarda, doğrudan doğruya seçimi gene Genel Kurula, yani, Sayıştay Genel Kuruluna alındı. Ama, üye seçimi iki ayaklı. Birincisi Sayıştayda, belirleniyor, ön seçim yapılıyor. İkincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılıyor. Yani, bu uygulama uzun yıllardır, 832’den beri böyledir. Öncesi içinde, yanıltmış olmayayım, kesin bir bilgim yok şu anda.

Benim söylemek istediklerim, cevap vermek istediğim kısım bu kadar. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, biz teşekkür ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinde söz sırası.

Buyursunlar efendim.

CUMHURBAŞKANLIĞI GENEL SEKRETERİ KEMAL NEHROZOĞLU – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer komisyon üyeleri; biz de, Cumhurbaşkanlığı bütçesine ilişkin olarak değerli Komisyon üyelerinin ve Komisyon’a katılan değerli milletvekillerimizin değerlendirmelerini, eleştirilerini dikkatle izledik. Her zaman olduğu gibi not aldık. Elbette ki, büyük bir dikkatle bu katkılar değerlendirilecektir. Bu değerlendirmeler içerisinde yanıtlanması gereken bir soru tespit edemedik. O nedenle, bir yanıt vermek durumunda değilim. Bütün Komisyon üyelerimize ve katkı yapan değerli milletvekillerimize, bu katkıları için şahsım adına ve kurumum adına teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Efendim çok teşekkür ederiz.

Efendim, şimdi, Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanımızın sorulara yanıtlarını alalım.

RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU BAŞKANI A. ZAHİD AKMAN – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bize yöneltilen sorular için şükranlarımı arz ederek sözlerime başlamak istiyorum. Gerçekten, bize bu görevleri getiren Yüce Meclisimizin huzurunda faaliyetlerimizi anlatma fırsatını verdiği için bu soruları son derece önemsiyoruz ve burada gündeme getirilen eleştirileri de aziz milletimizin temsilcilerinden gelmesi hasebiyle son derece önemsiyoruz.

Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Uzunkaya, Sayın Özcan ve diğer bazı milletvekillerimiz yayın içerikleri ve yayınlardaki yozlaşmadan bahisle, televizyon yayınları hakkında şikâyetlerini dile getirdiler. Gerçekten bu şikâyetlere katılmamak mümkün değil. Biz göreve geldiğimiz bu on beş aylık dönem içerisinde bunları asgariye indirmek ve yayınların milletimizin beklenti ve istekleri karşılar seviyeye çıkarmak için neler yaptık, kısaca ben bundan söz edeyim. Tahmin ediyorum, önümüzdeki süreçte bu şikâyetlerin daha da asgariye ineceğine inanıyorum.

Biliyorsunuz yayın faaliyetinin üç tarafı var: Bir tarafta izleyiciler, bir tarafta yayıncılar, belki bunların tam orta noktasında da Radyo Televizyon Üst Kurulu. Radyo Televizyon Üst Kurulu olarak göreve geldikten sonra -ki, geçtiğimiz yılda Sayın Kılıçdaroğlu Kanunumuza sahip çıkmamızı ifade etmişlerdi- o dönemden itibaren çok ciddi bir kanun çalışması yaptık. Çalışmayı neredeyse sonuçlandırdık. Bugünlerde tarafların tartışmasına açacağız ve onların görüşlerini, katkılarını aldıktan sonrada Başbakanlığa ve dolayısıyla Meclisimize konu arz edilecek.

Onun ötesinde, Radyo Televizyon Üst Kurulu olarak geçtiğimiz yıllardan çok daha fazla bir eforla, ki, bizim normalde haftada bir toplantı yapmamız bize görev olarak verilmişken, şu anki ortalamamız haftada iki toplantıdır, aldığımız kararlar da, yaklaşık geçtiğimiz yıllarda alınan kararların neredeyse iki katı seviyesindedir. Bu denetim faaliyetimiz ve Radyo Televizyon Üst Kurulu olarak yayıncılarla ilgili yaptığımız çalışmalarda ortaya koyduğumuz eforu göstermek açısından önemli istatistiki bilgiler olduğuna inanıyorum.

