Yazılı ve Sözlü Sorular Araştırma Komisyonları Soruşturma Komisyonları
                                                                      Son Tutanak Tutanak Sorgu Tutanak Metinleri Gizli Oturum Tutanakları
                                                                                                                                            Uluslararası Komisyonlar Dostluk Grupları
                                                                                      Genel Sekreterlik Mevzuat Telefon Rehberi Etik Komisyon Duyurular

2007 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE

KANUNU TASARISI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL

VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU

TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE

KOMİSYONU GÖRÜŞME

TUTANAKLARI

 

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyon)

BAŞKANVEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ : Sabahattin YILDIZ (Muş)

 

------------O----------

03.11.2006

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

- Milli İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı

- Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği

-Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu  Başkanlığı

-Türkiye Bilimsel Teknoloji Araştırma Kurumu Başkanlığ

- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı

-Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü

-Başbakanlık Yükset  Denetleme Kurulu

-Vakiflar Genel Müdürlüğü

-Devlet Personel Başkanlığı

 

S Ö Z  A L A N L A R

 

BİRİNCİ OTURUM

 

3

MEHMET ALİ ŞAHİN DEV. BAK. BŞB.YRD

İstanbul

3-12

MEHMET AKİF HAMZA ÇEBİ (Açıklama)

Trabzon

13

MUSTAFA ÖZYÜREK

Mersin

13-15

ENİS TÜTÜNCÜ

Tekirdağ

15-16

KASIM TÜRKMEN

Ordu

16-18

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN

AnkaRA

18-20

SELAMI YİĞİT

Kars

20

MEHMET MESUT ÖZAKCAN

Aydın

21-22

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU

Muğla

22-23

GUROL ERGİN

Muğla

23-25

BİRGEN KELEŞ

İstanbul

25-27

ALİ KEMAL DEVECİLER

Balıkesir

28-29

MUZAFFER BAŞTOPCU

Kocaeli

29-30

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ

TrAbzon

30-32

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

32-35

MUSA UZUNKAYA

Samsun

35-38

KEMAL KILIÇDAROĞLU

İİstanbul

38-43

BÜLENT BARATALI

İzmir

43-45

CEMAL UYSAL

Ordu

45

MUSTAFA ÜNALDI

Konya

45-46

SORULAR

 

46

MUSTAFA ÖZYÜREK

MERSİN

46-48

ENİS TÜTÜNCU

Tekirdağ

48

ALİ KEMAL DEVECİLER

Balıkesir

48-49

KEMAL KILIÇDAROĞLU

İstanbul

49

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU

İstanbul

49

MUSA UZUNKAYA

Samsun

49-50

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU

Muğla

50

MEHMET ALİ ŞAHİN DEV. BK.VE BŞB. YRD.

İstanbul

50-55

MADDELER

 

55-57

 

 

 

Kapanma Saatı: 19:49

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİRİNCİ OTURUM

3 Kasım 2006 Cuma

Açılma Saati: 13.15

BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar)

BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa)

SÖZCÜ: Sabahattin YILDIZ (Muş)

-----0-----

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli Başbakan Yardımcımız, Başbakanlığımızın değerli temsilcileri, diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri; hepinizi Başkanlık Divanı adına saygıyla selamlıyorum.

Gündemimizde, Başbakanlık bünyesinde, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Devlet Personel Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

Bütçelerle ilgili sunuşunu yapmak üzere, Sayın Şahin’e söz vermek istiyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) -  Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Plan Bütçe Komisyonumuzun saygıdeğer Başkanı, Komisyonumuzun değerli üyeleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

2007 yılı bütçe görüşmeleri maratonu başladı. Başta Komisyon Başkanımıza ve Komisyonumuzun değerli üyelerine bu zor çalışma maratonunda başarılar dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Biraz önce Sayın Başkanımızın da ifade ettiği gibi, bugün Başbakanlığımız ve bağlı kuruluşları dahil, toplam 10 ayrı önemli kuruluşumuzun bütçesini hep birlikte görüşeceğiz. Ben, bütçelerini bugün burada müzakere edeceğimiz tüm kuruluşlarımızın bütçeleriyle ilgili, sizlere çok detaylı bilgiler vermeyi arzu ederim. Ancak, inanıyorum ki, benim konuşmam için ayrılan süre sınırlı. Biraz sonra, sizlere, özellikle Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarla ilgili yapacağım konuşma metnini dağıtacağım veya arkadaşlarımız dağıttılar. Onu, Sayın Başkanım ve Komisyonun değerli üyeleri uygun görürlerse, özet halinde sizlere takdim etmek istiyorum.

Ayrıca, benim bakanlığıma bağlı iki yatırımcı genel müdürlük var. Biri Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğeri de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü. Her iki genel müdürlüğün bütçeleriyle ilgili, ayrıca, Başbakanlıkla ilgili sunumumdan sonra, belki biraz daha teferruatlı ve detaylı sizlere bilgi arz etmeye gayret edeceğim.

Değerli Başkanım ve Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri; Başbakanlık ana hizmet, yardımcı, danışma ve denetim birimi olmak üzere, toplam 23 birimle hizmet vermektedir. Başbakanlığımızın bütçesi, geçtiğimiz yılla kıyasladığımızda, yüzde 17’lik bir artış öngörmektedir.

Ayrıca, Başbakanlık merkez teşkilatının 2007 yılı bütçesi, sizlere dağıtmış olduğum konuşma metninde de görüleceği gibi, yüzde 73 oranında bir artışa tekabül etmektedir.

Şu hemen sorulabilir: Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarla ilgili 2007 bütçesi, bir önceki yıla göre, yüzde 17 artarken, Başbakanlığın merkez teşkilatının kendi bütçesi neden yüzde 73 oranında artıyor? Hemen izin verirseniz cevap vermek istiyorum. Bunun iki nedeni var. Bir tanesi, Başbakanlık bütçesine, yurt dışı göreve gönderilen kuvvetlerimizin giderlerini karşılamak üzere, ilave bir ödenek konmuş olması, ayrıca, 2006 yılında kurulan Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı için de bir ödeneğin tahsis edilmiş olmasıdır.

Başbakanlık merkez teşkilatında ve bağlı kuruluşlarda 2006 yılında neler yapıldı, 2007 yılında neler yapılması amaçlanıyor? Bu konuyla da ilgili size özet bilgiler aktarmak istiyorum.

Başbakanlık görevleri arasında yer alan devlet arşivleri hizmetleri kapsamında, Doğu Anadolu’da Ermenilerce gerçekleştirilen katliamları, akabinde devletin güvenlik sebebiyle gerçekleştirdiği tehciri ve muhtelif Ermeni isyanlarını anlatan kaynaklar araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Ermeni sorununu gündemde tutan dış kaynakların Ermenileri Osmanlı devleti aleyhine kışkırtmasına ilişkin faaliyetleri kanıtlayan, Osmanlı belgelerinde Ermeni-Fransız ilişkileri, Osmanlı belgelerinde Ermeni-İngiliz ilişkileri,  Osmanlı belgelerinde Ermeni-Rus ilişkileri adlı eserler yayınlanmıştır. Bu serinin devamı olarak hazırlanan Osmanlı belgerinde Ermeni-ABD ilişkilerinin yayım hazırlıkları da devam etmektedir. Söz konusu yayınlar ve hizmetler son dönemde yeniden gündeme getirilen asılsız Ermeni iddialarına karşı bilimsel cevap niteliğini taşımaktadır.

Sayın Başkan, Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri; hükûmetimiz vatandaş odaklı yönetim yaklaşımını düstur edinmiştir. Bilgi Edinme Hakkı Kanununun yayımlanmasını müteakip, Alo 150-Başbakanlık İletişim Merkezi, yani, doğrudan Başbakanlık uygulaması -kısa adı BİMER- 2006 yılı başında hayata geçirildi. BİMER, bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanılması yoluyla, sekiz ayda 190 000 civarında evrakın kurumlar arasında hareketini sağlamıştır. Kamu idareleri arasında iletişimi gerçekleştiren söz konusu sistem, vatandaşın sesini ülkenin en ücra köşesinden Ankara’ya duyurma işlevini görmektedir. Bu yöndeki hizmet ve faaliyetler öncelikli olarak geliştirilecektir.

Sayın Başkanım, 5508 sayılı Kanunla, biraz önce de ifade etmiştim, Başbakanlık bünyesinde, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü tesis edilmiştir. Söz konusu birim, Başbakanlığın iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadeleyi ilgilendiren konularda inceleme, araştırma ve toplantılar gerçekleştirmek, sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilan edilen anlarda ve bölgelerde, bu duruma esas olan konularda bilgileri derlemek ve değerlendirmek ana işlevlerini yerine getirecektir.

Sayın Başkanım, Komisyonumuzun değerli üyeleri; kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın desteklenmesi amacıyla bürokrasi kırtasiyeciliğinin azaltılması Başbakanlık olarak önceliklerimizden biridir. Bu çerçevede, 2006 yılında neler yaptık? Kara sınır kapılarında sunulan hizmetlerin basitleştirilmesi, yabancıların çalışma izinlerinin verilmesinde uygulanan sürecin hızlandırılması, Avrupa Birliği ortak değerlendirme çerçevesi modelinin Başbakanlıkta uygulanması, trafik tescil ve sürücü belgesi işlemlerinin basitleştirilmesi, Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünce, üniversite öğrencilerine burs ve kredi verilmesiyle yurt başvurusu işlemlerinde bürokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılması, Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinde değişiklik, işletmeler üzerinde mevzuattan kaynaklanan idarî yüklerin azaltılması, çalışma ve projeleri 2006 yılında gerçekleştirildi.

Diğer yandan, daha etkin çalışan bir devlet idaresinin geliştirilmesi amacıyla, kamu idarelerinin 2005 yılında yürüttüğü 307 proje değerlendirildi, başarılı bulunanlar ödüllendirildi, en iyi örnek çalışmalar bir kitapta toplanarak kamuoyuna açıklandı. Bunlar, 2006 yılında özellikle bürokrasinin ve kırtasiyeciliğin azaltılmasıyla ilgili yapılan çalışmalardan örneklerdi.

2007 yılındaysa, vatandaşların kamu kurum ve kuruluşlarına yapacakları başvuru sırasında kullanacakları belgelerin standart form haline getirilmesi ve İnternet ortamında kullanımına sunulması; vatandaş memnuniyeti anketi uygulamasının tüm kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlaştırılması, kurum çalışmalarının anket sonuçlarına göre değerlendirilmesi; belediye hizmetlerinde bürokratik engellerin kaldırılması; gereksiz bilgi, belge, karar ve evrak sayısının azaltılması; bilgi toplumu stratejisi gereğince, kamu yönetimi hizmet envanterinin hazırlanması; inşaat ve iskân ruhsatlarının verilmesi sürecinin incelenerek iyileştirme alanlarının tespit edilmesi; kurumlar arası bilgi paylaşımının yaygınlaştırılmasına yönelik alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi; valiliklerde ve kaymakamlıklarda tek başvuru noktasının kurulması ve ayrıca, özel sağlık kurumlarının ruhsatlandırılmasındaki bürokratik engellerin kaldırılması, 2007 yılı için Başbakanlığımızın hedefleri arasındadır.

Sayın Başkanım, insan hakları ihlali iddialarına ilişkin Başbakanlığa ve il ve ilçe insan hakları kurullarına bireysel başvurular artık, yapılabilmektedir. 2006 yılının ilk yedi aylık döneminde, 778 vatandaşımız 1 085 hak kategorisinde başvuruda bulunmuştur.

Değerli Başkan ve Komisyon üyesi arkadaşlarım; 2006 yılı yoğun icraatımızın mevzuat alanında yansımasını bulduğu bir yıl olmuştur. 1 253 adet kararname sonuçlandırılmış, 91 adet kanun tasarısı da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sevk edilmiştir.

Ayrıca, 2006 yılında, kanunların, tüzüklerin ve Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmeliklerin incelenmesi ve güncelliği kalmayanların yürürlükten kaldırılması projesi gerçekleştirilmiştir. 39 adet yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, 118 adet kanunun kaldırılmasıyla ilgili kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve 46 adet tüzüğün yürürlükten kaldırılmasıyla ilgili işlemlerde de son aşamaya gelinmiştir. 6 500 adet uluslararası anlaşma ve sözleşmeye ait fihrist oluşturulmuş ve mevzuat bilgi sisteminde kullanılmaya hazır hale getirilmiştir. Bu, Başbakanlığımızın beklenen, aruz edilen ve olmaması gerçekten sıkıntı yaratan bir hizmetti. Bunu da gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu içerisindeyiz.

Ayrıca, bu meyanda, Resmî Gazete arşivinin -dikkatinizi çekiyorum- İnternet kullanımına açılması projesi kapsamında, 7 Ekim 1920 yılından itibaren -dikkatinizi çekiyorum- 1920 yılından itibaren yayımlanmış tüm Resmî Gazeteler filme alınacak, İnternet’te hizmete sunulacaktır. Yani, 1920 yılından itibaren herhangi bir Resmî Gazetede bir araştırma yapmak isteyen kişi İnternet’e girdiğinde, o Resmî Gazeteye ulaşma imkânına sahip olacaktır.

Sayın Başkanım, Başbakanlık merkez teşkilatı hakkında verdiğim bu bilgilerden sonra, bağlı kuruluşlara ilişkin açıklamalara, izin verirseniz, gelmek istiyorum. Hatırlanacağı gibi, geçtiğimiz yıl bu konuda bağlı kuruluşlarla ilgili değerli Komisyonumuza ve üyelerine bilgi arz edememiştim. Sanıyorum, Muhalefet Partisine mensup arkadaşlarımız, keşke diğer

burada bütçeleri konuşulan kuruluşlarla ilgili de Başbakanlık bütçe sunumu içerisinde kısa bilgiler verseydiniz veya bunu bir kitapçıkta toplasaydınız çok iyi olurdu diye öneri gelmişti. Ben bunu son derece haklı bulmuştum. Bu yıl mümkün olduğunca bunu gerçekleştirmeye çalıştık. Konuşma kitapçığımın içerisinde, işte, Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, Millî İstihbarat Teşkilatı gibi, biraz sonra kısaca değineceğim bağlı kuruluşlarımızın bütçeleriyle ilgili de kısa bilgiler var. İnanıyorum ki, gerek konuşmanızda gerek sorular faslında, bu kuruluşlarımızın bütçeleriyle ilgili veya faaliyetleriyle ilgili sorularınız olacaktır. Bu soruları, ben veya o kurumlarımızın burada üst düzey yöneticileri var, yetkilileri var, onlar değerli sorularınızı da sormaya her zaman hazırdırlar, bunu da ifade etmek istiyorum.

Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı -ki, biraz önce bahsetmiştim- Hükûmetimizin yatırımları artırma genel politika ve amacının bir göstergesi olarak, 2006 yılında, doğrudan Sayın Başbakana bağlı olarak kurulmuştur. 2007 bütçesinde ajansa 30 milyon Yeni Türk Lirası ödenek ayrıldı.

Ajansın kuruluş maksadı, değerli arkadaşlarım, Türkiye’de yatırımların artırılması amacıyla ülkedeki yatırım ortamının ve yatırım imkânlarının yatırımcılara tanıtılmasıdır. Ajans, hızlı karar alabilen, hızla hizmet sunabilen, değişen koşullara uyum sağlayabilen, özel sektör yaklaşımıyla çalışan esnek bir yapıda teşkil edilmiştir. Bu amaçla, idari ve malî özerkliğe sahip, Başbakanlıkla ilgili bir kamu tüzel kişiliği olarak oluşturulmuştur. Ajansa ihtiyaç fazlası istihdamı engellemek üzere, toplam çalışan sayısı 30 kişiyle sınırlandırılmıştır. Dikkatinizi çekmek istiyorum: Ajansa ihtiyaç fazlası istihdamı engellemek için toplam çalışan sayısı 30 kişiyle sınırlandırılmıştır, istismar edilmesin, sadece görevini en iyi şekilde yapsın düşüncesiyle. Destek hizmetlerinde çalışacak personelin toplam çalışan sayısının yüzde 20’sinden fazla olmaması ayrıca öngörülmüştür. Ayrıca, Devlet Personelden de sorumlu olmam dolayısıyla bu son iki cümleyi özellikle altını çizerek ifade etme ihtiyacını duydum.

Millî İstihbarat Teşkilatımızın 2006 yılı bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 20 civarında artış öngörüyor.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğimizin bütçesi, yüzde 11,6 gibi, bir önceki yılla kıyasladığımızda bir artış öngörüyor.

Bu arada, TÜBİTAK’la ilgili de, izin verirseniz, faaliyetleri hakkında kısa bilgi arz etmek istiyorum.

Sayın Başkanım, konuşmaya başlarken ne kadar bir sürem olduğu konusunda bana bir uyarıda bulunmamıştınız.

BAŞKAN – Sizin bağlı birimler çok fazla. Normalde, Bakanlıklara yarım saat veriyoruz ama siz biraz daha…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ben, dikkat ederseniz, efendim, özet halinde takdim ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bizim süremiz 10 dakika Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Vallahi, onu ben bilemem. Yani, onu siz takdir edeceksiniz. Ben sizin misafirinizim efendim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Muhtasar ve müfit bir konuşma olsun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bir saniye…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Muhtasar ve müfit... Hem kısa olacak hem verimli olacak.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Müfit benim arkadaşım da, ne anlama geldiğini bilmiyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Verimli, faydalı demek.

BAŞKAN  - Faydalı diyor.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, bu TÜBİTAK yönetiminin, âdeta, mahkeme kararıyla yok sayılması biçiminde bir karar var. İsterseniz, böyle bir kurul var mı yok mu? Yoksa, sizin açınızdan durumu izah edin de sonra… Yani, yönetimi olmayan bir kurulsa şayet…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Kumkumoğlu, ben, şimdi, izin verin, sunumumu yapayım. İnanıyorum ki, çok değerli fikirlerinizden geneli üzerinde yapılan görüşmeler esnasında yararlanacağız. Sizin çok değerli sorularınız olacak. Ben, bildiğim kadarıyla, eğer bilemezsem TÜBİTAK yetkilileri buradadır, Başkan Vekili ve diğer arkadaşlar, onlar değerli sorularınıza cevap verecektir.

Ben, vakti tasarruflu kullanmak için, izin verirseniz sunumumu yapayım. Daha sonra, bu konuyla ilgili, mutlaka, sorularınız olacak, onları cevaplandırmaya çalışırız.

Sayın Başkanım, TÜBİTAK, ülkemizde bilgi ve teknolojinin yerleştirilmesi, geliştirilmesi ve benimsenmesi bakımından çok önemli bir kuruluşumuz. Hükûmetimizin araştırmaya, yeniliğe, bilim ve teknolojiye verdiği önemin önemli bir göstergesi bu alana ayırmaya devam ettiğimiz tarihî kaynaklardır. Dünyayla rekabet ederek, etkileşerek, iş birliği yaparak, bununla birlikte, kendi hedef ve gücümüze yönelik olarak bilimi, teknolojiyi, yeniliği desteklemek hepimizin görevi. Bu alana ayrılan kaynak geleceğimizin de güvencesi.

TÜBİTAK 2006 yılı bütçe ödeneği 965 milyon 158 bin YTL, 2007 yılı ödeneği ise 938 milyon 335 bin YTL. Dikkatiniz çekmiştir, azalma var. Azalış nedeni, Avrupa Birliği çerçeve programları için TÜBİTAK tarafından Avrupa Birliği'ne ödenmekte olan ulusal katkı payının, diğer aday ülkelerin de olduğu gibi, 7. Çerçeve Programı’nda teşvik amacıyla düşük öngörülmesinden kaynaklanıyor.

TÜBİTAK, kurumsal gelişimiyle, performansıyla ve geliştirdiği ilişkilerle atılım içindedir. TÜBİTAK bu sene de önemli görevler yerine getirmiş, geleceğimize katkı yapacak yeni iş, sistem ve başarının altına imza atmıştır.

Ayrıca, TÜBİTAK, 2005-2010 yıllarını kapsayan Ulusal Bilim ve Teknoloji Stratejisi Programını onaylamış ve uygulamaya başlamıştır.

Ayrıca, senelerden beri toplanamayan ve Başbakanın başkanlığında en üst bilim ve teknoloji, politika mercii olan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, artık, yılda iki kez olmak üzere, düzenli olarak toplanabilmektedir.

Avrupa Birliği'ne üyelik sürecimizin önemli alanlarından birisi de, hepinizin yakinen bildiği gibi, araştırma alanıdır. Bilim ve araştırmanın entegrasyonun araçlarından biri olduğunu takdirlerinize sunuyorum. Avrupa Birliği’yle üyelik müzakerelerinde ilk kapatılan fasıl bilim ve araştırma faslı olmuştur.

2006 yılında yürütülen faaliyetlerin 2007 yılında da ulusal bilim ve teknoloji politikalarının hayata geçirilmesini sağlayacak şekilde etkinliğinin ve yaygınlığının artırılarak sürdürülmesi TÜBİTAK’ın hedefleri arasındadır.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, Türkiye Bilimler Akademisinin ki, Türkiye’de tüm bilim alanlarındaki araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırmacılığı özendirmek ve bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırmak gibi görevi var, gençleri bilim ve araştırma alanında yönetmek ve yönlendirmek gibi görevi var, Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırmacıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak gibi görevi var, bilim ve araştırma standartlarının uluslararası düzeye çıkarılmasına yardımcı olmak gibi görevi var. Bu kurumumuzun bütçesi de, yüzde 35,2 -bir önceki yılla kıyasladığımızda-

 artış öngörmektedir. Artış gerekçesi ise, İstanbul’daki Süleymaniye Külliyesi’nde yer alan Rabi Medresesinin restore edilerek bir bölümünün bilim tarihi ve kültür merkezi ile akademi kitaplığı haline dönüştürülmesi ile yeni hizmet binasına taşınan kurumun işletme ve kira giderlerinden kaynaklanmaktadır. Bu konuya da kısaca temas etme ihtiyacını duydum.

Değerli arkadaşlarım, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun 2007 bütçesi, bir önceki yılla kıyasladığımızda, yüzde 10,9 gibi bir artış öngörmektedir. Bilim, tarih ve kültür temellerine dayanan geniş kapsamlı çalışmalar Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesinde yürütülmektedir bilindiği gibi. 2007 yılında, Kurumumuz, 38’nci Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi düzenleyecektir. Atatürk Araştırma Merkezi ise Atatürk Kongresi düzenleyecektir. 2007’yle ilgili bütçesinden bahsederken, 2007’de yapacaklarını da, bir iki cümleyle, zaman darlığı nedeniyle ifade etme imkânı buldum.

Değerli Başkanım, saygıdeğer üyeler; Yüksek Denetleme Kurulunun 2006 yılı bütçesi de bir önceki yılla kıyasladığımızda 12,1 oranında bir artış öngörmektedir. Yüksek Denetleme Kurulu 2006 yılında 2005 yılı faaliyetine ilişkin 130 kurum ve kuruluşun ve iktisadî, malî, idari ve hukuki ve teknik yönden yıllık denetimini yapmış, aynı zamanda aciliyet kesp eden veya özel inceleme gerektiren konularda beş özel inceleme raporu ve ivedi durum raporu hazırlamıştır.

Değerli arkadaşlarım, Devlet Personel Başkanlığının 2007 bütçesi, bir önceki yılla kıyasladığımızda, yüzde 16,41 oranında bir artış öngörmektedir.

Hükûmetimiz, kamu görevlilerinin işe alınmasında ve görev içerisinde yükselmesinde uygulanmakta olan merkezî sınav sistemi ve görevde yükselme uygulamasını büyük bir titizlikle uygulamaktadır. Biraz önce de ifade etmiştim. Devlet Personelden de sorumlu bir arkadaşınız olarak, kamuya eleman alımında mutlaka kayırmacılığı, torpili ortadan kaldırmak için 1999 yılında Sayın Ecevit’in isabetle başlatmış olduğu merkezî sistemle kamuya personel alımı uygulamasını biz de büyük bir titizlikle yürütüyoruz. Aslında, bir Başbakanlık yönetmeliği böyle bir sistemi getirmiştir. Yeni hazırladığımız ve Başbakanlığa da sunduğumuz yeni Devlet Memurları Kanun Tasarısı’nda, biz, bunu, yani bu zorunluluğu kanun hükmü haline getirmek istiyoruz. Yani, yönetmelik her zaman değişebilir ama kanun haline getirirseniz merkezî sistemle personel alımını, bunun değiştirilmesi tabiî Parlamentonun takdirine bağlı olur. O bakımdan, Devlet Personel Başkanlığımız bu konuda son derece duyarlı hareket etmektedir.

Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarında her statüde çalışmakta olan personele ilişkin sayısal veriler hususunda kamu kuruluşları arasında bir istikrarsızlık olduğu gözlemlenmektedir. Ne kadar personel var kamu kuruluşlarında diye sorduğumuzda, Devlet Personel Başkanlığı, bir çırpıda, noktasına, virgülüne kadar bu sorunun cevabını veremiyor, kurumlardan bunları istemek durumunda. Şimdi, PER-NET adını verdiğimiz bir proje başlattık. Bu proje, sanıyorum, 2007 yılı sonunda faaliyet geçmiş olacak ve Devlet Personel Başkanlığı, devlet kademelerinde çalışan tüm personelimizle ilgili her türlü veriyi bir çırpıda verebilecek noktaya gelecektir. Hatta, herhangi bir personelimizin ne zaman işe girdiği, nasıl terfi ettiği, hangi noktada bulunduğu konusunda İnternete girildiğinde bir kamu kuruluşunda, onları bulmak mümkün hale gelecektir. Bana göre, son derece yararlı bir çalışmadır. Bu konudaki tüm teknolojik aletler alınmıştır, satın alındı Devlet Malzeme Ofisi kanalıyla. Bunlar da yerleştirildi. Bunun tanıtımını da kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte yapmıştık, ben de hazır bulunmuştum. Çalışmalar da büyük bir titizlikle yürüyor. Bunun çok önemli bir hizmet olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, Devlet Personel Başkanlığı, devlet memurlarının yetiştirilmesi ve eğitilmesi, liyakat ve kariyer ilkesi çerçevesinde yükseltilmeleri amacıyla 2006 yılı içerisinde kamu kurum ve kuruluşlarının yaklaşık 5 bin personeline hizmet içi eğitim vermiştir. 2007 yılı içerisinde de yaklaşık 9 bin personele hizmet içi eğitim vermeyi planlamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, yeni kamu malî yönetim yaklaşımımızın geliştirilmesi yönünde önemli bir aşama olarak gördüğümüz 2007 Malî Yılı Bütçesi ile kamu yönetiminde, kamu harcama yönetiminde, bütçe sürecinde kaydettiğimiz gelişmelerin ülke kalkınması düzleminde de devam etmesi amaçlanmaktadır. Sadece gelişme ve kalkınma değil, bunun sürdürülebilirliğinin de sağlanması gerektiği bilincini her zaman korumaktayız.

2007 Malî Yılı Başbakanlık Bütçesi görüşmelerinde gösterdiğiniz ve göstereceğiniz ilgi nedeniyle şimdiden Sayın Başbakanıma ve Komisyonumuzun değerli üyelerine teşekkürlerimi sunuyorum. Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarla ilgili 2007 yılı bütçesi bağlamında sizlerle paylaşmayı düşündüğüm bilgilerim bundan ibaretti. Özet halinde sizlere takdim etme imkânı buldum.

Şimdi, izin verirseniz, Bakanlığıma bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçesiyle ilgili de sizlerle bazı hususları paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, sosyal bünyemizde daima birleştirici ve kaynaştırıcı bir rol oynayan vakıflar, toplum yararı, yurdun imarı ve tabiatın korunması gibi yüce gayeleri her zaman ön planda tutmuştur. Uzun ve itibarlı bir geçmişe sahip olan vakıflar, Türk kültürüne, ekonomisine ve sosyal yaşantısına çok yönlü hizmetleriyle, devlete destek olma yönünde öncü olmuştur. Türk düşünce ve hayat tarzının oluşturduğu vakıflar, çağdaş kültür ve medeniyete, özveri, yardımlaşma, dayanışma, ırk, dil, din, mezhep ve görüş ayrılıkları olmaksızın birlikte yaşama, acıyı ve tatlıyı birlikte paylaşma gibi insanlığın ve insanca yaşamanın vazgeçilmez kriterlerini kazandırmıştır. Vakıflar, tarihimizin derinliklerinden gelen ve atalarımızla aramızdaki en sağlıklı köprüleri oluşturan kurumlarımızın başında gelmektedir.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; günümüzde 41.720 adet mazbut, 297 adet mülhak, 4.450 adet yeni ve 161 adet cemaat ve esnafa mahsus vakfın iş ve işlemleri ecdat yadigârı 18.500 adet tarihî eserin bakımı, onarımı ve yaşatılması ile vakıfların vakfiye amaçlarını gerçekleştirme faaliyetlerinin denetimi Başbakanlığa bağlı özel bütçeli bir kuruluş olan Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz sene de, bütçesiyle ilgili burada bir bilgi verirken farklı bir yaklaşımda bulunmuştum. Hatırlatmak için, izin verirseniz, yine aynı sözleri tekrar etmek istiyorum.

2006 yılı bütçesi burada görüşülürken, öz kaynaklarıyla faaliyetlerini yürüten Vakıflar Genel Müdürlüğünün şu anda genel bütçeden hiçbir yardım almadığını, destek almadığını ifade etmiştim. O nedenle, bütçesinin -2006 yılı için konuşuyorum- elde edebileceğimiz gelirlere uygun şekilde Bütçe Kanunu’nda yer almasını öngörmüştüm. Siz de, eksik olmayın, bize destek vermiştiniz. Biz, doğrusu… Yusuf, ne kadar önermiştim Maliye Bakanlığına?

VAKIFLAR GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT – 600 efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – 600 mü önermiştik?

VAKIFLAR GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT – Evet.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Evet, 600 önermiştik, çünkü, yani, öz kaynaklarımızın 600 milyon Yeni Türk Lirası, yani, eski para cinsinden 600 trilyon dolarlık bir bütçe önerdik. Ancak, Maliye Bakanlığımız bunu 393.585 olarak öngördü. Ben, gerek Maliye Bakanımızla gerekse Sayın Şener’le bu durumu görüştüm. Tabiî, bütçe tekniği açısından belki böyle bir değerlendirmede bulunuldu. Ama, ben kendilerine şunu söyledim: Biz genel bütçeden, sizden herhangi bir para istemiyoruz. Vakıflar Genel Müdürlüğü, imkânlarını kullanarak, 2003 yılında bütçesi 40 trilyonken bunu 2006 yılında 10 misli artırarak 400 trilyona çıkarmayı başarmış ve 2007 yılında da bunu 600’e çıkarmayı öngörüyorsa buna destek verilmesi gerekir.

VAKIFLAR GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT – 800 garanti efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – “800 garanti” diyor Genel Müdürümüz.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Bakanım, herhâlde, IMF’ye yatırımları göstermemek için…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Efendim, benim muhatabım IMF filan değil, benim muhatabım sizlersiniz.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Hayır, Maliye Bakanı ondan tırpanladı herhâlde.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Evet, şimdi, tamam, siz de bize destek vereceksiniz. Bunları onun için söylüyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Biz size destek veririz de arkadaşlarınız verir mi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Verir, arkadaşlarımız da verirler.

Şimdi, Vakıflar Gene Müdürlüğü var olan potansiyelini ve imkânlarını en iyi şekilde kullanarak, başka yerlerden, yani genel bütçeden para almaksızın eğer bir imkân sağlıyorsa ve 18.500 tane vakıf eserinin sadece 2 bine yakınını şu anda restore edebilmişsek, onarabilmişsek, daha geriye ayağı yukarı 16 bin 500-17 bin tane vakıf eseri el atmayı bekliyorken, tabiî ki, bize, en azından, bu vakıf eserlerini onarma bakımından destek olunması gerekir diye düşünüyorum. O nedenle, belki önerilerimiz olacaktır, önergelerimiz olacaktır. Bütçesiyle ilgili, o nedenle, şimdi fazla bir şey söylemiyorum ama Bütçe Kanun Tasarısı’nda 2007 yılı bütçesinin 393 milyon 585 bin YTL olarak öngörüldüğünü ifade edeyim. Ama, biz, daha fazla öz kaynakla gelir elde etmeyi planlıyoruz. Buna uygun bir bütçe Plan Bütçe Komisyonumuzdan kabul edilerek Genel Kurula inerse, inanıyorum ki, ben, vakıf eserlerine hep birlikte daha fazla sahip çıkma imkânı elde ederiz.

Ve üstelik, elde ettiğimiz bu bütçenin, biz, en az yarısını yatırımlar için kullanabiliyoruz. Şunu iftiharla söyleyebilirim: Şu anda Türkiye’de bütçesinin en az yarısını yatırımlar için kullanabilen başka bir kurum da yoktur. Hatta, yarıdan fazladır. O nedenle, böylesine başarılı hizmetler yapan Vakıflar Genel Müdürlüğümüze ve onun değerli personeline yardımcı olunacağından eminim.

Değerli arkadaşlarım, vakfiyeler gereği ihtiyaç duyulan yerlerde imaret açmak ve bu imaretlerde fakir ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlarımıza aş vermek Vakıflar Genel Müdürlüğünün asli görevleri arasındadır. Kuşkusuz ki, hükümetlerin ve devletin amacı, gayesi daha fazla fakire ve yoksula yardım götürmek, onlara sıcak yemek sunmak değildir, aslında, bu tür insanlarımızın hiç kalmayacağı bir toplum düzeni meydana getirmektir. Ancak, maalesef, Türkiye’de yardıma muhtaç insanlarımız da var. Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakfiyelerindeki şartları yerine getirme adına aşevleri de açmaktadır. Bunun sayısında son yıllarda ciddî bir artış olmuştur. Bu konuşma kitapçığımız sizlere dağıtıldı, burada var. Sadece şunu söyleyeyim: 2002 yılında 57 iken aşevi sayımız, 2006’da bu sayı sanıyorum 94’e çıktı ve ulaşılacak insan sayısı, yani, yardım alınacak insan sayısı 82 bine çıktı. 2007’de de 100 bin kişi hedeflemekteyiz.

Ayrıca, yeni bir hizmet daha başlattık. Vakıflar Genel Müdürlüğü sosyal hizmet alanına bir yenisini daha ekledi. 2006 yılında ilköğretim ve ortaöğretimde okuyan şehit, dul, yetim ve tabiî afetlerden zarar gören ailelerin öğrencilerine burs vermeye başladık. Böyle bir hizmet de sunmaya başladık. 2006 yılında 3 bin olarak belirledik burs verilecek öğrenci sayısını, 2007’de de bunu 5 bine çıkarmayı hedefliyoruz. Ayrıca, malumlarınızdır…

VAKIFLAR GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT – 50 milyon veriyoruz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – 50 milyon veriyormuşuz. Yani, ilköğretim ve ortaöğretimdeki çocuklarımıza. Bunların da şehit, dul, yetim ve tabiî afetlerden zarar gören ailelerin çocukları olması aranıyor.

Bezm-i Âlem Vakıf Gureba Hastanesi daha önce on yıllığına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına tahsis edilmişti. 5283 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesi gereğince de Vakıflar Genel Müdürlüğüne yeniden devredildi. Hastane, Genel Müdürlüğümüzce, vakfiye şartlarına uygun, çağdaş bir anlayışla fakir hastalara hizmet vermeye devam etmektedir. Tabiî, bu hizmetini daha çağdaş anlamda yapabilmesiyle ilgili de, Genel Müdürlüğümüzün, tabiî, yeni devraldığı için, hastane üzerinde birtakım çalışmalar yapması gerekir. Sayın Beyazıt da bu konuda son derece duyarlı davranmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetim ve denetiminde, biraz önce ifade ettim, 18.500 adet korunması gerekli eski eser bulunmaktadır. 2002 yılından önceki dört yıl içerisinde bir baktık ne kadar vakıf eseri onarılmış? 46 tane toplam. Ama, bu dönemde, yani, üç yıllık dönemde 1.111 onardığımız vakıf eserinin açılışını toptan yapmak durumunda kaldık, her birini gidip açmak için zaman yoktu. Yedi bölgeye bağlanarak Adana’da yaptık.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Divriği Ulu Camii de dahil mi buna?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kültür Bakanlığıyla ilgili orası.

Ayrıca, 2006 yılında 1.500 eserin onarımını tamamlamaya çalışıyoruz. 2007 yılında da 710 eserin onarımını planladık. Tabiî, demin söylediğim gibi, bütçe imkânları artarsa, biz, daha fazla vakıf eserini onarma imkânına da sahip olacağız.

Değerli arkadaşlar, Vakıflar Genel Müdürlüğü için taşınmazların sayısının hâlihazır durumunu bilmek, sağlıklı bir envantere sahip olmak çok önemlidir takdir edersiniz. Aslında, göreve geldiğimde “ne kadar bizim tarihî vakıf eserimiz var” dediğimde bana 9.500 civarında bir rakam verilmişti ama aslında, bunun 1 misli, 18.500 civarında olduğu… Hatta, şimdi soruyorum, hayır daha tespit edemediğimiz, Vakıflar Genel Müdürlüğünün denetimi içerisine almamız gereken, yıkılmaya yüz tutmuş veya bir kısmı yıkılmış, ayakta daha başka vakıf eserlerinin de olduğunu söylüyorlar. Yani, bu 18.500’ü de aşacak.

Bu zamana kadar tabiî ki çalışılmış. Ben, daha önceki yönetimleri eleştirmek için bunu söylemiyorum. Ama, gerçekten, tam bir vakıf medeniyeti üzerindeyiz. O nedenle, ecdadımız, her yere, vakıflar yoluyla birçok eser bırakmış. Bunların kimisi yıkılmış, kimisi bakımsız hale gelmiş, işgal edilmiş. Bunlara sahip çıkma noktasında ciddî bir çalışma yapıyorlar. Şimdi, tüm tapular taranarak, coğrafî bilgi sistemi dediğimiz bir projenin şu anda çalışmaları yürütülüyor. Fotoğraflar, hâlihazır haritalar, imar planları ve kadastral haritaları çıkarılıyor ve bunlar tamamlandı. Veri güncelleme ve kontrol işlemleri de büyük bir hızla devam etmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait gayrimenkuller yıllarca atıl durumda bırakıldı. Son dört yılda yapılan çalışmalarla 50 adet gayrimenkul yap-işlet-devret modeli, 38 adet tarihî eser restore et-işlet-devret modeli ve 146 adet gayrimenkul kat karşılığı modeliyle değerlendirildi. Bunlar için 490 milyon YTL’lik yatırım gerçekleşti. Kurum bütçesinden, bir kuruş harcama yapılmadı, çünkü, yap-işlet-devret, restore et-işlet, kat karşılığı olduğu için ve buralardan biz, yüzlerce daire, işyeri aldı. Şimdi bunların kiralarıyla artıyor işte bu şeyler.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bu yap-işlet-devret süresini artırmayı biz önermiştik hatırlarsanız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Evet, yirmi dokuz  olmuştu, şimdi aşağıda görüşülmekte olan tasarıda kırk dokuz olarak getirdik.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Daha önce on yıl getirmiştiniz siz, yirmi dokuz yıla çıkarın demiştik.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Biliyorum. O zaman kimse talip olmuyordu Akif Bey. Haklısınız. O zaman, şimdi adam 5 yılda bir yeri restore edecek, bir beş yıl da orayı çalıştırırsa yaptığı masrafı karşılayamıyordu. O nedenle, çok isabetle önerdiniz. Biz de zaten düşünüyorduk. Yirmi dokuz yıla çıktı gerçekten. Bu yap-işlet-devrette sayının artması, tabiî ki, bu yirmi dokuza yıla çıktıktan sonra büyük bir hızla çoğalmış oldu.

Değerli arkadaşlarım, 4916 sayılı Kanun kapsamında yer alan ve üzerinde toplu yapılaşma bulunan işgalli vakıf taşınmazlarının hazine mülkiyetindeki taşınmazlarla trampa işlemleri büyük bir hızla devam ediyor, tamamlanmak üzere; başka İstanbul olmak üzere, Antalya olmak üzere.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün mevcudiyet sahibi olan ve yıllarca bugünkü dile çevrilemeyen, çeşitli arşivlerde dağınık ve bakımsız bir şekilde bulunan vakfiye, hüccet, berat, ilam, şahsiyet kaydı gibi belgelerin derlenerek bilgisayar ortamına aktarılması; Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Dönemi kültür ve medeniyetine ait bilgi ve belgelerin İnternet ortamında Türk ve dünya kamuoyuyla paylaşılmasını içeren Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi (kısa adı “VAYS”tır) Projesinin çalışmaları büyük bir hızla yürüyor. Yani, ne kadar belge varsa sağda solda, depolarda bir taraflara atılmış… Ama, bunlar tarihî belgeler. Şimdi, bunların hepsi derleniyor, toparlanıyor, filmlere alınıyor, bunlar bilgisayar ortamına yüklenecek. Ayrıca, tabiî, bunların altına bugünkü Türkçe’yle ne anlama geldiği, burada ne yazılı olduğu ifade edilecek. Yani, merak eden herkes, araştırmacılar, bilgisayara girdiklerinde bu belgelere ulaşma imkânına sahip olacaklar. Bunlar binlerce, milyonlarca ama bir tarafa atılmış. Bunlar tarihî eserler, bize emanet. Bunlarla ilgili de, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, gerçekten ciddî bir projeyi şu anda gerçekleştirmek üzere. O bakımdan, Sayın Genel Müdüre ve Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün değerli personeline teşekkür ediyorum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü paha biçilmez taşınır eski eserlere sahip. Ancak, müzecilik faaliyeti yıllar boyu ihmal edilmiş. Bu nedenle, vakıf eserlerimizin daha iyi korunması ve teşhirleri için, vakıf eserlerinin yoğun olduğu İstanbul, Ankara, Edirne, Bursa, Konya, Sivas, Kayseri, Kastamonu, Gaziantep, Erzurum, Antalya illerimizde vakıf eserler müzelerinin açılma çalışmaları devam ediyor. 2007 yılında bu müzelerin açılışlarını inşallah gerçekleştireceğiz.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan komisyon çalışmaları sonucunda yeni Vakıflar Kanunu Tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildi. Plan Bütçe Komisyonunda görüşüldü ve şu anda Genel Kurulda…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Burada görüşülmedi.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Affedersiniz. Çok özür dilerim, özür dilerim… Adalet Komisyonunda görüşüldü. Önce buraya havale edilmiş idi. Sanıyorum, buranın yoğunluğu nedeniyle daha sonra bize Adalet Komisyonundan bir davet geldi, oraya gittik.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Hiç mazeret olamaz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Neyse, onun içine girmeyelim. Adalet Komisyonunda da alt komisyon kuruldu, üst komisyonda hukukçu arkadaşlarımız, özellikle Cumhuriyet Halk Partisine mensup arkadaşlarımız komisyonda çok ciddî katkılar sağladılar, çok ciddî katkılar sağladılar, biz kendilerinden büyük ölçüde yararlandık ve şu anda Genel Kurulda çalışmaları devam ediyor. Tabiî, orada bu görüşmeler yapıldığı için, bu tasarı neler getiriyor, hangi amaçla hazırlandı, bunlarla ilgili, zaman darlığı nedeniyle sizlere bilgi veremiyorum ama sorularınız olursa, tabiî, bu konuda da bilgi veririm. Bu konudaki notlarımı da yanımda getirdim.

Değerli arkadaşlarım, böylece, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2007 Malî Yılı Bütçe Kanun Tasarısı üzerinde bir değerlendirme yapma imkânı buldum. Beni dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2007 Yılı Bütçe Kanun Tasarısının memleketimize, milletimize ve Vakıflar camiasına hayırlar getirmesini diliyorum ve son olarak, şimdi, spora geliyoruz efendim.

Sayın Başkanım, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri; Gençlik Spor Genel Müdürlüğünün 2007 yılı Bütçe Kanun Tasarısıyla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitapçık olarak sizlere dağıtılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, kendine özgü kuralları, dili ve ahlakıyla dinamik bir yapı arz eden spor, günümüzde sosyal hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Spor, sporcu açısından kazanmaya dönük teknik ve fiziki bir çaba, izleyen açısından yarışmaya dayalı estetik bir süreç, uluslar arasından ise bir gelişmişlik göstergesidir.

Toplumlar üzerindeki yapıcı etkisi ve birleştirici özelliğiyle dünyaca kabul görmüş bir paylaşım aracı olan spor, sağlıklı insanlardan oluşan mutlu ve barışçı bir toplum oluşturulmasında en etkin bir yoldur.

Değerli arkadaşlarım, geçmişte geleneksel kültürlerin bir parçası olarak yaşanan spor, günümüzde ulusların birbirlerine olan üstünlüğünü ifade etmekte, spor alanında elde edilen başarılar, ülkelere uluslar arası alanda büyük saygınlık kazandırmaktadır.

