|
2007 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞME TUTANAKLARI BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyon) BAŞKANVEKİLİ:
Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa) SÖZCÜ : Sabahattin YILDIZ
(Muş) ------------O---------- 03.11.2006 İ Ç İ N D E K İ L E R- Milli İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı - Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği -Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Başkanlığı -Türkiye Bilimsel Teknoloji Araştırma Kurumu Başkanlığ - Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı -Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü -Başbakanlık Yükset Denetleme Kurulu -Vakiflar Genel Müdürlüğü -Devlet Personel Başkanlığı S Ö Z
A L A N L A R
BİRİNCİ OTURUM 3 Kasım 2006 Cuma Açılma Saati: 13.15 BAŞKAN: Sait AÇBA (Afyonkarahisar) BAŞKAN VEKİLİ: Mehmet Altan KARAPAŞAOĞLU (Bursa) SÖZCÜ: Sabahattin YILDIZ (Muş) -----0----- BAŞKAN – Plan ve Bütçe
Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli Başbakan Yardımcımız, Başbakanlığımızın
değerli temsilcileri, diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli
temsilcileri, basınımızın ve televizyonlarımızın değerli temsilcileri; hepinizi
Başkanlık Divanı adına saygıyla selamlıyorum. Gündemimizde,
Başbakanlık bünyesinde, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Başkanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı, Türkiye
Bilimler Akademisi Başkanlığı, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Devlet Personel Başkanlığı
bütçeleri yer almaktadır. Bütçelerle ilgili
sunuşunu yapmak üzere, Sayın Şahin’e söz vermek istiyorum. Buyurun Sayın Bakan. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim. Plan Bütçe
Komisyonumuzun saygıdeğer Başkanı, Komisyonumuzun değerli üyeleri; hepinizi
sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. 2007 yılı bütçe görüşmeleri
maratonu başladı. Başta Komisyon Başkanımıza ve Komisyonumuzun değerli
üyelerine bu zor çalışma maratonunda başarılar dileyerek sözlerime başlamak
istiyorum. Biraz önce Sayın
Başkanımızın da ifade ettiği gibi, bugün Başbakanlığımız ve bağlı kuruluşları
dahil, toplam 10 ayrı önemli kuruluşumuzun bütçesini hep birlikte görüşeceğiz.
Ben, bütçelerini bugün burada müzakere edeceğimiz tüm kuruluşlarımızın
bütçeleriyle ilgili, sizlere çok detaylı bilgiler vermeyi arzu ederim. Ancak,
inanıyorum ki, benim konuşmam için ayrılan süre sınırlı. Biraz sonra, sizlere,
özellikle Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarla ilgili yapacağım konuşma metnini
dağıtacağım veya arkadaşlarımız dağıttılar. Onu, Sayın Başkanım ve Komisyonun
değerli üyeleri uygun görürlerse, özet halinde sizlere takdim etmek istiyorum. Ayrıca, benim
bakanlığıma bağlı iki yatırımcı genel müdürlük var. Biri Vakıflar Genel
Müdürlüğü, diğeri de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü. Her iki genel müdürlüğün
bütçeleriyle ilgili, ayrıca, Başbakanlıkla ilgili sunumumdan sonra, belki biraz
daha teferruatlı ve detaylı sizlere bilgi arz etmeye gayret edeceğim. Değerli Başkanım ve
Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri; Başbakanlık ana hizmet, yardımcı, danışma ve
denetim birimi olmak üzere, toplam 23 birimle hizmet vermektedir.
Başbakanlığımızın bütçesi, geçtiğimiz yılla kıyasladığımızda, yüzde 17’lik bir
artış öngörmektedir. Ayrıca, Başbakanlık
merkez teşkilatının 2007 yılı bütçesi, sizlere dağıtmış olduğum konuşma
metninde de görüleceği gibi, yüzde 73 oranında bir artışa tekabül etmektedir. Şu hemen sorulabilir:
Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarla ilgili 2007 bütçesi, bir önceki yıla göre,
yüzde 17 artarken, Başbakanlığın merkez teşkilatının kendi bütçesi neden yüzde
73 oranında artıyor? Hemen izin verirseniz cevap vermek istiyorum. Bunun iki
nedeni var. Bir tanesi, Başbakanlık bütçesine, yurt dışı göreve gönderilen
kuvvetlerimizin giderlerini karşılamak üzere, ilave bir ödenek konmuş olması,
ayrıca, 2006 yılında kurulan Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı için de
bir ödeneğin tahsis edilmiş olmasıdır. Başbakanlık merkez
teşkilatında ve bağlı kuruluşlarda 2006 yılında neler yapıldı, 2007 yılında
neler yapılması amaçlanıyor? Bu konuyla da ilgili size özet bilgiler aktarmak
istiyorum. Başbakanlık görevleri
arasında yer alan devlet arşivleri hizmetleri kapsamında, Doğu Anadolu’da
Ermenilerce gerçekleştirilen katliamları, akabinde devletin güvenlik sebebiyle
gerçekleştirdiği tehciri ve muhtelif Ermeni isyanlarını anlatan kaynaklar
araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Ermeni sorununu gündemde tutan dış
kaynakların Ermenileri Osmanlı devleti aleyhine kışkırtmasına ilişkin
faaliyetleri kanıtlayan, Osmanlı belgelerinde Ermeni-Fransız ilişkileri,
Osmanlı belgelerinde Ermeni-İngiliz ilişkileri,
Osmanlı belgelerinde Ermeni-Rus ilişkileri adlı eserler yayınlanmıştır.
Bu serinin devamı olarak hazırlanan Osmanlı belgerinde Ermeni-ABD ilişkilerinin
yayım hazırlıkları da devam etmektedir. Söz konusu yayınlar ve hizmetler son
dönemde yeniden gündeme getirilen asılsız Ermeni iddialarına karşı bilimsel
cevap niteliğini taşımaktadır. Sayın Başkan,
Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri; hükûmetimiz vatandaş odaklı yönetim
yaklaşımını düstur edinmiştir. Bilgi Edinme Hakkı Kanununun yayımlanmasını
müteakip, Alo 150-Başbakanlık İletişim Merkezi, yani, doğrudan Başbakanlık
uygulaması -kısa adı BİMER- 2006 yılı başında hayata geçirildi. BİMER, bilgi ve
iletişim teknolojilerinin kullanılması yoluyla, sekiz ayda 190 000 civarında
evrakın kurumlar arasında hareketini sağlamıştır. Kamu idareleri arasında
iletişimi gerçekleştiren söz konusu sistem, vatandaşın sesini ülkenin en ücra
köşesinden Ankara’ya duyurma işlevini görmektedir. Bu yöndeki hizmet ve
faaliyetler öncelikli olarak geliştirilecektir. Sayın Başkanım, 5508
sayılı Kanunla, biraz önce de ifade etmiştim, Başbakanlık bünyesinde, Güvenlik
İşleri Genel Müdürlüğü tesis edilmiştir. Söz konusu birim, Başbakanlığın iç
güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda görevli kuruluşlarla
ilişkilerini yürütmek, iç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadeleyi
ilgilendiren konularda inceleme, araştırma ve toplantılar gerçekleştirmek,
sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilan edilen anlarda ve bölgelerde, bu duruma
esas olan konularda bilgileri derlemek ve değerlendirmek ana işlevlerini yerine
getirecektir. Sayın Başkanım,
Komisyonumuzun değerli üyeleri; kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın
desteklenmesi amacıyla bürokrasi kırtasiyeciliğinin azaltılması Başbakanlık
olarak önceliklerimizden biridir. Bu çerçevede, 2006 yılında neler yaptık? Kara
sınır kapılarında sunulan hizmetlerin basitleştirilmesi, yabancıların çalışma
izinlerinin verilmesinde uygulanan sürecin hızlandırılması, Avrupa Birliği
ortak değerlendirme çerçevesi modelinin Başbakanlıkta uygulanması, trafik
tescil ve sürücü belgesi işlemlerinin basitleştirilmesi, Kredi ve Yurtlar
Kurumu Genel Müdürlüğünce, üniversite öğrencilerine burs ve kredi verilmesiyle
yurt başvurusu işlemlerinde bürokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılması,
Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinde değişiklik, işletmeler üzerinde
mevzuattan kaynaklanan idarî yüklerin azaltılması, çalışma ve projeleri 2006
yılında gerçekleştirildi. Diğer yandan, daha
etkin çalışan bir devlet idaresinin geliştirilmesi amacıyla, kamu idarelerinin
2005 yılında yürüttüğü 307 proje değerlendirildi, başarılı bulunanlar
ödüllendirildi, en iyi örnek çalışmalar bir kitapta toplanarak kamuoyuna
açıklandı. Bunlar, 2006 yılında özellikle bürokrasinin ve kırtasiyeciliğin
azaltılmasıyla ilgili yapılan çalışmalardan örneklerdi. 2007 yılındaysa,
vatandaşların kamu kurum ve kuruluşlarına yapacakları başvuru sırasında
kullanacakları belgelerin standart form haline getirilmesi ve İnternet
ortamında kullanımına sunulması; vatandaş memnuniyeti anketi uygulamasının tüm
kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlaştırılması, kurum çalışmalarının anket
sonuçlarına göre değerlendirilmesi; belediye hizmetlerinde bürokratik
engellerin kaldırılması; gereksiz bilgi, belge, karar ve evrak sayısının
azaltılması; bilgi toplumu stratejisi gereğince, kamu yönetimi hizmet
envanterinin hazırlanması; inşaat ve iskân ruhsatlarının verilmesi sürecinin
incelenerek iyileştirme alanlarının tespit edilmesi; kurumlar arası bilgi
paylaşımının yaygınlaştırılmasına yönelik alınabilecek tedbirlerin
belirlenmesi; valiliklerde ve kaymakamlıklarda tek başvuru noktasının kurulması
ve ayrıca, özel sağlık kurumlarının ruhsatlandırılmasındaki bürokratik
engellerin kaldırılması, 2007 yılı için Başbakanlığımızın hedefleri
arasındadır. Sayın Başkanım, insan
hakları ihlali iddialarına ilişkin Başbakanlığa ve il ve ilçe insan hakları
kurullarına bireysel başvurular artık, yapılabilmektedir. 2006 yılının ilk yedi
aylık döneminde, 778 vatandaşımız 1 085 hak kategorisinde başvuruda
bulunmuştur. Değerli Başkan ve
Komisyon üyesi arkadaşlarım; 2006 yılı yoğun icraatımızın mevzuat alanında
yansımasını bulduğu bir yıl olmuştur. 1 253 adet kararname sonuçlandırılmış, 91
adet kanun tasarısı da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sevk
edilmiştir. Ayrıca, 2006 yılında,
kanunların, tüzüklerin ve Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan
yönetmeliklerin incelenmesi ve güncelliği kalmayanların yürürlükten
kaldırılması projesi gerçekleştirilmiştir. 39 adet yönetmelik yürürlükten
kaldırılmış, 118 adet kanunun kaldırılmasıyla ilgili kanun tasarısı Türkiye
Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve 46 adet tüzüğün yürürlükten kaldırılmasıyla
ilgili işlemlerde de son aşamaya gelinmiştir. 6 500 adet uluslararası anlaşma
ve sözleşmeye ait fihrist oluşturulmuş ve mevzuat bilgi sisteminde kullanılmaya
hazır hale getirilmiştir. Bu, Başbakanlığımızın beklenen, aruz edilen ve
olmaması gerçekten sıkıntı yaratan bir hizmetti. Bunu da gerçekleştirmiş
olmanın mutluluğu içerisindeyiz. Ayrıca, bu meyanda,
Resmî Gazete arşivinin -dikkatinizi çekiyorum- İnternet kullanımına açılması
projesi kapsamında, 7 Ekim 1920 yılından itibaren -dikkatinizi çekiyorum- 1920
yılından itibaren yayımlanmış tüm Resmî Gazeteler filme alınacak, İnternet’te
hizmete sunulacaktır. Yani, 1920 yılından itibaren herhangi bir Resmî Gazetede
bir araştırma yapmak isteyen kişi İnternet’e girdiğinde, o Resmî Gazeteye
ulaşma imkânına sahip olacaktır. Sayın Başkanım,
Başbakanlık merkez teşkilatı hakkında verdiğim bu bilgilerden sonra, bağlı
kuruluşlara ilişkin açıklamalara, izin verirseniz, gelmek istiyorum.
Hatırlanacağı gibi, geçtiğimiz yıl bu konuda bağlı kuruluşlarla ilgili değerli
Komisyonumuza ve üyelerine bilgi arz edememiştim. Sanıyorum, Muhalefet
Partisine mensup arkadaşlarımız, keşke diğer burada bütçeleri konuşulan kuruluşlarla ilgili de
Başbakanlık bütçe sunumu içerisinde kısa bilgiler verseydiniz veya bunu bir
kitapçıkta toplasaydınız çok iyi olurdu diye öneri gelmişti. Ben bunu son
derece haklı bulmuştum. Bu yıl mümkün olduğunca bunu gerçekleştirmeye çalıştık.
Konuşma kitapçığımın içerisinde, işte, Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım
Ajansı, Millî İstihbarat Teşkilatı gibi, biraz sonra kısaca değineceğim bağlı
kuruluşlarımızın bütçeleriyle ilgili de kısa bilgiler var. İnanıyorum ki, gerek
konuşmanızda gerek sorular faslında, bu kuruluşlarımızın bütçeleriyle ilgili
veya faaliyetleriyle ilgili sorularınız olacaktır. Bu soruları, ben veya o
kurumlarımızın burada üst düzey yöneticileri var, yetkilileri var, onlar
değerli sorularınızı da sormaya her zaman hazırdırlar, bunu da ifade etmek
istiyorum. Türkiye
Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı -ki, biraz önce bahsetmiştim- Hükûmetimizin
yatırımları artırma genel politika ve amacının bir göstergesi olarak, 2006
yılında, doğrudan Sayın Başbakana bağlı olarak kurulmuştur. 2007 bütçesinde
ajansa 30 milyon Yeni Türk Lirası ödenek ayrıldı. Ajansın
kuruluş maksadı, değerli arkadaşlarım, Türkiye’de yatırımların artırılması
amacıyla ülkedeki yatırım ortamının ve yatırım imkânlarının yatırımcılara
tanıtılmasıdır. Ajans, hızlı karar alabilen, hızla hizmet sunabilen, değişen
koşullara uyum sağlayabilen, özel sektör yaklaşımıyla çalışan esnek bir yapıda
teşkil edilmiştir. Bu amaçla, idari ve malî özerkliğe sahip, Başbakanlıkla
ilgili bir kamu tüzel kişiliği olarak oluşturulmuştur. Ajansa ihtiyaç fazlası
istihdamı engellemek üzere, toplam çalışan sayısı 30 kişiyle
sınırlandırılmıştır. Dikkatinizi çekmek istiyorum: Ajansa ihtiyaç fazlası
istihdamı engellemek için toplam çalışan sayısı 30 kişiyle sınırlandırılmıştır,
istismar edilmesin, sadece görevini en iyi şekilde yapsın düşüncesiyle. Destek
hizmetlerinde çalışacak personelin toplam çalışan sayısının yüzde 20’sinden
fazla olmaması ayrıca öngörülmüştür. Ayrıca, Devlet Personelden de sorumlu
olmam dolayısıyla bu son iki cümleyi özellikle altını çizerek ifade etme
ihtiyacını duydum. Millî
İstihbarat Teşkilatımızın 2006 yılı bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 20
civarında artış öngörüyor. Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğimizin bütçesi, yüzde 11,6 gibi, bir önceki
yılla kıyasladığımızda bir artış öngörüyor. Bu
arada, TÜBİTAK’la ilgili de, izin verirseniz, faaliyetleri hakkında kısa bilgi
arz etmek istiyorum. Sayın
Başkanım, konuşmaya başlarken ne kadar bir sürem olduğu konusunda bana bir
uyarıda bulunmamıştınız. BAŞKAN
– Sizin bağlı birimler çok fazla. Normalde, Bakanlıklara yarım saat veriyoruz
ama siz biraz daha… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ben, dikkat
ederseniz, efendim, özet halinde takdim ediyorum. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bizim süremiz 10 dakika Sayın Bakan. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Vallahi, onu ben
bilemem. Yani, onu siz takdir edeceksiniz. Ben sizin misafirinizim efendim. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Muhtasar ve müfit bir konuşma olsun Sayın Bakan. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bir saniye… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Muhtasar ve müfit... Hem kısa olacak hem verimli olacak. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Müfit benim
arkadaşım da, ne anlama geldiğini bilmiyorum. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Verimli, faydalı demek. BAŞKAN - Faydalı diyor. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, bu TÜBİTAK yönetiminin, âdeta,
mahkeme kararıyla yok sayılması biçiminde bir karar var. İsterseniz, böyle bir
kurul var mı yok mu? Yoksa, sizin açınızdan durumu izah edin de sonra… Yani,
yönetimi olmayan bir kurulsa şayet… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Kumkumoğlu,
ben, şimdi, izin verin, sunumumu yapayım. İnanıyorum ki, çok değerli
fikirlerinizden geneli üzerinde yapılan görüşmeler esnasında yararlanacağız.
Sizin çok değerli sorularınız olacak. Ben, bildiğim kadarıyla, eğer bilemezsem
TÜBİTAK yetkilileri buradadır, Başkan Vekili ve diğer arkadaşlar, onlar değerli
sorularınıza cevap verecektir. Ben,
vakti tasarruflu kullanmak için, izin verirseniz sunumumu yapayım. Daha sonra,
bu konuyla ilgili, mutlaka, sorularınız olacak, onları cevaplandırmaya
çalışırız. Sayın
Başkanım, TÜBİTAK, ülkemizde bilgi ve teknolojinin yerleştirilmesi,
geliştirilmesi ve benimsenmesi bakımından çok önemli bir kuruluşumuz.
Hükûmetimizin araştırmaya, yeniliğe, bilim ve teknolojiye verdiği önemin önemli
bir göstergesi bu alana ayırmaya devam ettiğimiz tarihî kaynaklardır. Dünyayla
rekabet ederek, etkileşerek, iş birliği yaparak, bununla birlikte, kendi hedef
ve gücümüze yönelik olarak bilimi, teknolojiyi, yeniliği desteklemek hepimizin
görevi. Bu alana ayrılan kaynak geleceğimizin de güvencesi. TÜBİTAK
2006 yılı bütçe ödeneği 965 milyon 158 bin YTL, 2007 yılı ödeneği ise 938
milyon 335 bin YTL. Dikkatiniz çekmiştir, azalma var. Azalış nedeni, Avrupa
Birliği çerçeve programları için TÜBİTAK tarafından Avrupa Birliği'ne ödenmekte
olan ulusal katkı payının, diğer aday ülkelerin de olduğu gibi, 7. Çerçeve
Programı’nda teşvik amacıyla düşük öngörülmesinden kaynaklanıyor. TÜBİTAK,
kurumsal gelişimiyle, performansıyla ve geliştirdiği ilişkilerle atılım
içindedir. TÜBİTAK bu sene de önemli görevler yerine getirmiş, geleceğimize
katkı yapacak yeni iş, sistem ve başarının altına imza atmıştır. Ayrıca,
TÜBİTAK, 2005-2010 yıllarını kapsayan Ulusal Bilim ve Teknoloji Stratejisi
Programını onaylamış ve uygulamaya başlamıştır. Ayrıca,
senelerden beri toplanamayan ve Başbakanın başkanlığında en üst bilim ve
teknoloji, politika mercii olan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, artık, yılda
iki kez olmak üzere, düzenli olarak toplanabilmektedir. Avrupa
Birliği'ne üyelik sürecimizin önemli alanlarından birisi de, hepinizin yakinen
bildiği gibi, araştırma alanıdır. Bilim ve araştırmanın entegrasyonun
araçlarından biri olduğunu takdirlerinize sunuyorum. Avrupa Birliği’yle üyelik
müzakerelerinde ilk kapatılan fasıl bilim ve araştırma faslı olmuştur. 2006
yılında yürütülen faaliyetlerin 2007 yılında da ulusal bilim ve teknoloji
politikalarının hayata geçirilmesini sağlayacak şekilde etkinliğinin ve
yaygınlığının artırılarak sürdürülmesi TÜBİTAK’ın hedefleri arasındadır. Değerli
arkadaşlarım, ayrıca, Türkiye Bilimler Akademisinin ki, Türkiye’de tüm bilim
alanlarındaki araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırmacılığı özendirmek
ve bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırmak gibi görevi var, gençleri bilim
ve araştırma alanında yönetmek ve yönlendirmek gibi görevi var, Türkiye’deki
bilimcilerin ve araştırmacıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve
korunmasına çalışmak gibi görevi var, bilim ve araştırma standartlarının
uluslararası düzeye çıkarılmasına yardımcı olmak gibi görevi var. Bu
kurumumuzun bütçesi de, yüzde 35,2 -bir önceki yılla kıyasladığımızda- artış öngörmektedir. Artış gerekçesi ise,
İstanbul’daki Süleymaniye Külliyesi’nde yer alan Rabi Medresesinin restore
edilerek bir bölümünün bilim tarihi ve kültür merkezi ile akademi kitaplığı
haline dönüştürülmesi ile yeni hizmet binasına taşınan kurumun işletme ve kira
giderlerinden kaynaklanmaktadır. Bu konuya da kısaca temas etme ihtiyacını
duydum. Değerli
arkadaşlarım, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun 2007 bütçesi, bir
önceki yılla kıyasladığımızda, yüzde 10,9 gibi bir artış öngörmektedir. Bilim,
tarih ve kültür temellerine dayanan geniş kapsamlı çalışmalar Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesinde yürütülmektedir bilindiği gibi. 2007
yılında, Kurumumuz, 38’nci Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları
Kongresi düzenleyecektir. Atatürk Araştırma Merkezi ise Atatürk Kongresi düzenleyecektir.
2007’yle ilgili bütçesinden bahsederken, 2007’de yapacaklarını da, bir iki
cümleyle, zaman darlığı nedeniyle ifade etme imkânı buldum. Değerli
Başkanım, saygıdeğer üyeler; Yüksek Denetleme Kurulunun 2006 yılı bütçesi de
bir önceki yılla kıyasladığımızda 12,1 oranında bir artış öngörmektedir. Yüksek
Denetleme Kurulu 2006 yılında 2005 yılı faaliyetine ilişkin 130 kurum ve
kuruluşun ve iktisadî, malî, idari ve hukuki ve teknik yönden yıllık denetimini
yapmış, aynı zamanda aciliyet kesp eden veya özel inceleme gerektiren konularda
beş özel inceleme raporu ve ivedi durum raporu hazırlamıştır. Değerli
arkadaşlarım, Devlet Personel Başkanlığının 2007 bütçesi, bir önceki yılla
kıyasladığımızda, yüzde 16,41 oranında bir artış öngörmektedir. Hükûmetimiz,
kamu görevlilerinin işe alınmasında ve görev içerisinde yükselmesinde
uygulanmakta olan merkezî sınav sistemi ve görevde yükselme uygulamasını büyük
bir titizlikle uygulamaktadır. Biraz önce de ifade etmiştim. Devlet Personelden
de sorumlu bir arkadaşınız olarak, kamuya eleman alımında mutlaka
kayırmacılığı, torpili ortadan kaldırmak için 1999 yılında Sayın Ecevit’in
isabetle başlatmış olduğu merkezî sistemle kamuya personel alımı uygulamasını
biz de büyük bir titizlikle yürütüyoruz. Aslında, bir Başbakanlık yönetmeliği
böyle bir sistemi getirmiştir. Yeni hazırladığımız ve Başbakanlığa da
sunduğumuz yeni Devlet Memurları Kanun Tasarısı’nda, biz, bunu, yani bu
zorunluluğu kanun hükmü haline getirmek istiyoruz. Yani, yönetmelik her zaman
değişebilir ama kanun haline getirirseniz merkezî sistemle personel alımını,
bunun değiştirilmesi tabiî Parlamentonun takdirine bağlı olur. O bakımdan,
Devlet Personel Başkanlığımız bu konuda son derece duyarlı hareket etmektedir. Ayrıca,
kamu kurum ve kuruluşlarında her statüde çalışmakta olan personele ilişkin
sayısal veriler hususunda kamu kuruluşları arasında bir istikrarsızlık olduğu
gözlemlenmektedir. Ne kadar personel var kamu kuruluşlarında diye sorduğumuzda,
Devlet Personel Başkanlığı, bir çırpıda, noktasına, virgülüne kadar bu sorunun
cevabını veremiyor, kurumlardan bunları istemek durumunda. Şimdi, PER-NET adını
verdiğimiz bir proje başlattık. Bu proje, sanıyorum, 2007 yılı sonunda faaliyet
geçmiş olacak ve Devlet Personel Başkanlığı, devlet kademelerinde çalışan tüm
personelimizle ilgili her türlü veriyi bir çırpıda verebilecek noktaya
gelecektir. Hatta, herhangi bir personelimizin ne zaman işe girdiği, nasıl
terfi ettiği, hangi noktada bulunduğu konusunda İnternete girildiğinde bir kamu
kuruluşunda, onları bulmak mümkün hale gelecektir. Bana göre, son derece
yararlı bir çalışmadır. Bu konudaki tüm teknolojik aletler alınmıştır, satın
alındı Devlet Malzeme Ofisi kanalıyla. Bunlar da yerleştirildi. Bunun
tanıtımını da kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte yapmıştık, ben de hazır
bulunmuştum. Çalışmalar da büyük bir titizlikle yürüyor. Bunun çok önemli bir
hizmet olduğunu düşünüyorum. Değerli
arkadaşlarım, ayrıca, Devlet Personel Başkanlığı, devlet memurlarının
yetiştirilmesi ve eğitilmesi, liyakat ve kariyer ilkesi çerçevesinde
yükseltilmeleri amacıyla 2006 yılı içerisinde kamu kurum ve kuruluşlarının
yaklaşık 5 bin personeline hizmet içi eğitim vermiştir. 2007 yılı içerisinde de
yaklaşık 9 bin personele hizmet içi eğitim vermeyi planlamaktadır. Değerli
arkadaşlarım, yeni kamu malî yönetim yaklaşımımızın geliştirilmesi yönünde
önemli bir aşama olarak gördüğümüz 2007 Malî Yılı Bütçesi ile kamu yönetiminde,
kamu harcama yönetiminde, bütçe sürecinde kaydettiğimiz gelişmelerin ülke
kalkınması düzleminde de devam etmesi amaçlanmaktadır. Sadece gelişme ve
kalkınma değil, bunun sürdürülebilirliğinin de sağlanması gerektiği bilincini
her zaman korumaktayız. 2007
Malî Yılı Başbakanlık Bütçesi görüşmelerinde gösterdiğiniz ve göstereceğiniz
ilgi nedeniyle şimdiden Sayın Başbakanıma ve Komisyonumuzun değerli üyelerine
teşekkürlerimi sunuyorum. Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarla ilgili 2007 yılı
bütçesi bağlamında sizlerle paylaşmayı düşündüğüm bilgilerim bundan ibaretti.
Özet halinde sizlere takdim etme imkânı buldum. Şimdi,
izin verirseniz, Bakanlığıma bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçesiyle ilgili
de sizlerle bazı hususları paylaşmak istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, sosyal bünyemizde daima birleştirici ve kaynaştırıcı bir rol
oynayan vakıflar, toplum yararı, yurdun imarı ve tabiatın korunması gibi yüce
gayeleri her zaman ön planda tutmuştur. Uzun ve itibarlı bir geçmişe sahip olan
vakıflar, Türk kültürüne, ekonomisine ve sosyal yaşantısına çok yönlü
hizmetleriyle, devlete destek olma yönünde öncü olmuştur. Türk düşünce ve hayat
tarzının oluşturduğu vakıflar, çağdaş kültür ve medeniyete, özveri,
yardımlaşma, dayanışma, ırk, dil, din, mezhep ve görüş ayrılıkları olmaksızın
birlikte yaşama, acıyı ve tatlıyı birlikte paylaşma gibi insanlığın ve insanca
yaşamanın vazgeçilmez kriterlerini kazandırmıştır. Vakıflar, tarihimizin
derinliklerinden gelen ve atalarımızla aramızdaki en sağlıklı köprüleri
oluşturan kurumlarımızın başında gelmektedir. Sayın
Başkanım, değerli arkadaşlar; günümüzde 41.720 adet mazbut, 297 adet mülhak,
4.450 adet yeni ve 161 adet cemaat ve esnafa mahsus vakfın iş ve işlemleri
ecdat yadigârı 18.500 adet tarihî eserin bakımı, onarımı ve yaşatılması ile
vakıfların vakfiye amaçlarını gerçekleştirme faaliyetlerinin denetimi
Başbakanlığa bağlı özel bütçeli bir kuruluş olan Vakıflar Genel Müdürlüğü
tarafından yürütülmektedir. Değerli
arkadaşlarım, geçtiğimiz sene de, bütçesiyle ilgili burada bir bilgi verirken
farklı bir yaklaşımda bulunmuştum. Hatırlatmak için, izin verirseniz, yine aynı
sözleri tekrar etmek istiyorum. 2006
yılı bütçesi burada görüşülürken, öz kaynaklarıyla faaliyetlerini yürüten
Vakıflar Genel Müdürlüğünün şu anda genel bütçeden hiçbir yardım almadığını,
destek almadığını ifade etmiştim. O nedenle, bütçesinin -2006 yılı için
konuşuyorum- elde edebileceğimiz gelirlere uygun şekilde Bütçe Kanunu’nda yer
almasını öngörmüştüm. Siz de, eksik olmayın, bize destek vermiştiniz. Biz,
doğrusu… Yusuf, ne kadar önermiştim Maliye Bakanlığına? VAKIFLAR
GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT – 600 efendim. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – 600 mü önermiştik? VAKIFLAR
GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT – Evet. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Evet, 600
önermiştik, çünkü, yani, öz kaynaklarımızın 600 milyon Yeni Türk Lirası, yani,
eski para cinsinden 600 trilyon dolarlık bir bütçe önerdik. Ancak, Maliye
Bakanlığımız bunu 393.585 olarak öngördü. Ben, gerek Maliye Bakanımızla gerekse
Sayın Şener’le bu durumu görüştüm. Tabiî, bütçe tekniği açısından belki böyle
bir değerlendirmede bulunuldu. Ama, ben kendilerine şunu söyledim: Biz genel
bütçeden, sizden herhangi bir para istemiyoruz. Vakıflar Genel Müdürlüğü,
imkânlarını kullanarak, 2003 yılında bütçesi 40 trilyonken bunu 2006 yılında 10
misli artırarak 400 trilyona çıkarmayı başarmış ve 2007 yılında da bunu 600’e
çıkarmayı öngörüyorsa buna destek verilmesi gerekir. VAKIFLAR
GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT – 800 garanti efendim. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – “800 garanti” diyor
Genel Müdürümüz. ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Bakanım, herhâlde, IMF’ye yatırımları
göstermemek için… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Efendim, benim
muhatabım IMF filan değil, benim muhatabım sizlersiniz. ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Hayır, Maliye Bakanı ondan tırpanladı herhâlde. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Evet, şimdi, tamam,
siz de bize destek vereceksiniz. Bunları onun için söylüyorum. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Biz size destek veririz de arkadaşlarınız verir mi? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Verir,
arkadaşlarımız da verirler. Şimdi,
Vakıflar Gene Müdürlüğü var olan potansiyelini ve imkânlarını en iyi şekilde
kullanarak, başka yerlerden, yani genel bütçeden para almaksızın eğer bir imkân
sağlıyorsa ve 18.500 tane vakıf eserinin sadece 2 bine yakınını şu anda restore
edebilmişsek, onarabilmişsek, daha geriye ayağı yukarı 16 bin 500-17 bin tane
vakıf eseri el atmayı bekliyorken, tabiî ki, bize, en azından, bu vakıf
eserlerini onarma bakımından destek olunması gerekir diye düşünüyorum. O
nedenle, belki önerilerimiz olacaktır, önergelerimiz olacaktır. Bütçesiyle
ilgili, o nedenle, şimdi fazla bir şey söylemiyorum ama Bütçe Kanun
Tasarısı’nda 2007 yılı bütçesinin 393 milyon 585 bin YTL olarak öngörüldüğünü
ifade edeyim. Ama, biz, daha fazla öz kaynakla gelir elde etmeyi planlıyoruz.
Buna uygun bir bütçe Plan Bütçe Komisyonumuzdan kabul edilerek Genel Kurula
inerse, inanıyorum ki, ben, vakıf eserlerine hep birlikte daha fazla sahip
çıkma imkânı elde ederiz. Ve
üstelik, elde ettiğimiz bu bütçenin, biz, en az yarısını yatırımlar için
kullanabiliyoruz. Şunu iftiharla söyleyebilirim: Şu anda Türkiye’de bütçesinin
en az yarısını yatırımlar için kullanabilen başka bir kurum da yoktur. Hatta,
yarıdan fazladır. O nedenle, böylesine başarılı hizmetler yapan Vakıflar Genel
Müdürlüğümüze ve onun değerli personeline yardımcı olunacağından eminim. Değerli
arkadaşlarım, vakfiyeler gereği ihtiyaç duyulan yerlerde imaret açmak ve bu
imaretlerde fakir ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlarımıza aş vermek Vakıflar
Genel Müdürlüğünün asli görevleri arasındadır. Kuşkusuz ki, hükümetlerin ve
devletin amacı, gayesi daha fazla fakire ve yoksula yardım götürmek, onlara
sıcak yemek sunmak değildir, aslında, bu tür insanlarımızın hiç kalmayacağı bir
toplum düzeni meydana getirmektir. Ancak, maalesef, Türkiye’de yardıma muhtaç
insanlarımız da var. Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakfiyelerindeki şartları yerine
getirme adına aşevleri de açmaktadır. Bunun sayısında son yıllarda ciddî bir
artış olmuştur. Bu konuşma kitapçığımız sizlere dağıtıldı, burada var. Sadece
şunu söyleyeyim: 2002 yılında 57 iken aşevi sayımız, 2006’da bu sayı sanıyorum
94’e çıktı ve ulaşılacak insan sayısı, yani, yardım alınacak insan sayısı 82
bine çıktı. 2007’de de 100 bin kişi hedeflemekteyiz. Ayrıca,
yeni bir hizmet daha başlattık. Vakıflar Genel Müdürlüğü sosyal hizmet alanına
bir yenisini daha ekledi. 2006 yılında ilköğretim ve ortaöğretimde okuyan
şehit, dul, yetim ve tabiî afetlerden zarar gören ailelerin öğrencilerine burs
vermeye başladık. Böyle bir hizmet de sunmaya başladık. 2006 yılında 3 bin
olarak belirledik burs verilecek öğrenci sayısını, 2007’de de bunu 5 bine
çıkarmayı hedefliyoruz. Ayrıca, malumlarınızdır… VAKIFLAR
GENEL MÜDÜRÜ YUSUF BEYAZIT – 50 milyon veriyoruz. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – 50 milyon
veriyormuşuz. Yani, ilköğretim ve ortaöğretimdeki çocuklarımıza. Bunların da
şehit, dul, yetim ve tabiî afetlerden zarar gören ailelerin çocukları olması
aranıyor. Bezm-i
Âlem Vakıf Gureba Hastanesi daha önce on yıllığına Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığına tahsis edilmişti. 5283 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesi gereğince de
Vakıflar Genel Müdürlüğüne yeniden devredildi. Hastane, Genel Müdürlüğümüzce,
vakfiye şartlarına uygun, çağdaş bir anlayışla fakir hastalara hizmet vermeye
devam etmektedir. Tabiî, bu hizmetini daha çağdaş anlamda yapabilmesiyle ilgili
de, Genel Müdürlüğümüzün, tabiî, yeni devraldığı için, hastane üzerinde
birtakım çalışmalar yapması gerekir. Sayın Beyazıt da bu konuda son derece
duyarlı davranmaktadır. Değerli
arkadaşlarım, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetim ve denetiminde, biraz önce
ifade ettim, 18.500 adet korunması gerekli eski eser bulunmaktadır. 2002
yılından önceki dört yıl içerisinde bir baktık ne kadar vakıf eseri onarılmış?