Onun ötesinde, tüm uzmanlarımızı eğitimden geçirdik. Ardında, Radyo Televizyon Üst Kurulu olarak özellikle vatandaşlarımızın, izleyicilerimizin bize şikâyetlerini çok daha hızlı, çabuk ve etkili bir şekilde ulaştırmalarını sağlayacak bir sistemi başlattık. Bu şu açıdan çok önemliydi: Radyo televizyon kuruluşlarının yöneticileriyle ne zaman bir araya gelsek, her zaman bize şikâyete konu olan programların çok fazla izlendiğini, kamuoyu tarafından beğenilmese, izlenmese, bu reyting ölçümlerinin çıkmasının mümkün olmadığını hep bize ifade ediyorlardı. Bizlerin de böyle bir yetkisi, görevi olması rağmen, onlara karşı kamuoyunun istek, beklenti, eleştiri ve düşüncelerini onlara ulaştırmamıza vesile olacak bir ölçüm imkânımız yoktu. Doğrusu reyting ölçümleriyle ilgili çalışmaları yoğun bir şekilde devam ettiriyoruz, fakat, yaptığımız bu çalışma, yaklaşık, şu anda günde yetmiş seksen civarında gelen eleştiriler, geçtiğimiz hafta başlattığımız bu çalışmayla günlük bine çıktı. Güzel ülkemizin hemen hemen her şehrinden vatandaşlarımız yayınlarıyla ilgili şikâyetlerini bize ulaştırıyorlar, asistanlar aracılığıyla bunlar tek tek kaydediliyor. Televizyon kanalının ismi, programın ismi, programdaki içerikle ilgili şikâyetler net bir şekilde kayda geçiriliyor, deşifre ediliyor. Bunlar, uzmanlarımız tarafından çeşitli sınıflandırmalara tabi tutulduktan sonra da, yayın ihlali olup olmadığı noktasında değerlendiriliyor.

Bununla birlikte, yine televizyonlarla bir çalışma başlattık. Bu da izleyici temsilciliği çalışması ki, bu şu açıdan çok önemli: Bugüne kadar yayın kuruluşlarına gelen şikâyetler genellikle belirli kesimlerin bilgisinde kalıyordu. Özellikle programı yapanlar ve programda sorumlu olarak bu şikâyetleri çok fazla alamıyorlardı. Şu anda izleyici temsilciliği faaliyetimizle, hem Radyo Televizyon Üst Kuruluna gelen şikâyetler bir muhataba ulaştırılabiliyor hem de yayın kuruluşları kendilerine izleyiciler tarafından getirilen şikâyetleri dikkate alıyorlar. Bu şekilde izleyicilerin istek, beklenti ve şikâyetlerini dikkate alan bir müessese yayın kuruluşlarımızda oluşturuldu. Bu, bugüne kadar yapılamayan öz denetim faaliyetinin devreye sokulması açısından son derece önemli. Bu hem yayın kuruluşlarının kendi iç denetimi yapması anlamına geliyor hem de onların özgürlüklerine fazla müdahale etmeden kamuoyunun beklenti ve isteklerinin dikkate alınacağı bir yayın profilinin çıkmasına katkı sağlıyor.

Akıllı işaretler faaliyetini başlattık. Akıllı işaretler çalışması, izleyicinin yayın öncesinde yayın içeriğiyle ilgili olarak önceden bilgilendirilmesi faaliyeti, ama, ikinci önemli yönü ise özellikle ekran başındaki izleyicinin yaş grubu dikkate alınarak yayın akışlarının planlandığı bir çalışmadır. Yani, bugün, bu çalışma sonucunda, özellikle evlatlarımızın, genç ve küçük çocuklarımızın ekran başında olduğu saatlerde yayın kuruluşları, şiddet içeren ve çocuklarla ilgili mahzurlu içeriği olan programları yayınlayamamaktadırlar. Bu, son derece önemli bir gelişmedir. Onun ötesinde, denetimin daha etkin hale gelmesi için çok ilkel, kısıtlı imkânlarla bir denetim faaliyetimiz vardı, yayınları kayda alıyorduk. Şu anda SKAS diye bir projeyi Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumuyla başlattık. 2007 yılının sonlarına doğru bu faaliyetimiz sonuçlanacak. Ülkemizde 1.500’e yakın yayın yapmakta olan özel radyo ve televizyon kuruluşunun tüm yayınlarını merkezde toplayarak onları arşivleyeceğiz, analiz edeceğiz, değerlendireceğiz ve bu şekilde yalnız ulusal kanallarla ilgili değil, yerel kanallarla, yerel radyolarla ilgili de tüm şikâyetleri asgariye indirecek bir denetim faaliyetinin alt yapısını sonuçlandırmış olacağız.