Tüm bu evrensel özelliklerin yanı sıra spor, gençlere ulaşabilmenin en kolay ve en etkili yoludur. Aynı zamanda geçlere enerjilerini doğru şekilde kullanma olanağı sunarken, kurallara uymayı, birlik, dayanışma, iş birliği ve paylaşma ilkelerini yerleştirerek, bireyin topluma uyumunu sağlamaktadır. Bu yolla gençler bir yönden başarı için sabır, özveri ve disiplin içinde çalışmanın gerekliliğini, diğer yandan yenilgiyi kabullenmeyi ve kendinden daha iyi olanı takdir edebilmeyi öğrenmekteler.

Değerli arkadaşlar, sporun bunca önemli işlevleri dikkate alındığında, ülkemiz, anayasasında sporla ilgili hükümler bulunan dünyadaki ender ve geleceği parlak ülkelerden biridir. Anayasamızın 58 ve 59’uncu maddelerinde yer alan hükümlerle, sporun kitlelere yayılması teşvik edilmiş, bu konudaki görev devlete verilmiş ve devletimizin adına bu görevi ifa, görev ve sorumluluğu da Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüze tevdi edilmiştir.

Bu görevleri Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz şu anda merkez ve taşra teşkilatında çalışan 6.172 personeliyle vermektedir. 2004 yılında personel sayımız 6.702 idi, 2005’te bu 6.451’e indi, 2006’da da 6.172 kişiyle genel müdürlük faaliyetlerini yürütmektedir.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün özellikle 2003 yılından bu yana yürüttüğü yoğun çalışmalar neticesinde, 2002 yılında 278.047 olan lisanslı sporcu sayısı, 2005  yılında 776.683’e, bugün ise, 1. 099. 438’e ulaştı.

Millî Eğitim Bakanlığınca verilen 435.366, Türkiye Futbol Federasyonunca verilen 195.761 lisanslı sporcu sayıları da dikkate alındığında, şu anda, Türkiye’de lisanslı sporcu sayımız 1. 730. 565’tir. Bu sayının artışında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün üstün çabaları önemli bir yer tutarken, Türk sporunda elde edilen sportif başarılar ve ülkemizde gerçekleşen dev uluslar arası organizasyonlar da, gençlerin spora katılımlarına büyük oranda etki yapmıştır.

Ancak, değerli arkadaşlarım, bu sayı asla Türk spor teşkilatı için yeterli ve geçerli bir hedef değildir. Lisanslı sporcularımızın hızla arttığı ve faal spor katılımının yediden yetmişe sağlandığı bir Türkiye teşkil edilinceye kadar bu gayretimiz hep birlikte devam etmelidir. Sanıyorum nüfusu bizden birkaç milyon daha fazla olan Almanya’da lisanslı sporcu sayısı 30 milyondur. Biz de onun nüfusuna yakınız, ama biraz önce söyledim, işte 1.730.565 lisanslı sporcumuz var. Demek ki, bu konuda ciddi bir açığımız var. Bunu kapatmak ve gerçekten gençlik ve spor alanında faaliyetlerimizi gençlerimize ulaştırmak için daha yoğun çaba sarf etmek durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, Genel Müdürlüğümüz bütçesinden, eğitim öğretim kurumlarıyla spor kulüplerine ayni ve nakdi yardım da bütçe imkanları nispetinde yapılabilmektedir. 2005 yılı sonu itibariyle spor kulübü sayımız 6.842, okul spor kulübü sayısı 401 iken, 2006 yılında spor kulübü sayısı 7.306, okul spor sayısı 587’ye yükseldi. Ülkemizin nüfusu ve genç potansiyeli dikkate alındığında, bu rakamlar da takdir edersiniz ki, son derece yetersizdir. Ama, özellikle ilk öğretimden başlayarak, orta öğretime kadar okullarımızı aktif sporun içine sokmayı başardığımızda, adeta okullarımızı birer spor kulübü olarak örgütleyebildiğimizde, ben lisanslı sporcu sayımızın büyük oranda artacağına hatta ilk öğretimden başlayarak çocuklarımızı kabiliyetlerine nispetinde bir spor dalına yönlendirdiğimizde, başarılı sporcuların sayısının da hızla artacağına yürekten inanıyorum ki, bu doğrultuda çok ciddi gelişmeler var, son derece tablolarla karşılaşmaya başladık.

Değerli arkadaşlar, sporumuzun en büyük eksikliklerinin biri de, antrenör sistemi ve antrenör sayısının yeterli seviyeye çıkarılmamasıdır. Bu konuda Genel Müdürlüğümüz ciddi bir çalışma yapıyor. 2003 yılı itibariyle 20.470 olan antrenör sayımız, 2004’te, 25.544’e, 2005 yılında 28.025’e, 2006 yılında da 31.963’e çıktı. Yani, demek ki, 11 bin daha yeni antrenörü Türk gençlerinin hizmetine sunmuş olduk. Spor teşkilatımız daha çağdaş ve Avrupai bir antrenör eğitim programı ve müfredatını da hazırlayarak hayata geçirmektedir.

Değerli arkadaşlar, dönemimizde daha önce var olan sponsorluk yasasında bir değişiklik yaptık. Türk sporunun önünü açan yasal düzenlemelerin köşe taşlarından biri olarak sponsorluk yasasının kapsamını genişlettik. Sonucunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün yanı sıra federasyonlarımız, spor kulüplerimiz ve sporcularımız hem organizasyon hem de tesis bağlamında bu yasadan faydalanır hale geldi. Arkadaşlar sponsorluk yasasını çıkarmak önemli değil. Bu ne demektir, ne gibi avantajlar sağlar, sponsor olmak isteyen kuruluşlara. Bu konuda bir bilgi eksikliği var. O nedenle, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz önümüzdeki ay 4-5 Aralıkta Birinci Sporda Sponsorluk Kongresi düzenliyor. Yasanın geniş kapsamlı olarak uygulanmaya başlandığı 16 Haziran 2004 tarihinden 15 Ekim 2006 tarihine kadar geçen 27 aylık dönemde, spora ve sporcuya 35.284.653 YTL tutarında kaynak sağlandı. Yani, sponsorluk yasası, spor kulüplerimize, federasyonlarımıza hatta bireysel sporcularımıza 35 milyon YTL civarında bir kaynak oluşturdu ki, bunun yüzde 59’u nakti, yüzde 41’i ayni sponsorluktur. Eğer, biz sponsorlukla ilgili tanıtımı çok ciddi şekilde yaparsak, spor malzemelerinin temininden tutunuz da, spor yapmak isteyen gençlerimiz ve spor isteyen ama imkansızlıkları nedeniyle bu konuda faaliyetleri çok kısıtlı olan kulüplerimiz, inanıyorum ki, sponsorluk yasasından yararlanarak, faaliyetlerini daha çok artırma imkanına sahip olacaklardır. Sponsorluk yasasının kapsamının genişletilmiş olmasının yararlarını büyük ölçüde görmeye başladık.

Değerli arkadaşlarım, gençlik hizmetlerine gelince; gençlerin serbest zamanlarına çeşitli kültürel, sosyal ve sportif faaliyetlerle değerlendirmelerini sağlamak amacıyla, ülke genelinde 129 gençlik merkezi faaliyet göstermektedir. Bu merkezlerde yürütülen etkinliklerle 40 bin gencimiz yararlanmaktadır. Ayrıca, yaz aylarında düzenlenen gençlik kamplarımız vardır. Bu katılımla birlikte biz her yıl 50 bin tane gencimizi, bu gençlik kamplarında eğitime tabi tutma imkanına sahip oluyoruz. Ayrıca, yıl içerisinde 13-17 yaş grubuna dahil olup, maddi imkanı kısıtlı olan, yaşadığı yerden başka bir yeri görme imkanı bulamamış gençlerimiz, ulaşım, yol harçlıkları ve kumanyalarda dahil olmak üzere tüm masrafları Genel Müdürlükçe karşılanmak suretiyle evlerinden alınarak kamp merkezlerine ulaştırılıyor ve kamp bitimine kadar aynı şekilde evlerine teslim ediliyor. Ne ailelerinden ne kendilerinden bir para almıyoruz, özellikle yazın bunu uyguluyoruz. Doğa kampları, yani yaylada, deniz kenarında Genel Müdürlüğümüzün kamplarında özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelmiş olan gençleri bu kamplarda gördüm, onların heyecanını orada yaşadım. Ne kadar mutlu olduklarını tespit ettim. Bu beni de son derece mutlu etti. Evlerinden aldık, tekrar bunları evlerine teslim ettik. Bunlar kendi köylerinden kentlerinden başka bir yeri görmemişlerdi. İzmir’de Çeşme kampında bunu görmüştüm. İnanıyorum ki, bu faaliyetlerimiz bundan sonra da artarak devam edecektir ve devam etmelidir.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, bizim dönemimizde başlayan “Sporla tanış” diye bir projemiz var. Spor yapma imkanı bulamayan veya son derece kısıtlı imkanlar sebebiyle spora başlayamamış çocuk ve gençlerimizi sporun içine çekmek ve spora yöneltmek için gerçekleştirilen bir projemiz, bu yıl da sürdürüldü, geçtiğimiz iki yıl içerisinde sürdürülmüştü. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yirmiüç il ve ilçe merkezlerinde yedi ila onsekiz yaş gruplarında yer alan çocuk ve gençlerimize yönelik olarak hazırlanan projemizin ikinci aşamasında ağustos ayı itibariyle 27.100 sporcu öğrenci, 412 eğitici, 214 kulüp artışı, 104 bin lisanslı sporcu artışı sağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, demin uluslar arası önemli organizasyonlara ev sahipliği yaptığımızı, bunun sporun tanıtımında ve gençlerimizin spora yönelmesinde etkin olduğunu ifade etmiştim. Formula-1 yarışları bilindiği gibi İstanbul Park’ta gerçekleştiriliyor. Orası Vakıflar Genel Müdürlüğünündür, orayı yapan İstanbul Ticaret Odasının büyük ortak olduğu firmaya kiraya verdik, yani Vakıflar Genel Müdürlüğü de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün birlikte hareket ederek oluşturduğu, sanıyorum dünyanın en iyi pistlerinden bir tanesidir ve burada yapılan, uluslar arası otomobil yarışları, dünyada çokça seyredilen ve çokça seyircisi olan ve birçok televizyonunda naklen yayınladığı bir organizasyondur. Bunun Türkiye’nin tanıtımına da ciddi katkı sağladığını biliyoruz. Zaten bunu yaparken amaçlarımızdan bir tanesi de oydu. Yine, aynı piste, iki yıldır motosiklet dünya şampiyonasını organize ediyoruz, o da, dünyada dikkatle izlenen bir organizasyondu.

Ayrıca, değerli arkadaşlar, biz bunların dışında başka uluslar arası organizasyonlara da talip olduk. Örneğin, Birinci Karadeniz Spor Oyunları, Trabzon’da gerçekleşecek. Ne zaman; önümüzdeki yıl, temmuz ayında. Buraya, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü üyesi onbir ülke katılacak, yani önümüzdeki yıl Trabzon uluslar arası ciddi bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. Orada bir hazırlık ve düzenleme kurulu oluşturuldu. Genel Müdürümüz sürekli konuyu takip ediyor. Aslında, bende bu hazırlık düzenleme kurulunun başkanlık görevini yürütüyorum. Orada valimiz, belediye başkanımız, rektörümüz herkes bu organizasyon başarıyla çıkmak için her türlü gayreti gösteriyorlar. Tıpkı, 2005 yılında İzmir’de, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla gerçekleştirdiğimiz, Üniversiyat oyunlarında başarılı olduğumuz gibi, Trabzon’da da Birinci Karadeniz Spor Oyunlarında inşallah başarılı olacağız. Dikkatinizi çekiyorum, her iki belediye de Cumhuriyet Halk Partilidir. Ama, sporda particilik olmaz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan, Mersin’i de alacak mısınız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Mersin’i de alıyoruz. Mersin’de Cumhuriyet Halk Partili, Mersin’i de 2013 Akdeniz Oyunlarına almaya çalışıyoruz.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Bakan, niye ayrıcalık yapıyorsunuz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Bu ayrıcalık sayılmaz… Efendim, talip oldular.

Şimdi, Erzurum’a geliyorum. Erzurum’da AK Partili, tabii orada da, 2011 Kış Üniversite Oyunlarına talibiz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – CHP’yi, 2011 yılından önce belediye başkanlığını alamaz diye düşündünüz herhalde?!..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – 2011’den önceki organizasyonlar sahiplerini buldu. Önümüzdeki yılın ocak ayında Torino’da uluslar arası üniversite sporları federasyonları birliğinin genel kurulunda bu karar verilecek. Tabii başka ülkelerde var talip olarak, ama Türkiye olarak, Erzurum olarak biz de çok iddialıyız. Nitekim, orada kapalı buz pisti alanıyla ilgili projeyi de yatırım programımıza aldık, ödeneğini de ayırdık. Sanıyorum, şu sıralarda da ihale hazırlıkları devam ediyor. Yani, gelenlere, biz bu işte ciddiyiz, işte tesisleri de yapmaya başladık diyoruz.

Değerli arkadaşlar, bazı organizasyonları alıyoruz ve başarılı oluyoruz. Üniversiyat bu iş için çok önemli bir propaganda vesilesi oldu. Üniversiyat nedeniyle uluslar arası federasyonların başkanları İzmir’e geldiler. Orada bizim başarımızı gördüler ve şimdi dünya şampiyonası, Avrupa şampiyonası gerektiğinde önce Türkiye akla geliyor. Hatta bizim federasyon başkanlarımız öneri getiriyorlar. Diyorlar ki, şu dünya şampiyonasını Türkiye’de yapabilir miyiz şeklinde. O nedenle, biz, bunu, Türkiye’de tesisleri hazır olan illerimize dağıtmaya çalışıyoruz.

Ergun bey, Tokat İli hazır mı?

ERGUN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Zatı alinizin hizmetleriyle çok kısa zamanda hazırlanacaktır.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Hazırsa, memnuniyetle.

Sayın Biner, Van hazır mı?

HACI BİNER (Van) – Hazır Sayın Bakanım.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Van’a da verelim.

Spor partiler üstüdür. Ben dört yıldır spordan sorumlu bir Bakan arkadaşınız olarak, sporun siyaset üstü, partiler üstü olma özelliğine elimden geldiği kadar riayet etmeye çalışıyorum. O bakımdan, sporla ilgili buraya sanıyorum dört tane kanun tasarısı sevk ettik.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Federasyon seçimlerinde gösterdiğiniz gayretin anlamı ne o zaman Sayın Bakan? Bütün federasyonlar için söylüyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Hala anlayamadınız mı?

GÜROL ERGİN (Muğla) – Bilmeniz gerek.

BAŞKAN – Arkadaşlar, sorularınız varsa, sonra alacağız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Ben hiçbir federasyonumuzun genel kurulunun ne zaman yapıldığını bilmem. Hatta bana soruyorlar “falan federasyon seçimi ne zaman” diye, ben bilmem dedim kardeşim o işleri. O işleri, federasyonlarımızı özerk yapmış. Sayın Kumkumoğlu, federasyonlarımızın hepsini özerk yaptık özerk.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Sayın Genel Müdür, evet bu doğrudur derse o zaman inanacağım.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Değerli arkadaşlarım, yatırımlarla ilgili bilgi vereceğim; ama, bakın on sayfa “nerede ne yatırım yapıyoruz” diye bir bölüm var. Sizlere dağıttım; ancak, sadece sonuç olarak, Genel Müdürlüğümüz imkanlarıyla şu anda yapımı devam etmekte olan spor tesisleriyle ilgili rakamsal bilgiler vererek, izin verirseniz konuşmamı tamamlayacağım.

Burada, nerede, ne yapmaktayız, bunlarla ilgili bilgiler var. Şunu hemen ifade edeyim: 1992 – 1995’li yıllarda temelleri atılmış, gittiğimizde ya su basmanına kadar çıkmış yahut da birkaç tane direkt gördüğümüz ve iç ödenekte bulunan onlarca yarım kalmış olan spor tesisi gördük.Bunlardan şu anda onu hariç, sanıyorum oniki oldu, onikisi hariç, diğerlerini iç ödenekten çıkardık, yatırım programımıza aldık. Bunları süratle tamamlıyoruz.

Bir şey daha söyleyeyim: Geçtiğimiz yıllarda ihalesi yapılmış olan bu spor salonlarının projelerini değiştirdik, daha uygun projeler haline getirdik. Daha az bir bedelle, ihale bedeliyle bunları şimdi yaptırabiliyoruz. Geçmişte ikiye mal olanı şimdi bire hatta seyirci kapasitesi daha yüksek bir şekilde yapabiliyoruz. O da, bizim, spor tesislerini tamamlama bakımından ciddi bir imkanımız oluyor.

Bir şey daha yapıyoruz, il özel idareleriyle ve belediyeleriyle birlikte spor tesisleri yapmaya başladık. Dün akşam Ankara Valisi Kemal bey beni aradı, kendisiyle bir ara görüşmüştük. Akyurt sürekli olarak gelişen, Ankara’nın yeni ilçelerinden  biri, spor salonu yoktu, valimize demiştim ki, burada spor salonu yok diye. Belediye başkanımız yer de bulmuş. Üçlü olarak, Büyükşehir belediyesi, siz ve ben yapabilir miyiz dedik, ben de bir çalışayım dedim. Dün akşam beni aradı, proje hazır, hemen harekete geçiyoruz, sizin paranız hazır mı… Kaç para dedim; 1.750’ye falan çıkacak, bin seyirci kapasiteli dediler, ama, biz bunu 1.500’ün altında ihaleye veririz, 500 verebilir misiniz… Özellikle Spor Toto ile ilgili sorularınız olursa, size kaynaklarıyla ilgili bilgi aktarmak istiyorum, çünkü bu konuda da çok ciddi başarılar elde ettik.

Efendim, Ankara Büyükşehir Belediyesi, il Özel İdaresi, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak üçlü Akyurt’a bir yıl içinde bir spor salonu kazandıracağız. Yani, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün yatırım programına alsaydık bunu, 1.5 trilyona bir salon yapacaktık, şimdi aynı projeyle, aynı yöntemle üç tane salon kazanma imkanına sahip oluyorum. Bunu Türkiye geneline de yaygınlaştırıyoruz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ne kadar uğraşsanız da, Başbakanlık bütçesini spora ayıramazsınız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) -  Evet, tabii, tabii haklısınız!

Değerli arkadaşlar, tabi sporcularımızın daha doğrusu federasyonlarımızın 2006 yılında uluslar arası organizasyonlarda hangi başarıları gösterdikleriyle ilgili burada federasyon federasyon bilgiler var. İncelediğinizde hangi federasyonumuzun ne gibi başarılar gösterdiğini göreceksiniz; ama, ben genel bir bilgi veriyorum.

2006 yılı Ekim ayı itibariyle federasyonlarca iştirak edilen uluslar arası faaliyetler sonucu, dünya şampiyonalarında otuz altın, kırkaltı gümüş, altmışsekiz bronz. Avrupa şampiyonalarında elli altın, kırk gümüş, 55 bronz, özel olimpiyatlarda yedi altın,beş gümüş, yedi bronz madalya olmak üzere toplam 308 adet madalya kazanılmıştır. Bu başarılarından dolayı sporcu, antrenör ve kulüplere Ekim 2006 tarihi itibariyle 4.5 milyon YTL tutarında ödül verilmiştir. Ödül yönetmeliğimize göre özellikle olimpiyat ve dünya şampiyonu olan sporcularımıza ciddi destekler veriyoruz. Bu spora olan ilgiyi de artırıyor, ama doping kullanmayı da olumsuz etkiliyor diye Meclis araştırma komisyonumuzun bir tespiti vardı. O nedenle, ödül yönetmeliğinde bir değişiklik yaparak, şimdi bu ödülleri taksitle veriyoruz, çünkü şampiyon olmuş gelmiş, ödülünü almış, daha sonra dopingli çıkıyor, elinden madalyası alınıyor, parayı da geri alamıyorsunuz. O bakımdan ödül yönetmeliğinde böyle bir değişiklik yapmak durumunda kaldık.Ama, doping kullanma oranında çok ciddi bir düşme var. Şimdi, Meclise bir kanun tasarısı sevk ediyoruz. Kısa olan Türkiye Anti Doping Ajansını kuruyoruz, tıpkı Uluslar arası dopingle mücadele ajansı, onun bir noktada Türkiye’deki temsilcisi görevini yapacak, ama özellikle millî sporcularımızı kamplarda habersiz gidip kontrol edecek, numune alacak, Hacettepe’deki bizim laboratuarımızda bunları tahlil ettirecek, böylece dopingle ciddi mücadele yapacak kurumsal bir yapı oluşturmak durumundayız. Bunu özellikle Uluslar arası Halter Federasyonunu şimdi diğer ülkeler örnek gösteriyor. Bu konuda biliyorsunuz halterde bir dünya şampiyonasına doping nedeniyle katılamamıştık. Buradan da hareketle böyle bir yapılanmaya gittik. Tüm uluslar arası federasyonlar, şu anda bizim…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Aldığımız madalyalar buraya dahil mi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Tabii, var, yani dopingsiz olanları buraya yazdık.

Arkadaşlar, bakın, Rusya’nın dokuz tane sporcusu dopingli çıktı hatta sadece halterde, yani onlar da aynı cezayı aldılar, belki birkaç yıl katılamayacaklar ve bu bir beladır, gençlerimizi bu konuda eğitmeliyiz. Gençlerimiz bir çoğu aldığı ilacın ne olduğunu da bilmiyor, eğitim eksikliği de var. Federasyonlarımızı bu bakımdan uyarıyoruz, onlar da bu konuya ciddi önem veriyorlar.

Biliyorsunuz Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı Spor Toto Teşkilatı Müdürlüğü müşterek bahisler oynatıyor. Bunların içerisinde en çok rağbet edileni de İddaa oyunudur. 17.4.2004’te başladık, yirmisekiz ayda İddia oyununun toplam hasılatı: 3 katrilyon 128 trilyon 236 milyon.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Kumar geliri.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Bakan, kumar geliri ile övünmeyelim, fabrika kurup övünelim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Hocam, bakın, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü, bunu kendi yapmasa, illegal olarak o kadar çok oynanıyor ki!.. Hiçbir vergi vermiyor, spor kulüplerine hiçbir faydası yok. İllegal olarak oynanıyor.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Buraya illegallik getirelim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Üstelik dış bağlantılı bu. Bununla da ciddi mücadele ediyoruz. Peki, böyle oldu da ne oldu; arkadaşlar, 519 trilyon lira maliyeye vergi ödemişiz, katma değer şans oyunları vergisi olarak toplam

Kulüplere ne verdik? Arkadaşlar, biliyorsunuz kulüplerin en büyük gelir kaynağı naklen yayın gelirleridir. İddaa’dan aldıkları para naklen yayından aldıkları parayı geçti. Yirmisekiz ayda spor kulüplerinin kasasına toplam 254 trilyon lira girdi. Biz gelmeden önce böyle bir şey yoktu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, bir dakika… Benim kızım devlet okulunda okuyor, arkadaşları da aynı okulun çocukları. Bunların da spor faaliyetleri de var.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu hep araya giriyorsunuz, ben izin vermedim, lütfen…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir uluslar arası şampiyonada okul olarak iyi bir derece yaptılar, sporda iyi bir okul; ama, bugüne kadar bu çocuklar gittikleri her yere kendi ceplerinden para bulduysalar, ailelerinin katkılarıyla gidebildiler, eğer aileler kendi ceplerinden bu parayı veremediyseler, hiçbir yere gidemezler. Ne hocaları var, ne antrenörleri var, hiçbir şeyleri yok, bütçeleri sıfır…

BAŞKAN – Sayın Bakan, bazı sorulara cevap vermeyelim…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bakın, bizde Satranç Federasyonu ilk özerk olan federasyonlardan biridir ve an canlı çalışmaları yapan federasyonlardan biridir. Sanıyorum çocuğunuzun okuduğu okulun satranç kulübü var mı, federasyonumuzla ilgisi var mı, gittiği şampiyonada…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Federasyonun düzenlediği şampiyonada dünya şampiyonu oldu diyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Peki, sorun nedir?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hiçbir şeyleri yok…

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, tekrar ikaz ediyorum, lütfen. Bugüne kadar hiçbir sunuşta, bu şekilde araya girip, kuralları ihlal etmek suretiyle, yani böyle bir görüşme usulü olmaz, lütfen… Hâlâ konuşuyorsunuz, olur mu?!...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bunları Başbakanlık bütçesinde mi söyleyeyim?

BAŞKAN – Bu olağan bir şey mi Sayın Kumkumoğlu, yani sunuşta böyle araya girip, iki de birde olur mu? Sizin konuşmanızı engelleyen bir şey var mı; ama, sunuştaki kuralları ihlal ediyorsunuz. Bugüne kadar böyle bir şey oldu mu? Olmadı ve olmaması da lazım. O zaman biz sunuşu bitiremeyiz, saatlerce sunuş yaparız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ben şöyle tamamlıyorum: Tabii ki, federasyonlarımız millî takım bazında uluslararası müsabakalara sporcu götürürse, takım götürürse, onun masraflarını zaten federasyonlarımız, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü karşılıyorlar.

Ben Sayın Kumkumoğlu’nun bahsettiği konuyla ilgili özel ilgileneceğim, Federasyon Başkanıyla da görüşeceğim.

Ben demin ki açıklamama devam ediyorum: Ayrıca, sosyal kuruluşlara da ciddi katkılar sağlıyoruz. 40 trilyon, Tanıtma Fonuna, Kredi Yurtlar Kurumuna, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumuna, Savunma Sanayi Destekleme Fonuna da 40 trilyon gibi bir para aktarma imkânı bulmuşuz ve ayrıca, en önemlisi, 40’a yakın spor salonunu şu anda biz, buradan gelen kaynaklarla yapıyoruz. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Bütçemiz bir yıl önceye göre yüzde 8,7 gibi bir artış. Tabii, bize göre düşük bir artış öngörmesine rağmen, demin ifade ettiğim gibi, spor totodan gelen kaynaklarla yatırımlarımızı, en azından, ciddi miktarda artırma imkânına sahip oluyoruz.

Sayın Başkanım…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Firmaya ne kadar kalıyor? Asıl önemli olan o.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Önemli olan vatandaşa ne dağıtıldığı.

Şimdi bana Teşkilat Müdürümün söylediğine göre bu oyunu oynatma hakkını ihaleyle alan firma hâlâ kâra geçememiş, yani, 60 trilyon kadar borçlu olduğunu söylediler. Sanıyorum, dağıtılan ikramiye sebebiyle bazen karşılamıyormuş ayrılan. O nedenle, firma bunu finanse etmek durumundaymış. Ama, 2011 yılına kadar aldıkları için ileriki dönemde kâra geçebileceklerini umuyorlar.

Her ne kadar yüzde 8,7 gibi bir artış öngörülmesine rağmen, demin de ifade ettiğim gibi, başta spor toto olmak üzere değişik kaynaklardan aldığımız, özel idarelerle, belediyelerle birlikte yapmış olduğumuz ve gerçekleştirdiğimiz projelerle, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü yatırımlarını da ciddi miktarda artırmaktadır.

20 binin üstünde nüfusu olan, ama, spor salonu olmayan 32 tane ilçemiz kaldı. Bunu da, sanıyorum 2007 yılı sonu itibariyle, bütün 20 binin üstünde nüfusu olan ilçelerimizi spor salonuna kavuşturma imkânına sahip olacağız.

Sayın Başkanım, belki biraz uzattım, kusuruma bakmayın. Böylece, Gençlik ve Spor Müdürlüğü Bütçesi hakkında da özet bir bilgi verme imkânına sahip oldum. Gençlik ve Spor Müdürlüğü Bütçemizin de ülkemize, gençlerimize ve Gençlik Spor camiasına hayırlı olmasını diliyorum ve toleransınız nedeniyle de size ve Komisyon üyesi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakana, çok teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, tümü üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

Öncelikle, Sayın Hamzaçebi’nin kısa bir söz talebi var bir düzeltme için.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Komisyonun değerli üyeleri; Sayın Bakan açıklamalarda bulunurken Sayın Kumkumoğlu, “Eğer Gençlik Spor Genel Müdürümüz Sayın Bakanın açıklamalarına tanıklık ederse inanacağım” anlamında bir cümle kullandı. Sayın Genel Müdür de, Sayın Bakanı teyit eden açıklamalarda bulundu. Ben de espri anlamında “Ofluların tanıklığı kabul olmaz.” dedim. Bu, tamamen bir…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Espridir…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - …espridir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Oflular da öyle anlamıştır zaten.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Yanlış anlaşılabilir düşüncesiyle onu açıklayayım. Tutanaklardan çıkarılmasını o nedenle talep ediyorum. Yoksa, Oflular, Türkiye’nin her alanında çok başarılı iş yaşamının örneklerini vermiş arkadaşlarımızdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Akif Bey, Oflular çoktan duydu demin ki mesajınızı.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, ben boşluktan yararlanarak, federasyondan falan şikâyet değil. Ama, söylenen şu: Federasyonun bütçesi, bir futbol kulübünün bir yıllık ayakkabı parası kadar bile değil.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Eskiden hiç yoktu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Böyle bir federasyon ne yapacak? Ondan ne isteyeceğiz? Yapamaz çünkü…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Olur mu? Bak, İş Bankasını sponsor aldık. Çok uyanık, çok çalışkan bir federasyon başkanı.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İş yapmaya çalışan…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Yapıyor, yapıyor… Benim en çok beğendiğim federasyonlardan biridir. Çok çalışkan…

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Bakan; tümü üzerinde görüşmelere başlıyoruz. Ancak, görüşmelere başlamadan önce, Sayın Bakan, bürokratlar kendilerini tanıtırlarsa, bazı arkadaşlarımızın tanımadığı bürokratlar var bildiğim kadarıyla. Arkadaşlar sırasıyla kendilerini tanıtsınlar. Yusuf Beyden başlayalım.

(Bürokratlar kendilerini tanıttılar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Efendim, ekibimiz kalabalık, Başkan. Güçlü bir ekip. Yani maç yapabiliriz Plan Bütçeyle.

BAŞKAN – İlk söz talebi, Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar ve basınımızın saygıdeğer mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Başbakan, lütfedip bu görüşmelere katılmıyorlar. Sayın Müsteşar da her nedense bu toplantılara katılmıyorlar.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başbakanların öyle bir teamülü yok ki.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yani, Sayın Meclis Başkanı, mesela, lütfedip katılıyor. Teamülü bir değiştirelim… Hani, çok devrimcisiniz ya, belki bu noktada da bir devrim yapabilirsiniz diye bekledik, ama, onu göremedik.

Ama, sayın müsteşarlar bugüne kadar hep katılmışlardır. Başbakanlık Müsteşarı, her nedense, bu toplantılara katılamıyor.

Bunu, şunun için söyledim: Sayın Başbakanın bazı söylemleri ve icraatlarıyla ilgili konuları da, Sayın Başbakanın Vekili olarak sizin şahsınızda ifade etmek durumundayız; onu, baştan belirtmek istedim.

Sayın Başbakanımızın en severek anlattığı bölüm, dikkat ettim, sporla ilgili bölümdü.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Benim mi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sizin, sizin…

O kısmı daha çok sevdiğiniz ve benimsediğiniz anlaşılıyor. Ee, bizim de…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sporu kim sevmez. Akif Bey bile spor yaparken sakatlandı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yalnız, yapmasını da bilmek lazım.

Şimdi, burada ben de sporla girerek sözlerime başlayayım. Öncelikle, 2013 Akdeniz Oyunları’nın Mersin’e alınması noktasında her türlü çabayı gösterdiğinizi biliyorum. Ona, teşekkür ediyorum.

Bir diğer nokta: Bu, çok iyi bir spor kompleksimiz var bizim Mersin’de. Sayın Genel Müdür de bilir. Orada, nefes, dünya, uluslararası atıcılar?..

GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ – Avrupa Atmalar Şampiyonası…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Avrupa Atmalar Şampiyonası da yapıldı.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Atletizm…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Atletizm…

Onun yanında daha önce Spor Genel Müdürlüğüne tahsis edilmiş bir arsa var. Eğer, onu tekrar belediyeye verirseniz, oraya, büyük bir kapalı spor tesisi yapmak istiyoruz, onu söyleyeyim.

Bir diğer nokta: Şimdi, hem tabii futbolun gölgesinde kalıyor Türkiye’de bütün spor alanları. Sayın Kumkumoğlu satrançtan bahsetti. Ben de briçten bahsedeyim. Her yıl, Mersin Festivali kapsamında Briç Turnuvası yapılıyor. Briç Turnuvası deyince, ben, briç bilmem. Ama, ısrar üzerine Briç Turnuvasını izlemek durumunda kaldım. İnanınız, 500’e yakın insan dünyanın her tarafından gelmiş, büyük bir heyecanla briç oynuyor. Briç bittikten sonra da, hepiniz bilirsiniz, büyük bir kavga cereyan ediyor; ama, tabii, bu, tatlı bir kavga. Sonunda anlaşıyorlar. Yani, Briç Federasyonunu da bu büyük organizasyonu nedeniyle –burada temsilcileri var mı bilmiyorum- kutlamış oluyorum şahsınızda.

Şimdi, Sayın Başbakandan bizim zaman zaman çeşitli sorularımız oluyor. Bu sorularımız arasında ne kadar koruma görevlisi olduğuna dair sorumuz oldu. Buna cevap verildi ve denildi ki: “Yakın koruma görevini yapan 221 kişi var.” Yani, bana verilen bir soru önergesinden aldım.

Şimdi, bu sayının son derece abartılı olduğunu düşünüyorum. İnanınız, Sayın Başbakan Meclise geldiğinde bile, 10-15 tane koruma görevlisi büyük bir abartıyla görev yapıyorlar. Asansöre yaklaşıyorsunuz, Sayın Başbakan gelecek, asansörden çıkamazsınız... İşte, şuradan geçeceksiniz, Sayın Başbakan… Yani, nihayet, Sayın Başbakan da bir vatandaş, Sayın Başbakan da milletvekili. Yani, Meclisin içinde bile böylesine abartılı bir korumayı çok yadırgadığımı, doğru bulmadığımı, gelişmiş ülkelerde böylesi bir korumanın olmadığını söyleyebilirim. Hollanda’da Başbakanlık binasına gitme şansım oldu. İnanın, benimle sizin aranızdaki mesafeye gelinceye kadar oranın başbakanlığın girişi olduğunu anlamıyorsunuz, tam bu kadar kısa mesafeye geldiğinizde “Özel bölüm” yazıyor. Onun dışında ne polis var ne jandarma var, yani, müthiş bir uygarlık düzeni. Biz, bunu çok abartıyoruz.

Ve bir diğer nokta: Bu 221 yakın koruma yetmezmiş gibi, bir de, Sayın Başbakanın yeğeni bu Söğüt’te ortaya çıktı. Koruma mıdır, polis midir, değil midir, onu da bilmem. Onu da sordum; şu ana kadar bir cevap alamadım. Yani, 221 polis yetmiyor da, Sayın Başbakanının yeğenine ayrıca bir koruma görevi mi veriliyor veya Başbakanlıktan hangi sıfatla ücret alıyor, bir kadro işgal ediyor mu, hangi sıfatla bu işleri, işlemleri yapıyor, onu öğrenmek istiyorum.

Bir diğer önemli nokta: Gene sorularıma verilen cevapta, Başbakanlıkta çok fazla araç var. Soru önergemde var. Biraz sonra onu bulur, okurum size. Buna karşılık bu seneki bütçe gerekçesini ve listelerini incelediğimizde, gene Başbakanlığa yeni araçlar alınmakta olduğunu görüyoruz. Yani, Türkiye, ne kadar övünseniz de Türkiye fakir bir ülkedir değerli arkadaşlarım. Bütün kaynaklarını iyi kullanması, verimli kullanması, tasarruflu kullanması gereken bir ülkedir ve hâlâ, toplumumuzda özel devlet araçları, resmî araç savurganlığına dönük büyük bir tepki vardır. Özal döneminde her ne kadar “canım, böyle şeylere takılmayın, ufkunuzu geniş tutun” anlayışı egemen kılınmaya çalışıldıysa da, bir yerde, böyle, onlarca resmî aracın geçmiş olması, herhangi bir toplantıda son model Mercedeslerin park ediliyor olması, Türkiye’yi rahatsız eden bir görünüştür.

Değerli arkadaşlarım, gene, Sayın Başkanımız, dün basına yansıyan, zannediyorum, İl Başkanları Toplantısında bir açıklaması oldu. Diyor ki YİMPAŞ olayıyla ilgili olarak: “Biz bu kutlu yolculuğa on arkadaşımızla, bütün bunlardan nefret ettiğimiz için çok farklı istişarelerle çıktık.” Yani, bir anlamda, bizim YİMPAŞ’la ilişkimiz AKP’nin kuruluşundan öncesine aittir. AKP’nin kuruluşundan sonra bu konuda bizim bir şeyimiz, dahlimiz yoktur, deniliyor.

Şimdi, Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum. Dün akşam da -her akşam, biliyorsunuz, televizyonların en çok reyting alan programları YİMPAŞ’la ilgili programlar- 32. Gün’de bir program vardı. Orada, şu anda AKP’de bakan ve milletvekili olan insanların geçmişte YİMPAŞ’ta olan ilişkili açıkça söylendi ve görüntülü bir şekilde de, YİMPAŞ’ın çeşitli toplantılarına katılan sayın bakanların görüntüleri de yayınlandı ve bugün yine, Radikal gazetesinde bir haber var. Kahramanmaraş Milletvekilimiz diyor ki: “AKP’li vekilin YİMPAŞ itirafı.” “YİMPAŞ için 700-800 bin mark topladım.” Ve gene, bir başka milletvekilimiz, zannediyorum Samsun Milletvekili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir ilave süre veriyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – “Benim param YİMPAŞ’ta kayboldu.” diyor.

Öyle anlaşılıyor ki, bu kesimle, öncelikle millî görüş örgütleri kapsamında yürütülen bu kesimle şu anda AKP’de bulunan kişilerin çok yakın ilişkisi olmuş. “Şimdi, biz bunun dışındayız.” diyor Sayın Başbakan. Ama, gene bugün gazetelerde Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Sayın Doğan Cansızlar’ın bir açıklaması var: “Biz 2003 yılında bir kanun taslağı hazırlayarak Başbakanlığa sunduk. Orada bu tip İslami holding yöneticilerinin bütün mal varlıklarıyla sorumlu olmasını önerdik. Zaman aşımı süresinin yirmi yıla çıkarılmasını önerdik. Fakat, o günden bu güne kadar bu kanunla ilgili hiçbir gelişme olmadı.” deniliyor.

Şimdi ve Sayın Başbakan diyor ki: “Bizim bilançolarımız Parti olarak açıktır, internette yayınlıyoruz. YİMPAŞ’tan filan biz para almıyoruz.”

Elbette, bu tip bağışlar, paralar, internet sitesine yüklenen resmî kayıtlara geçen paralar değildir. Türkiye’de siyasetin finansmanının hâlâ çok karanlık olduğu, netleştirilemediğini hepimiz biliyoruz. O bakımdan, bu kısmı, elbette internet sitesindeki AKP bilançosundan bunları görmeyeceğimizi hepimiz biliyoruz.

Ama, şu kesin ki, şu anda milletvekilliği ve bakanlık yapan arkadaşlarımız, geçmişte, bu tip kuruluşlarla çok yakın içli dışlı olmuşlar. Bu yakınlık, eski deyimle, bu garabet nedeniyle bu holdinglerin üzerine gidilemediği, işte, 2003 yılında SPK’nın hazırladığı taslağın yasalaşması konusunda bir atım atılamadığı, valisinden, savcısına, hâkimine kadar herkesin çok mütereddit davrandığı, işte, bir bakanın yanında bulunan bir şirket yöneticisinin, valinin, belediye başkanının hazır bulunduğu törende bayramlaşama katılan bir şirket yöneticisiyle ilgili kolay kolay işlem yapılamayacağını Türkiye’nin gerçeklerinde biliyoruz ve ne yazık ki, özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanının Adalet Bakanı olması, Müsteşarının, bir üyesi olması, teftiş kurulunun, bütünüyle Adalet Bakanlığına bağlı olması nedeniyle yargının bağımsızlığının ciddi bir tehdit altında bulunduğu bir ülkede böylesine devlet büyükleriyle yakın ilişki içinde bulunan kimselerle ilgili işlem yapılmasında, dava açılmasında büyük zorluklar yaşandığı biliniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, toparlarsanız…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Şimdi ortada, bütün Türkiye’yi çok yakından rahatsız eden, bugüne mahsus bir olay değil… Ben de Almanya’ya gittim. Bu konularda birkaç programa katıldım. İnanın, orada televizyonda hazır bulunan ve telefon katılan insanları dinledikten sonra günlerce uyuyamadım. Diyor ki birisi: “Ben 1962 yılında geldim. 400 bin mark biriktirmiştim. 400 bin markımı, camide her gün koluma girerek, sonunda evime gelerek bu paraları aldılar. Sonra, ne yapalım diye çaresiz kaldım. ‘Git, YİMPAŞ’la görüş.’ dediler. Kalan, ondan bundan para toplayarak Yozgat’a gittim. Orada da görüştüm. ‘Siz bu şirketin ortağısınız, şimdi biz kâr edemiyoruz, kâr edersek size veririz.’ dediler. Yıkıldım.” diyor. Akşam oldu, “Ya, burada bir otel yok mu?” diye sorduğumda, “Evet, YİMPAŞ’ın bir oteli var. 50 mark verirsen kalabilirsin.” dediler diyor.

Şimdi, binlerce insanı mağdur eden bir konuyu, “bu bir ticarî davadır” diyerek geçiştirmek mümkün değil. Binlerce insanın mağdur olduğu, dolandırıldığı bir olayda bu dolandıran kimselerin pişkin bir şekilde ortada dolaşması bütün Türkiye’yi rahatsız ediyor, öncelikle Hükûmetimizi rahatsız etmesi gerekir.

Bunun için, kanun gerekiyorsa kanun… Bir gece yarısı önergesiyle, biliyorsunuz, 5020 sayılı Kanun’u çıkardık, Uzanlar’ın üstüne gittik, her türlü mal varlığına ve onlarla irtibatlı olan kimselerin mallarına el koyma kanununu çıkardık. Bugün de, Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisi olarak size açık çek veriyorum. Getirin böyle bir kanun tasarısını, yarın veya salı günü bunu yasalaştıralım ve meseleyi bitirelim. Yok, yetkimiz vardı, yoktu, Anayasa’nın 38’inci maddesiydi gibi, bütün insanları aldatan, dolandırılmış milyonlarca insanı mağdur eden bir olayın üstüne sünger çekelim ve bu şaibeden her tarafı, Meclisimizi de, Hükûmetimizi de kurtaralım diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek.

Sayın Tütüncü.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakanımız, değerli milletvekilleri, bağlı kuruluşların değerli temsilcileri, değerli basın; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum ve bütçenin bağlı kuruluşlara, Hükûmete ve ülkemize –bütçelerin daha doğrusu- hayırlı olmasını diliyorum.

Ben konuşmamı, aslında, genel, son günlerdeki gelişen çarpıcı olayların, kanımca, özüne dönük bir ışık tutma amacıyla götürmek istiyorum. Buna benzer bir konuşmayı, Plan Bütçe Komisyonunda yaptığımı anımsıyorum, Genel Kurulda, aşağıda iki kez yaptığımı anımsıyorum. Ama, bu konuşma, geçmiş yıllarda yaptığım daha doğrusu o konuşmalar, şimdi, son günlerdeki gelişen olaylar çerçevesinde daha da güncellik ve önem kazandı diye düşünüyorum.

Değinmek istediğim konu, Sayın Başbakanlık Müsteşarının Sivas’ta yapmış olduğu konuşmadır. Şimdi, sakin bir şekilde bir daha irdelemek mecburiyetindeyiz. Sayın Müsteşara Sivas’ta yaptığı o malum konuşmada, siyasi öncelikli İslami hareketlerin ne anlama geldiğini anlatıyor ve şöyle tanımlıyor, diyor ki: “Bu hareketler, aslında, devlet yönetimini ve karar merkezlerini ele geçirerek, toplumda değişikliği sağlamaya yönelik hareketler olarak ifade edilebilir. Karar gücünü elinizde bulunduracaksınız, birtakım değişimleri bu karar gücüyle gerçekleştirmeye çalışırsınız.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, burada kastedilen değişim, nasıl bir değişimdir? Sayın Başbakanlık Müsteşarının öngördüğü değişim nasıl bir değişimdir? Aynen aktarıyorum konuşmadan, bunun da yanıtını veriyor. Sayın Müsteşar diyor ki: “Modern devletin bize aşılamaya çalıştığı veya dayatmaya çalıştığı düşünceye karşı bir değişim.”