46 tane toplam. Ama, bu dönemde, yani, üç yıllık dönemde 1.111 onardığımız
vakıf eserinin açılışını toptan yapmak durumunda kaldık, her birini gidip açmak
için zaman yoktu. Yedi bölgeye bağlanarak Adana’da yaptık. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Divriği Ulu Camii de dahil mi buna? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kültür Bakanlığıyla
ilgili orası. Ayrıca,
2006 yılında 1.500 eserin onarımını tamamlamaya çalışıyoruz. 2007 yılında da
710 eserin onarımını planladık. Tabiî, demin söylediğim gibi, bütçe imkânları
artarsa, biz, daha fazla vakıf eserini onarma imkânına da sahip olacağız. Değerli
arkadaşlar, Vakıflar Genel Müdürlüğü için taşınmazların sayısının hâlihazır
durumunu bilmek, sağlıklı bir envantere sahip olmak çok önemlidir takdir
edersiniz. Aslında, göreve geldiğimde “ne kadar bizim tarihî vakıf eserimiz
var” dediğimde bana 9.500 civarında bir rakam verilmişti ama aslında, bunun 1
misli, 18.500 civarında olduğu… Hatta, şimdi soruyorum, hayır daha tespit
edemediğimiz, Vakıflar Genel Müdürlüğünün denetimi içerisine almamız gereken,
yıkılmaya yüz tutmuş veya bir kısmı yıkılmış, ayakta daha başka vakıf
eserlerinin de olduğunu söylüyorlar. Yani, bu 18.500’ü de aşacak. Bu
zamana kadar tabiî ki çalışılmış. Ben, daha önceki yönetimleri eleştirmek için
bunu söylemiyorum. Ama, gerçekten, tam bir vakıf medeniyeti üzerindeyiz. O
nedenle, ecdadımız, her yere, vakıflar yoluyla birçok eser bırakmış. Bunların
kimisi yıkılmış, kimisi bakımsız hale gelmiş, işgal edilmiş. Bunlara sahip
çıkma noktasında ciddî bir çalışma yapıyorlar. Şimdi, tüm tapular taranarak,
coğrafî bilgi sistemi dediğimiz bir projenin şu anda çalışmaları yürütülüyor.
Fotoğraflar, hâlihazır haritalar, imar planları ve kadastral haritaları
çıkarılıyor ve bunlar tamamlandı. Veri güncelleme ve kontrol işlemleri de büyük
bir hızla devam etmektedir. Vakıflar
Genel Müdürlüğüne ait gayrimenkuller yıllarca atıl durumda bırakıldı. Son dört
yılda yapılan çalışmalarla 50 adet gayrimenkul yap-işlet-devret modeli, 38 adet
tarihî eser restore et-işlet-devret modeli ve 146 adet gayrimenkul kat
karşılığı modeliyle değerlendirildi. Bunlar için 490 milyon YTL’lik yatırım
gerçekleşti. Kurum bütçesinden, bir kuruş harcama yapılmadı, çünkü,
yap-işlet-devret, restore et-işlet, kat karşılığı olduğu için ve buralardan
biz, yüzlerce daire, işyeri aldı. Şimdi bunların kiralarıyla artıyor işte bu
şeyler. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Bu yap-işlet-devret süresini artırmayı biz
önermiştik hatırlarsanız. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Evet, yirmi
dokuz olmuştu, şimdi aşağıda
görüşülmekte olan tasarıda kırk dokuz olarak getirdik. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Daha önce on yıl getirmiştiniz siz, yirmi dokuz yıla
çıkarın demiştik. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Biliyorum. O zaman
kimse talip olmuyordu Akif Bey. Haklısınız. O zaman, şimdi adam 5 yılda bir
yeri restore edecek, bir beş yıl da orayı çalıştırırsa yaptığı masrafı
karşılayamıyordu. O nedenle, çok isabetle önerdiniz. Biz de zaten düşünüyorduk.
Yirmi dokuz yıla çıktı gerçekten. Bu yap-işlet-devrette sayının artması, tabiî
ki, bu yirmi dokuza yıla çıktıktan sonra büyük bir hızla çoğalmış oldu. Değerli
arkadaşlarım, 4916 sayılı Kanun kapsamında yer alan ve üzerinde toplu yapılaşma
bulunan işgalli vakıf taşınmazlarının hazine mülkiyetindeki taşınmazlarla
trampa işlemleri büyük bir hızla devam ediyor, tamamlanmak üzere; başka İstanbul
olmak üzere, Antalya olmak üzere. Vakıflar
Genel Müdürlüğünün mevcudiyet sahibi olan ve yıllarca bugünkü dile
çevrilemeyen, çeşitli arşivlerde dağınık ve bakımsız bir şekilde bulunan
vakfiye, hüccet, berat, ilam, şahsiyet kaydı gibi belgelerin derlenerek
bilgisayar ortamına aktarılması; Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Dönemi kültür
ve medeniyetine ait bilgi ve belgelerin İnternet ortamında Türk ve dünya
kamuoyuyla paylaşılmasını içeren Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi (kısa adı
“VAYS”tır) Projesinin çalışmaları büyük bir hızla yürüyor. Yani, ne kadar belge
varsa sağda solda, depolarda bir taraflara atılmış… Ama, bunlar tarihî
belgeler. Şimdi, bunların hepsi derleniyor, toparlanıyor, filmlere alınıyor,
bunlar bilgisayar ortamına yüklenecek. Ayrıca, tabiî, bunların altına bugünkü
Türkçe’yle ne anlama geldiği, burada ne yazılı olduğu ifade edilecek. Yani,
merak eden herkes, araştırmacılar, bilgisayara girdiklerinde bu belgelere
ulaşma imkânına sahip olacaklar. Bunlar binlerce, milyonlarca ama bir tarafa
atılmış. Bunlar tarihî eserler, bize emanet. Bunlarla ilgili de, Vakıflar Genel
Müdürlüğümüz, gerçekten ciddî bir projeyi şu anda gerçekleştirmek üzere. O
bakımdan, Sayın Genel Müdüre ve Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün değerli
personeline teşekkür ediyorum. Vakıflar
Genel Müdürlüğü paha biçilmez taşınır eski eserlere sahip. Ancak, müzecilik
faaliyeti yıllar boyu ihmal edilmiş. Bu nedenle, vakıf eserlerimizin daha iyi
korunması ve teşhirleri için, vakıf eserlerinin yoğun olduğu İstanbul, Ankara,
Edirne, Bursa, Konya, Sivas, Kayseri, Kastamonu, Gaziantep, Erzurum, Antalya
illerimizde vakıf eserler müzelerinin açılma çalışmaları devam ediyor. 2007
yılında bu müzelerin açılışlarını inşallah gerçekleştireceğiz. Değerli
arkadaşlarım, ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan komisyon
çalışmaları sonucunda yeni Vakıflar Kanunu Tasarısı Türkiye Büyük Millet
Meclisine sevk edildi. Plan Bütçe Komisyonunda görüşüldü ve şu anda Genel
Kurulda… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Burada görüşülmedi. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Affedersiniz. Çok
özür dilerim, özür dilerim… Adalet Komisyonunda görüşüldü. Önce buraya havale
edilmiş idi. Sanıyorum, buranın yoğunluğu nedeniyle daha sonra bize Adalet
Komisyonundan bir davet geldi, oraya gittik. BİRGEN
KELEŞ (İstanbul) – Hiç mazeret olamaz. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Neyse, onun içine
girmeyelim. Adalet Komisyonunda da alt komisyon kuruldu, üst komisyonda hukukçu
arkadaşlarımız, özellikle Cumhuriyet Halk Partisine mensup arkadaşlarımız
komisyonda çok ciddî katkılar sağladılar, çok ciddî katkılar sağladılar, biz
kendilerinden büyük ölçüde yararlandık ve şu anda Genel Kurulda çalışmaları
devam ediyor. Tabiî, orada bu görüşmeler yapıldığı için, bu tasarı neler
getiriyor, hangi amaçla hazırlandı, bunlarla ilgili, zaman darlığı nedeniyle
sizlere bilgi veremiyorum ama sorularınız olursa, tabiî, bu konuda da bilgi
veririm. Bu konudaki notlarımı da yanımda getirdim. Değerli
arkadaşlarım, böylece, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2007 Malî Yılı Bütçe Kanun
Tasarısı üzerinde bir değerlendirme yapma imkânı buldum. Beni dikkatle
dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2007 Yılı
Bütçe Kanun Tasarısının memleketimize, milletimize ve Vakıflar camiasına
hayırlar getirmesini diliyorum ve son olarak, şimdi, spora geliyoruz efendim. Sayın
Başkanım, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri; Gençlik Spor Genel
Müdürlüğünün 2007 yılı Bütçe Kanun Tasarısıyla ilgili görüşlerimi sizlerle
paylaşmak istiyorum. Kitapçık olarak sizlere dağıtılmıştır. Değerli
arkadaşlarım, kendine özgü kuralları, dili ve ahlakıyla dinamik bir yapı arz
eden spor, günümüzde sosyal hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri haline
gelmiştir. Spor, sporcu açısından kazanmaya dönük teknik ve fiziki bir çaba,
izleyen açısından yarışmaya dayalı estetik bir süreç, uluslar arasından ise bir
gelişmişlik göstergesidir. Toplumlar
üzerindeki yapıcı etkisi ve birleştirici özelliğiyle dünyaca kabul görmüş bir
paylaşım aracı olan spor, sağlıklı insanlardan oluşan mutlu ve barışçı bir
toplum oluşturulmasında en etkin bir yoldur. Değerli
arkadaşlarım, geçmişte geleneksel kültürlerin bir parçası olarak yaşanan spor,
günümüzde ulusların birbirlerine olan üstünlüğünü ifade etmekte, spor alanında
elde edilen başarılar, ülkelere uluslar arası alanda büyük saygınlık
kazandırmaktadır. Tüm
bu evrensel özelliklerin yanı sıra spor, gençlere ulaşabilmenin en kolay ve en
etkili yoludur. Aynı zamanda geçlere enerjilerini doğru şekilde kullanma
olanağı sunarken, kurallara uymayı, birlik, dayanışma, iş birliği ve paylaşma
ilkelerini yerleştirerek, bireyin topluma uyumunu sağlamaktadır. Bu yolla
gençler bir yönden başarı için sabır, özveri ve disiplin içinde çalışmanın
gerekliliğini, diğer yandan yenilgiyi kabullenmeyi ve kendinden daha iyi olanı
takdir edebilmeyi öğrenmekteler. Değerli
arkadaşlar, sporun bunca önemli işlevleri dikkate alındığında, ülkemiz,
anayasasında sporla ilgili hükümler bulunan dünyadaki ender ve geleceği parlak
ülkelerden biridir. Anayasamızın 58 ve 59’uncu maddelerinde yer alan
hükümlerle, sporun kitlelere yayılması teşvik edilmiş, bu konudaki görev
devlete verilmiş ve devletimizin adına bu görevi ifa, görev ve sorumluluğu da
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüze tevdi edilmiştir. Bu
görevleri Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz şu anda merkez ve taşra
teşkilatında çalışan 6.172 personeliyle vermektedir. 2004 yılında personel
sayımız 6.702 idi, 2005’te bu 6.451’e indi, 2006’da da 6.172 kişiyle genel
müdürlük faaliyetlerini yürütmektedir. Gençlik
ve Spor Genel Müdürlüğünün özellikle 2003 yılından bu yana yürüttüğü yoğun
çalışmalar neticesinde, 2002 yılında 278.047 olan lisanslı sporcu sayısı,
2005 yılında 776.683’e, bugün ise, 1.
099. 438’e ulaştı. Millî
Eğitim Bakanlığınca verilen 435.366, Türkiye Futbol Federasyonunca verilen
195.761 lisanslı sporcu sayıları da dikkate alındığında, şu anda, Türkiye’de
lisanslı sporcu sayımız 1. 730. 565’tir. Bu sayının artışında Gençlik ve Spor
Genel Müdürlüğünün üstün çabaları önemli bir yer tutarken, Türk sporunda elde
edilen sportif başarılar ve ülkemizde gerçekleşen dev uluslar arası
organizasyonlar da, gençlerin spora katılımlarına büyük oranda etki yapmıştır. Ancak,
değerli arkadaşlarım, bu sayı asla Türk spor teşkilatı için yeterli ve geçerli
bir hedef değildir. Lisanslı sporcularımızın hızla arttığı ve faal spor
katılımının yediden yetmişe sağlandığı bir Türkiye teşkil edilinceye kadar bu
gayretimiz hep birlikte devam etmelidir. Sanıyorum nüfusu bizden birkaç milyon
daha fazla olan Almanya’da lisanslı sporcu sayısı 30 milyondur. Biz de onun
nüfusuna yakınız, ama biraz önce söyledim, işte 1.730.565 lisanslı sporcumuz
var. Demek ki, bu konuda ciddi bir açığımız var. Bunu kapatmak ve gerçekten
gençlik ve spor alanında faaliyetlerimizi gençlerimize ulaştırmak için daha
yoğun çaba sarf etmek durumundayız. Değerli
arkadaşlarım, Genel Müdürlüğümüz bütçesinden, eğitim öğretim kurumlarıyla spor
kulüplerine ayni ve nakdi yardım da bütçe imkanları nispetinde
yapılabilmektedir. 2005 yılı sonu itibariyle spor kulübü sayımız 6.842, okul
spor kulübü sayısı 401 iken, 2006 yılında spor kulübü sayısı 7.306, okul spor
sayısı 587’ye yükseldi. Ülkemizin nüfusu ve genç potansiyeli dikkate
alındığında, bu rakamlar da takdir edersiniz ki, son derece yetersizdir. Ama,
özellikle ilk öğretimden başlayarak, orta öğretime kadar okullarımızı aktif
sporun içine sokmayı başardığımızda, adeta okullarımızı birer spor kulübü
olarak örgütleyebildiğimizde, ben lisanslı sporcu sayımızın büyük oranda
artacağına hatta ilk öğretimden başlayarak çocuklarımızı kabiliyetlerine
nispetinde bir spor dalına yönlendirdiğimizde, başarılı sporcuların sayısının
da hızla artacağına yürekten inanıyorum ki, bu doğrultuda çok ciddi gelişmeler
var, son derece tablolarla karşılaşmaya başladık. Değerli
arkadaşlar, sporumuzun en büyük eksikliklerinin biri de, antrenör sistemi ve
antrenör sayısının yeterli seviyeye çıkarılmamasıdır. Bu konuda Genel
Müdürlüğümüz ciddi bir çalışma yapıyor. 2003 yılı itibariyle 20.470 olan
antrenör sayımız, 2004’te, 25.544’e, 2005 yılında 28.025’e, 2006 yılında da
31.963’e çıktı. Yani, demek ki, 11 bin daha yeni antrenörü Türk gençlerinin
hizmetine sunmuş olduk. Spor teşkilatımız daha çağdaş ve Avrupai bir antrenör
eğitim programı ve müfredatını da hazırlayarak hayata geçirmektedir. Değerli
arkadaşlar, dönemimizde daha önce var olan sponsorluk yasasında bir değişiklik
yaptık. Türk sporunun önünü açan yasal düzenlemelerin köşe taşlarından biri
olarak sponsorluk yasasının kapsamını genişlettik. Sonucunda Gençlik ve Spor
Genel Müdürlüğünün yanı sıra federasyonlarımız, spor kulüplerimiz ve
sporcularımız hem organizasyon hem de tesis bağlamında bu yasadan faydalanır
hale geldi. Arkadaşlar sponsorluk yasasını çıkarmak önemli değil. Bu ne
demektir, ne gibi avantajlar sağlar, sponsor olmak isteyen kuruluşlara. Bu
konuda bir bilgi eksikliği var. O nedenle, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz
önümüzdeki ay 4-5 Aralıkta Birinci Sporda Sponsorluk Kongresi düzenliyor.
Yasanın geniş kapsamlı olarak uygulanmaya başlandığı 16 Haziran 2004 tarihinden
15 Ekim 2006 tarihine kadar geçen 27 aylık dönemde, spora ve sporcuya
35.284.653 YTL tutarında kaynak sağlandı. Yani, sponsorluk yasası, spor
kulüplerimize, federasyonlarımıza hatta bireysel sporcularımıza 35 milyon YTL
civarında bir kaynak oluşturdu ki, bunun yüzde 59’u nakti, yüzde 41’i ayni
sponsorluktur. Eğer, biz sponsorlukla ilgili tanıtımı çok ciddi şekilde
yaparsak, spor malzemelerinin temininden tutunuz da, spor yapmak isteyen
gençlerimiz ve spor isteyen ama imkansızlıkları nedeniyle bu konuda faaliyetleri
çok kısıtlı olan kulüplerimiz, inanıyorum ki, sponsorluk yasasından
yararlanarak, faaliyetlerini daha çok artırma imkanına sahip olacaklardır.
Sponsorluk yasasının kapsamının genişletilmiş olmasının yararlarını büyük
ölçüde görmeye başladık. Değerli
arkadaşlarım, gençlik hizmetlerine gelince; gençlerin serbest zamanlarına
çeşitli kültürel, sosyal ve sportif faaliyetlerle değerlendirmelerini sağlamak
amacıyla, ülke genelinde 129 gençlik merkezi faaliyet göstermektedir. Bu
merkezlerde yürütülen etkinliklerle 40 bin gencimiz yararlanmaktadır. Ayrıca,
yaz aylarında düzenlenen gençlik kamplarımız vardır. Bu katılımla birlikte biz
her yıl 50 bin tane gencimizi, bu gençlik kamplarında eğitime tabi tutma
imkanına sahip oluyoruz. Ayrıca, yıl içerisinde 13-17 yaş grubuna dahil olup,
maddi imkanı kısıtlı olan, yaşadığı yerden başka bir yeri görme imkanı
bulamamış gençlerimiz, ulaşım, yol harçlıkları ve kumanyalarda dahil olmak
üzere tüm masrafları Genel Müdürlükçe karşılanmak suretiyle evlerinden alınarak
kamp merkezlerine ulaştırılıyor ve kamp bitimine kadar aynı şekilde evlerine
teslim ediliyor. Ne ailelerinden ne kendilerinden bir para almıyoruz, özellikle
yazın bunu uyguluyoruz. Doğa kampları, yani yaylada, deniz kenarında Genel
Müdürlüğümüzün kamplarında özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelmiş olan
gençleri bu kamplarda gördüm, onların heyecanını orada yaşadım. Ne kadar mutlu
olduklarını tespit ettim. Bu beni de son derece mutlu etti. Evlerinden aldık,
tekrar bunları evlerine teslim ettik. Bunlar kendi köylerinden kentlerinden
başka bir yeri görmemişlerdi. İzmir’de Çeşme kampında bunu görmüştüm.
İnanıyorum ki, bu faaliyetlerimiz bundan sonra da artarak devam edecektir ve
devam etmelidir. Değerli
arkadaşlarım, ayrıca, bizim dönemimizde başlayan “Sporla tanış” diye bir
projemiz var. Spor yapma imkanı bulamayan veya son derece kısıtlı imkanlar
sebebiyle spora başlayamamış çocuk ve gençlerimizi sporun içine çekmek ve spora
yöneltmek için gerçekleştirilen bir projemiz, bu yıl da sürdürüldü, geçtiğimiz
iki yıl içerisinde sürdürülmüştü. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yirmiüç
il ve ilçe merkezlerinde yedi ila onsekiz yaş gruplarında yer alan çocuk ve
gençlerimize yönelik olarak hazırlanan projemizin ikinci aşamasında ağustos ayı
itibariyle 27.100 sporcu öğrenci, 412 eğitici, 214 kulüp artışı, 104 bin
lisanslı sporcu artışı sağlanmıştır. Değerli
arkadaşlar, demin uluslar arası önemli organizasyonlara ev sahipliği
yaptığımızı, bunun sporun tanıtımında ve gençlerimizin spora yönelmesinde etkin
olduğunu ifade etmiştim. Formula-1 yarışları bilindiği gibi İstanbul Park’ta
gerçekleştiriliyor. Orası Vakıflar Genel Müdürlüğünündür, orayı yapan İstanbul
Ticaret Odasının büyük ortak olduğu firmaya kiraya verdik, yani Vakıflar Genel
Müdürlüğü de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün birlikte hareket ederek
oluşturduğu, sanıyorum dünyanın en iyi pistlerinden bir tanesidir ve burada
yapılan, uluslar arası otomobil yarışları, dünyada çokça seyredilen ve çokça
seyircisi olan ve birçok televizyonunda naklen yayınladığı bir organizasyondur.
Bunun Türkiye’nin tanıtımına da ciddi katkı sağladığını biliyoruz. Zaten bunu
yaparken amaçlarımızdan bir tanesi de oydu. Yine, aynı piste, iki yıldır
motosiklet dünya şampiyonasını organize ediyoruz, o da, dünyada dikkatle
izlenen bir organizasyondu. Ayrıca,
değerli arkadaşlar, biz bunların dışında başka uluslar arası organizasyonlara
da talip olduk. Örneğin, Birinci Karadeniz Spor Oyunları, Trabzon’da
gerçekleşecek. Ne zaman; önümüzdeki yıl, temmuz ayında. Buraya, Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Örgütü üyesi onbir ülke katılacak, yani önümüzdeki yıl
Trabzon uluslar arası ciddi bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. Orada bir
hazırlık ve düzenleme kurulu oluşturuldu. Genel Müdürümüz sürekli konuyu takip
ediyor. Aslında, bende bu hazırlık düzenleme kurulunun başkanlık görevini
yürütüyorum. Orada valimiz, belediye başkanımız, rektörümüz herkes bu
organizasyon başarıyla çıkmak için her türlü gayreti gösteriyorlar. Tıpkı, 2005
yılında İzmir’de, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla gerçekleştirdiğimiz,
Üniversiyat oyunlarında başarılı olduğumuz gibi, Trabzon’da da Birinci
Karadeniz Spor Oyunlarında inşallah başarılı olacağız. Dikkatinizi çekiyorum,
her iki belediye de Cumhuriyet Halk Partilidir. Ama, sporda particilik olmaz. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan, Mersin’i de alacak mısınız? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Mersin’i de
alıyoruz. Mersin’de Cumhuriyet Halk Partili, Mersin’i de 2013 Akdeniz
Oyunlarına almaya çalışıyoruz. HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Bakan, niye ayrıcalık yapıyorsunuz? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Bu ayrıcalık
sayılmaz… Efendim, talip oldular. Şimdi,
Erzurum’a geliyorum. Erzurum’da AK Partili, tabii orada da, 2011 Kış Üniversite
Oyunlarına talibiz. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – CHP’yi, 2011 yılından önce belediye başkanlığını
alamaz diye düşündünüz herhalde?!.. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – 2011’den önceki
organizasyonlar sahiplerini buldu. Önümüzdeki yılın ocak ayında Torino’da
uluslar arası üniversite sporları federasyonları birliğinin genel kurulunda bu
karar verilecek. Tabii başka ülkelerde var talip olarak, ama Türkiye olarak,
Erzurum olarak biz de çok iddialıyız. Nitekim, orada kapalı buz pisti alanıyla ilgili
projeyi de yatırım programımıza aldık, ödeneğini de ayırdık. Sanıyorum, şu
sıralarda da ihale hazırlıkları devam ediyor. Yani, gelenlere, biz bu işte
ciddiyiz, işte tesisleri de yapmaya başladık diyoruz. Değerli
arkadaşlar, bazı organizasyonları alıyoruz ve başarılı oluyoruz. Üniversiyat bu
iş için çok önemli bir propaganda vesilesi oldu. Üniversiyat nedeniyle uluslar
arası federasyonların başkanları İzmir’e geldiler. Orada bizim başarımızı
gördüler ve şimdi dünya şampiyonası, Avrupa şampiyonası gerektiğinde önce
Türkiye akla geliyor. Hatta bizim federasyon başkanlarımız öneri getiriyorlar.
Diyorlar ki, şu dünya şampiyonasını Türkiye’de yapabilir miyiz şeklinde. O
nedenle, biz, bunu, Türkiye’de tesisleri hazır olan illerimize dağıtmaya
çalışıyoruz. Ergun
bey, Tokat İli hazır mı? ERGUN
DAĞCIOĞLU (Tokat) – Zatı alinizin hizmetleriyle çok kısa zamanda
hazırlanacaktır. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Hazırsa,
memnuniyetle. Sayın
Biner, Van hazır mı? HACI
BİNER (Van) – Hazır Sayın Bakanım. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Van’a da verelim. Spor
partiler üstüdür. Ben dört yıldır spordan sorumlu bir Bakan arkadaşınız olarak,
sporun siyaset üstü, partiler üstü olma özelliğine elimden geldiği kadar riayet
etmeye çalışıyorum. O bakımdan, sporla ilgili buraya sanıyorum dört tane kanun
tasarısı sevk ettik. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Federasyon seçimlerinde gösterdiğiniz gayretin
anlamı ne o zaman Sayın Bakan? Bütün federasyonlar için söylüyorum. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Hala anlayamadınız
mı? GÜROL
ERGİN (Muğla) – Bilmeniz gerek. BAŞKAN
– Arkadaşlar, sorularınız varsa, sonra alacağız. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Ben hiçbir
federasyonumuzun genel kurulunun ne zaman yapıldığını bilmem. Hatta bana
soruyorlar “falan federasyon seçimi ne zaman” diye, ben bilmem dedim kardeşim o
işleri. O işleri, federasyonlarımızı özerk yapmış. Sayın Kumkumoğlu,
federasyonlarımızın hepsini özerk yaptık özerk. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Sayın Genel Müdür, evet bu doğrudur
derse o zaman inanacağım. BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) – Değerli
arkadaşlarım, yatırımlarla ilgili bilgi vereceğim; ama, bakın on sayfa “nerede
ne yatırım yapıyoruz” diye bir bölüm var. Sizlere dağıttım; ancak, sadece sonuç
olarak, Genel Müdürlüğümüz imkanlarıyla şu anda yapımı devam etmekte olan spor
tesisleriyle ilgili rakamsal bilgiler vererek, izin verirseniz konuşmamı
tamamlayacağım. Burada,
nerede, ne yapmaktayız, bunlarla ilgili bilgiler var. Şunu hemen ifade edeyim:
1992 – 1995’li yıllarda temelleri atılmış, gittiğimizde ya su basmanına kadar
çıkmış yahut da birkaç tane direkt gördüğümüz ve iç ödenekte bulunan onlarca
yarım kalmış olan spor tesisi gördük.Bunlardan şu anda onu hariç, sanıyorum
oniki oldu, onikisi hariç, diğerlerini iç ödenekten çıkardık, yatırım
programımıza aldık. Bunları süratle tamamlıyoruz. Bir
şey daha söyleyeyim: Geçtiğimiz yıllarda ihalesi yapılmış olan bu spor
salonlarının projelerini değiştirdik, daha uygun projeler haline getirdik. Daha
az bir bedelle, ihale bedeliyle bunları şimdi yaptırabiliyoruz. Geçmişte ikiye
mal olanı şimdi bire hatta seyirci kapasitesi daha yüksek bir şekilde
yapabiliyoruz. O da, bizim, spor tesislerini tamamlama bakımından ciddi bir
imkanımız oluyor. Bir
şey daha yapıyoruz, il özel idareleriyle ve belediyeleriyle birlikte spor
tesisleri yapmaya başladık. Dün akşam Ankara Valisi Kemal bey beni aradı,
kendisiyle bir ara görüşmüştük. Akyurt sürekli olarak gelişen, Ankara’nın yeni
ilçelerinden biri, spor salonu yoktu,
valimize demiştim ki, burada spor salonu yok diye. Belediye başkanımız yer de
bulmuş. Üçlü olarak, Büyükşehir belediyesi, siz ve ben yapabilir miyiz dedik,
ben de bir çalışayım dedim. Dün akşam beni aradı, proje hazır, hemen harekete
geçiyoruz, sizin paranız hazır mı… Kaç para dedim; 1.750’ye falan çıkacak, bin
seyirci kapasiteli dediler, ama, biz bunu 1.500’ün altında ihaleye veririz, 500
verebilir misiniz… Özellikle Spor Toto ile ilgili sorularınız olursa, size
kaynaklarıyla ilgili bilgi aktarmak istiyorum, çünkü bu konuda da çok ciddi
başarılar elde ettik. Efendim,
Ankara Büyükşehir Belediyesi, il Özel İdaresi, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü
olarak üçlü Akyurt’a bir yıl içinde bir spor salonu kazandıracağız. Yani,
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün yatırım programına alsaydık bunu, 1.5
trilyona bir salon yapacaktık, şimdi aynı projeyle, aynı yöntemle üç tane salon
kazanma imkanına sahip oluyorum. Bunu Türkiye geneline de yaygınlaştırıyoruz. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ne kadar uğraşsanız da, Başbakanlık bütçesini
spora ayıramazsınız. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHIN (İstanbul) - Evet, tabii, tabii haklısınız! Değerli
arkadaşlar, tabi sporcularımızın daha doğrusu federasyonlarımızın 2006 yılında
uluslar arası organizasyonlarda hangi başarıları gösterdikleriyle ilgili burada
federasyon federasyon bilgiler var. İncelediğinizde hangi federasyonumuzun ne
gibi başarılar gösterdiğini göreceksiniz; ama, ben genel bir bilgi veriyorum. 2006
yılı Ekim ayı itibariyle federasyonlarca iştirak edilen uluslar arası
faaliyetler sonucu, dünya şampiyonalarında otuz altın, kırkaltı gümüş,
altmışsekiz bronz. Avrupa şampiyonalarında elli altın, kırk gümüş, 55 bronz,
özel olimpiyatlarda yedi altın,beş gümüş, yedi bronz madalya olmak üzere toplam
308 adet madalya kazanılmıştır. Bu başarılarından dolayı sporcu, antrenör ve
kulüplere Ekim 2006 tarihi itibariyle 4.5 milyon YTL tutarında ödül
verilmiştir. Ödül yönetmeliğimize göre özellikle olimpiyat ve dünya şampiyonu
olan sporcularımıza ciddi destekler veriyoruz. Bu spora olan ilgiyi de
artırıyor, ama doping kullanmayı da olumsuz etkiliyor diye Meclis araştırma
komisyonumuzun bir tespiti vardı. O nedenle, ödül yönetmeliğinde bir değişiklik
yaparak, şimdi bu ödülleri taksitle veriyoruz, çünkü şampiyon olmuş gelmiş,
ödülünü almış, daha sonra dopingli çıkıyor, elinden madalyası alınıyor, parayı
da geri alamıyorsunuz. O bakımdan ödül yönetmeliğinde böyle bir değişiklik
yapmak durumunda kaldık.Ama, doping kullanma oranında çok ciddi bir düşme var.
Şimdi, Meclise bir kanun tasarısı sevk ediyoruz. Kısa olan Türkiye Anti Doping
Ajansını kuruyoruz, tıpkı Uluslar arası dopingle mücadele ajansı, onun bir
noktada Türkiye’deki temsilcisi görevini yapacak, ama özellikle millî
sporcularımızı kamplarda habersiz gidip kontrol edecek, numune alacak,
Hacettepe’deki bizim laboratuarımızda bunları tahlil ettirecek, böylece
dopingle ciddi mücadele yapacak kurumsal bir yapı oluşturmak durumundayız. Bunu
özellikle Uluslar arası Halter Federasyonunu şimdi diğer ülkeler örnek
gösteriyor. Bu konuda biliyorsunuz halterde bir dünya şampiyonasına doping
nedeniyle katılamamıştık. Buradan da hareketle böyle bir yapılanmaya gittik.
Tüm uluslar arası federasyonlar, şu anda bizim… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Aldığımız madalyalar buraya dahil mi? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Tabii, var, yani
dopingsiz olanları buraya yazdık. Arkadaşlar,
bakın, Rusya’nın dokuz tane sporcusu dopingli çıktı hatta sadece halterde, yani
onlar da aynı cezayı aldılar, belki birkaç yıl katılamayacaklar ve bu bir
beladır, gençlerimizi bu konuda eğitmeliyiz. Gençlerimiz bir çoğu aldığı ilacın
ne olduğunu da bilmiyor, eğitim eksikliği de var. Federasyonlarımızı bu
bakımdan uyarıyoruz, onlar da bu konuya ciddi önem veriyorlar. Biliyorsunuz
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı Spor Toto Teşkilatı Müdürlüğü müşterek
bahisler oynatıyor. Bunların içerisinde en çok rağbet edileni de İddaa
oyunudur. 17.4.2004’te başladık, yirmisekiz ayda İddia oyununun toplam
hasılatı: 3 katrilyon 128 trilyon 236 milyon. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Kumar geliri. GÜROL
ERGİN (Muğla) – Sayın Bakan, kumar geliri ile övünmeyelim, fabrika kurup
övünelim. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Hocam, bakın,
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü, bunu kendi
yapmasa, illegal olarak o kadar çok oynanıyor ki!.. Hiçbir vergi vermiyor, spor
kulüplerine hiçbir faydası yok. İllegal olarak oynanıyor. GÜROL
ERGİN (Muğla) – Buraya illegallik getirelim. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Üstelik dış
bağlantılı bu. Bununla da ciddi mücadele ediyoruz. Peki, böyle oldu da ne oldu;
arkadaşlar, 519 trilyon lira maliyeye vergi ödemişiz, katma değer şans oyunları
vergisi olarak toplam Kulüplere
ne verdik? Arkadaşlar, biliyorsunuz kulüplerin en büyük gelir kaynağı naklen
yayın gelirleridir. İddaa’dan aldıkları para naklen yayından aldıkları parayı
geçti. Yirmisekiz ayda spor kulüplerinin kasasına toplam 254 trilyon lira
girdi. Biz gelmeden önce böyle bir şey yoktu. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, bir dakika… Benim kızım devlet
okulunda okuyor, arkadaşları da aynı okulun çocukları. Bunların da spor
faaliyetleri de var. BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu hep araya giriyorsunuz, ben izin vermedim, lütfen… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir uluslar arası şampiyonada okul olarak iyi bir
derece yaptılar, sporda iyi bir okul; ama, bugüne kadar bu çocuklar gittikleri
her yere kendi ceplerinden para bulduysalar, ailelerinin katkılarıyla
gidebildiler, eğer aileler kendi ceplerinden bu parayı veremediyseler, hiçbir
yere gidemezler. Ne hocaları var, ne antrenörleri var, hiçbir şeyleri yok,
bütçeleri sıfır… BAŞKAN
– Sayın Bakan, bazı sorulara cevap vermeyelim… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bakın, bizde
Satranç Federasyonu ilk özerk olan federasyonlardan biridir ve an canlı çalışmaları
yapan federasyonlardan biridir. Sanıyorum çocuğunuzun okuduğu okulun satranç
kulübü var mı, federasyonumuzla ilgisi var mı, gittiği şampiyonada… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Federasyonun düzenlediği şampiyonada dünya
şampiyonu oldu diyorum. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Peki, sorun nedir? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hiçbir şeyleri yok… BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu, tekrar ikaz ediyorum, lütfen. Bugüne kadar hiçbir sunuşta,
bu şekilde araya girip, kuralları ihlal etmek suretiyle, yani böyle bir görüşme
usulü olmaz, lütfen… Hâlâ konuşuyorsunuz, olur mu?!... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bunları Başbakanlık bütçesinde mi
söyleyeyim? BAŞKAN
– Bu olağan bir şey mi Sayın Kumkumoğlu, yani sunuşta böyle araya girip, iki de
birde olur mu? Sizin konuşmanızı engelleyen bir şey var mı; ama, sunuştaki
kuralları ihlal ediyorsunuz. Bugüne kadar böyle bir şey oldu mu? Olmadı ve
olmaması da lazım. O zaman biz sunuşu bitiremeyiz, saatlerce sunuş yaparız. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ben şöyle
tamamlıyorum: Tabii ki, federasyonlarımız millî takım bazında uluslararası
müsabakalara sporcu götürürse, takım götürürse, onun masraflarını zaten
federasyonlarımız, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü karşılıyorlar. Ben
Sayın Kumkumoğlu’nun bahsettiği konuyla ilgili özel ilgileneceğim, Federasyon
Başkanıyla da görüşeceğim. Ben
demin ki açıklamama devam ediyorum: Ayrıca, sosyal kuruluşlara da ciddi
katkılar sağlıyoruz. 40 trilyon, Tanıtma Fonuna, Kredi Yurtlar Kurumuna, Sosyal
Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumuna, Savunma Sanayi Destekleme Fonuna da 40
trilyon gibi bir para aktarma imkânı bulmuşuz ve ayrıca, en önemlisi, 40’a
yakın spor salonunu şu anda biz, buradan gelen kaynaklarla yapıyoruz. Gençlik
ve Spor Genel Müdürlüğü Bütçemiz bir yıl önceye göre yüzde 8,7 gibi bir artış.