Yine, geçen sene bütçemize koymuştuk, eleman ihtiyacımızın daha nitelikli hale gelmesi için uzman yardımcılığı kadrosu aldık. Bugünlerde yönetmeliğimiz yayınlanacak. Yayınlandıktan sonra da uzman yardımcılarını alarak bu faaliyetleri yürüteceğiz.

Vatandaşlarla ilgili yönünü anlattım. Radyo Televizyon Üst Kuruluyla ilgili faaliyetleri de anlattım. Yayıncı kuruluşlarla diyalog ve o diyalog sonucunda da birçok yayını daha başlamadan ricayla, anlatarak yayından kaldırma imkânımız oldu. Ama, özellikle kuşak programlarındaki yayınlar, içerikler ve seviye, bizim için de son derece üzücüdür. Kanun çalışmamızdan söz etmiştim. Özellikle daha etkin bir müeyyide sistemi oluşturabilmemiz için kanunumuzda birtakım düzenlemeler yapmaya ihtiyaç vardır. Ben, yüce Meclisimizin bu konudaki duyarlılığına ve her zamanki bize gösterdiği desteği inanarak gündeme geldiğinde bu konunun kesin çözümleneceği inancındayım.

Sayın Gürol Ergin, TRT’nin denetimiyle ilgili bir soruları oldu. TRT’yi denetleyemediğimizi geçen yılki toplantıda da ifade etmiştim. Her vesileyle, Radyo Televizyon Üst Kurulu olarak Türkiye Radyo Televizyon Kurumunu, TRT’yi de denetlememiz gerekiyor. Çünkü, bu konuda ihtisaslaşmış, uzmanlaşmış elemanlarımız var. Biz de bir kamu kuruluşuyuz. Ancak, kanunumuzda da bundan söz ediyoruz, ama, yüce Meclisin takdirindedir. Böyle bir yetki verilirse, memnuniyetle, diğer tüm kanalları denetlediğimiz gibi TRT’yi de denetleyebiliriz.

Sayın Birgen Keleş, Türkçe’yle ilgili hassasiyetlerini dile getirdiler. Yüzde yüz katılıyoruz. Türkçe konusundaki hassasiyetin yayıncılara da her vesileyle iletildiğini bilmenizi isterim ve söylemiştim, bu ayın sonunda, uluslararası, Türkçe’yle ilgili, Ulu Önderin doğumunun 125’inci yılı münasebetiyle bir büyük panel düzenliyoruz. Bu panelde de tüm detaylarıyla ilan edeceğiz. Radyo Televizyon Üst Kurulu olarak ilk defa bir ödül ihdas ettik ve bir tek ödül ihdas ettik. Bu da, Türkçe’yi güzel şekilde kullanan programcılara, yayıncılara ve sunuculara verilecek. Türkçe konusundaki hassasiyetimizin yayıncılar tarafından anlaşılması ve kamuoyuna bir mesaj vermek açısından bu ödülü son derece önemsiyoruz. Onu da huzurlarınızda arz etmek istiyorum.

Frekans kullanım bedeliyle ilgili uygulamalardan söz ettik. Ne kadar bir para tahakkuk etti ve ne toplandı sorusunun cevabını kısaca vermek istiyorum, Sayın Arslan sormuştu bunu. 2006 yılı için 37 milyon YTL tahakkuk etti. Ancak, nisan ayının başından yıl sonuna kadar tahsil yapılabildiği için kıst ücret olarak 21 milyon YTL şu anda kasamızda duruyor. Ancak, onu emanet hesabına aktardık. Arz ettiğim gibi, Danıştay 13. Dairesi bir yürütmeyi durdurma kararı verdi. Şu anda Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kuruluna itirazda bulunduk. Dava sonucunu bekliyoruz.

Yine, Sayın Arslan, çizgi filmlerle ilgili bir endişesini dile getirmişti. Şu anda gerçekten kendisinin de ifade ettiği gibi, bizim de dikkatimizden kaçmayan bir gerçek var. Uluslararası film endüstrisi, çok fazla satış yaptığı için ve bu işin de endüstrisine sahip olduğu için, çok ucuz bir şekilde bu pazarlamayı gerçekleştirebiliyor. Biz, kanunumuza bunu koyduk. Yerli çizgi filmlerle ilgili bir kota getirmeyi planlıyoruz. Hem sektörün ülkemizde gelişmesi için hem değerlerimizin çocuklarımıza kendi anlayacakları dilden, onları sevdirerek onlara ulaşması açısından yerli çizgi üretimi destekleme amacıyla bir kota çalışmamız var. Kanun çalışmamıza bunu koyduk.