Yine devam ediyor, diyor ki: “Modern devlet, şeriatçılık ve Müslümanlık gibi iki farklı kavram varmış gibi yıllardır bize bir dayatma içindedir, bu yanlıştır. İslam, bir hayat tarzıdır. Hayatın bütün yönlerini kapsayan bir sistemdir.” Ve burası çok önemli: “Siyaseten de karar gücüne yönelik hareketler, yani, Hükûmete, hükümet etmeye yönelik hareketler yapmak zorundadır.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; rica ediyorum, bu sözler ne anlama geliyor? Bu kürsüde ettiğimiz yemini hatırlayalım, elimizi vicdanımıza koyalım. Şimdiye kadar yapamadık bunu. Ama, lütfen… Bu sözler, cumhuriyet ve demokrasi anlayışına karşı olan bir değişimi önermiyor mu? Bu sözler, modern devleti yok etmeye yönelik bir karşı devrim düşüncesinin somut örnekleri değil midir?

Ve yine devam ediyor Sayın Müsteşar, diyor ki: “Karar gücünde etkin olma talebimiz karşısında modern devlet ve onun bürokratik yapısı bize şunu vazedecektir. Siyasi güçte karar merci olarak yerini almak için, yani, ülkeyi yönetmek için Müslüman kimliğini bırakmalısın diyecektir.” diyor. Modern devlet dayatacaktır diyor. “İslam asla bunu kabul etmez. Bu, riyakâr bir tavırdır ve kimlik bozulması demektir.”

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu çatı altında bu sözlerin arkasında duracak herhangi bir kimsenin bulunacağını düşünmek dahi istemiyorum. Ama, bu düşüncelerin sahibi Başbakanlık Müsteşarı dört yıldan bu yana hâlâ yerinde oturuyor ve diyor ki: “Ben bu sözlerimin arkasındayım.” Üstüne üstlük Başbakan da diyor ki: “Ben de bu Müsteşarımın arkasındayım.”

Şimdi, bu düşüncedeki Başbakanlık Müsteşarının bugün devlet bürokrasisinin tepesinde bulunduğunu biliyoruz. Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü kendisine bağlı. Bir Müsteşar Yardımcısına bağlıdır ve kendisine bağlı ve Yüce Meclise sunulan Hükûmet tarafından tüm tasarılar burada oluşturuluyor, olgunlaştırılıyor.

Sayın Özyürek değindiler, bugün -biraz daha açacağım- Cumhuriyet gazetesinde “Yeşil vurgun” diye sürmanşet bir haber çıktı. Şimdi, bu haberin asıl konumuzla ilgili noktasına değinmek istiyorum. SPK Başkanı diyor ki, yeşil sermayeyi ve YİMPAŞ’ı kastederek: “Biz bunların hortumunu kestik. Bir daha olmaması için de yasa teklifi hazırladık ve 2003’te Hükûmete gönderdik; ama, çıkmadı.” Teklifte zaman aşımı süresini yirmi yıla çıkarmak istediklerini belirten Cansızlar’a bir soru soruluyor, deniyor ki: “Peki, bu Yasa’nın çıkmasında Hükûmet sorumlu olmuyor mu? “diye soru soruluyor. Diyor ki Sayın Cansızlar: “Vallahi, artık, onun da takdirini size bırakıyorum.”

Şimdi, bir kuruluş, bağlı kuruluş, Başbakanlığa, daha doğrusu, Hükûmete bir kanun teklifi sunuyor. Bu kanun teklifi nerede değerlendirilecek? Başbakanlıkta değerlendirilecek. Hangi noktada değerlendirilecek? Başbakanlık Kanunlar Kararlar Dairesinde olgunlaştırılacak. Bunun da tepesinde Başbakanlık Müsteşarı var.

Şimdi, durumu, ben hiç soru sormadan neden bu Yasa’nın çıkarılmadığını, çıkarılamayabileceğini sizin takdirlerinize sunuyorum. Sayın Başbakanlık Müsteşarının az önceki düşünceleri çerçevesinde lütfen durumu değerlendiriniz.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; yine, Başbakanlık Müsteşarının gözetimi altında dört yıllık AKP iktidarı döneminde cumhuriyet tarihinin kadrolaşma rekoru kırılıyor. İlk defa yaşandı bir hükümet zamanında, dört yıllık AKP hükümeti zamanında yaşandı bu, 3 719 bürokrat ataması yapılıyor. Yani, o zihniyette olan. “İslam bir bütündür, bir hayat tarzıdır, bakmayın modern devletin bize dayatmasını, her hayatın tüm yönlerine ve devlet yönetimine İslam ağırlığını koymalıdır” diyen bir kimsenin gözetimi altında cumhuriyet tarihinin en büyük, en hızlı, rekor ataması yapılıyor, kadrolaşması yapılıyor.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; artık bunları, lütfen, söyleye söyleye biz yorulduk. Ben, dediğim gibi, burada iki kez, bu Plan ve Bütçe Komisyonunda iki kez buna benzer bir konuşma yaptığımı anımsıyorum. Aşağıda bir yasa tasarısı vesilesiyle ve bir bütçe üzerinde iki kez yaptığımı anımsıyorum. Sayın Genel Başkanımız başta olmak üzere, diğer sözcü arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarım, Başbakanlık Müsteşarının bu konumuyla ilgili defalarca konuşma yaptılar, ama, lütfen, elimizi vicdanımıza koyalım.

Değerli, saygı değer Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarım, ne olur siz de bu konuda bir düşünce söyleyin. Böyle bir şey olamaz, Türkiye geriliyor.

Bakınız, İslamcı sermayenin soygunu 5 milyar Avro, yani yaklaşık 10 milyar dolar. Yazık günah değil mi değerli arkadaşlarım.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Hangi gazetede.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Cumhuriyet Gazetesinin bugünkü şeyi. Değişmez, ama, Cansızlar söylemiş efendim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Doğrudur, az bile söylemiş.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Çok teşekkür ederim değerli arkadaşım, sevgili milletvekili arkadaşım, az söylemiş, ama, söylemek istediğim şu: SPK Başkanı “bir daha olmaması için bir yasa teklifi hazırlıyoruz. 2003 yılında hükümete gönderdik ve bu yasa teklifi çıkmadı” diyor, zaman aşımını yirmi yıla çıkarmak istiyorlar” diyor ve bürokrasinin tepesinde kanunlar kararlar tetkik dairesinin bağlı olduğu yerde bunun oluşturulması lazım ve bu olmuyor ve bugün, işte, 10 milyar dolara yakın diyorum, değerli milletvekili arkadaşım “daha fazla” diyor. Yazık günah değil mi? Neye yanarsın. O yanan garibanlara mı yanarsın yoksa bu para gücüyle laik ve demokratik cumhuriyet anlayışının dibini oyacak birtakım tavır ve davranışlara, hareketlere finansman desteği sağlanmasının yaratacağı tahribatlara mı yanarsın. Ben bununla ilgileniyorum.

CEMAL UYSAL (Ordu) – Bütçeyle hiç ilgisi yok.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Lütfen lütfen.

Ben içtenlikle diyorum ki, değerli arkadaşlarım, siz benim sözümü, değerli milletvekilim, siz benim sözümü keseceğinize, lütfen, bu konuda düşüncelerinizi burada açıklayınız, deyiniz ki, ben bu Başbakanlık Müsteşarının arkasındayım, bak, Başbakan dedi ya da karşısındayım. Bunlar doğrudur ya da yanlaştır. Size bu yakışır değerli milletvekili arkadaşım.

Son olarak Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; aslında vakıflarla ilgili ve diğer kuruluşlarla ilgili, personel dairesiyle ilgili bazı düşüncelerim olacak, ama, zamanı ve Sayın Başkanın müsamahasını zorlamak istemiyorum. Öyle sanıyorum ki, soru zamanında sorularla bazı düşüncelerimi dile getirmeye çalışacağım.

Burada son olarak; 2002 yılından bu yana AKP iktidarının her yıl Meclise gönderdiği bütçe tasarılarının incelemesinde personel statüsüyle ilgili, personel alımıyla ilgili nasıl bir sonuç çıkardım bunu sizinle paylaşmak istiyorum. 2002 yılından itibaren hazırlanan bütçe kanunlarına baktığımızda, incelediğimizde, burada çok ayrıntılı açıklamalar var, Sayın Bakanım, size isterseniz sunabilirim, hükümette memurluk statüsüne karşı ciddi bir alerjinin bulunmakta olduğunu seziyorum. Yanılıyor da olabilirim. Bunu, yeniden yapılandırma, kamunun küçültülmesi, işte, devlet memurları da fazla, filan o klasik birtakım görüşlerle lütfen geçiştirmeye çalışmayalım. Bugün Fransa’da bizden bir misli daha kamu hukuku statüsüne, statü hukukuna tabi kamu çalışanı var ve aşağı yukarı bizimle aynı nüfusa sahipler. Şimdi bir alerji seziyoruz ve memurluk statüsüne atama güçleştirilirken kamu kurum ve kuruluşlarında sözleşmeli personel statüsüyle geçici personel istihdamı teşvik edilmektedir. Bu durum ortaya çıkıyor. Nitekim somut bir rakam vereyim size: 2002’de geçici personel sayısı 11 120 iken bu 2006 yılında 35 bine yükselmiş. Yüzde 200’den fazla bir artış olmuş ve statü hukukunun nasıl çözülmekte olduğunu bir somut örnek olarak da sizinle bir şeyi paylaşayım çarpıcı bir boyut olarak. Memurluk dışındaki statülere ilk defa atamalar bilindiği gibi ÖSYM tarafından yapılan merkezi yerleştirmenin kapsamının dışındadır. KİT’ler dışındaki tüm sözleşmeliler, geçici personel, geçici işçiler ve taşeron aracılığıyla hizmet alımı, yani istihdam edilenler tabii ki merkezi sınav ve yerleştirme olmaksızın özenerek, özenle seçilerek alınmaktadır. Bu “özenle seçilerek alınmaktadır” lafının altını çiziyorum. Nasıl özen gösteriliyor, kimler özen gösteriyor? Burada, acaba, az önce söylediğim, cumhuriyet tarihinin en büyük kadrolaşma hareketi, en hızlı kadrolaşma hareketi yaşanmıştır derken orada göreve gelen insanların, sorumluların gözetiminde yapılıyor ÖSYM dışında. Nasıl özenle yapılıyor? Bu konuyu da az önce Başbakanlık Müsteşarının konumuyla ilgili düşüncelerim çerçevesinde değerlendirmenizi bilhassa rica ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmamım başında da söylediğim gibi, Sayın Başkan, müsamahanıza teşekkür ediyorum. Bütçenin herkese hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tütüncü.

Buyurun Sayın Türkmen.

KAZIM TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri; devleti yönetmek, devlet idare etmek ayrı bir iş, ayrı bir yücelik isteyen konulardır. Siyaset yapan kim olursa olsun belli yere gelen insanlar, başta Sayın Başbakan, bakanlar, milletvekilleri hatta sorumlu bürokratlar toplumun her kesimi tarafından örnek alınması gereken ve yaptıkları bu kesiminse her hareketin toplum tarafından çok yakından izlendiğini bilinmesi gerekecek kadar çok ulvî bir meslektir. Konu böyle olunca, herkesin ağzından çıkan sözün toplumu, ülkeyi, gereceği nasıl  etkileyeceği konusunda son derece dikkatli olması gerekiyor ve her konuşulanı da özellikle iktidar partisinin değerli bakanları, milletvekilleri sadece muhalefet anlayışıyla söylüyor gibi bir izlenime kapılmaması gerekir. Dört senedir, bu bütçeyi hep beraber yapıyoruz, bu bütçe de en rahat geçen bütçelerden birisi, Sayın Bakanın bütçesidir. Vakıflarla ilgili, sporla ilgili çalışmalar oluyor. Sporla ilgili tüm çalışmalara, millî değerlerimizin onare edilmesine, miraslarımızın korunması çabalarına yürekten teşekkür ediyoruz. Bunlar bizim millî varlıklarımızdır, geleceğe emanet edeceğimiz yüce değerlerdir bunlar. Bunları son derece korumalıyız, ancak, tabii,  Sayın Bakanla ilgili, özellikle burada muhalefet partisinin, yani bize, şu anda Genel Kurulda olan vakıflarla ilgili teşekkür etti ancak bu teşekkürüyle beraber aşağıdaki tutum ve davranışının bugünkü burada konuşmasına çok yakın uymadığını üzülerek ifade etmek istiyorum, ama, asıl konum başka bir konu Sayın Bakan. Siz biraz önce konuşurken “Türkiye’deki aşevlerinin sayısını artırdık” dediniz. Gönlüm isterdi ki, bu insanlara iş bulalım, aşevlerinin sayısını artırmak yerine daha da düşürelim. Böyle bir temenniye katılmamak birey olarak da insan olarak da hiç mümkün değildir. Mutlak, yürekten katıldığımız bir olgudur bu, ancak, böyle bir olgunun içerisinde, dün burada Sayın Baratalı, Maliye Bakanlığının bütçesi görüşülürken, herkesin vicdanını sızlatan, tekrarlanmaması gereken, acaba, biz geçmişteki insanlarımıza karşı vefa borcumuzu yaptık mı dedirtecek kadar sorumlu kılan bir olay anlattı. “Şu anda Türkiye’de Kurtuluş Savaşından kalan 3 tane gazimiz var” dedi. Bunlardan birisi açlık ve sefaletle karşı karşıya kaldığı için  önceki gün kurtuluyor ve biz, böylesine ulvî olan insanlara bile 217, yani bugünkü parayla 217 milyon lira parayla geçimini sağlayacak duruma düşürerek millet olarak görevimizi yapmıyoruz. Bu hepimiz için üzülünmesi gereken son derece böyle bir olaydır. Niye bunu anlatıyorum Sayın Bakan. Türkiye’de, dünden beri hepimizi çok fazla üzen, 35’e yakın insanımızı sel felaketinde kaybettik. Bu insanların sadece parayla acısını saramazsınız. Çocuğunu kaybetmiş, eşini kaybetmiş, birçok değerini yitirmiş, ama hangi yardımı yaparsak yapalım yine de bunlara elimizi uzatmamız gereken birçok konu var.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de, geçmiş dönemden bu yana Kızılay denen bir kurum var, Kızılay kurumu herkesin yüreğinde taht kuran, yardıma koşan, acizin yanında olan bir kurum bir diye bilinirdi ta ki bu hükümet zamanına kadar. Ne yazık ki, dünden itibaren, Sayın Bakan, Türkiye’de hiçbir kimse isteyerek ve severek Kızılay’a yardım yapmaz, yapması mümkün değil. Bunun için söylüyorum, benim ne söylemek istediğimi elbette siz ve arkadaşlarım da anlıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, Kızılay Genel Müdürü sabahtan açıklama yapıyor, diyor ki: “Sayın Başbakana vermişi olduğumuz madalyanın değeri 21 milyar Türk Lirası değil 51 milyar Türk Lirasıdır.”

Şimdi, 3 tane gaziyi sokakta açlığa, sefalete sürüklerken, her gün yanımıza yüzlerce öğrenci geliyor, burs talebinde bulunurken, yüksekokul mezunu olup asgari ücretle iş arayan insanlarımız varken o Kızılay Müdürü onu yapmış olsa bile bir Başbakan, böylesine, manada değil pahada pahalı bir hediyeyi alarak Türk Milletine bu kadar kötü bir örnek olabilir mi? Tam tersine şunu söyleyebilirdi. Ey Kızılay Müdürü, bana verdiğin madalya için teşekkür edebilirim, ama, bu paraya Türkiye’de muhtaç milyonlarca insan var bunların derdine çare bul, çocuğuna burs ver. Bu olanakları söylemiş olsaydı örnek bir davranış içinde, sadece sizin tarafınızdan değil toplumum ve bizim, herkesin tarafından takdir görürdü.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Başbakana faturasıyla mı vermişler, Başbakan nereden bilecek.

KAZIM TÜRKMEN (Devamla) – Kendisinin ifadesi.

MUSA UZUNKAYA (Samsun)m – Kızılay’ın bütçesinden çıkmamış.

KAZUM TÜRKMEN (Devamla) - Efendim, Kızılay bütçesinden çıkmış veya çıkmamış.

Lütfen, ben konuşurken…

Cebinden mi vermiş, siz mi verdiniz parasını.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Nereden bilecek Başbakan.

KAZIM TÜRKMEN (Devamla) – Sayın Baştopçu, siz o zaman “Başbakan nereden bilecek.”

Değerli arkadaşlarım, ben ne söylüyorum siz hangi savunma içerisine düşüyorsunuz. Ben bir şey söyledim dedim ki, yani böylesine bir ödül almak, ama, bir Kızılay Müdürü nasıl böyle bir şey düşünebiliyor. Asıl sorun bura da var. Yani, siz bunları tamamen Başbakana verilen bir ödül biçiminde görüp topluma kötü örnek olması konusundaki toplumdaki yanlış anlayışa doğrudur diyebiliyorsanız size bravo demekten başka çarem yok.

Şimdi, diyor ki burada: O zaman soru sormak lazım: “Atatürk’ten sonra Kızılay’a en çok arsayı bağışlayan Sayın Tayyip Erdoğandır.”

Sayın hükümet, kimin arsasını bağışlıyor Başbakan. Babasından kalan mirası mı bağışlıyor, yoksa, bu ülkenin ortak değerleri olan vakıflara ait, hazineye ait herhangi bir arsayı mı bağışlıyor, yoksa, herhangi bir holding sahibinin, bir patronun arsasını mı bağışlıyor? Kızılay Müdürü “bu para bizim bütçemizden çıkmamıştır” diye açıklama yapıyor. Bu çok dahi vahim, bu çok daha korkunç. Kimin bütçesinden çıkmış, kim bu parayı vermiş? Nihayet bu parayı veren birileri var, ama, bu para, kim verirse versin Türk toplumunun cebinden çıkıyor. Ben anlayışa bakmıyorum Sayın Bakan, benim baktığım farklı bir olay. Kızılay gibi ulvî bir kuruluş, böylesine bir paraya şu anda Türkiye’de milyonlarca insanın ihtiyacı varken sadece Başbakana yaranmak, hükümete yaranmak adına böylesine pahalı bir madalya vermiş olmasını ne etik açısından doğru buluyoruz ne de politik açıdan doğru buluyoruz ne de gelecek kuşaklara örnek olması konusunda hiç doğru bulmuyoruz. Bunun fevkalade acı ve yanlış olduğunu söylüyorum. Aynı madalyayı Sayın Cumhurbaşkanı, tabii, haklı bir biçimde reddediyor.

Bunları neden söylüyorum. Sayın Başbakanın bu tavırları, özellikle Türk Milletini ve biz Karadeniz insanını çok yaralıyor.

Giresun’da yapılan, AKP’nin il kongresine geldiği gün Türkiye’de fındık fiyatları 4 milyon 200 bin lira. Sayın Başbakan “bizim fındıkla ilgimiz yoktur” diye açıklama yapıyor aynı günün akşamı fındık Türkiye’de 2 milyon 900 bin liraya düşüyor. Aradan bir hafta sonra ya da on gün sonra Ordu’ya geliyor, tüm Karadeniz “Başbakan buradaki sözünü telefi edecek” diye bekliyor. Ben çiftçinin yanındayım, fındık üreticisinin yanındayım diyecek fındık tekrar eski seviyesine yükselebilir diye çok ciddi bekleyiş içine girdi Karadeniz insanı, ancak, oradaki AKP il kongresinde yapmış olduğu toplantıda, bir vatandaşımızın “Fiskobirlikten fındık parasını alamıyoruz, ne olacak halimiz” sorusuna, dönüyor eliyle gösteriyor “sen fındığı bana mı verdin parayı benden istiyorsun” dediği zaman Türkiye’de fındık fiyatları 2 milyonun altına kadar düştü. Bunu hepimiz biliyoruz. Halbuki orada Başbakan fındıkla ilgili hiç konuşma yapmamış olsaydı, inanıyorum ki, bugün Türkiye’de fındık fiyatları 5 milyonun üzerinde olacaktı. Nitekim, bakın, burada vakıflarla ilgili şeyde, hepinizin paraya ihtiyacı var, bu yanlış konuşmaların altında Türkiye 800 milyon dolar kaybetti, Türk çiftçisi kaybetti. Kim bunların sebebi. Bugün Karadeniz’e gidin yediden yetmişe, belki Sayın Tayyip Erdoğan’ın adını bilmeyebilirler, Sayın Bakan, sizin adınızı da bilmeyebilirler, ama, yediden yetmişe bir insanın adını biliyor, Cüneyt Zapsu’nun adını biliyor. Dağlar taşlar biliyor, kuşlar biliyor adını. Şimdi, fındıkla ilgili, yani bunu niçin söylüyorum, Başbakanın bütçesidir bu. Türkiye’de Başbakanın danışmanları, işte, müsteşarı değimiz insanlarımızın tutum ve davranışları toplumumuzda son derece hassas olan kimselerdir. O bakımdan, bu sistem, insana yönelik bu hareketler yanlış seçimlerle hem Türkiye’yi geriyor hem de gelecek kuşaklara karşı çok kötü örnek oluyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de değil dünyada sağır sultanın duyduğu ve biz Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına hiç kimsenin söylemesine tahammül edemediğimiz, Amerika’daki Cüneyt Zapsu’nun sözlerini bile nasıl içinize sindirebiliyorsunuz? Çok samimi itiraf edeyim. Bir milletvekili olarak, bu ülkenin bir insanı olarak kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının onurunu kıracak, yani Türkiye’nin onurunu kıracak dışarıda bir söz söyleme hakkını asla kendisinde bulamaz, ama, bu sözü her birinizin kabullenmiş olmasını Başbakanın kabullenmiş olmasına bağlıyorum. Bunu son derce yanlış buluyorum ve burada sözümü bitiriyor, sizlere teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkmen.

Buyurun Sayın Özcan.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünden başlayan görüşmelerden dolayı bir üzüntümü ifade etmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partili değerli arkadaşlarımız artık bütçeyi bırakıp çok farklı isimlerle AK Partiyi suçlamaya çalışmaktadır. Yani, burada, soygunun yeşili, sarısı, kırmızısı olur mu, yani burada bir gazete haberini vererek, işte “yeşil soygun.” Yani, soygunsa bu soygun hangi soygun olursa olsun yanlıştır, yani AK Partiyle ne ilgisi olabilir veya bu bütçeyle ne ilgisi olabilir diye zaman zaman düşünüyorum. Yani, dün cüppeli Ahmet Hoca denen bir kişiden başlayıp bu devam etmektedir. Bu, hakikaten hoş olmuyor. Yani, aslında bunu Plan ve Bütçe Komisyonuna gerçekten yakıştıramıyorum. Artık biz bütçeye dönmeliyiz ve bütçeyi görüşmeliyiz diye düşünüyorum.

Tabii, mesela Sayın Başbakanlık Müsteşarı çok konuşuldu burada, yani aşağı yukarı üç seneye yakın bir zamandır konuşuyoruz ve cevap de veriyoruz. Tekrar o konuya dönmeyi doğru bulmuyorum, yani neticede bir bürokrat burada yokken devamlı arkasından konuşuluyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Çözülmedikçe gündeme gelir sorular Sayın özcan.

Sayın Özcan, bir sorun varsa hep gündeme gelir.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Bir kez gelip de kendisini savunmadı burada.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hangi cevabı duydunuz burada? Duyduğunuz bir cevap varsa söyleyin biz de ikna olalım.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Gelecek kendisini savunacak burada “hayır, ben böyle değilim” diyecek.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Kumkumoğlu, ondan bir şey duymadım da ben kendim…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yani, kimden ne duydunuz?

Herhangi bir yetkiliden bir şey duyduysanız söyleyin biz de bilelim, biz duyamadık. Varsa söyleyin “cevap verildi” demeyin, bakın soruyorum.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Neyse biz bütçeye dönelim.

BAŞKAN – Lütfen, karşılıklı hale gelmesin.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Biz burada konuştuk, dedik ki, bir müsteşarın arkasından burada çok ağır eleştiriler yapıldı. Bunun doğru olmadığını, etik olmadığını söyledik. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hangisi etik değil?

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) - Tamam, siz Başbakanlığı suçlayabilirsiniz, ama, müsteşarı…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Eleştiriler mi etik değil, yoksa, müsteşarın tavrı mı etik değil?

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Eleştiriler etik değil.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Aman Allah’ım!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) –

Peki, maşallah.

Yahu, şu cumhuriyet hükümetine yazık ki, sizi almış çalıştırmış 30 sene ve emekli etmiş.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Kumkumoğlu, size yazıklar olsun ki bunu söyleyebiliyorsunuz. Bu çok çirkin bir iddia, bu şekilde konuşamazsın sen.

Yazıklar olsun sana.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, yine aynı şeylere devam ediyorsunuz.

Sayın Kumkumoğlu…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Şu ülkeye…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Arkadaşım lütfen…

Ne demek “devlet sana 30 sene görev vermiş.” Hak etmediği halde mi vermiş, ne demek istiyorsun?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben hakaret edecek bir şey söylemiyorum, ben sorduğumuzu söylüyorum. (AK Parti sıralarından “sözünü geri alsın” sesleri, gürültüler, AK Parti ve CHP milletvekillerinin karşılıklı konuşmaları)

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Çok yazıklar olsun çok.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu…

 ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Kim neyi geri alıyor yahu.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – “Yazık bu devlete ki 30 sene görev vermiş buna” ne demek? Sana mı soracaktı devlet ona görev vermek için. Sakılmıyorsun değil mi şu ifadenden, şu ifadenden sıkılmadın değil mi. Ayıp ayıp, yakışmıyor senin gibi bir üyeye.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Söylediğimiz şey, ortada verilmiş herhangi bir cevap yoktur. O zaman “cevap var” demeyeceksin. Yani, bu Başbakan müsteşarının… (AK Parti sıralarından “hakaret ediyorsun” sesleri ve AK Parti ve CHP milletvekillerinin karşılıklı konuşmaları)

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ne hakareti yaptım?

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ne demek bu, hakaret değil mi? Yani “hak etmediği bir yerde 30 sene genel müdürlük yapmış.” Sana mı soracaklardı genel müdür olsun mu diye?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben de eleştiriyorum o kadar. (AK Parti sıralarından “bu eleştiri değil hakaret, saygısızlık. Haddini bil” sesleri, gürültüler)

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Eleştiri başka bir şey hakaret başka bir şeydir.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, sükuneti muhafaza edin lütfen.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – İzin verirseniz konuşayım.

BAŞKAN – Lütfen!

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Haddini bilmeyenler belli. Adam hâlâ orada Başbakanlık Müsteşarlığı yapıyor. Kim haddini bilmiyor, biz mi bilmiyoruz? Adam hem “cumhuriyete karşıyım” diyor hem Başbakanlık Müsteşarlığı yapıyor hem de biz bunu söylediğimiz için biz suçlu oluyoruz, bunu savunanlar haklı oluyor. Bunu nasıl izah ediyorsunuz arkadaşlar? Böyle şey olur mu yahu.

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, söz vermediğimiz halde ikide bir de araya girmek suretiyle…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Nasıl böyle bir söz söylenebilir komisyon üyesi, bürokrasiden gelmiş bir arkadaşa.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, müsaade eder misiniz…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Özcan’dan özür diliyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Tamam halloldu bu iş.

BAŞKAN – Sayın Özcan, buyurun; devam edin.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Özyürek, tabii, bu özürle geçecek bir konu değil.

Bakın Sayın Kumkumoğlu, yani sizden bu ülkeyi çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Bak bunu bil.

İkincisi…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir arkadaşınız olarak bu tavrı eleştirel bulabilirim; biraz ağır bir eleştiri oldu özür dilerim, ama, gerçekten bu tavrınızı eleştirel bulduğumu ifade etmek durumundayım.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Nesini eleştirdin Sayın Kumkumoğlu, ne dedim de eleştirdin anlamadım ki ben, ne dedim de eleştirdin?

BAŞKAN – Sayın Özcan…

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Bakın, biz burada üniter yapıyla ilgili, laik cumhuriyetle ilgili karşıt hiçbir sözü kabul etmeyeceğimizi ben burada saatlerce söyledim daha önce konuşurken.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Özcan “Başbakanlık Müsteşarını değil, burada Başbakanlık Müsteşarına karşı yapılan eleştirileri ben haksız buluyorum” dediniz. Yani, insaf et.

MEHMET ZEKAİ ÖZ AN (Devamla) – Ben gıyabında söylenenleri haksız buluyorum, gıyabında yapıyorsunuz, kendisi yok burada.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Nasıl yok burada, gelsin, yardımcısı burada.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Çağırın, dört yıldan beri, Sayın Müsteşar, gelin buraya bize karşı konuşun, deyin. Bunu istiyoruz sizden, rica ediyoruz, yalvarıyoruz, getirin buraya şu Müsteşarı.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Durup dururken bizim hukukumuz bozuluyor adamın yüzünden.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Kumkumoğlu, hakikaten bu tavrınızı çok çirkin buluyorum, bak, bunu tekrar ediyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hâlâ ısrar ediyorsun yahu.

Bak, söylediğin şeyin mantığı doğru değil bunu eleştirebilirim, ama, ifade biçimim…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – İktidarsınız efendim, getirin adamı biz de arkasından konuşmayalım.

BAŞKAN – Tamam artık.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bunu şey yapmanın bir anlamı yok, sizinle ilgili değil çünkü konu.

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Kumkumoğlu, benim hevesimi çok kırdın, ama yine de konuşmaya çalışacağım, yani hakikaten üzüldüm.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Doğrudur.

MEHMEZ ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Şimdi o zaman hiç olmazsa spordan başlayalım da biraz…

Mikrofonumu açtınız mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Açıyorum, ama, karşılıklı hale gelmesin lütfen, araya da kimse girmesin!

MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Spordan devam edelim.

Tabii, sporla ilgili olumlu gelişmeler olmakla beraber esas tartışılan konu bu şike ve doping olayları, önü alınmadığı hatta giderek artar bir görüntü çiziyor. Tabii, mutlaka bunun önüne geçilmesi gerekir hele millî formayı girenlerin doping yapmasını ne ahlakla ne spor ahlakıyla bağdaştırmak mümkün değil. Bir de buna ilave olarak şunu söylüyorum. Bu millî takıma seçilme şartları da mutlaka düzenlenmelidir. Yani, millî takıma sadece Türk vatandaşı olmak için veyahutta bir başka takıma yer açmak için Türk vatandaşı zorlama olarak millî takıma girmesini doğru bulmuyorum. Hak olabilir, ama, mutlaka bunun şartları yerine getirilmelidir. Millî forma giyenler için büyük bir onur ve bir şereftir. Bu bakımdan bunların yeniden düzenlenmesinde fayda görüyorum. Tabii, Sayın Bakan demin birçok konulara girdi ve hoşuma gitti. O zaman ben şunu buradan ifade ediyorum. Mesela, bizim bu Polatlı’da, 100 bin nüfusun üzerinde olan ilçemizde kapalı spor salonu yok, yani mevcut olan standart değil, 500 kişiyi belki de almıyor. Oradaki öğrenciler spor yapması için Ankara’ya gelip yapıyorlar. Dolayısıyla, bunun projesi, her şeyi var. O spor salonunu yapmak için bir gayret edelim. Herhalde bizim Polatlı Belediyesi de bu konuda yardımcı olacaktır. Aynı şeyi Şereflikoçhisar için de söyleyebilirim çim saha için.

Burada, tabii, Vakıflar Genel Müdürlüğü için de birkaç şey söylemek istiyorum. Tabii, biz Türkiye’de aslında bugüne kadar sosyal yardımları tabii farklı kurumlara verdik. Dolayısıyla, işte, primsiz bir sistem tam oluşmadığı için Vakıflar Genel Müdürlüğü aslında kendisine ait olan bölümde oldukça başarılı çalışmalar yaptı, zaten bütçede de görülmektedir. Ben çalışmaların devamını diliyorum. Başarılı, fakat, bu Bezmi Âlem Vakıf Gruba hastanesiyle ilgili geçmişte aslında çok harcamalar yapıldı. Bu harcamalarla ilgili, tekrar vakıflara döndüğünde bir işlem yapıldı mı? Yani, bir soruşturma geçirildi mi veyahut da yapılan harcamaların sonuçları ne oldu? Onu da aslında bilmek isterim.

Tabii, burada, Başbakanlık, Türkiye’de en önemli görevlerinden bir tanesi, bu, kamudaki reformu sağlamaktır. Çünkü, kamuda memurlar arasında ücret farklılıkları, çeşitli maaş farklılıkları bulunmaktadır. Bir kamu reformu çalışması sürmektedir. Özellikle Sosyal Güvenlik Reformu’nun 2007’de uygulamaya girmesiyle birlikte bu daha da zorunluluk haline gelecektir. Çünkü, burada primlerin kesintilerini, tabii, kamu karşılayacaktır iki sene içerisinde, ama, bunun iki sene içerisinde mutlaka kamu reformunun sonuçlanması ve kamuda maaşların, aktif memurların maaşlarının yeniden belirlenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.

Tabii, burada yine bir arkadaşımız söyledi, işte “Başbakanlık iş bulsun, niye iş bulmuyor?” kabilinden. Tabii, bu istihdam konularına girmiştik daha önce, oraya girmeyeceğim, ama, en azından daha önceden özelleştirme kapsamında olup da bir işe yerleştirilmeyenlerin en azından 4/C’yle tekrar, kamuda, 15 bin civarındaki kişiye kadro verilmesini çok olumlu buluyorum. Aslında, sosyal devletin de yapması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum ve bu konuda da tebrik ediyorum bu kararı alanları.

Tabii, tekrar ediyorum: İnşallah, bundan sonra, hevesimizi kıracak konuşmalar olmaz.

Bu niyetle, bütçelerimizin hayırlı olmasını diliyorum, hepinize tekrar teşekkür ediyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan’a.

Sayın Yiğit.

SELAMİ YİĞİT (Kars) -  Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli arkadaşlar; Sayın Bakanım, bildiğiniz üzere, “Uluslararası Kış Olimpiyatları” denilen bir organizasyon var. İstanbul Ticaret Odası 2000 yılında bir çalışma yapıyor Doğu Anadolu Bölgesiyle ilgili olarak bu konuda. Bu çalışmada, Erzurum-Pasinler, Kars’ın Sarıkamış ilçesi ve Erzincan’ın Ergan bölgesindeki kayak merkezleri inceleniyor ve Uluslararası Kış Olimpiyatları’nın, dört yılda bir yapılan Kış Olimpiyatları’nın bu bölgede yapılabileceği  konusunda bir çalışma hazırlıyor, yapıyor. Biz, bu çalışmayla ilgilendik ve Erzurum Milletvekili Sayın Mustafa Ilıcalı’yla beraber bir girişimci kurul oluşturarak, Sayın Başbakan’la birbuçuk yıl önce bu konuyu görüştük. Sayın Başbakan, bu konuda yardımcı olacağını söyledi.

Biliyorsunuz, bu organizasyon 2010 yılında, yanılmıyorsam Kanada’nın Vancouer Kentine verildi. 2014 yılı için başvuru yapmak gerekiyor. Aşağı yukarı yedi ya da dokuz yıl önce de, bu konuyla ilgili aday ülkelerin gerekli çalışmaları başlatması gerekiyor. Bu bir tabii takvim meselesi. Öte yandan, yine bir yasa da gerekiyor bunun için. Bu konudaki çalışmalar, aslında, böyle -hayal de olsa- iyi giderken, ortaya bu Üniversite Oyunları çıktı, 2011 yılı için, biraz önce de siz bahsettiniz. Tabii, Kış Olimpiyatları 3-4 milyar dolarlık bir yatırım gerektiren, aşağı yukarı bunun yarısının sponsor gelirleriyle elde edilen bir yatırım. Malum, az önce sözünü ettiğim bölge, Doğu Anadolu Bölgesi, Kuzey Doğu Anadolu Bölgesi gelişmişlik açısından Türkiye’nin sonda gelen illerinden oluşuyor. Bu yatırım, bölgede, bölgenin potansiyellerini, yani, tarım ve hayvancılığın dışındaki potansiyellerini harekete geçirebilecek çok önemli bir projedir. Öte yandan, yine, Hükûmetinizin de hedefi olan tarımsal nüfusun azaltılması açısından da hakikaten bulunmaz bir projedir. Çünkü, bu proje hayata geçirildiği zaman, bölgenin potansiyelleri olan tarım ve hayvancılığın da önemli ölçüde gelişeceği malum.

Tabii, bunu genişletmek, bu konunun ayrıntılarına girmek mümkün.

Sayın Bakanım, bu konuda sizin bakış açınızı çok net olarak öğrenmek istiyorum. Aslında, sizinle birkaç ay önce bu konuyu Genel Kurulda konuşmuştuk. Ama, doğrusu çok tatmin olmadım. Ben, yani, Üniversite Oyunları ile Kış Olimpiyatları’nın aslında birbirinden ayrı düşünülmesi gerektiğini de düşünüyorum. Yani, burada, Kars’ta maalesef bu şöyle algılanıyor: Yani, “Yine Erzurum mu kurtarılmaya çalışılıyor?” gibi bir yaklaşım da var. Ben bu görüşte olduğumuzu söylemiyorum, ama, bölgelerimizde siyaset yapıyoruz. Bu anlayış orada şu anda çok yaygın bir kanaat olarak görüşülüyor, düşünülüyor.

Konuyu fazla uzatmak istemiyorum. Bu konudaki görüşlerinizi almak istiyorum Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Özakcan.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Denizli İlinden geçerken, anayol üzerinde, ana karayolu üzerinde Sayın Başbakanımızın ampulle birlikte fotoğrafının, resminin yer aldığı büyük bir afiş vardır birçok noktada, birçok yerde ve üzerinde de büyük harflerle yazılmış şöyle bir ifade mevcuttur: “Biz verdiği sözü tutmayanlardan değiliz.” Sayın Başbakanımızın verdiği en önemli söz, kuşkusuz hepinizin de hatırlayacağı gibi, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasıydı. “İktidara gelirsek biz de dokunulmazlıkları kaldıracağız” sözüne karşın, dokunulmazlığın kaldırılmasını Hükûmet Programına almayarak ve bu konuda hiçbir olumlu adım atmayarak milletvekili dokunulmazlığı konusunda ipe un serildi.

Değerli arkadaşlarım, az önce tartışma konusu da olan Sayın Müsteşarla ilgili, Değerli Milletvekilimiz Enis Tütüncü’nün niteliklerinden de söz ettiği Sayın Müsteşarın atanmasından, Sayın Başbakanımızın, en yakınındaki korumaları bile vücut dilini anlayanlardan oluşturmak anlayışı, Allah esirgesin, balyoz olmasaydı neredeyse yaşamına mal olacaktı. Geçtiğimiz haftalarda Türkiye bir balyozla tanıştı. O balyozun önemini fark eden bir İktidar milletvekilimiz, balyozu kendisinin en değerli hazinesi gibi saklayacağını ifade ederek sahiplendi.

Konu gerçekten önemli. Sayın Başbakanımıza geçmiş olsun dileklerimizi bir kez daha bu vesileyle ifade etmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, rahatsızlığının başladığı yerden en yakın hastaneye beş dakika içinde yetiştirilebildi. Ama, güvenlik prosedürüne tam olarak uyulmadığı için dakikalarca aracının içinde kilitli kaldı. Nihayetinde, hastanenin hemen yanında devam eden inşaatta bulunan o meşhur balyozla otomobilin camı kırılarak Sayın Başbakan kurtarılabildi. Onun için, bu olay basit bir balyoz olayı değildir. Konuyla ilgili görüntülerin televizyon kanallarından gösterilmesi engellenmeye çalışılsa da, Sayın Başbakan’la ilgili her olumsuz sözün Başbakanlık Basın Yayın Danışmanı tarafından düzeltilmeye çalışılsa da, bu olay dünya televizyonlarında da defalarca gösterildi: Balyozla kırılmaya çalışılan bir otomobil camı ve bu otomobil Türkiye’nin Başbakanına ait bir araç.

Değerli arkadaşlarım, AKP’nin eş, dost, akraba, yandaş kayırmacılığını bütün Türkiye biliyor, ama, bu durumu dünyaya nasıl anlatabilirsiniz? Burada kırılan yalnızca bir otomobil camı değil, aynı zamanda Türkiye’nin itibarıdır, Türkiye’nin onurudur. AKP İktidarının “bizden olsun” saplantısı başbakanların şoförlerini ve korumalarını eğitimli kişilerden seçme geleneğinin de üstüne çıkmıştır.

Maalesef, yaşadığımız tablo şudur: AKP Hükûmetleri döneminde 100 bine yakın atama ve tayin yapılmıştır. Görevden alınanlar mahkemelere başvurmuşlar, mahkemeyi kazananlar, maalesef, Hükûmetin tasarrufuyla ve uygulamalarıyla görevlerine geri dönememişlerdir. AKP İktidarı ele geçiremediği kurum ya da kuruluşları etkisiz hale getirmiştir. Gerektiğinde kurum yasalarını değiştirerek o kurumları yeniden inşa etmeye çalışmıştır. Atamalarla ilgili olarak eskiden de yapılıyordu denilebilir. Doğrudur, eskiden de yapılıyordu, ama, kurumlarda kendi içlerinde yer ya da unvan değişikliği yapılmak suretiyle atamalar yapılırdı. Bir kurumun genel müdürünü alıp o kurumun bölge müdürlüğüne ya da o kurumun bölge müdürünü alıp o kuruma genel müdür olarak atamalar, tenzil, terfi şeklinde gerçekleştirilirdi. Şimdiki AKP İktidarı döneminde olduğu gibi, atandığı kurumun kapısından girmemiş kişileri o kurumlara genel müdür olarak atamazlardı. Onun içindir ki, bakanlarını belediyelerden, genel müdürlerini imamlardan, korumalarını akrabalardan, memurlarını tarikatlardan seçen İktidara ya da İktidarın Sayın Başbakanının başına gelen bu olay önemlidir. Bu arada, Sayın Başbakanlık Sözcüsünün, Başbakanın aracında kilitli kalmasına “Küçük bir yanlışlık.” demesi ise olayın ve Sayın Başbakanın sağlığının ne kadar hafife alındığının bir ifadesidir.

Sayın Bakanım, Devlet Personel Başkanlığını ilgilendiren bir konuda 5/7/2006 tarihinde Sayın Başbakanımıza yönelik bir soru önergem olmuştu. “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 59’uncu maddesi ‘istisnai memurluklar’ başlığı adı altındaki ifadelere dayanarak, 58’inci ve 59’uncu Hükûmetler döneminde hangi bakanlık, hangi kurum ve kuruluşların özel kalem müdürlükleri, müşavirlikleri ve benzeri kadrolara açıktan istisnai memurluk kapsamında atama yapılmıştır ve de bakanlık kamu kurum ve kuruluşlarının istisnai kadro hükümleri gereğince açıktan atama yapılan kadroların belli bir zaman sonra boşaltılması suretiyle bu kadrolara yeniden atama yapılmış mıdır?” diye sormuştum. 5 Temmuz 2006’da sorduğum soruya 11/10/2006 tarihinde, yani, üçbuçuk ay sonra yanıt verildi. Ama, verilen cevabın içinde sorduğum soruların yanıtı yoktu. Sayın Bakanımız Mehmet Ali Şahin imzasıyla gönderilen cevabi yazıda “Devlet Personel Başkanlığının ilgi (B) yazısı ile İçişleri Bakanlığından bilgi isteniyor, istenilen bilgilerin gelmesini müteakip önergenin cevabı makamlarınıza iletilecektir.” deniliyordu. Hangi bakanlık ya da hangi kurumlara açıktan istisnai memurluk kadrosuyla yapılan atamaların adedini ya da isimlerini beş aydır, bugünkü tarih itibariyle de henüz alabilmiş değilim.

Sayın Bakanımız, sunumunda Devlet Personel Başkanlığıyla ilgili olarak “Devlet Personel Başkanlığının bir çırpıda, kurumlarda çalışan personel ile ilgili bilgi verecek durumda değildir. Bununla ilgili önemli bir çalış yapılmaktadır. Teknolojik olarak bu sistem kurulacaktır.” açıklamasında bulundular. Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Bu yapısı ve durumu Devlet Personel Başkanlığının bilinmiyor muydu? Biliniyor idiyse, dört yıldan beri bugüne kadar niçin düşünülerek, ifade ettiğiniz bu çalışmalar bugüne kadar yapılamadı?