Tabii, bize göre düşük bir artış öngörmesine rağmen, demin ifade ettiğim gibi,
spor totodan gelen kaynaklarla yatırımlarımızı, en azından, ciddi miktarda artırma
imkânına sahip oluyoruz. Sayın
Başkanım… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Firmaya ne kadar kalıyor? Asıl önemli olan o. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Önemli olan
vatandaşa ne dağıtıldığı. Şimdi
bana Teşkilat Müdürümün söylediğine göre bu oyunu oynatma hakkını ihaleyle alan
firma hâlâ kâra geçememiş, yani, 60 trilyon kadar borçlu olduğunu söylediler.
Sanıyorum, dağıtılan ikramiye sebebiyle bazen karşılamıyormuş ayrılan. O
nedenle, firma bunu finanse etmek durumundaymış. Ama, 2011 yılına kadar
aldıkları için ileriki dönemde kâra geçebileceklerini umuyorlar. Her
ne kadar yüzde 8,7 gibi bir artış öngörülmesine rağmen, demin de ifade ettiğim
gibi, başta spor toto olmak üzere değişik kaynaklardan aldığımız, özel
idarelerle, belediyelerle birlikte yapmış olduğumuz ve gerçekleştirdiğimiz
projelerle, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü yatırımlarını da ciddi miktarda
artırmaktadır. 20
binin üstünde nüfusu olan, ama, spor salonu olmayan 32 tane ilçemiz kaldı. Bunu
da, sanıyorum 2007 yılı sonu itibariyle, bütün 20 binin üstünde nüfusu olan
ilçelerimizi spor salonuna kavuşturma imkânına sahip olacağız. Sayın
Başkanım, belki biraz uzattım, kusuruma bakmayın. Böylece, Gençlik ve Spor
Müdürlüğü Bütçesi hakkında da özet bir bilgi verme imkânına sahip oldum.
Gençlik ve Spor Müdürlüğü Bütçemizin de ülkemize, gençlerimize ve Gençlik Spor
camiasına hayırlı olmasını diliyorum ve toleransınız nedeniyle de size ve
Komisyon üyesi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum efendim. BAŞKAN
– Sayın Bakana, çok teşekkür ediyoruz. Değerli
arkadaşlar, tümü üzerindeki görüşmelere başlıyoruz. Öncelikle,
Sayın Hamzaçebi’nin kısa bir söz talebi var bir düzeltme için. Buyurun. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Bakan, Komisyonun değerli üyeleri; Sayın Bakan açıklamalarda bulunurken Sayın
Kumkumoğlu, “Eğer Gençlik Spor Genel Müdürümüz Sayın Bakanın açıklamalarına
tanıklık ederse inanacağım” anlamında bir cümle kullandı. Sayın Genel Müdür de,
Sayın Bakanı teyit eden açıklamalarda bulundu. Ben de espri anlamında
“Ofluların tanıklığı kabul olmaz.” dedim. Bu, tamamen bir… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Espridir… MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - …espridir. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Oflular da öyle anlamıştır zaten. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Yanlış anlaşılabilir düşüncesiyle onu açıklayayım.
Tutanaklardan çıkarılmasını o nedenle talep ediyorum. Yoksa, Oflular,
Türkiye’nin her alanında çok başarılı iş yaşamının örneklerini vermiş
arkadaşlarımızdır. Teşekkür
ederim. BAŞKAN
– Teşekkür ederiz. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Akif Bey, Oflular çoktan duydu demin ki mesajınızı. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, ben boşluktan yararlanarak,
federasyondan falan şikâyet değil. Ama, söylenen şu: Federasyonun bütçesi, bir
futbol kulübünün bir yıllık ayakkabı parası kadar bile değil. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Eskiden hiç yoktu. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Böyle bir federasyon ne yapacak? Ondan ne
isteyeceğiz? Yapamaz çünkü… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Olur mu? Bak, İş
Bankasını sponsor aldık. Çok uyanık, çok çalışkan bir federasyon başkanı. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İş yapmaya çalışan… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Yapıyor, yapıyor…
Benim en çok beğendiğim federasyonlardan biridir. Çok çalışkan… BAŞKAN
– Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyeleri, Değerli Bakan; tümü üzerinde
görüşmelere başlıyoruz. Ancak, görüşmelere başlamadan önce, Sayın Bakan,
bürokratlar kendilerini tanıtırlarsa, bazı arkadaşlarımızın tanımadığı
bürokratlar var bildiğim kadarıyla. Arkadaşlar sırasıyla kendilerini
tanıtsınlar. Yusuf Beyden başlayalım. (Bürokratlar
kendilerini tanıttılar) BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Efendim, ekibimiz
kalabalık, Başkan. Güçlü bir ekip. Yani maç yapabiliriz Plan Bütçeyle. BAŞKAN
– İlk söz talebi, Sayın Özyürek. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli
bürokratlar ve basınımızın saygıdeğer mensupları; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Şimdi,
Sayın Başbakan, lütfedip bu görüşmelere katılmıyorlar. Sayın Müsteşar da her
nedense bu toplantılara katılmıyorlar. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başbakanların öyle bir teamülü yok ki. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Yani, Sayın Meclis Başkanı, mesela, lütfedip katılıyor.
Teamülü bir değiştirelim… Hani, çok devrimcisiniz ya, belki bu noktada da bir
devrim yapabilirsiniz diye bekledik, ama, onu göremedik. Ama,
sayın müsteşarlar bugüne kadar hep katılmışlardır. Başbakanlık Müsteşarı, her
nedense, bu toplantılara katılamıyor. Bunu,
şunun için söyledim: Sayın Başbakanın bazı söylemleri ve icraatlarıyla ilgili
konuları da, Sayın Başbakanın Vekili olarak sizin şahsınızda ifade etmek
durumundayız; onu, baştan belirtmek istedim. Sayın
Başbakanımızın en severek anlattığı bölüm, dikkat ettim, sporla ilgili bölümdü. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Benim mi? MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sizin, sizin… O
kısmı daha çok sevdiğiniz ve benimsediğiniz anlaşılıyor. Ee, bizim de… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sporu kim sevmez.
Akif Bey bile spor yaparken sakatlandı. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Yalnız, yapmasını da bilmek lazım. Şimdi,
burada ben de sporla girerek sözlerime başlayayım. Öncelikle, 2013 Akdeniz
Oyunları’nın Mersin’e alınması noktasında her türlü çabayı gösterdiğinizi
biliyorum. Ona, teşekkür ediyorum. Bir
diğer nokta: Bu, çok iyi bir spor kompleksimiz var bizim Mersin’de. Sayın Genel
Müdür de bilir. Orada, nefes, dünya, uluslararası atıcılar?.. GENÇLİK
VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ – Avrupa Atmalar Şampiyonası… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Avrupa Atmalar Şampiyonası da yapıldı. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) – Atletizm… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Atletizm… Onun
yanında daha önce Spor Genel Müdürlüğüne tahsis edilmiş bir arsa var. Eğer, onu
tekrar belediyeye verirseniz, oraya, büyük bir kapalı spor tesisi yapmak
istiyoruz, onu söyleyeyim. Bir
diğer nokta: Şimdi, hem tabii futbolun gölgesinde kalıyor Türkiye’de bütün spor
alanları. Sayın Kumkumoğlu satrançtan bahsetti. Ben de briçten bahsedeyim. Her
yıl, Mersin Festivali kapsamında Briç Turnuvası yapılıyor. Briç Turnuvası
deyince, ben, briç bilmem. Ama, ısrar üzerine Briç Turnuvasını izlemek
durumunda kaldım. İnanınız, 500’e yakın insan dünyanın her tarafından gelmiş,
büyük bir heyecanla briç oynuyor. Briç bittikten sonra da, hepiniz bilirsiniz,
büyük bir kavga cereyan ediyor; ama, tabii, bu, tatlı bir kavga. Sonunda
anlaşıyorlar. Yani, Briç Federasyonunu da bu büyük organizasyonu nedeniyle
–burada temsilcileri var mı bilmiyorum- kutlamış oluyorum şahsınızda. Şimdi,
Sayın Başbakandan bizim zaman zaman çeşitli sorularımız oluyor. Bu sorularımız
arasında ne kadar koruma görevlisi olduğuna dair sorumuz oldu. Buna cevap
verildi ve denildi ki: “Yakın koruma görevini yapan 221 kişi var.” Yani, bana
verilen bir soru önergesinden aldım. Şimdi,
bu sayının son derece abartılı olduğunu düşünüyorum. İnanınız, Sayın Başbakan
Meclise geldiğinde bile, 10-15 tane koruma görevlisi büyük bir abartıyla görev
yapıyorlar. Asansöre yaklaşıyorsunuz, Sayın Başbakan gelecek, asansörden
çıkamazsınız... İşte, şuradan geçeceksiniz, Sayın Başbakan… Yani, nihayet,
Sayın Başbakan da bir vatandaş, Sayın Başbakan da milletvekili. Yani, Meclisin
içinde bile böylesine abartılı bir korumayı çok yadırgadığımı, doğru
bulmadığımı, gelişmiş ülkelerde böylesi bir korumanın olmadığını
söyleyebilirim. Hollanda’da Başbakanlık binasına gitme şansım oldu. İnanın,
benimle sizin aranızdaki mesafeye gelinceye kadar oranın başbakanlığın girişi
olduğunu anlamıyorsunuz, tam bu kadar kısa mesafeye geldiğinizde “Özel bölüm”
yazıyor. Onun dışında ne polis var ne jandarma var, yani, müthiş bir uygarlık
düzeni. Biz, bunu çok abartıyoruz. Ve
bir diğer nokta: Bu 221 yakın koruma yetmezmiş gibi, bir de, Sayın Başbakanın
yeğeni bu Söğüt’te ortaya çıktı. Koruma mıdır, polis midir, değil midir, onu da
bilmem. Onu da sordum; şu ana kadar bir cevap alamadım. Yani, 221 polis
yetmiyor da, Sayın Başbakanının yeğenine ayrıca bir koruma görevi mi veriliyor
veya Başbakanlıktan hangi sıfatla ücret alıyor, bir kadro işgal ediyor mu,
hangi sıfatla bu işleri, işlemleri yapıyor, onu öğrenmek istiyorum. Bir
diğer önemli nokta: Gene sorularıma verilen cevapta, Başbakanlıkta çok fazla
araç var. Soru önergemde var. Biraz sonra onu bulur, okurum size. Buna karşılık
bu seneki bütçe gerekçesini ve listelerini incelediğimizde, gene Başbakanlığa
yeni araçlar alınmakta olduğunu görüyoruz. Yani, Türkiye, ne kadar övünseniz de
Türkiye fakir bir ülkedir değerli arkadaşlarım. Bütün kaynaklarını iyi
kullanması, verimli kullanması, tasarruflu kullanması gereken bir ülkedir ve
hâlâ, toplumumuzda özel devlet araçları, resmî araç savurganlığına dönük büyük
bir tepki vardır. Özal döneminde her ne kadar “canım, böyle şeylere takılmayın,
ufkunuzu geniş tutun” anlayışı egemen kılınmaya çalışıldıysa da, bir yerde,
böyle, onlarca resmî aracın geçmiş olması, herhangi bir toplantıda son model
Mercedeslerin park ediliyor olması, Türkiye’yi rahatsız eden bir görünüştür. Değerli
arkadaşlarım, gene, Sayın Başkanımız, dün basına yansıyan, zannediyorum, İl
Başkanları Toplantısında bir açıklaması oldu. Diyor ki YİMPAŞ olayıyla ilgili
olarak: “Biz bu kutlu yolculuğa on arkadaşımızla, bütün bunlardan nefret
ettiğimiz için çok farklı istişarelerle çıktık.” Yani, bir anlamda, bizim
YİMPAŞ’la ilişkimiz AKP’nin kuruluşundan öncesine aittir. AKP’nin kuruluşundan
sonra bu konuda bizim bir şeyimiz, dahlimiz yoktur, deniliyor. Şimdi,
Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum. Dün akşam da -her akşam, biliyorsunuz,
televizyonların en çok reyting alan programları YİMPAŞ’la ilgili programlar-
32. Gün’de bir program vardı. Orada, şu anda AKP’de bakan ve milletvekili olan
insanların geçmişte YİMPAŞ’ta olan ilişkili açıkça söylendi ve görüntülü bir
şekilde de, YİMPAŞ’ın çeşitli toplantılarına katılan sayın bakanların
görüntüleri de yayınlandı ve bugün yine, Radikal gazetesinde bir haber var.
Kahramanmaraş Milletvekilimiz diyor ki: “AKP’li vekilin YİMPAŞ itirafı.”
“YİMPAŞ için 700-800 bin mark topladım.” Ve gene, bir başka milletvekilimiz,
zannediyorum Samsun Milletvekili… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Bir ilave süre veriyorum. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – “Benim param YİMPAŞ’ta kayboldu.” diyor. Öyle
anlaşılıyor ki, bu kesimle, öncelikle millî görüş örgütleri kapsamında
yürütülen bu kesimle şu anda AKP’de bulunan kişilerin çok yakın ilişkisi olmuş.
“Şimdi, biz bunun dışındayız.” diyor Sayın Başbakan. Ama, gene bugün
gazetelerde Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Sayın Doğan Cansızlar’ın bir
açıklaması var: “Biz 2003 yılında bir kanun taslağı hazırlayarak Başbakanlığa
sunduk. Orada bu tip İslami holding yöneticilerinin bütün mal varlıklarıyla
sorumlu olmasını önerdik. Zaman aşımı süresinin yirmi yıla çıkarılmasını
önerdik. Fakat, o günden bu güne kadar bu kanunla ilgili hiçbir gelişme
olmadı.” deniliyor. Şimdi
ve Sayın Başbakan diyor ki: “Bizim bilançolarımız Parti olarak açıktır,
internette yayınlıyoruz. YİMPAŞ’tan filan biz para almıyoruz.” Elbette,
bu tip bağışlar, paralar, internet sitesine yüklenen resmî kayıtlara geçen
paralar değildir. Türkiye’de siyasetin finansmanının hâlâ çok karanlık olduğu,
netleştirilemediğini hepimiz biliyoruz. O bakımdan, bu kısmı, elbette internet
sitesindeki AKP bilançosundan bunları görmeyeceğimizi hepimiz biliyoruz. Ama,
şu kesin ki, şu anda milletvekilliği ve bakanlık yapan arkadaşlarımız,
geçmişte, bu tip kuruluşlarla çok yakın içli dışlı olmuşlar. Bu yakınlık, eski
deyimle, bu garabet nedeniyle bu holdinglerin üzerine gidilemediği, işte, 2003
yılında SPK’nın hazırladığı taslağın yasalaşması konusunda bir atım
atılamadığı, valisinden, savcısına, hâkimine kadar herkesin çok mütereddit
davrandığı, işte, bir bakanın yanında bulunan bir şirket yöneticisinin,
valinin, belediye başkanının hazır bulunduğu törende bayramlaşama katılan bir
şirket yöneticisiyle ilgili kolay kolay işlem yapılamayacağını Türkiye’nin
gerçeklerinde biliyoruz ve ne yazık ki, özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun Başkanının Adalet Bakanı olması, Müsteşarının, bir üyesi olması,
teftiş kurulunun, bütünüyle Adalet Bakanlığına bağlı olması nedeniyle yargının
bağımsızlığının ciddi bir tehdit altında bulunduğu bir ülkede böylesine devlet
büyükleriyle yakın ilişki içinde bulunan kimselerle ilgili işlem yapılmasında,
dava açılmasında büyük zorluklar yaşandığı biliniyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Evet, toparlarsanız… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Şimdi ortada, bütün Türkiye’yi çok yakından rahatsız eden,
bugüne mahsus bir olay değil… Ben de Almanya’ya gittim. Bu konularda birkaç
programa katıldım. İnanın, orada televizyonda hazır bulunan ve telefon katılan
insanları dinledikten sonra günlerce uyuyamadım. Diyor ki birisi: “Ben 1962
yılında geldim. 400 bin mark biriktirmiştim. 400 bin markımı, camide her gün
koluma girerek, sonunda evime gelerek bu paraları aldılar. Sonra, ne yapalım
diye çaresiz kaldım. ‘Git, YİMPAŞ’la görüş.’ dediler. Kalan, ondan bundan para
toplayarak Yozgat’a gittim. Orada da görüştüm. ‘Siz bu şirketin ortağısınız,
şimdi biz kâr edemiyoruz, kâr edersek size veririz.’ dediler. Yıkıldım.” diyor.
Akşam oldu, “Ya, burada bir otel yok mu?” diye sorduğumda, “Evet, YİMPAŞ’ın bir
oteli var. 50 mark verirsen kalabilirsin.” dediler diyor. Şimdi,
binlerce insanı mağdur eden bir konuyu, “bu bir ticarî davadır” diyerek
geçiştirmek mümkün değil. Binlerce insanın mağdur olduğu, dolandırıldığı bir
olayda bu dolandıran kimselerin pişkin bir şekilde ortada dolaşması bütün Türkiye’yi
rahatsız ediyor, öncelikle Hükûmetimizi rahatsız etmesi gerekir. Bunun
için, kanun gerekiyorsa kanun… Bir gece yarısı önergesiyle, biliyorsunuz, 5020
sayılı Kanun’u çıkardık, Uzanlar’ın üstüne gittik, her türlü mal varlığına ve
onlarla irtibatlı olan kimselerin mallarına el koyma kanununu çıkardık. Bugün
de, Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisi olarak size açık çek veriyorum.
Getirin böyle bir kanun tasarısını, yarın veya salı günü bunu yasalaştıralım ve
meseleyi bitirelim. Yok, yetkimiz vardı, yoktu, Anayasa’nın 38’inci maddesiydi
gibi, bütün insanları aldatan, dolandırılmış milyonlarca insanı mağdur eden bir
olayın üstüne sünger çekelim ve bu şaibeden her tarafı, Meclisimizi de,
Hükûmetimizi de kurtaralım diye düşünüyorum. Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Özyürek. Sayın
Tütüncü. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Başkan, Sayın Bakanımız, değerli milletvekilleri, bağlı kuruluşların değerli
temsilcileri, değerli basın; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum ve
bütçenin bağlı kuruluşlara, Hükûmete ve ülkemize –bütçelerin daha doğrusu-
hayırlı olmasını diliyorum. Ben
konuşmamı, aslında, genel, son günlerdeki gelişen çarpıcı olayların, kanımca,
özüne dönük bir ışık tutma amacıyla götürmek istiyorum. Buna benzer bir
konuşmayı, Plan Bütçe Komisyonunda yaptığımı anımsıyorum, Genel Kurulda,
aşağıda iki kez yaptığımı anımsıyorum. Ama, bu konuşma, geçmiş yıllarda
yaptığım daha doğrusu o konuşmalar, şimdi, son günlerdeki gelişen olaylar
çerçevesinde daha da güncellik ve önem kazandı diye düşünüyorum. Değinmek
istediğim konu, Sayın Başbakanlık Müsteşarının Sivas’ta yapmış olduğu
konuşmadır. Şimdi, sakin bir şekilde bir daha irdelemek mecburiyetindeyiz.
Sayın Müsteşara Sivas’ta yaptığı o malum konuşmada, siyasi öncelikli İslami
hareketlerin ne anlama geldiğini anlatıyor ve şöyle tanımlıyor, diyor ki: “Bu
hareketler, aslında, devlet yönetimini ve karar merkezlerini ele geçirerek,
toplumda değişikliği sağlamaya yönelik hareketler olarak ifade edilebilir. Karar
gücünü elinizde bulunduracaksınız, birtakım değişimleri bu karar gücüyle
gerçekleştirmeye çalışırsınız. Değerli
milletvekilleri, Sayın Bakan, burada kastedilen değişim, nasıl bir değişimdir?
Sayın Başbakanlık Müsteşarının öngördüğü değişim nasıl bir değişimdir? Aynen
aktarıyorum konuşmadan, bunun da yanıtını veriyor. Sayın Müsteşar diyor ki:
“Modern devletin bize aşılamaya çalıştığı veya dayatmaya çalıştığı düşünceye
karşı bir değişim.” Yine
devam ediyor, diyor ki: “Modern devlet, şeriatçılık ve Müslümanlık gibi iki
farklı kavram varmış gibi yıllardır bize bir dayatma içindedir, bu yanlıştır.
İslam, bir hayat tarzıdır. Hayatın bütün yönlerini kapsayan bir sistemdir.” Ve
burası çok önemli: “Siyaseten de karar gücüne yönelik hareketler, yani,
Hükûmete, hükümet etmeye yönelik hareketler yapmak zorundadır.” Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; rica ediyorum, bu sözler ne anlama geliyor? Bu
kürsüde ettiğimiz yemini hatırlayalım, elimizi vicdanımıza koyalım. Şimdiye
kadar yapamadık bunu. Ama, lütfen… Bu sözler, cumhuriyet ve demokrasi
anlayışına karşı olan bir değişimi önermiyor mu? Bu sözler, modern devleti yok
etmeye yönelik bir karşı devrim düşüncesinin somut örnekleri değil midir? Ve
yine devam ediyor Sayın Müsteşar, diyor ki: “Karar gücünde etkin olma talebimiz
karşısında modern devlet ve onun bürokratik yapısı bize şunu vazedecektir.
Siyasi güçte karar merci olarak yerini almak için, yani, ülkeyi yönetmek için
Müslüman kimliğini bırakmalısın diyecektir.” diyor. Modern devlet dayatacaktır
diyor. “İslam asla bunu kabul etmez. Bu, riyakâr bir tavırdır ve kimlik
bozulması demektir.” Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; bu çatı altında bu sözlerin arkasında duracak
herhangi bir kimsenin bulunacağını düşünmek dahi istemiyorum. Ama, bu
düşüncelerin sahibi Başbakanlık Müsteşarı dört yıldan bu yana hâlâ yerinde
oturuyor ve diyor ki: “Ben bu sözlerimin arkasındayım.” Üstüne üstlük Başbakan
da diyor ki: “Ben de bu Müsteşarımın arkasındayım.” Şimdi,
bu düşüncedeki Başbakanlık Müsteşarının bugün devlet bürokrasisinin tepesinde
bulunduğunu biliyoruz. Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü kendisine bağlı.
Bir Müsteşar Yardımcısına bağlıdır ve kendisine bağlı ve Yüce Meclise sunulan
Hükûmet tarafından tüm tasarılar burada oluşturuluyor, olgunlaştırılıyor. Sayın
Özyürek değindiler, bugün -biraz daha açacağım- Cumhuriyet gazetesinde “Yeşil
vurgun” diye sürmanşet bir haber çıktı. Şimdi, bu haberin asıl konumuzla ilgili
noktasına değinmek istiyorum. SPK Başkanı diyor ki, yeşil sermayeyi ve YİMPAŞ’ı
kastederek: “Biz bunların hortumunu kestik. Bir daha olmaması için de yasa
teklifi hazırladık ve 2003’te Hükûmete gönderdik; ama, çıkmadı.” Teklifte zaman
aşımı süresini yirmi yıla çıkarmak istediklerini belirten Cansızlar’a bir soru
soruluyor, deniyor ki: “Peki, bu Yasa’nın çıkmasında Hükûmet sorumlu olmuyor
mu? “diye soru soruluyor. Diyor ki Sayın Cansızlar: “Vallahi, artık, onun da
takdirini size bırakıyorum.” Şimdi,
bir kuruluş, bağlı kuruluş, Başbakanlığa, daha doğrusu, Hükûmete bir kanun
teklifi sunuyor. Bu kanun teklifi nerede değerlendirilecek? Başbakanlıkta
değerlendirilecek. Hangi noktada değerlendirilecek? Başbakanlık Kanunlar
Kararlar Dairesinde olgunlaştırılacak. Bunun da tepesinde Başbakanlık Müsteşarı
var. Şimdi,
durumu, ben hiç soru sormadan neden bu Yasa’nın çıkarılmadığını,
çıkarılamayabileceğini sizin takdirlerinize sunuyorum. Sayın Başbakanlık
Müsteşarının az önceki düşünceleri çerçevesinde lütfen durumu değerlendiriniz. Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; yine, Başbakanlık Müsteşarının gözetimi altında
dört yıllık AKP iktidarı döneminde cumhuriyet tarihinin kadrolaşma rekoru
kırılıyor. İlk defa yaşandı bir hükümet zamanında, dört yıllık AKP hükümeti
zamanında yaşandı bu, 3 719 bürokrat ataması yapılıyor. Yani, o zihniyette
olan. “İslam bir bütündür, bir hayat tarzıdır, bakmayın modern devletin bize
dayatmasını, her hayatın tüm yönlerine ve devlet yönetimine İslam ağırlığını
koymalıdır” diyen bir kimsenin gözetimi altında cumhuriyet tarihinin en büyük,
en hızlı, rekor ataması yapılıyor, kadrolaşması yapılıyor. Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; artık bunları, lütfen, söyleye söyleye biz
yorulduk. Ben, dediğim gibi, burada iki kez, bu Plan ve Bütçe Komisyonunda iki
kez buna benzer bir konuşma yaptığımı anımsıyorum. Aşağıda bir yasa tasarısı
vesilesiyle ve bir bütçe üzerinde iki kez yaptığımı anımsıyorum. Sayın Genel
Başkanımız başta olmak üzere, diğer sözcü arkadaşlarımız, milletvekili
arkadaşlarım, Başbakanlık Müsteşarının bu konumuyla ilgili defalarca konuşma
yaptılar, ama, lütfen, elimizi vicdanımıza koyalım. Değerli,
saygı değer Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarım, ne olur siz
de bu konuda bir düşünce söyleyin. Böyle bir şey olamaz, Türkiye geriliyor. Bakınız,
İslamcı sermayenin soygunu 5 milyar Avro, yani yaklaşık 10 milyar dolar. Yazık
günah değil mi değerli arkadaşlarım. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Hangi gazetede. ENİS
TÜTÜNCÜ (Devamla) – Cumhuriyet Gazetesinin bugünkü şeyi. Değişmez, ama,
Cansızlar söylemiş efendim. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Doğrudur, az bile söylemiş. ENİS
TÜTÜNCÜ (Devamla) – Çok teşekkür ederim değerli arkadaşım, sevgili milletvekili
arkadaşım, az söylemiş, ama, söylemek istediğim şu: SPK Başkanı “bir daha
olmaması için bir yasa teklifi hazırlıyoruz. 2003 yılında hükümete gönderdik ve
bu yasa teklifi çıkmadı” diyor, zaman aşımını yirmi yıla çıkarmak istiyorlar”
diyor ve bürokrasinin tepesinde kanunlar kararlar tetkik dairesinin bağlı
olduğu yerde bunun oluşturulması lazım ve bu olmuyor ve bugün, işte, 10 milyar
dolara yakın diyorum, değerli milletvekili arkadaşım “daha fazla” diyor. Yazık
günah değil mi? Neye yanarsın. O yanan garibanlara mı yanarsın yoksa bu para
gücüyle laik ve demokratik cumhuriyet anlayışının dibini oyacak birtakım tavır
ve davranışlara, hareketlere finansman desteği sağlanmasının yaratacağı
tahribatlara mı yanarsın. Ben bununla ilgileniyorum. CEMAL
UYSAL (Ordu) – Bütçeyle hiç ilgisi yok. ENİS
TÜTÜNCÜ (Devamla) – Lütfen lütfen. Ben
içtenlikle diyorum ki, değerli arkadaşlarım, siz benim sözümü, değerli
milletvekilim, siz benim sözümü keseceğinize, lütfen, bu konuda düşüncelerinizi
burada açıklayınız, deyiniz ki, ben bu Başbakanlık Müsteşarının arkasındayım,
bak, Başbakan dedi ya da karşısındayım. Bunlar doğrudur ya da yanlaştır. Size
bu yakışır değerli milletvekili arkadaşım. Son
olarak Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; aslında vakıflarla ilgili ve diğer
kuruluşlarla ilgili, personel dairesiyle ilgili bazı düşüncelerim olacak, ama,
zamanı ve Sayın Başkanın müsamahasını zorlamak istemiyorum. Öyle sanıyorum ki,
soru zamanında sorularla bazı düşüncelerimi dile getirmeye çalışacağım. Burada
son olarak; 2002 yılından bu yana AKP iktidarının her yıl Meclise gönderdiği
bütçe tasarılarının incelemesinde personel statüsüyle ilgili, personel alımıyla
ilgili nasıl bir sonuç çıkardım bunu sizinle paylaşmak istiyorum. 2002 yılından
itibaren hazırlanan bütçe kanunlarına baktığımızda, incelediğimizde, burada çok
ayrıntılı açıklamalar var, Sayın Bakanım, size isterseniz sunabilirim,
hükümette memurluk statüsüne karşı ciddi bir alerjinin bulunmakta olduğunu
seziyorum. Yanılıyor da olabilirim. Bunu, yeniden yapılandırma, kamunun
küçültülmesi, işte, devlet memurları da fazla, filan o klasik birtakım
görüşlerle lütfen geçiştirmeye çalışmayalım. Bugün Fransa’da bizden bir misli
daha kamu hukuku statüsüne, statü hukukuna tabi kamu çalışanı var ve aşağı
yukarı bizimle aynı nüfusa sahipler. Şimdi bir alerji seziyoruz ve memurluk
statüsüne atama güçleştirilirken kamu kurum ve kuruluşlarında sözleşmeli
personel statüsüyle geçici personel istihdamı teşvik edilmektedir. Bu durum
ortaya çıkıyor. Nitekim somut bir rakam vereyim size: 2002’de geçici personel
sayısı 11 120 iken bu 2006 yılında 35 bine yükselmiş. Yüzde 200’den fazla bir
artış olmuş ve statü hukukunun nasıl çözülmekte olduğunu bir somut örnek olarak
da sizinle bir şeyi paylaşayım çarpıcı bir boyut olarak. Memurluk dışındaki
statülere ilk defa atamalar bilindiği gibi ÖSYM tarafından yapılan merkezi
yerleştirmenin kapsamının dışındadır. KİT’ler dışındaki tüm sözleşmeliler,
geçici personel, geçici işçiler ve taşeron aracılığıyla hizmet alımı, yani
istihdam edilenler tabii ki merkezi sınav ve yerleştirme olmaksızın özenerek,
özenle seçilerek alınmaktadır. Bu “özenle seçilerek alınmaktadır” lafının
altını çiziyorum. Nasıl özen gösteriliyor, kimler özen gösteriyor? Burada,
acaba, az önce söylediğim, cumhuriyet tarihinin en büyük kadrolaşma hareketi,
en hızlı kadrolaşma hareketi yaşanmıştır derken orada göreve gelen insanların,
sorumluların gözetiminde yapılıyor ÖSYM dışında. Nasıl özenle yapılıyor? Bu
konuyu da az önce Başbakanlık Müsteşarının konumuyla ilgili düşüncelerim
çerçevesinde değerlendirmenizi bilhassa rica ediyorum. Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmamım başında da söylediğim gibi, Sayın
Başkan, müsamahanıza teşekkür ediyorum. Bütçenin herkese hayırlı uğurlu
olmasını diliyorum, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Tütüncü. Buyurun
Sayın Türkmen. KAZIM
TÜRKMEN (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun değerli üyeleri;
devleti yönetmek, devlet idare etmek ayrı bir iş, ayrı bir yücelik isteyen
konulardır. Siyaset yapan kim olursa olsun belli yere gelen insanlar, başta
Sayın Başbakan, bakanlar, milletvekilleri hatta sorumlu bürokratlar toplumun
her kesimi tarafından örnek alınması gereken ve yaptıkları bu kesiminse her
hareketin toplum tarafından çok yakından izlendiğini bilinmesi gerekecek kadar
çok ulvî bir meslektir. Konu böyle olunca, herkesin ağzından çıkan sözün
toplumu, ülkeyi, gereceği nasıl
etkileyeceği konusunda son derece dikkatli olması gerekiyor ve her
konuşulanı da özellikle iktidar partisinin değerli bakanları, milletvekilleri
sadece muhalefet anlayışıyla söylüyor gibi bir izlenime kapılmaması gerekir.
Dört senedir, bu bütçeyi hep beraber yapıyoruz, bu bütçe de en rahat geçen
bütçelerden birisi, Sayın Bakanın bütçesidir. Vakıflarla ilgili, sporla ilgili
çalışmalar oluyor. Sporla ilgili tüm çalışmalara, millî değerlerimizin onare
edilmesine, miraslarımızın korunması çabalarına yürekten teşekkür ediyoruz.
Bunlar bizim millî varlıklarımızdır, geleceğe emanet edeceğimiz yüce değerlerdir
bunlar. Bunları son derece korumalıyız, ancak, tabii, Sayın Bakanla ilgili, özellikle burada
muhalefet partisinin, yani bize, şu anda Genel Kurulda olan vakıflarla ilgili
teşekkür etti ancak bu teşekkürüyle beraber aşağıdaki tutum ve davranışının bugünkü
burada konuşmasına çok yakın uymadığını üzülerek ifade etmek istiyorum, ama,
asıl konum başka bir konu Sayın Bakan. Siz biraz önce konuşurken “Türkiye’deki
aşevlerinin sayısını artırdık” dediniz. Gönlüm isterdi ki, bu insanlara iş
bulalım, aşevlerinin sayısını artırmak yerine daha da düşürelim. Böyle bir
temenniye katılmamak birey olarak da insan olarak da hiç mümkün değildir.