Sayın Büyükkaya, TRT Genel Müdürlüğü seçimiyle ilgili bir soru sordular. Yaklaşık on beş aydır, maalesef, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, bu kamu yayıncılığı yapan dev müessesemiz vekâletle götürülüyor. Biz, üç kez seçim yaptık. Sayın Şenol Demiröz’ün istifasından sonra, Devlet Bakanlığının talebi üzerine bir süreç başlattık. Bu süreç sonucunda seçimleri yaptık ve üç ismi bildirdik. Bu üç isimden bir kişi kararname olarak Sayın Cumhurbaşkanımıza gönderildi. Sonra, Sayın Cumhurbaşkanımız, seçimi yapan kurulun oluşumu hakkındaki görüşlerini ifade ederek bu seçimin doğru olmadığını söylediler. Böyle bir yanlışlığın nedeni olarak ifade edilen şahıs istifa etti, yeniden, bir Radyo Televizyon Üst Kurulu üyesi, ana muhalefet kontenjanından geldi. Biz, yeniden bir seçim daha yaptık, yine Başbakanlığa gönderdik, yine kararname gitti. Sayın Cumhurbaşkanımız, gönderilen şahsın kararnamesini imzalamadı, sonra iki üye, üç üye gönderiyoruz biliyorsunuz Başbakanlığa, birisi veto edildi, diğer iki üye istifa edince yeniden bir süreç başlama durum doğdu ve biz bir süreç daha başlattık. Müracaatları aldık, gerekli tasnifleri, değerlendirmeleri yaptıktan sonra Kurulumuzun değerli üyelerinin seçimiyle üç ismi daha Başbakanlığa gönderdik, Başbakanlıkta, şu anda, bizim gönderdiğimiz isimler var. Bir ismin de kararnamesinin hazırlanarak Sayın Cumhurbaşkanımıza gönderildiği bilgisi bizde mevcut. Onu da arz edeyim.

Sayın Kumkumoğlu, internetteki, özellikle çocukları şiddete teşvik eden oyunlar hakkında görüşlerini ifade ettiler. Gerçekten, internet ortamında şiddete kesinlikli müdahale etmek gerekiyor. Biz, medya okur-yazarlığı projemizdeki, yaklaşık 12 milyon ilköğretim okulu öğrencisi…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sadece internet değil, bilgisayar oyunları, cd’ler.

RTÜK BAŞKANI A. ZAHİD AKMAN (Devamla) – Bilgisayar, internet, anladım. Yani, radyo ve televizyon dışındaki diyorsunuz, evet.

Biz, medya okur-yazarlığı projesi çerçevesinde, interneti de bu projenin kapsamına aldık. Bu, biliyorsunuz beş büyük ilimizde projemiz başladı, önümüzdeki yıl tüm ilköğretim okullarında bir yıl, çocuklarımız, medya; medya mesajlarına karşı bilgilendirilecek. İnterneti de bu projenin içine aldık ve çok önemli bir yer verdik; ki, Sayın Kumkumoğlu’nun dikkat çektiği konuların ötesinde, yine, teknolojinin getirdiği imkânlar sayesinde insanlar birçok iyi bilgilere ulaşabildiği gibi, kullanılması sakıncalı, yanlış bilgilere de ulaşma imkânını internetin sağladığı teknolojik imkânlarla mümkün kılabiliyor. Bunun kesinlikle önüne geçilmesi gerekiyor. Biz bir bilinç kazandırmak amacıyla ders başlattık, ancak, bununla ilgili kesinlikle birtakım müdahaleler yapılmalı ve internetin bazı filtrelerden geçirildikten sonra insanımıza sunulması gerektiği konusunu huzurlarınızda ben de ifade etmek istiyorum bir baba olarak. Konu, Adalet Bakanlığı bünyesinde, bilişim suçlarına bir ilişkin bir yasal düzenleme çalışması var, şu anda Adalet Bakanlığı gündeminde. Bu yasa çıktıktan sonra, ancak biz internette gerçekleştirilen televizyon ve radyo yayınlarına müdahale edebiliyoruz Radyo Televizyon Üst Kurulu olarak. Yine, sizin endişeyle ifade ettiğiniz ve dikkat çektiğiniz konularda bir müdahale yetkimiz olamıyor. Bu konu, kesinlikle müdahale bekleyen ve acil müdahale bekleyen önemli bir konudur, bunu da bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Yine Sayın Kumkumoğlu, bu sır dizileri nitelendirilen dizilerle ilgili endişelerini dile getirdiler. Doğrusu, biz de içerik hakkında zaman zaman tereddüde düştük, hatta zaman zaman kabullenmediğimiz içerikler oluyor. Bu konuyla ilgili, Diyanet İşleri Başkanlığına bir görüş sorduk, şu anda o görüşü bekliyoruz. Onun da ötesinde, doğrusu, uzman yardımcısı alınacak, şu anda, bizim Radyo Televizyon Üst Kurulumuzda, ilahiyat fakültesi bir uzmanımız yok. Bütün televizyonlarda, din ve dine ait birtakım programlar olmasına rağmen, bu programların dinî olup olmadığı, en azından İslam dinine uygun olup olmadığı noktasında bir değerlendirme yapabilme yetisi, kabiliyeti olan uzmanlarımız yok. Bunu da dikkate alarak, önümüzdeki dönemde bir kişi belki alma ihtiyacı olabilir.