Değerli arkadaşlarım, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzle, yine, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzle ilgili bütçeleri de görüşüyoruz. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün yereldeki birimlerinin yıllardır çok kapsamlı ve işlevsel görevleri yerine getirmiş olmasına karşın, son yıllarda ayrılan ödeneklerin yetersizliği nedeniyle büyük sıkıntılar yaşanmakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Sadece zorunlu hizmetlerin yürütüldüğü bir yerel spor alanı veya Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı bir kurum görünümünde bulunmaktadır. Özellikle mali konularda illerdeki il müdürlüklerinin ihtiyaçlarının giderilmesi ve karşılanmasının acil bir gerek olduğunu ifade etmek istiyorum.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüzle de ilgili olarak, Sayın Bakanımız, genel bütçeden hiç para almaksızın yatırım yapmakta ve hizmet etmekte olduğunu bu Genel Müdürlüğün söylediler. Doğrudur. Tarihi eser envanterimizin sağlıklı olmadığını, göreve gelindiğinde 9 bin civarında iken bugün bu rakamın 18 bin civarına yükseldiğini belirttiler. Gerçekten, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2007 mali yılı bütçesinin giderlerine baktığımız zaman, sıralanıp rakamsal olarak da ifade edilmiş, yer almış. İşte personel gideri, sosyal güvenlik, mal-hizmet alımı, hayri ve sosyal hizmet, yatırım kalemlerinden oluşan rakamlar bütçe sunuş kitapçığında mevcut.

Envanterinin ne olduğu bilinmeyen bir Genel Müdürlük, gelirlerinin ne olduğu bilinmeyen bir Genel Müdürlük. Bu sunuş içerisinde, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün gelirleri de neler olduğu yer alabilmeliydi.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün kira geliri nedir? Vakıflar Bankasında Vakıflar Genel Müdürlüğünün ne kadar trilyon parası vardır? Vakıflar Genel Müdürlüğünün bankadaki bu trilyonlarının faiz geliri nedir? Teftiş ve denetleme paylarından ne gelir elde eder? Şimdi, burada giderler belirtilmiş. Maliye Bakanlığımızdan 600 trilyon ödenek talep ediliyor; fakat, 2007 malî yılı için 600 trilyon talep ediliyor, ancak…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Onlardan bir para istemiyoruz, o kadar olsun istiyoruz.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Evet efendim, anlıyorum, kendi kaynağından.

Tabii, gelirin ne olduğu meçhul burada. Bunun da komisyon üyelerimizin…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Ayrıntıları istiyor. Kiradan ne kadar, gayrimenkulden, bankadan ne kadar; onu istiyor.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Sayın Bakanım, yani, gelirin…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Anladım efendim.

MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – O ayrıntıların da belirtilmesinde yarar görüyorum.

Bütçenizin hayırlı olmasını dileyerek, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Terzibaşıoğlu, buyurun efendim.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sayın Başkan, değerli üye arkadaşlarım, Sayın Bakanım, Bakanlığın değerli bürokratları, basınımızın güzide temsilcileri; hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Sayın Bakanımıza güzel sunumlarından dolayı, geniş anlatımlarından dolayı, bilgilendirmelerinden dolayı teşekkür ederim.

Ayrıca, bu dört yıllık süre içinde çok yararlı çalışmalarından dolayı da kendilerini tebrik ediyorum, özellikle sponsorluk yasası nedeniyle.

Vakıf eserlerimizin nerede kayıtlı olduğunu, kimlerini kullandığını, geçmiş yıllara dönüp baktığımız zaman, hakikaten, biz de üzülüyorduk. Bilmiyorlardı, kimin neyi kullandığı bilinmiyordu. Vakıf malları kimler tarafından kullanılıyordu, kiraları neydi, bunlar bilinmiyordu. Bunların disiplin altına alınması, bilgisayara geçmesi çok iyi şeyler ve üstelik de, bundan sonra tamamen şeffaf olacak. İnternete girdiğimiz zaman da bunları göreceğiz.

Tabii ki, Sayın Özakcan’ın dediği gibi, birçok eksikler hâlâ var. Elimizde sihirli değnek olmadığı için, her şeyi bir anda düzeltmemiz mümkün değil.

Türkiye’nin birçok konuda birçok eksikleri var. Onları iyiniyetle, iktidarıyla, muhalefetiyle hep birlikte çözeceğiz diye düşünüyorum.

Sayın Baratalı’nın, dün de bahsettim; üç gazimizle ilgili uyarılarını takdirle karşılıyorum. Bir defa daha söylüyorum: En iyi huzurevinde… Bugün Türkmen bir daha söyledi, ben de bir defa daha söylüyorum, başka arkadaşlarımız da söyleyecektir. Onlar, hakikaten, bizim ödenmeyecek borcumuz olan kimseler. Bunları söylerken benim tüylerim ürperiyor. En iyi huzurevinde onlara bakmalıyız, onları misafir etmeliyiz.

Tabii, bunun için gerekli hassasiyet gösterilmelidir. Ben de şahsım adına konuşuyorum burada. Arkadaşlarım da Sayın Baratalı’yı desteklemeliyiz.

Vakıfların, aşevlerinin artması, aslında, Türkiye’de daha önce yoksullara sahip çıkılmadığının bir belgesidir. Türkiye yoksullaşmıyor. Bugün Amerika’da, eğer, yanlış bilmiyorsam, 2 milyonun üzerinde sokakta yaşayan insan var, dünyanın en gelişmiş ülkesinde. Rakam yanlış olabilir; ama, bu bir gerçek.

Biz, Türkiye’de yoksulları tespit ediyoruz. Kömür bunun için dağıtılıyor. Geçen sene 1 milyon 200 bin ton dağıtılıyor idi, bu sene niye 1 milyon 600? Yeni tespitler var; ama, ben, yetkilileri buradan uyarmak istiyorum. Tespitler tam sağlıklı değil. Özellikle mahalle muhtarlarından yararlanılması lazım. Verilen yemekler çok kaliteli olmuyor. İlk günlerde kaliteli oluyor, sonra bozuluyor. Bu konularda azamî dikkati göstermemiz gerekiyor. Ben de bu konuda dilimin döndüğü kadar bunları yetkililere söylemek istiyorum.

Şimdi, bu balyoz olayının üzerinde çok duruluyor. Tabii ki, bir Başbakanın araçta kilitli kalması bir facia. Ama, ne yazık ki ve ne yazık ki, hepimizde olan, Türk milletinde olan bir ihmal var.  Olmamalı, olmamalıydı, inşallah bu bize çok önemli bir ders olur. O aracın bir anahtarının arkadaki koruma araçlarında olması gerekirmiş. Şimdi, deniliyor ki, Başbakanın korumaları bizden olsun. Arkadaşlar, yanınıza koruma alacaksınız. Arabanın sağ önünde oturacak. Başbakan, zaman zaman telefonla gizli görüşmeler yapacak. Allah aşkına, sıradan bir görevliyi mi alıp oturtacak; yoksa, güvendiği biri mi olacak? Eğitim konusunda, onu söyledim başında. Eğitimi eksik, doğru; ama, bundan sonra…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Eğitimli olsun. Eğitim yok, arkadaşların söylediği o. Başbakan ölecekti.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Efendim, bakın, Sayın Hamzaçebi, size de teşekkür edecektim, lafa girdiniz, teşekkür edeyim. Niçin? Bu vakıf eserlerinin yirmidokuz yıl, yap-işlet modelinde yirmidokuz yıla çıkmasında sizin ve Grubunuzun çok büyük katkısı var; teşekkür ediyorum.

Tabii ki, eğitimli olacak, onu söylüyorum zaten. Hepimizde olan az çok vurdumduymazlık her yere sirayet etmiş. Bu, hepimizde var, adam sendecilik.

Diyorsunuz ki, sigara içmeyin. Arabaya benzin veriliyor “ağabey, merak etme ya, bir şey olmaz” diyor. Bakın diyorum, benzin buharlaşıyor, bu karşıdan kapar. “Bir şey olmaz ağabeyi” diyor, “biz evvel Allah” diyor. Şimdi bunlar hepimizde az çok olan şeyler; olmamalıydı. Yani, bunu da hep dilimize dolayıp da tenkit vesilesi yapmamak gerekir diye düşünüyorum.

Merak ettiğim bir husus var: Geçtiğimiz günlerde basında çok yer aldı, ama, burada Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı burada. Eğer, Sayın Bakanımız müsaade ederlerse, bir hususta bilgi almak istiyorum kendilerinden. Türk Tarih Kurumunun, parti ismi vermeyeceğim, ama herkes biliyor, önemli değil. Cumhuriyet Halk Partisinden, Büyük Atatürk’ün vasiyetinde belirttiği parayı Türk Tarih Kurumu alacak, Cumhuriyet Halk Partisi de…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partisinden değil efendim…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Müsaade eder misiniz. Bakın, ben, bu konuya da değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, burada, bir aile gibiyiz. Konuşurken, lütfen, biraz önce Sayın Özcan’ı üzdünüz. Lütfen müdahale etmeyin, biz bitirelim.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – CHP’den değil, İş Bankasından.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Efendim düzeltiyorum, peki, İş Bankasından. Büyük Atatürk’ün mirasından alması gereken bir para vardı, bunu da aldı geçtiğimiz günlerde. Ben sizi itham etmiyorum, böyle bir hakkım yok zaten, böyle bir konunun içinde de değilsiniz. Ben, oraya soruyorum sorumu; niye üzerinize alınıyorsunuz? Neden üzerinize alınıyorsunuz değerli arkadaşlarım?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Terzibaşıoğlu, siz alınacak dediniz, biz alındı dedik.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Alınmayın yani… Ben, bir daha yani, tedirgin olarak giriyorum. Ne kadar, Türk Tarih Kurumu ne kadar para aldı? Bu parayı nerede kullanacak? Beğendiniz mi soru mu, beğendiniz mi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tabii, tabii…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ben, teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu sualimi beğendiğiniz için. Soruş sitilimi de beğendiniz mi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tabii. Aynı soruyu bir de Türk Dil Kurumu için de sorun. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu, ikisini ayrı ayrı görüşeceğiz.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sağ olun. Düzelttiğiniz için de teşekkür ederim.

Hepinize tekrar saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz.

Sayın Gürol Ergin…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, gerçi, dün Başkan olsaydınız bana söz vermeyecektiniz, ama, dün dündü, bugün bugün.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar ve sevgili basın mensubu arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi, ben, önce, şöyle bir biçimsel eleştiriyle başlayayım. Sayın Bakan, şöyle bir ifade var 6 ncı sayfada, siz, bunu, sözlü olarak da ifade ettiniz. Diyorsunuz ki: “Kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın desteklenmesi amacıyla, bürokrasi kırtasiyeciliğinin azaltılması önceliklerimizden biridir. “

Hepimiz biliyoruz ki, bürokrasi sözcüğü, bütün Latin dillerinde kırtasiyeciliğin karşılığıdır. Yani, bürokrasi kırtasiyeciliği diye bir sözcük tamamlaması olamaz, ikisi aynı şeydir. Yani, arkadaşlarımızın bu metinleri hazırlarken buna dikkat etmelerini özellikle rica ediyorum.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Birbirinden çok farklı kavramlar.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Efendim, lütfen, çok rica ederim. Bürokrasi, kırtasiyeciliğin bütün Latin dillerindeki, istisnasız hepsindeki karşılığıdır.

BAŞKAN – Endişe etmeyin. Türk Dil Kurumu Başkanımız burada, sorarız; bürokrasi nedir, kırtasiyecilik nedir.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Argodaki karşılığı olabilir yalnız.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Tamam, ikinci bir konuya geleyim. Şimdi, arkadaşlar, bir de bakınız, burada, TÜBİTAK’tan söz edilirken, Türkiye Bilimler Akademisinden söz edilirken hep “bilim” sözcüğü kullanılmış da, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumundan söz edilirken “ilim” sözcüğü kullanılmış. Niye acaba, bunun bir özel anlamı mı var? Acaba, Sayın Türk Dil Kurumu Başkanımız “bilim” ile “ilim”in de farklı olduğunu bana açıklayabilecek mi burada? Onu da özellikle rica ediyorum.

CEMAL UYSAL (Ordu) - Atatürk zamanında “ilim”di, “bilim” yoktu.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Bakınız, TÜBİTAK’tan ve TÜBA’dan söz ederken “bilim” sözcüğü kullanılıyor; ama, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun ifadeleri içerisinde “bilim” yerine “ilim” geçiyor. Bir farkı mı var acaba, bunda da bir nüans mı var? Onu öğrenmek istiyorum. Yoksa, bir dil birliği olması, acaba daha güzel ve şık düşmez mi diyorum. Bu konuda teşekkür ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben, sözlerimin başında gerçekten burada ifadesinde bulduğu gibi, seçkin bilim adamlarından oluşan TÜBA’nın Başkan ve üyelerini kutluyorum.

Gençlik ve Spor Genel Müdürümüzü ve Müdürlük elemanlarını benim için başarılı olan çalışmalarından ötürü kutluyorum.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüzü, Genel Müdürünün şahsında çalışmalarından ötürü kutluyorum. Bunları söylemekten de mutluluk duyuyorum. Ama, şunu da söylersem herhalde doğru bulursunuz: Bu, özellikle sanıyorum Sayın Özcan da söyledi, şike sözcüğü bizi çok rahatsız ediyor ve sporcularımızın hem de değişik dallardaki sporcularımızın çeşitli yanlışlar yapmaları da bizi özellikle rahatsız ediyor, konuyu açmıyorum.

Bu arada, 2007 yılı sonunda GAP’ın süresi bitecek, Hükûmetimiz bu konuda acaba ne düşünüyor? Yani, böyle bir yasa çıkardık. 2007 yılı sonunda GAP İdaresine son verilecekti. Bu konuda ne düşünülüyor? Bunu öğrenmek istiyorum.

Ve şimdi, buradan, izin verirseniz, bir iki eleştirime geçmek istiyorum. Bunlardan biri, TÜBİTAK ile TÜBİTAK’ın şu andaki hukuksal yapısıyla ilgili.

Değerli arkadaşlar, hiç geçmişin ayrıntısına girmeyeceğim; ama, hukukun ortaya koyduğu sonuçlar da şunu göstermiştir ki, TÜBİTAK’ta bu Hükûmet hukuksuzluk yapmıştır. TÜBİTAK yönetimi, şu anda hukuksuz bir yönetimdir. Bunu söylerken Sayın TÜBİTAK Başkanı, Başkan Vekili Hanımefendinin şahsını asla dikkate almadan konuşuyorum, ama burada hukuksal doğru olmayan bir yapı vardır. Onun için, TÜBİTAK’a ne kadar para verildiği, bu paranın ne kadar artırıldığı çok da önem kazanmıyor. Kaldı ki, hukuksal olarak böyle bir olumsuz yapıya verilen daha fazla para, bizi daha fazla rahatsız ediyor. Çünkü, bunun kullanılmasında gerçeğe ve bilime aykırı tavırlar alınabileceği kuşkusunu taşıyoruz. Bunu özellikle söylemek gereğini duyuyorum. Biliyorsunuz, bu arada, Rektörler ve Sayın YÖK Başkanı da TÜBİTAK’la ilgili toplantılara katılmıyorlar. Bu da, bizim için çok üzüntü vericidir.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Bilime aykırı çalışmalar yapılacağı…

GÜROL ERGİN (Devamla) – Birader, sen de söz al konuş; sen de benim gibi herhalde yıllarca, otuz altı yılını üniversiteye verdin, onun için bilimde konuşma hakkın var. Sen de söz al, otuz altı yılda neler yaptığını bilimsel anlamda anlat.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Sayın Profesör, ben diyorum ki…

GÜROL ERGİN (Devamla) – Teşekkür ederim, tamam.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Hiç dinlemiyorsunuz, ben sizi dinliyorum. Zatıaliniz konuşmasında bir açıklama yapabilir mi diye.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Yapıyorum, yapıyorum; tamam dinle.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Onu soruyorum ben.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Dinle be birader!

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Nedir bilime aykırı çalışmalar, onu bir öğrenelim.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Teşekkür ederiz, dinleyin.

Şöyle söylüyorum; açık ve net, madem istediniz söyleyeyim.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Evet, buyurun.

GÜROL ERGİN (Devamla) – TÜBİTAK’tan verilen projeler eskiden olduğu gibi bilimsel özellikler, kişinin bilimsel yapısı, projenin bilimsel özelliği  dikkate alınmadan yandaş kabul edilen insanlara verilmektedir ve o projelerden bilimsel hiçbir sonuç çıkmamaktadır. Oldu mu?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Yandaşlar seni çarpacak, çarpacak!

GÜROL ERGİN (Devamla) – Bizi yandaşlar çarpsın, sizi de Allah çarpsın!

BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar, bu tartışma…

GÜROL ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, hiç gereksiz olarak gürültü çıkmasına neden oluyorsunuz. Lütfen…

BAŞKAN – Evet, devam Hocam.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Şimdi, ben, buradan Sayın…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Zatıalinizi zevkle dinliyoruz efendim.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Birader dinle! Burada bir tek sen olsan karşılıklı bağrışırız.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Zevkle dinliyoruz, buyurun Hocam.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Ben, buradan Sayın Başbakana geçmiş olsun diyorum. Bir daha böyle bir sıkıntı yaşamamasını da içtenlikle diliyorum; ama, Başbakanımın şu söylemlerinin benim gibi sizi de rahatsız edip etmediğini de anlamak istiyorum ve şu söylemler olana kadar bu söylemler kulağımıza gelene kadar, ben, bir Başbakanın bu konuşmaları yapabileceğini asla aklıma getirmezdim. Acaba siz aklınıza getirir miydiniz? Bunları özellikle söylemek istiyorum.

Bakınız, Sayın Başbakan, halk tarafından yapılanlar tüm çıplaklığıyla anlaşılmaya başlanınca sinirleniyor ve şunları söylüyor: “Dur dinle be, dur dinle. Dokuz ay on gün be. Akılları basmaz. Bana da frikik attırıyorlar, iyi frikik atarım.” “Ne konuşuyorsun, seninle geldik biz bu hale hemşerim.” “Ya, sen 2003’te yoksun ki“, ”Adam gibi adam lazım, bunlar tükürdüğünü yalıyor.” “Yahu sen neye inanacaksın Allah aşkına?” Peki kardeşim bu ülke nasıl ayağa kalkacak?” , “Milliyetçilik havasında gezip de afra tafra atıyorsunuz.” “Bunlar hesap kitap da bilmiyorlar, hayatlarında iki koyun gütmemiş adamlar bunlar.” Dikkat edin şu cümleye lütfen: “Müddei iddiasını ispatlamakla mükelleftir, ispatlamayan…” Üç nokta, oraya ben üç tane nokta koyuyorum.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – “Müfteri” dedi.

GÜROL ERGİN (Devamla) – “Hayatta iki koyun gütmediği ve hayatı yaşamadığı için bunu kavrayamıyor.” “Modern olmak için illa torna atölyesinden geçmeye gerek yok, aç tavuk kendini buğday ambarında zannedermiş.” “Bunlar avara kasnak gibi döner dururlar. Siz böyle şeylere kafanızı takmayın.” “Ya arkadaş nereden ne gelecek Allah aşkına söyleyin bana. Siz bugüne kadar kime yağ oldunuz?” “Doktor getirip de çiviyle çakacak halimiz yok.” “Vergi oranlarını indirdik, daha da indireceğiz. Ancak, indirirseniz bu kaçaklar ortadan kalkar deniyor; kusura bakmayın ağır bir ifade kullanacağım, ama alışmış kudurmuştan beterdir.” “Bu işin ali kıran baş keseni misiniz? Yani, bu belediyeler bu işi bilmiyor, her şeyi siz mi biliyorsunuz? Sizden başka mimar, mühendis, müteahhit yok mu?” “Sana ne, zamanını sana mı soracağız? Bunun zamanını belirleyecek olan biziz; HAmas’la da görüşürüz, İsrail’le de.” Erzurum’da çiftçinin durumu ne olacak diye soran vatandaşa bağırıyor: “Yahu bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak?” TOBB Teknoloji Üniversitesinde şöyle söylüyor: “Ben doktora iğne yaptırmam, ama hemşireye yaptırırım; çünkü hemşirenin pratiği yoğun…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜROL ERGİN (Devamla) – “…doktor damarı bulamaz, icabında felç de olabilir.” Afyon AKP mitinginde mazotun pahalı olduğunu söyleyen bir hanıma şunu söylüyor: “Şimdi, bacım, geçen yıl çiftçiye yüzde 35 mazotta indirim yaptık mı, e mübarek mazotta yüzde 35 indirim yapıyoruz oldu olacak bedava verelim. Enerjide indirim yaptık, borçlarınız vardı bunları indirdik, şimdi ne istiyorsunuz ki enerjiyi bağlayalım, suyu bağlayalım, mazotu bedava verelim, oldu olacak yemeği de ağzınıza biz koyalım.” Gaziantep’te geçim sıkıntısından yakınan memura şöyle söylüyor: “İş bulmuşsun çalış.” Muş Devlet Hastanesinin ek binasının açılış konuşmasında ise ekini kar altında kalan ve yardım isteyen çiftçiye yanıtı şu : “Ekinleri de karın altından ben çıkaracak değilim ya, neyi kimden isteyeceğinizi bilin. Yolu bilmiyorsunuz, gelin yolunu öğretelim.” Doğu Anadolu’da, Erzurum’da büyük baş hayvan üreticisine şöyle söylüyor: “Özel sektör aldığı malın parasını vermiyor, sonra da vatandaşlar gelip bize ağlıyor. Ee, kardeşim ben mi aldım malını, niye benden istiyorsun?” Türk-İş’in 19’uncu Genel Kurulunda şöyle söylüyor: “Sizler bilin ki, Türkiye’nin tamamı sizlerden oluşmuyor, Türkiye 70 milyon.” Bunu, fındık üreticisine de aynen Giresun ve Ordu’da da söylemiştir; nasıl oluyorsa Sayın Başbakan her derdini dökene “Türkiye senden oluşmuyor, 70 milyon var” diyor, ama o dert yananların hepsinin toplamının 70 milyon olduğunu dikkatinden kaçırıyor.

Değerli arkadaşlarım, özellikle parasını İhlas’a kaptırmaktan şikâyet eden Erzurumlulara Erzurum 1’inci Olağan İl Kongresinde şöyle söylüyor, bakın Yimpaş’ı söylemiyorum: “İyisiniz, çok güzelsiniz de paralarınızı bir yere gidip yatırırken bize sormuyorsunuz; ama, karalarınızı yatırıp kaptırdıktan sonra biz ne yapacağız diyorsunuz.” Ağrı mitinginde mağdur olduk diyen bir banka zedeye de “sizi kim mağdur ettiyse gidin ondan paranızı alın, bu işin devletle alakası yok” diyor. Arkadaşlar, Mersin’deki olayı hatırlıyorsunuz, Mersin’de çiftçinin anasına kadar inen sözler söyledi, ben o sözleri söylemekten hicap duyduğum için burada tekrar etmeyeceğim.

Değerlendirmeyi size bırakıyor, saygılar sunuyorum.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Allah, Allah!

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Bir doktora çalışması yaptırmışsınız.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Ben o doktorayı otuz sene önce yaptım Sayın Uzunkaya.

BAŞKAN – Bir dakika izin verirseniz…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Hayır, hayır; bir delikanlıya doktora çalışması yaptırmışsınız, basını taramış.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Ee, ben hocayım.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Kiramen Katibin sizin kadar kayıt yapamıyor, çok daha faalsiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başbakanın özlü sözlerinden…

GÜROL ERGİN (Devamla) – Milletin belleği daha fazlasını kaydediyor Sayın Uzunkaya, siz milleti bugün duyduğunu unutan insanlar sanmayın.

BAŞKAN – Sayın Birgen Keleş, buyurun.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan…

Bakanın konuşmasının bitmesini bekliyorum.

BAŞKAN – Siz buyurun efendim.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, Bakanımızın konuşmasının bitmesini bekliyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, Birgen Hanım ilginizi bekliyor; onun için…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Dinlemesini bekliyorum efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Özür dilerim, bir önerge konusu vardı.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Bitsin, ben razıyım, beklerim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Çok teşekkür ederim, şu an büyük bir dikkatle sizi dinlemeye hazırım.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Sorun değil, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, çok önemli konuları ve çok önemli kuruluşları kapsayan bir bütçeyi tartışıyoruz, konuşuyoruz daha doğrusu. Sürenin sınırlı olması nedeniyle bu konuları veyahut da burada söz konusu olan kurumlarla ilgili birkaç cümle söylemek yerine birkaç noktaya dikkat çekmekle yetinmek istiyorum.

Şimdi, dikkat çekmek istediğim noktalardan birincisi vakıflarla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmekte olan Yasa Tasarısı’dır. Öncelikle bu Tasarı’nın kimin tarafından hazırlandığını sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, son yıllarda, özellikle Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerin hızlanmasından sonra çok yadırgadığım bir davranış biçimi ortaya çıktı. O da şu: Avrupa Birliğine uyum adı altında en olmayacak yasa tasarıları, bazen tasarı olarak, bazen teklif olarak tasarı olarak hazırlandığı halde teklif olarak sunuluyor, karşımıza getiriliyor ve bunlar bazen küreselleşmenin bir gereği olarak, bazen Avrupa Birliğine uyumun getirdiği bir zorunluluk olarak bize empoze ediliyor, kabul etmemiz isteniyor. Şimdi, kapsamını bilmediğiniz bir alanda siz kendiniz söylemiştiniz, envanteri belli değildir demiştiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ayrıntılı olarak incelenmesine de izin vermeden, temel yasa diyorsunuz, halbuki çok yasayı, 80 maddelik çok yasayı hiç öyle temel yasa olmadan inceledik; üstelik, bu, çok geniş etkisi olan bir yasa da değil, Medeni Kanun gibi öyle bir yasa da değil. Neyse, şimdi ben anlayamıyorum; bu şekilde incelenmesine de izin vermeden yasa çıkarmanızın sebebi nedir? Şimdi, aslında, Sayın Bakan, bu yasa belki bir on beş yirmi yıl önce daha serbestçe, daha rahatça gündeme getirilebilirdi diye düşünüyorum, ama içinde bulunduğumuz koşullarda, yani yabancıların etnik köken ve mezhebe dayalı azınlık yaratma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemde, yani Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’ye karşı ne kadar ön yargılı olduklarını hiç çekinmeden nasıl çifte standart uyguladıklarını bütün çıplaklığıyla görebildiğimiz bir dönemde, yani Avrupa müktesebatına uyum adı altında Türkiye’ye empoze edilen bazı yasal düzenlemelerin Türkiye’nin üniter yapısını zedeleyeceği ve federatif bir sistemin altyapısını hazırladığı açıkça ortaya çıkmışken, mesela kamu yönetiminde böyledir durum ve kamu yönetimiyle ilgili olarak çıkardığınız bazı yasalarda, mesela Kalkınma Ajansları gibi. Yani, büyük…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ülkeyi böldük mü, bölündü mü ?

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, daha yeni yeni başlıyor; uygulanması yeni yeni başlıyor. Birçoğu da uygulanmadı zaten. Neyse katılmayabilirsiniz, ama ben anlatayım lütfen.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Üniter yapı konusunda sizinle aynı hassasiyeti paylaşıyorum.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Yani, “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altında bu yöredeki bazı ülkelere ve bu arada Türkiye’ye karşı düzenlenmiş olan tuzakların kağıda dökülmüş şekli havalarda uçuşurken haritalar olarak ve olmadık yerlerde karşımıza çıkartılırken, yani böyle bir dönemde İstanbul’daki Ortodoks Rum Patriği hedef büyütmüşken ve de adım adım o yönde gelişme sağlarken, nasıl oluyor da böyle bir yasayla karşımıza cesaret ediyor Hükûmet? Ben, bunu gerçekten anlayamıyorum. Bunlar olmasa haydi çok iyi niyetle yorumluyordu yabancıları diyebilirdim, onun için on beş yirmi sene dedim, ama bunlar bütün çıplaklığıyla ortayken, yaşanıyorken, ben yaşadığıma göre sizler de yaşıyorsunuzdur, nasıl oluyor da bunlara cesaret edebiliyor Hükûmet? Bunu anlayamıyorum. Haydi, bir an için böyle bir şeye cesaret ettiniz ve getirdiniz; peki, bunu niçin kendi kendinize temel yasa ilan edip tartışılmasını engelliyorsunuz, ayrıntılı bir şekilde tartışılmasını engelliyorsunuz? Kapsamını bilmediğiniz bir konuda sadece yasa hazırlamakla kalmıyorsunuz Sayın Bakan, tartışılmadan kabulünü de sağlamaya çalışıyorsunuz? Neden? Üstelik, bu Yasada öngörülen değişikliklerin Avrupa Birliği müktesebatıyla da ilgisi yok. Yok çünkü böyle bir uygulama Avrupa’da. Bir tek bizimkine benzer vakıflar Yunanistan’da var, onlar da onlara yeni olanaklar sağlamak bir yana o gariban vakıfların ve sadece orada onları kuran Türklerin haklarını korumak için veyahut da Müslümanların haklarını korumak için kurulmuş olan vakıfların ellerinde mevcut olan kırık dökük yetkileri de almış durumdalar.

Sayın Bakan, Avrupa Birliği ülkelerine, yetkililerine neden “böyle bir yasa olamaz, çünkü siz kendinizde olmayan bir yasayı uygulamayı bizden talep edemezsiniz ve biz buna hayır diyoruz” diyemiyorsunuz? Haydi demiyorsunuz, neden hiç değilse Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmasını mümkün kılıp “muhalefet karşı çıkıyor kardeşim gerçekleştiremiyorum” diye mazeret üretmiyorsunuz? Gelişmiş ülkeler mesela muhalefeti bu tür konularda çok rahatlıkla kullanırlar ve muhalefet karşı çıkıyor, muhalefet hayır dediği sürece bu yapılamaz diye istedikleri konularda direnirler. Lozan’ı savunmamızı da çok güçleştirecek olan ve Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü zedeleyecek, Türkiye’yi bölme ve azınlık yaratma çabalarına hız kazandıracak olan bu gelişmeye neden ortam hazırlıyorsunuz, neden bunu engellemeye çalışmıyorsunuz? Şimdi, Lozan’daki hükümlerin aksine yabancılara vakıf kurma ve yönetme hakkı tanınması -aşağıda bir değişiklik yapmaya çalıştınız galiba ama tabii o değişikliğin tam kapsamını bilmediğim için buraya onu alamadım- mevcut ve kurulacak vakıfların yurt içinde ve yurt dışında istedikleri gibi özgürce örgütlenmelerini, dışarıdaki üst birliklere üye olmalarını, dışarıdan sınırlama olmadan kaynak sağlayabilmelerini, istedikleri kadar çok arazi satın alabilmelerini, şirket kurabilmelerini, istedikleri kadar ve istedikleri düzeyde okul açabilmelerini sağlayacak olan bu düzenlemeler Türkiye’nin aleyhine sonuç verecek gelişmelere yol açacaktır.

Şimdi, lütfen bu tasarıyı geri çekiniz Sayın Bakan ve Türkiye’yi ileride çok sorun yaratacak bir gelişmeden kurtarınız. Bu tür konularda karşılıklılık diye bir şey de anlamlı değildir. Yani, karşılıklılık olarak kâğıt üzerinde bir laf olsa da karşı taraf onu yaşama geçirmediği sürece hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur; çünkü, öyle bir şey burada yok ama öyle bir şey olsa bile ona güvenilemez.

Şimdi, demişsiniz ki aşağıda, tabii aynen tutanaktan almadığım için yanlış olabilir, yapılan eleştiriler karşısında Yunanlılar da böyle yapmıyorlar falan demişler, siz de demişsiniz ki “canım onlar yapmasın, biz yapalım.” Yani bir anlamda büyüklük bizde kalsın demek istediniz herhalde. Şimdi, dış politikada ve dış ilişkilerde benim kanaatimce bundan daha yanlış bir davranış biçimi olamaz; çünkü, değerli arkadaşlarım, karşı taraf dediğiniz masanın karşısındakilerin -bu kim olursa olsun, Amerika Birleşik Devletleri olabilir, Avrupa ülkeleri olabilir- utanması, sıkılması diye bir şey söz konusu değildir. Örnek, Kıbrıs’la ilgili ilişkiler; yani, ne verirseniz daha fazlasını istemekte kendilerinde hak görürler. O bakımdan, biz vereceğimizi baştan verelim, onlar utanıp hizaya gelsinler yaklaşımı sonuç vermez Sayın Bakan, sonuç vermez, mümkün değildir.

Bu noktada, izin verirseniz, Başbakanın ve başka yöneticilerin son zamanlarda sık sık tekrarladıkları iki söylemi de dikkatinize sunmak istiyorum, çünkü dış politika konularını yakından izlemeye çalışan bir arkadaşınızım bu söylemler beni çok rahatsız ediyor ve çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum.

Bunlardan birisi şu Sayın Bakan: “Biz, Avrupa Birliğine üye olmak için gerekeni yaparız, ama sonra olmazsa yolumuza devam ederiz.” Şimdi, başlangıçta çok makul gibi geliyor bu insana, çok anlamlı bir söz gibi geliyor; ama, fevkalade anlamsız bir söz. Neden, çünkü değerli arkadaşlarım, bu şunun için çok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Şunun için çok tehlikeli ve anlamlı değil: Biz, sadece çağdaş bir ülke olmak için, çağdaş bir toplum olmak için gerekli değişiklikleri yapmıyoruz, IMF ve Dünya Bankası isteklerine koşulsuz uyuyoruz, ekonomik ve sosyal sistemi de geri dönülmeyecek şekilde ve telafi edilmeyecek şekilde, tek başımıza düzeltemeyecek şekilde çarpıtıyoruz. Şimdi, mesela bu Vakıflar Yasası çıktığı zaman ondan bir süre sonra biz kardeşim Avrupa olmuyor işte, istediklerimizi yapmıyor, haydi vazgeçiyoruz, biz devam ediyoruz desek, bunun sıkıntılarını çekeceğiz gene. Yani, her şey eskisi gibi olmayacak, kendi haklarımızı savunur durumda olamayacağız. Dolayısıyla, getirdiğiniz, uyum yasaları adı altında getirdiğiniz birçok düzenleme geri dönülemez değişiklikler getirmektedir. Dolayısıyla, yaptığımızı yapalım, ondan sonra olmazsa işler devam edelim yolumuza gerçekçi bir yaklaşım ve sonuç verecek bir yaklaşım değildir.

Beni rahatsız eden ve dikkatinize sunmak istediğim diğer söylem şu: Diyorsunuz ki “Avrupa ambargoyu kaldırmadan limanları ve hava alanlarını açmayız ve bunda çok kararlıyız” diyorsunuz. Eminim, bu lafı duyunca pek çok kişinin sokakta gözleri yaşarıyordur, “aferin Hükûmete direniyor” diyordur. Ama, bağışlarsanız, ben hiç böyle diyemiyorum, neden diyemediğimi de açıklayayım.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, şunun için diyemiyorum: Ambargoyu kaldırmadan limanları ve hava alanını açmak ifadesi tehlikeli, çünkü ambargo Avrupa Birliği ülkelerinin hukuksuz olarak, haksız olarak, uluslararası hiçbir dayanağı olmadan Kıbrıslıları belli koşullara zorlamak için getirdikleri bir düzenleme, sınırlama; bunu zaten kaldırmak zorundalar uluslararası hukuk karşısında, çerçevesinde kaldırmak zorundalar. Kaldı ki, bunu kaldıracaklarını Annan Planına oy verme karşılığında da kabul etmiş durumdalar. Şimdi, biz, durup dururken adamların zaten kaldırmak zorunda olduğu ve kaldırmayı da Annan Planı vesilesiyle taahhüt ettikleri bir işi, sınırlamayı “sen bunu kaldırırsan, ben sana bunun karşılığında limanları açarım” diyoruz, sadece bunu da demekle kalmıyoruz tabii, çünkü “Fin Planı” diye bir şey çıktı şimdi. Maraş, Birleşmiş Milletler denetimine verilecek, gitti gider; Magosa Avrupa Birliği yönetimine verilecek, gitti gider. Bunun karşılığında…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hiç birinin geçerliliği yok zaten, siz kafa yormayın.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Hayır, hayır…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Biz kabul etmedik efendim, gitmiyoruz dedik, yormayın kafanızı.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Ama, Sayın Bakanım, o zaman da şunu söyleyeyim; daha bu sabah yapılan açıklamada bizim reddetmemizden çok Rumların karşı çıkması nedeniyle ortadan kalktığı söyleniyordu, ikisi aynı şey değildir. Bizim reddetmemizden çok Rumların karşı çıktığı söyleniyordu ve onun için geri kaldığı söyleniyordu, toplantının iptal edildiği söyleniyordu, hem de NTV gibi ciddi bir haber kanalında bu söyleniyordu. Şimdi, ikisi birbirinden çok farklı şeydir, sizin reddetmenizle anların reddetmesi çok farklı şey. Neden; neden olduğunu da söyleyeyim izin verirseniz: Sayın Bakan, böyle uluslararası ilişkilerde bir şeyi kabul ettiğiniz zaman karşı taraf elde bir diye düşünüyor. Mesela, Maraş’ın şimdi gündeme gelmesi bizim Başbakanın durup dururken aylar önce “Maraş’ı da verebiliriz “ demesinden kaynaklanıyor. Halbuki, o en sona belki saklanması gereken bir şeyken, böyle bir açıklama yaptı hiç gereksiz, lüzumsuz…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Böyle bir açıklama yok.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Var, var.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Başbakan ne zaman böyle bir şey söyledi? Biz duymadık.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Talat bir açıklama yaptı, sonra düzeltti.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Neyse…

Sonuç olarak şu: Bunu da fevkalade sakıncalı buluyorum. Dolayısıyla, yani böyle bir söylem, durup dururken verilen tavizdir ve Kıbrıs’la ilgili bütün iddialarımızdan vazgeçmemize yol açacak olan bir tavizdir. Dolayısıyla, şunu yaparsanız biz de limanları açarız dediğiniz anda Kıbrıs’ın tam yetkilisi olarak Güney Kıbrıs’ı kabul ediyorsunuz demektir, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini artık tanımanız ve diretmeniz mümkün değildir ve de limanların açılması da Türkiye’nin başına çok iş getirecektir.

Şimdi, personel şeyiyle ilgili olarak da bürokratlarımız hazır buradayken sık sık Maliye Bakanımıza sorduğum ve yanıtını bir türlü alamadığım bir soruyu sormak istiyorum: Türkiye’de personel rejimiyle ilgili bir reform çalışması var mıdır, varsa hangi aşamadadır? Bunu şunun için soruyorum ve çok önemli görüyorum; çünkü, personel rejimi, Türkiye’de o kadar çok çarpıtılmıştır ki, bu çarpıklık, bugün yapılanın kat kat üstünde zam yapılsa da memurlara o bunu telafi edemez, çarpıklığı telafi edemez. O nedenle, ciddi bir personel rejimine ihtiyaç vardır. Şimdi, devlet memurluğu statüsünü sınırlamaya çalışıyorsunuz. Onun yerine sözleşmeli ve geçici personel rejimini tavsiye ediyorsunuz, teşvik ediyorsunuz ve mecburiyet olmadığı takdirde de hizmet üretmek yerine hizmet satın alınmasının esas olduğunu ifade ediyorsunuz; hüküm de var çeşitli yasalarda. Bunu da çok doğru bulmadığımı söylemek istiyorum.

Ayrıca son bir nokta da şudur Sayın Bakanım: Avrupa Birliği ülkeleri ve Avrupa Birliği Komisyonunun ve Parlamentosunun yetkilileri sık sık Millî Güvenlik Kuruluna sataşıyor, şimdi Türk Silahlı Kuvvetlerine sataşıyor, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili sözler söylüyor. Şimdi, Genel Kurmay Başkanımız veyahut da Kuvvet Komutanlarımız da mecburen cevap veriyorlar. Şimdi, bence ciddi bir yönetimde bu olmaz. Neden? Çünkü, ciddi bir yönetimde hükûmet sahip çıkar ordusuna, hükûmet sahip çıkar millî güvenlik kurulu gibi seçkin bir kuruluna. Şimdi, buna sahip çıkılmamasını anlayamıyorum. Çünkü, karşı tarafın saldırmasını anlıyorum; ulusal politikalara karşılar, ulusal politikaları savunanlara karşılar; ama, Hükûmetin neden sahip çıkmadığını da anlayamıyorum. O bakımdan, bu noktayı da dikkatinize sunmak istedim ve karşı tarafı güçlendirdiği kanısındayım Hükûmetin bu tutumunun, karşı tarafa saldırılarına devam etme ve çeşitli şekilde onları kınamaya teşvik eder diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Deveciler, buyurun.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, Başbakanlığa bağlı kuruluşların değerli bürokratları, Gençlik Spor Genel Müdürlüğünün ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün değerli bürokratları, kıymetli basın mensupları; görüşmekte olduğumuz kurumların bütçelerinin ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Ben, sözlerime Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesiyle başlamak istiyorum. Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, ecdat yadigârımız olan tarihi eserlerin devamının sağlanmasında çok önemli bir görevi ifade eden bir kuruluşumuz, bir Genel Müdürlüğümüzdür. Vakıflar Genel Müdürlüğü Türk milletinin kendisine yüklediği sorumluluk çerçevesinde, Selçuklu Devletinden, Osmanlı Devletinden, Türkiye Cumhuriyetinden aldığı mirası ilelebet yaşatma gayreti içerisinde olan bir kurumumuzdur. Vakıflar Genel Müdürü hiçbir zaman içine Hazineden, devletten kaynak almaz. Tam Hazine’ye kaynak yaratmaktadır. 1982 yılı Anayasamızın 63’üncü maddesinde “devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar. Bu amaçla, destekleyeceği ve teşvik edeceği tedbirler alır.” ifadesiyle vakıf anlayışına sahip çıkılmıştır. Türk milletinin en büyük özelliklerinden birisi de mazisine sahip çıkmasıdır. Devletimizin yüzyıllardan beri ayakta kalması buna bağlıdır. Bir kimsenin kendisine ait menkul ve gayrimenkulünü kendi rızasıyla halkın ve herkesin istifadesine sunması bir vakıftır. En güzel hayır örneğidir vakıflar. Toplumsal değerleri korumanın ve vicdani duyguları ayakta tutmanın yeri olarak vakfiyelerin kurulması ve yaşatılması Türk milletinin güzel ahlakının bir sonucudur. Atalarımız yüzyıllarca vakıf hizmetleriyle Anadolu’muzu donatmışlar, âdeta birbirleriyle yarışmışlardır. Ülkemiz tarihî eserler bakımından çok zengin olan bir ülkedir. Tüm dünya kültürlerine beşiklik etmiş, asırlar boyunca sanatın, ticaretin ve ekonominin merkezi olduğu gibi, Anadolu’nun Türkleşmesiyle birlikte ülkemizde birçok tarihî eser de inşa edilmiştir. Gerek eski çağlarda yapılmış gerekse sonradan, cumhuriyet  döneminde yapılmış bu eserlere sahip çıkmak, bu eserleri tutabilmek ve hizmete sunmak Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün en önemli ve başta gelen görevlerinden bir tanesidir. Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün tüm bu eserlerin korunabilmesi, restore edilebilmesi, insanlığın hizmetine sunulması için teknik personel yönünden takviye edilmesinin sağlanması gerekmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait görüşmekte olduğumuz 2007 yılı bütçesinin 393,6 milyon YTL olduğu görülmektedir. Sayın Bakan, gerçi, bunu, burada, sunuş konuşmasında düzeltti. İnşallah, Komisyonumuzca karar verirsek, bunu, burada, hep birlikte, düzeltmesini yapacağız. Ama, ben, bütçe sunuşuna göre konuşmalarıma devam etmek istiyorum. 2007 yılı bütçe teklifinde yatırım payı Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçesinde yüksek olsa da, bütçe ödenek teklifinin rakamı 2006 yılı bütçe ödeneklerinin nominal olarak gerisinde kalmış bulunmaktadır. Buna 2006 yılında 400 milyon YTL olan başlangıç ödeneği, şu anda, sunuştaki duruma göre, teklife göre yüzde 1,6 oranında azalarak 393,6 milyon YTL seviyesine gerilemiş bulunmaktadır. Bu gerilemeyle geçen sene özel bütçeli kurumlar toplamı içerisinde yüzde 3,5 olan başlangıç ödeneği, toplamından sonra 2007 bütçe teklifinde aynı oran yüzde 3,1’e gerilemektedir. Bu şekilde gerileyen bir Vakıflar bütçesinde, yatırımların payı kendi bütçe büyüklüğü içinde oranı korusa dahi, bunun anlamı, ilgili yatırımlarda gerçek anlamda bir gerileme olacağıdır. Bu şekilde bir gidiş, muhtemelen, Vakıflar Genel Müdürlüğünün tarihî eserlerimize restorasyonu kendisi yapmaktan gittikçe uzaklaşarak daha çok yap-işlet-devret modellerine kaymasını getirecektir. Peki, acaba, bu modelin, modellerin olumlu-olumsuz yönleri iyi değerlendirilebilecek midir? Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinden, bütçe sunuşunda, Genel Müdürlüğümüz bütçe sunuşunda, 2006 yılı sonuna kadar 1 500 eserin onarımının tamamlanacağını deklare etmektedir, bu yıl sonuna kadar. Yine, sunuşunda, 2007 yılında ise 750 eserin onarımının tamamlanması planlanmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğünün gelirlerinin tamamı öz kaynaklarıyla karşılanmasına rağmen, Vakıflar Genel Müdürlüğünce 600 milyon YTL olarak teklif edilen 2007 mali yılı bütçesinin Devlet Planlama Teşkilatı ve Maliye Bakanlığınca düşürülerek 393,6 milyon YTL olarak öngörülmesi ve yine 2007 yılı yatırımları için teklif edilen 350 milyon YTL’nin neden 183,6 milyon YTL düşürüldüğü bir türlü anlaşılamamıştır.