Mutlak, yürekten katıldığımız bir olgudur bu, ancak, böyle bir olgunun
içerisinde, dün burada Sayın Baratalı, Maliye Bakanlığının bütçesi
görüşülürken, herkesin vicdanını sızlatan, tekrarlanmaması gereken, acaba, biz
geçmişteki insanlarımıza karşı vefa borcumuzu yaptık mı dedirtecek kadar
sorumlu kılan bir olay anlattı. “Şu anda Türkiye’de Kurtuluş Savaşından kalan 3
tane gazimiz var” dedi. Bunlardan birisi açlık ve sefaletle karşı karşıya
kaldığı için önceki gün kurtuluyor ve
biz, böylesine ulvî olan insanlara bile 217, yani bugünkü parayla 217 milyon
lira parayla geçimini sağlayacak duruma düşürerek millet olarak görevimizi yapmıyoruz.
Bu hepimiz için üzülünmesi gereken son derece böyle bir olaydır. Niye bunu
anlatıyorum Sayın Bakan. Türkiye’de, dünden beri hepimizi çok fazla üzen, 35’e
yakın insanımızı sel felaketinde kaybettik. Bu insanların sadece parayla
acısını saramazsınız. Çocuğunu kaybetmiş, eşini kaybetmiş, birçok değerini
yitirmiş, ama hangi yardımı yaparsak yapalım yine de bunlara elimizi uzatmamız
gereken birçok konu var. Değerli
arkadaşlarım, Türkiye’de, geçmiş dönemden bu yana Kızılay denen bir kurum var,
Kızılay kurumu herkesin yüreğinde taht kuran, yardıma koşan, acizin yanında
olan bir kurum bir diye bilinirdi ta ki bu hükümet zamanına kadar. Ne yazık ki,
dünden itibaren, Sayın Bakan, Türkiye’de hiçbir kimse isteyerek ve severek
Kızılay’a yardım yapmaz, yapması mümkün değil. Bunun için söylüyorum, benim ne
söylemek istediğimi elbette siz ve arkadaşlarım da anlıyorlar. Değerli
arkadaşlarım, Kızılay Genel Müdürü sabahtan açıklama yapıyor, diyor ki: “Sayın
Başbakana vermişi olduğumuz madalyanın değeri 21 milyar Türk Lirası değil 51
milyar Türk Lirasıdır.” Şimdi,
3 tane gaziyi sokakta açlığa, sefalete sürüklerken, her gün yanımıza yüzlerce
öğrenci geliyor, burs talebinde bulunurken, yüksekokul mezunu olup asgari
ücretle iş arayan insanlarımız varken o Kızılay Müdürü onu yapmış olsa bile bir
Başbakan, böylesine, manada değil pahada pahalı bir hediyeyi alarak Türk
Milletine bu kadar kötü bir örnek olabilir mi? Tam tersine şunu söyleyebilirdi.
Ey Kızılay Müdürü, bana verdiğin madalya için teşekkür edebilirim, ama, bu paraya
Türkiye’de muhtaç milyonlarca insan var bunların derdine çare bul, çocuğuna
burs ver. Bu olanakları söylemiş olsaydı örnek bir davranış içinde, sadece
sizin tarafınızdan değil toplumum ve bizim, herkesin tarafından takdir görürdü. MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Başbakana faturasıyla mı vermişler, Başbakan nereden
bilecek. KAZIM
TÜRKMEN (Devamla) – Kendisinin ifadesi. MUSA
UZUNKAYA (Samsun)m – Kızılay’ın bütçesinden çıkmamış. KAZUM
TÜRKMEN (Devamla) - Efendim, Kızılay bütçesinden çıkmış veya çıkmamış. Lütfen,
ben konuşurken… Cebinden
mi vermiş, siz mi verdiniz parasını. MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Nereden bilecek Başbakan. KAZIM
TÜRKMEN (Devamla) – Sayın Baştopçu, siz o zaman “Başbakan nereden bilecek.” Değerli
arkadaşlarım, ben ne söylüyorum siz hangi savunma içerisine düşüyorsunuz. Ben
bir şey söyledim dedim ki, yani böylesine bir ödül almak, ama, bir Kızılay
Müdürü nasıl böyle bir şey düşünebiliyor. Asıl sorun bura da var. Yani, siz
bunları tamamen Başbakana verilen bir ödül biçiminde görüp topluma kötü örnek
olması konusundaki toplumdaki yanlış anlayışa doğrudur diyebiliyorsanız size
bravo demekten başka çarem yok. Şimdi,
diyor ki burada: O zaman soru sormak lazım: “Atatürk’ten sonra Kızılay’a en çok
arsayı bağışlayan Sayın Tayyip Erdoğandır.” Sayın
hükümet, kimin arsasını bağışlıyor Başbakan. Babasından kalan mirası mı
bağışlıyor, yoksa, bu ülkenin ortak değerleri olan vakıflara ait, hazineye ait
herhangi bir arsayı mı bağışlıyor, yoksa, herhangi bir holding sahibinin, bir
patronun arsasını mı bağışlıyor? Kızılay Müdürü “bu para bizim bütçemizden
çıkmamıştır” diye açıklama yapıyor. Bu çok dahi vahim, bu çok daha korkunç.
Kimin bütçesinden çıkmış, kim bu parayı vermiş? Nihayet bu parayı veren
birileri var, ama, bu para, kim verirse versin Türk toplumunun cebinden
çıkıyor. Ben anlayışa bakmıyorum Sayın Bakan, benim baktığım farklı bir olay.
Kızılay gibi ulvî bir kuruluş, böylesine bir paraya şu anda Türkiye’de
milyonlarca insanın ihtiyacı varken sadece Başbakana yaranmak, hükümete
yaranmak adına böylesine pahalı bir madalya vermiş olmasını ne etik açısından
doğru buluyoruz ne de politik açıdan doğru buluyoruz ne de gelecek kuşaklara
örnek olması konusunda hiç doğru bulmuyoruz. Bunun fevkalade acı ve yanlış
olduğunu söylüyorum. Aynı madalyayı Sayın Cumhurbaşkanı, tabii, haklı bir
biçimde reddediyor. Bunları
neden söylüyorum. Sayın Başbakanın bu tavırları, özellikle Türk Milletini ve
biz Karadeniz insanını çok yaralıyor. Giresun’da
yapılan, AKP’nin il kongresine geldiği gün Türkiye’de fındık fiyatları 4 milyon
200 bin lira. Sayın Başbakan “bizim fındıkla ilgimiz yoktur” diye açıklama
yapıyor aynı günün akşamı fındık Türkiye’de 2 milyon 900 bin liraya düşüyor.
Aradan bir hafta sonra ya da on gün sonra Ordu’ya geliyor, tüm Karadeniz
“Başbakan buradaki sözünü telefi edecek” diye bekliyor. Ben çiftçinin
yanındayım, fındık üreticisinin yanındayım diyecek fındık tekrar eski
seviyesine yükselebilir diye çok ciddi bekleyiş içine girdi Karadeniz insanı,
ancak, oradaki AKP il kongresinde yapmış olduğu toplantıda, bir vatandaşımızın
“Fiskobirlikten fındık parasını alamıyoruz, ne olacak halimiz” sorusuna,
dönüyor eliyle gösteriyor “sen fındığı bana mı verdin parayı benden istiyorsun”
dediği zaman Türkiye’de fındık fiyatları 2 milyonun altına kadar düştü. Bunu
hepimiz biliyoruz. Halbuki orada Başbakan fındıkla ilgili hiç konuşma yapmamış
olsaydı, inanıyorum ki, bugün Türkiye’de fındık fiyatları 5 milyonun üzerinde
olacaktı. Nitekim, bakın, burada vakıflarla ilgili şeyde, hepinizin paraya
ihtiyacı var, bu yanlış konuşmaların altında Türkiye 800 milyon dolar kaybetti,
Türk çiftçisi kaybetti. Kim bunların sebebi. Bugün Karadeniz’e gidin yediden
yetmişe, belki Sayın Tayyip Erdoğan’ın adını bilmeyebilirler, Sayın Bakan,
sizin adınızı da bilmeyebilirler, ama, yediden yetmişe bir insanın adını
biliyor, Cüneyt Zapsu’nun adını biliyor. Dağlar taşlar biliyor, kuşlar biliyor
adını. Şimdi, fındıkla ilgili, yani bunu niçin söylüyorum, Başbakanın
bütçesidir bu. Türkiye’de Başbakanın danışmanları, işte, müsteşarı değimiz
insanlarımızın tutum ve davranışları toplumumuzda son derece hassas olan
kimselerdir. O bakımdan, bu sistem, insana yönelik bu hareketler yanlış
seçimlerle hem Türkiye’yi geriyor hem de gelecek kuşaklara karşı çok kötü örnek
oluyor. Değerli
milletvekilleri, Türkiye’de değil dünyada sağır sultanın duyduğu ve biz
Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak Türkiye Cumhuriyetinin
Başbakanına hiç kimsenin söylemesine tahammül edemediğimiz, Amerika’daki Cüneyt
Zapsu’nun sözlerini bile nasıl içinize sindirebiliyorsunuz? Çok samimi itiraf
edeyim. Bir milletvekili olarak, bu ülkenin bir insanı olarak kim olursa olsun
Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanının onurunu kıracak, yani Türkiye’nin onurunu
kıracak dışarıda bir söz söyleme hakkını asla kendisinde bulamaz, ama, bu sözü
her birinizin kabullenmiş olmasını Başbakanın kabullenmiş olmasına bağlıyorum.
Bunu son derce yanlış buluyorum ve burada sözümü bitiriyor, sizlere teşekkür
ediyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Türkmen. Buyurun
Sayın Özcan. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Dünden
başlayan görüşmelerden dolayı bir üzüntümü ifade etmek istiyorum. Cumhuriyet
Halk Partili değerli arkadaşlarımız artık bütçeyi bırakıp çok farklı isimlerle
AK Partiyi suçlamaya çalışmaktadır. Yani, burada, soygunun yeşili, sarısı,
kırmızısı olur mu, yani burada bir gazete haberini vererek, işte “yeşil
soygun.” Yani, soygunsa bu soygun hangi soygun olursa olsun yanlıştır, yani AK
Partiyle ne ilgisi olabilir veya bu bütçeyle ne ilgisi olabilir diye zaman
zaman düşünüyorum. Yani, dün cüppeli Ahmet Hoca denen bir kişiden başlayıp bu
devam etmektedir. Bu, hakikaten hoş olmuyor. Yani, aslında bunu Plan ve Bütçe
Komisyonuna gerçekten yakıştıramıyorum. Artık biz bütçeye dönmeliyiz ve bütçeyi
görüşmeliyiz diye düşünüyorum. Tabii,
mesela Sayın Başbakanlık Müsteşarı çok konuşuldu burada, yani aşağı yukarı üç
seneye yakın bir zamandır konuşuyoruz ve cevap de veriyoruz. Tekrar o konuya
dönmeyi doğru bulmuyorum, yani neticede bir bürokrat burada yokken devamlı
arkasından konuşuluyor. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Çözülmedikçe gündeme gelir sorular Sayın özcan. Sayın
Özcan, bir sorun varsa hep gündeme gelir. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Bir kez gelip de kendisini savunmadı burada. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hangi cevabı duydunuz burada? Duyduğunuz bir
cevap varsa söyleyin biz de ikna olalım. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Gelecek kendisini savunacak burada “hayır, ben böyle
değilim” diyecek. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Kumkumoğlu, ondan bir şey duymadım da ben kendim… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Yani, kimden ne duydunuz? Herhangi
bir yetkiliden bir şey duyduysanız söyleyin biz de bilelim, biz duyamadık.
Varsa söyleyin “cevap verildi” demeyin, bakın soruyorum. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Neyse biz bütçeye dönelim. BAŞKAN
– Lütfen, karşılıklı hale gelmesin. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Biz burada konuştuk, dedik ki, bir müsteşarın
arkasından burada çok ağır eleştiriler yapıldı. Bunun doğru olmadığını, etik
olmadığını söyledik. (CHP sıralarından gürültüler) ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hangisi etik değil? MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) - Tamam, siz Başbakanlığı suçlayabilirsiniz, ama,
müsteşarı… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Eleştiriler mi etik değil, yoksa, müsteşarın tavrı
mı etik değil? MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Eleştiriler etik değil. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Aman Allah’ım! ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Peki,
maşallah. Yahu,
şu cumhuriyet hükümetine yazık ki, sizi almış çalıştırmış 30 sene ve emekli
etmiş. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Kumkumoğlu, size yazıklar olsun ki bunu
söyleyebiliyorsunuz. Bu çok çirkin bir iddia, bu şekilde konuşamazsın sen. Yazıklar
olsun sana. BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu, yine aynı şeylere devam ediyorsunuz. Sayın
Kumkumoğlu… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Şu ülkeye… MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Arkadaşım lütfen… Ne
demek “devlet sana 30 sene görev vermiş.” Hak etmediği halde mi vermiş, ne
demek istiyorsun? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben hakaret edecek bir şey söylemiyorum, ben
sorduğumuzu söylüyorum. (AK Parti sıralarından “sözünü geri alsın” sesleri,
gürültüler, AK Parti ve CHP milletvekillerinin karşılıklı konuşmaları) MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Çok yazıklar olsun çok. BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu… ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Kim neyi
geri alıyor yahu. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – “Yazık bu devlete ki 30 sene görev vermiş buna” ne demek?
Sana mı soracaktı devlet ona görev vermek için. Sakılmıyorsun değil mi şu
ifadenden, şu ifadenden sıkılmadın değil mi. Ayıp ayıp, yakışmıyor senin gibi
bir üyeye. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Söylediğimiz şey, ortada verilmiş herhangi bir
cevap yoktur. O zaman “cevap var” demeyeceksin. Yani, bu Başbakan müsteşarının…
(AK Parti sıralarından “hakaret ediyorsun” sesleri ve AK Parti ve CHP
milletvekillerinin karşılıklı konuşmaları) BAŞKAN
– Lütfen, arkadaşlar… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ne hakareti yaptım? MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Ne demek bu, hakaret değil mi? Yani “hak etmediği bir yerde
30 sene genel müdürlük yapmış.” Sana mı soracaklardı genel müdür olsun mu diye? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ben de eleştiriyorum o kadar. (AK Parti
sıralarından “bu eleştiri değil hakaret, saygısızlık. Haddini bil” sesleri,
gürültüler) MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Eleştiri başka bir şey hakaret başka bir şeydir. BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar, sükuneti muhafaza edin lütfen. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – İzin verirseniz konuşayım. BAŞKAN
– Lütfen! ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Haddini bilmeyenler belli. Adam hâlâ orada
Başbakanlık Müsteşarlığı yapıyor. Kim haddini bilmiyor, biz mi bilmiyoruz? Adam
hem “cumhuriyete karşıyım” diyor hem Başbakanlık Müsteşarlığı yapıyor hem de
biz bunu söylediğimiz için biz suçlu oluyoruz, bunu savunanlar haklı oluyor.
Bunu nasıl izah ediyorsunuz arkadaşlar? Böyle şey olur mu yahu. BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu, söz vermediğimiz halde ikide bir de araya girmek suretiyle… MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Nasıl böyle bir söz söylenebilir komisyon üyesi,
bürokrasiden gelmiş bir arkadaşa. BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar, müsaade eder misiniz… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Özcan’dan özür diliyorum. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Tamam halloldu bu iş. BAŞKAN
– Sayın Özcan, buyurun; devam edin. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Özyürek, tabii, bu özürle geçecek bir konu değil.
Bakın
Sayın Kumkumoğlu, yani sizden bu ülkeyi çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Bak
bunu bil. İkincisi… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bir arkadaşınız olarak bu tavrı eleştirel
bulabilirim; biraz ağır bir eleştiri oldu özür dilerim, ama, gerçekten bu
tavrınızı eleştirel bulduğumu ifade etmek durumundayım. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Nesini eleştirdin Sayın Kumkumoğlu, ne dedim de
eleştirdin anlamadım ki ben, ne dedim de eleştirdin? BAŞKAN
– Sayın Özcan… MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Bakın, biz burada üniter yapıyla ilgili, laik
cumhuriyetle ilgili karşıt hiçbir sözü kabul etmeyeceğimizi ben burada
saatlerce söyledim daha önce konuşurken. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Özcan “Başbakanlık Müsteşarını değil,
burada Başbakanlık Müsteşarına karşı yapılan eleştirileri ben haksız buluyorum”
dediniz. Yani, insaf et. MEHMET
ZEKAİ ÖZ AN (Devamla) – Ben gıyabında söylenenleri haksız buluyorum, gıyabında
yapıyorsunuz, kendisi yok burada. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Nasıl yok burada, gelsin, yardımcısı burada. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Çağırın, dört yıldan beri, Sayın Müsteşar, gelin buraya
bize karşı konuşun, deyin. Bunu istiyoruz sizden, rica ediyoruz, yalvarıyoruz,
getirin buraya şu Müsteşarı. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Durup dururken bizim hukukumuz bozuluyor adamın
yüzünden. BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar, lütfen… MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Kumkumoğlu, hakikaten bu tavrınızı çok çirkin
buluyorum, bak, bunu tekrar ediyorum. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hâlâ ısrar ediyorsun yahu. Bak,
söylediğin şeyin mantığı doğru değil bunu eleştirebilirim, ama, ifade biçimim… ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – İktidarsınız efendim, getirin adamı biz de arkasından
konuşmayalım. BAŞKAN
– Tamam artık. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Bunu şey yapmanın bir anlamı yok, sizinle ilgili
değil çünkü konu. MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Sayın Kumkumoğlu, benim hevesimi çok kırdın, ama yine
de konuşmaya çalışacağım, yani hakikaten üzüldüm. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Doğrudur. MEHMEZ
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Şimdi o zaman hiç olmazsa spordan başlayalım da biraz… Mikrofonumu
açtınız mı Sayın Başkan? BAŞKAN
– Açıyorum, ama, karşılıklı hale gelmesin lütfen, araya da kimse girmesin! MEHMET
ZEKAİ ÖZCAN (Devamla) – Spordan devam edelim. Tabii,
sporla ilgili olumlu gelişmeler olmakla beraber esas tartışılan konu bu şike ve
doping olayları, önü alınmadığı hatta giderek artar bir görüntü çiziyor. Tabii,
mutlaka bunun önüne geçilmesi gerekir hele millî formayı girenlerin doping
yapmasını ne ahlakla ne spor ahlakıyla bağdaştırmak mümkün değil. Bir de buna
ilave olarak şunu söylüyorum. Bu millî takıma seçilme şartları da mutlaka
düzenlenmelidir. Yani, millî takıma sadece Türk vatandaşı olmak için veyahutta
bir başka takıma yer açmak için Türk vatandaşı zorlama olarak millî takıma
girmesini doğru bulmuyorum. Hak olabilir, ama, mutlaka bunun şartları yerine
getirilmelidir. Millî forma giyenler için büyük bir onur ve bir şereftir. Bu
bakımdan bunların yeniden düzenlenmesinde fayda görüyorum. Tabii, Sayın Bakan
demin birçok konulara girdi ve hoşuma gitti. O zaman ben şunu buradan ifade
ediyorum. Mesela, bizim bu Polatlı’da, 100 bin nüfusun üzerinde olan ilçemizde
kapalı spor salonu yok, yani mevcut olan standart değil, 500 kişiyi belki de
almıyor. Oradaki öğrenciler spor yapması için Ankara’ya gelip yapıyorlar.
Dolayısıyla, bunun projesi, her şeyi var. O spor salonunu yapmak için bir
gayret edelim. Herhalde bizim Polatlı Belediyesi de bu konuda yardımcı
olacaktır. Aynı şeyi Şereflikoçhisar için de söyleyebilirim çim saha için. Burada,
tabii, Vakıflar Genel Müdürlüğü için de birkaç şey söylemek istiyorum. Tabii,
biz Türkiye’de aslında bugüne kadar sosyal yardımları tabii farklı kurumlara
verdik. Dolayısıyla, işte, primsiz bir sistem tam oluşmadığı için Vakıflar
Genel Müdürlüğü aslında kendisine ait olan bölümde oldukça başarılı çalışmalar
yaptı, zaten bütçede de görülmektedir. Ben çalışmaların devamını diliyorum.
Başarılı, fakat, bu Bezmi Âlem Vakıf Gruba hastanesiyle ilgili geçmişte aslında
çok harcamalar yapıldı. Bu harcamalarla ilgili, tekrar vakıflara döndüğünde bir
işlem yapıldı mı? Yani, bir soruşturma geçirildi mi veyahut da yapılan
harcamaların sonuçları ne oldu? Onu da aslında bilmek isterim. Tabii,
burada, Başbakanlık, Türkiye’de en önemli görevlerinden bir tanesi, bu, kamudaki
reformu sağlamaktır. Çünkü, kamuda memurlar arasında ücret farklılıkları,
çeşitli maaş farklılıkları bulunmaktadır. Bir kamu reformu çalışması
sürmektedir. Özellikle Sosyal Güvenlik Reformu’nun 2007’de uygulamaya
girmesiyle birlikte bu daha da zorunluluk haline gelecektir. Çünkü, burada
primlerin kesintilerini, tabii, kamu karşılayacaktır iki sene içerisinde, ama,
bunun iki sene içerisinde mutlaka kamu reformunun sonuçlanması ve kamuda
maaşların, aktif memurların maaşlarının yeniden belirlenmesi bir zorunluluk
haline gelmiştir. Tabii,
burada yine bir arkadaşımız söyledi, işte “Başbakanlık iş bulsun, niye iş
bulmuyor?” kabilinden. Tabii, bu istihdam konularına girmiştik daha önce, oraya
girmeyeceğim, ama, en azından daha önceden özelleştirme kapsamında olup da bir
işe yerleştirilmeyenlerin en azından 4/C’yle tekrar, kamuda, 15 bin civarındaki
kişiye kadro verilmesini çok olumlu buluyorum. Aslında, sosyal devletin de
yapması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum ve bu konuda da tebrik ediyorum
bu kararı alanları. Tabii,
tekrar ediyorum: İnşallah, bundan sonra, hevesimizi kıracak konuşmalar olmaz. Bu
niyetle, bütçelerimizin hayırlı olmasını diliyorum, hepinize tekrar teşekkür
ediyorum. Sağ olun. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan’a. Sayın
Yiğit. SELAMİ
YİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, Sayın
Bakanım, değerli arkadaşlar; Sayın Bakanım, bildiğiniz üzere, “Uluslararası Kış
Olimpiyatları” denilen bir organizasyon var. İstanbul Ticaret Odası 2000
yılında bir çalışma yapıyor Doğu Anadolu Bölgesiyle ilgili olarak bu konuda. Bu
çalışmada, Erzurum-Pasinler, Kars’ın Sarıkamış ilçesi ve Erzincan’ın Ergan
bölgesindeki kayak merkezleri inceleniyor ve Uluslararası Kış
Olimpiyatları’nın, dört yılda bir yapılan Kış Olimpiyatları’nın bu bölgede
yapılabileceği konusunda bir çalışma
hazırlıyor, yapıyor. Biz, bu çalışmayla ilgilendik ve Erzurum Milletvekili
Sayın Mustafa Ilıcalı’yla beraber bir girişimci kurul oluşturarak, Sayın
Başbakan’la birbuçuk yıl önce bu konuyu görüştük. Sayın Başbakan, bu konuda
yardımcı olacağını söyledi. Biliyorsunuz,
bu organizasyon 2010 yılında, yanılmıyorsam Kanada’nın Vancouer Kentine
verildi. 2014 yılı için başvuru yapmak gerekiyor. Aşağı yukarı yedi ya da dokuz
yıl önce de, bu konuyla ilgili aday ülkelerin gerekli çalışmaları başlatması
gerekiyor. Bu bir tabii takvim meselesi. Öte yandan, yine bir yasa da gerekiyor
bunun için. Bu konudaki çalışmalar, aslında, böyle -hayal de olsa- iyi
giderken, ortaya bu Üniversite Oyunları çıktı, 2011 yılı için, biraz önce de
siz bahsettiniz. Tabii, Kış Olimpiyatları 3-4 milyar dolarlık bir yatırım
gerektiren, aşağı yukarı bunun yarısının sponsor gelirleriyle elde edilen bir
yatırım. Malum, az önce sözünü ettiğim bölge, Doğu Anadolu Bölgesi, Kuzey Doğu
Anadolu Bölgesi gelişmişlik açısından Türkiye’nin sonda gelen illerinden
oluşuyor. Bu yatırım, bölgede, bölgenin potansiyellerini, yani, tarım ve
hayvancılığın dışındaki potansiyellerini harekete geçirebilecek çok önemli bir
projedir. Öte yandan, yine, Hükûmetinizin de hedefi olan tarımsal nüfusun
azaltılması açısından da hakikaten bulunmaz bir projedir. Çünkü, bu proje
hayata geçirildiği zaman, bölgenin potansiyelleri olan tarım ve hayvancılığın
da önemli ölçüde gelişeceği malum. Tabii,
bunu genişletmek, bu konunun ayrıntılarına girmek mümkün. Sayın
Bakanım, bu konuda sizin bakış açınızı çok net olarak öğrenmek istiyorum.
Aslında, sizinle birkaç ay önce bu konuyu Genel Kurulda konuşmuştuk. Ama,
doğrusu çok tatmin olmadım. Ben, yani, Üniversite Oyunları ile Kış
Olimpiyatları’nın aslında birbirinden ayrı düşünülmesi gerektiğini de
düşünüyorum. Yani, burada, Kars’ta maalesef bu şöyle algılanıyor: Yani, “Yine
Erzurum mu kurtarılmaya çalışılıyor?” gibi bir yaklaşım da var. Ben bu görüşte
olduğumuzu söylemiyorum, ama, bölgelerimizde siyaset yapıyoruz. Bu anlayış
orada şu anda çok yaygın bir kanaat olarak görüşülüyor, düşünülüyor. Konuyu
fazla uzatmak istemiyorum. Bu konudaki görüşlerinizi almak istiyorum Sayın
Bakanım. Teşekkür
ederim. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz. Sayın
Özakcan. MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Teşekkür ediyorum. Sayın
Başkan, Sayın Bakan, değerli komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar,
basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, Denizli İlinden geçerken, anayol üzerinde, ana karayolu üzerinde
Sayın Başbakanımızın ampulle birlikte fotoğrafının, resminin yer aldığı büyük
bir afiş vardır birçok noktada, birçok yerde ve üzerinde de büyük harflerle
yazılmış şöyle bir ifade mevcuttur: “Biz verdiği sözü tutmayanlardan değiliz.”
Sayın Başbakanımızın verdiği en önemli söz, kuşkusuz hepinizin de hatırlayacağı
gibi, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasıydı. “İktidara gelirsek biz de
dokunulmazlıkları kaldıracağız” sözüne karşın, dokunulmazlığın kaldırılmasını
Hükûmet Programına almayarak ve bu konuda hiçbir olumlu adım atmayarak
milletvekili dokunulmazlığı konusunda ipe un serildi. Değerli
arkadaşlarım, az önce tartışma konusu da olan Sayın Müsteşarla ilgili, Değerli
Milletvekilimiz Enis Tütüncü’nün niteliklerinden de söz ettiği Sayın Müsteşarın
atanmasından, Sayın Başbakanımızın, en yakınındaki korumaları bile vücut dilini
anlayanlardan oluşturmak anlayışı, Allah esirgesin, balyoz olmasaydı neredeyse
yaşamına mal olacaktı. Geçtiğimiz haftalarda Türkiye bir balyozla tanıştı. O
balyozun önemini fark eden bir İktidar milletvekilimiz, balyozu kendisinin en
değerli hazinesi gibi saklayacağını ifade ederek sahiplendi. Konu
gerçekten önemli. Sayın Başbakanımıza geçmiş olsun dileklerimizi bir kez daha
bu vesileyle ifade etmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı,
rahatsızlığının başladığı yerden en yakın hastaneye beş dakika içinde
yetiştirilebildi. Ama, güvenlik prosedürüne tam olarak uyulmadığı için
dakikalarca aracının içinde kilitli kaldı. Nihayetinde, hastanenin hemen
yanında devam eden inşaatta bulunan o meşhur balyozla otomobilin camı kırılarak
Sayın Başbakan kurtarılabildi. Onun için, bu olay basit bir balyoz olayı
değildir. Konuyla ilgili görüntülerin televizyon kanallarından gösterilmesi
engellenmeye çalışılsa da, Sayın Başbakan’la ilgili her olumsuz sözün
Başbakanlık Basın Yayın Danışmanı tarafından düzeltilmeye çalışılsa da, bu olay
dünya televizyonlarında da defalarca gösterildi: Balyozla kırılmaya çalışılan
bir otomobil camı ve bu otomobil Türkiye’nin Başbakanına ait bir araç. Değerli
arkadaşlarım, AKP’nin eş, dost, akraba, yandaş kayırmacılığını bütün Türkiye
biliyor, ama, bu durumu dünyaya nasıl anlatabilirsiniz? Burada kırılan yalnızca
bir otomobil camı değil, aynı zamanda Türkiye’nin itibarıdır, Türkiye’nin
onurudur. AKP İktidarının “bizden olsun” saplantısı başbakanların şoförlerini
ve korumalarını eğitimli kişilerden seçme geleneğinin de üstüne çıkmıştır. Maalesef,
yaşadığımız tablo şudur: AKP Hükûmetleri döneminde 100 bine yakın atama ve
tayin yapılmıştır. Görevden alınanlar mahkemelere başvurmuşlar, mahkemeyi
kazananlar, maalesef, Hükûmetin tasarrufuyla ve uygulamalarıyla görevlerine
geri dönememişlerdir. AKP İktidarı ele geçiremediği kurum ya da kuruluşları
etkisiz hale getirmiştir. Gerektiğinde kurum yasalarını değiştirerek o
kurumları yeniden inşa etmeye çalışmıştır. Atamalarla ilgili olarak eskiden de
yapılıyordu denilebilir. Doğrudur, eskiden de yapılıyordu, ama, kurumlarda
kendi içlerinde yer ya da unvan değişikliği yapılmak suretiyle atamalar
yapılırdı. Bir kurumun genel müdürünü alıp o kurumun bölge müdürlüğüne ya da o
kurumun bölge müdürünü alıp o kuruma genel müdür olarak atamalar, tenzil, terfi
şeklinde gerçekleştirilirdi. Şimdiki AKP İktidarı döneminde olduğu gibi,
atandığı kurumun kapısından girmemiş kişileri o kurumlara genel müdür olarak
atamazlardı. Onun içindir ki, bakanlarını belediyelerden, genel müdürlerini
imamlardan, korumalarını akrabalardan, memurlarını tarikatlardan seçen İktidara
ya da İktidarın Sayın Başbakanının başına gelen bu olay önemlidir. Bu arada,
Sayın Başbakanlık Sözcüsünün, Başbakanın aracında kilitli kalmasına “Küçük bir
yanlışlık.” demesi ise olayın ve Sayın Başbakanın sağlığının ne kadar hafife
alındığının bir ifadesidir. Sayın
Bakanım, Devlet Personel Başkanlığını ilgilendiren bir konuda 5/7/2006
tarihinde Sayın Başbakanımıza yönelik bir soru önergem olmuştu. “657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nun 59’uncu maddesi ‘istisnai memurluklar’ başlığı adı
altındaki ifadelere dayanarak, 58’inci ve 59’uncu Hükûmetler döneminde hangi
bakanlık, hangi kurum ve kuruluşların özel kalem müdürlükleri, müşavirlikleri
ve benzeri kadrolara açıktan istisnai memurluk kapsamında atama yapılmıştır ve
de bakanlık kamu kurum ve kuruluşlarının istisnai kadro hükümleri gereğince
açıktan atama yapılan kadroların belli bir zaman sonra boşaltılması suretiyle
bu kadrolara yeniden atama yapılmış mıdır?” diye sormuştum. 5 Temmuz 2006’da
sorduğum soruya 11/10/2006 tarihinde, yani, üçbuçuk ay sonra yanıt verildi.
Ama, verilen cevabın içinde sorduğum soruların yanıtı yoktu. Sayın Bakanımız Mehmet
Ali Şahin imzasıyla gönderilen cevabi yazıda “Devlet Personel Başkanlığının
ilgi (B) yazısı ile İçişleri Bakanlığından bilgi isteniyor, istenilen
bilgilerin gelmesini müteakip önergenin cevabı makamlarınıza iletilecektir.”
deniliyordu. Hangi bakanlık ya da hangi kurumlara açıktan istisnai memurluk
kadrosuyla yapılan atamaların adedini ya da isimlerini beş aydır, bugünkü tarih
itibariyle de henüz alabilmiş değilim. Sayın
Bakanımız, sunumunda Devlet Personel Başkanlığıyla ilgili olarak “Devlet
Personel Başkanlığının bir çırpıda, kurumlarda çalışan personel ile ilgili
bilgi verecek durumda değildir. Bununla ilgili önemli bir çalış yapılmaktadır.
Teknolojik olarak bu sistem kurulacaktır.” açıklamasında bulundular. Sayın
Bakanımıza sormak istiyorum: Bu yapısı ve durumu Devlet Personel Başkanlığının
bilinmiyor muydu? Biliniyor idiyse, dört yıldan beri bugüne kadar niçin
düşünülerek, ifade ettiğiniz bu çalışmalar bugüne kadar yapılamadı? Değerli
arkadaşlarım, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzle, yine, Vakıflar Genel
Müdürlüğümüzle ilgili bütçeleri de görüşüyoruz. Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğümüzün yereldeki birimlerinin yıllardır çok kapsamlı ve işlevsel
görevleri yerine getirmiş olmasına karşın, son yıllarda ayrılan ödeneklerin
yetersizliği nedeniyle büyük sıkıntılar yaşanmakta. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Sadece zorunlu hizmetlerin yürütüldüğü bir yerel spor
alanı veya Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı bir kurum görünümünde
bulunmaktadır. Özellikle mali konularda illerdeki il müdürlüklerinin
ihtiyaçlarının giderilmesi ve karşılanmasının acil bir gerek olduğunu ifade
etmek istiyorum. Vakıflar
Genel Müdürlüğümüzle de ilgili olarak, Sayın Bakanımız, genel bütçeden hiç para
almaksızın yatırım yapmakta ve hizmet etmekte olduğunu bu Genel Müdürlüğün
söylediler. Doğrudur. Tarihi eser envanterimizin sağlıklı olmadığını, göreve
gelindiğinde 9 bin civarında iken bugün bu rakamın 18 bin civarına yükseldiğini
belirttiler. Gerçekten, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2007 mali yılı bütçesinin
giderlerine baktığımız zaman, sıralanıp rakamsal olarak da ifade edilmiş, yer
almış. İşte personel gideri, sosyal güvenlik, mal-hizmet alımı, hayri ve sosyal
hizmet, yatırım kalemlerinden oluşan rakamlar bütçe sunuş kitapçığında mevcut. Envanterinin
ne olduğu bilinmeyen bir Genel Müdürlük, gelirlerinin ne olduğu bilinmeyen bir
Genel Müdürlük. Bu sunuş içerisinde, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün gelirleri de
neler olduğu yer alabilmeliydi. Vakıflar
Genel Müdürlüğünün kira geliri nedir? Vakıflar Bankasında Vakıflar Genel
Müdürlüğünün ne kadar trilyon parası vardır? Vakıflar Genel Müdürlüğünün
bankadaki bu trilyonlarının faiz geliri nedir? Teftiş ve denetleme paylarından
ne gelir elde eder? Şimdi, burada giderler belirtilmiş. Maliye Bakanlığımızdan
600 trilyon ödenek talep ediliyor; fakat, 2007 malî yılı için 600 trilyon talep
ediliyor, ancak… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Onlardan bir para
istemiyoruz, o kadar olsun istiyoruz. MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Evet efendim, anlıyorum, kendi kaynağından. Tabii,
gelirin ne olduğu meçhul burada. Bunun da komisyon üyelerimizin… ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Ayrıntıları istiyor. Kiradan ne kadar,
gayrimenkulden, bankadan ne kadar; onu istiyor. MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Sayın Bakanım, yani, gelirin… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Anladım efendim. MEHMET
MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – O ayrıntıların da belirtilmesinde yarar görüyorum. Bütçenizin
hayırlı olmasını dileyerek, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ederiz. Sayın
Terzibaşıoğlu, buyurun efendim. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sayın Başkan, değerli üye arkadaşlarım, Sayın
Bakanım, Bakanlığın değerli bürokratları, basınımızın güzide temsilcileri;
hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Sayın
Bakanımıza güzel sunumlarından dolayı, geniş anlatımlarından dolayı,
bilgilendirmelerinden dolayı teşekkür ederim. Ayrıca,
bu dört yıllık süre içinde çok yararlı çalışmalarından dolayı da kendilerini
tebrik ediyorum, özellikle sponsorluk yasası nedeniyle. Vakıf
eserlerimizin nerede kayıtlı olduğunu, kimlerini kullandığını, geçmiş yıllara
dönüp baktığımız zaman, hakikaten, biz de üzülüyorduk. Bilmiyorlardı, kimin
neyi kullandığı bilinmiyordu. Vakıf malları kimler tarafından kullanılıyordu,
kiraları neydi, bunlar bilinmiyordu. Bunların disiplin altına alınması,
bilgisayara geçmesi çok iyi şeyler ve üstelik de, bundan sonra tamamen şeffaf
olacak. İnternete girdiğimiz zaman da bunları göreceğiz. Tabii
ki, Sayın Özakcan’ın dediği gibi, birçok eksikler hâlâ var. Elimizde sihirli
değnek olmadığı için, her şeyi bir anda düzeltmemiz mümkün değil. Türkiye’nin
birçok konuda birçok eksikleri var. Onları iyiniyetle, iktidarıyla,
muhalefetiyle hep birlikte çözeceğiz diye düşünüyorum. Sayın
Baratalı’nın, dün de bahsettim; üç gazimizle ilgili uyarılarını takdirle
karşılıyorum. Bir defa daha söylüyorum: En iyi huzurevinde… Bugün Türkmen bir
daha söyledi, ben de bir defa daha söylüyorum, başka arkadaşlarımız da söyleyecektir.