Sayın Kılıçdaroğlu -son soruyla ilgili müsaade ederseniz görüşlerimi ifade ederek sözlerimi bitireceğim- biliyorsunuz, yeni bir çağrı merkezi açtık, biraz önce de sonuçlarını ifade ettim. Şu ana kadar, televizyonları reyting ölçümlerine karşı, Radyo Televizyon Üst Kurulu olarak, kamuoyunun beklenti, istek ve düşüncelerinin istatistiki bir şekilde ve düzenli şekilde onlara ulaştıracak hiçbir argümanımız, enstrümanımız elimizde yoktu. Biz, doğrusu, 7-80 tane günlük gelen şikâyetleri derleyip yayıncı kuruluşlara verdiğimizde, ifade ettiğim gibi, işte, bir haber bültenini 10 milyon kişi izliyor, bir programı işte 5 milyon kişi izliyor, 25 kişinin şikâyetiyle bunların iyi ya da kötü olduğu kararını vermek doğru değil diyorlardı. Biz, çağrı merkezimizin yetersizliğinin farkında olarak, ülkemizin dört bir tarafındaki vatandaşlarımızın yayın içerikleriyle katkı sağlamasına vesile olacak bir merkez oluşturduk. Sayın Kılıcdaroğlu’nun ifade ettiği ve “Kurumunuzu tanıtmak amacıyla 380 milyar lira harcamışsınız, bu yazık” dediği konu budur. Doğru, çok haklısınız; yani, 380 milyar lira Radyo Televizyon Üst Kurulunun tanıtımı için harcanırsa bu yazıktır, böyle  bir haksızlığa, biz, kesinlikle, ne bendeniz ne herhangi bir Kurul üyemiz müsaade etmez: Ancak, 81 ilimizde bilboardlar asılarak, reklam filmleri radyo reklamları hazırlanarak, 100 binin üzerinde afiş hazırlanarak, el ilanlarıyla, “stiker”larla, toplumumuzun yayınlara karşı demokratik bir şekilde, olumlu ya da olumsuz tepkilerini ortaya koymasını istiyoruz. 81 ilde, afiş, bilboard asılırsa, buralarda afiş astırılırsa, bu, yaklaşık, şu andaki harcamamız, ki tüm faal çalışmamız bitmiştir, 272 milyar olmuştur ve bunun yaklaşık yalnız bir tek 150 milyar lirası, 81 ildeki bilboardlara asılan afişin asılma kirasıdır. Birçok belediye, bu 100 binin üzerindeki afişimizi ücretsiz olarak asmışlardır. Bir de, 272 milyar liralık harcamamızın 70 milyar lirasına yakını da, call center, çağrı merkezini kiraladığımız şirket tarafından, Türk Telekom tarafından sponsorluk desteğiyle desteklenecektir. Ancak, biraz önce de ifade ettim, şu anda, günlük ortalama 1.000’e yakın, Türkiye’mizin her yerinden, Tunceli’nden, Sinop’dan, Edirne’den, Ağrı’dan, Hakkâri’den, Ankara’dan, İstanbul’dan, İzmir’den, Muğla’dan şikâyet gelmektedir. Hem ulusal kanallarımızın yayınlarıyla ilgili hem de yerel yayınlarımın yayınlarıyla ilgili şikâyetler, öneriler gelmektedir. Bunları son derece önemsiyoruz. Yayın kuruluşlarımız da bunları önemsiyor.