Sayın Bakan, bunları, açıklama yaptı. Ben de diyorum ki, acaba, 2007 bütçesi yapılırken, acaba IMF’ye verilen genel olarak yatırımların düşürülmesi sözünden mi kaynaklanmaktadır? Ama, burada bir şey unutulmuştur. Tüm kuruluşların tamamı Maliyeden, Hazineden bütçeleri, teklifleri getirilmektedir. Tabiî, o şekilde, bütçelerde, bir kısılma, bir daralma olabilir. Ama, burada başka bir şey vardır. Vakıflar Genel Müdürlüğü Hazineden tek bir kuruş bugüne kadar  yardım almamıştır ve almaksızın faaliyetlerini sürdüren tek genel müdürlüktür ve tüm faaliyetlerini de kendi öz kaynaklarından, tüm eserlerinin restorelerini de kendi öz kaynaklarından yapmaktadır. Vakıflar Genel Müdürü, ne kadar gelir varsa, buna göre bütçe yapması gerekmektedir ve bu şekilde yapmaktadır. Neden 600 milyon YTL’den teklif edilen bütçeyi 393,6 milyon YTL’ye düşürdünüz? Az evvel söylediğim gibi, herhalde diyorum ben, IMF’ye verilen sözlerden, Hükûmetin IMF’ye vermiş olduğu yatırımların düşürülme sözünden dolayı düşürüldüğünü tahmin ediyorum, ama, şimdi, 600 trilyon, az evvel Sayın Bakan dedi ki, 800 trilyon bile olabilir dedi, şimdi 600 trilyon lira olarak gelirlerin bütçenin gerçekleştirileceği, gerçekleştirileceği şu anda bilinen bir Genel Müdürlüğün bütçesinin, sonradan acaba, ek bütçeyle mi 600 milyona getireceğiz. Ben, bunun, burada, verilecek olan önergelerle bütçenin gerçekleşme rakamı neyse o şekilde getirilmesini talep ediyorum ve de bu şekilde uygun olacağına inanıyorum.

Yine, ben, Genel Müdürlüğümüzün Balıkesir’imize  yapmış olduğu bazı yatırımlardan da bahsetmek istiyorum. Bugüne 15 eserin, Balıkesir ilimizde 15 eserin onarımını gerçekleştirmiş, yine yıl sonuna kadar 4 eser onarılacak ve 2007 yılı yatırım programını aldım, 2007 yılı yatırım programında da Balıkesir ilimizde 9 tane eserin onarımı gerçekleştirilecektir. Ben, bundan dolayı Sayın Genel Müdüre teşekkür ediyorum. Yine, ayrıca, 40 trilyon liradan 600 trilyon liraya bir bütçe, 15 kat artan bir bütçe, ben, dört yıldan beri Plan ve Bütçe Komisyonunda görev yapıyorum. Hiçbir kurumda 15 kat değil, 2 kat bile artırılan bir bütçe görmedim. Bunu da, burada, söylemek istiyorum.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile ilgili görüşlerimi de açıklamak istiyorum. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ülkemizde çok önemli görevler ifa etmek üzere kurulmuş bir genel müdürlüktür. Bir yandan Türk sporunu geliştirmeye dönük bir görev yelpazesine sahipken diğer yandan da gençlerin sosyal katılımlarının geliştirilmesi ve serbest zamanlarının değerlendirilmesinin en iyi şekilde sağlanması yönünde bir fonksiyon icra etmektedir. Ülkemiz genç bir nüfusa sahiptir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine bakıldığında 15-24 yaşındaki genç nüfusun toplam nüfusa oranına ait projeksiyonlar bize 2006 yılı için bu oranın yüzde 17,6, 2010 için yüzde 17 ve 2020 yılı için yüzde 16,2 olacağını göstermektedir. Bu projeksiyonlar da, bize, demektir ki, Türkiye daha uzun yıllar genç nüfusun önemli bir paya sahip olduğu bir ülke konumunu koruyacaktır. Bu, elbette ki çok önemli bir avantajdır. Bununla birlikte her avantaj gibi bu durumun da çok iyi yönetilmesi gerekir. Aksi takdirde avantaj olan bu husus bir risk unsuru da olabilir. İşte, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz bu avantajın avantaj olarak devam ettirilmesinin sağlanmasında önemli bir role sahiptir. Hele ki, yine, TÜİK’in verilerine göre genel işsizlik oranının Temmuz 2006 tarihi itibarıyla 8,8 olduğu bir noktada, genç nüfus arasındaki işsizlik oranının yüzde 17,1 gibi yüksek bir düzeyde seyretmesi, bu Genel Müdürlüğümüz eliyle sağlamamız gereken yararları da ön plana çıkarmaktadır. Peki, aslında, hem Türk halkına kendine güven aşılayacak sporu geliştirecek hem de gençlerin yarınların güvencesi olmasında söz sahibi olmasını beklediğimiz bu kuruluşumuz 2007 bütçesinden kendisinden beklenen hizmetleri yerine getirecek kaynaklara sahip midir? Hayır. Çünkü, merkezi yönetim bütçesinin genel olarak durumu nedir ki bu kuruluşumuzun durumu ne olsun? Nitekim Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne 2007 yılı hizmet ve faaliyetleri için bu Kanun Tasarısı’yla 2006 yılı toplam bütçe ödeneğine göre yüzde 8,8 artışla 347,8 milyon YTL…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) – Sayın Başkanım, ek süreyi kullanmadım. Sen de bizi hep tırpanlamaya çalışıyorsun. Gücün bana yetiyor herhalde.

… ödenek öngörülmektedir. Peki, aynı dönemlerde, deflatördeki değişim oranının yüzde 7 olarak programlandığı bir yılda bunun anlamı nedir? Bunun anlamı, aslında, bu kuruluşumuzun bölgede ödeneklerindeki reel artışın, bütçedeki ödeneklerindeki reel artışın 2006 yılına göre ancak yüzde 1,7 olduğudur. Peki, reel olarak bu denli düşük, neredeyse ihmal edilebilir bir düzeyde artış oranını yansıtan bütçe ödeneklerinin özel bütçeli kurumlar toplamı içindeki paylarına bakıldığında ne görmekteyiz? Bu noktada gördüğümüz, 2006 yılı bütçe ödeneklerinde yüzde 2,8’lik paya sahip olan bu kuruluşumuz 2007’de bu payı yüzde 2,7’ye düşürmüş olduğudur.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesinin genel bütçedeki payını geçen yıl da eleştirmiştim. Geçen yıl 319,8 milyon YTL’lik bütçe, bu yıl, yüzde 8,7 artırıldığı söylenerek 347,8 milyon YTL’ye çıktığı söyleniyor. Bütçede her ne kadar 28 trilyon bir artış görülmekteyse de, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü için 2006 yılı bütçesinde genel bütçenin binde 1,9’u ayrılmış iken 2007 yılında ise bu rakam düşülerek ancak genel bütçenin binde 1,7’si Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne ayrıldığı görülmektedir. Yani, 28 trilyon lira artırıldığı buradan söyleniyor, ama, bütçe içindeki payını vurduğunuz zaman geçen sene 1,9 olan pay, bu sene 1,7’ye düşmüştür. 1978 yılında bile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne genel bütçeden ayrılan binde 5,1 idi. AKP’nin dört yıllık iktidarı döneminde, her yıl Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne genel bütçeden ayrılan pay ne yazık ki düşürülmektedir. AKP’nin seçim beyannamesinde “gençlik geleceğimizdir” yazması hiçbir şey ifade etmektedir. Binde 1,7’lik bir bütçeyle gençlikle ilgili hiçbir atılım, hiçbir proje hayata geçirilemez. Başkaca birçok konuda olduğu gibi, “gençlik geleceğimizdir” anlayışının da sadece seçim beyannamesinde kaldığı açık ve net olarak görülmektedir.

Geçen yıl bütçe görüşmelerinde de eleştirmiştim, yine eleştiriyorum. Amatör spor kulüpleri şu anda en fazla yardıma muhtaç olan kamu kuruluşlarının, spor kulüplerinin haricinde, üç beş kişinin sırtında kambur olan ve onların maddi ve manevi destekleriyle giden kuruluşlarımız vardır, çoğu kapanma noktasına gelmektedir. Geçen yıl 1,4 milyon YTL bunlara yardım önerilmişti, baktım bütçeye 1,583 YTL. Bu rakam azdır. Ben, Sayın Bakana burada şunu söylemek istiyorum: Az evvel bir rakamlar verdi, yirmi sekiz ayda 254 trilyon lira spor kulüplerine yardım edilmiş iddiadan. Ben diyorum ki, hiç olmazsa, bununla ilgili bir uygulama mı yapılması lazım, kanun mu çıkarılması lazım, genelge mi yayınlanacak, bu 254 trilyon liranın yüzde 1’i ilave olarak amatör spor kulüplerine buradan ayrılsın. Bu da 2,5 trilyon eder, 1,5 trilyon da ayrılmış 4 trilyon, çok az ama yine de olsun.

Ben, burada, Sayın Gençlik ve Spor Genel Müdürüne bu az olan bütçeden Balıkesir’deki amatör spor kulüplerine bir nebze olsun yardım etmişti, kendisine burada, huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Yine, geçen sene, burada ben bir konuyu gündeme getirmiştim. Bizim Balıkesir’de Edremit ilçesinde 5.000 nüfuslu bir Güre belediyesi var, yazın 40.000  nüfus oluyor. Bu belediye kendi imkânlarıyla dört yılda bu kapalı spor salonunun geçen sene yüzde 60 seviyesindeydi, şu anda yüzde 70 seviyesinde bitirdi. Ben geçen sene gündeme getirdim, işte, Sayın Bakan buna gereken yardımı kendilerinin yapacağını söylemişti. Geçtiğimiz günlerde bu sözü yerine getirdi, bir miktar yardım etti, kendilerine Güre belediyesi adına -Başkan özellikle söylenmesini istiyor- Başkanın ve ben, Güreliler adına teşekkür ediyor, ama, mayıs ayında ancak bitirilecek, çok az bir bütçeyle yapıldığı için, inşallah bu yardımların bir miktarının da yılbaşından sonra da verilmesi ve vilayetimde bu salonun kazandırılmasını ümit ediyorum ve iddia teşkilatına, Spor-Toto teşkilatına da teşekkür ediyorum.

2007 yılı bütçesinin Vakıflar Genel Müdürlüğümüze, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüze ve diğer Başbakanlığa bağlı kuruluşlara hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz.

Sayın Muzaffer Baştopçu.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Başkanım.

Değerli Başkanım, Değerli Bakanım, Komisyonumuzun çok değerli üyeleri, kamu kuruluşlarımızın çok değerli görevlileri, değerli basın mensubu arkadaşlarım; burada, gerçekten Komisyonumuz olarak yoğun çalışmaları sergiliyoruz. Bugün de Başbakanlık bütçesini görüşüyoruz. Tabii, biz, İktidar Partisi olarak her türlü eleştiriye açık olmamız gerekiyor, her türlü eleştiriyi soğuk kanlılıkla dinleyip, oradan çıkaracaklarımızı çıkarmamız gerekiyor, bunun bilincindeyiz. Ama, bazen, maalesef, tabii bir kısmını tenzih ederek söylüyorum, İktidar Partisindeki arkadaşlarımız, maalesef diyorum, bütçeyi, bütçe değerlendirmesini bir kenara koyuyorlar ve hangi “kapsama alanı dışında” diyoruz ya, ama çok çok dışına çıkarak, burada, birtakım değerlendirmelerde bulunuyorlar, açıklamalarda bulunuyorlar. Gayet tabii ki, bu kapsama alanı içerisinde olup da, konular ve yerinde görüşülecek olayları oralarda tartışsak, hele hele burada olmayan kişilerle ilgili olan açıklamaları burada yapmasak bence daha şık olur diye düşünüyorum. Şimdi, bakanlarımız, burada, gerçekten, çünkü üçüncü dönemi ben burada yaşıyorum, gayet net, açık, şeffaf ve sundukları dokümanlarla da, yaptıkları, yapacaklarını bizlere anlatıyorlar. Buradan her türlü değerlendirme yapılabilir, olumsuzluklar belirlenebilir. Yapılmış olanların artı ve eksileri değerlendirilebilir, ama, eğer tutar da gazete arşivlerini buraya getirip, magazinleri buraya getirip konuşacak olursak, dediğim gibi, bu, referansından çıkmış olur. Şimdi, şöyle bakıyorum, Değerli Bakanımız ve arkadaşları, Sayın Mehmet Ali Şahin, kendi kurumlarıyla ilgili olarak, bağlı kuruluşlarıyla ilgili başta Türkiye Yatırım ve Destek Tanıtım Ajansı olmak üzere, ödeneklerini ayarlamışlar,  Millî İstihbarat Teşkilatımızın ödeneği yüzde 20 artmış, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğimizin artış oranı yaklaşık yüzde 12 olmuş, bir tek TÜBİTAK’ta bir eksi gözüküyor, onun da nedeni, Avrupa Birliği çerçeve programlarıyla ilgili, ki, orada da bir artış, gerektiği anda yapılacaktır. Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA’nın da aynı şekilde, çok önemli bizim için bu kuruluşumuz, bütçesi yüzde 35’in üzerinde artmış. TÜBA’nın üstün bilimsel liyakat esasına göre seçilmiş olarak şu anda 121 tane üyesi var. Bilime, teknolojiye high-tech’e ne kadar önem verdiğimizin önemli göstergelerinden bir tanesi de bizim bu Türkiye Bilimler Akademisi çalışmalarımız. Akademi sürdürdüğü çok başarılı çalışmalarla, verdiği desteklerle, ödül programlarıyla birçok projeyi hayata soktu, birçok projeyi de hayata sokmak evresine getirdi. Bunlardan en önemlisi, Türkiye kültür envanteri girişimi, arkasından Türkçe bilim terimleri sözlüğü projesi, bilim politikaları öngörü projesi, yabancı ders kitaplarından Türkçe’ye çevrilme projesi, nüfus ve kalkınma stratejileri. Çağdaş olabilmenin koşullarını Hükûmetimiz, Bakanlar Kurullarımız ve bizler, tüm ilgililer, acaba en iyisini nasıl yaparız çabasıyla ortaya koyuyorlar. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun da bütçesini artmış görüyoruz, yüzde 11 oranında yaklaşık artmış. Tabii burada benim altını çizmek istediğim önemli noktalardan bir tanesi de, bu kurumun yürüttüğü projelerden yurt dışındaki tarihi Türk eserlerinin tespiti projesi, ki, 155 tane eser tespit edildi. Bu çalışmalara ait de kitapların, inanıyoruz ki, 2007 yılında çalışmaları tamamlanacak ve bizlere takdim edilecek. Devlet Personel Başkanlığımızın da bütçesi arttı, yüzde 16’dan fazla olarak. Bütçelerin artması, gayet tabii ki daha iyi hizmet, daha kaliteli hizmet, daha nitelikli hizmet anlamına geliyor.

Ben hemen şunu belirteyim ki, burada, bazı arkadaşlarımız, genelde o sözcükleri kullanarak, genelde o sözcükleri kullanarak gündem oluşturmaya çalışıyorlar. “Yandaş, yandaş, yandaş…” Şimdi, ben biliyorum ki, özellikle üniversitelerde ve araştırma projelerinde böyle bir şey hiçbir dönemde olmamıştır. Yani, ben, geçmiş dönemleri de kastederek söylüyorum, böyle bir şey hiçbir dönemde olmamıştır. Yani, araştırma projelerinde yandaşların desteklenmesi diye bir sav ortaya konacak olursa, o savı ortaya konuşacak arkadaşların, bilgileriyle, belgeleriyle, kanıtlarıyla ortaya çıkması lazım. Kendim de zamanında TÜBİTAK projelerinde çalışmış bir arkadaşınız olarak, böyle bir şeye hiçbir şekilde rastlanmamıştır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, belki, diyeceksiniz ki, bazı şeylerin de kanıtları olmuyor. Ama, kanıtları olmayan, bilgiye, belgeye dayanmayan şeyleri biz nasıl savunabiliriz, nasıl iddialarda bulunabiliriz. Eğer bir iddiamız varsa, ki, bazı arkadaşlarımın, ben biliyorum, hakikaten çalışmaları oluyor, iddiaları oluyor, zaman zaman bu bilgileri karşılıklı birbirimize takdim de ediyoruz ve gereği konusunda da, inanın, çalışmaları yapıyoruz. Bu, her zaman böyle. Yani, Sayın Başbakandan tutun da, bütün bakanlarımız, dün de burada Sayın Unakıtan söyledi, bu konuyla ilgili olanlar, lütfen, ellerindeki bu bilgileri, belgeleri getirsinler, gereğini takip edelim, yapmaya gayret edelim. Ama, bunu zaten hep birlikte yapıyoruz.

Şimdi, bu bütçeleri, buradaki muhalefet partisi arkadaşlarım, şöyle diyebilirler mi? Yani, bu bütçelerin hazırlanmasında, aşağı Genel Kurula inecek, kabul edilecek, Türkiye için hayırlı, bereketli olsun dileklerimizi hep birlikte yapıyoruz, bizim dışımızda gerçekleşti, biz aslında temelden bunlara karşıydık diyebilirler mi? Gerçi, bir arkadaşımız Anayasa’ya aykırılığından da söz etti, ama, olabilir, yani, kendi görüşüdür, biz, saygıyla dinleriz ve o görüşüne de hiçbir zaman için karşı olarak bir tepkimiz olmaz.

Burada, benim, tekrar altını çizerek söylemek istediğim şudur değerli arkadaşlar: Gayet tabii ki muhalefet olarak sizlerden her yaptığımıza övgü beklemiyoruz. Ama, tekrar, beni mazur görerek ve toleranslı bir şekilde bu değerlendirmeme bakarak söylemek istiyorum, övgünüz olmasın ama lütfen, sövgünüz de olmasın. Yani, burada, birbirimizi kıracak şekilde, incitecek şekilde şeylerin söylenmesi hiçbir şekilde bu sisteme katkıda bulunmaz. Biz ne kadar birbirimize anlayışlı, ne kadar çok toleranslı olursak, birbirimizi, dediğim gibi, sağlıklı bir şekilde, sabırlı bir şekilde dinlersek, bu, hepimiz için iyi sonuçlar üretir, ülkemiz için iyi sonuçlar üretir, hizmetine çalıştığımız vatandaşlarımız için iyi sonuçlar üretir. Komisyonlardaki, özellikle ihtisas komisyonlarında gerilimlerin olması, hakikaten, ben de kendimi burada yargılayarak söylüyorum, şık olmuyor. Çünkü, burada, kamu görevlilerimiz var, değerli basın mensuplarımız var. Sanırlar ki, yani, bu komisyonlarda çalışmalar hep bu şekilde oluyor. Hayır, bu ihtisas komisyonlarında çok güzel çalışmalar oluyor. Zaman zaman sizin önerinize katılıyoruz, sizler bizim önerimize katılıyorsunuz, bütün yaptığımız ve üzerinde durduğumuz ana nokta, acaba, vatandaşlarımıza bir nebze daha, daha faydalı olabilir miyiz, sorunlarını çözebilir miyiz?

Ben, başta Değerli Bakanımız olmak üzere, hazırlanan bütçenin, emeği geçen hepsine, ki, büyük emeklerle hazırlanıyor, burada, huzurlarınızda teşekkür ediyorum ve Başbakanlık bütçemizin hepimize hayırlı olmasını diliyorum ve bütçe uygulamasında da bütün arkadaşlarıma şimdiden başarılar diliyorum.

Sağ olun, var olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baştopçu.

Sayın Akif Hamzaçebi, buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, Başbakanlık bağlı ve ilgili kuruluşlarının bütçeleri üzerinde, daha çok kamu personel rejimi hakkında konuşmak istiyorum. Bu kadar geniş bir yelpaze içerisinde bütün kurumların bütçelerini değerlendirme olanağı maalesef yok. O nedenle, konuşmamı daha çok kamu personel rejimi üzerine kurmaya çalışacağım. Başbakanlık bütçesi olunca, ister istemez, Sayın Başbakanın bazı icraatlarının, bazı söylemlerinin de değerlendirilmesi gerekiyor tabii ki. Sayın Başbakanın, bugüne kadar Sayın Başbakanın Başbakanlığına kadar alışık olmadığımız üslubuna, Sayın Başbakanlığa alışmaya çalışıyoruz. Yadırgıyoruz, o üsluba, o cümlelere aslında bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının söylememesi gereken cümlelere, bir şekilde, nasıl alışabiliriz onu düşünüyoruz. Tabii ki son derece zor bir konu. Sayın Başbakan nerede hangi cümleyi kullandı, bunları tekrar etmek istemiyorum ama ilgi duyan arkadaşlara bu konudaki kısa bir çalışmamızı verebiliriz, burada dört sayfalık bir çalışma var, bir özet olarak, bunları özetlemeye çalıştık. Bunları tekrar edecek değilim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Tekrar etmezseniz gerçekten çok sevinirim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Ancak, Sayın Başbakanın değerlendirmelerinden, görüşlerinden, toplumu incitecek olanları, insanları incitecek olanlarını şüphesiz, toplum bir şekilde değerlendirecektir, insanımız değerlendirecektir, biz de değerlendiriyoruz, o ayrı bir konu,  ancak, Türkiye Cumhuriyetinin temel özelliklerine yönelik olarak Sayın Başbakanın zaman zaman beyan ettiği hususlar alışabileceğimiz konular değildir. Bunları, Sayın Başbakanın ağzından çıktı, eh ne yapalım diyerek geçiştirmemiz mümkün değildir.

Kamu personel rejimi dedim. Kamu personelinin en tepe noktasında oturan bir Başbakanlık Müsteşarı vardır. Başbakanlık Müsteşarının cumhuriyet aleyhine sözleri ortadadır. Bu konuda, kendisini cumhuriyet düşmanı ilan eden arkadaşımıza karşı, Sayın Kumkumoğlu’na karşı bu Müsteşar bir dava açmamıştır. Bir dava açmayarak, gerçekte cumhuriyet düşmanı olduğunu kabul etmiştir bu arkadaşımız. Değerli arkadaşlar, bunu geçen yıl da ifade etmiştim. Bu, son derece ciddi bir durumdur. Bir kamu görevlisi bir milletvekili tarafından “cumhuriyet düşmanı” olarak ilan ediliyor ve bu kamu görevlisi, bana hakaret edilmiştir, bana çamur atılmıştır, söylemediğim bir söz nedeniyle ben itham ediliyorum diye bir dava açma gereğini duymamıştır. Neden? Çünkü, hâlâ o cümlelerinin arkasındadır. O cümlelerinin arkasında olan bu Müsteşarı da Sayın Başbakan bugüne kadar kamu yönetiminin başında tutmuştur. Bu, son derece üzüntü verici bir durumdur.

“Laiklik yeniden tanımlanmalıdır.” diyen bir Meclis Başkanına tamam, ama, şu anda bunun zamanı değildir anlamına gelecek cümlelerle destek veren bir Sayın Başbakanın kamu yönetiminde objektif ölçülerle hareket ettiğini söylemek mümkün değildir. Bunun örneklerini bugüne kadar gördük.

“Biz, vücut dilimizden anlayanlarla kadrolaşağız, onlarla işleri yürüteceğiz.” diyen Sayın Başbakanın objektif bir kamu yönetimi kurması mümkün değildir. Kamu yönetiminde verimliliği, performansı artırması mümkün değildir. Çünkü, bürokrasiye, kamu yönetimine bakışı böyledir. Bürokrasiye oligarşi gözüyle bakan, nerelerde oligarşik eğilimler yapılar varsa bunu çözmek gibi bir görevi olduğu hâlde iddia ettiğinin aksine bunu çözmeyen bir Sayın Başbakan aynı bürokrasiye devam etmeye çalışıyor. Vekâlet müessesesiyle bu bürokrasiyi, bu kamu yönetimini tahrip ediyor, ama gene de, hâlâ, hızını alamayıp, bürokratik oligarşiden söz ediyor.

Değerli arkadaşlar, kamu personel rejimi, dünyada iki model üzerine kuruludur. Birincisi kariyer sistemidir. Dünyada, kariyer sistemi uygulayan ülkelerde –ki, bunlar, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkelerdir, Avrupa eksenli bir sistemdir bu sistem, kariyer sistemi- bu ülkelerde, personel uzun süreli olacak şekilde bir mesleğe girer. Ciddi yapılan sınavlarla mesleğe girer ve meslekteki yükselmelere daima sınavlarla sağlanır. Sonuçta kamu görevindeki süreklilik ve kamu örgütlerindeki deneyime dayalı bilgi birikimi bu sistemle sağlanır. Kariyer sistemi sadece Türkiye’de değil, dünyada da birçok ülkede –başta Avrupa ülkeleri olmak üzere- uygulanan bir sistemdir. Başka sistemler yok mu; o da vardır. Kadro sistemi vardır. Kadronun, yani işin tanımlandığı sistemler vardır. Daha çok Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde uygulanan sistemdir. Orada memuriyet bir sürekli hizmet olarak görülmez, kamu görevinde bir süreklilik anlamında bir anlayış yoktur. Yine kamu görevinde süreklilik anlayışının bir uzantısı olarak kamu görevlisinin güvencesi anlamında bir sistem yoktur. Daha çok özel sektör yaklaşımlı, münhasıran performansı ölçmeye yönelik bir kadro iş sistemi vardır bu ülkelerde. Türkiye’deki kariyer sistemi 657 sayılı Kanun’la kurulmaya çalışılmış olan kariyer sistemi iyi mi işliyor; hayır, iyi işlediğini iddia etmek mümkün değildir. 60’lı yıllarda getirilen, iyi niyetle getirilen bu sistem zaman içerisinde muhtelif müdahalelerle, muhtelif eklemelerle artık içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Performansı tamamen göz ardı etmiştir. Sadece belki güvenceden ibaret bir sistem olarak, görevlilere güvence sağlayan bir sistemden ibaret kalmıştır ve gerçekten düzeltilmesi gereken, ele alınması gereken bir kamu personel sistemiyle karşı karşıyayız.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar olduğunda, bu konuda bir hayli iddialı söylemlerle işe başladı. Bir Acil Eylem Planı ilan etti biliyorsunuz ve Acil Eylem Planı’nda geçmişi olağanüstü çarpıcı cümlelerle eleştirdi. Bakın Acil Eylem Planı’nda Hükûmet ne diyor: “Daha uzun vadeli olan ve mutlaka gerçekleştirilmesi gereken reform alanlarından biri de devlet personel rejimi reformudur. Temel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile düzenlenen bu alan, daha sonra ihtiyaçlar ortaya çıktıkça bu Kanun’da değişiklikler ve paralel personel rejimi kanunları çıkarılarak düzenlenmeye çalışılmıştır. Ancak, yapılan tüm müdahaleler sistemi içinden çıkılmaz hale getirmiş, ülkemizde yeni bir uzmanlık alanı oluşmasına yol açmıştır. 80’lı yıllardan bu yana işbaşına gelen tüm hükûmetler bu konuda bir reform yapma vaadinde bulunmuş olmasına rağmen, bu vaatler bir türlü gerçekleştirilememiştir. Devlet Personel Başkanlığı ve diğer bazı kuruluşlar tarafından reforma yönelik hazırlıklar yapılmış, kanun tasarıları hazırlanmış olmasına rağmen bu tasarılar hayata geçirilememiştir. Bu alanda yapılacak köklü değişiklikler sonucunda geçiş dönemi biraz uzun ve sıkıntılı olacak, imtiyazların bir kısmı ise ortadan kalkacaktır. Bu nedenle bu reformun uygulanmasının temelinde bürokrasinin direnci ve siyasi iradenin konunun arkasında yeteri düzeyde tecelli etmemesi yatmaktadır. Kamu yönetiminin hantallaşmasında, verimsizleşmesinde, hesap verememesinde, içe kapanmasında, etkin olmamasında, vatandaşa temel yaklaşımında tahakkümcü olmasında ve benzer olumsuzluklarda birinci derecede paya sahip olan mevcut personel rejiminin değişmesi gerekmektedir. Devletin yeniden yapılandırılmasının da temelini oluşturan bu değişiklik ancak güçlü bir hükûmet ve arkasındaki güçlü bir siyasi iradeyle mümkün olacaktır. “ Bu cümlelerin birçoğuna katılıyorum. Katılmadığım, bürokrasiyi çok haşin eleştiren yanları vardır. Bürokrasiyi bir düşman olarak gören bir tavır da var burada. Buna katılmıyorum, bürokrasi bir uzmanlık birikiminin sağlandığı yerdir. Hükûmetler eğer bu birikimi iyi kullanırlarsa, bürokrasi bu ülkenin kalkınmasına hizmet eder. Eğer hükûmetler bu birikimi iyi kullanamazlarsa, o zaman...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, buyurun.

M. AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - ... sorun hükûmettedir. Sayın Başbakan “bürokratik oligarşi” diye bürokrasiden şikâyet ederken, aslında sorun Hükûmetin kendisindedir. Çok iddialı süslü cümleler var. Neden gerçekleştirilmemiş devlet personel rejimi reformu; bürokrasinin direnci var. Bugüne kadarki hükûmetler bu direnç nedeniyle bunu gerçekleştirememiş. İkincisi de, siyasi irade yok bu konunun, yani devlet personel reformu yapacağım diyebilen bir hükûmet yok. Biz varız diyor Hükûmet. Ne zaman demiş bunu; 2003 yılının ocak ayında. Hükûmet beşinci yılına giriyor değerli arkadaşlar, üçte iki Meclis çoğunluğunuz var, siyasi iradeniz var, büyük bir politik gücünüz var; ama, devlet personel rejimi reformu ortada yok. Sayın Bakanı üzülerek dinledim. Devlet Personel Başkanlığının devlette ne kadar personele sahip olduğunu bilmediğini söylüyor, iyi niyetle bunu söylüyor, yani durumumuz bu diyor. Sayın Bakan, beşinci yıla giriyorsunuz. Beşinci yıla girdiğiniz bir dönemde Devlet Personel Başkanlığı devlette ne kadar personel olduğunu bilecek duruma gelmediyse, sorun Devlet Personel Başkanında değil sorun sizin Hükûmetinizdedir Sayın Bakan.

Esasen bunlar Acil Eylem Planı’nda söylenen bu cümlelerin biz Hükûmet tarafından gerçekleştirileceği kanaatinde zaten değildik. Neden değildik? Çünkü, Hükûmetin bürokrasiye, kamu yönetimine yaklaşımı objektif değil. Atamaları belli bir kritere dayandırmış olan Hükûmetin kamu yönetiminde reform yapma şansı yoktur. Kamu yönetiminde reform demek, objektifliği sağlayacaksınız, kariyer sistemini oturtacaksınız, liyakati getireceksiniz. Bütün bunları getirdiğiniz zaman, Sayın Başbakanın vücut dilinden anlayan bürokratların görev alma şansı yoktur. O nedenle, başlangıçta iddialı olan bu cümlelerin daha sonra altyapısı hiçbir şekilde bir yasa tasarısı olarak Hükûmet tarafından getirilememiştir. Ne yapmıştır Hükûmet? Devlet personel rejimi düzenlemeleri adı altında bugüne kadar -listesi şurada, ilgi duyan arkadaşlara verelim- tam 39 tane çeşitli yasa çıkarmak suretiyle çeşitli kamu kurum ve kuruluşunda ücret düzenlemesine gitmiştir. Hani siz birtakım imtiyazları ortadan kaldırmak suretiyle bir reform gerçekleştirecektiniz? Neyin nesi bu 39 tane bölük pörçük düzenleme? Bu iddia çoktan ortadan kalktı. Geçen Yasama Döneminde çıkarılan 40+40 yasasıyla Hükûmet devlet personel rejiminde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet Sayın Hamzaçebi, tamamlıyorsunuz.

M. AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - ... reform yapma iddiası olmadığını kabul etmiştir. Bu onun itirafıdır.

Yine bakın, birçok yasa düzenlemesi var. O da kamu kurumlarında kadrolaşmalara yönelik düzenlemeler. Onun da listesi burada. Bunu da, ilgi duyarsa Sayın Bakanımız ve arkadaşlar verebilirim. Hangi bakanlıkları birleştirmek suretiyle -yasaları birleştirerek- hangi kurumlarında hangi birimleri birleştirmek suretiyle ne kadar sayıda bürokrat görevinden yasa zoruyla, yasayla alınmıştır, çünkü kararnameler, zaman zaman işlemiyor, Sayın Cumhurbaşkanı objektif bir değerlendirmeyle bazı kararnameleri imzalamıyor. Evet, Hükûmetin kamu personel rejimine yaklaşımı budur arkadaşlar.

Son birkaç cümlemi söyleyerek sözlerimi bitiriyorum. Sayın Başbakanın Hükûmetimizin kamu yönetimine yaklaşımını değerlendirdim. Sayın Başbakan dilediği kişileri kendisine danışman olarak seçebilir. Bu kendi takdiridir. Yasaların izin verdiği ölçüde bu kişiler kendisinin  danışmanı olabilir, müsteşarı da olabilir, ama, tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurallarına, Anayasa’da yazılı olan kurallarına bağlı olmak kaydıyla. Bakın Sayın Başbakanın bir danışmanı var değerli arkadaşlar, bir dış politika danışmanı var. Bunu geçen yıl Dışişleri Bakanlığı bütçesinde sordum. Sayın Dışişleri Bakanımız soruma yazılı cevap vereceğini söyledi. Geçen yıl ve evvelki yıl. İki yıldır ben Sayın Bakandan cevap alamadım. Bu soruyu Başbakanlık bütçesi vesilesiyle Sayın Bakana yöneltmek istiyorum. Sayın Başbakanın dış politika danışmanı bir makalesinde şöyle diyor: Makalenin konusu medeniyetler çatışması üzerine kitap yazmış olan Amerikalı Samuel Hantington isimli kişinin kitabına ilişkin bir değerlendirme. Samuel Hantington kitabında yeni dünya düzeninde artık çatışmaların medeniyetler arasında olacağını söyler, ulus devletler yine olacaktır ancak, medeniyetler artık yeni çatışma alanları, ulus devletler arasındaki farklılıklar, ayrılıklar değil, medeniyetler arasında farklılıklar olacaktır der ve dünyayı 7 veya 8 grup medeniyete ayırır ve kitabının ilgili bölümlerinde bir değerlendirme yaparak, Türkiye’nin medeniyetler arasında en çok bölünmüş ülke olduğunu söyler. Yani ne batılı olabilmiş ne Müslüman kalabilmiş. Bu nedenle iki dünya, iki medeniyet arasında bölünmüş bir ülke olduğunu söyler. Sayın Başbakanın dış politika danışmanı, medeniyetler çatışması üzerine Türkiye ve dünya literatüründe yapılmış olan tartışmaların toplandığı bir kitapta, Vadi Yayınları’nda çıkan “Medeniyetler Çatışması” isimli kitap, Hantington’un bazı görüşlerine karşı çıkarken, üstü kapalı bir şekilde Türkiye’nin medeniyetler arasında bölünmüş bir ülke olduğu görüşünü sahiplenir ve bu durumu da cumhuriyeti kuranların ve yönetenlerin şizofrenik yapısına bağlar. Bu anlama gelen cümleler sarf eder ve bu kişi Sayın Başbakanın dış politika danışmanıdır. Ortadoğu politikalarında etkin olduğunu basından izliyoruz. Bu kişi, bu görüşleriyle mi Türkiye Cumhuriyetinin dış politikasına, Ortadoğu politikasına yön veriyor? Bu kişi halen bu görüşlerini muhafaza etmekte midir? İki yıldır Sayın Dışişleri Bakanından alamadığım bu cevabı bana verir misiniz Sayın Bakan?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Kumkumoğlu...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

 Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, Sayın Bakan, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben ilk defa milletvekili oluyorum, ama siyasetle hep ilgili olmaya çalıştım. Dünkü bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde de ifade etmeye çalışmıştım, bütçenin kendine göre alışkanlıkları var, gelenekleri var. Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülürken sadece Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülmez. Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülürken Tarım Bakanlığı da, Enerji Bakanlığı da, parayla ilgili olan her konu Maliye Bakanlığının bütçesi görüşülürken konuşulur. Yani, İktidarın geçmişte ve önümüzdeki yıl uyguladığı ve önerdiği mali politikalar esas itibariyle bütünlük içerisinde Maliye Bakanlığının veya bütçenin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında yapılır. Siyasal değerlendirmeler ağırlıklı olarak, uygulamalar ve yapılmak istenenlerle ilgili olarak, öngörülerle ilgili olarak yapılmak istenenler de Başbakanlık bütçesi konuşulurken konuşulur. Dolayısıyla, bütçenin kapsama alanı içinde dışında diye bir tanımlama Başbakanlık bütçesi için doğru değildir. Her türlü siyasal değerlendirme Başbakanlık bütçesinin doğrudan ilgi alanı içerisindedir. Nihayetinde, bu ilgi sanıyorum kurumlara da yansımış olacak ki, bu nasıl olsa bütçeler sadece rakamlarla ilgilidir gibi bir anlayışla giderek buralara geliniyor olacak ki, dün olduğu gibi, dünkünden farklı bir biçimde bugün de mesela Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı burada değildir, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri burada değildir, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu Başkanı burada değildir, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı burada değildir. Bütçe görüşülüyor Sayın Başkan, Sayın Bakan, Başbakanlık Müsteşarı burada değildir. Beşinci bütçedir Başbakanlık Müsteşarı henüz ne Genel Kurul salonunda hükûmet  koltuklarında ne de Plan ve Bütçe Komisyonunda kendi bulunması gereken yerde bulunmamıştır.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bir de YÖK Başkanı, onu da söyle.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Bütçesi geldiği zaman onu da söyleriz.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Şimdi, tabii bu anlayışlar, bu yaklaşım bizi...

Müsaade eder misiniz arkadaşlar?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bu anlayış bu kesimlere de yansımıştır. Başbakanlığın Müsteşar Yardımcısı niye buradadır; Müsteşar adına buradadır. O zaman kendisi gelsin, yani kendisi gelmiyorsa, adına burada bulunan ona yönelik eleştirilerin muhatabıdır. O burada yok, biz kimsenin şahsıyla ilgili bir eleştiri yapmıyoruz. Biz cumhuriyet hükûmetine Başbakanlık Müsteşarlığı yapan kişinin cumhuriyetle ilgili kanaatleri konusunda kendisinin de arkasındayım dediği iddiaları konusunda ifadelerde bulunuyoruz. Nerede söyleyeceğiz biz bunu? Yani, Plan ve Bütçe Komisyonunda Başbakanlık bütçesi görüşülürken bile söyleyemeyeceksek bunu, nerede, hangi ortamda bunu söyleyebiliriz? Olması gereken yer burasıdır. Bir eksiklik varsa bu eksiklik, bu sebeple Başbakanlık Müsteşarına eleştiri yöneltenlere ait değil, Plan ve Bütçe Komisyonunda Başbakanlık bütçesi görüşülürken burada beş yıldır bulunmayan Başbakanlık Müsteşarına aittir.

Şimdi tabii bu tartışmalar, bu gerginlikler... Biz insanları kırmaktan yana değiliz. Niye kıralım? Belki şu Komisyonda kimseyi kırmak istemem, ama, bütün samimiyetimle söylüyorum, en son kırmayı isteyebileceğim isimlerden birisi Zekai Özcan arkadaşımdır, ama gerginlik, tartışmanın biçimi bizi ister istemez böyle bir olumsuz noktaya doğru sürüklüyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi nedir Başbakanlık? İlk bütçede de ben buna benzer bir konuşma yapmıştım. Koordinasyon bakanlığı, bütün bakanlıkların koordinasyon merkezi, bir çözüm merkezi. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım arkadaşlar. Başbakanlık sadece hükûmetle ilgili bir kurum değildir, yürütme sadece hükûmetle ilgili bir şey olarak algılanamaz. Koordinasyon sadece hükûmetin kendi içerisindeki bir ilişki gibi değerlendirilemez. Başbakan devletin bütün kurumlarıyla, bütün birimleriyle sağlıklı, doğru bir ilişki kurabilmek, bütün bu birimlerin organize bir biçimde çalışabilmesine katkı sunabilecek en etkili noktada durması gereken bir yönetim birimidir,  Başbakanlıktır. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Ben durayım siz söyleyin. Başbakanın Hükûmetin dışında uyum içerisinde olduğu bir tek  devlet kuruluşu var mıdır değerli arkadaşlarım? Devlet sadece yürütmeden mi ibarettir? Devlet sadece Başbakanlık ve bakanlıklardan mı ibarettir? Genelkurmay Başkanlığı devletin bir birimi değildir? Yargı organları, yüksek yargı organları devletin birimleri  değil midir? Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay devletin birimleri değil midir? Yüksek Öğretim Kurumlarının temsilcileri, yöneticileri, YÖK devletin bir kurumu bir birimi değil midir? Peki, Başbakan bunların hangisiyle bir uyum içerisindedir? Bütün bu birimler, bütün bu kurumlar, kendileriyle ilgili özel günlerde görev devir teslim törenlerinde, başta Sayın Başbakanlık olmak üzere Hükûmetin uygulamalarıyla ilgili olarak olağanüstü kaygılarını ifade etmek zorunluluğunda, ihtiyacında kendilerini görmüyorlar mı?

Değerli arkadaşlarım, burada Hükûmetin hiç bir eksiği yoktur, biz ne yapalım onlar öyle düşünüyorlar, onlar aslında Hükûmeti çekemiyorlar diyebilir miyiz? Bunu diyerek, sadece bunu söyleyerek Hükûmetin o söylemiş olduğumuz koordinasyon görevini, devletin bütün birimleriyle uyumlu çalışma sorumluluğunun gereklerini yerine getirmek istediğini, aslında çok iyi niyetle buna çaba gösterdiğini, ama Hükûmetin dışındaki bütün devlet birimlerinin Hükûmete karşı ön yargılı bir davranış içerisinde, Hükûmetle gerginlik yaratabilmek, Hükûmetin ayağının altından toprağı çekebilmek adına kasıtlı olarak bu tür davranışlar içerisine girebilmiş olabileceğini söyleyebilir miyiz değerli arkadaşlarım?