Onlar, hakikaten, bizim ödenmeyecek borcumuz olan kimseler. Bunları söylerken
benim tüylerim ürperiyor. En iyi huzurevinde onlara bakmalıyız, onları misafir
etmeliyiz. Tabii,
bunun için gerekli hassasiyet gösterilmelidir. Ben de şahsım adına konuşuyorum
burada. Arkadaşlarım da Sayın Baratalı’yı desteklemeliyiz. Vakıfların,
aşevlerinin artması, aslında, Türkiye’de daha önce yoksullara sahip
çıkılmadığının bir belgesidir. Türkiye yoksullaşmıyor. Bugün Amerika’da, eğer,
yanlış bilmiyorsam, 2 milyonun üzerinde sokakta yaşayan insan var, dünyanın en
gelişmiş ülkesinde. Rakam yanlış olabilir; ama, bu bir gerçek. Biz,
Türkiye’de yoksulları tespit ediyoruz. Kömür bunun için dağıtılıyor. Geçen sene
1 milyon 200 bin ton dağıtılıyor idi, bu sene niye 1 milyon 600? Yeni tespitler
var; ama, ben, yetkilileri buradan uyarmak istiyorum. Tespitler tam sağlıklı
değil. Özellikle mahalle muhtarlarından yararlanılması lazım. Verilen yemekler
çok kaliteli olmuyor. İlk günlerde kaliteli oluyor, sonra bozuluyor. Bu konularda
azamî dikkati göstermemiz gerekiyor. Ben de bu konuda dilimin döndüğü kadar
bunları yetkililere söylemek istiyorum. Şimdi,
bu balyoz olayının üzerinde çok duruluyor. Tabii ki, bir Başbakanın araçta
kilitli kalması bir facia. Ama, ne yazık ki ve ne yazık ki, hepimizde olan,
Türk milletinde olan bir ihmal var.
Olmamalı, olmamalıydı, inşallah bu bize çok önemli bir ders olur. O
aracın bir anahtarının arkadaki koruma araçlarında olması gerekirmiş. Şimdi,
deniliyor ki, Başbakanın korumaları bizden olsun. Arkadaşlar, yanınıza koruma
alacaksınız. Arabanın sağ önünde oturacak. Başbakan, zaman zaman telefonla
gizli görüşmeler yapacak. Allah aşkına, sıradan bir görevliyi mi alıp
oturtacak; yoksa, güvendiği biri mi olacak? Eğitim konusunda, onu söyledim
başında. Eğitimi eksik, doğru; ama, bundan sonra… MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Eğitimli olsun. Eğitim yok, arkadaşların söylediği
o. Başbakan ölecekti. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Efendim, bakın, Sayın Hamzaçebi, size de teşekkür
edecektim, lafa girdiniz, teşekkür edeyim. Niçin? Bu vakıf eserlerinin
yirmidokuz yıl, yap-işlet modelinde yirmidokuz yıla çıkmasında sizin ve
Grubunuzun çok büyük katkısı var; teşekkür ediyorum. Tabii
ki, eğitimli olacak, onu söylüyorum zaten. Hepimizde olan az çok vurdumduymazlık
her yere sirayet etmiş. Bu, hepimizde var, adam sendecilik. Diyorsunuz
ki, sigara içmeyin. Arabaya benzin veriliyor “ağabey, merak etme ya, bir şey
olmaz” diyor. Bakın diyorum, benzin buharlaşıyor, bu karşıdan kapar. “Bir şey
olmaz ağabeyi” diyor, “biz evvel Allah” diyor. Şimdi bunlar hepimizde az çok
olan şeyler; olmamalıydı. Yani, bunu da hep dilimize dolayıp da tenkit vesilesi
yapmamak gerekir diye düşünüyorum. Merak
ettiğim bir husus var: Geçtiğimiz günlerde basında çok yer aldı, ama, burada
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı burada. Eğer, Sayın
Bakanımız müsaade ederlerse, bir hususta bilgi almak istiyorum kendilerinden.
Türk Tarih Kurumunun, parti ismi vermeyeceğim, ama herkes biliyor, önemli
değil. Cumhuriyet Halk Partisinden, Büyük Atatürk’ün vasiyetinde belirttiği
parayı Türk Tarih Kurumu alacak, Cumhuriyet Halk Partisi de… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partisinden değil efendim… ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Müsaade eder misiniz. Bakın, ben, bu konuya da
değinmek istiyorum. Değerli
arkadaşlar, biz, burada, bir aile gibiyiz. Konuşurken, lütfen, biraz önce Sayın
Özcan’ı üzdünüz. Lütfen müdahale etmeyin, biz bitirelim. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – CHP’den değil, İş Bankasından. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Efendim düzeltiyorum, peki, İş Bankasından. Büyük
Atatürk’ün mirasından alması gereken bir para vardı, bunu da aldı geçtiğimiz
günlerde. Ben sizi itham etmiyorum, böyle bir hakkım yok zaten, böyle bir
konunun içinde de değilsiniz. Ben, oraya soruyorum sorumu; niye üzerinize
alınıyorsunuz? Neden üzerinize alınıyorsunuz değerli arkadaşlarım? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Terzibaşıoğlu, siz alınacak dediniz, biz alındı
dedik. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Alınmayın yani… Ben, bir daha yani, tedirgin
olarak giriyorum. Ne kadar, Türk Tarih Kurumu ne kadar para aldı? Bu parayı
nerede kullanacak? Beğendiniz mi soru mu, beğendiniz mi? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tabii, tabii… ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ben, teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu sualimi
beğendiğiniz için. Soruş sitilimi de beğendiniz mi? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tabii. Aynı soruyu bir de Türk Dil Kurumu için de
sorun. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu, ikisini ayrı ayrı görüşeceğiz. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sağ olun. Düzelttiğiniz için de teşekkür ederim. Hepinize
tekrar saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Biz de teşekkür ederiz. Sayın
Gürol Ergin… GÜROL
ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, gerçi, dün Başkan olsaydınız bana söz
vermeyecektiniz, ama, dün dündü, bugün bugün. Sayın
Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar ve sevgili
basın mensubu arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Şimdi,
ben, önce, şöyle bir biçimsel eleştiriyle başlayayım. Sayın Bakan, şöyle bir
ifade var 6 ncı sayfada, siz, bunu, sözlü olarak da ifade ettiniz. Diyorsunuz
ki: “Kamu yönetiminde yeniden yapılanmanın desteklenmesi amacıyla, bürokrasi
kırtasiyeciliğinin azaltılması önceliklerimizden biridir. “ Hepimiz
biliyoruz ki, bürokrasi sözcüğü, bütün Latin dillerinde kırtasiyeciliğin
karşılığıdır. Yani, bürokrasi kırtasiyeciliği diye bir sözcük tamamlaması
olamaz, ikisi aynı şeydir. Yani, arkadaşlarımızın bu metinleri hazırlarken buna
dikkat etmelerini özellikle rica ediyorum. HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Birbirinden çok farklı kavramlar. GÜROL
ERGİN (Muğla) – Efendim, lütfen, çok rica ederim. Bürokrasi, kırtasiyeciliğin
bütün Latin dillerindeki, istisnasız hepsindeki karşılığıdır. BAŞKAN
– Endişe etmeyin. Türk Dil Kurumu Başkanımız burada, sorarız; bürokrasi nedir,
kırtasiyecilik nedir. HASAN
FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Argodaki karşılığı olabilir yalnız. GÜROL
ERGİN (Muğla) – Tamam, ikinci bir konuya geleyim. Şimdi, arkadaşlar, bir de
bakınız, burada, TÜBİTAK’tan söz edilirken, Türkiye Bilimler Akademisinden söz
edilirken hep “bilim” sözcüğü kullanılmış da, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumundan söz edilirken “ilim” sözcüğü kullanılmış. Niye acaba, bunun
bir özel anlamı mı var? Acaba, Sayın Türk Dil Kurumu Başkanımız “bilim” ile
“ilim”in de farklı olduğunu bana açıklayabilecek mi burada? Onu da özellikle
rica ediyorum. CEMAL
UYSAL (Ordu) - Atatürk zamanında “ilim”di, “bilim” yoktu. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Bakınız, TÜBİTAK’tan ve TÜBA’dan söz ederken “bilim” sözcüğü kullanılıyor;
ama, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun ifadeleri içerisinde “bilim”
yerine “ilim” geçiyor. Bir farkı mı var acaba, bunda da bir nüans mı var? Onu
öğrenmek istiyorum. Yoksa, bir dil birliği olması, acaba daha güzel ve şık
düşmez mi diyorum. Bu konuda teşekkür ediyorum. Şimdi, değerli
arkadaşlarım, ben, sözlerimin başında gerçekten burada ifadesinde bulduğu gibi,
seçkin bilim adamlarından oluşan TÜBA’nın Başkan ve üyelerini kutluyorum. Gençlik ve Spor Genel
Müdürümüzü ve Müdürlük elemanlarını benim için başarılı olan çalışmalarından
ötürü kutluyorum. Vakıflar Genel
Müdürlüğümüzü, Genel Müdürünün şahsında çalışmalarından ötürü kutluyorum.
Bunları söylemekten de mutluluk duyuyorum. Ama, şunu da söylersem herhalde
doğru bulursunuz: Bu, özellikle sanıyorum Sayın Özcan da söyledi, şike sözcüğü
bizi çok rahatsız ediyor ve sporcularımızın hem de değişik dallardaki
sporcularımızın çeşitli yanlışlar yapmaları da bizi özellikle rahatsız ediyor,
konuyu açmıyorum. Bu arada, 2007 yılı
sonunda GAP’ın süresi bitecek, Hükûmetimiz bu konuda acaba ne düşünüyor? Yani,
böyle bir yasa çıkardık. 2007 yılı sonunda GAP İdaresine son verilecekti. Bu
konuda ne düşünülüyor? Bunu öğrenmek istiyorum. Ve şimdi, buradan,
izin verirseniz, bir iki eleştirime geçmek istiyorum. Bunlardan biri, TÜBİTAK
ile TÜBİTAK’ın şu andaki hukuksal yapısıyla ilgili. Değerli arkadaşlar,
hiç geçmişin ayrıntısına girmeyeceğim; ama, hukukun ortaya koyduğu sonuçlar da
şunu göstermiştir ki, TÜBİTAK’ta bu Hükûmet hukuksuzluk yapmıştır. TÜBİTAK
yönetimi, şu anda hukuksuz bir yönetimdir. Bunu söylerken Sayın TÜBİTAK
Başkanı, Başkan Vekili Hanımefendinin şahsını asla dikkate almadan konuşuyorum,
ama burada hukuksal doğru olmayan bir yapı vardır. Onun için, TÜBİTAK’a ne
kadar para verildiği, bu paranın ne kadar artırıldığı çok da önem kazanmıyor.
Kaldı ki, hukuksal olarak böyle bir olumsuz yapıya verilen daha fazla para,
bizi daha fazla rahatsız ediyor. Çünkü, bunun kullanılmasında gerçeğe ve bilime
aykırı tavırlar alınabileceği kuşkusunu taşıyoruz. Bunu özellikle söylemek
gereğini duyuyorum. Biliyorsunuz, bu arada, Rektörler ve Sayın YÖK Başkanı da
TÜBİTAK’la ilgili toplantılara katılmıyorlar. Bu da, bizim için çok üzüntü
vericidir. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Bilime aykırı çalışmalar yapılacağı… GÜROL ERGİN (Devamla)
– Birader, sen de söz al konuş; sen de benim gibi herhalde yıllarca, otuz altı
yılını üniversiteye verdin, onun için bilimde konuşma hakkın var. Sen de söz
al, otuz altı yılda neler yaptığını bilimsel anlamda anlat. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Sayın Profesör, ben diyorum ki… GÜROL ERGİN (Devamla)
– Teşekkür ederim, tamam. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Hiç dinlemiyorsunuz, ben sizi dinliyorum. Zatıaliniz konuşmasında bir
açıklama yapabilir mi diye. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Yapıyorum, yapıyorum; tamam dinle. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Onu soruyorum ben. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Dinle be birader! MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Nedir bilime aykırı çalışmalar, onu bir öğrenelim. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Teşekkür ederiz, dinleyin. Şöyle söylüyorum; açık
ve net, madem istediniz söyleyeyim. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Evet, buyurun. GÜROL ERGİN (Devamla)
– TÜBİTAK’tan verilen projeler eskiden olduğu gibi bilimsel özellikler, kişinin
bilimsel yapısı, projenin bilimsel özelliği
dikkate alınmadan yandaş kabul edilen insanlara verilmektedir ve o
projelerden bilimsel hiçbir sonuç çıkmamaktadır. Oldu mu? MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Yandaşlar seni çarpacak, çarpacak! GÜROL ERGİN (Devamla)
– Bizi yandaşlar çarpsın, sizi de Allah çarpsın! BAŞKAN – Arkadaşlar…
Arkadaşlar, bu tartışma… GÜROL ERGİN (Devamla)
– Değerli arkadaşlarım, bakın, hiç gereksiz olarak gürültü çıkmasına neden
oluyorsunuz. Lütfen… BAŞKAN – Evet, devam
Hocam. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Şimdi, ben, buradan Sayın… MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Zatıalinizi zevkle dinliyoruz efendim. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Birader dinle! Burada bir tek sen olsan karşılıklı bağrışırız. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Zevkle dinliyoruz, buyurun Hocam. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Ben, buradan Sayın Başbakana geçmiş olsun diyorum. Bir daha böyle bir sıkıntı
yaşamamasını da içtenlikle diliyorum; ama, Başbakanımın şu söylemlerinin benim
gibi sizi de rahatsız edip etmediğini de anlamak istiyorum ve şu söylemler
olana kadar bu söylemler kulağımıza gelene kadar, ben, bir Başbakanın bu
konuşmaları yapabileceğini asla aklıma getirmezdim. Acaba siz aklınıza getirir
miydiniz? Bunları özellikle söylemek istiyorum. Bakınız, Sayın
Başbakan, halk tarafından yapılanlar tüm çıplaklığıyla anlaşılmaya başlanınca
sinirleniyor ve şunları söylüyor: “Dur dinle be, dur dinle. Dokuz ay on gün be.
Akılları basmaz. Bana da frikik attırıyorlar, iyi frikik atarım.” “Ne
konuşuyorsun, seninle geldik biz bu hale hemşerim.” “Ya, sen 2003’te yoksun
ki“, ”Adam gibi adam lazım, bunlar tükürdüğünü yalıyor.” “Yahu sen neye
inanacaksın Allah aşkına?” Peki kardeşim bu ülke nasıl ayağa kalkacak?” ,
“Milliyetçilik havasında gezip de afra tafra atıyorsunuz.” “Bunlar hesap kitap
da bilmiyorlar, hayatlarında iki koyun gütmemiş adamlar bunlar.” Dikkat edin şu
cümleye lütfen: “Müddei iddiasını ispatlamakla mükelleftir, ispatlamayan…” Üç
nokta, oraya ben üç tane nokta koyuyorum. MUSA UZUNKAYA (Samsun)
– “Müfteri” dedi. GÜROL ERGİN (Devamla)
– “Hayatta iki koyun gütmediği ve hayatı yaşamadığı için bunu kavrayamıyor.”
“Modern olmak için illa torna atölyesinden geçmeye gerek yok, aç tavuk kendini
buğday ambarında zannedermiş.” “Bunlar avara kasnak gibi döner dururlar. Siz
böyle şeylere kafanızı takmayın.” “Ya arkadaş nereden ne gelecek Allah aşkına
söyleyin bana. Siz bugüne kadar kime yağ oldunuz?” “Doktor getirip de çiviyle
çakacak halimiz yok.” “Vergi oranlarını indirdik, daha da indireceğiz. Ancak,
indirirseniz bu kaçaklar ortadan kalkar deniyor; kusura bakmayın ağır bir ifade
kullanacağım, ama alışmış kudurmuştan beterdir.” “Bu işin ali kıran baş keseni
misiniz? Yani, bu belediyeler bu işi bilmiyor, her şeyi siz mi biliyorsunuz?
Sizden başka mimar, mühendis, müteahhit yok mu?” “Sana ne, zamanını sana mı
soracağız? Bunun zamanını belirleyecek olan biziz; HAmas’la da görüşürüz,
İsrail’le de.” Erzurum’da çiftçinin durumu ne olacak diye soran vatandaşa
bağırıyor: “Yahu bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak?” TOBB Teknoloji
Üniversitesinde şöyle söylüyor: “Ben doktora iğne yaptırmam, ama hemşireye
yaptırırım; çünkü hemşirenin pratiği yoğun…” (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) GÜROL ERGİN (Devamla)
– “…doktor damarı bulamaz, icabında felç de olabilir.” Afyon AKP mitinginde
mazotun pahalı olduğunu söyleyen bir hanıma şunu söylüyor: “Şimdi, bacım, geçen
yıl çiftçiye yüzde 35 mazotta indirim yaptık mı, e mübarek mazotta yüzde 35
indirim yapıyoruz oldu olacak bedava verelim. Enerjide indirim yaptık,
borçlarınız vardı bunları indirdik, şimdi ne istiyorsunuz ki enerjiyi
bağlayalım, suyu bağlayalım, mazotu bedava verelim, oldu olacak yemeği de
ağzınıza biz koyalım.” Gaziantep’te geçim sıkıntısından yakınan memura şöyle
söylüyor: “İş bulmuşsun çalış.” Muş Devlet Hastanesinin ek binasının açılış
konuşmasında ise ekini kar altında kalan ve yardım isteyen çiftçiye yanıtı şu :
“Ekinleri de karın altından ben çıkaracak değilim ya, neyi kimden
isteyeceğinizi bilin. Yolu bilmiyorsunuz, gelin yolunu öğretelim.” Doğu
Anadolu’da, Erzurum’da büyük baş hayvan üreticisine şöyle söylüyor: “Özel
sektör aldığı malın parasını vermiyor, sonra da vatandaşlar gelip bize ağlıyor.
Ee, kardeşim ben mi aldım malını, niye benden istiyorsun?” Türk-İş’in 19’uncu
Genel Kurulunda şöyle söylüyor: “Sizler bilin ki, Türkiye’nin tamamı sizlerden
oluşmuyor, Türkiye 70 milyon.” Bunu, fındık üreticisine de aynen Giresun ve
Ordu’da da söylemiştir; nasıl oluyorsa Sayın Başbakan her derdini dökene
“Türkiye senden oluşmuyor, 70 milyon var” diyor, ama o dert yananların hepsinin
toplamının 70 milyon olduğunu dikkatinden kaçırıyor. Değerli arkadaşlarım, özellikle
parasını İhlas’a kaptırmaktan şikâyet eden Erzurumlulara Erzurum 1’inci Olağan
İl Kongresinde şöyle söylüyor, bakın Yimpaş’ı söylemiyorum: “İyisiniz, çok
güzelsiniz de paralarınızı bir yere gidip yatırırken bize sormuyorsunuz; ama,
karalarınızı yatırıp kaptırdıktan sonra biz ne yapacağız diyorsunuz.” Ağrı
mitinginde mağdur olduk diyen bir banka zedeye de “sizi kim mağdur ettiyse
gidin ondan paranızı alın, bu işin devletle alakası yok” diyor. Arkadaşlar,
Mersin’deki olayı hatırlıyorsunuz, Mersin’de çiftçinin anasına kadar inen
sözler söyledi, ben o sözleri söylemekten hicap duyduğum için burada tekrar
etmeyeceğim. Değerlendirmeyi size
bırakıyor, saygılar sunuyorum. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Allah, Allah! MUSA UZUNKAYA (Samsun)
– Bir doktora çalışması yaptırmışsınız. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Ben o doktorayı otuz sene önce yaptım Sayın Uzunkaya. BAŞKAN – Bir dakika
izin verirseniz… MUSA UZUNKAYA (Samsun)
– Hayır, hayır; bir delikanlıya doktora çalışması yaptırmışsınız, basını
taramış. GÜROL ERGİN (Devamla)
– Ee, ben hocayım. MUSA UZUNKAYA (Samsun)
– Kiramen Katibin sizin kadar kayıt yapamıyor, çok daha faalsiniz. MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Sayın Başbakanın özlü sözlerinden… GÜROL ERGİN (Devamla)
– Milletin belleği daha fazlasını kaydediyor Sayın Uzunkaya, siz milleti bugün
duyduğunu unutan insanlar sanmayın. BAŞKAN – Sayın Birgen
Keleş, buyurun. BİRGEN KELEŞ
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan… Bakanın konuşmasının
bitmesini bekliyorum. BAŞKAN – Siz buyurun
efendim. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Hayır, Bakanımızın konuşmasının bitmesini bekliyorum efendim. BAŞKAN – Sayın
Bakanım, Birgen Hanım ilginizi bekliyor; onun için… BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Dinlemesini bekliyorum efendim. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Özür dilerim, bir önerge
konusu vardı. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Bitsin, ben razıyım, beklerim. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Çok teşekkür ederim, şu an
büyük bir dikkatle sizi dinlemeye hazırım. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Sorun değil, teşekkür ederim. Değerli arkadaşlarım,
çok önemli konuları ve çok önemli kuruluşları kapsayan bir bütçeyi
tartışıyoruz, konuşuyoruz daha doğrusu. Sürenin sınırlı olması nedeniyle bu
konuları veyahut da burada söz konusu olan kurumlarla ilgili birkaç cümle
söylemek yerine birkaç noktaya dikkat çekmekle yetinmek istiyorum. Şimdi, dikkat çekmek
istediğim noktalardan birincisi vakıflarla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet
Meclisinde görüşülmekte olan Yasa Tasarısı’dır. Öncelikle bu Tasarı’nın kimin
tarafından hazırlandığını sormak istiyorum. Değerli arkadaşlarım,
son yıllarda, özellikle Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerin hızlanmasından sonra
çok yadırgadığım bir davranış biçimi ortaya çıktı. O da şu: Avrupa Birliğine
uyum adı altında en olmayacak yasa tasarıları, bazen tasarı olarak, bazen
teklif olarak tasarı olarak hazırlandığı halde teklif olarak sunuluyor,
karşımıza getiriliyor ve bunlar bazen küreselleşmenin bir gereği olarak, bazen
Avrupa Birliğine uyumun getirdiği bir zorunluluk olarak bize empoze ediliyor,
kabul etmemiz isteniyor. Şimdi, kapsamını bilmediğiniz bir alanda siz kendiniz
söylemiştiniz, envanteri belli değildir demiştiniz, Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından ayrıntılı olarak incelenmesine de izin vermeden, temel yasa
diyorsunuz, halbuki çok yasayı, 80 maddelik çok yasayı hiç öyle temel yasa
olmadan inceledik; üstelik, bu, çok geniş etkisi olan bir yasa da değil, Medeni
Kanun gibi öyle bir yasa da değil. Neyse, şimdi ben anlayamıyorum; bu şekilde
incelenmesine de izin vermeden yasa çıkarmanızın sebebi nedir? Şimdi, aslında,
Sayın Bakan, bu yasa belki bir on beş yirmi yıl önce daha serbestçe, daha
rahatça gündeme getirilebilirdi diye düşünüyorum, ama içinde bulunduğumuz
koşullarda, yani yabancıların etnik köken ve mezhebe dayalı azınlık yaratma
çabalarının yoğunlaştığı bir dönemde, yani Avrupa Birliği ülkelerinin
Türkiye’ye karşı ne kadar ön yargılı olduklarını hiç çekinmeden nasıl çifte
standart uyguladıklarını bütün çıplaklığıyla görebildiğimiz bir dönemde, yani
Avrupa müktesebatına uyum adı altında Türkiye’ye empoze edilen bazı yasal
düzenlemelerin Türkiye’nin üniter yapısını zedeleyeceği ve federatif bir
sistemin altyapısını hazırladığı açıkça ortaya çıkmışken, mesela kamu
yönetiminde böyledir durum ve kamu yönetimiyle ilgili olarak çıkardığınız bazı
yasalarda, mesela Kalkınma Ajansları gibi. Yani, büyük… DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ülkeyi böldük mü, bölündü mü
? BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Hayır, daha yeni yeni başlıyor; uygulanması yeni yeni başlıyor. Birçoğu da
uygulanmadı zaten. Neyse katılmayabilirsiniz, ama ben anlatayım lütfen. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Üniter yapı konusunda sizinle
aynı hassasiyeti paylaşıyorum. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Yani, “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altında bu yöredeki bazı ülkelere ve bu
arada Türkiye’ye karşı düzenlenmiş olan tuzakların kağıda dökülmüş şekli
havalarda uçuşurken haritalar olarak ve olmadık yerlerde karşımıza
çıkartılırken, yani böyle bir dönemde İstanbul’daki Ortodoks Rum Patriği hedef
büyütmüşken ve de adım adım o yönde gelişme sağlarken, nasıl oluyor da böyle
bir yasayla karşımıza cesaret ediyor Hükûmet? Ben, bunu gerçekten
anlayamıyorum. Bunlar olmasa haydi çok iyi niyetle yorumluyordu yabancıları
diyebilirdim, onun için on beş yirmi sene dedim, ama bunlar bütün çıplaklığıyla
ortayken, yaşanıyorken, ben yaşadığıma göre sizler de yaşıyorsunuzdur, nasıl
oluyor da bunlara cesaret edebiliyor Hükûmet? Bunu anlayamıyorum. Haydi, bir an
için böyle bir şeye cesaret ettiniz ve getirdiniz; peki, bunu niçin kendi
kendinize temel yasa ilan edip tartışılmasını engelliyorsunuz, ayrıntılı bir
şekilde tartışılmasını engelliyorsunuz? Kapsamını bilmediğiniz bir konuda
sadece yasa hazırlamakla kalmıyorsunuz Sayın Bakan, tartışılmadan kabulünü de
sağlamaya çalışıyorsunuz? Neden? Üstelik, bu Yasada öngörülen değişikliklerin
Avrupa Birliği müktesebatıyla da ilgisi yok. Yok çünkü böyle bir uygulama
Avrupa’da. Bir tek bizimkine benzer vakıflar Yunanistan’da var, onlar da onlara
yeni olanaklar sağlamak bir yana o gariban vakıfların ve sadece orada onları
kuran Türklerin haklarını korumak için veyahut da Müslümanların haklarını
korumak için kurulmuş olan vakıfların ellerinde mevcut olan kırık dökük yetkileri
de almış durumdalar. Sayın Bakan, Avrupa
Birliği ülkelerine, yetkililerine neden “böyle bir yasa olamaz, çünkü siz
kendinizde olmayan bir yasayı uygulamayı bizden talep edemezsiniz ve biz buna
hayır diyoruz” diyemiyorsunuz? Haydi demiyorsunuz, neden hiç değilse Türkiye
Büyük Millet Meclisinde tartışılmasını mümkün kılıp “muhalefet karşı çıkıyor
kardeşim gerçekleştiremiyorum” diye mazeret üretmiyorsunuz? Gelişmiş ülkeler
mesela muhalefeti bu tür konularda çok rahatlıkla kullanırlar ve muhalefet
karşı çıkıyor, muhalefet hayır dediği sürece bu yapılamaz diye istedikleri
konularda direnirler. Lozan’ı savunmamızı da çok güçleştirecek olan ve
Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü zedeleyecek, Türkiye’yi bölme ve azınlık
yaratma çabalarına hız kazandıracak olan bu gelişmeye neden ortam
hazırlıyorsunuz, neden bunu engellemeye çalışmıyorsunuz? Şimdi, Lozan’daki
hükümlerin aksine yabancılara vakıf kurma ve yönetme hakkı tanınması -aşağıda
bir değişiklik yapmaya çalıştınız galiba ama tabii o değişikliğin tam kapsamını
bilmediğim için buraya onu alamadım- mevcut ve kurulacak vakıfların yurt içinde
ve yurt dışında istedikleri gibi özgürce örgütlenmelerini, dışarıdaki üst
birliklere üye olmalarını, dışarıdan sınırlama olmadan kaynak
sağlayabilmelerini, istedikleri kadar çok arazi satın alabilmelerini, şirket
kurabilmelerini, istedikleri kadar ve istedikleri düzeyde okul açabilmelerini
sağlayacak olan bu düzenlemeler Türkiye’nin aleyhine sonuç verecek gelişmelere
yol açacaktır. Şimdi, lütfen bu
tasarıyı geri çekiniz Sayın Bakan ve Türkiye’yi ileride çok sorun yaratacak bir
gelişmeden kurtarınız. Bu tür konularda karşılıklılık diye bir şey de anlamlı
değildir. Yani, karşılıklılık olarak kâğıt üzerinde bir laf olsa da karşı taraf
onu yaşama geçirmediği sürece hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur; çünkü, öyle bir
şey burada yok ama öyle bir şey olsa bile ona güvenilemez. Şimdi, demişsiniz ki
aşağıda, tabii aynen tutanaktan almadığım için yanlış olabilir, yapılan
eleştiriler karşısında Yunanlılar da böyle yapmıyorlar falan demişler, siz de
demişsiniz ki “canım onlar yapmasın, biz yapalım.” Yani bir anlamda büyüklük
bizde kalsın demek istediniz herhalde. Şimdi, dış politikada ve dış ilişkilerde
benim kanaatimce bundan daha yanlış bir davranış biçimi olamaz; çünkü, değerli
arkadaşlarım, karşı taraf dediğiniz masanın karşısındakilerin -bu kim olursa
olsun, Amerika Birleşik Devletleri olabilir, Avrupa ülkeleri olabilir-
utanması, sıkılması diye bir şey söz konusu değildir. Örnek, Kıbrıs’la ilgili
ilişkiler; yani, ne verirseniz daha fazlasını istemekte kendilerinde hak
görürler. O bakımdan, biz vereceğimizi baştan verelim, onlar utanıp hizaya
gelsinler yaklaşımı sonuç vermez Sayın Bakan, sonuç vermez, mümkün değildir. Bu noktada, izin
verirseniz, Başbakanın ve başka yöneticilerin son zamanlarda sık sık
tekrarladıkları iki söylemi de dikkatinize sunmak istiyorum, çünkü dış politika
konularını yakından izlemeye çalışan bir arkadaşınızım bu söylemler beni çok
rahatsız ediyor ve çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Bunlardan birisi şu
Sayın Bakan: “Biz, Avrupa Birliğine üye olmak için gerekeni yaparız, ama sonra
olmazsa yolumuza devam ederiz.” Şimdi, başlangıçta çok makul gibi geliyor bu
insana, çok anlamlı bir söz gibi geliyor; ama, fevkalade anlamsız bir söz.
Neden, çünkü değerli arkadaşlarım, bu şunun için çok… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Şunun için çok tehlikeli ve anlamlı değil: Biz, sadece çağdaş bir ülke olmak
için, çağdaş bir toplum olmak için gerekli değişiklikleri yapmıyoruz, IMF ve
Dünya Bankası isteklerine koşulsuz uyuyoruz, ekonomik ve sosyal sistemi de geri
dönülmeyecek şekilde ve telafi edilmeyecek şekilde, tek başımıza düzeltemeyecek
şekilde çarpıtıyoruz. Şimdi, mesela bu Vakıflar Yasası çıktığı zaman ondan bir
süre sonra biz kardeşim Avrupa olmuyor işte, istediklerimizi yapmıyor, haydi
vazgeçiyoruz, biz devam ediyoruz desek, bunun sıkıntılarını çekeceğiz gene.