Ben, tekrar, başta zatıâliniz olmak üzere, tüm komisyon üyelerine ve değerli milletvekillerimize ve tüm bürokrat arkadaşlarımıza, basın mensuplarımıza saygılarımı arz ederek konuşmamı sonuçlandırmak istiyorum.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz.

Değerli arkadaşlar, görüşmeler tamamlandı.

Görüştüğümüz bütçeler üzerinde fasıllarına geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesini okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN – Bir önerge var okutuyorum:

                                                    Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına

Cetvelde gösterilen değişikliğin aşağıdaki gerekçeyle kabulünü arz ve teklif ederiz.

                   Atlan Karapaşaoğlu                                                                                  Osman Nuri Filiz

                                Bursa                                                                                                       Denizli

Kurum: Türkiye Büyük Millet Meclisi

Eklenen:

Kurumsal                                              02.00.00.02

Fonksiyonel                                          01.11.00

Finansman                                           1

Ekonomik                                              05.3

Önerilen miktar                                    400.000 Yeni Türk Lirası

BAŞKAN – Efendim, Türkiye Büyük Millet Meclisi katılıyor mu bu önergeye?

TBMM GENEL SEKRETERİ RAUF BOZKURT – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Katılıyorsunuz…

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yapılan bu değişiklikle ilgili fonksiyonu tekrar oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(07 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel Toplam okundu)

BAŞKAN – Yekûnda yapılacak değişiklikle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesabı okutuyorum:

(Kesin hesap okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı bütçesini okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(09 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel Toplam okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesabı okutuyorum:

(Kesin hesap okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı bütçesini okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel Toplam okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesabı okutuyorum:

(Kesin hesap okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun bütçesini okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(07 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel Toplam okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetvelini okutuyorum:

 (03 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Toplam okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Toplam olarak kadroları okutuyorum:

(Kadrolar okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesabı okutuyorum:

(Kesin hesap okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetvelini okutuyorum:

(B cetveli okundu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, görüştüğümüz bütçeler kabul edilerek, tutanaklara geçirilmiştir.

Çok teşekkür ederiz hepinize.

Sayın Meclis Başkanımız adına, Genel Sekreterimiz bir şey ifade edecekse, buyursun efendim.

TBMM GENEL SEKRETERİ RAUF BOZKURT - Sayın Başkanım, Komisyonumuzun sayın üyeleri; Sayın Meclis Başkanımız, bütün yapılan eleştirilerin değerlendirileceğini, bunlarla ilgili gerekli çalışmaların yapılacağını ifade ettiler ve sorulan sorulara da cevap verdiler. Ben, Genel Sekreter olarak, size hepinize çok teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Sayıştay Başkanımız, buyurun efendim.

SAYIŞTAY BAŞKANI MEHMET DAMAR – Sayın Başkan, sayın üyeler; bütçemize gösterdiğiniz ilgiden dolayı hepinize teşekkür ediyorum. Ancak, ben, burada hepinizden, özellikle kanunumuzun çıkmasını bir defa daha yineliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz.

Sayın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterimiz, buyurun.

CUMHURBAŞKANLIĞI GENEL SEKRETERİ KEMAL NEHROZOĞLU – Sayın Başkan, biz de, bir kez daha teşekkür ediyoruz, Komisyonunuzun Değerli Başkanlık Divanına ve Komisyonumuzun değerli üyelerine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz.

Sayın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanımız, buyurun.

RTÜK BAŞKANI A. ZAHİD AKMAN – Efendim, ben de, zatıâlinize ve Komisyonun tüm değerli üyelerine şükranlarımı ve teşekkürlerimi arz ediyorum. Herkese kolay gelsin diyorum efendim.

BAŞKAN – Biz de, Başkanlık Divanı adına, bütün üyelerimize ve katılan arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Yarın saat 10.30’da buluşmak üzere.

Kapanma Saati: 19.38