Şimdi, nedir bu kurumların Hükûmete yönelik eleştirileri? Mesleklerinin uygulanmasıyla ilgili karşılaştıkları zorluklarla ilgili birtakım eleştiriler yöneltmiyorlar Hükûmete. Hükûmete yöneltilen eleştirilerin temelinde cumhuriyetin temel niteliklerine dönük olarak, ağırlıklı bir biçimde bu İktidar döneminde ortaya konulan uygulamaların bu kurumlar üzerinde ve dolayısıyla toplumun değişik kesimleri üzerinde yaratılmış olan kaygılardan kaynaklanan problemleri, sorunları gündeme getiriyorlar. Hükûmetin karşısına bunlarla çıkıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bu daha vahim bir durumdur, yani, Adalet Bakanlığının hizmetlerinin daha sağlıklı yürütülebilmesi için bütçeniz yeterince elvermez, onların beklentilerini karşılayabilecek bir bütçe ayıramamış olabilirsiniz. Dolayısıyla hizmetlerin yürütülmesinde ortaya çıkan problemler nedeniyle Anayasa Mahkemesinin veya yeni yargı yılının açılışında Yargıtay Başsavcısının yapmış olduğu bir konuşmada buna benzer sıkıntılar, sorunlar gündeme getirilebilir, bunu anlayabiliriz. Bunu Hükûmet, yok, imkânlarımız bu kadar, herkes belli sıkıntılara katlanıyor, istemiyoruz böyle olmasını ama, imkânlarımız buna elverdiği için yargıya ancak bunu verebildik, arkadaşlarımızın bizi anlayışla karşılamasını bekleriz diyebilirler, bunlar geçilebilir, bunları herkes anlayabilir. Bunları muhalefet eleştirir, iktidar bunun savunmasını yapar ama sonuçta kamuoyuna gidildiğinde vatandaş, ne yapsın hükûmet kardeşim, var mı da vermiyor noktasında bir biçimiyle, en azından hükûmetin yanında durabilir. Ama, değerli arkadaşlarım, devletin en temel kurumlarının cumhuriyetin temel nitelikleriyle ilgili olarak duymuş oldukları bu kaygılar nedeniyle ve bu kaygıların oluşmasına yapmış olduğu katkı nedeniyle Hükûmete yönelik eleştirilerini biz görmezden gelebilir miyiz? Biz bunların hepsini belge varsa getirin, ne biliyorsanız onu söyleyin biz gereğini yapalım diyerek geçiştirebilir miyiz? Peki, belge nedir, nasıl bir belge istiyorsunuz değerli arkadaşlarım? Eleştiri belli; cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik saldırı. Belge ne olabilir? Çıkmış adam demiş ki: Ben bu cumhuriyete karşıyım. Bu cumhuriyetin yerine başka bir şey koymak lazım. Ben, üçüncü bütçe dönemidir bunu tekrar ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanından toplumun değişik kesimlerinin temsilcilerine kadar birçok insan artık bunu vurguluyor.

Şimdi, demiş ki vatandaş: Ben bu cumhuriyete karşıyım. Efendim belge getir... Ya nasıl bir belge olur, belgeden kastettiğiniz şey nedir? Nedir kastettiğiniz şey değerli arkadaşlarım? Bu konuyla ilgili olarak nasıl bir belge istiyorsunuz? Sayın Bakan, ben geçen yıl sizden bu bütçe görüşmesinde bu belgenin arkasında durduğunu ifade eden Başbakanlık Müsteşarı cumhuriyetin düşmanıdır... Ben bunu Genel Kurul salonunda, Genel Kurul kürsüsünde Başbakanlık bütçesi görüşülürken söyledim, beni mahkemeye vermedi. Sizden rica ediyorum, gidin söyleyin, beni mahkemeye versin dedim. Aradan bir yıl geçti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu, toparlar mısınız.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Toparlayacağım Sayın Başkan.

Ben onu bir önceki bütçede de söylemiştim.

Değerli arkadaşlarım, bir milletvekili bir Başbakanlık Müsteşarını cumhuriyet düşmanlığıyla itham edip, eğer o Başbakanlık Müsteşarı o milletvekilini mahkemeye bile verme cesaretini gösteremiyorsa, nasıl bir belge arıyorsunuz siz? Belgeden kastettiğiniz şey nedir?

Kurumları ne hale getirdiniz, bakın, elimde bir mahkeme kararı var: TÜBİTAK bir kişiyi mahkemeye veriyor. Mahkeme karar veriyor: “Gereği düşünüldü: Davacı kurumun, davanın açıldığı tarihte davacı kurumun kanunlarına göre atanmış bir başkanı bulunmadığından, davacı kurumun bu aşamada aktif dava ehliyeti olmayışı nedeniyle davacı vekilinin davasının reddine...” Kurumları mahkemeler karşısında kurum olmaktan çıkardınız. Mahkeme diyor ki: Resmen böyle bir kurum yoktur, sizin açmış olduğunuz dava bizim nezdimizde geçersizdir.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hangi kurum?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – TÜBİTAK.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Biraz açar mısınız? Cevap vermek için söylüyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, zamanım geçiyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yargı TÜBİTAK’ı bir kurum olarak, bir muhatap olarak kabul edemeyiz şeklinde bir karar mı?..

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Evet efendim. Tekrar okuyabilirim, size de verebilirim.

Sayın Başkan, zamanımı, biraz verebilirsiniz sanıyorum.

BAŞKAN – Tamam, siz devam edin.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Başbakanlığın yakın çevresi, kendisi dâhil -kendisinin ifadeleriyle, uygulamalarıyla, tavırlarıyla ilgili olarak Sayın Gürol Ergin çok geniş bir yelpazede bir sunum yaptı- ama sadece kendisi değil, kendisinin yakın çevresi de giderek aslında rejimle ilgili olan sorunlarını sıkıntılarını, hani daha fazla tahammül edememek nedeniyle ortaya çıkarmak durumunda kalır bir noktaya gelmişlerdir.

Ben, geçen yılki bütçede... Bu İktidarı oluşturan yapının çekirdek kadrosu, aslında “değiştik” diyerek, gerçekte kendileri değişmemiş “değiştik” diyerek toplumu yanıltmışlardır, aslında değişmemişlerdir, iddialarından vazgeçmemişlerdir. Şimdi bakın, Başbakanın bir danışmanı var, tek başına Amerika Birleşik Devletlerine gidiyor değerli arkadaşlarım. Söylediği lafın birinci bölümü tartışmalı, ama ikinci bölümünde söylediğiyle ilgili olarak yapılan tercümede hiç kimse tartışma yapmıyor: “Bu adamı kullanın.” Birinci bölümünde bunu kanala süpüründen bunu kanala süpürmeyinden, bunu kapı arkasına süpürmeyinden bunu halı altına süpürmeye kadar değişik değerlendirmeler var. Ben en yumuşağını, hani aslında bu böyle demektir diyerek en hafif deyim diye algılayabileceğim, hiçbir şekilde Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanına, hangi partiden olursa olsun yakıştıramayacağım bir biçimiyle alalım bu değerlendirmeyi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Bu adamı halının altına süpürmeyin, kullanın!... Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; yani bu nasıl kabul edilebilir? Bu adam bu görevden alınmış mıdır; hayır. Bu sebeple toplumdan özür dilemiş midir; hayır. Hâlâ bu göreve devam etmekte midir; evet. Hâlâ Başbakanın en yakınında, en yakın dış politika danışmanı mıdır; evet.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Demek ki öyle bir konuşma yapmamış.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, hayır efendim, hiç kimse böyle bir konuşma yapılmadığını söylemedi.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Şimdi, gazetelerde çıkan haberlere...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hayır efendim, bizatihi Hükûmet yetkililerinin söylediği ifadeleri. Başbakanlık sözcüsünün söylediği ifadeleri bulup buraya getirebilirim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Gazetelerin her yazdığı...

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hayır efendim, Başbakanlık sözcüsünün yaptığı açıklamayı, basın sözcüsünün yaptığı açıklamayı bulup buraya getirebilirim. Bu ifade “ ‘kanala süpürün’ değil ‘halı altına süpürün’ veya ‘kapı arkasına süpürün’” anlamına bir deyimdir Amerika Birleşik Devletlerinde” diyerek açıklama yapıldı, Hükûmet adına yapıldı bu açıklamalar.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanlık Müsteşarının “ben cumhuriyete karşıyım”ı açıkça ifade ettiği, Başbakanın dış politika danışmanının Başbakan için “bu adamı halı altına süpürmeyin, kullanın” dediği bir iktidarı, siyaseten, muhalefetin eleştirilerini ağır bulan İktidar Partisine mensup milletvekili arkadaşlarımı ben sağduyuya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, hiçbir şekilde böyle bir eleştiriyi yapıyor olmaktan mutlu değilim. Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı böyle bir eleştiriyi yapıyor olmaktan mutlu olamaz. Böyle bir eleştiriyi yapıyor olmaktan mutlu olan bir kişinin bu ülkenin yurttaşı olabileceğine olan inancım benim hiçbir şekilde yoktur, ama, insanları bu tür acı eleştiriler yapmak durumunda niçin kaldığınızı, insanların bu eleştirileri yaparken sadece bir hainlikle, kinle, sadece siyasi bir garezle bu eleştirileri yapamayacağını, bu eleştirilerin altında önemli bir gerçeklik payı olabileceğini lütfen kabul edin.

Saygılar sunuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Uzunkaya...

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım, değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar, değerli basın; ben de bugün Başbakanlık ve bağlı birimlerin bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii aslında, bazı birimlerin sadece yöneticilerinin, esas yöneticilerinin burada olmaması değil, aynı zamanda bütçeleri müzakere edilen bazı birimlerden hiç bahsedilmemesi de, belki bu temsil eden arkadaşları üzüyor olabilir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Çok mutlu da olabilirler.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Mesela konuşmacı arkadaş… Siz sunumuzda yaptınız da. Millî İstihbarat Teşkilatı, Millî Güvenlik, Atatürk Türk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Başkanlığı, Türkiye Bilimsel Teknolojik… Yani, biz, buralara..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Başbakanlık bütçesi üzerinde…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Şu anlamda söylüyorum zaten: Arkadaşlarımız konuşurken, bazı bakanlıkları veyahut da bazı genel müdürlükleri ön plana, haklı olarak belki, çıkardılar, ama, bu, diğer arkadaşlarımızın alınmasına vesile olmasın, yani, kendileri hiç kale alınmadı anlamına almasınlar onu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Onlardan da siz bahsedin.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Yani, onlardan aslında bahsedecektim de, sizin konuşmalarınızla ilgili konuşmamam gerekecek.. O zaman onlardan bahsedelim. Size…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Siz onlardan bahsedin.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Ben sizden de bahsedeceğim efendim. Sağ olun.

Ben bu değerli birimlerin çok kıymetli yöneticilerini ve bütçelerini de tebrik ediyorum. Her ne kadar, belki, bazılarıyla ilgili birinci derecede sorumluları burada yok ise de mutlaka kurumları temsil ediyorlar arkadaşlarım. Bütçeleri çok mütevazı gibi gözükse de hizmetlerinin çok boyutlu olduğuna inanıyorum. Bu birimler, Başbakanlığa bağlı, gerek Millî İstihbarat Teşkilatımız -ki, ülke için çok önemli bir birim olarak düşünmek zorundayız bu birimi- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğimiz, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, ki, bu son dönemlerde önemi daha da fazla artmıştır- Sayın Bakanımın da konuşmalarında ifade ettikleri gibi, Ermeni iddiaları karşısında, özellikle bu aslı astarı olmayan, dünyayı adeta ayağa kaldıran, bir kısım Avrupalı dost bilinen veya zannedilen ülkelerin parlamentolarından çok olumsuz kararların çıkmasına sebep olan bu iddialar karşısında en vakur duruşu bu birimlerimiz ortaya koydu bilimsel çalışmalarıyla. Ben, arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Hatta, gerekirse, bu konuda, tabii bilmiyorum, Başbakanlığımızın bir kısım ödenekleri var, belki buraya gelmeyen ödenekleri, o ödeneklerle de takviye edilerek, hem ulusal hem de uluslar arası zeminde arkadaşlarımızın daha güçlü tanıtım faaliyetlerini yapması gerektiğini burada hatırlatmak istiyorum. Buna hem Türkiye’nin ihtiyacı var hem de Türkiye dışında bir kısım lobicilik faaliyetinde buna ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Türkiye Bilimler Akademisinin, Gençlik ve Spor Müdürlüğümüz , Başbakanlık Yüksek Denetleme, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, Devlet Personel Başkanlığımızla ilgili de kısaca bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir kere tabii Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü denince, Gençlik ve Spor daha önce tek bir bakanlığın ilgilendiği bir birimdi. Biz, hep eskiden de eleştirirken bir şey söylerdik, müsaade buyurursanız, yine aynı cümleyi kullanayım: Gençlik ve Spor denince, gençlik böyle ikinci planda tutulmuş gibi, ama, hep spor ön plana çıkarılmış, spor  denince da futbol öne çıkarılmış bir anlayıştı Türkiye’de. Sağ olun, ben, bu dönemde, samimi olarak söylüyorum, ekranlarda, filenin sultanları… Bugünlerde de maçlar yapıyorlar, kızlarımıza da başarı diliyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bugün, İtalya’ya yenildiler maalesef.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – İtalya’ya yenildiler.

Önceki gün de galiba…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Daha önce Mısır’ı yendiler, Küba’ya da yenildiler.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Dileyelim, talihleri bundan sonra dönmüş olsun.

Yani, değişik alanlarda aktivitelerin olduğunu görmek bizi mutlu ediyor. Ancak, ben de bazı arkadaşlarımın eleştirileriyle beraber işaret etmek istiyorum. Kabul etmek lazım ki, şike gibi, doping gibi özellikle hakem hataları… Tabii, ben, hep bir tabirin benzeri anlamda kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Hakem hataları ile hâkim hataları sonuçta affedilemeyecek çok ciddi sonuçlar doğurur. Yargıda hâkim hatası neyse, sporda hakem hatası ondan daha ağır, hatta daha tahripkâr sonuç doğurur. Yargının bir temyizi var. Hakemin temyizi de yok. O anda infaz ediyor ve o anda statta veyahut da tribünlerdeki binleri, on binleri bazen tahrik edebiliyor, çok olumsuz sonuçlara sebep olabiliyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bu yüzden Samsunspor küme düşüyor.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Evet.. Bundan dolayı…Ben söylemedim, Sayın Bakanım ifade ettiler. 3 maçı resmen çalınan Samsunspor, kayıtları girmesi için söyleyeyim onu, averajla küme düşmüştür ve düşürülmüştür. Ve bu, çok açık bilinen bir şeydir. Bu netlikte bunu söylüyorum.

Tabiatıyla, ben bunlara, artık takımlar, kulüplerin, illerin feda edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konularda bakanlıklarımızın, özellikle ilgili birimlerin, federasyon başta olmak üzere, daha temkinli ve dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Bakanım, benim bu arada bir iki hususta temennilerim olacak. Yani, Devlet Personelde, personel alımında, Sayın 57’nci Hükümet Başkanı -ki, Allah’tan şifa diliyoruz Sayın Ecevit’e, eski Başbakanımıza- o dönemin hakikaten, benim de her vesileyle takdir ettiğim bir uygulamasıdır. Yani, devlete memur alınırken, merkezî bir sistemle, elle müdahale edilemeyen, tamamen bilgisayar ortamında yapılan değerlendirmeler, ki, objektif değerlendirmelerdir, ancak, bazı birimlerde sistemin içerisine bugüne kadar müdahale edilmeyişini bir eksiklik görüyorum. Şu anlamda müdahale, hiç ilgisi olmayan branşlarda sınavlara giren arkadaşlara, alakası olmayan, yani, yarın seçildiği, o alanda istihdam edildiği takdirde ilgisi olmayan sorular hâlâ sorulmaktadır. Yani, sistemin özüne müdahale edilmemesi doğru, ama, sisteme, sınava girenlerin ilgileneceği alan, meslekî bir alan; ama, hiç o meslekle uzaktan yakından alakası olmayan, tıpkı üniversite yerleştirme sınavlarında olduğu gibi, sadece bir eleminasyona katkı sağlasın diye bu yaklaşımın doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu konuda farklı bir düzenleme yapılabilirse, bu bizi mutlu eder.

Bir diğer husus da, arkadaşlarımız eleştirdi, müsaade buyurursanız, kısmen katıldığım bir eleştiriyi burada ifade edeyim.

Devlet personel reform yasası çıkacak mı, gerçekten, çıkmayacak mı?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Bizim dönemimizde çıkacak, merak buyurmayın.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Bir kısım bakanlıklar burada, kendi personeliyle alakalı yasalar geldiği zaman, iyileştirme gayreti içerisine giriyorlar. Yani, hani,  mahkum cezaevindeymiş, iki de bir doktora, hastaneye sevk ediliyor, bir gidişinde parmağını kesiyorlar, bir gidişince ayağını kesiyorlar, bir gidişinde kolunu kesiyorlar. Cezaevi savcısı diyor ki, Ahmet Efendi, bizi anlamadı zannetme, sen yavaş yavaş bu cezaevinden tüyüyorsun.

Şimdi, kusura bakmayın, bir kısım bakanlıkları böyle kendi tabanına dönük iyileştirmelerle bu Devlet Personel Reform Yasasında genel iyileştirmeyi bu hale mi getirmek istiyoruz, yoksa, efradını camii ayarını mâni, ciddî bir çalışma, 2007 yılında Meclise gelecek ve seçimlerden önce böyle bir yasa çıkacak mı? Ben bunu doğrusu merak ediyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Çıkmayacak.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Ben, soruyu Hükûmete sordum. Yani, Hükûmet namzeti olabilir her muhalefet, ama, sizin öyle bir pozisyonunuz da…

Efendim, bir diğer hususa gelince Sayın Bakanım, TOKİ sizin idarenizde, Başbakanlığın…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Benim idaremde değil, Başbakanlıkta başka bir bakanda…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Yani, biz Başbakanlık bütçesini görüşüyoruz.

Yani, Başbakanlık TOKİ’nin çok büyük bir faaliyet içerisinde olduğunu biliyoruz. 200 000’den fazla konut üretti. Ancak, bu konutların sunumunda, mesela, Meclisin eski lojmanlarının, eskimiş ve eskitilmiş lojmanlarının TOKİ’nin idaresine devredildiğini, konumunun, akıbetinin -ki, akıbeti hayır ola diyorum- ne olup olmadığını… bir kısmı satılmış bugünlerde galiba, ama… TOKİ’nin elindeki imkânlar ve bizim onlarla ilgili merkezî bütçeden bir ödenekleri var mı? Varsa, nerede, hangi ölçeklerde verilebiliyor? Başbakanlık bütçesi içerisinde böyle bir rakam gözükmüyor. TOKİ İcraatları nedir? Bu konuda da sorularım manzumesinde cevap verilirse, bundan da mutluluk duyarım.

Değerli arkadaşlar, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz hakikaten beni ciddi anlamda mutlu eden bir hizmetin içerisindedir. Tabii, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün de aktif bir yapısıyla beraber söylüyorum ve muhalefetten her sözcü arkadaşımın, hiçbir bütçede olmadığı ölçekte, Vakıflar Genel Müdürlüğümüze özel teşekkürleri vardır. Bundan dolayı biz de mutlu oluyoruz. Niye; hakikaten hizmet çok bariz görülüyor. Bütçelerinin sadece büyümesi değil, hizmetlerin de çok rantabl, çok verimli, bütçelerinin çok hayırlı ve düzenli bir şekilde kullanılıyor olmasından dolayı. Ancak, ciddi verilerle beraber envanterin acil şekilde çıkarılması ve onarımlarla ilgili de bölge müdürlüklerinin daha aktif hale gelmesi kanaatimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Merkezi yapıyla bunu değil, bölgelere teknik elemanlarla, müteahhitlik hizmetlerine, işte, sponsorluk, v.s. gibi alanlarda olduğu gibi bu hizmetin yaygın hale getirilmesi bizim fevkalade mutlu edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

Keza, sağlık hizmetleri açısından Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün, Vakıf Guraba, ecdat hatırası olan bu eseri himaye ediyor olması, ciddi bir restorasyon içerisinde, çok modern bir hastaneye dönüştürüyor olması da cidden beni mutlu etmektedir. Çünkü, ben çok iyi biliyorum. 1997’de de milletvekiliydim. Rahmetlik babam Vakıf Guraba Hastanesindeki bir ağrı dindirme merkezinde rahmetlik oldu, oradaydı. Ama, o dönemde de milletvekiliydim, o dönemdeki perişanlığını çok iyi hatırlıyorum, 1997’deki perişanlığını… bir ay müddetle, o hastanenin bir hastası, bir ilgilisi gibiydim. Ama, son dönemde bir ziyaretim oldu. Bundan dolayı da arkadaşları kutluyorum. Fevkalade modernize edilmiş ve inanıyorum, ciddi çalışmaları var, sadece fizikî görüntü değil teknik donanım itibariyle belki bölgenin, Ortadoğu Bölgesinin en iyi hastanelerinden biri haline gelmesi ve fakir fukaraya hitap ediyor olması da fevkalade takdire şayan bir husustur. Bundan dolayı da hem sizin desteğinizi, Hükûmet olarak, ilgili Bakan olarak hem de Genel Müdürlük ilgililerini tebrik ediyorum.

Değerli arkadaşlar, müsaade buyurursanız, demin bir arkadaşımız Sayın Başbakan’la ilgili “hiçbir kurumla uyum içerisinde olmayan bir Başbakan” dedi.

Değerli arkadaşlar, bunu, Sayın Başbakan Yardımcımız mutlaka cevaplandıracaktır. Ama, ben, size çok temel bir hususla ilgili kanaatimi paylaşmak için bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Toplumumuzun tabanının, AK Parti seçmeninin de büyük bir kesiminin beklediği bazı düzenlemeler var; bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Sayın Başbakanın her vesileyle söylediği husus şu olmuştur: Biz sandıkta toplumsal mutabakatı bulduk. Ama, şu anda aradığımız, ki, belki benim tabanımı da… Üzülerek ifade ediyorum, demokraside böyle bir kurumsal arayışı bu derece, dört sene bekleyecek bir sabırlı Başbakan da bulmak mümkün değildir.

Sayın çok değerli bir arkadaşım bütün bu cümleleri toplarken, kurumlar arası mutabakatı bekliyorum diye, hem siyaset kurumundan hem devleti oluşturan diğer kurumlardan mutabakatı bekleyebilecek, sandıktan Anayasayı değiştirecek nitelikle çoğunluğa  sahip olarak çıktığı halde, kurumların mutabakatını bekleyecek cumhuriyet tarihinde ikinci bir Başbakan geçmemiştir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Kim beklemenizi istiyor ki?! Buyurun yapın.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Pekala… O zaman, siz diyorsunuz ki, kurumlarla didişme…

Ben size soruyorum, millî mücadelede cumhuriyeti giden yolda Samsun gibi çok önemli bir ilin, işte Cumhuriyet Balosu ve resepsiyonlardaki görüntüleri… Hepiniz gazetelerde okudunuz. Bir vali bir resepsiyon veriyor, hem de hiçbir kimsenin iddia edemeyeceği, yani, kamusal alandır diyemeyeceği Büyük Samsun Otelinde. Bir vali davette bulunuyor, geçen yıl şehit olmuş bir şehidimizin, askerimizin annesi ve eşi de orada, şehit aileleri orada, başı kapılıdır diye oraya birtakım kurum mensupları girmiyor, orayı protesto ediyorsa, bu kurumsal mutabakatta, siyasetten değil bu kurumlardan hepimizin anlayış bekleme mecburiyeti vardır. Dolayısıyla diyoruz ki, böyle gerilimin şu noktasında vardır falan demek değil, siyaset erkinin içinde bulunanlar…

Bakın, basınla bir kısım bilgiler verildi. Bugün Tarih Kurumunu da tartışıyoruz burada.

Müsaade buyurursanız, sizin de çok yakinen tanıdığınız, hatta, siyasette partinizin geçmişine büyük katkıları olduğuna inandığım bir yazarın, 9 Haziran 1960 tarihinde Akis Dergisindeki, Metin Toker’in bir açıklamasını burada sizinle paylaşmak istiyorum.

Dergi Akis ve birçok gazetede de benzerleri var.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yıl da 1960; değil mi?

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Evet, tabii 1960, ama, Cumhuriyet Halk Partisi 1960’ta da var. Metin Toker de CHP’nin o gün de bugün de fikir babası olarak içinde var biliyorsunuz.

“İhtilal namuslu bir aydın hareketidir.” Bu söz, Sayın Metin Toker’e ve o günkü CHP’nin fikir babası olan bir zatı muhtereme ait. “Bu mücadelede sivil ve asker namuslu aydın birbirinin manevi desteğine sahip olarak savaşmışlardır. Zira, ilgililer kimden yana olduğunu hiçbir zaman saklamamışlardır. Buna mukabil, fiilî hareket, zamanı geldiğinde ilgili güçler, kuvvetler fikir adamlarının uzun çalışmaları sayesinde, ihtilale son derece müsait ve sempatik bir vasat bulmuşlardır” diyor.

Keza, bir başkası…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – İsmet Paşa ne demiş; ona bakın.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – İsmet Paşa’nın damadı diyor bunu.

İsmet Paşa’nın ve Cumhuriyet Halk Partisinin…

Değerli arkadaşlar, mesela, bir başkası Çetin Atlan “haysiyet sizlerin…”

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Deniz Baykal ne söylemiş; siz onu söyleyin.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, ben CHP’yi yargılamak için söylemiyorum. Bakın, bir dakika…

Değerli arkadaşlar, bunu savunmayın. Ben CHP’yi yargılamak için söylemiyorum.

Bakınız, burası…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Biz hapislerde yatarken, siz oturup şarkı söylüyordunuz. Bırakın bu işleri…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Burası, bir tarih hafızasıdır diyorum. Her söylediğiniz kaydedilir, tıpkı burada söylenenler gibi. Yani, deminden beri, Başbakanlık Müsteşarının cümlesini sarf edenler, kullananlar, şu cümlelerin tabanında nelerin olduğunu görmelidirler diyorum.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ama, Başbakanlık Müsteşarı görevde, öbürü ölmüş.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – O ölmüş, öbürü görevde.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben şunu söylüyorum: Tarih hafızadır.

İnanıyorum ki…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Söyleyecek hiçbir şey bulamamışsınız, ölmüş bir değerli yazarın görüşlerine sarılıyorsunuz.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, merhum Toker de olsa, belki bu cümlesinin bugün yanlış olduğunu söyleyecektir.

Bakın, ben şunun için söylüyorum bunu: Tarih bir hafızadır ve bu kayıtlar mutlaka bu hafızada muhafaza edilmektedir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sizin zekanıza yakışmıyor Sayın Uzunkaya.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Hayır… Size bu gayet yakışan bir cümledir de Cumhuriyet Halk Partisinin anatomik anlayışına pek uygun düştüğü için size rahatsız edici geldi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Seksen yılda hangi direnişlere girmiştir? Bakalım o zaman.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben bütçelerin Hükûmetimiz, ülkemiz ve cumhuriyet Türkiyesi için hayırlı olmasını diliyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunkaya.

Kemal Bey, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İsterseniz, konuşmama Sayın Uzunkaya’nın yaptığı açıklamayla başlayayım.

Metin Toker’le Başbakanlık Müsteşarı arasında kıyaslama yaptınız.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Ben, onunla kıyaslama yapmadım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Siz yaptınız. Hayır, hayır yaptınız.

Dediniz ki; Metin Toker bunu söylemişti, Başbakanlık Müsteşarı da şimdi bunu söylüyor, niye onu eleştirmiyorsunuz. İkisinin arasında çok ciddi bir fark var.

Bakın, biz, Başkanlık Müsteşarı öyle düşünüyor diye eleştirmiyoruz. Düşünce özgürlüğü, herkes istediğini düşünebilir; ama, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğuna oturamazsın, o düşüncede olan biri oraya oturamaz. Biz, Anayasa’da yemin içiyoruz değil mi, belli kurallar var, ilkeler var, ona inandığımız için. Eğer ona inanmıyorsak, bu Parlamentoya gelmeyeceğiz demektir. Bu nüansı yakalamanız lazım. Bu nüans yakalanmadığı zaman, kör dövüşü gibi bir kavganın içine giriyoruz.

Bakın, Sayın Zekai Özcan dedi ki: “Dün de Cübbeli Ahmet Hoca’yı gündeme getirdiler.”

Değerli arkadaşlar, Cübbeli Ahmet Hoca öyle düşünebilir. Başbakan ne söylüyor, biliyor musunuz? Başbakan diyor ki: “Yahu, bu kadar kıyamet kopardınız, hiç kimse kalkıp bunun ailesine başsağlığı dilemedi.” Şimdi, bir cinayet işlenmiş, ortada bir şeyler var. Herkes eleştiriyor. Efendim, niye siz başsağlığı dilemediniz diyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Öldürenin değil, Ölen hocanın…

KKEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) -  Evet efendim. Ölen hocanın diyoruz, biz de ölen hocanın diyoruz.

Onu ayın Başbakan diledi zaten.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Öldürenin değil…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır, o cemaate mensup birisi.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İki fakülte mezunu, eskiden beri tanırım..

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – İki okul bitirmiş…

Sayın Bakan, olay kişilerin düşüncesi değil.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Devlet memuruydu otuz yıldır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin memuruydu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Canım, “Kara ses” dediğimiz Kaplan da devletin memuruydu. O sorun değil. Devletin memuru… O kadar çok devlet memuru var ki.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Öldürülen arkadaşı tanıyorum ben.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ömer Dinçer de devletin memuru. Ama, Ömer Dinçer devletin memuru… Bakın, Etik Kurul var Başbakanlıkta. Bilim hırsızlığını yapan birisi o koltuğa oturamaz. Eğer sizin Etik Kurul….

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Etrafınızda çok var…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Yargı kararı var kardeşim!

MUSA UZUNKAYA (Samsun)  - Etrafınızda çok bilim hırsızı var profesör var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, bakın, kötü emsali emsal alıp da…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Var, var, etrafınızda çok var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bu nedir biliyor musun; bu, sadece kişinin ne kadar zayıf olduğunu itiraf etmesi demektir. Niye böyle bir itirafın içine girmek zorunda kalıyorsunuz? Zayıfım deyin sesinizi çıkarmayın.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Siz mahkeme hâkimimi siniz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, mahkeme karar vermiş. Sizin haberiniz yok. Mahkeme karar vermiş. Daha ne yapsın mahkeme?!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Ömer Dinçer’le ilgili mahkeme kararı var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Pes yani!..

Neyse, konuma geleyim.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hangi konuda karar var? Oturmasın diye mi bir karar var?! Yok. Öyle bir karar yok.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Mahkeme kararı var diyorsunuz, karşımızda oturan insanların birinci derecede yakınlarıyla ilgili de aynı kararlar var. Biz, burada oturup karşılıklı bunları konuşalım mı yani?!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sizin etrafınızda da profesörler var, onlarla ilgili iddialar var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Konuşacaksınız. Eğer birisi bilim hırsızlığı yapıyorsa, konuşacaksınız.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) -……birinci dereceden yakınlarının bilim hırsızlığından ötürü bir sürü mahkemede karar alındı. Biz, oturup durmadan bunu, siz böyle yaptınız diye bunları mı konuşalım yani?!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gerekirse söyleyeceksiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Kim o?

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Soru önergelerimi ve bakanların verdiği cevabı okursanız, o cevapları bulursunuz. Hâlâ, edebimle bunları söylemiyorum burada.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Söyleyin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Başbakanlık Müsteşarı oluyorsa…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Başbakanlık Müsteşarı… Sayın Vekilim, Başbakanlık Müsteşarını tartışıyoruz burada.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Öbürü de profesör…

Hakkı olmayan insanlar profesörlük yapıyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar, böyle, bakın…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul)  – O profesörün o görevi yapması lazım mı?

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Hayır yapması lazım değil.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Mesele o işte.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Ama, yani, hiç etrafınıza bakmıyorsunuz, durmadan karşıya bakıyorsunuz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Başbakanlık Müsteşarı olsa o profesör ona da bakarız. Kim ise, bilemiyorum.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Soru önergelerimi ve cevaplarını okursanız, gazetelerde boy boy çıktı. Biz, burada bunları söylemeye edep ediyoruz-!

BAŞKAN – Devam edelim Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Ergün Dağcıoğlu’nun siniri yatışmış durumda, öyle anlıyorum.

Şimdi, Başbakanlık dediğiniz kurum hukuka uyması gereken bir kurum. Siyasal organ, iktidar dediğiniz kurum Anayasanın öngördüğü, Parlamentonun çıkardığı yasalara uyması gereken bir kurum.

TÜBİTAK’la ilgili değişiklik yapıyorsunuz. Anayasa Mahkemesi iptal ediyor, uymuyorsunuz. Düzenlemeler Danıştaya gidiyor, ona uymuyorsunuz. Yargıya gidiyor, kararlar çıkıyor, uymuyorsunuz. Dolayısıyla, iktidar olarak hukuk dışına çıkıyorsunuz. Hukuk dışına çıkan bir iktidar, Parlamentoda hukuk dersi veremez. Önce bu gerçeği bilelim.

Aynı durum Kızılay’da da oldu. Kızılay yöneticilerini görevden aldınız. Sayın Bakan dedi ki, bunların yolsuzluğu var. Mahkûm olan kaç kişi oldu Sayın Bakanım?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bilmiyorum, takip etmedim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Yok ki. Hepsi beraat etti. Çünkü, siz, bir başka devlet bakanının onayına dayanılarak alınan parayı yolsuzluk saydınız. Yolsuzluk o değil ki. Yolsuzluğun tanımına aykırı. Nitekim, mahkeme de reddetti bunları. Son derece basit. Hatta, bir yasa getirdiniz, kendi yandaşlarınız için af çıkardınız, diğerlerini almadınız o kapsama. Onları da yargı zaten beraat ettirdi.

Sonra bir şey daha var. Bakın, şimdi, Kızılay’la ilgili yönetim yasa dışı. Kızılay yönetimi yasa dışı. Bütün yargı kararları var; ama, İktidar tutuyor. Yasa dışı yönetim Sayın Başbakana nişan veriyor. Hukuk devletinde yasa dışı bir yönetimden nişan alınır mı arkadaşlar?!

Şimdi Sayın Bakandan istirham ediyorum, bu nişanın arkasında Osman Pepe’nin kardeşi var mı; yok mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ne iş yapar bu Osman Pepe’nin kardeşi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben size bunu söylüyorum efendim.

Firuze diye bir şirket var. Diyorlar ki, bu para Kızılay’a verildi. Yani, Kızılay’ın cebinden çıkmadı. Kızılay’a verilen bir para, nasıl Kızılay’ın cebinden çıkmıyor? Bu parayı bana bağışlıyorlar; ben de götürüp başka birisine yaptırıyorum bunu. Burada, bu nişanda ihale de olmadı. Yönetim kurulu kararına bakın, yine, al takke ver külah işi çerçevesinde bu işler kotarıldı ve birilerine yine kaynak aktarıldı. Biz, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının yasa dışı yönetimden yasa dışı işlerle yapılmış bir nişanı almasını istemiyoruz.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kamu İhale Kanununa tabi mi orası?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Orasının kendi yönetmelikleri var. O yönetmeliklere bakarsanız, hepsini ihaleli yaparlar. Ama, sizin bilgi düzeyiniz bunu öğrenmeyi yeterli sayıyor mu saymıyor mu; onu bilmiyorum tabii. Ama, gidersiniz, Kızılay’a sorarsınız, Kızılay size bunun yanıtını verir.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Size soruyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben diyorum zaten.

Sayın Bakanım, siz, YİMPAŞ’la ilgili olarak Meclis Genel Kurulunda bir konuşma yaptınız, tutanak burada. Şöyle diyorsunuz tutanakta: “Cumhuriyet Halk Partisi, Ana Muhalefet Partisi, mağdur olmuş vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yardımcı olacak öneriler getirecekleri yerine, bunun üzerinden acaba İktidar Partisini nasıl yıpratabiliriz oyununu milletimiz de fark etmiştir.”

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Benim cenaze namazındaki resmimi gösteriyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır… Hayır…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kardeşim, ben cenaze namazına giderim. Sağımda solumda kimlerin olacağını ben daha önceden belirleyemem ki. Onu gösteriyor. Bir milletvekili arkadaşımın cenazesine gitmişim…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, siz…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, valiyle beraber çekilmiş fotoğrafı da var.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Benim resmimi gösteriyor kardeşim!..

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır. Olabilir de… Yani, valiyle çekilmiş olan fotoğrafı sizi ilgilendirmiyor mu?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) –  Belki sizin yoktur da Almanya’dan arkadaşlarınızın resimleri var.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Allah rahmet eylesin, bir milletvekili arkadaşımızın cenazesine gitmişim, o da oradaymış. Resmi almış, “bak, işbirliği halindeler…” Ayıptır bu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, siz bu konuşmayı yaptınız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Bir arkadaşımız bunu Mecliste asmış. Poster yapmış bize gösteriyor. Onun üzerine söyledim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Önlem almanız lazım.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Siz olsanız aynı şeyi söylersiniz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, o fotoğraftaki sorun şurada  Sayın Bakan…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ben konuşurken gösteriyor kardeşim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Önlemi söyledim Sayın Bakan burada konuşmamda.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, tabii süreme ilave edilecek. Susuyorum mecburen.

BAŞKAN – Buyurun efendim, devam edin.

Süre fazla geçmedi efendim. Bir dakikalık bir süre…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Yok efendim.

Sayın Bakanım, bu konuşmayı yaptınız. Güzel. O fotoğraf dolayısıyla, Dursun Uyar’ı tanımamış olabilirsiniz. O karede sizin bulunmanız şu veya bu şekilde yanlış veya doğru, o tartışılabilir. Ama, asıl, bizim tartıştığımız konu şu: Yabancı ülkede aranan bir adamın, düfüzyonla aranan bir kişinin Türkiye Cumhuriyetinde dört bakanın olduğu bir karede bulunmuş olması. Bu yadırganır mı; yadırganır tabii.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Biz davet etmedik ki.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır… Siz davet ettiniz demiyorum ben.

Adamdaki cesareti söylüyorum. Bu cesareti nereden alıyor; İktidardan alıyor. Kusara bakmayın. O kadar İktidardan alıyor ki, ertesi gün, bu fotoğraf çıkmış olmasına rağmen, valinin ve emniyet müdürünün bulunduğu yere de gidiyor bu adam.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Televizyona çıktı akşam…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – O ayrı…

BAŞKAN – Ergün Bey, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, televizyona çıkmakla valiye çıkmak aynı mı ?! Bırakın Allah’ınızı severseniz.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Aynı kişi, televizyonda açıkoturuma çıktı. Sayın Milletvekilim, bunu müdahale ettirip tutuklattırsaydı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yargı bağımsız olsa, sokakta gezemez ama, ne yazık ki yargı bağımsız değil

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – İşinize geldiği zaman yargıya müdahale edilmesin, işinize gelmediği zaman niye etmiyorsunuz?! Siz, Moğultay’ın hâkimlerine bağımlı mı diyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu, lütfen, karşılıklı…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Çiçek “densiz” dedi. Siz de hiç olmazsa densiz deyin.

BAŞKAN – Sayın Dağcıoğlu… Lütfen arkadaşlar, müdahale etmeyin.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yargıya intikal etmiş, bilmem kaç tane dosyası savcılıkta. Şartları varsa, tutuklasınlar, alsınlar cezaevine.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Binlerce insanı dolandırmış.

BAŞKAN – Ek süre veriyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim. Ek süre değil. Daha hiç…

BAŞKAN – Hiç başlamadınız mı?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Başlamaya fırsat bulamadım.

BAŞKAN – Buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, bunu söyledikten sonra, diyorsunuz ki: “CHP hiçbir önerge getirmiyor.” Güzel…

Bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği bir önerge vardı, araştırma önergesi.  Daha sonra, Adalet ve Kalkınma Partisinden arkadaşlar da önerge verdiler de bir komisyon raporu çıktı. O komisyonun raporunun arkasında en az 20 tane öneri var, hem AKP’li hem CHP’li milletvekillerinin ortak imzasıyla öneri var.

Şimdi, önerilerden sadece ikisini okuyacağım Sayın Bakanım.

Birinci öneride deniyor ki, birer tane tespit komisyonu kurun her bir İslamî holdingi için, kimden ne kadar para alındığını tek tek tespit etsinler bu komisyonlar.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Komisyonları kim kuracak?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – İdare. Meclis kuramaz, idare kursun diyor.

İkinci tespit de şu, bu davalar çok uzun sürüyor, bununla ilgili önlem alınsın.

Şimdi, siz, Meclis kürsüsüne çıkıp diyorsunuz ki, hem CHP’yi suçluyorsunuz hem diyorsunuz ki, öneri getirmediniz. Peki, bu öneri ne?

Diyeceksiniz ki belki, benim bu rapordan haberim yok. Olabilir, sizin haberiniz olmayabilir.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Gerçekten, idare böyle bir komisyon kuramaz bir yasa olmadan….

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim. Yasayla tabii, yasa getireceksiniz.

Bu rapor nereye gitti Sayın Bakan? Bu rapor, Başbakanlığa gitti, Adalet Bakanlığına gitti, Maliye Bakanlığına gitti. Ne oldu? İki buçuk yıl… Üstüne şal örtüldü, bekliyor.

Şimdi, siz bize, Adalet ve Kalkınma Partisinin İslamî holdinglerin üzerine gitmemesinin bir nedeni yoktur diyemezsiniz. Bir nedeni vardır. O neden… Bakın bir örnek daha vereceğim.

Alman Die Welt Gazetesi İslamî holdinglerle, daha doğrusu YİMPAŞ’la AKP arasında bağlantı kurdu. Orada toplanan paraların bir kısmı bazı özel hesaplara gitti ve AKP ile arada bağlantı kurdu.

Sayın Başbakan karikatürü bile tazminat davası konusu yapıyor. Merak ediyorum Die Welt Gazetesine tazminat davası açacak mı? Açması lazım. O zaman, biz şunu söyleyeceğiz: İslamî holdinglerle AKP arasında bağlantı vardır, paraları kullanmıştır diyececeğiz; çünkü, Die Welt Gazetesi söylüyor bunu, yayımlıyor. Ses yok. Tık yok yani. Niye dava açmıyorsunuz? Aynı şeyi biz söylesek hemen dava açacaksınız. Niye bunun için dava açmıyorsunuz? Bekliyoruz, dava açmanızı bekliyoruz. Tabii…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Belki de parayı sizden almak istiyor Sayın Başbakan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim… Almanya’da… Almanya’da tazminat davası açacaksınız. Avukat istiyorsanız, avukatın parasını ben karşılayacağım. Evet, dava açacaksınız.

Sayın Bakan, siz bir açıklama daha yaptınız; dediniz ki: “İddaa oyunuyla ilgili çok iyi gelirler elde ediyoruz.” Çok doğru. Değerli arkadaşlarım, zaman zaman sorarlar yolsuzluk belgesi var mı falan filan diye. Bu ihaleyle oldu dediniz. İhaleye kaç firma girdi Sayın Bakanım?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İhaleye bir tek firma girdi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamlal) - Güzel, tek firma girdi ihaleye. Bunun adı ihale olur mu değerli arkadaşlar, tek firmanın girdiği ihale? Olmaz. Çünkü, en azından rekabet olmadığı için, onun bozulup, yeniden açılması lazım; ama, onu yapamıyorsunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bütün bunlar incelendi, bir usulsüzlük görülmedi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır, Sayın Bakanım, ben anlatayım. Ben, onları biliyorum, ben onların hepsini biliyorum.

Ne oldu; sonra, onu da vereceğim, hepsini vereceğim şimdi.

Arkasından, Sayın Bakan diyor ki “bu şirket zarar ediyor.” Ben de hemen şirketin merkezine bir adam gönderdim, vergi beyanlarını çıkarıyor, okuyorum. Vergi levhasındaki beyanları okuyorum: Şirketin, İNELTEK A.Ş’nin 2005 kârı Sayın Bakanım 74 milyon 127 bin YTL.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Onların başka alanları da var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamlal) – Hayır, hayır, kârı.

2006’nın 7 ve 9’uncu dönemlerdeki kârı 131 milyon YTL.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Bunları hesap uzmanından mı aldınız?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamlal) – Giderseniz oraya, vergi levhası karşınızda, görürsünüz, hiç hesap uzmanına gerek yok. Dedim ya, bir arkadaşımı hemen gönderdim, orada yazılı.

Şimdi, Sayın Bakana yine sordum ve dedim ki “bu şirkete ne ödeniyor?” “Öyle ya İddiaa’dan ne ödeniyor” diye hemen Spor-Toto’nun kendi Internet sitesinden.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Şartnamede ne varsa o ödenir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şirkete ödenen, sadece 26.9 ilâ 2.10 arasındaki; yani, bu son Spor-Toto hâsılat dağılımında. Bakın, en yüksek payı vergi olarak, 5 milyon 784 bin YTL ile Katma Değer Vergisi ödeniyor. İkinci büyük pay şirkete kalıyor; 5 milyon 925 bin. Daha büyük bir pay kalıyor şirkete.

BAŞKAN – Tamamlar mısınız Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İDevamla) – Sayın Başkan, bağlıyorum.

Şimdi, bu şirket enteresandır, ihale olacağı zaman, her ne hikmetse, Sayın Kemal Unakıtan, Bakanlığa yazı yazıyor “siz, ihaleye çıkamazsınız” diyor. “İhaleye çıkmayın diyor, ihaleyi ben yapacağım” diyor. Ama, Bakanlık direniyor “hayır, sen yapma, ihaleyi ben yapacağım” diyor. Bunun yazıları da var, isterseniz, ben bu yazıları da size takdim edebilirim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Eski bir ihaledir o.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İDevamla) – Hayır, efendim, Sayın Kemal Unakıtan imzalı yazı var bende. Eğer, Sayın Unakıtan ile siz aynı dönemde Bakan olmadıysanız, yanılmış olabilirim; ama “bu ihaleyi yapmayın” diyen Sayın Kemal Unakıtan’ın imzası, yani, Maliye Bakanının imzası olan bir yazı var. O yazıyı da, isterseniz, ben size takdim edebilirim.