Yani, her şey eskisi gibi olmayacak, kendi haklarımızı savunur durumda
olamayacağız. Dolayısıyla, getirdiğiniz, uyum yasaları adı altında getirdiğiniz
birçok düzenleme geri dönülemez değişiklikler getirmektedir. Dolayısıyla,
yaptığımızı yapalım, ondan sonra olmazsa işler devam edelim yolumuza gerçekçi
bir yaklaşım ve sonuç verecek bir yaklaşım değildir. Beni rahatsız eden ve
dikkatinize sunmak istediğim diğer söylem şu: Diyorsunuz ki “Avrupa ambargoyu
kaldırmadan limanları ve hava alanlarını açmayız ve bunda çok kararlıyız”
diyorsunuz. Eminim, bu lafı duyunca pek çok kişinin sokakta gözleri
yaşarıyordur, “aferin Hükûmete direniyor” diyordur. Ama, bağışlarsanız, ben hiç
böyle diyemiyorum, neden diyemediğimi de açıklayayım. Şimdi, değerli
arkadaşlarım, şunun için diyemiyorum: Ambargoyu kaldırmadan limanları ve hava
alanını açmak ifadesi tehlikeli, çünkü ambargo Avrupa Birliği ülkelerinin
hukuksuz olarak, haksız olarak, uluslararası hiçbir dayanağı olmadan
Kıbrıslıları belli koşullara zorlamak için getirdikleri bir düzenleme,
sınırlama; bunu zaten kaldırmak zorundalar uluslararası hukuk karşısında,
çerçevesinde kaldırmak zorundalar. Kaldı ki, bunu kaldıracaklarını Annan
Planına oy verme karşılığında da kabul etmiş durumdalar. Şimdi, biz, durup
dururken adamların zaten kaldırmak zorunda olduğu ve kaldırmayı da Annan Planı
vesilesiyle taahhüt ettikleri bir işi, sınırlamayı “sen bunu kaldırırsan, ben
sana bunun karşılığında limanları açarım” diyoruz, sadece bunu da demekle
kalmıyoruz tabii, çünkü “Fin Planı” diye bir şey çıktı şimdi. Maraş, Birleşmiş
Milletler denetimine verilecek, gitti gider; Magosa Avrupa Birliği yönetimine verilecek,
gitti gider. Bunun karşılığında… DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hiç birinin geçerliliği yok
zaten, siz kafa yormayın. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Hayır, hayır… DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Biz kabul etmedik efendim,
gitmiyoruz dedik, yormayın kafanızı. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Ama, Sayın Bakanım, o zaman da şunu söyleyeyim; daha bu sabah yapılan
açıklamada bizim reddetmemizden çok Rumların karşı çıkması nedeniyle ortadan
kalktığı söyleniyordu, ikisi aynı şey değildir. Bizim reddetmemizden çok
Rumların karşı çıktığı söyleniyordu ve onun için geri kaldığı söyleniyordu,
toplantının iptal edildiği söyleniyordu, hem de NTV gibi ciddi bir haber
kanalında bu söyleniyordu. Şimdi, ikisi birbirinden çok farklı şeydir, sizin
reddetmenizle anların reddetmesi çok farklı şey. Neden; neden olduğunu da
söyleyeyim izin verirseniz: Sayın Bakan, böyle uluslararası ilişkilerde bir
şeyi kabul ettiğiniz zaman karşı taraf elde bir diye düşünüyor. Mesela,
Maraş’ın şimdi gündeme gelmesi bizim Başbakanın durup dururken aylar önce
“Maraş’ı da verebiliriz “ demesinden kaynaklanıyor. Halbuki, o en sona belki
saklanması gereken bir şeyken, böyle bir açıklama yaptı hiç gereksiz, lüzumsuz… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN
YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Böyle bir açıklama yok. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Var, var. MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU
(Tokat) – Başbakan ne zaman böyle bir şey söyledi? Biz duymadık. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Talat bir açıklama
yaptı, sonra düzeltti. BİRGEN KELEŞ (Devamla)
– Neyse… Sonuç olarak şu: Bunu
da fevkalade sakıncalı buluyorum. Dolayısıyla, yani böyle bir söylem, durup
dururken verilen tavizdir ve Kıbrıs’la ilgili bütün iddialarımızdan vazgeçmemize
yol açacak olan bir tavizdir. Dolayısıyla, şunu yaparsanız biz de limanları
açarız dediğiniz anda Kıbrıs’ın tam yetkilisi olarak Güney Kıbrıs’ı kabul
ediyorsunuz demektir, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini artık tanımanız ve
diretmeniz mümkün değildir ve de limanların açılması da Türkiye’nin başına çok
iş getirecektir. Şimdi, personel
şeyiyle ilgili olarak da bürokratlarımız hazır buradayken sık sık Maliye
Bakanımıza sorduğum ve yanıtını bir türlü alamadığım bir soruyu sormak
istiyorum: Türkiye’de personel rejimiyle ilgili bir reform çalışması var mıdır,
varsa hangi aşamadadır? Bunu şunun için soruyorum ve çok önemli görüyorum;
çünkü, personel rejimi, Türkiye’de o kadar çok çarpıtılmıştır ki, bu çarpıklık,
bugün yapılanın kat kat üstünde zam yapılsa da memurlara o bunu telafi edemez,
çarpıklığı telafi edemez. O nedenle, ciddi bir personel rejimine ihtiyaç
vardır. Şimdi, devlet memurluğu statüsünü sınırlamaya çalışıyorsunuz. Onun
yerine sözleşmeli ve geçici personel rejimini tavsiye ediyorsunuz, teşvik
ediyorsunuz ve mecburiyet olmadığı takdirde de hizmet üretmek yerine hizmet
satın alınmasının esas olduğunu ifade ediyorsunuz; hüküm de var çeşitli
yasalarda. Bunu da çok doğru bulmadığımı söylemek istiyorum. Ayrıca son bir nokta
da şudur Sayın Bakanım: Avrupa Birliği ülkeleri ve Avrupa Birliği Komisyonunun
ve Parlamentosunun yetkilileri sık sık Millî Güvenlik Kuruluna sataşıyor, şimdi
Türk Silahlı Kuvvetlerine sataşıyor, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili sözler
söylüyor. Şimdi, Genel Kurmay Başkanımız veyahut da Kuvvet Komutanlarımız da
mecburen cevap veriyorlar. Şimdi, bence ciddi bir yönetimde bu olmaz. Neden?
Çünkü, ciddi bir yönetimde hükûmet sahip çıkar ordusuna, hükûmet sahip çıkar
millî güvenlik kurulu gibi seçkin bir kuruluna. Şimdi, buna sahip çıkılmamasını
anlayamıyorum. Çünkü, karşı tarafın saldırmasını anlıyorum; ulusal politikalara
karşılar, ulusal politikaları savunanlara karşılar; ama, Hükûmetin neden sahip
çıkmadığını da anlayamıyorum. O bakımdan, bu noktayı da dikkatinize sunmak
istedim ve karşı tarafı güçlendirdiği kanısındayım Hükûmetin bu tutumunun,
karşı tarafa saldırılarına devam etme ve çeşitli şekilde onları kınamaya teşvik
eder diye düşünüyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz. Sayın Deveciler,
buyurun. ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir)
– Sayın Başkan, Sayın Bakanım, Başbakanlığa bağlı kuruluşların değerli
bürokratları, Gençlik Spor Genel Müdürlüğünün ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün
değerli bürokratları, kıymetli basın mensupları; görüşmekte olduğumuz
kurumların bütçelerinin ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Ben, sözlerime
Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesiyle başlamak istiyorum. Vakıflar Genel
Müdürlüğümüz, ecdat yadigârımız olan tarihi eserlerin devamının sağlanmasında
çok önemli bir görevi ifade eden bir kuruluşumuz, bir Genel Müdürlüğümüzdür.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Türk milletinin kendisine yüklediği sorumluluk
çerçevesinde, Selçuklu Devletinden, Osmanlı Devletinden, Türkiye
Cumhuriyetinden aldığı mirası ilelebet yaşatma gayreti içerisinde olan bir
kurumumuzdur. Vakıflar Genel Müdürü hiçbir zaman içine Hazineden, devletten
kaynak almaz. Tam Hazine’ye kaynak yaratmaktadır. 1982 yılı Anayasamızın
63’üncü maddesinde “devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve
değerlerinin korunmasını sağlar. Bu amaçla, destekleyeceği ve teşvik edeceği
tedbirler alır.” ifadesiyle vakıf anlayışına sahip çıkılmıştır. Türk milletinin
en büyük özelliklerinden birisi de mazisine sahip çıkmasıdır. Devletimizin
yüzyıllardan beri ayakta kalması buna bağlıdır. Bir kimsenin kendisine ait menkul
ve gayrimenkulünü kendi rızasıyla halkın ve herkesin istifadesine sunması bir
vakıftır. En güzel hayır örneğidir vakıflar. Toplumsal değerleri korumanın ve
vicdani duyguları ayakta tutmanın yeri olarak vakfiyelerin kurulması ve
yaşatılması Türk milletinin güzel ahlakının bir sonucudur. Atalarımız
yüzyıllarca vakıf hizmetleriyle Anadolu’muzu donatmışlar, âdeta birbirleriyle
yarışmışlardır. Ülkemiz tarihî eserler bakımından çok zengin olan bir ülkedir.
Tüm dünya kültürlerine beşiklik etmiş, asırlar boyunca sanatın, ticaretin ve
ekonominin merkezi olduğu gibi, Anadolu’nun Türkleşmesiyle birlikte ülkemizde
birçok tarihî eser de inşa edilmiştir. Gerek eski çağlarda yapılmış gerekse
sonradan, cumhuriyet döneminde yapılmış
bu eserlere sahip çıkmak, bu eserleri tutabilmek ve hizmete sunmak Vakıflar
Genel Müdürlüğümüzün en önemli ve başta gelen görevlerinden bir tanesidir.
Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün tüm bu eserlerin korunabilmesi, restore
edilebilmesi, insanlığın hizmetine sunulması için teknik personel yönünden
takviye edilmesinin sağlanması gerekmektedir. Vakıflar Genel
Müdürlüğüne ait görüşmekte olduğumuz 2007 yılı bütçesinin 393,6 milyon YTL
olduğu görülmektedir. Sayın Bakan, gerçi, bunu, burada, sunuş konuşmasında
düzeltti. İnşallah, Komisyonumuzca karar verirsek, bunu, burada, hep birlikte,
düzeltmesini yapacağız. Ama, ben, bütçe sunuşuna göre konuşmalarıma devam etmek
istiyorum. 2007 yılı bütçe teklifinde yatırım payı Vakıflar Genel Müdürlüğünün
bütçesinde yüksek olsa da, bütçe ödenek teklifinin rakamı 2006 yılı bütçe
ödeneklerinin nominal olarak gerisinde kalmış bulunmaktadır. Buna 2006 yılında
400 milyon YTL olan başlangıç ödeneği, şu anda, sunuştaki duruma göre, teklife
göre yüzde 1,6 oranında azalarak 393,6 milyon YTL seviyesine gerilemiş bulunmaktadır.
Bu gerilemeyle geçen sene özel bütçeli kurumlar toplamı içerisinde yüzde 3,5
olan başlangıç ödeneği, toplamından sonra 2007 bütçe teklifinde aynı oran yüzde
3,1’e gerilemektedir. Bu şekilde gerileyen bir Vakıflar bütçesinde,
yatırımların payı kendi bütçe büyüklüğü içinde oranı korusa dahi, bunun anlamı,
ilgili yatırımlarda gerçek anlamda bir gerileme olacağıdır. Bu şekilde bir
gidiş, muhtemelen, Vakıflar Genel Müdürlüğünün tarihî eserlerimize restorasyonu
kendisi yapmaktan gittikçe uzaklaşarak daha çok yap-işlet-devret modellerine
kaymasını getirecektir. Peki, acaba, bu modelin, modellerin olumlu-olumsuz
yönleri iyi değerlendirilebilecek midir? Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinden,
bütçe sunuşunda, Genel Müdürlüğümüz bütçe sunuşunda, 2006 yılı sonuna kadar 1
500 eserin onarımının tamamlanacağını deklare etmektedir, bu yıl sonuna kadar.
Yine, sunuşunda, 2007 yılında ise 750 eserin onarımının tamamlanması
planlanmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğünün gelirlerinin tamamı öz kaynaklarıyla
karşılanmasına rağmen, Vakıflar Genel Müdürlüğünce 600 milyon YTL olarak teklif
edilen 2007 mali yılı bütçesinin Devlet Planlama Teşkilatı ve Maliye
Bakanlığınca düşürülerek 393,6 milyon YTL olarak öngörülmesi ve yine 2007 yılı
yatırımları için teklif edilen 350 milyon YTL’nin neden 183,6 milyon YTL
düşürüldüğü bir türlü anlaşılamamıştır. Sayın Bakan, bunları,
açıklama yaptı. Ben de diyorum ki, acaba, 2007 bütçesi yapılırken, acaba IMF’ye
verilen genel olarak yatırımların düşürülmesi sözünden mi kaynaklanmaktadır?
Ama, burada bir şey unutulmuştur. Tüm kuruluşların tamamı Maliyeden, Hazineden
bütçeleri, teklifleri getirilmektedir. Tabiî, o şekilde, bütçelerde, bir
kısılma, bir daralma olabilir. Ama, burada başka bir şey vardır. Vakıflar Genel
Müdürlüğü Hazineden tek bir kuruş bugüne kadar
yardım almamıştır ve almaksızın faaliyetlerini sürdüren tek genel
müdürlüktür ve tüm faaliyetlerini de kendi öz kaynaklarından, tüm eserlerinin
restorelerini de kendi öz kaynaklarından yapmaktadır. Vakıflar Genel Müdürü, ne
kadar gelir varsa, buna göre bütçe yapması gerekmektedir ve bu şekilde
yapmaktadır. Neden 600 milyon YTL’den teklif edilen bütçeyi 393,6 milyon YTL’ye
düşürdünüz? Az evvel söylediğim gibi, herhalde diyorum ben, IMF’ye verilen
sözlerden, Hükûmetin IMF’ye vermiş olduğu yatırımların düşürülme sözünden
dolayı düşürüldüğünü tahmin ediyorum, ama, şimdi, 600 trilyon, az evvel Sayın
Bakan dedi ki, 800 trilyon bile olabilir dedi, şimdi 600 trilyon lira olarak
gelirlerin bütçenin gerçekleştirileceği, gerçekleştirileceği şu anda bilinen bir
Genel Müdürlüğün bütçesinin, sonradan acaba, ek bütçeyle mi 600 milyona
getireceğiz. Ben, bunun, burada, verilecek olan önergelerle bütçenin
gerçekleşme rakamı neyse o şekilde getirilmesini talep ediyorum ve de bu
şekilde uygun olacağına inanıyorum. Yine, ben, Genel
Müdürlüğümüzün Balıkesir’imize yapmış
olduğu bazı yatırımlardan da bahsetmek istiyorum. Bugüne 15 eserin, Balıkesir
ilimizde 15 eserin onarımını gerçekleştirmiş, yine yıl sonuna kadar 4 eser
onarılacak ve 2007 yılı yatırım programını aldım, 2007 yılı yatırım programında
da Balıkesir ilimizde 9 tane eserin onarımı gerçekleştirilecektir. Ben, bundan
dolayı Sayın Genel Müdüre teşekkür ediyorum. Yine, ayrıca, 40 trilyon liradan
600 trilyon liraya bir bütçe, 15 kat artan bir bütçe, ben, dört yıldan beri
Plan ve Bütçe Komisyonunda görev yapıyorum. Hiçbir kurumda 15 kat değil, 2 kat
bile artırılan bir bütçe görmedim. Bunu da, burada, söylemek istiyorum. Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü ile ilgili görüşlerimi de açıklamak istiyorum. Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü ülkemizde çok önemli görevler ifa etmek üzere kurulmuş bir genel
müdürlüktür. Bir yandan Türk sporunu geliştirmeye dönük bir görev yelpazesine
sahipken diğer yandan da gençlerin sosyal katılımlarının geliştirilmesi ve
serbest zamanlarının değerlendirilmesinin en iyi şekilde sağlanması yönünde bir
fonksiyon icra etmektedir. Ülkemiz genç bir nüfusa sahiptir. Türkiye İstatistik
Kurumu verilerine bakıldığında 15-24 yaşındaki genç nüfusun toplam nüfusa
oranına ait projeksiyonlar bize 2006 yılı için bu oranın yüzde 17,6, 2010 için
yüzde 17 ve 2020 yılı için yüzde 16,2 olacağını göstermektedir. Bu
projeksiyonlar da, bize, demektir ki, Türkiye daha uzun yıllar genç nüfusun
önemli bir paya sahip olduğu bir ülke konumunu koruyacaktır. Bu, elbette ki çok
önemli bir avantajdır. Bununla birlikte her avantaj gibi bu durumun da çok iyi
yönetilmesi gerekir. Aksi takdirde avantaj olan bu husus bir risk unsuru da olabilir.
İşte, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz bu avantajın avantaj olarak devam
ettirilmesinin sağlanmasında önemli bir role sahiptir. Hele ki, yine, TÜİK’in
verilerine göre genel işsizlik oranının Temmuz 2006 tarihi itibarıyla 8,8
olduğu bir noktada, genç nüfus arasındaki işsizlik oranının yüzde 17,1 gibi
yüksek bir düzeyde seyretmesi, bu Genel Müdürlüğümüz eliyle sağlamamız gereken
yararları da ön plana çıkarmaktadır. Peki, aslında, hem Türk halkına kendine
güven aşılayacak sporu geliştirecek hem de gençlerin yarınların güvencesi
olmasında söz sahibi olmasını beklediğimiz bu kuruluşumuz 2007 bütçesinden
kendisinden beklenen hizmetleri yerine getirecek kaynaklara sahip midir? Hayır.
Çünkü, merkezi yönetim bütçesinin genel olarak durumu nedir ki bu kuruluşumuzun
durumu ne olsun? Nitekim Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne 2007 yılı hizmet ve
faaliyetleri için bu Kanun Tasarısı’yla 2006 yılı toplam bütçe ödeneğine göre
yüzde 8,8 artışla 347,8 milyon YTL… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) ALİ KEMAL DEVECİLER
(Devamla) – Sayın Başkanım, ek süreyi kullanmadım. Sen de bizi hep tırpanlamaya
çalışıyorsun. Gücün bana yetiyor herhalde. … ödenek
öngörülmektedir. Peki, aynı dönemlerde, deflatördeki değişim oranının yüzde 7
olarak programlandığı bir yılda bunun anlamı nedir? Bunun anlamı, aslında, bu
kuruluşumuzun bölgede ödeneklerindeki reel artışın, bütçedeki ödeneklerindeki
reel artışın 2006 yılına göre ancak yüzde 1,7 olduğudur. Peki, reel olarak bu
denli düşük, neredeyse ihmal edilebilir bir düzeyde artış oranını yansıtan
bütçe ödeneklerinin özel bütçeli kurumlar toplamı içindeki paylarına
bakıldığında ne görmekteyiz? Bu noktada gördüğümüz, 2006 yılı bütçe
ödeneklerinde yüzde 2,8’lik paya sahip olan bu kuruluşumuz 2007’de bu payı
yüzde 2,7’ye düşürmüş olduğudur. Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü bütçesinin genel bütçedeki payını geçen yıl da eleştirmiştim. Geçen
yıl 319,8 milyon YTL’lik bütçe, bu yıl, yüzde 8,7 artırıldığı söylenerek 347,8
milyon YTL’ye çıktığı söyleniyor. Bütçede her ne kadar 28 trilyon bir artış
görülmekteyse de, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü için 2006 yılı bütçesinde
genel bütçenin binde 1,9’u ayrılmış iken 2007 yılında ise bu rakam düşülerek
ancak genel bütçenin binde 1,7’si Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne ayrıldığı
görülmektedir. Yani, 28 trilyon lira artırıldığı buradan söyleniyor, ama, bütçe
içindeki payını vurduğunuz zaman geçen sene 1,9 olan pay, bu sene 1,7’ye
düşmüştür. 1978 yılında bile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne genel bütçeden
ayrılan binde 5,1 idi. AKP’nin dört yıllık iktidarı döneminde, her yıl Gençlik
ve Spor Genel Müdürlüğüne genel bütçeden ayrılan pay ne yazık ki
düşürülmektedir. AKP’nin seçim beyannamesinde “gençlik geleceğimizdir” yazması
hiçbir şey ifade etmektedir. Binde 1,7’lik bir bütçeyle gençlikle ilgili hiçbir
atılım, hiçbir proje hayata geçirilemez. Başkaca birçok konuda olduğu gibi,
“gençlik geleceğimizdir” anlayışının da sadece seçim beyannamesinde kaldığı
açık ve net olarak görülmektedir. Geçen yıl bütçe
görüşmelerinde de eleştirmiştim, yine eleştiriyorum. Amatör spor kulüpleri şu
anda en fazla yardıma muhtaç olan kamu kuruluşlarının, spor kulüplerinin
haricinde, üç beş kişinin sırtında kambur olan ve onların maddi ve manevi
destekleriyle giden kuruluşlarımız vardır, çoğu kapanma noktasına gelmektedir. Geçen
yıl 1,4 milyon YTL bunlara yardım önerilmişti, baktım bütçeye 1,583 YTL. Bu
rakam azdır. Ben, Sayın Bakana burada şunu söylemek istiyorum: Az evvel bir
rakamlar verdi, yirmi sekiz ayda 254 trilyon lira spor kulüplerine yardım
edilmiş iddiadan. Ben diyorum ki, hiç olmazsa, bununla ilgili bir uygulama mı
yapılması lazım, kanun mu çıkarılması lazım, genelge mi yayınlanacak, bu 254
trilyon liranın yüzde 1’i ilave olarak amatör spor kulüplerine buradan
ayrılsın. Bu da 2,5 trilyon eder, 1,5 trilyon da ayrılmış 4 trilyon, çok az ama
yine de olsun. Ben, burada, Sayın
Gençlik ve Spor Genel Müdürüne bu az olan bütçeden Balıkesir’deki amatör spor
kulüplerine bir nebze olsun yardım etmişti, kendisine burada, huzurlarınızda
teşekkür ediyorum. Yine, geçen sene, burada ben bir konuyu gündeme getirmiştim.
Bizim Balıkesir’de Edremit ilçesinde 5.000 nüfuslu bir Güre belediyesi var,
yazın 40.000 nüfus oluyor. Bu belediye
kendi imkânlarıyla dört yılda bu kapalı spor salonunun geçen sene yüzde 60
seviyesindeydi, şu anda yüzde 70 seviyesinde bitirdi. Ben geçen sene gündeme
getirdim, işte, Sayın Bakan buna gereken yardımı kendilerinin yapacağını
söylemişti. Geçtiğimiz günlerde bu sözü yerine getirdi, bir miktar yardım etti,
kendilerine Güre belediyesi adına -Başkan özellikle söylenmesini istiyor-
Başkanın ve ben, Güreliler adına teşekkür ediyor, ama, mayıs ayında ancak
bitirilecek, çok az bir bütçeyle yapıldığı için, inşallah bu yardımların bir
miktarının da yılbaşından sonra da verilmesi ve vilayetimde bu salonun
kazandırılmasını ümit ediyorum ve iddia teşkilatına, Spor-Toto teşkilatına da
teşekkür ediyorum. 2007 yılı bütçesinin
Vakıflar Genel Müdürlüğümüze, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüze ve diğer
Başbakanlığa bağlı kuruluşlara hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum, saygılar
sunuyorum. BAŞKAN – Çok teşekkür
ediyoruz. Sayın Muzaffer
Baştopçu. MUZAFFER BAŞTOPÇU
(Kocaeli) – Teşekkür ederim Başkanım. Değerli Başkanım,
Değerli Bakanım, Komisyonumuzun çok değerli üyeleri, kamu kuruluşlarımızın çok
değerli görevlileri, değerli basın mensubu arkadaşlarım; burada, gerçekten
Komisyonumuz olarak yoğun çalışmaları sergiliyoruz. Bugün de Başbakanlık
bütçesini görüşüyoruz. Tabii, biz, İktidar Partisi olarak her türlü eleştiriye
açık olmamız gerekiyor, her türlü eleştiriyi soğuk kanlılıkla dinleyip, oradan
çıkaracaklarımızı çıkarmamız gerekiyor, bunun bilincindeyiz. Ama, bazen,
maalesef, tabii bir kısmını tenzih ederek söylüyorum, İktidar Partisindeki
arkadaşlarımız, maalesef diyorum, bütçeyi, bütçe değerlendirmesini bir kenara
koyuyorlar ve hangi “kapsama alanı dışında” diyoruz ya, ama çok çok dışına
çıkarak, burada, birtakım değerlendirmelerde bulunuyorlar, açıklamalarda
bulunuyorlar. Gayet tabii ki, bu kapsama alanı içerisinde olup da, konular ve
yerinde görüşülecek olayları oralarda tartışsak, hele hele burada olmayan
kişilerle ilgili olan açıklamaları burada yapmasak bence daha şık olur diye
düşünüyorum. Şimdi, bakanlarımız, burada, gerçekten, çünkü üçüncü dönemi ben
burada yaşıyorum, gayet net, açık, şeffaf ve sundukları dokümanlarla da, yaptıkları,
yapacaklarını bizlere anlatıyorlar. Buradan her türlü değerlendirme
yapılabilir, olumsuzluklar belirlenebilir. Yapılmış olanların artı ve eksileri
değerlendirilebilir, ama, eğer tutar da gazete arşivlerini buraya getirip,
magazinleri buraya getirip konuşacak olursak, dediğim gibi, bu, referansından
çıkmış olur. Şimdi, şöyle bakıyorum, Değerli Bakanımız ve arkadaşları, Sayın
Mehmet Ali Şahin, kendi kurumlarıyla ilgili olarak, bağlı kuruluşlarıyla ilgili
başta Türkiye Yatırım ve Destek Tanıtım Ajansı olmak üzere, ödeneklerini
ayarlamışlar, Millî İstihbarat
Teşkilatımızın ödeneği yüzde 20 artmış, Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliğimizin artış oranı yaklaşık yüzde 12 olmuş, bir tek TÜBİTAK’ta bir
eksi gözüküyor, onun da nedeni, Avrupa Birliği çerçeve programlarıyla ilgili,
ki, orada da bir artış, gerektiği anda yapılacaktır. Türkiye Bilimler Akademisi
TÜBA’nın da aynı şekilde, çok önemli bizim için bu kuruluşumuz, bütçesi yüzde
35’in üzerinde artmış. TÜBA’nın üstün bilimsel liyakat esasına göre seçilmiş
olarak şu anda 121 tane üyesi var. Bilime, teknolojiye high-tech’e ne kadar
önem verdiğimizin önemli göstergelerinden bir tanesi de bizim bu Türkiye
Bilimler Akademisi çalışmalarımız. Akademi sürdürdüğü çok başarılı
çalışmalarla, verdiği desteklerle, ödül programlarıyla birçok projeyi hayata
soktu, birçok projeyi de hayata sokmak evresine getirdi. Bunlardan en önemlisi,
Türkiye kültür envanteri girişimi, arkasından Türkçe bilim terimleri sözlüğü
projesi, bilim politikaları öngörü projesi, yabancı ders kitaplarından
Türkçe’ye çevrilme projesi, nüfus ve kalkınma stratejileri. Çağdaş olabilmenin
koşullarını Hükûmetimiz, Bakanlar Kurullarımız ve bizler, tüm ilgililer, acaba
en iyisini nasıl yaparız çabasıyla ortaya koyuyorlar. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumunun da bütçesini artmış görüyoruz, yüzde 11 oranında yaklaşık
artmış. Tabii burada benim altını çizmek istediğim önemli noktalardan bir
tanesi de, bu kurumun yürüttüğü projelerden yurt dışındaki tarihi Türk
eserlerinin tespiti projesi, ki, 155 tane eser tespit edildi. Bu çalışmalara
ait de kitapların, inanıyoruz ki, 2007 yılında çalışmaları tamamlanacak ve
bizlere takdim edilecek. Devlet Personel Başkanlığımızın da bütçesi arttı,
yüzde 16’dan fazla olarak. Bütçelerin artması, gayet tabii ki daha iyi hizmet,
daha kaliteli hizmet, daha nitelikli hizmet anlamına geliyor. Ben hemen şunu
belirteyim ki, burada, bazı arkadaşlarımız, genelde o sözcükleri kullanarak,
genelde o sözcükleri kullanarak gündem oluşturmaya çalışıyorlar. “Yandaş,
yandaş, yandaş…” Şimdi, ben biliyorum ki, özellikle üniversitelerde ve
araştırma projelerinde böyle bir şey hiçbir dönemde olmamıştır. Yani, ben,
geçmiş dönemleri de kastederek söylüyorum, böyle bir şey hiçbir dönemde
olmamıştır. Yani, araştırma projelerinde yandaşların desteklenmesi diye bir sav
ortaya konacak olursa, o savı ortaya konuşacak arkadaşların, bilgileriyle,
belgeleriyle, kanıtlarıyla ortaya çıkması lazım. Kendim de zamanında TÜBİTAK
projelerinde çalışmış bir arkadaşınız olarak, böyle bir şeye hiçbir şekilde
rastlanmamıştır. Şimdi, değerli
arkadaşlar, belki, diyeceksiniz ki, bazı şeylerin de kanıtları olmuyor. Ama,
kanıtları olmayan, bilgiye, belgeye dayanmayan şeyleri biz nasıl savunabiliriz,
nasıl iddialarda bulunabiliriz. Eğer bir iddiamız varsa, ki, bazı
arkadaşlarımın, ben biliyorum, hakikaten çalışmaları oluyor, iddiaları oluyor,
zaman zaman bu bilgileri karşılıklı birbirimize takdim de ediyoruz ve gereği
konusunda da, inanın, çalışmaları yapıyoruz. Bu, her zaman böyle. Yani, Sayın
Başbakandan tutun da, bütün bakanlarımız, dün de burada Sayın Unakıtan söyledi,
bu konuyla ilgili olanlar, lütfen, ellerindeki bu bilgileri, belgeleri
getirsinler, gereğini takip edelim, yapmaya gayret edelim. Ama, bunu zaten hep
birlikte yapıyoruz. Şimdi, bu bütçeleri,
buradaki muhalefet partisi arkadaşlarım, şöyle diyebilirler mi? Yani, bu
bütçelerin hazırlanmasında, aşağı Genel Kurula inecek, kabul edilecek, Türkiye
için hayırlı, bereketli olsun dileklerimizi hep birlikte yapıyoruz, bizim
dışımızda gerçekleşti, biz aslında temelden bunlara karşıydık diyebilirler mi?
Gerçi, bir arkadaşımız Anayasa’ya aykırılığından da söz etti, ama, olabilir,
yani, kendi görüşüdür, biz, saygıyla dinleriz ve o görüşüne de hiçbir zaman
için karşı olarak bir tepkimiz olmaz. Burada, benim, tekrar
altını çizerek söylemek istediğim şudur değerli arkadaşlar: Gayet tabii ki
muhalefet olarak sizlerden her yaptığımıza övgü beklemiyoruz. Ama, tekrar, beni
mazur görerek ve toleranslı bir şekilde bu değerlendirmeme bakarak söylemek
istiyorum, övgünüz olmasın ama lütfen, sövgünüz de olmasın. Yani, burada,
birbirimizi kıracak şekilde, incitecek şekilde şeylerin söylenmesi hiçbir
şekilde bu sisteme katkıda bulunmaz. Biz ne kadar birbirimize anlayışlı, ne
kadar çok toleranslı olursak, birbirimizi, dediğim gibi, sağlıklı bir şekilde,
sabırlı bir şekilde dinlersek, bu, hepimiz için iyi sonuçlar üretir, ülkemiz
için iyi sonuçlar üretir, hizmetine çalıştığımız vatandaşlarımız için iyi
sonuçlar üretir. Komisyonlardaki, özellikle ihtisas komisyonlarında gerilimlerin
olması, hakikaten, ben de kendimi burada yargılayarak söylüyorum, şık olmuyor.
Çünkü, burada, kamu görevlilerimiz var, değerli basın mensuplarımız var.
Sanırlar ki, yani, bu komisyonlarda çalışmalar hep bu şekilde oluyor. Hayır, bu
ihtisas komisyonlarında çok güzel çalışmalar oluyor. Zaman zaman sizin
önerinize katılıyoruz, sizler bizim önerimize katılıyorsunuz, bütün yaptığımız
ve üzerinde durduğumuz ana nokta, acaba, vatandaşlarımıza bir nebze daha, daha
faydalı olabilir miyiz, sorunlarını çözebilir miyiz? Ben, başta Değerli
Bakanımız olmak üzere, hazırlanan bütçenin, emeği geçen hepsine, ki, büyük
emeklerle hazırlanıyor, burada, huzurlarınızda teşekkür ediyorum ve Başbakanlık
bütçemizin hepimize hayırlı olmasını diliyorum ve bütçe uygulamasında da bütün
arkadaşlarıma şimdiden başarılar diliyorum. Sağ olun, var olun. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Baştopçu. Sayın Akif Hamzaçebi,
buyurun efendim. MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan, Plan ve
Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri, Başbakanlık bağlı ve ilgili kuruluşlarının
bütçeleri üzerinde, daha çok kamu personel rejimi hakkında konuşmak istiyorum.
Bu kadar geniş bir yelpaze içerisinde bütün kurumların bütçelerini
değerlendirme olanağı maalesef yok. O nedenle, konuşmamı daha çok kamu personel
rejimi üzerine kurmaya çalışacağım. Başbakanlık bütçesi olunca, ister istemez,
Sayın Başbakanın bazı icraatlarının, bazı söylemlerinin de değerlendirilmesi
gerekiyor tabii ki. Sayın Başbakanın, bugüne kadar Sayın Başbakanın Başbakanlığına
kadar alışık olmadığımız üslubuna, Sayın Başbakanlığa alışmaya çalışıyoruz.
Yadırgıyoruz, o üsluba, o cümlelere aslında bir Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanının söylememesi gereken cümlelere, bir şekilde, nasıl alışabiliriz onu
düşünüyoruz. Tabii ki son derece zor bir konu. Sayın Başbakan nerede hangi
cümleyi kullandı, bunları tekrar etmek istemiyorum ama ilgi duyan arkadaşlara
bu konudaki kısa bir çalışmamızı verebiliriz, burada dört sayfalık bir çalışma
var, bir özet olarak, bunları özetlemeye çalıştık. Bunları tekrar edecek
değilim. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Tekrar etmezseniz gerçekten
çok sevinirim. MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) – Ancak, Sayın Başbakanın değerlendirmelerinden, görüşlerinden,
toplumu incitecek olanları, insanları incitecek olanlarını şüphesiz, toplum bir
şekilde değerlendirecektir, insanımız değerlendirecektir, biz de
değerlendiriyoruz, o ayrı bir konu,
ancak, Türkiye Cumhuriyetinin temel özelliklerine yönelik olarak Sayın
Başbakanın zaman zaman beyan ettiği hususlar alışabileceğimiz konular değildir.
Bunları, Sayın Başbakanın ağzından çıktı, eh ne yapalım diyerek geçiştirmemiz
mümkün değildir. Kamu personel rejimi
dedim. Kamu personelinin en tepe noktasında oturan bir Başbakanlık Müsteşarı
vardır. Başbakanlık Müsteşarının cumhuriyet aleyhine sözleri ortadadır. Bu
konuda, kendisini cumhuriyet düşmanı ilan eden arkadaşımıza karşı, Sayın
Kumkumoğlu’na karşı bu Müsteşar bir dava açmamıştır. Bir dava açmayarak,
gerçekte cumhuriyet düşmanı olduğunu kabul etmiştir bu arkadaşımız. Değerli
arkadaşlar, bunu geçen yıl da ifade etmiştim. Bu, son derece ciddi bir
durumdur. Bir kamu görevlisi bir milletvekili tarafından “cumhuriyet düşmanı”
olarak ilan ediliyor ve bu kamu görevlisi, bana hakaret edilmiştir, bana çamur
atılmıştır, söylemediğim bir söz nedeniyle ben itham ediliyorum diye bir dava
açma gereğini duymamıştır. Neden? Çünkü, hâlâ o cümlelerinin arkasındadır. O
cümlelerinin arkasında olan bu Müsteşarı da Sayın Başbakan bugüne kadar kamu
yönetiminin başında tutmuştur. Bu, son derece üzüntü verici bir durumdur. “Laiklik yeniden
tanımlanmalıdır.” diyen bir Meclis Başkanına tamam, ama, şu anda bunun zamanı
değildir anlamına gelecek cümlelerle destek veren bir Sayın Başbakanın kamu
yönetiminde objektif ölçülerle hareket ettiğini söylemek mümkün değildir. Bunun
örneklerini bugüne kadar gördük. “Biz, vücut dilimizden
anlayanlarla kadrolaşağız, onlarla işleri yürüteceğiz.” diyen Sayın Başbakanın
objektif bir kamu yönetimi kurması mümkün değildir. Kamu yönetiminde
verimliliği, performansı artırması mümkün değildir. Çünkü, bürokrasiye, kamu
yönetimine bakışı böyledir. Bürokrasiye oligarşi gözüyle bakan, nerelerde
oligarşik eğilimler yapılar varsa bunu çözmek gibi bir görevi olduğu hâlde
iddia ettiğinin aksine bunu çözmeyen bir Sayın Başbakan aynı bürokrasiye devam
etmeye çalışıyor. Vekâlet müessesesiyle bu bürokrasiyi, bu kamu yönetimini
tahrip ediyor, ama gene de, hâlâ, hızını alamayıp, bürokratik oligarşiden söz
ediyor. Değerli arkadaşlar,
kamu personel rejimi, dünyada iki model üzerine kuruludur. Birincisi kariyer
sistemidir. Dünyada, kariyer sistemi uygulayan ülkelerde –ki, bunlar,
İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkelerdir, Avrupa eksenli bir sistemdir bu
sistem, kariyer sistemi- bu ülkelerde, personel uzun süreli olacak şekilde bir
mesleğe girer. Ciddi yapılan sınavlarla mesleğe girer ve meslekteki
yükselmelere daima sınavlarla sağlanır. Sonuçta kamu görevindeki süreklilik ve
kamu örgütlerindeki deneyime dayalı bilgi birikimi bu sistemle sağlanır. Kariyer
sistemi sadece Türkiye’de değil, dünyada da birçok ülkede –başta Avrupa
ülkeleri olmak üzere- uygulanan bir sistemdir. Başka sistemler yok mu; o da
vardır. Kadro sistemi vardır. Kadronun, yani işin tanımlandığı sistemler
vardır. Daha çok Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Yeni Zelanda gibi
ülkelerde uygulanan sistemdir. Orada memuriyet bir sürekli hizmet olarak
görülmez, kamu görevinde bir süreklilik anlamında bir anlayış yoktur. Yine kamu
görevinde süreklilik anlayışının bir uzantısı olarak kamu görevlisinin
güvencesi anlamında bir sistem yoktur. Daha çok özel sektör yaklaşımlı,
münhasıran performansı ölçmeye yönelik bir kadro iş sistemi vardır bu
ülkelerde. Türkiye’deki kariyer sistemi 657 sayılı Kanun’la kurulmaya
çalışılmış olan kariyer sistemi iyi mi işliyor; hayır, iyi işlediğini iddia
etmek mümkün değildir. 60’lı yıllarda getirilen, iyi niyetle getirilen bu
sistem zaman içerisinde muhtelif müdahalelerle, muhtelif eklemelerle artık
içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Performansı tamamen göz ardı etmiştir. Sadece
belki güvenceden ibaret bir sistem olarak, görevlilere güvence sağlayan bir
sistemden ibaret kalmıştır ve gerçekten düzeltilmesi gereken, ele alınması
gereken bir kamu personel sistemiyle karşı karşıyayız. Adalet
ve Kalkınma Partisi iktidar olduğunda, bu konuda bir hayli iddialı söylemlerle
işe başladı. Bir Acil Eylem Planı ilan etti biliyorsunuz ve Acil Eylem
Planı’nda geçmişi olağanüstü çarpıcı cümlelerle eleştirdi. Bakın Acil Eylem
Planı’nda Hükûmet ne diyor: “Daha uzun vadeli olan ve mutlaka
gerçekleştirilmesi gereken reform alanlarından biri de devlet personel rejimi
reformudur. Temel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile düzenlenen bu
alan, daha sonra ihtiyaçlar ortaya çıktıkça bu Kanun’da değişiklikler ve
paralel personel rejimi kanunları çıkarılarak düzenlenmeye çalışılmıştır.
Ancak, yapılan tüm müdahaleler sistemi içinden çıkılmaz hale getirmiş,
ülkemizde yeni bir uzmanlık alanı oluşmasına yol açmıştır. 80’lı yıllardan bu
yana işbaşına gelen tüm hükûmetler bu konuda bir reform yapma vaadinde bulunmuş
olmasına rağmen, bu vaatler bir türlü gerçekleştirilememiştir. Devlet Personel
Başkanlığı ve diğer bazı kuruluşlar tarafından reforma yönelik hazırlıklar
yapılmış, kanun tasarıları hazırlanmış olmasına rağmen bu tasarılar hayata geçirilememiştir.
Bu alanda yapılacak köklü değişiklikler sonucunda geçiş dönemi biraz uzun ve
sıkıntılı olacak, imtiyazların bir kısmı ise ortadan kalkacaktır. Bu nedenle bu
reformun uygulanmasının temelinde bürokrasinin direnci ve siyasi iradenin
konunun arkasında yeteri düzeyde tecelli etmemesi yatmaktadır. Kamu yönetiminin
hantallaşmasında, verimsizleşmesinde, hesap verememesinde, içe kapanmasında,
etkin olmamasında, vatandaşa temel yaklaşımında tahakkümcü olmasında ve benzer
olumsuzluklarda birinci derecede paya sahip olan mevcut personel rejiminin
değişmesi gerekmektedir. Devletin yeniden yapılandırılmasının da temelini
oluşturan bu değişiklik ancak güçlü bir hükûmet ve arkasındaki güçlü bir siyasi
iradeyle mümkün olacaktır. “ Bu cümlelerin birçoğuna katılıyorum. Katılmadığım,
bürokrasiyi çok haşin eleştiren yanları vardır. Bürokrasiyi bir düşman olarak
gören bir tavır da var burada. Buna katılmıyorum, bürokrasi bir uzmanlık
birikiminin sağlandığı yerdir. Hükûmetler eğer bu birikimi iyi kullanırlarsa,
bürokrasi bu ülkenin kalkınmasına hizmet eder. Eğer hükûmetler bu birikimi iyi
kullanamazlarsa, o zaman... (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Evet, buyurun. M.
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - ... sorun hükûmettedir. Sayın Başbakan “bürokratik oligarşi”
diye bürokrasiden şikâyet ederken, aslında sorun Hükûmetin kendisindedir. Çok
iddialı süslü cümleler var. Neden gerçekleştirilmemiş devlet personel rejimi
reformu; bürokrasinin direnci var. Bugüne kadarki hükûmetler bu direnç
nedeniyle bunu gerçekleştirememiş. İkincisi de, siyasi irade yok bu konunun,
yani devlet personel reformu yapacağım diyebilen bir hükûmet yok. Biz varız
diyor Hükûmet. Ne zaman demiş bunu; 2003 yılının ocak ayında. Hükûmet beşinci
yılına giriyor değerli arkadaşlar, üçte iki Meclis çoğunluğunuz var, siyasi
iradeniz var, büyük bir politik gücünüz var; ama, devlet personel rejimi
reformu ortada yok. Sayın Bakanı üzülerek dinledim. Devlet Personel
Başkanlığının devlette ne kadar personele sahip olduğunu bilmediğini söylüyor,
iyi niyetle bunu söylüyor, yani durumumuz bu diyor. Sayın Bakan, beşinci yıla
giriyorsunuz. Beşinci yıla girdiğiniz bir dönemde Devlet Personel Başkanlığı
devlette ne kadar personel olduğunu bilecek duruma gelmediyse, sorun Devlet
Personel Başkanında değil sorun sizin Hükûmetinizdedir Sayın Bakan. Esasen
bunlar Acil Eylem Planı’nda söylenen bu cümlelerin biz Hükûmet tarafından
gerçekleştirileceği kanaatinde zaten değildik. Neden değildik? Çünkü, Hükûmetin
bürokrasiye, kamu yönetimine yaklaşımı objektif değil. Atamaları belli bir
kritere dayandırmış olan Hükûmetin kamu yönetiminde reform yapma şansı yoktur.
Kamu yönetiminde reform demek, objektifliği sağlayacaksınız, kariyer sistemini
oturtacaksınız, liyakati getireceksiniz. Bütün bunları getirdiğiniz zaman, Sayın
Başbakanın vücut dilinden anlayan bürokratların görev alma şansı yoktur. O
nedenle, başlangıçta iddialı olan bu cümlelerin daha sonra altyapısı hiçbir
şekilde bir yasa tasarısı olarak Hükûmet tarafından getirilememiştir. Ne
yapmıştır Hükûmet? Devlet personel rejimi düzenlemeleri adı altında bugüne
kadar -listesi şurada, ilgi duyan arkadaşlara verelim- tam 39 tane çeşitli yasa
çıkarmak suretiyle çeşitli kamu kurum ve kuruluşunda ücret düzenlemesine
gitmiştir. Hani siz birtakım imtiyazları ortadan kaldırmak suretiyle bir reform
gerçekleştirecektiniz? Neyin nesi bu 39 tane bölük pörçük düzenleme? Bu iddia
çoktan ortadan kalktı. Geçen Yasama Döneminde çıkarılan 40+40 yasasıyla Hükûmet
devlet personel rejiminde... (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Evet Sayın Hamzaçebi, tamamlıyorsunuz. M.
AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - ... reform yapma iddiası olmadığını kabul etmiştir.
Bu onun itirafıdır. Yine
bakın, birçok yasa düzenlemesi var. O da kamu kurumlarında kadrolaşmalara
yönelik düzenlemeler. Onun da listesi burada. Bunu da, ilgi duyarsa Sayın
Bakanımız ve arkadaşlar verebilirim. Hangi bakanlıkları birleştirmek suretiyle
-yasaları birleştirerek- hangi kurumlarında hangi birimleri birleştirmek
suretiyle ne kadar sayıda bürokrat görevinden yasa zoruyla, yasayla alınmıştır,
çünkü kararnameler, zaman zaman işlemiyor, Sayın Cumhurbaşkanı objektif bir
değerlendirmeyle bazı kararnameleri imzalamıyor. Evet, Hükûmetin kamu personel
rejimine yaklaşımı budur arkadaşlar. Son
birkaç cümlemi söyleyerek sözlerimi bitiriyorum. Sayın Başbakanın Hükûmetimizin
kamu yönetimine yaklaşımını değerlendirdim. Sayın Başbakan dilediği kişileri
kendisine danışman olarak seçebilir. Bu kendi takdiridir. Yasaların izin
verdiği ölçüde bu kişiler kendisinin
danışmanı olabilir, müsteşarı da olabilir, ama, tabii ki Türkiye
Cumhuriyeti devletinin kurallarına, Anayasa’da yazılı olan kurallarına bağlı
olmak kaydıyla. Bakın Sayın Başbakanın bir danışmanı var değerli arkadaşlar,
bir dış politika danışmanı var. Bunu geçen yıl Dışişleri Bakanlığı bütçesinde
sordum. Sayın Dışişleri Bakanımız soruma yazılı cevap vereceğini söyledi. Geçen
yıl ve evvelki yıl. İki yıldır ben Sayın Bakandan cevap alamadım. Bu soruyu
Başbakanlık bütçesi vesilesiyle Sayın Bakana yöneltmek istiyorum. Sayın
Başbakanın dış politika danışmanı bir makalesinde şöyle diyor: Makalenin konusu
medeniyetler çatışması üzerine kitap yazmış olan Amerikalı Samuel Hantington
isimli kişinin kitabına ilişkin bir değerlendirme. Samuel Hantington kitabında
yeni dünya düzeninde artık çatışmaların medeniyetler arasında olacağını söyler,
ulus devletler yine olacaktır ancak, medeniyetler artık yeni çatışma alanları,
ulus devletler arasındaki farklılıklar, ayrılıklar değil, medeniyetler arasında
farklılıklar olacaktır der ve dünyayı 7 veya 8 grup medeniyete ayırır ve
kitabının ilgili bölümlerinde bir değerlendirme yaparak, Türkiye’nin
medeniyetler arasında en çok bölünmüş ülke olduğunu söyler. Yani ne batılı
olabilmiş ne Müslüman kalabilmiş. Bu nedenle iki dünya, iki medeniyet arasında
bölünmüş bir ülke olduğunu söyler. Sayın Başbakanın dış politika danışmanı,
medeniyetler çatışması üzerine Türkiye ve dünya literatüründe yapılmış olan
tartışmaların toplandığı bir kitapta, Vadi Yayınları’nda çıkan “Medeniyetler
Çatışması” isimli kitap, Hantington’un bazı görüşlerine karşı çıkarken, üstü
kapalı bir şekilde Türkiye’nin medeniyetler arasında bölünmüş bir ülke olduğu
görüşünü sahiplenir ve bu durumu da cumhuriyeti kuranların ve yönetenlerin
şizofrenik yapısına bağlar. Bu anlama gelen cümleler sarf eder ve bu kişi Sayın
Başbakanın dış politika danışmanıdır. Ortadoğu politikalarında etkin olduğunu
basından izliyoruz. Bu kişi, bu görüşleriyle mi Türkiye Cumhuriyetinin dış
politikasına, Ortadoğu politikasına yön veriyor? Bu kişi halen bu görüşlerini
muhafaza etmekte midir? İki yıldır Sayın Dışişleri Bakanından alamadığım bu
cevabı bana verir misiniz Sayın Bakan? Teşekkür
ederim. BAŞKAN
– Teşekkürler. Sayın
Kumkumoğlu... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, Sayın Bakan,
değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, ben ilk defa milletvekili oluyorum, ama siyasetle hep ilgili
olmaya çalıştım. Dünkü bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde de ifade etmeye
çalışmıştım, bütçenin kendine göre alışkanlıkları var, gelenekleri var. Maliye
Bakanlığı bütçesi görüşülürken sadece Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülmez.
Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülürken Tarım Bakanlığı da, Enerji Bakanlığı da,
parayla ilgili olan her konu Maliye Bakanlığının bütçesi görüşülürken
konuşulur. Yani, İktidarın geçmişte ve önümüzdeki yıl uyguladığı ve önerdiği
mali politikalar esas itibariyle bütünlük içerisinde Maliye Bakanlığının veya
bütçenin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında yapılır. Siyasal değerlendirmeler
ağırlıklı olarak, uygulamalar ve yapılmak istenenlerle ilgili olarak,
öngörülerle ilgili olarak yapılmak istenenler de Başbakanlık bütçesi
konuşulurken konuşulur. Dolayısıyla, bütçenin kapsama alanı içinde dışında diye
bir tanımlama Başbakanlık bütçesi için doğru değildir. Her türlü siyasal
değerlendirme Başbakanlık bütçesinin doğrudan ilgi alanı içerisindedir.
Nihayetinde, bu ilgi sanıyorum kurumlara da yansımış olacak ki, bu nasıl olsa
bütçeler sadece rakamlarla ilgilidir gibi bir anlayışla giderek buralara geliniyor
olacak ki, dün olduğu gibi, dünkünden farklı bir biçimde bugün de mesela Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı burada değildir, Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreteri burada değildir, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu
Başkanı burada değildir, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı burada değildir.
Bütçe görüşülüyor Sayın Başkan, Sayın Bakan, Başbakanlık Müsteşarı burada
değildir. Beşinci bütçedir Başbakanlık Müsteşarı henüz ne Genel Kurul salonunda
hükûmet koltuklarında ne de Plan ve Bütçe
Komisyonunda kendi bulunması gereken yerde bulunmamıştır. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bir de YÖK Başkanı, onu da söyle. ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Bütçesi geldiği zaman onu da söyleriz. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Şimdi, tabii bu anlayışlar, bu yaklaşım bizi... Müsaade
eder misiniz arkadaşlar? BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar... ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Bu anlayış bu kesimlere de yansımıştır.
Başbakanlığın Müsteşar Yardımcısı niye buradadır; Müsteşar adına buradadır. O
zaman kendisi gelsin, yani kendisi gelmiyorsa, adına burada bulunan ona yönelik
eleştirilerin muhatabıdır. O burada yok, biz kimsenin şahsıyla ilgili bir
eleştiri yapmıyoruz. Biz cumhuriyet hükûmetine Başbakanlık Müsteşarlığı yapan
kişinin cumhuriyetle ilgili kanaatleri konusunda kendisinin de arkasındayım
dediği iddiaları konusunda ifadelerde bulunuyoruz. Nerede söyleyeceğiz biz
bunu? Yani, Plan ve Bütçe Komisyonunda Başbakanlık bütçesi görüşülürken bile
söyleyemeyeceksek bunu, nerede, hangi ortamda bunu söyleyebiliriz? Olması
gereken yer burasıdır. Bir eksiklik varsa bu eksiklik, bu sebeple Başbakanlık
Müsteşarına eleştiri yöneltenlere ait değil, Plan ve Bütçe Komisyonunda
Başbakanlık bütçesi görüşülürken burada beş yıldır bulunmayan Başbakanlık
Müsteşarına aittir. Şimdi
tabii bu tartışmalar, bu gerginlikler... Biz insanları kırmaktan yana değiliz.
Niye kıralım? Belki şu Komisyonda kimseyi kırmak istemem, ama, bütün
samimiyetimle söylüyorum, en son kırmayı isteyebileceğim isimlerden birisi
Zekai Özcan arkadaşımdır, ama gerginlik, tartışmanın biçimi bizi ister istemez
böyle bir olumsuz noktaya doğru sürüklüyor. Değerli
arkadaşlarım, şimdi nedir Başbakanlık? İlk bütçede de ben buna benzer bir
konuşma yapmıştım. Koordinasyon bakanlığı, bütün bakanlıkların koordinasyon merkezi,
bir çözüm merkezi. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım arkadaşlar. Başbakanlık
sadece hükûmetle ilgili bir kurum değildir, yürütme sadece hükûmetle ilgili bir
şey olarak algılanamaz. Koordinasyon sadece hükûmetin kendi içerisindeki bir
ilişki gibi değerlendirilemez. Başbakan devletin bütün kurumlarıyla, bütün
birimleriyle sağlıklı, doğru bir ilişki kurabilmek, bütün bu birimlerin
organize bir biçimde çalışabilmesine katkı sunabilecek en etkili noktada
durması gereken bir yönetim birimidir,
Başbakanlıktır. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Ben durayım siz
söyleyin. Başbakanın Hükûmetin dışında uyum içerisinde olduğu bir tek devlet kuruluşu var mıdır değerli
arkadaşlarım? Devlet sadece yürütmeden mi ibarettir? Devlet sadece Başbakanlık
ve bakanlıklardan mı ibarettir? Genelkurmay Başkanlığı devletin bir birimi
değildir? Yargı organları, yüksek yargı organları devletin birimleri değil midir? Anayasa Mahkemesi, Yargıtay,
Danıştay devletin birimleri değil midir? Yüksek Öğretim Kurumlarının
temsilcileri, yöneticileri, YÖK devletin bir kurumu bir birimi değil midir?
Peki, Başbakan bunların hangisiyle bir uyum içerisindedir? Bütün bu birimler,
bütün bu kurumlar, kendileriyle ilgili özel günlerde görev devir teslim
törenlerinde, başta Sayın Başbakanlık olmak üzere Hükûmetin uygulamalarıyla
ilgili olarak olağanüstü kaygılarını ifade etmek zorunluluğunda, ihtiyacında
kendilerini görmüyorlar mı? Değerli
arkadaşlarım, burada Hükûmetin hiç bir eksiği yoktur, biz ne yapalım onlar öyle
düşünüyorlar, onlar aslında Hükûmeti çekemiyorlar diyebilir miyiz? Bunu
diyerek, sadece bunu söyleyerek Hükûmetin o söylemiş olduğumuz koordinasyon
görevini, devletin bütün birimleriyle uyumlu çalışma sorumluluğunun gereklerini
yerine getirmek istediğini, aslında çok iyi niyetle buna çaba gösterdiğini, ama
Hükûmetin dışındaki bütün devlet birimlerinin Hükûmete karşı ön yargılı bir
davranış içerisinde, Hükûmetle gerginlik yaratabilmek, Hükûmetin ayağının
altından toprağı çekebilmek adına kasıtlı olarak bu tür davranışlar içerisine
girebilmiş olabileceğini söyleyebilir miyiz değerli arkadaşlarım? Şimdi,
nedir bu kurumların Hükûmete yönelik eleştirileri? Mesleklerinin uygulanmasıyla
ilgili karşılaştıkları zorluklarla ilgili birtakım eleştiriler yöneltmiyorlar
Hükûmete. Hükûmete yöneltilen eleştirilerin temelinde cumhuriyetin temel
niteliklerine dönük olarak, ağırlıklı bir biçimde bu İktidar döneminde ortaya
konulan uygulamaların bu kurumlar üzerinde ve dolayısıyla toplumun değişik
kesimleri üzerinde yaratılmış olan kaygılardan kaynaklanan problemleri,
sorunları gündeme getiriyorlar. Hükûmetin karşısına bunlarla çıkıyorlar. Değerli
arkadaşlarım, bu daha vahim bir durumdur, yani, Adalet Bakanlığının
hizmetlerinin daha sağlıklı yürütülebilmesi için bütçeniz yeterince elvermez,
onların beklentilerini karşılayabilecek bir bütçe ayıramamış olabilirsiniz.
Dolayısıyla hizmetlerin yürütülmesinde ortaya çıkan problemler nedeniyle
Anayasa Mahkemesinin veya yeni yargı yılının açılışında Yargıtay Başsavcısının
yapmış olduğu bir konuşmada buna benzer sıkıntılar, sorunlar gündeme
getirilebilir, bunu anlayabiliriz. Bunu Hükûmet, yok, imkânlarımız bu kadar,
herkes belli sıkıntılara katlanıyor, istemiyoruz böyle olmasını ama,
imkânlarımız buna elverdiği için yargıya ancak bunu verebildik,
arkadaşlarımızın bizi anlayışla karşılamasını bekleriz diyebilirler, bunlar
geçilebilir, bunları herkes anlayabilir. Bunları muhalefet eleştirir, iktidar
bunun savunmasını yapar ama sonuçta kamuoyuna gidildiğinde vatandaş, ne yapsın
hükûmet kardeşim, var mı da vermiyor noktasında bir biçimiyle, en azından
hükûmetin yanında durabilir. Ama, değerli arkadaşlarım, devletin en temel
kurumlarının cumhuriyetin temel nitelikleriyle ilgili olarak duymuş oldukları
bu kaygılar nedeniyle ve bu kaygıların oluşmasına yapmış olduğu katkı nedeniyle
Hükûmete yönelik eleştirilerini biz görmezden gelebilir miyiz? Biz bunların
hepsini belge varsa getirin, ne biliyorsanız onu söyleyin biz gereğini yapalım
diyerek geçiştirebilir miyiz? Peki, belge nedir, nasıl bir belge istiyorsunuz
değerli arkadaşlarım? Eleştiri belli; cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik
saldırı. Belge ne olabilir? Çıkmış adam demiş ki: Ben bu cumhuriyete karşıyım.
Bu cumhuriyetin yerine başka bir şey koymak lazım. Ben, üçüncü bütçe dönemidir
bunu tekrar ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanından toplumun
değişik kesimlerinin temsilcilerine kadar birçok insan artık bunu vurguluyor. Şimdi,
demiş ki vatandaş: Ben bu cumhuriyete karşıyım. Efendim belge getir... Ya nasıl
bir belge olur, belgeden kastettiğiniz şey nedir? Nedir kastettiğiniz şey
değerli arkadaşlarım? Bu konuyla ilgili olarak nasıl bir belge istiyorsunuz?
Sayın Bakan, ben geçen yıl sizden bu bütçe görüşmesinde bu belgenin arkasında
durduğunu ifade eden Başbakanlık Müsteşarı cumhuriyetin düşmanıdır... Ben bunu
Genel Kurul salonunda, Genel Kurul kürsüsünde Başbakanlık bütçesi görüşülürken
söyledim, beni mahkemeye vermedi. Sizden rica ediyorum, gidin söyleyin, beni
mahkemeye versin dedim. Aradan bir yıl geçti. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu, toparlar mısınız. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Toparlayacağım Sayın Başkan. Ben
onu bir önceki bütçede de söylemiştim. Değerli
arkadaşlarım, bir milletvekili bir Başbakanlık Müsteşarını cumhuriyet
düşmanlığıyla itham edip, eğer o Başbakanlık Müsteşarı o milletvekilini
mahkemeye bile verme cesaretini gösteremiyorsa, nasıl bir belge arıyorsunuz
siz? Belgeden kastettiğiniz şey nedir? Kurumları
ne hale getirdiniz, bakın, elimde bir mahkeme kararı var: TÜBİTAK bir kişiyi
mahkemeye veriyor. Mahkeme karar veriyor: “Gereği düşünüldü: Davacı kurumun,
davanın açıldığı tarihte davacı kurumun kanunlarına göre atanmış bir başkanı
bulunmadığından, davacı kurumun bu aşamada aktif dava ehliyeti olmayışı
nedeniyle davacı vekilinin davasının reddine...” Kurumları mahkemeler
karşısında kurum olmaktan çıkardınız. Mahkeme diyor ki: Resmen böyle bir kurum
yoktur, sizin açmış olduğunuz dava bizim nezdimizde geçersizdir. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hangi kurum? ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – TÜBİTAK. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Biraz açar mısınız? Cevap vermek için söylüyorum.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın
Bakanım, zamanım geçiyor. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yargı TÜBİTAK’ı bir kurum olarak, bir muhatap
olarak kabul edemeyiz şeklinde bir karar mı?.. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Evet
efendim. Tekrar okuyabilirim, size de verebilirim. Sayın Başkan, zamanımı, biraz verebilirsiniz
sanıyorum. BAŞKAN – Tamam, siz devam edin. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Değerli
arkadaşlarım, Başbakanlığın yakın çevresi, kendisi dâhil -kendisinin
ifadeleriyle, uygulamalarıyla, tavırlarıyla ilgili olarak Sayın Gürol Ergin çok
geniş bir yelpazede bir sunum yaptı- ama sadece kendisi değil, kendisinin yakın
çevresi de giderek aslında rejimle ilgili olan sorunlarını sıkıntılarını, hani
daha fazla tahammül edememek nedeniyle ortaya çıkarmak durumunda kalır bir
noktaya gelmişlerdir. Ben, geçen yılki bütçede... Bu İktidarı
oluşturan yapının çekirdek kadrosu, aslında “değiştik” diyerek, gerçekte
kendileri değişmemiş “değiştik” diyerek toplumu yanıltmışlardır, aslında
değişmemişlerdir, iddialarından vazgeçmemişlerdir. Şimdi bakın, Başbakanın bir
danışmanı var, tek başına Amerika Birleşik Devletlerine gidiyor değerli
arkadaşlarım. Söylediği lafın birinci bölümü tartışmalı, ama ikinci bölümünde
söylediğiyle ilgili olarak yapılan tercümede hiç kimse tartışma yapmıyor: “Bu
adamı kullanın.” Birinci bölümünde bunu kanala süpüründen bunu kanala
süpürmeyinden, bunu kapı arkasına süpürmeyinden bunu halı altına süpürmeye
kadar değişik değerlendirmeler var. Ben en yumuşağını, hani aslında bu böyle
demektir diyerek en hafif deyim diye algılayabileceğim, hiçbir şekilde Türkiye
Cumhuriyetinin Başbakanına, hangi partiden olursa olsun yakıştıramayacağım bir
biçimiyle alalım bu değerlendirmeyi. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Kumkumoğlu... ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) –
Bitiriyorum Sayın Başkan. Bu adamı halının altına süpürmeyin,
kullanın!... Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; yani
bu nasıl kabul edilebilir? Bu adam bu görevden alınmış mıdır; hayır. Bu sebeple
toplumdan özür dilemiş midir; hayır. Hâlâ bu göreve devam etmekte midir; evet.
Hâlâ Başbakanın en yakınında, en yakın dış politika danışmanı mıdır; evet. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Demek ki öyle bir konuşma yapmamış. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Sayın
Bakan, hayır efendim, hiç kimse böyle bir konuşma yapılmadığını söylemedi. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Şimdi, gazetelerde çıkan haberlere... ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hayır
efendim, bizatihi Hükûmet yetkililerinin söylediği ifadeleri. Başbakanlık
sözcüsünün söylediği ifadeleri bulup buraya getirebilirim. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Gazetelerin her yazdığı... ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) – Hayır
efendim, Başbakanlık sözcüsünün yaptığı açıklamayı, basın sözcüsünün yaptığı
açıklamayı bulup buraya getirebilirim. Bu ifade “ ‘kanala süpürün’ değil ‘halı
altına süpürün’ veya ‘kapı arkasına süpürün’” anlamına bir deyimdir Amerika
Birleşik Devletlerinde” diyerek açıklama yapıldı, Hükûmet adına yapıldı bu
açıklamalar. Değerli arkadaşlarım, Başbakanlık
Müsteşarının “ben cumhuriyete karşıyım”ı açıkça ifade ettiği, Başbakanın dış
politika danışmanının Başbakan için “bu adamı halı altına süpürmeyin, kullanın”
dediği bir iktidarı, siyaseten, muhalefetin eleştirilerini ağır bulan İktidar
Partisine mensup milletvekili arkadaşlarımı ben sağduyuya davet ediyorum. Değerli arkadaşlarım, hiçbir şekilde
böyle bir eleştiriyi yapıyor olmaktan mutlu değilim. Hiçbir Türkiye Cumhuriyeti
yurttaşı böyle bir eleştiriyi yapıyor olmaktan mutlu olamaz. Böyle bir
eleştiriyi yapıyor olmaktan mutlu olan bir kişinin bu ülkenin yurttaşı
olabileceğine olan inancım benim hiçbir şekilde yoktur, ama, insanları bu tür
acı eleştiriler yapmak durumunda niçin kaldığınızı, insanların bu eleştirileri
yaparken sadece bir hainlikle, kinle, sadece siyasi bir garezle bu eleştirileri
yapamayacağını, bu eleştirilerin altında önemli bir gerçeklik payı
olabileceğini lütfen kabul edin. Saygılar sunuyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Uzunkaya... MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan,
Sayın Bakanım, değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım, değerli bürokratlar,
değerli basın; ben de bugün Başbakanlık ve bağlı birimlerin bütçesinin hayırlı
olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii aslında, bazı birimlerin sadece
yöneticilerinin, esas yöneticilerinin burada olmaması değil, aynı zamanda
bütçeleri müzakere edilen bazı birimlerden hiç bahsedilmemesi de, belki bu
temsil eden arkadaşları üzüyor olabilir. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Çok mutlu
da olabilirler. MUSA UZUNKAYA (Devamla) – Mesela
konuşmacı arkadaş… Siz sunumuzda yaptınız da. Millî İstihbarat Teşkilatı, Millî
Güvenlik, Atatürk Türk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu Başkanlığı, Türkiye Bilimsel
Teknolojik… Yani, biz, buralara.. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Başbakanlık bütçesi
üzerinde… MUSA
UZUNKAYA (Devamla) - Şu anlamda söylüyorum zaten: Arkadaşlarımız konuşurken,
bazı bakanlıkları veyahut da bazı genel müdürlükleri ön plana, haklı olarak
belki, çıkardılar, ama, bu, diğer arkadaşlarımızın alınmasına vesile olmasın,
yani, kendileri hiç kale alınmadı anlamına almasınlar onu. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Onlardan da siz bahsedin. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) - Yani, onlardan aslında bahsedecektim de, sizin
konuşmalarınızla ilgili konuşmamam gerekecek.. O zaman onlardan bahsedelim.
Size… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Siz onlardan bahsedin. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Ben sizden de bahsedeceğim efendim. Sağ olun. Ben
bu değerli birimlerin çok kıymetli yöneticilerini ve bütçelerini de tebrik
ediyorum. Her ne kadar, belki, bazılarıyla ilgili birinci derecede sorumluları
burada yok ise de mutlaka kurumları temsil ediyorlar arkadaşlarım. Bütçeleri
çok mütevazı gibi gözükse de hizmetlerinin çok boyutlu olduğuna inanıyorum. Bu
birimler, Başbakanlığa bağlı, gerek Millî İstihbarat Teşkilatımız -ki, ülke
için çok önemli bir birim olarak düşünmek zorundayız bu birimi- Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliğimiz, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, ki,
bu son dönemlerde önemi daha da fazla artmıştır- Sayın Bakanımın da
konuşmalarında ifade ettikleri gibi, Ermeni iddiaları karşısında, özellikle bu
aslı astarı olmayan, dünyayı adeta ayağa kaldıran, bir kısım Avrupalı dost
bilinen veya zannedilen ülkelerin parlamentolarından çok olumsuz kararların
çıkmasına sebep olan bu iddialar karşısında en vakur duruşu bu birimlerimiz
ortaya koydu bilimsel çalışmalarıyla. Ben, arkadaşlarımı tebrik ediyorum.
Hatta, gerekirse, bu konuda, tabii bilmiyorum, Başbakanlığımızın bir kısım
ödenekleri var, belki buraya gelmeyen ödenekleri, o ödeneklerle de takviye
edilerek, hem ulusal hem de uluslar arası zeminde arkadaşlarımızın daha güçlü
tanıtım faaliyetlerini yapması gerektiğini burada hatırlatmak istiyorum. Buna
hem Türkiye’nin ihtiyacı var hem de Türkiye dışında bir kısım lobicilik
faaliyetinde buna ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Türkiye
Bilimler Akademisinin, Gençlik ve Spor Müdürlüğümüz , Başbakanlık Yüksek
Denetleme, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, Devlet Personel Başkanlığımızla ilgili
de kısaca bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum. Değerli
arkadaşlar, bir kere tabii Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü denince, Gençlik ve
Spor daha önce tek bir bakanlığın ilgilendiği bir birimdi. Biz, hep eskiden de
eleştirirken bir şey söylerdik, müsaade buyurursanız, yine aynı cümleyi
kullanayım: Gençlik ve Spor denince, gençlik böyle ikinci planda tutulmuş gibi,
ama, hep spor ön plana çıkarılmış, spor
denince da futbol öne çıkarılmış bir anlayıştı Türkiye’de. Sağ olun,
ben, bu dönemde, samimi olarak söylüyorum, ekranlarda, filenin sultanları…
Bugünlerde de maçlar yapıyorlar, kızlarımıza da başarı diliyorum. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bugün, İtalya’ya
yenildiler maalesef. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – İtalya’ya yenildiler. Önceki
gün de galiba… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Daha önce Mısır’ı
yendiler, Küba’ya da yenildiler. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Dileyelim, talihleri bundan sonra dönmüş olsun. Yani,
değişik alanlarda aktivitelerin olduğunu görmek bizi mutlu ediyor. Ancak, ben
de bazı arkadaşlarımın eleştirileriyle beraber işaret etmek istiyorum. Kabul
etmek lazım ki, şike gibi, doping gibi özellikle hakem hataları… Tabii, ben,
hep bir tabirin benzeri anlamda kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Hakem
hataları ile hâkim hataları sonuçta affedilemeyecek çok ciddi sonuçlar doğurur.