Şimdi, geliyorum bir başka konuya değerli arkadaşlar. Tabiî, olaylar deşildikçe, hiç hoş olmayan tablolar çıkabiliyor. Biz, hiçbir zaman istemeyiz. Her şeyin düzgün, dürüst, namuslu olmasını isteriz ve herkesin de her ortamda hesap vermesini isteriz.

Başbakanlıkta Etik Kurulu kurdunuz, Etik Kurulunun başına bürokratik geçmişi doğru olmayan bir adam getirdiniz. Ya, en azından buna dikkat edilir. Buna bile dikkat etmediniz. O Kurul ne yapıyor? Hiçbir şey yapmıyor. Kimse şikâyette bulunamaz; çünkü, zaten, oradaki yönetime güvenemiyorsunuz. Yönetimine güvenmediğiniz adama neyi şikâyet edeceksiniz? Edemezsiniz Sayın Bakanım.

Şimdi, eski YÖK Başkanı….

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sağlam, eski bir Bakan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, eski Bakan.

Bakın, bilgi edinme…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hakkında kesinleşmiş, bir suçlama, bir karar var mı efendim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, Etik Kurula…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İnsanları bu kadar kolay suçlamak…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır, tabiî, elbette, çok kolay suçlamayalım.

Bakın, bir kişi kendi çocuğuna olanak sağlamak için bulunduğu mevkii kullanırsa Etik Kurulu’na seçilemez. Kusura bakmayın ve bunun için kanuna gerek yok.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Var mı elinizde belge?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Var efendim, Sayın Bakan, rica ederim, istirham ederim; size bütün dokümanları veririz ve bunu Sayın Başkan da reddetmemiştir zaten. Çünkü, zaten, çocuğu orada. Böyle bir şey yok ki, zaten.

O nedenle, bu tür görevlere atanırken titiz davranmak gerektiğini söylüyorum. Nasıl ombudsman atanırken titiz davranılması gerekiyorsa, burada da öyle. Titiz davranılması gerekiyor. Yoksa, burada yargı kararı da yok. Bu, suç da değil ayrıca. Olabilir, görevi ihmal mi dersiniz, görevi kötüyü kullanma mı dersiniz; ama, yani, bizim anladığımız klasik anlamda bir suç da değil bu. Ama, toplumun ahlak değerleriyle bağdaşır bir olay değil. Buna dikkat etmek lazım.

Sayın Başbakan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terör örgütü listesine aldığı bir kişiye kefalet veriyor. Suudi Arabistan Kralı’nın kefalet vermediği bir kişiye bizim Başbakanım diyor ki “ben ona kefilim, hayırsever işadamıdır.”

Şimdi, Sayın Bakan sizden istirham ediyorum: Sayın Başbakan Yasin El Kadı’yı ne zaman tanıdı?

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ama, Başbakanlık bütçesi görüşülüyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ben, eşimin tanıdığı herkesi bile tanımıyorum ki…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)  – Ama, Yasin El Kadı… İstirham ederim Sayın Bakan, Yasin El Kadı sıradan bir insan değil.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Başbakanın tanıdığı herkesi ben tanımak durumunda değilim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İDevamla) – Yasin El Kadı sıradan bir insan değil.

Yasin El Kadı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terör listesine girecek kadar çok daha önemli bir adam. Artı, Yasin El Kadı’nın hayırsever bir işadamı olduğu söyleniyor ve vakıflar da size bağlı. Dolayısıyla, Türkiye’deki hayırsever işlerini bir görelim bakalım, ne yapmış bu adamcağız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) –  Bakarız, veririz…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Başbakanın bilgisi dahilinde hayır işleri varmış!..

 KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamlal) – Bir şey daha var Sayın Bakan ve o da çok önemli…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hemen bağlıyorum Sayın Bşakan.

Yasin El Kadı dolayısıyla dava açılıyor ve Sayın Başbakan, Başbakanlık Başhukuk Müşavirliğinin yapmış olduğu savunmayı geri çektiriyor Danıştaydan.

Şimdi, bana söyler misiniz Sayın Bakanım, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi listesinden çıkmasın diye Başbakanlık Hukuk Müşavirliği bir dilekçe gönderirken, Sayın Başbakan Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi ali menfaatı için bu dilekçeyi geri çekme talimatını verebiliyor ve Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu “Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları vardır; ben, Başbakanlığın davayı geri çekme talebini reddediyorum” diyor.

Bu Başbakan demokratik bir ülkede, acaba, Başbakanlık görevinde bulunabilir mi bulunamaz mı?

İki; bu Sayın Başbakanımız başka bir ülkeye gidip de “siz PKK’ya destek oluyorsunuz” diye onları suçlayabilir mi suçlayamaz mı? Suçlayamaz; çünkü, elindeki kartları kaybediyor.

Bunlar doğru değil Sayın Bakan. Doğru değil ve elbette, ben sizi suçlamıyorum. Elbette, siz bu olayın dışındasınız; ama, Başbakanlık koltuğunun bütçesinin görüşüldüğü koltuktasınız şu anda; o nedenle eleştirileri zatı âlinize yönelttim, teşekkür ederim.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Suçlamıyorum diye diye suçladı!..

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakanı suçlamadı.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Konuşmanın tümünü alırsanız, kimi suçladığı da belli!.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Biz de mecburen tanıyoruz El Kadı’yı; yoksa merakımızdan değil yani.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Merakınız da var!..

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Merakımız olacak tabii!.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Ama, Türkiye’ye zarar veren herkesle ilgili merakımız olacak.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Türkiye’ye zarar verdiğini nereden biliyorsunuz?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Terörist faaliyetlere karışan herkesle ilgili… Terörist, terörist!..

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

 Evet, Sayın Baratalı, buyurun.  

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan,  değerli müsteşar yardımcıları, kurum başkanları, genel müdürler, bürokratlar, sayın milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Öncelikle, dün ve bugün burada bütçenin hem bu Komisyonda hem de aralık ayında başlayacağımız Genel Kuruldaki konuşmalarının yöntemi hakkında düşünceler ileri sürüldü.

Bir defa, bütçe, bir aritmetik meselesi değil, bunu herkes yaptı zaten; ilgililer bunu denkleştirdiler ve buraya getirdiler.

Bütçeler, iktidarların yaptıklarını anlattıkları, icraatlarını anlattıkları ve böylelikle, kendi tabanına, seçmenine, Türkiye’ye ulaştıkları bir yol. Muhalefetin de, yine, bu Komisyonu ve Genel Kurulu kullanarak, kendi eleştirilerini, hizmetin kalitesini, yerindeliğini, şeffaflığını, hesap verebilirliğini incelediği, araştırdığı ve eleştirdiği bir yerdir.

O nedenle, sadece aritmetik yönünden buna bakarak, dünden beri yapılan müzakerelerde siyasi eleştirileri, yani, Hükûmetin eleştirilerini yadsımanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Diğeri; yolsuzluk ve usulsüzlük konusundaki iddialardaki değerli arkadaşlarımın söylemlerine de bir şey söylemek istiyorum bir iki konuda.

Sayın Uzunkaya bir belge okuyarak tarihe not düştüğünü ifade etmişti. Yolsuzluk, usulsüzlük ve diğer kötü kullanımlar konusunda muhalefetin elinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilgili maddeleri var; ancak bunları kullanabiliyor. Gensoru, Meclis soruşturması ve Meclis araştırması, soru gibi sözlü veya yazılı gibi ancak bu argümanları kullanarak denetleyebiliyor yürütmeyi. Bunları yaptık; ama, bugüne kadar bunlardan bir sonuç alınamadı.

Sonuç alınamamasının temel nedenlerinden bir tanesi, kalede delik açtırmayız düşüncesiydi. Oysa, bu tür şeylerden sonuç alabilseydik hem İktidar Grubu hem de ulusumuz herhalde daha çok rahatlardı. Çünkü, bunun örnekleri var.

Sayın Uzunkaya burada yok, değerli Baştopçu da bazı şeylerden bahsetti. İlle bir belge, ille bir mahkeme kararı, ille bir kesinleşmiş mahkeme kararının olmasına gerek yok bu tür şeylerin soruşturulması için. Bakın, cumhuriyet tarihinde “havuz, Yavuz” davası ve rahmetle andığımız İzmirli eski Bakanlardan Münir Birsel’in kendisinin, bizzat kendisini Yüce Divana göndertme isteğini bu arada örnek olarak verebilirim. Yani, sadece kesin yargıya dayanan yolsuzluk zaten yargıda belirleniyor. Muhalefetin argümanları da bunlar. O zaman, bunlar konusunda yaptığımız, ileri sürdüğümüz düşünceleri ciddiye alarak araştırmanın yapılması gerekir diye düşünüyorum.

En basiti, Gediz Nehri, Menderes Nehri konusunda bir önerge verdik, o bile kabul edilemiyor. Yani, Gediz Nehri bu ülkeyi kirletmiyor mu? Sadece muhalefetten geldiği için bir kabul yok. Yani, 4 tane ilden geçiyor, 401 kilometre yatakta etrafına zehir saçıyor, ölüm saçıyor, milyonlarca dolar sarf edildi ve şu anda İzmir Körfezi’ni en çok kirleten nehir. Önerge veriyoruz, reddediliyor. Menderes Nehri -işte biliyor arkadaşlar, Aydınlılar var- köpürerek akıyor, etrafını öldürüyor ve hiçbir canlı ne nehrin içinde balık kaldı ne de başka bir şey kaldı. Yani, eskiden yaşam veren bu nehirler konusundaki araştırma önergelerimiz bile kalede delik açtırmayalım düşüncesiyle hep reddedilmiş bulunmaktadır.

Ben, bu hazırladığı kitap nedeniyle Sayın Gençlik ve Spor Müdürüne teşekkür ediyorum, 200 sayfalık bir kitabın 30 sayfasını İzmir’e ayırmış. Bu arada, İzmir için söylediklerini buradan okuyacağım: “Ege Denizi’nin inci tanesi, uygarlıkların kesişme noktası, çağdaş, hoşgörülü ve sevecen insanlarımızın kenti” diye İzmir’i burada ifade etmiş. Kendisine teşekkür ediyorum bir İzmirli olarak; ama, bu ifadeleriyle Sayın Başbakana biraz ters düşüyorlar. Çünkü, Sayın Başbakanın İzmir konusunda bazı imaları var. O nedenle, umarım, bu güzel şeyleri yazdıkları nedeniyle başına bir şey gelmez. Ben kendine teşekkür ediyorum.

Ayrıca, 23. Üniversiad Yaz Oyunları’nda gösterdikleri performans ile tekrar teşekkür ediyorum.

Yine, önemli bir fotoğraf var insanın içini acıtıyor. Burada Sayın Priştina, Sayın Genel Müdürle beraber, makamında gülerek bakıyor; kendisini kaybettik burada Allah’tan rahmet diliyorum. Yaptıkları her şey, her güzel şey için kendisine teşekkürlerimi ve takdir duygularımı iletiyorum. Hakikaten, İzmir’in hem merkezi yönetimin yöneticileri hem yerel yöneticileri işbirliği içinde güzel şeyler yapmışlardır. Aslında ev sahibi İzmir’dir, İzmir’in yerel yönetimidir. Ama, devletin önemli katkıları da olmuştur. İzmir halkının oyunların sonuna kadar bütün tribünleri doldurduklarını herhalde Sayın Bakan izledi, görmüşlerdir, yalnız bırakmamışlardır. İzmir böyle bir yerdir. Bütün güvenlik güçlerimiz en küçük bir olayda bile hemen müdahale etmişlerdir ve bu kadar insanın, bu kadar çok yabancı insanın bulunduğu bu noktada İzmir’de önemli bir sıkıntı olmamıştır. Güzel tesisler kazanılmıştır ve buna teşekkür ediyorum.

Diğer açıklamak istediğim bir konu; Sayın Terzibaşıoğlu burada.

Şimdi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk -bildiğiniz gibi burada Atatürk Orman Çiftliğini de tartıştık- millet tarafından kendine verilen bütün her şeyi millete iade etmiştir. Kendi parasını da Cumhuriyet Halk Partisine bırakmıştır. Vasiyetinde aynen şöyle der: Nakitlerini, hisse senetlerini, menkul ve gayrimenkullerini Cumhuriyet Halk Partisine bırakmıştır. Ama, İş Bankası tarafından kullanılan bir paranın nemaları yine, Gazi’nin vasiyetinde yazıldığı gibi, asla Cumhuriyet Halk Partisine gelmemektedir ve Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar bunun bir kuruşunu bile kullanamamıştır. Bu para, aynen vasiyetinde ifade edildiği gibi, Kültür, Dil ve Tarih Kurumuna bu nemalar gitmektedir. Kısa bir süre önce de bu paraların tamamı ödenmiştir. Manevi evlatlarından yaşayan kızına Atütürk’e uygun şekilde yaşayacağı para da Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal’ın takdirleriyle her sene ödenmektedir.

Ayrıca, Sayın Genel Başkanımızın bütün milletvekilleri ve Cumhuriyet Halk Parti teşkilatına kesin bir emri vardır. Hiç kimse İş Bankasıyla ilgili bir görüş, bir istek belirtemez Cumhuriyet Halk Partisinde. İş Bankası, bankacılık kuralları, piyasa kuralları gereğince, o yönetim tarafından yönetilir. Gazi’nin yaptığı çok doğrudur. Gazi, Cumhuriyet Halk Partisine denetim ve paraya bekçilik görevi vermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi yaptığı bu görevler sonucunda hiçbir şekilde buradan bugüne kadar bir kuruş bile nemalanmamıştır.

Bu, zaman zaman Sayın Başbakan tarafından da kullanılıyor. Ama, doğrusu budur. Atatürk’ün vasiyeti ortadadır. Bu açıklamadan sonra, bunu, eğer kullanacak olursa, kullananların kötü niyetli olduğunu burada ifade etmek istiyorum.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ama, Cumhuriyet Halk Partisinin rızasıyla verildi bu para.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Evet, verdik, yani, verilmemesinin nedenlerini burada anlatmanın gereği yok. Çünkü, nedenini söylersek, çok uzun sürer.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ben onu sormadım; ama, siz yine de anlattınız.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Hayır, yani, yanlış bir şey olmasın diye.

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ben onu sormamıştım.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Doğrudur, ama, bir aleniyet.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT BARATALI (Devamla) Sayın Başkan, ben hiç başlayamadım.

BAŞKAN – Tamam, ilave süre veriyorum.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

Şimdi, vakıflara geçmek istiyorum. Vakıflar, çok önemli bir kurum. Özellikle, 1856’da ilk belediye kurulmazdan önce, yani, Beyoğlu 6. Dairesi kurulmadan önce, İstanbul Şehir Emaneti kurulmadan önce ve özellikle, kıyılarda ve ticaret yapılan yerlerde belediyeler yaygınlaşmadan önce, belediyelerin bütün görevleri vakıflar tarafından yerine getirilmiştir. Özellikle, yol, su, kanal gibi önemli görevler yapmıştır vakıflar. Hatta padişahlar, dul kalan kadınlar için vakıflar kurmuşlardır. Fakir fukara için vakıflar kurmuşlardır ve hatta bugün bile çok beceremediğimiz bir konuyu ortadan kaldırmak için,  sokak hayvanları için vakıflar kurmuşlardır ve daha da çok vakıflar bugüne kadar önemli görevlerini yapmışlardır.

Ben de bir vakıf evladıyım ve onun için biraz vakıflarla da ilgiliyim. Mazbut, mülhak yeni vakıflar, yani, 1926’dan önce kurulan ve şimdi kurulan vakıflar, icareteyenli vakıflar, niyabeten ve emaneten yönetilen vakıflar konusunda epeyce doküman var. Bunlar kayda da geçiriliyor, bunları takip de ediyoruz. Ama, şunu söylemeden geçemeyeceğim; diğer eleştirel, arkadaşlarımın eleştirilerine katılıyorum elbette. Bunlar benim düşüncelerim.

Şimdi, önemli zeytinlikler var Sayın Genel Müdür; yani, bu daha çok zeytinlerin, yani, denizden yüksekliğin 900 metre olduğu yerlerde kurulan zeytinliklerde çok malınız, mülkünüz var. Evet, 600 bin civarında, özellikle, Muğla, Edremit, İzmir, Ayvalık civarında. Bunlar nasıl yönetiliyor bilemiyorum; yani, bunlardan bir fayda sağlanabiliyor mu?

Bunun dışında, diğer vakıflar çok çarçur edildi uzun süredir. Yani, usulsüz, üçüncü şahısların üzerine geçen vakıflar olduğunu biliyorum. Belki, bunların kayıtlarının geriye giderek, belki, Arazi Kanunu’ndan, Hümayun’dan başlayarak bugüne kadar bir tarama yapılarak, özellikle, intifa, mülkiyetin dışında  örfi belde, paftos ve geri katlarına da bakarak, yani, İzmir, Manisa ve Bursa’da olan, buralara bakarak, özellikle paftos üzerinde, yani,  başkasının arazisinin üzerinde başkasının ağaçları, başkasının üzerinde başkasının binaları 1926’dan önce mümkündü, bunlar yapılabiliyor mu bilemiyorum. Kayıt, kuyudat, envanter defterleri ne kadar gelişiyor onları bilemiyorum.

Yine, vakıf camilerinin içinde hazîreler var. Onların durumlarının camiler kadar iyi olmadığını görüyorum. O hazîrelerde yatan evladı fatihanlar, alp erenlerin mezarlarına yeteri kadar özen gösterilmediğini gördüm.

İzmir İl Kültür Müdürlüğünün hazırladığı çok güzel bir eser var; yani, ondan yararlanabilirsiniz. Onları bakımsız bırakmamak gerektiğini düşünüyorum.

Çok başarılı bir İzmir Bölge Müdürünüz var. Yani, İzmir’de, hemen hemen içinde, Hisarönü, Şadırvanaltı, Kestane Pazarı, Yahşibey, Yalı, Kızlarağası, Kemaraltı, Maşatlık’taki camiler, ahşap camilerin, vakıf çarşılarının ve diğer vakıf eserlerinin onarımı büyük ölçüde yapıldı. Hemen hemen İzmir’in her ilçesinde iki üç tane önemli caminin restorasyonu yapıldı. Bunların içinde Emir Çaka’nın önemli komutanlarından Fatih İbrahim Algan’ın, yani, Çeşme’yi Türkleştiren ve Müslümanlaştıran komutanın yaptığı cami, Denizli Camii ve yine yapılmakta olan Kamanlı ve Güdük Minare camilerini sayabiliriz.

Yine, önemli olan, Aydınoğlu Beyliğinin merkezi olan Tire ve Ödemiş havarisindeki camileri sayabiliriz.

Ben, bayanla hiç karşılaşmadım ama, telefonla kendisiyle konuşuyor, başarılı bir bölge müdürü olduğunu düşünüyorum ve bu konularda ben de olumlu bulduğum noktaları ifade etmek istiyorum.

Yalnız, bitirmek üzereyken, Başbakan sıfatıyla burada bulunduğu için ve Başbakanın “prima inter pares” düşüncesiyle; yani, eşitler içinde birinci,  Anayasadan gelen bir kavram. Başbakan eşitler içinde birincidir, bakanlarını seçer ve bütün onların yaptıklarından, söylediklerinden bakan da, kendisi de sorumludur. Bizim kuralımız bu.

Bir de, Anayasamızın dibacesinde önemli şeyler var ve Anayasamızın değişmeyen üç tane maddesi var. Bütün bu durumlar karşısında, Atatürk milliyetçiliğinin tarifi var. Sayın Millî Eğitim Bakanının her yerde, bir defa söyledi pek aldırmadım, ama, geçen gün ya Yozgat’ta ya da Çorum’da; yani “ben ulusalcı değilim, ben milliyetçi değilim” söyleminin hem Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesine hem de son toprak olan, Osmanlı’dan kalan 38’e yakın etnik bir grubun yaşadığı bu ülkede, Türkiye’de doğru bir söylem mi değil mi bunu size sormak istiyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ne bileyim, Millî Eğitim Bakanlığının bütçesi görüşülürken kendisine sorun.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Ona soracağım; ama, ben, bir Başbakan sıfatıyla size sormak istiyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Böyle bir şey konuşup konuşmadığını bilmiyorum; ama, ben, bildiğim kadarıyla, Hüseyin Çelik, böyle milliyetçiliğe falan karşı çıkacak bir arkadaş değil. Herhalde, ulusalcılıktan kastettiği, Avrupa Birliği’ne karşı olan ve kendisine de “ulusalcı” diyenlere karşı olduğunu söylemiştir. Yani, yorum yapıyorum sadece, sadece yorum yapıyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, Plan ve Bütçe Komisyonundaki tutanaklara geçen ifadesinde aynen şöyle der: “Ben, bütün ulusal söylemlere karşıyım.”  Zaten gelecek kendisi de buraya.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Uysal, buyurun.

CEMAL UYSAL (Ordu) – Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, çok değerli bürokratlar, basınımızın değerli mensupları; ben, esasen Sayın Tütüncü yorumunu yaparken bir katkıda bulunmak istedim, ama, yanlış anlaşılmasın diye onun için söz aldım esasında.

Şimdi, şuydu benim itiraz ettiğim: Bazı holdingler para toplamışlar. Gerçekten de ben de yeni yeni bunları öğrendim. Çok büyük de mağduriyetler var. Benim memleketimden de iki kişi var; yurtdışında çalışanlar arasında çok büyük mağduriyetler var.

Tabiî, bu holdinglerin onu istismar ettiği de; dün buradan Genel Kurula indiğim zaman, bir komisyon kuruldu Mecliste biliyorsunuz, o Komisyonun bir üyesiyle görüştüm. Gerçekten de çok istismarlar yapılmış. Bu, kesinlikle kabul edilemez; ama, bunların işte, bazı İslami oluşumları destekledikleri, burayı finanse ettikleri ve bunun ülkenin ne bileyim laik yapısı için bir tehlike arz ettiği şeklinde; yani, buna benzer bir yorumda bulunduğunuz için, onun için itiraz ettim.

Yani, şudur: Sayın Tütüncü, siz de bilirsiniz, iktisat fakültesi mezunusunuz. Ekonomide ahlak yoktur derler. Şudur; yani, eş, dost, akraba, dindaş gibi mefhumlar yok. Orada, eğer ticaretle uğraşıyorsak kâr maksimizasyonu vardır, maddi çıkar vardır ve servet sahibi olma arzusu vardır. Bunlar da bu yolda; ben onu ifade etmek istedim.

Bakın, orada bir örnek verdiniz: Demin dediniz ki, bir arkadaşım söyledi: Efendim, mağdur olan birisi Almanya’da. “Burada otel var mı” deyince, işte, “Yimpaş’ın bir oteli var, ama, 50 Mark ile kalabilirsin.” Yani, bakın, burada, onun onlardan hisse almış olması, dindar olması falan önemli değil, burada tamamen maddi çıkar, yani, bir ticari faaliyet söz konusuydu. Bu aynı şekilde, bakın, bu haberi veren Cumhuriyet Gazetesi’ni gösterdiniz. Ben o gazetenin baş yazarını aşağı yukarı 45 yıldan beri tanıyorum ve zaman zaman da okuyorum. O bir emekçiyken, bir yazarken başka bir düşüncedeydi, şimdi, tahmin ediyorum o anonim şirketin veya holdingin başında bulunan bir insan olarak…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Vakfın Başkanı.

CEMAL UYSAL (Devamla) – Vakfın mı, bilmiyorum; tabiî, yani, daha evvel vakıf değil de, galiba şirketin başkanıydı. Tabiî, düşüncesi daha başkadır. Yani, o bakımdan, bu kapitalistleşme sürecinde ve kapitalizm sürecinde hiç kimsenin öyle dini motiflere veyahut da eşe dosta falan itibar etmeyeceğini ifade etmek için söyledim.

Bir de Sayın Kumkumoğlu’nun bir yorumuna çok kısa olarak değinmek istiyorum: Sayın Kumkumoğlu “cumhuriyete karşı olmak” dedi. Sayın Kumkumoğlu, cumhuriyetin temel niteliklerine, ilkelerine karşı olma Türkiye’de yok; ama, cumhuriyete karşı olanlar var. Nasıl var? Bakın, mesela, neden? Demokratik niteliklerine, normlarına, yani, toplumla olan ilgisine, mesela, İkinci Cumhuriyetçiler böyle diyorlar. Diyorlar ki, efendim “bu cumhuriyet tam bir cumhuriyet değildir. Bu cumhuriyetin içini doldurmak lazımdır” diye cumhuriyetin normlarına ve standartlarına karşı olma var. Ben o kanaatteyim.

Bir de tabiî, istenilen nedir? İstenilen şu: Millî iradenin daha öne çıktığı, daha demokratik bir cumhuriyet isteniyor. Bakın, siz, saydınız, şurada ben de sayayım size: Dediniz ki, şu bürokratlar gelmedi, Millî İstihbarat, Millî Güvenlik, Türk Bilimler ve Teknoloji Araştırması Akademisi, Türkiye Bilimler Akademisi, işte, Başbakanlık Müsteşarı, YÖK Başkanı falan buraya gelmiyor dediniz, bundan yakınıldı.

Şimdi, esasen bunun sorgulanması lazım. Türkiye Cumhuriyeti bir demokratik cumhuriyet midir yoksa bir bürokratik cumhuriyet midir? Esas tartışılacak olan budur ve Anayasanın da bu çerçevede dikkate alınması lazım. Biliyorsunuz Sami Selçuk Bey, Doçent Doktor Sami Selçuk Bey, Yargıtay Onursal Başkanı bununla ilgili bir kitap yayınladı ve Anayasamızın demokratik niteliklerinin çok zayıf olduğunu, yani, devleti vatandaştan ziyade, halktan ziyade devleti koruduğunu ifade eden çok önemli vurgular yaptı.

Ben, bunlara değinmek istedim.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünaldı.

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli üyeler, değerli bürokratlar, basınımızın değerli mensupları; önce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada Başbakanlık ve bağlı kuruluşların mali yılı kesin hesap ve Başbakanlık bütçesi üzerinde görüşüyoruz; hayırlı olsun.

Takdim edilen şekliyle bütçeyi desteklediğimizi dünkü genelinde de ifade ettik; ama, burada, elbette düzeltme, bütçe hakkını kullanma hakkımızı kullanmaya devam edeceğiz, görüşmelerimizi bu yönde sürdüreceğiz. Çok detaya girmeden birkaç temennimi, birkaç fikrimi ifade etmek istiyorum:

Öncelikle, Ermeni meselesinde bir teklifte bulunmak istiyorum: Asılsız Ermeni soykırım iddiaları Türkiye’de yaşayanların tam tersine iddialardır. Bu konuda yalnız arşivi, yalnız tarihi ortaya koymak doğru değildir diye düşünüyorum. Gerçi, konuşmada Ermeni-Fransız, Ermeni-İngiliz, Ermeni-Rus ilişkilerinin bu olayların oluşmasını ortaya koyan belgelerle belgelendiği, arşivlendiği ifade ediliyor; ama, on sene Erzurum’da yaşamış, Erzurum’da kalmış birisi olarak, bu teklifte bulunmaya ihtiyaç gördüm. Eğer böyle bir çalışma varsa, bizlere de verilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

On sene boyunca Ermenilerin o muhitte yaptığı zulümleri, katliamları dinledik. Bunların canlı şahitlerinin bir kısmı maalesef dünyayı terk ettiler, ama, kalanlarını değerlendirmek gerekir diye özellikle vurgulamak istiyorum. Kalanlarını konuşturup, canlı şahitler olarak onların belgelenmesi gerekir. Bu konuda bir çalışma varsa, ben şahsen elde etmediğim için bunu eksiklik olarak görüyorum, bunu vurguluyorum.

Kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın desteklenmesi amacıyla, bürokrasideki kırtasiyeciliğin azaltılması, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve maliyetlerin düşürülmesi, daha etkin çalışan bir devlet idaresinin kurulma çabaları elbette ki önemli hedeflerdir. Bunları takdirle karşılıyoruz. Hakeza, vatandaş memnuniyeti anketi, kamu yönetimi hizmet envanterinin hazırlanması, insan hakları alanındaki reformların uygulanmasının desteklenmesi, sivil toplum, insan hakları alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi de, aynı şekilde takdirle karşılanan, hükümetimizin faaliyetleri arasındadır.

Bu arada, bilim akademisi faaliyetleri arasında sayılan Türkiye kültür envanteri girişimi, Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü Projesi, Bilim Politikaları Öngörü Projesi, Yabancı Ders Kitaplarının Türkçe’ye Çevrilmesi Projesi gibi çalışmalar da yine takdir edilecek önemli atılımlardır diye değerlendiriyorum.

Bir hususu da yine bir teklif olarak ifade etmek istiyorum: Özelleştirme sebebiyle iş akitleri feshedilen elemanların 4/C maddesine göre istihdamlarına imkân sağlanmıştır. Bu iyi bir tavırdır denilebilir ama, bazı mağduriyetler getirdiğini özellikle burada vurgulamak istiyorum, kendi bölgemde bu konuda çok şikâyet duyduğum için. O mağduriyetleri giderecek bazı tedbirlerin alınması gereğini de burada vurguluyorum.

Bir şeyi daha ifade edeceğim: Burada holdingler konuşuldu. Konya Milletvekili olarak, bu konudaki sözleri en çok duyanlardan birisiyim. Hem holdingler söylendi hem sermaye renklendirilmesi konuşuldu. Bu konuda bir iki cümle ifade edeceğim, eğer eller vicdanlara konarak değerlendirilmek isteniyorsa.

Aslında, bu holdinglerin kuruluşu bir bakıma hayırlı bir faaliyet idi. Yabancı ülkelere gitmiş kendi vatandaşlarımızın alınteri birikimlerinin sermayeleşmesi ve yatırıma dönüştürülmesi takdirle karşılanacak bir durumdu, eğer yozlaştırılmasaydı. Eğer bu yozlaştırma olmasaydı, bugün yabancı sermaye ile çözüm aradığımız birçok yatırımda bu yerli sermayeyi kullanabilirdik, bir çözüm olarak ortada durabilirdi. Ancak, istismarcılar çıktı. Bu küçük sermayeler istismar edildi, başlangıçtaki hayırlı faaliyetler kısa zamanda sıkıntıya döndü. Sonra, postmodern gelişmeler, olağanüstü şartlar, o günlerdeki bazı yasama faaliyetleri de maalesef, bu hayırlı gelişmeyi engelleyen faaliyetler oldu. Ben o zaman da milletvekiliydim. Yani, 1999 öncesindeki dönemde, bazı burada çıkardığımız kanunlar, bu hayırlı faaliyetlerin yozlaşmasına, oraya katkıda bulunmuş vatandaşların da mağdur olmasına sebep oldu. Olanlar adalette, detayını hepsini bildiğimi söyleyemem. Ancak, burada ısrarla bu konuyu tenkit eden muhalif arkadaşlarımıza bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Bu yozlaşmayı sağlayan, aldatıcı faaliyetlerle insanlarımızı aldatan, sonradan kurulmuş holdinglerin içerisinde en önemlilerinden birisi de Endüstri Holding’tir. Bu Holding’in avukatı kimdir? Kendi gruplarında bulunan Konyalı milletvekili arkadaşlarımız da bir sorsunlar. O konudaki faaliyetleri de oradan öğrensinler diyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Herkes avukatlık yapabilir. Kim olduğunu biliyorum.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Avukatlığı kime karşı yapıyor?

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Başbakan Müsteşarı hakkında…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Fotoğraf çektiremez, ama, avukatlık yapar.

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) - … gerekli cevaplar…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Cenazede fotoğraf çektiremez, ama, avukatlık yapar.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Peki, o paraları avukat arkadaş mı toplamış?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

MUSTAFA ÜNALDI (Konya) – Yani, üzücü olaylar… Ben, ellerimizi vicdanımıza koyarak doğruyu değerlendirelim diye söylüyorum, sırf ithamkâr olmak için söylemedim onları.

Yani, yanlış, tek yönlü değerlendirmelerden vazgeçelim. Maalesef, Türkiye önündeki güzel bir imkânı, doğru tedbirler almadığı için, doğru yönlendirilmediği için kaçırmıştır. Sermayeyi renklendirmek yerine, iyi niyetle, doğru, milletin hayrına olacak yöne yönlendirmek daha iyi olurdu. Hem o küçük sermayelerin sahipleri mağdur oldu hem de Türkiye kaybetti.

Başbakanlık Müsteşarıyla ilgili burada çok şeyler söylendi, ama, kısaca, Cemal Bey biraz evvel kısaca ifade etmek istedi o konudaki yanlış değerlendirmeyi. Ben de Cemal Beye katılıyorum. Aslında, bu konuda çok ağır şeyler de söylemek istemiyorum. Hele gecenin bu saatinde tartışma ortamı oluşturmak niyetinde değilim. Gerekli cevabı Sayın Bakanın vereceği kanaati içerisindeyim; ama, ben şahsen, Sayın Müsteşarla kişisel tanışıklık içerisindeyim. O yorumların çok yanlış olduğunu ben kişisel kanaatlerimle de ifade etmek istiyorum. Burada bulunduğum için, kendisi bulunmayan bir kişi hakkında, tanıdığım bir kişi hakkında bu kadarlık kanaatimi ifade etmeyi de doğru bulduğumu söylüyorum.

Bütçemizin, hem geneliyle hem Başbakanlık bütçeleriyle, kurumlarıyla, hepimize, milletimize hayırlı olmasını, hayırlı gelişmelere vesile olmasını niyaz ediyor, herkese saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünaldı.

Değerli arkadaşlar, sorulara geçiyoruz. Sorular mümkün olduğu kadar yorumsuz ve kısa olursa memnun oluruz.

Sayın Özyürek…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şimdi, tabii, bir tartışma açmak için değil ama, Cemal Uysal’ın söylediğine şunu ifade edeyim: Bizim savunduğumuz, Anayasamızda ifadesini bulan, laik demokratik cumhuriyettir. Yoksa, İran’da da cumhuriyet var, başka yerlerde de cumhuriyet var, ama, bizim Anayasamızda ifadesini bulan cumhuriyet… Biz “cumhuriyet” derken, laik demokratik cumhuriyeti kastederiz.

Bir de, İlhan Selçuk’la ilgili bir haksızlık yapmayalım diye düşünüyorum. Çizgisi hiç değişmeyen bir değerli yazarımızdır. Yoksa, vakıf başkanı oldu da, şöyle böyle, farklı düşünceler ifade etti demek bir haksızlık olur.

CEMAL UYSAL (Ordu) – O vakıf değil aslında, ticarî bir kuruluş.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Hayır, hayır… Ama, düşüncesinde bir değişiklik olmamıştır. Zaten, Cumhuriyet Gazetesinin de büyük mali güçlükler içinde olduğunu hepimiz biliriz.

Şimdi, ben soruma gelmek istiyorum. Sayın Uzunkaya’da ifade etti, bazı kuruluşlarımıza yeteri kadar değinemedik. Bunlardan biri de Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı. Şimdi, Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum: Acaba, bu kuruluşumuzda kaç kişi çalışıyor? Hangi yöntemlerle araştırmalar yapıyorlar? Bazı kişilerle ilgili dosya oluştururken nelere dikkat ediyorlar, nelere öncelik veriyorlar? Bu soruları sorarken, şahsımla ilgili de bir belgeyi burada herkesin dikkatine sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, beni herhâlde solcu denilirse bir sorun olmaz, değil mi? Sosyalist denilirse doğal karşılarsınız, ama, Mustafa Özyürek için “bir tarikatın mensubu” denilemez.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Öyle mi demiş efendim?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Evet. Milli İstihbarat Teşkilatımız…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Tarikat yol demek kardeşim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Hayır, hayır… Tarikatçı demiyor, hangi tarikat olduğunu da söylüyor. Onu da ifade edeceğim.

“Mustafa Özyürek, 1997 yılı itibarıyla Türkmenistan-Aşkabat’ta Fethullah Gülen Grubunun faaliyetlerini organize eden şahıslardan olduğu şeklinde bilgi mevcuttur.”

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İsim benzerliği olmasın efendim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Anlatayım…

Şimdi, değerli arkadaşlarım, hayır, bir kere Türkmenistan’a gitmiş olsam, Aşkabat’a gitmiş olsam, herhangi bir Türki cumhuriyete gitmiş olsam, bu organizasyonları yaparım; fakat, bir kere bile gitmedim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yani, gitseydiniz olur muydunuz?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Olmam da, organize ederdim belki.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yani, bizim, tabii kişiliklerimizle ilgili bir tartışma söz konusu değil. Ben, her zaman, aynı şeyde, aynı MİT’in dosyalarında, gene başka bir vesileyle öğrenmiştim, Mustafa Özyürek gençliğinde solcu hareketlerin içinde bulunan bir kimsedir diye, bir başka seferde, bir başka vesileyle de dosya…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İsim benzerliği olmasın.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Hayır. Onu anlatacağım Sayın Bakan.

Şimdi, biliyorsunuz, POAŞ’ın özelleştirme ihalesi olmuştu. Ona da, Petrol Ofisi ihalesine İş Bankası da girmişti. İş Bankasının yönetim kurulu üyeleri ve o meyanda, o ihaleye girecek diğer kuruluşların yöneticileriyle ilgili, Milli İstihbarat Teşkilatına bir yazı yazıyor Özelleştirme idaresi ve bunlardan bilgi istiyor. O gelen bilgi de 93 kişiyle ilgili bir bilgi. 90 kişiyle ilgili herhangi bir kayda rastlanmamıştır deniliyor, fakat, 2 kişiyle ilgili, öbür, tanımadığım bir arkadaş, ismini burada söylemek istemem, ama, Mustafa Özyürek, biraz önce şey ettiğim gibi, “Fethullah Gülen cemaatinin işlerini Aşkabat’ta organize eden kişidir” deniliyor.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Demek bu ad uğruna ne kadar insan yanmış.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Şimdi, Milli İstihbarat Teşkilatının, benim şahsımla ilgili iki olayını yaşadım. Onu da kısaca anlatayım. Bir diğer olay -ben Petrol Ofisinde Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük yaptım- Petrol Ofisinin NATO boru hatlarını işletme imtiyazı vardı, sonra ayrıldı özelleştirme olunca. Onları denetleyebilmek için bir soruşturma geçirilirdi. Ben Genel Müdür Yardımcısıyım, fakat, oraya girme hakkım bir türlü bana verilmiyor. Ne oldu, ne var dedik. Onu da şey verecek, Genel Kurmay Başkanlığı. Dediler ki: “Efendim, şahsınızla ilgili bir dosya var” dediler. Gittim, Genel Kurmay Başkanına. Ben, böyle kritik bir kurumun, ki, Kıbrıs Barış Harekatında askerlerle birlikte Kıbrıs’a çıkmış, onların akaryakıt ikmalini sağlamış bir kişiyim. Böyle bir kuruluşun başında olan kimse, eğer bir sakıncası varsa bileyim. Araştırıldı, taraştırıldı, gene, Milli İstihbarat Teşkilatının kısa bir notu: “Öğrenciliğinde solcu olarak tanınır.” Evet, solcuydum tabii. Biz, solculuğumuzla her zaman övünen insanlarız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sol görüşlere sahipsiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Evet, tabii. Her zaman öyle, ama, zaten, karakola bile düşmüşlüğümüz yoktur bu yönden, ama, görüşlerimiz belli.

Şimdi, bunu, 98 yılına geldiğimizde, bu sefer de, Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerini organize eden bir kişi diye hakkımda not düşülünce, bunu şunun için söyledim. Yani, ben bundan, kişiliğim belli, her şeyim ortada, alınacak veya bu yönde bana söylenecek bir şey yoktur, ama, Milli İstihbarat Teşkilatının, son derece, bu konularda özensiz çalıştığını ifade etmek için buraya getiriyorum. Bu, tabii, daha başka nitelemeleri, başka dosya oluşumlarına da neden olabilir. O bakımdan, çok önemli bir görev yapıyor Milli İstihbarat Teşkilatı. Bu görevini yaparken dikkat etmesi gerektiğini Sayın Bakanın ve Milli İstihbarat Teşkilatı yetkililerinin dikkatini çekmek için gündeme getirdim. Gerçekten, bir vesileyle bu dosya bana ulaştı. Bir arkadaşım dedi ki, sizinle ilgili böyle bir dosya var. Ya, espri mi yapıyorsun? Yani, Türki cumhuriyetlerin, Azerbaycan dahil hiçbirine gitmedim. Birinci, maddi vakıa o. İkinci vakıa, bu tip gruplarla hiçbir ilişkim yok. Bu nasıl olur diye baktım, gerçekten, resmen, elime böyle bir belge verildi. Şimdi, bu konuya Sayın Bakanın ve ilgili arkadaşlarımın dikkatini çekiyorum. Bundan sonra herhangi bir kimseyle ilgili dosya oluştururken, çok daha dikkat etmeleri gerektiğini… Bu, diyelim benim bilgime ulaşmaz, bir başka yerde birisi der ki, ya, sen şuymuşsun diye, bizim gıyabımızda yorumlara neden olabilirdi. Bu yanlışların bundan sonra olmaması noktasında, Sayın Bakanın ve MİT yetkililerinin dikkatini çekmek için bu soruyu soruyorum.

Bir küçük sorum da TÜBİTAK’la ilgili Sayın Bakanım. 2006 yılında, acaba, TÜBİTAK’ta kaç kişinin işine son verilmiştir, kaç kişi işe alınmıştır. Biliyorsunuz, TÜBİTAK küçük bir kuruluş. Daha çok, kariyer mesleğinde olan, bilim çalışmaları yapan kimseler alınıyor. Burada önemli bir personel hareketi olduğuna dair bize ulaşan bilgiler var. Bu konuda da bir bilgi verirseniz mutlu olurum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şimdi, soru sormak isteyen arkadaşların hepsine söz veriyorum Sayın Bakanım.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bende o kadar çok soru birikti ki, bundan sonraki sorulara yazılı cevap vereyim.

BAŞKAN – Sayın Tütüncü…

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de, yanlış anlaşılmaması açısından Sayın Başkan, üç sorum var, buna geçmeden önce, iki konuya…

MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Yoruma geçmeyin gözünüzü seveyim, soruyu sorun.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Bir konuya o zaman, bir açıklık getirmek istiyorum.

Demokrasi ile cumhuriyet birbirinin karşıtı değil. Yani, bu yanlış anlaşılıyor. Bizim cumhuriyet tarihimizde, demokrasi cumhuriyetin çocuğudur. Bu nedenle, cumhuriyeti demokrasiye karşı bir tehlike gibi ya da demokrasiyi cumhuriyete karşı bir tehlike gibi görmek, bunu tartışmak son derece yanlıştır. İkinci cumhuriyetçiler başta olmak üzere, bazı kesimler bu yanlışı yapmaktadırlar, ama, bu çatı altında bilinmesi gerekiyor, cumhuriyet, demokrasinin altyapısını oluşturmuştur ve cumhuriyet demokrasiyi doğurmuştur. Tabii ki demokrasi çerçevesinde daha kat edeceğimiz mesafeler vardır. Demokrasiyi eksilterek cumhuriyeti korumak diye bir şey söz konusu değil. Bu şekilde görmek lazım. Bunun bir daha yanlış anlaşılmaması açısından, bilinmesini rica ediyorum.

Üç sorumu hemen sormak istiyorum

MUSA UZUNKAYA (Samsun)  - Öyle anlayan da yok zannediyorum. “Biri, birinin alternatifi değildir” sözünü herkes söyledi.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Az önceki bir konuşmada, açıklamada, iyi niyetli bir açıklamada sanki öyle bir izlenim doğdu gibi. Ben de bir açıklama yapma gereğini hissettim.

Şimdi, TÜBİTAK’la ilgili bir sorum var. Bilindiği gibi, TÜBİTAK Bilim Kurulu, Başkanın seçim zamanı geldiğinde toplanıyor, Başkanı ve altı üyesini iki ayrı tarihte seçiyor ve Başbakana sunuyor. Başbakanın TÜBİTAK :Başkanını atanmak üzere Cumhurbaşkanına önermesi lazım. Ayrıca da, altı üyenin seçimini onaylaması lazım. Bunu yapmıyor Sayın Başbakan ve böylece, bir sıkıntı doğuyor ve TÜBİTAK Bilim Kurulu toplantı ve karar yeter sayısını yitiriyor. Ondan sonra yapılan atama, az önce tartıştığımız ya da zaman zaman tartıştığımız sıkıntıyı doğuruyor. Buradan, Sayın Başbakan yardımcımıza sormak istiyorum: Acaba –biliyorlarsa tabii- Başbakanın, bu, TÜBİTAK Bilim Kurulunun seçmiş olduğu, bu seçimi, niye seçimin gereğini yapmıyor ve hala bir kangren, hukuk açısından da kangren olmuş, dört kez yasa çıkarılıyor, artık beşinci kez. Neden bu duruma yöneldiğini acaba bize açıklayabilir mi?

İkinci sorum, Sayın Haluk Ulusoy’la ilgili. Biliyorsunuz, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Başkanlık döneminde usulsüz harcama yaptığına dönük bir dava açtı hapis istemiyle. Bu davada, Sayın Bakan, sizin suç duyurusu yaptığınız söyleniyor. Doğru mudur? Ki, onaylamanızla doğru olduğunu anlıyorum. Eğer böyleyse, yani, bazı spekülasyonları da doğal olarak önlemek için bazı çabalar içinde bulunmanız gerekiyor. Bu konuda düşüncelerinizi öğrenmek isterim. Çünkü, hemen akabinde, FIFA Başkanı ile UEFA Başkanı, geçen hafta Zürich’te bir araya geliyorlar ve bu olaydan sonra diyorlar ki, hükümetler futbol yönetimlerine müdahale etmemeli. Ortak bir tavır alıyorlar, sanki burada zımnen bu konunun Avrupa’da bir spekülasyonu yapılıyor. Yani, bir şey varsa, herhâlde bu spekülasyonların Türk futboluna, spor camiasına zarar getirmemesi için, sizin şikâyetin ötesinde ya da şikâyetten sonra yapmanız gereken birtakım şeyler var. Herhâlde mahkeme devam ediyor, aralıkta da sonuçlanacak. Bu konuda eğer mümkünse açıklama rica edeceğim.

Son sorum, Sayın Başkan, Spor Toto Teşkilatı, oynattığı şans oyunlarından elde ettiği hasılatı hangi bankada topluyor ve bu bankayla nasıl bir faiz anlaşması içindedir ve bu faiz anlaşmasıyla elde ettiği gelir ya da nema bütçeye irat kaydedilmekte midir? Kaydedilmediyse, kamu gelirinden vazgeçilerek belirli ölçüde devlet zarara uğratılmış oluyor mu?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Deveciler…

ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Bakan, ben de, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bütçesiyle ilgili bir sorum olacak.

Geçin yılki bütçe konuşmasında, nüfusu on binin üzerinde olan ve kapalı spor salonu bulunmayan ilçelerimize kapalı spor salonu yapılacağını, 2006 yılında tamamlanacağını, tamamlayamazsak 2007 yılında mutlaka tamamlanacağını söylemiştiniz.

Geçen yılki bütçe görüşmelerinden bugüne kadar kaç ilçenin spor salonuna başlanılmış, kaç tanesi bitirilmiş, kaç tanesinin de inşaatına devam edilmektedir? Geçen yıl başlanılan, bu konuyla ilgili, Balıkesir-Ayvalık İlçesi kapalı spor salonu inşaatı ne zaman bitirilecektir? Bu yıl ne kadar ödenek konulmuştur?

Yine, Sayın Bakan, bugünkü bütçe görüşmesinde, daha evvel on bin olan nüfusun şimdi yirmi bin olarak arz ettiniz. Yirmi binin üzerindeki ilçelere kapalı spor salonu yapacağız dediniz. Acaba, Balıkesir’in yirmi binin üzerinde iki ilçesi var, kapalı spor salonu bulunmayan, Susurluk ve Erdek İlçeleri. Bunlar kapsama dahil midir?

Son olarak, 1995 yılında yapımına başlanan ve on bir yıldır devam eden yüz bin nüfuslu Balıkesir-Edremit kapalı spor salonunun 2007 ödeneği nedir, on bir yıldır devam eden Edremit kapalı spor salonu ne zaman bitirilecek ve faaliyete geçecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan açıklama yaparken, KPSS’nin ne kadar önemli olduğunu ve doğru bir uygulama olduğunu, Sayın Ecevit Hükümeti döneminde başlatılan uygulamanın aynen sürdürüldüğünü ifade ettiler. Şöyle bir şey yapabilir misiniz Sayın Bakanım: Şimdi, KPSS’den isteniyor, ama, diyelim on kişi alınacak, elli kişi isteniyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – O pek nadir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yani, bu konuda acaba bir standart getirebilir misiniz? Yani, bir genelgeyle… Yani, beş kişi alınacaksa on kişi çağırabilirsiniz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hep beş misli, dört misli istensin gibi…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kariyer meslekleri için öyle.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Kariyerde mi isteniyor?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kariyerde. Diğerlerinde yok, sadece kariyer.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tamam, çok teşekkür…

BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanına bir soru yöneltmek istiyorum Sayın Bakan, aracılığınızla.

Sayın Bakan, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu en yüksek denetim organlarımızdan birisidir. Kabul etmemiz gerekir ki, denetim mekanizmasının sağlıklı ve yansız işleyebilmesi için, her şart altında tarafsızlığını koruması gerekir ve siyaset kurumunun telkinlerinden de mümkün olduğunca uzakta durması gerekir. Böyle olduğunu düşündüğümüz veya umut ettiğimiz Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulumuz, TOKİ’de bir  denetim yaptırtmıştır, TOKİ’nin uygulamalarıyla ilgili olarak. Daha önce de bu soru önergesi olarak benim Meclis gündemine taşıdığım bir konudur. Denetim Kurulu elemanları, TOKİ’de kurumun ve devletin olağanüstü boyutlarda zarara uğratıldığına dönük raporlar tutmuşlardır. Bu raporlardan sonra, bu denetimi yapan birim dağıtılmıştır.

1) Eğer bunlar güvenilmez kişiler idiyse, bir defa, Denetim Kurulu içerisinde, denetim anlamında güvenilmeyecek elemanlar mı vardır?

2) Yok, böyle değilse, bunlar güvenilir elemanlar olması gerekir. Bu denetimle görevlendirilmiş iseler, böyle bir rapor tutulduktan sonra, bu denetim birimi niye dağıtılmıştır.

3) Bu denetim birimi dağıtıldıktan sonra, bu denetim elemanlarının sizin adınıza tutup, size ve yetkili birimlere taşıdıkları bu raporlarla ilgili olarak ne yapılmıştır? Gereği mi yapılmıştır, yoksa, başka denetim elemanları gönderilerek, bir önce sizin görevlendirdiğiniz denetim elemanlarının tuttuğu raporların doğru olmadığı biçiminde yeni raporlar mı tutulmuştur?

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Uzunkaya…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakandan ben de bir iki sorularımı yöneltmek istiyorum.

Bunlardan birisi, bugünkü, hem İktidar hem muhalefet sözcüsü olan arkadaşlarım, özellikle iki genel müdürlüğünüze çok özel teşekkürler ve başarılarının devamı dileğini ifade ettiler. Bunlardan birisi Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz, birisi de Vakıflar Genel Müdürlüğümüz. Hakikaten, icraatlarıyla takdir toplayan arkadaşlar. Burada esas sormak istediğim husus şudur: Bildiğim kadarıyla –yanlış biliyorsam, düzeltilmeyi de isterim- bu arkadaşlarımız bu kadar başarılı olmalarına rağmen, hala bulundukları makamlarda vekâleten tutuluyorlar. Yani, genel müdür vekilleri bu arkadaşlarımız. CHP’li dostlarımızın da bu kadar akredite etmelerine rağmen, Çankaya’dan ne zaman akreditasyona tabi olacaklar? Yeniden Çankaya’ya asalet onaylarını teklif etmeyi düşünüyor musunuz? Yani, ulusun bu derece akredite ettiği, tüm Parlamentonun akredite ettiği arkadaşlarımız Çankaya’nın akreditasyonunu ne zaman bekleyecekler? Mayısı beklemek durumunda mıyız?

İki; Sayın Özyürek demin çok haklı bir şeyi dile getirdiler. Tabii, Özyürek’le ilgili “Fethullah’çı” olmak, bizimle ilgili veya bir başkasıyla ilgili de başka bir kısım benzetmelerin yapılması ihtimalini her an doğurabiliyor. Bu kadar tereddüde sebep olabilecek, farklı değerlendirmelerin yapılabildiği çok önemli bir istihbarat kuruluşu, Bilgi Edinme Yasasına göre, mesela, bendeniz veya arkadaşlarımız veya kamudaki diğer arkadaşlar, bu yasadan müstefit olarak, Sayın Özyürek nasıl bilgi edindi, doğrusu bilemiyorum, ama, o kanal neyse, o kanalla ve en azından Bilgi Edinme Yasasıyla vatandaşlarımız, MİT’teki durumlarını, serencamını öğrenebilirler mi? Olumsuz bir kararla hak edinmede bir kayba uğramışlarsa, bu hakkın tazmini konusunda yerel veya uluslararası bir mahkeme hak aramak için yol mudur? Yani, düşünün ki, ben kamuda bazen görüyorum, bir üst makama çıkmak için -benim daha önceki mensup olduğum kurumda da var- ilçede idarecisiniz, il idarecisi olmak isterseniz, MİT’ten ve bazı kuruluşlardan bilgi istenilir. Yani, halbuki, 657’ye tabi, ama, diyelim ki, bir ilçe müftüsü il müftüsü olacak, bir ilçe millî eğitim müdürü il müdürü olacak, bir ilçedeki görevli, yani, bir üst makama gelirken, haklarında istenen raporlar olumsuz çıkabiliyor. Halbuki, orada da kamu görevi. Bu paradoks neyle giderilebilir? Bu konuda da bir bilgi verirseniz memnun olurum.

Bir son sorum, yöremle ilgili: Samsun, Karadeniz’de çok önemli bir il malumunuz. Özellikle Gençlik Sporla ilgili olarak soruyorum, Sayın Genel Müdürüme de daha önce iletmiştim, zatı alinizin de bilgisi var: Bir olimpik, kapalı, çok amaçlı kapalı spor salonu için, Samsun’un üniversiteye yakın bir bölümünde de geniş bir arazi tahsisimiz söz konusu. Burada, hem üniversite gençliğine, Yurt-Kur’larda ikamet eden gençliğe hem de yarın muhtemel olimpik bir kısım sportif faaliyetlerde kullanılabilecek -ki, çok dar, sıkıntıda Samsun, koca bir üniversite ili olmasına rağmen- böyle bir salonun yapılması için bize bir müjde verebilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Terzibaşıoğlu…

ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakana iki soru sormak istiyorum.

Sayın Bakanım, Spor Toto Teşkilatı amatör spor klüplerine hangi şartlarla yardımcı olmaktadır, maddi yardım sağlamaktadır? 2006 yılında ne kadar maddi yardımda bulunmuştur, rakamsal olarak?

2) Muğla merkezinde bir kapalı spor salonu var. Ne yazık ki, bu kapalı spor salonu tam nizami değil. Bu kapalı spor salonunun tam nizami hale getirilmesi veya yenisinin yapılması için bir yardımda bulunabilecek misiniz?

Teşekkür ederim.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Değerli arkadaşlar, tümü üzerindeki görüşmeler böylece tamamlanmıştır, sorular da sorulmuştur. Söz sırası Sayın Bakanda.

Sayın Bakanım şu ana kadar ortaya konulan görüş, eleştiri ve sorulara cevap vermek üzere, birtakım sorulara da teknik özelliği olanlara yazılı cevap verme hakkınız da var, şöyle konuyu en geç yarım saat içerisinde özetleyebilirseniz memnun oluruz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yarım saatlik sürem var. Beni uyarırsınız herhalde Sayın Başkanım sürem dolmaya birkaç dakika kala.

BAŞKAN – Tabii.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ben, söz alan, bütçelerimiz hakkında görüşlerini ifade eden, sorularıyla katkılarda bulunan Plan ve Bütçe Komisyonumuzun tüm üyelerine teşekkür ediyorum. Yanılmıyorsam 18 arkadaşımız söz aldılar ve değerli düşüncelerini bizimle paylaştılar. Hemen cevaplara geçiyorum izin verirseniz. Söz alış sırasına göre bir tasnif yaptım, oradan başlıyorum.

Sayın Özyürek geneli üzerinde yapılan görüşmelerde, buraya bütçeleri görüşülen kurumlarımızın üst düzey yöneticilerinin, yani bir numaralı yöneticilerinin katılması gerektiğini ifade etti. Bu düşüncesine ben de katılıyorum. Gerçekten, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli komisyonu. Burada görev yapan milletvekili arkadaşlarımız, Komisyon üyesi arkadaşlarımız milletimizi temsilen burada bulunuyorlar. Dolayısıyla, burada bu çalışmaları yapan aslında millettir. Dolayısıyla, milletimizin adına egemenlik hakkını kullanan kurumlarımızın yöneticilerinin buraya gelerek, bizzat üst düzey yöneticilerinin hazır bulunması ve sorulan sorulara bizzat kendilerinin cevap vermesi en tabii olanıdır. Başbakanlık Müsteşarının da buraya gelmesi, katılması talebini ifade ettiniz. Doğrudur, o da burada olmalıdır, olmalıydı. Ben kendisine geçtiğimiz yıl da, bu yıl da buraya gelmesi düşüncemi ifade etmiştim. Kendi takdirleridir, yardımcısını gönderdi. Katılsa daha iyi olurdu.

Sayın Özyürek “gerçi, hiçbir hükûmet döneminde, başbakanlar, Başbakanlık bütçesi görüşülürken Plan ve Komisyonuna gelmedi” dediler. “Siz çok yeniliklere açık bir siyasi Partisiniz. Sayın Başbakan da gelse, burada bütçesini en azından sunsa çok iyi olurdu” dediniz. Doğrusu düşüncenize ben de katılıyorum, ama, tabii, Sayın Başbakanın tercihidir.

“Başbakanlıkta çok fazla araç var” demişti…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Sayın Başbakanın tercihi olabilir de, Sayın Müsteşarın böyle bir tercihte bulunması doğru mu? Sonuçta sizin bir memurunuz!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Yani, benim memurum değil, Başbakanın memuru. Başbakanın müsteşarıdır, benim müsteşarım değil.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Siz Başbakan adına buradasınız…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ben sizinle bu konuda paralel düşünüyorum, burada olması çok daha şık olurdu.

Sayın Özyürek, ayrıca “Avrupa Atlamalar Şampiyonasının yapıldığı Mersin’deki yere bitişik bir alan var, burası Hazine arazisidir. Büyükşehir Belediye Başkanlığı buraya bir salon yapmak istiyor. Acaba bu yerin belediyeye tahsisi konusunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü olarak yardımcı olabilir misiniz” demiştiniz.

Millî Emlak Genel Müdürlüğünden bu konuda muvafakat istenmiş. Geldiğinde belediyeyle bir protokol yapılacağını Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü mensubu arkadaşlarım, bizzat Sayın Atalay bunu bana biraz önce ifade ettiler.

Ayrıca “Başbakanlıkta çokça araç var, hatta yeni araçlar alınacak. Bu, bir savurganlıktır” anlamına gelen bir açıklama yapmıştınız.

Sayın Özyürek, şu anda Başbakanlıkta 260 araç gözüküyor. 2002 yılında 329’muş araç sayısı. Sonra 260’a düşmüş. 260 araç sayısının 95 tanesi demirbaş değil, kiralık, yani hizmet satın alma yoluyla. Demek ki, araç sayısı artmıyor, azalıyor. Araç ihtiyaç olduğunda da kiralama yoluna gidiliyor. Şu anda Başbakanlıktaki uygulamanın bu olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bir de “Başbakanın çokça yakın koruması var, yani 221 tane yakın koruması var, bu çok değil mi” demiştiniz. Bu konuda gerçek bilgiler şöyle: Başbakanın yakın koruma sayısı 58. Ancak bakanların korumanında görevli emniyet mensubu sayısı 160. Dolayısıyla, ikisinin toplamı da 220 yapıyor. Yani, bu 221 değil, 220. 220’nin tamamı da Başbakanın korumasında bulunmuyor, sadece 58 tanesi. Tabii bunların tamamı da…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Soru önergeme verilen cevap böyle.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) –Hayır hayır… Şu bakımdan siz yanlış bir şey söylemediniz: Bunların tamamı da Başbakanlık Koruma Müdürlüğünde görev yapıyorlar. Dolayısıyla, Başbakanlık Koruma Müdürlüğünde ne kadar yakın koruma elemanı var diye sorarsanız, size 220 listesini verirler.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Tamam. Başbakanın yakın koruması kaç tane?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – 58 tane.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Onlar da yanılmıyorsam vardiya usulü çalışıyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii, vardiya usulü çalışıyorlar. Şimdi, tabii…

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Eskiden daha fazlaydı galiba.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) –Eskiden daha fazlaydı biraz azaltılmış, evet.

Şimdi, Sayın Özyürek, siz MİT’le ilgili bir yaşadığınızı, bizzat karşılaştığınız bir durumu burada anlattınız. Sanıyorum MİT’te sizinle ilgili tutulan bir tutanakta sizinle ilgili birtakım isnatlarda bulunulduğunu ifade ettiniz ve “MİT’te kaç kişi çalışıyor” diye sordunuz. “Dosya oluşturulurken nelere dikkat ediliyor” dediniz. Tabii, şu anda bu sorulara cevap verecek bilgiye sahip değilim. Gerçi, arkamda MİT’ten ilgili arkadaşımız var. Ancak, izin verirseniz MİT’le ilgili başka arkadaşlarımız da sordu, bu sorulara yazılı cevap verelim, uygun görürseniz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Tabii.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ayrıca “TÜBİTAK’ta 2006’da kaç kişi alındı, kaç kişi işten ayrıldı” dediniz. TÜBİTAK’tan Başkan vekili arkadaşımız burada. Buna cevap verebilecek miyiz efendim.

TÜBİTAK BAŞKANI VEKİLİ PROF. DR. ÖMER Z. CEBECİ – Toplam olarak verebilirim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Toplam rakam olarak verebilecek misiniz?

TÜBİTAK BAŞKANI VEKİLİ PROF. DR. ÖMER Z. CEBECİ – 2001 yılından itibaren ar-ge ve akademik personel ile idarî personel olarak ikiye böldüğümüz 2001’de 1.268 akademik ve ar-ge, 2002’de 1.357’ye çıkmış. Ondan sonra düşerek 1.298, 1.299, 1.281 ve eylül 2006 itibariyle 1.384 akademik ve araştırma personeli var. Bu rakamlar idarî personel için 834’ten 881’e çıkmış 2002’de, azalarak, bugünkü rakam 792. Yani, 2002’den bu tarafa toplam personel sayısı azalmış durumda.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Benim öğrenmek istediğim şu: Kaç kişinin işine son verildi, kaç kişi işe alındı?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Yani, yeni eleman aldınız mı…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yazılı olarak da verebilirsiniz.

TÜBİTAK BAŞKANI VEKİLİ PROF. DR. ÖMER Z. CEBECİ – İşine son verilen 6 kişi efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Peki efendim, kendini zorlama, 6 kişiymiş, ama yazılı olarak da cevap verilebilir Sayın Özyürek.

Bir de, siz, tabii bu holdinglerle ilgili konuya da temas etmiştiniz. Orada Doğan Cansızlar’ın bir açıklamasından bahsettiniz. Bunun bir hazırladığı işte kanun tasarısının Başbakanlıkta beklediğini ifade ettiniz.

Benim hatırladığım kadarıyla, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından hazırlanan kanun tasarısı taslağı Başbakanlığa değil, SPK’nın bağlı olduğu veya SPK’yla ilgili bakanlık olan Sayın Şener’e gönderildi ve Başbakanlığa bildiğim kadarıyla şu ana kadar intikal etmedi. Etmiş de olabilir, bu konuda tereddütlü konuşuyorum. Ancak, Sayın Cansızlar bir ara beni ziyaret ettiğinde bu konuları kendisiyle görüşmüştük. Daha doğrusu konu açılmıştı da, bu tasarının neler getireceği konusunda bana kısa bir bilgi vermişti. Bu tasarı geçmişle ilgili değil, gelecekle ilgili bu tür durumları önlemeye yönelik hükümler içeriyordu Sayın Cansızlar’ın bana söylediğine göre. Yani, ileride bu tür olaylarla karşılaşmamak için alınması gereken tedbirleri içeren bir kanun tasarısı olduğunu bana ifade etmişti.

Şimdi, tabii, birtakım vatandaşlarımız, özellikle yurt dışında mağdur oldular gerçekten. Ellerinde de doğru dürüst bir belge yok, yani kime ne vermiş. Gitmişler resmî bir yerde bir senet filan da yapmamışlar. Herhangi bir yerde, ayaküstü paralar verilmiş, kimin imzası olduğu belli olmayan ellerinde birtakım yazıklar var. Yani, resmî açıdan da birtakım zorluklarla karşı karşıyalar. Tabii, Meclis Araştırma Komisyonunun birtakım çalışmaları ve önerileri var. Ancak, tabii Ticaret Kanunu hükümlerine tabii bir ilişkiyle karşı karşıyayız. Zaman zaman deniliyor ki, devlet bu işe sahip çıksın, Hükûmet bu mağduriyeti önlesin.

Şimdi, bu holdinglere para yatıran insanların holdingler tarafından paraları ödenmediğinde Hazinenin veya devletin bir garantisi yok ki bankalar gibi. Yani, işte birtakım holdingler para toplamış, sonra bunları hiç etmiş, devlet bunları ödesin…

Kardeşim, devlet nereye yetişecek Allah aşkına! Zaten bankalardan dolayı 60-70 milyar dolar milletin cebinden çıkmış, şimdi bir de bunu ödeyelim. Ama, bununla ilgili yapılacak başka birtakım işler varsa bu yapılmalı. Tabii ki, bu mağdur olmuş olan vatandaşlarımızın hakkını, hukukunu koruma bakımından, iktidar-muhalefet fark etmez, bir çözüm bulunmalı.

Tabii, bu işi yapanlar, suçları sabitse ki, yargıya intikal etmiş. Ben siyasi olarak, Bakan olarak suçlu ilan edip onları cezalandırma imkânına sahip değilim, ama şunu biliyorum ki, yüzden fazla savcılıklara suç duyurusunda bulunulmuş. Hatta, bunun 17 tanesi yanılmıyorsam, bu ismi çok geçen YİMPAŞ’la ilgilidir. Onunla ilgili dosyalar savcılıklardadır. Hatta, hakkında açılmış davalar var devam eden, açılmış olan davaların bir bölümü af yasası sebebiyle ortadan kaldırılmış. Tabii, gönlümüz arzu eder ki, bu tür yanlışlıkları yapan insanlarla ilgili mutlaka yargı süreci, kamu vicdanını da rahatlatacak, o mağdur insanların da sorununa çözüm bulacak adımlar atsın. Eğer yasal birtakım boşluklar varsa, tabii onların da doldurulması yasama organının görev alanına düşer diye düşünüyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Cansızlar’ın beyanını bugün bütün gazeteler manşetten vermiş.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ben okumadım, vaktim olmadı okuyamadım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Diyor ki, 5020 benzeri bir şey…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Evet, onu okumadığım için şu anda teferruatlı bir bilgi veremeyeceğim.

Şimdi, ikinci sırada Sayın Tütüncü konuşmuş, şöyle bir bakıyorum. Bu kadrolaşmadan bahsetmişsiniz. Tabii, kadrolaşma deyince bunu ikiye ayırarak konuşmak lazım.

1) Devlet kadroları içerisinde hâlâ görev yapmakta olan memurlarımız, bürokratlar… Bunların işte bir kısımım nakil yoluyla veya işte görevde yükselme yoluyla başka görevlere getirilmesi keyfiyeti. Bir de ilk defa kamuya personel alımıyla ilgili konu.

Şimdi, devlet içerisinde görev yapan insanlardan siyasi iktidarlar değiştiği takdirde kendileriyle uyum hâlinde çalışacak insanlarla mesai sarf etmeyi bu zamana kadar hep düşünmüşler. Bu iki arkadaşımız da benden sonra göreve geldiler. Biraz önce, siz de, işte icraatlarıyla ilgili güzel şeyler söylediniz. Ben göreve geldiğimde Vakıflar Genel Müdürü başka bir arkadaştı, Gençlik ve Spor Genel Müdürü başka bir arkadaştı. Onların eleştirisini falan yapacak değilim, ancak onların görevde bulunduğu dönemde Gençlik Spor Genel Müdürlüğünün hizmetleri hangi ölçüdedir ben bunu biliyorum, şimdi benimle birlikte çalışan Mehmet Atalay’ın Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünde yaptığı hizmetleri biliyorum. İkisini mukayese ettiğimizde bu dönemde çok daha önemli işler yaptık. İşte Vakıflar Genel Müdürlüğü görevini şu anda vekaleten yürüten Yusuf… Her ikisi de vekildir, biraz önce Sayın Uzunkaya da söyledi. Birlikte çalıştık, daha önceki dönemde bana daha önceki Genel Müdür, kardeşim ne kadar sahip çıkmamız gereken vakıf eseri var dediğimde bana 9.450 falan demişti. Ama, böyle değilmiş kardeşim. Bu arkadaş geldi, bu kadar değil kardeşim, 18.500 dedi. Daha önceki onun döneminde 46 tane vakıf eseri onarılmış, bu arkadaş geldi, şimdi 2.000’e yakın vakıf eserini onarıyoruz aynı süre içerisinde.

Şimdi, herhalde isabet etmişim. Yani, bu değişimi yapmakla isabet etmişim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Çok kötü kadrolaşmışsınız!..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Yani, bu eleştirilecek bir şey değil, bana göre takdir edilecek bir şeydir diye düşünüyorum.

Ancak, tabii, şu rakamları da size vermek isterim doğrusu: Her hükûmet döneminde tayin, görevden alarak başkasını atama… İstedim arkadaşlardan ne olmuş. Mesela, en yakın, işte 57’nci Hükûmet, sanıyorum görevde ne kadar kalmış? Üçbuçuk yıl kalmış. 5.970 bu tür atamalar yapmış. Biz dört yıl içerisindeyiz, şu anda dört yıl bitmek üzere 6.732. O bakımdan, yani, süre itibariyle bir değerlendirme yapacak olursak 57’nci Hükûmet döneminde bu konuda ne kadar işlem yapılmış…

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Vekaletenler dâhil mi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Asil atananlar mı bunlar?.. Evet…Yani, bu siyasi iktidarlar…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Makas açılmış biraz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Olabilir… Birazcık yani, 100-150 tane falan fazla olabilir. Başbakanlık Personel Genel Müdürümüz diyor ki: Bu yüksekliğin nedeni bazı bakanlıklar birleştirilince tekrar atamalar yapıldı, onlar da bu işin içerisindedir. Yoksa, aynı kişi birkaç kez atandığı içindir diyor. Yani, aşağı yukarı daha önceki hükûmetler döneminde yapılana aşağı yukarı eşit sayıda personel hareketleri olmuş…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Makas açılmış da, performans ne olmuş?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii, ben demin kendi bakanlığımla ilgili bilgi verdim efendim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan başarılı olduğunu söyledi, sizin göstermenize lüzum yok.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar birkaç arkadaşımız…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Çok tartışmalı bir konu…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Efendim, ben sadece bilgi veriyorum. Kuşkusuz, bununla ilgili farklı şeyler söyleyebilirsiniz. Ben düşüncelerimi, bilgilerimi sizlerle paylaşıyorum.

Şimdi, efendim, yeni personel yasa çalışmaları bazı arkadaşlarımız tarafından gündeme getirildi, hem İktidar Partisine mensup hem de Muhalefet Partisine mensup arkadaşlarımız tarafından. Yeni personel yasa tasarısı taslağı aşağı yukarı… Çünkü, imzaya açılmadığı sürece taslaktır. Birbuçuk yıl önceden beri hazır, ancak iki defa Başbakanlığa sunum yaptım, bizzat kendim yaptım. Sayın Başbakan “memur sendikalarıyla ve sivil toplum örgütleriyle mutlaka bu yasa tasarısı üzerinde bir mutabakat sağlayarak Bakanlar Kuruluna tekrar getirin, ondan sonra Meclise sevk edelim” dediği için ve memur sendikalarıyla yapmış olduğumuz birçok görüşmelerde aslında birçok noktada anlaştık, ama, hâlâ sendikalarımızın bazı maddelerle ilgili ki, bana göre bu maddeler bu yasa tasarısında olması gereken maddelerdir. Bazen de konfederasyon ve sendikalar arasında rekabetten kaynaklanan itirazlar da var. Doğrusu memur sendikalarıyla bu yasa tasarısı üzerinde tam bir mutabakat sağlayamadık.

Peki, mutabakat sağlayıncaya kadar bu işi bekletecek misiniz? Son olarak, ağustos ayında memur sendika ve konfederasyonlarıyla yapmış olduğumuz toplugörüşme esnasında onların görüşlerini aldık ve görüşlerinden sonra yasada yeniden düzenlemeler yaptık, yeni halini verdim. Sanıyorum bir konfederasyonumuz gönderdi, diğerleri henüz daha göndermediler, ama, artık daha fazla beklemeye tahammülümüz yok. Ben üçüncü kez en yakın zamanda Bakanlar Kuruluna yeni taslağı takdim ederek orada imzaya açılıp, bir an önce Meclise sevk edilmesini düşünüyorum.

Tabii ki, Plan Bütçe Komisyonumuza gelecek. Plan Bütçe Komisyonumuz üzerinde uzun süredir çalıştığımız, bana göre bittiği, özellikle ücret dengesizliği konusunda reform niteliğinde hükümler içeren bugünkü maaş sistemini tamamen değiştirerek yeni bir maaş sistemi öneren bu tasarıyı burada görüşürken sizler de katkı sağlayacaksınız. Onun daha mükemmel hale gelmesi konusunda inanıyorum ki ben çaba sarf edeceksiniz. Yani, ben…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – 2007’de kanunlaştıracağız diyor musunuz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Vallahi benim gönlümden böyle bir şey geçiyor. Aslında şu ana kadar oldukça da gecikti, bunun da farkındayım, ama niçin geciktiği, bu kadar temel bir kanunun, tabii, kamu çalışanlarının tamamını ilgilendiren temel bir kanunun diğerlerinden ayrı tutulması gerekir. Yani, kamu personeli arasında da bir kargaşaya, bir tartışmaya yol açmasını da siyaseten doğru bulmuyorum. Başbakan da bunun için “anlaşın, getirin” dedi. Bana göre ciddi bir problem kalmadı. Üçüncü kez Bakanlar Kuruluna sunduktan sonra inşallah imzaya açar, bir an önce buraya göndeririz. Gecikmiş olmasından dolayı gerçekten ben de üzüntülüyüm.

Şimdi, Sayın Tütüncü’nün… TÜBİTAK’la ilgili bir soru yöneltti. Sayın Tütüncü çıktı galiba. Başka arkadaşlarımız da, tabii, TÜBİTAK seçimi, işte şu anda vekâleten görevi yürüten Sayın Yetiş’le ilgili, yargı süreciyle ilgili bazı şeyler söyledi. Geçtiğimiz yılda bu konuyu burada görüşmüştük, konuşmuştuk. Şöyle bir ifade kullanıldı: -Hatta bir yargı kararından Sayın Kumkumoğlu bahsetti.- “İşte, tanınmıyor…”

Bu yıl içerisinde Millî Güvenlik Kurulu, Sayın Cumhurbaşkanımızın davetiyle Nükhet Yetiş’i, yani TÜBİTAK Başkan Vekilini Millî Güvenlik Kurulu toplantısına davet etti. Orada Millî Güvenlik Kurulu üyesi bakanlar ve Millî Güvenlik Kurulu üyesi Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları nezdinde Türkiye’nin bilim ve teknoloji hedefleri konusunda kendisinden bilgi istedi. Yani, Millî Güvenlik Kurulu kendisini muhatap olarak kabul ediyor, ama bu ülkede bazı kurum başkanları kendisini muhatap olarak kabul etmiyor. Bunu anlamakta oldukça zorluk çekiyorum, çünkü vekaleten bir yasa çıktı atandı, bu yasa Anayasa Mahkemesince iptal edildi, ama Anayasa’nın iptal kararları geçmişe yürümez. Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı da ve Millî Güvenlik Kurulu üyeleri de bu kanaatte oldukları için kendisini vekâleten atanmış TÜBİTAK Başkanı olarak görüyoruz. Bunun dışında benim fazla bir şey söylemeye şu anda imkânım olmadığını ifade etmek istiyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yargı öyle görmüyor Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sayın Ulusoy’la ilgili bir soru yönelttiniz.

Şunu hemen ifade edeyim: Benim, spordan sorumlu bir Bakan arkadaşınız olarak, şahıslarla hiçbir işim olamaz. Ben, sadece sporda ve özellikle Türkiye’de çok sevilen futbolda hiçbir gölge olmasın istiyorum, hiçbir kirlilik olmasın istiyorum. Özellikle Futbol Federasyonu gibi Türkiye’nin ilk özerk federasyonunun yöneticilerinin mutlaka her türlü şaibeden, her türlü yanlışlıktan uzak olması gerektiğini düşünüyorum. Geçtiğimiz, daha önceki Federasyon Başkanı dönemiyle ilgili Sayın Ulusoy hakkında Başbakanlık Teftiş Kurulunun bazı usulsüz uygulamalarıyla ilgili iki klasörden oluşan bir raporu oldu. Bu raporu o dönemde iş başında bulunan Sayın Bıçakçı federasyonuna gerekli işlemleri yapın diye gönderdim. Onlar sadece hukuk davalarını açtılar, ancak konunun cezai yönü de vardı. Göndermediler, o sırada federasyon değişti, Haluk Ulusoy yeniden geldi. Ben de, Ankara Cumhuriyet Savcılığına ilgili dosyaları, gerekli işlemlerin yapılması talebiyle göndermiştim. Nitekim, bunun üzerine de Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Federasyon Başkanı Sayın Ulusoy ve o dönemde birlikte çalıştığı bazı arkadaşlarıyla ilgili bir kamu davası açtı. Bu konuda Futbol Federasyonu Yasası’nın 31’inci maddesinin ikinci fıkrası şöyle diyor: “Başbakanlık Teftiş Kurulunun görevde kalmasında sakınca olduğunu bildirdiği Federasyon Başkanı ve yönetimi hakkında spordan sorumlu Bakan bir karar verilmek üzere Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya davet eder.”

Bu, yasaların bana verdiği bir görev ve sorumluluktur. Bu düzenleme 1992 yılında Futbol Federasyonu Yasası’na konulmuştur. Daha sonra FIFA, ben görevdeyken, bu Futbol Federasyonu Yasası’nın bazı hükümlerinin uluslararası kurallara uymadığı ve siyasi müdahale anlamı taşıdığı için değiştirilmesini istedi. Ancak, bu 31’inci maddeye itirazları yoktur. Değiştirilmesi istediği iki maddeyi de, biz, Parlamentoda zaten değiştirdik. Şu anda yürürlükte bulanan yasal çerçevede bir görev ve sorumluluğum var. Tabii, şu sırada son derece yoğunum, Genel Kurulda Vakıflar Yasası, burada işte bütçeler, henüz daha bir değerlendirme imkânı bulamadım. Tabii ki, yasalar bana spordan sorumlu bakan olarak hangi görev ve sorumluluğu yüklemişse…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sadece genel kurulu toplama yetkisi mi, yoksa?..

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii… O konuda da bir açıklama yapayım: Benim Federasyon Başkanını görevden alma, Federasyon Başkanını değiştirme gibi bir görev ve yetkim yok, sadece olağanüstü genel kurulu toplantıya davet edebilirim. Genel Kurul, yani, Futbol Federasyonu Genel Kurulu bir seçimli genel kurula çevirebilir onu isterse, isterse mevcut Federasyon Başkanıyla devam edebilir, ister başka bir yönetimi işbaşına getirebilir, o, tamamen Futbol Federasyonu Genel Kurulunun yetkisindedir. Benim bu konuda spordan sorumlu Bakan olarak, Federasyon Başkanı, yönetimi atamaya, yönlendirmeye hiçbir yetkim ve görevim yok.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Genel Kurulun takdiri…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii ki, Genel Kurul takdir edecektir. Futbol Federasyonu Genel Kurulu da, sanıyorum, bütün bu gelişmeleri herhalde gözden geçirecek ve değerlendirecektir.

Ben, demin de ifade ettiğim gibi, kamu vicdanını rahat olmasını, özellikle Türkiye’de çok etkin olan futbol camiasının Futbol Federasyonuyla ilgili, Türkiye’deki futbol alanıyla ilgili hiçbir endişe taşımamasını arzu ediyorum. O bakımdan, bu konuda son derece titizim. Ben burada bulunan tüm milletvekili arkadaşlarımın da en az bu konuda benim kadar titiz olduğunun da bilinci içerisindeyim. Sayın Tütüncü’nün sorusu üzerine ilk defa böyle bir açıklama yapma durumunda kaldım. Daha önce bu doğrultuda bu kadar geniş bir açıklama yapmamıştım.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, son 3-4 dakika…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii ki.

Spor Toto hasılatı… Daha doğrusu, demin ihaleyle ilgili filan bir soru yöneltmiştiniz. Genel Müdürümüz gerekli bilgileri aldı. Ben bu detaylarla fazla ilgilenmiyorum Bakan olarak, yani ilgili arkadaşlarımız, işte paralar, banka, nerede yatar, bunları ben bilmiyorum. Yani, şu anda Spor Toto’nun parası nerede yatar ben bilmem, ne kadar parası var onu da bilmem, faiz alıyor mu almıyor mu onu da bilmiyorum. Şimdi, bu konuda bilgiler varsa, Mehmet Bey özellikle bu ihaleyle ilgili bir bilgi verirseniz… Sayın Başkanım, eğer izin verirseniz benim adına Genel Müdür bu sorulara cevap verecek.

BAŞKAN – Tabii, kısa olursa biraz… Özetle…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii, ben özür dilerim, sizin kanalınızla bu talepte bulunmam gerekirdi, affedersiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ MEHMET ATALAY – Saygılar sunuyorum. Vaktinizi almamak için…

24/6/2002’de ilk ihale böyle yapıldı. İki aşamalı yapılan bir ihaleydi, ama asıl ihale 2002 yılının 6’ncı ayında 24’ünde yapıldı. Bu ihaleye beş firma katıldı. Fakat, bunların hiçbiri… Bu, uluslararası bir olay. İnteltek Firması ve Jitef Firması dünyada bu işleri yapan iki firmadan. Jitef Firması o güne kadar hem Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Spor Toto oyununu oynatıyordu hem de hâlâ Millî Piyango’yu oynatıyordu. İkisi birlikte Jitef Firmasının elindeydi. Jitef Firması -zararlı gördüğü için- davet usulü bu ihaleyi yapabiliyor. Kamu kaynağı kullanmadığı için, Kamu İhale Kurumu, Spor Toto’ya bu ihaleyi siz kendi yönetmeliğinize göre yapabilirsiniz dediği hâlde, açık ihale yapıldı ve bu ihaleyi İnteltek Firması kazandı. İnteltek Firması kazanınca 60 milyon dolarlık bir yatırım yaptı. Tekrar edeyim, bu, 2002 yılında, bizden önceydi. 60 milyon dolara yakın bir yatırım yaptı. Yaptığı bu yatırım üzerine de bundan sonraki… Bu, sistem ihalesiydi. Ondan sonra oynatma ihalesi yapıldı. Oynatma ihalesi de bizim dönemimizde 25/9/2003 tarihinde yapıldı. Ama, İnteltek Firması yatırım yaptığı için, her haliyle 4,3, yüzde olarak 4,3 bir ihaleyi kazanan firmadan gelir elde etmesi söz konusu. Diğer firmalar da bunu göze alamadılar. Çünkü, zarar ederiz… İddaa oyunun bu kadar tutacağını da bilmiyorlardı ve Jitef de dahil diğer firmalar, ihale alan 6 firma şartname aldıkları halde katılmamışlar ama. Çünkü, bu kadar ödemeyi göze alamamışlar. Dolayısıyla, İnteltek firmasında kalmış.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Maliye Bakanının yazısı ne zaman?

GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ MEHMET ATALAY – Sayın Maliye Bakanının yazısı bundan daha sonra. Tarihini tam hatırlamıyorum. Ama, Maliye Bakanımızın şöyle bir talebi vardı o zaman: Milli Piyangoyu özelleştireceğiz, bütün bu şans oyunlarını Milli Piyango oynatsın, Spor Toto yapmasın. Halbuki, kanun bize bu görevi veriyor. Yani, İnteltek ihaleye giremez anlamında değildi. Bu ihaleyi biz yapalım, Milli Piyangoyu özelleştireceğiz, piyasası daha fazla olsun diye.

Spor Totonun, şu anda İddaa oyunu da dahil bütün oyunlarının yattığı banka, iki… Yaygın ağı olması lazım,  4 bin tane abonesi var, 4 bin tane makine var Türkiye’nini dört bir yanında. Yaygın ağı olduğu için Ziraat Bankası ile Türkiye İş Bankasıyla çalışılabilirdi. Faiz olarak İş Bankası daha yüksek rakam verdiği için İş Bankasıyla çalışılıyor. Bunların oranlarını biz size yazılı olarak da detaylı bildireceğiz ve vaktinizi almamak için.

Teşekkür ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Loto ile İddaa oyunu arasında bir kâr paylaşımı… Milli Piyango…

GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ MEHMET ATALAY – Milli Piyango… Farklı kulvarlar bunlar. Bizim elde ettiğimiz bu kâr ya da elde ettiğimiz gelir Milli Piyangodan götürmüyor. Bu, tamamen illegal oynanıyordu ve yaklaşık, Türkiye’den…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ben onu sormuyorum. İki oyun arasındaki, yani, karşılaştırıldığında, hangisi daha fazla?

GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ MEHMET ATALAY – Şu anda İddaa Milli Piyangodan fazla, birinci sıraya yükseldi. Hatta, at yarışlarını bile geçti.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Bakanım, bir Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma varken, neden piyangoların millidir, onu da bir açıklar mısınız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bilmiyorum efendim.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Gayri millisi de mi var?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, devam edin.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, gerçekten, arkadaşlarımızın çok değerli soruları var, hepsine de cevap hazırladı arkadaşlarımız. Ama, bana ayırdığınız yarım saat de doldu. Tabii, müsamahanızı daha fazla istismar etmemem gerekir. Bu sorulara, sorduğunuz soruların tamamına en kısa sürede, mutlaka, yazılı olarak cevapları ileteceğim. Beni bağışlayın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Oylamalara geçiyoruz.

Değerli arkadaşlar, Başbakanlık…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkanım, izin verirseniz, yazılı cevap vermeyi düşündüğüm, ama, arkadaşlarımızın bilmesini istediğim bir bilgi var, onu aktarmak istiyorum. Dediler ki, ya, bu 59’uncu madde, istisnaî kadro, biliyorsunuz, hiç sınavsız falan atayabiliyorsunuz. Sizin döneminizde Başbakanlığa ne kadar alındı, daha önce ne kadar alınmış? Şimdi, o  konuda bilgiler geldi. Mesela, 1997 ile 2002 yılı arasındaki beş yıllık dönemde 1 550 kişi Başbakanlıkta alınmış. Hatta, bilgi şu: 468’i Başbakanlıkta hiç çalışmadan, atamasıyla birlikte başka kurum ve kuruluşlara gönderilmiş. Kısaca, doldur, boşalt yapılmış. Ancak, 19.11.2002 yılından bugüne kadar Başbakanlık merkez teşkilatında istisnaî memuriyete 68 kişi alınmış, hepsi de şu anda çalışıyor. Mesela, ben, 2 tane istisnaî kadrom vardır, gelirken kimleri atamışsam onlar şu anda görevdedir. Hiçbir zaman boşaltmadım. Yani, böyle talepler de geldi, açıkça söylüyorum. Ya, şey yapalım falan…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan, toplam istisnaî kadro… Yani, kaç kişi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İstisnai kadromuz Başbakanlıkta ne kadar, ne kadar alabiliriz istersek? 220’ymiş efendim. Yani, biz bu konuyu istismar etmedik. Özetle şunu söylemek istiyorum: Geçmişte bu istismarlar yapıldı. Biz istismar etmedik. Ben bu konuda çok rahatım, son derece rahatım. Başbakanlıkta da yaptırmadım. Geçmişte olmuştur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Şimdi de oluyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Efendim, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakana.

Kuruluş bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Başbakanlık 2007 mali yılı bütçesinin bölümlerini okutuyorum:

(01 okundu)

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(07 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesabı okutuyorum:

(Kesin hesap okundu)

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı bütçesi…

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B Cetveli…

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı…

(Genel kamu hizmetleri okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(07 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(09 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel Toplam)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B Cetveli…

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(06 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetveli…

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(07 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(08 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetvelini okutuyorum:

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(05 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesabı okutuyorum:

(Kesin hesap okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B cetvelini okutuyorum:

(B cetveli okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(Genel toplam okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü…

(01 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(02 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(03 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(04 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

(07 okundu)

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.