Yargıda hâkim hatası neyse, sporda hakem hatası ondan daha ağır, hatta daha
tahripkâr sonuç doğurur. Yargının bir temyizi var. Hakemin temyizi de yok. O
anda infaz ediyor ve o anda statta veyahut da tribünlerdeki binleri, on binleri
bazen tahrik edebiliyor, çok olumsuz sonuçlara sebep olabiliyor. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bu yüzden
Samsunspor küme düşüyor. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Evet.. Bundan dolayı…Ben söylemedim, Sayın Bakanım ifade
ettiler. 3 maçı resmen çalınan Samsunspor, kayıtları girmesi için söyleyeyim
onu, averajla küme düşmüştür ve düşürülmüştür. Ve bu, çok açık bilinen bir
şeydir. Bu netlikte bunu söylüyorum. Tabiatıyla,
ben bunlara, artık takımlar, kulüplerin, illerin feda edilmemesi gerektiğini
düşünüyorum. Bu konularda bakanlıklarımızın, özellikle ilgili birimlerin,
federasyon başta olmak üzere, daha temkinli ve dikkatli olması gerektiğini
düşünüyorum. Sayın
Bakanım, benim bu arada bir iki hususta temennilerim olacak. Yani, Devlet
Personelde, personel alımında, Sayın 57’nci Hükümet Başkanı -ki, Allah’tan şifa
diliyoruz Sayın Ecevit’e, eski Başbakanımıza- o dönemin hakikaten, benim de her
vesileyle takdir ettiğim bir uygulamasıdır. Yani, devlete memur alınırken,
merkezî bir sistemle, elle müdahale edilemeyen, tamamen bilgisayar ortamında
yapılan değerlendirmeler, ki, objektif değerlendirmelerdir, ancak, bazı
birimlerde sistemin içerisine bugüne kadar müdahale edilmeyişini bir eksiklik
görüyorum. Şu anlamda müdahale, hiç ilgisi olmayan branşlarda sınavlara giren
arkadaşlara, alakası olmayan, yani, yarın seçildiği, o alanda istihdam edildiği
takdirde ilgisi olmayan sorular hâlâ sorulmaktadır. Yani, sistemin özüne
müdahale edilmemesi doğru, ama, sisteme, sınava girenlerin ilgileneceği alan,
meslekî bir alan; ama, hiç o meslekle uzaktan yakından alakası olmayan, tıpkı
üniversite yerleştirme sınavlarında olduğu gibi, sadece bir eleminasyona katkı
sağlasın diye bu yaklaşımın doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu konuda farklı bir
düzenleme yapılabilirse, bu bizi mutlu eder. Bir
diğer husus da, arkadaşlarımız eleştirdi, müsaade buyurursanız, kısmen
katıldığım bir eleştiriyi burada ifade edeyim. Devlet
personel reform yasası çıkacak mı, gerçekten, çıkmayacak mı? MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Bizim dönemimizde çıkacak, merak buyurmayın. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) - Bir kısım bakanlıklar burada, kendi personeliyle alakalı
yasalar geldiği zaman, iyileştirme gayreti içerisine giriyorlar. Yani,
hani, mahkum cezaevindeymiş, iki de bir
doktora, hastaneye sevk ediliyor, bir gidişinde parmağını kesiyorlar, bir
gidişince ayağını kesiyorlar, bir gidişinde kolunu kesiyorlar. Cezaevi savcısı
diyor ki, Ahmet Efendi, bizi anlamadı zannetme, sen yavaş yavaş bu cezaevinden
tüyüyorsun. Şimdi,
kusura bakmayın, bir kısım bakanlıkları böyle kendi tabanına dönük
iyileştirmelerle bu Devlet Personel Reform Yasasında genel iyileştirmeyi bu
hale mi getirmek istiyoruz, yoksa, efradını camii ayarını mâni, ciddî bir
çalışma, 2007 yılında Meclise gelecek ve seçimlerden önce böyle bir yasa
çıkacak mı? Ben bunu doğrusu merak ediyorum. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Çıkmayacak. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Ben, soruyu Hükûmete sordum. Yani, Hükûmet namzeti
olabilir her muhalefet, ama, sizin öyle bir pozisyonunuz da… Efendim,
bir diğer hususa gelince Sayın Bakanım, TOKİ sizin idarenizde, Başbakanlığın… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Benim idaremde
değil, Başbakanlıkta başka bir bakanda… MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Yani, biz Başbakanlık bütçesini görüşüyoruz. Yani,
Başbakanlık TOKİ’nin çok büyük bir faaliyet içerisinde olduğunu biliyoruz. 200
000’den fazla konut üretti. Ancak, bu konutların sunumunda, mesela, Meclisin
eski lojmanlarının, eskimiş ve eskitilmiş lojmanlarının TOKİ’nin idaresine
devredildiğini, konumunun, akıbetinin -ki, akıbeti hayır ola diyorum- ne olup
olmadığını… bir kısmı satılmış bugünlerde galiba, ama… TOKİ’nin elindeki
imkânlar ve bizim onlarla ilgili merkezî bütçeden bir ödenekleri var mı? Varsa,
nerede, hangi ölçeklerde verilebiliyor? Başbakanlık bütçesi içerisinde böyle
bir rakam gözükmüyor. TOKİ İcraatları nedir? Bu konuda da sorularım
manzumesinde cevap verilirse, bundan da mutluluk duyarım. Değerli
arkadaşlar, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz hakikaten beni ciddi anlamda mutlu eden
bir hizmetin içerisindedir. Tabii, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün de
aktif bir yapısıyla beraber söylüyorum ve muhalefetten her sözcü arkadaşımın,
hiçbir bütçede olmadığı ölçekte, Vakıflar Genel Müdürlüğümüze özel teşekkürleri
vardır. Bundan dolayı biz de mutlu oluyoruz. Niye; hakikaten hizmet çok bariz
görülüyor. Bütçelerinin sadece büyümesi değil, hizmetlerin de çok rantabl, çok
verimli, bütçelerinin çok hayırlı ve düzenli bir şekilde kullanılıyor
olmasından dolayı. Ancak, ciddi verilerle beraber envanterin acil şekilde
çıkarılması ve onarımlarla ilgili de bölge müdürlüklerinin daha aktif hale
gelmesi kanaatimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Merkezi yapıyla bunu değil,
bölgelere teknik elemanlarla, müteahhitlik hizmetlerine, işte, sponsorluk, v.s.
gibi alanlarda olduğu gibi bu hizmetin yaygın hale getirilmesi bizim fevkalade
mutlu edecektir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum. Keza,
sağlık hizmetleri açısından Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün, Vakıf Guraba, ecdat
hatırası olan bu eseri himaye ediyor olması, ciddi bir restorasyon içerisinde,
çok modern bir hastaneye dönüştürüyor olması da cidden beni mutlu etmektedir.
Çünkü, ben çok iyi biliyorum. 1997’de de milletvekiliydim. Rahmetlik babam
Vakıf Guraba Hastanesindeki bir ağrı dindirme merkezinde rahmetlik oldu,
oradaydı. Ama, o dönemde de milletvekiliydim, o dönemdeki perişanlığını çok iyi
hatırlıyorum, 1997’deki perişanlığını… bir ay müddetle, o hastanenin bir
hastası, bir ilgilisi gibiydim. Ama, son dönemde bir ziyaretim oldu. Bundan
dolayı da arkadaşları kutluyorum. Fevkalade modernize edilmiş ve inanıyorum,
ciddi çalışmaları var, sadece fizikî görüntü değil teknik donanım itibariyle
belki bölgenin, Ortadoğu Bölgesinin en iyi hastanelerinden biri haline gelmesi
ve fakir fukaraya hitap ediyor olması da fevkalade takdire şayan bir husustur.
Bundan dolayı da hem sizin desteğinizi, Hükûmet olarak, ilgili Bakan olarak hem
de Genel Müdürlük ilgililerini tebrik ediyorum. Değerli
arkadaşlar, müsaade buyurursanız, demin bir arkadaşımız Sayın Başbakan’la
ilgili “hiçbir kurumla uyum içerisinde olmayan bir Başbakan” dedi. Değerli
arkadaşlar, bunu, Sayın Başbakan Yardımcımız mutlaka cevaplandıracaktır. Ama,
ben, size çok temel bir hususla ilgili kanaatimi paylaşmak için bir
değerlendirme yapmak istiyorum. Toplumumuzun
tabanının, AK Parti seçmeninin de büyük bir kesiminin beklediği bazı
düzenlemeler var; bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Sayın Başbakanın her
vesileyle söylediği husus şu olmuştur: Biz sandıkta toplumsal mutabakatı
bulduk. Ama, şu anda aradığımız, ki, belki benim tabanımı da… Üzülerek ifade
ediyorum, demokraside böyle bir kurumsal arayışı bu derece, dört sene
bekleyecek bir sabırlı Başbakan da bulmak mümkün değildir. Sayın
çok değerli bir arkadaşım bütün bu cümleleri toplarken, kurumlar arası
mutabakatı bekliyorum diye, hem siyaset kurumundan hem devleti oluşturan diğer
kurumlardan mutabakatı bekleyebilecek, sandıktan Anayasayı değiştirecek
nitelikle çoğunluğa sahip olarak çıktığı
halde, kurumların mutabakatını bekleyecek cumhuriyet tarihinde ikinci bir
Başbakan geçmemiştir. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Kim beklemenizi istiyor ki?! Buyurun yapın. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Pekala… O zaman, siz diyorsunuz ki, kurumlarla didişme… Ben
size soruyorum, millî mücadelede cumhuriyeti giden yolda Samsun gibi çok önemli
bir ilin, işte Cumhuriyet Balosu ve resepsiyonlardaki görüntüleri… Hepiniz
gazetelerde okudunuz. Bir vali bir resepsiyon veriyor, hem de hiçbir kimsenin
iddia edemeyeceği, yani, kamusal alandır diyemeyeceği Büyük Samsun Otelinde.
Bir vali davette bulunuyor, geçen yıl şehit olmuş bir şehidimizin, askerimizin
annesi ve eşi de orada, şehit aileleri orada, başı kapılıdır diye oraya
birtakım kurum mensupları girmiyor, orayı protesto ediyorsa, bu kurumsal
mutabakatta, siyasetten değil bu kurumlardan hepimizin anlayış bekleme
mecburiyeti vardır. Dolayısıyla diyoruz ki, böyle gerilimin şu noktasında vardır
falan demek değil, siyaset erkinin içinde bulunanlar… Bakın,
basınla bir kısım bilgiler verildi. Bugün Tarih Kurumunu da tartışıyoruz
burada. Müsaade
buyurursanız, sizin de çok yakinen tanıdığınız, hatta, siyasette partinizin
geçmişine büyük katkıları olduğuna inandığım bir yazarın, 9 Haziran 1960
tarihinde Akis Dergisindeki, Metin Toker’in bir açıklamasını burada sizinle
paylaşmak istiyorum. Dergi
Akis ve birçok gazetede de benzerleri var. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Yıl da 1960; değil mi? MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Evet, tabii 1960, ama, Cumhuriyet Halk Partisi 1960’ta da
var. Metin Toker de CHP’nin o gün de bugün de fikir babası olarak içinde var
biliyorsunuz. “İhtilal
namuslu bir aydın hareketidir.” Bu söz, Sayın Metin Toker’e ve o günkü CHP’nin
fikir babası olan bir zatı muhtereme ait. “Bu mücadelede sivil ve asker namuslu
aydın birbirinin manevi desteğine sahip olarak savaşmışlardır. Zira, ilgililer
kimden yana olduğunu hiçbir zaman saklamamışlardır. Buna mukabil, fiilî
hareket, zamanı geldiğinde ilgili güçler, kuvvetler fikir adamlarının uzun
çalışmaları sayesinde, ihtilale son derece müsait ve sempatik bir vasat
bulmuşlardır” diyor. Keza,
bir başkası… ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – İsmet Paşa ne demiş; ona bakın. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – İsmet Paşa’nın damadı diyor bunu. İsmet
Paşa’nın ve Cumhuriyet Halk Partisinin… Değerli
arkadaşlar, mesela, bir başkası Çetin Atlan “haysiyet sizlerin…” MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Deniz Baykal ne söylemiş; siz onu söyleyin. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, ben CHP’yi yargılamak için
söylemiyorum. Bakın, bir dakika… Değerli
arkadaşlar, bunu savunmayın. Ben CHP’yi yargılamak için söylemiyorum. Bakınız,
burası… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Biz hapislerde yatarken, siz oturup şarkı söylüyordunuz.
Bırakın bu işleri… MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Burası, bir tarih hafızasıdır diyorum. Her söylediğiniz
kaydedilir, tıpkı burada söylenenler gibi. Yani, deminden beri, Başbakanlık
Müsteşarının cümlesini sarf edenler, kullananlar, şu cümlelerin tabanında nelerin
olduğunu görmelidirler diyorum. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Ama, Başbakanlık Müsteşarı görevde, öbürü ölmüş. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – O ölmüş, öbürü görevde. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben şunu söylüyorum: Tarih hafızadır. İnanıyorum
ki… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Söyleyecek hiçbir şey bulamamışsınız, ölmüş bir değerli
yazarın görüşlerine sarılıyorsunuz. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Bakın, merhum Toker de olsa, belki bu cümlesinin bugün
yanlış olduğunu söyleyecektir. Bakın,
ben şunun için söylüyorum bunu: Tarih bir hafızadır ve bu kayıtlar mutlaka bu
hafızada muhafaza edilmektedir. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sizin zekanıza yakışmıyor Sayın Uzunkaya. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Hayır… Size bu gayet yakışan bir cümledir de Cumhuriyet
Halk Partisinin anatomik anlayışına pek uygun düştüğü için size rahatsız edici
geldi. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) - Seksen yılda hangi direnişlere girmiştir? Bakalım o zaman. MUSA
UZUNKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben bütçelerin Hükûmetimiz, ülkemiz ve
cumhuriyet Türkiyesi için hayırlı olmasını diliyor; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunkaya. Kemal
Bey, buyurun. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. İsterseniz,
konuşmama Sayın Uzunkaya’nın yaptığı açıklamayla başlayayım. Metin
Toker’le Başbakanlık Müsteşarı arasında kıyaslama yaptınız. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Ben, onunla kıyaslama yapmadım. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Siz yaptınız. Hayır, hayır yaptınız. Dediniz
ki; Metin Toker bunu söylemişti, Başbakanlık Müsteşarı da şimdi bunu söylüyor,
niye onu eleştirmiyorsunuz. İkisinin arasında çok ciddi bir fark var. Bakın,
biz, Başkanlık Müsteşarı öyle düşünüyor diye eleştirmiyoruz. Düşünce özgürlüğü,
herkes istediğini düşünebilir; ama, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık
Müsteşarlığı koltuğuna oturamazsın, o düşüncede olan biri oraya oturamaz. Biz,
Anayasa’da yemin içiyoruz değil mi, belli kurallar var, ilkeler var, ona
inandığımız için. Eğer ona inanmıyorsak, bu Parlamentoya gelmeyeceğiz demektir.
Bu nüansı yakalamanız lazım. Bu nüans yakalanmadığı zaman, kör dövüşü gibi bir
kavganın içine giriyoruz. Bakın,
Sayın Zekai Özcan dedi ki: “Dün de Cübbeli Ahmet Hoca’yı gündeme getirdiler.” Değerli
arkadaşlar, Cübbeli Ahmet Hoca öyle düşünebilir. Başbakan ne söylüyor, biliyor
musunuz? Başbakan diyor ki: “Yahu, bu kadar kıyamet kopardınız, hiç kimse
kalkıp bunun ailesine başsağlığı dilemedi.” Şimdi, bir cinayet işlenmiş, ortada
bir şeyler var. Herkes eleştiriyor. Efendim, niye siz başsağlığı dilemediniz
diyor. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Öldürenin değil,
Ölen hocanın… KKEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Evet efendim.
Ölen hocanın diyoruz, biz de ölen hocanın diyoruz. Onu
ayın Başbakan diledi zaten. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Öldürenin değil… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır, o cemaate mensup birisi. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İki fakülte mezunu,
eskiden beri tanırım.. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – İki okul bitirmiş… Sayın
Bakan, olay kişilerin düşüncesi değil. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Devlet memuruydu
otuz yıldır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin memuruydu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Canım, “Kara ses” dediğimiz Kaplan da devletin
memuruydu. O sorun değil. Devletin memuru… O kadar çok devlet memuru var ki. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Öldürülen arkadaşı
tanıyorum ben. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ömer Dinçer de devletin memuru. Ama, Ömer Dinçer
devletin memuru… Bakın, Etik Kurul var Başbakanlıkta. Bilim hırsızlığını yapan
birisi o koltuğa oturamaz. Eğer sizin Etik Kurul…. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Etrafınızda çok var… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Yargı kararı var kardeşim! MUSA
UZUNKAYA (Samsun) - Etrafınızda çok
bilim hırsızı var profesör var. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, bakın, kötü emsali emsal alıp da… MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Var, var, etrafınızda çok var. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bu nedir biliyor musun; bu, sadece kişinin ne kadar
zayıf olduğunu itiraf etmesi demektir. Niye böyle bir itirafın içine girmek
zorunda kalıyorsunuz? Zayıfım deyin sesinizi çıkarmayın. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Siz mahkeme hâkimimi siniz? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, mahkeme karar vermiş. Sizin haberiniz yok.
Mahkeme karar vermiş. Daha ne yapsın mahkeme?! MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Ömer Dinçer’le ilgili mahkeme kararı var. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Pes yani!.. Neyse,
konuma geleyim. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Hangi konuda karar var? Oturmasın diye mi bir karar
var?! Yok. Öyle bir karar yok. MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Mahkeme kararı var diyorsunuz, karşımızda oturan
insanların birinci derecede yakınlarıyla ilgili de aynı kararlar var. Biz,
burada oturup karşılıklı bunları konuşalım mı yani?! HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sizin etrafınızda da profesörler var, onlarla ilgili
iddialar var. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Konuşacaksınız. Eğer birisi bilim hırsızlığı
yapıyorsa, konuşacaksınız. MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) -……birinci dereceden yakınlarının bilim hırsızlığından
ötürü bir sürü mahkemede karar alındı. Biz, oturup durmadan bunu, siz böyle
yaptınız diye bunları mı konuşalım yani?! KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gerekirse söyleyeceksiniz. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Kim o? MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Soru önergelerimi ve bakanların verdiği cevabı
okursanız, o cevapları bulursunuz. Hâlâ, edebimle bunları söylemiyorum burada. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Söyleyin. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Başbakanlık Müsteşarı oluyorsa… ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Başbakanlık Müsteşarı… Sayın Vekilim, Başbakanlık
Müsteşarını tartışıyoruz burada. MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Öbürü de profesör… Hakkı
olmayan insanlar profesörlük yapıyor. BAŞKAN
– Arkadaşlar, böyle, bakın… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – O
profesörün o görevi yapması lazım mı? MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Hayır yapması lazım değil. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Mesele o işte. MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Ama, yani, hiç etrafınıza bakmıyorsunuz, durmadan
karşıya bakıyorsunuz. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Başbakanlık Müsteşarı olsa o profesör ona da bakarız. Kim
ise, bilemiyorum. MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Soru önergelerimi ve cevaplarını okursanız,
gazetelerde boy boy çıktı. Biz, burada bunları söylemeye edep ediyoruz-! BAŞKAN
– Devam edelim Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Ergün Dağcıoğlu’nun siniri yatışmış durumda,
öyle anlıyorum. Şimdi,
Başbakanlık dediğiniz kurum hukuka uyması gereken bir kurum. Siyasal organ,
iktidar dediğiniz kurum Anayasanın öngördüğü, Parlamentonun çıkardığı yasalara
uyması gereken bir kurum. TÜBİTAK’la
ilgili değişiklik yapıyorsunuz. Anayasa Mahkemesi iptal ediyor, uymuyorsunuz.
Düzenlemeler Danıştaya gidiyor, ona uymuyorsunuz. Yargıya gidiyor, kararlar
çıkıyor, uymuyorsunuz. Dolayısıyla, iktidar olarak hukuk dışına çıkıyorsunuz.
Hukuk dışına çıkan bir iktidar, Parlamentoda hukuk dersi veremez. Önce bu
gerçeği bilelim. Aynı
durum Kızılay’da da oldu. Kızılay yöneticilerini görevden aldınız. Sayın Bakan
dedi ki, bunların yolsuzluğu var. Mahkûm olan kaç kişi oldu Sayın Bakanım? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bilmiyorum, takip
etmedim. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Yok ki. Hepsi beraat etti. Çünkü, siz, bir başka
devlet bakanının onayına dayanılarak alınan parayı yolsuzluk saydınız.
Yolsuzluk o değil ki. Yolsuzluğun tanımına aykırı. Nitekim, mahkeme de reddetti
bunları. Son derece basit. Hatta, bir yasa getirdiniz, kendi yandaşlarınız için
af çıkardınız, diğerlerini almadınız o kapsama. Onları da yargı zaten beraat
ettirdi. Sonra
bir şey daha var. Bakın, şimdi, Kızılay’la ilgili yönetim yasa dışı. Kızılay
yönetimi yasa dışı. Bütün yargı kararları var; ama, İktidar tutuyor. Yasa dışı
yönetim Sayın Başbakana nişan veriyor. Hukuk devletinde yasa dışı bir
yönetimden nişan alınır mı arkadaşlar?! Şimdi
Sayın Bakandan istirham ediyorum, bu nişanın arkasında Osman Pepe’nin kardeşi
var mı; yok mu? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ne iş yapar bu
Osman Pepe’nin kardeşi? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben size bunu söylüyorum efendim. Firuze
diye bir şirket var. Diyorlar ki, bu para Kızılay’a verildi. Yani, Kızılay’ın
cebinden çıkmadı. Kızılay’a verilen bir para, nasıl Kızılay’ın cebinden
çıkmıyor? Bu parayı bana bağışlıyorlar; ben de götürüp başka birisine
yaptırıyorum bunu. Burada, bu nişanda ihale de olmadı. Yönetim kurulu kararına
bakın, yine, al takke ver külah işi çerçevesinde bu işler kotarıldı ve
birilerine yine kaynak aktarıldı. Biz, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının yasa
dışı yönetimden yasa dışı işlerle yapılmış bir nişanı almasını istemiyoruz. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Kamu İhale Kanununa tabi mi orası? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Orasının kendi yönetmelikleri var. O yönetmeliklere
bakarsanız, hepsini ihaleli yaparlar. Ama, sizin bilgi düzeyiniz bunu öğrenmeyi
yeterli sayıyor mu saymıyor mu; onu bilmiyorum tabii. Ama, gidersiniz, Kızılay’a
sorarsınız, Kızılay size bunun yanıtını verir. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Size soruyorum. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben diyorum zaten. Sayın
Bakanım, siz, YİMPAŞ’la ilgili olarak Meclis Genel Kurulunda bir konuşma
yaptınız, tutanak burada. Şöyle diyorsunuz tutanakta: “Cumhuriyet Halk Partisi,
Ana Muhalefet Partisi, mağdur olmuş vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne
yardımcı olacak öneriler getirecekleri yerine, bunun üzerinden acaba İktidar
Partisini nasıl yıpratabiliriz oyununu milletimiz de fark etmiştir.” DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Benim cenaze
namazındaki resmimi gösteriyor. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır… Hayır… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kardeşim, ben
cenaze namazına giderim. Sağımda solumda kimlerin olacağını ben daha önceden
belirleyemem ki. Onu gösteriyor. Bir milletvekili arkadaşımın cenazesine
gitmişim… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, siz… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, valiyle beraber çekilmiş fotoğrafı
da var. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Benim resmimi
gösteriyor kardeşim!.. ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır. Olabilir de… Yani, valiyle çekilmiş
olan fotoğrafı sizi ilgilendirmiyor mu? MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Belki sizin yoktur da
Almanya’dan arkadaşlarınızın resimleri var. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Allah rahmet
eylesin, bir milletvekili arkadaşımızın cenazesine gitmişim, o da oradaymış.
Resmi almış, “bak, işbirliği halindeler…” Ayıptır bu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, siz bu konuşmayı yaptınız. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Bir arkadaşımız
bunu Mecliste asmış. Poster yapmış bize gösteriyor. Onun üzerine söyledim. MEHMET
AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Önlem almanız lazım. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Siz olsanız aynı
şeyi söylersiniz. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, o fotoğraftaki sorun şurada Sayın Bakan… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ben konuşurken
gösteriyor kardeşim. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Önlemi söyledim Sayın Bakan burada konuşmamda. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, tabii süreme ilave edilecek. Susuyorum
mecburen. BAŞKAN
– Buyurun efendim, devam edin. Süre
fazla geçmedi efendim. Bir dakikalık bir süre… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Yok efendim. Sayın
Bakanım, bu konuşmayı yaptınız. Güzel. O fotoğraf dolayısıyla, Dursun Uyar’ı
tanımamış olabilirsiniz. O karede sizin bulunmanız şu veya bu şekilde yanlış
veya doğru, o tartışılabilir. Ama, asıl, bizim tartıştığımız konu şu: Yabancı
ülkede aranan bir adamın, düfüzyonla aranan bir kişinin Türkiye Cumhuriyetinde
dört bakanın olduğu bir karede bulunmuş olması. Bu yadırganır mı; yadırganır
tabii. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Biz davet etmedik
ki. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır… Siz davet ettiniz demiyorum ben. Adamdaki
cesareti söylüyorum. Bu cesareti nereden alıyor; İktidardan alıyor. Kusara
bakmayın. O kadar İktidardan alıyor ki, ertesi gün, bu fotoğraf çıkmış olmasına
rağmen, valinin ve emniyet müdürünün bulunduğu yere de gidiyor bu adam. MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Televizyona çıktı akşam… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – O ayrı… BAŞKAN
– Ergün Bey, lütfen… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, televizyona çıkmakla valiye çıkmak aynı mı ?!
Bırakın Allah’ınızı severseniz. MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Aynı kişi, televizyonda açıkoturuma çıktı. Sayın
Milletvekilim, bunu müdahale ettirip tutuklattırsaydı. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Yargı bağımsız olsa, sokakta gezemez ama, ne yazık ki yargı
bağımsız değil MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – İşinize geldiği zaman yargıya müdahale edilmesin,
işinize gelmediği zaman niye etmiyorsunuz?! Siz, Moğultay’ın hâkimlerine
bağımlı mı diyorsunuz? BAŞKAN
– Sayın Dağcıoğlu, lütfen, karşılıklı… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Çiçek “densiz” dedi. Siz de hiç olmazsa densiz deyin. BAŞKAN
– Sayın Dağcıoğlu… Lütfen arkadaşlar, müdahale etmeyin. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yargıya intikal
etmiş, bilmem kaç tane dosyası savcılıkta. Şartları varsa, tutuklasınlar,
alsınlar cezaevine. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Binlerce insanı dolandırmış. BAŞKAN
– Ek süre veriyorum. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim. Ek süre değil. Daha hiç… BAŞKAN
– Hiç başlamadınız mı? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Başlamaya fırsat bulamadım. BAŞKAN
– Buyurun. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, bunu söyledikten sonra, diyorsunuz ki: “CHP
hiçbir önerge getirmiyor.” Güzel… Bakın,
Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği bir önerge vardı, araştırma önergesi. Daha sonra, Adalet ve Kalkınma Partisinden
arkadaşlar da önerge verdiler de bir komisyon raporu çıktı. O komisyonun
raporunun arkasında en az 20 tane öneri var, hem AKP’li hem CHP’li
milletvekillerinin ortak imzasıyla öneri var. Şimdi,
önerilerden sadece ikisini okuyacağım Sayın Bakanım. Birinci
öneride deniyor ki, birer tane tespit komisyonu kurun her bir İslamî holdingi
için, kimden ne kadar para alındığını tek tek tespit etsinler bu komisyonlar. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Komisyonları kim
kuracak? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – İdare. Meclis kuramaz, idare kursun diyor. İkinci
tespit de şu, bu davalar çok uzun sürüyor, bununla ilgili önlem alınsın. Şimdi,
siz, Meclis kürsüsüne çıkıp diyorsunuz ki, hem CHP’yi suçluyorsunuz hem
diyorsunuz ki, öneri getirmediniz. Peki, bu öneri ne? Diyeceksiniz
ki belki, benim bu rapordan haberim yok. Olabilir, sizin haberiniz olmayabilir.
DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Gerçekten, idare
böyle bir komisyon kuramaz bir yasa olmadan…. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim. Yasayla tabii, yasa getireceksiniz. Bu
rapor nereye gitti Sayın Bakan? Bu rapor, Başbakanlığa gitti, Adalet
Bakanlığına gitti, Maliye Bakanlığına gitti. Ne oldu? İki buçuk yıl… Üstüne şal
örtüldü, bekliyor. Şimdi,
siz bize, Adalet ve Kalkınma Partisinin İslamî holdinglerin üzerine
gitmemesinin bir nedeni yoktur diyemezsiniz. Bir nedeni vardır. O neden… Bakın
bir örnek daha vereceğim. Alman
Die Welt Gazetesi İslamî holdinglerle, daha doğrusu YİMPAŞ’la AKP arasında
bağlantı kurdu. Orada toplanan paraların bir kısmı bazı özel hesaplara gitti ve
AKP ile arada bağlantı kurdu. Sayın
Başbakan karikatürü bile tazminat davası konusu yapıyor. Merak ediyorum Die
Welt Gazetesine tazminat davası açacak mı? Açması lazım. O zaman, biz şunu
söyleyeceğiz: İslamî holdinglerle AKP arasında bağlantı vardır, paraları
kullanmıştır diyececeğiz; çünkü, Die Welt Gazetesi söylüyor bunu, yayımlıyor.
Ses yok. Tık yok yani. Niye dava açmıyorsunuz? Aynı şeyi biz söylesek hemen
dava açacaksınız. Niye bunun için dava açmıyorsunuz? Bekliyoruz, dava açmanızı
bekliyoruz. Tabii… MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Belki de parayı sizden almak istiyor Sayın Başbakan. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim… Almanya’da… Almanya’da tazminat davası
açacaksınız. Avukat istiyorsanız, avukatın parasını ben karşılayacağım. Evet,
dava açacaksınız. Sayın
Bakan, siz bir açıklama daha yaptınız; dediniz ki: “İddaa oyunuyla ilgili çok
iyi gelirler elde ediyoruz.” Çok doğru. Değerli arkadaşlarım, zaman zaman
sorarlar yolsuzluk belgesi var mı falan filan diye. Bu ihaleyle oldu dediniz.
İhaleye kaç firma girdi Sayın Bakanım? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İhaleye bir tek
firma girdi. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamlal) - Güzel, tek firma girdi ihaleye. Bunun adı ihale olur
mu değerli arkadaşlar, tek firmanın girdiği ihale? Olmaz. Çünkü, en azından
rekabet olmadığı için, onun bozulup, yeniden açılması lazım; ama, onu
yapamıyorsunuz. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bütün bunlar
incelendi, bir usulsüzlük görülmedi. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır, Sayın Bakanım, ben anlatayım. Ben, onları
biliyorum, ben onların hepsini biliyorum. Ne
oldu; sonra, onu da vereceğim, hepsini vereceğim şimdi. Arkasından,
Sayın Bakan diyor ki “bu şirket zarar ediyor.” Ben de hemen şirketin merkezine
bir adam gönderdim, vergi beyanlarını çıkarıyor, okuyorum. Vergi levhasındaki
beyanları okuyorum: Şirketin, İNELTEK A.Ş’nin 2005 kârı Sayın Bakanım 74 milyon
127 bin YTL. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Onların başka
alanları da var. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamlal) – Hayır, hayır, kârı. 2006’nın
7 ve 9’uncu dönemlerdeki kârı 131 milyon YTL. MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Bunları hesap uzmanından mı aldınız? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamlal) – Giderseniz oraya, vergi levhası karşınızda,
görürsünüz, hiç hesap uzmanına gerek yok. Dedim ya, bir arkadaşımı hemen
gönderdim, orada yazılı. Şimdi,
Sayın Bakana yine sordum ve dedim ki “bu şirkete ne ödeniyor?” “Öyle ya
İddiaa’dan ne ödeniyor” diye hemen Spor-Toto’nun kendi Internet sitesinden. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Şartnamede ne varsa
o ödenir. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şirkete ödenen, sadece 26.9 ilâ 2.10 arasındaki; yani,
bu son Spor-Toto hâsılat dağılımında. Bakın, en yüksek payı vergi olarak, 5
milyon 784 bin YTL ile Katma Değer Vergisi ödeniyor. İkinci büyük pay şirkete
kalıyor; 5 milyon 925 bin. Daha büyük bir pay kalıyor şirkete. BAŞKAN
– Tamamlar mısınız Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İDevamla) – Sayın Başkan, bağlıyorum. Şimdi,
bu şirket enteresandır, ihale olacağı zaman, her ne hikmetse, Sayın Kemal
Unakıtan, Bakanlığa yazı yazıyor “siz, ihaleye çıkamazsınız” diyor. “İhaleye
çıkmayın diyor, ihaleyi ben yapacağım” diyor. Ama, Bakanlık direniyor “hayır,
sen yapma, ihaleyi ben yapacağım” diyor. Bunun yazıları da var, isterseniz, ben
bu yazıları da size takdim edebilirim. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Eski bir ihaledir
o. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İDevamla) – Hayır, efendim, Sayın Kemal Unakıtan imzalı yazı var
bende. Eğer, Sayın Unakıtan ile siz aynı dönemde Bakan olmadıysanız, yanılmış
olabilirim; ama “bu ihaleyi yapmayın” diyen Sayın Kemal Unakıtan’ın imzası,
yani, Maliye Bakanının imzası olan bir yazı var. O yazıyı da, isterseniz, ben
size takdim edebilirim. Şimdi,
geliyorum bir başka konuya değerli arkadaşlar. Tabiî, olaylar deşildikçe, hiç
hoş olmayan tablolar çıkabiliyor. Biz, hiçbir zaman istemeyiz. Her şeyin düzgün,
dürüst, namuslu olmasını isteriz ve herkesin de her ortamda hesap vermesini
isteriz. Başbakanlıkta
Etik Kurulu kurdunuz, Etik Kurulunun başına bürokratik geçmişi doğru olmayan
bir adam getirdiniz. Ya, en azından buna dikkat edilir. Buna bile dikkat etmediniz.
O Kurul ne yapıyor? Hiçbir şey yapmıyor. Kimse şikâyette bulunamaz; çünkü,
zaten, oradaki yönetime güvenemiyorsunuz. Yönetimine güvenmediğiniz adama neyi
şikâyet edeceksiniz? Edemezsiniz Sayın Bakanım. Şimdi,
eski YÖK Başkanı…. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sağlam, eski bir Bakan. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, eski Bakan. Bakın,
bilgi edinme… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hakkında
kesinleşmiş, bir suçlama, bir karar var mı efendim? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, Etik Kurula… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İnsanları bu kadar
kolay suçlamak… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır, tabiî, elbette, çok kolay suçlamayalım. Bakın,
bir kişi kendi çocuğuna olanak sağlamak için bulunduğu mevkii kullanırsa Etik
Kurulu’na seçilemez. Kusura bakmayın ve bunun için kanuna gerek yok. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Var mı elinizde
belge? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Var efendim, Sayın Bakan, rica ederim, istirham
ederim; size bütün dokümanları veririz ve bunu Sayın Başkan da reddetmemiştir
zaten. Çünkü, zaten, çocuğu orada. Böyle bir şey yok ki, zaten. O
nedenle, bu tür görevlere atanırken titiz davranmak gerektiğini söylüyorum.
Nasıl ombudsman atanırken titiz davranılması gerekiyorsa, burada da öyle. Titiz
davranılması gerekiyor. Yoksa, burada yargı kararı da yok. Bu, suç da değil
ayrıca. Olabilir, görevi ihmal mi dersiniz, görevi kötüyü kullanma mı dersiniz;
ama, yani, bizim anladığımız klasik anlamda bir suç da değil bu. Ama, toplumun
ahlak değerleriyle bağdaşır bir olay değil. Buna dikkat etmek lazım. Sayın
Başbakan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terör örgütü listesine aldığı
bir kişiye kefalet veriyor. Suudi Arabistan Kralı’nın kefalet vermediği bir
kişiye bizim Başbakanım diyor ki “ben ona kefilim, hayırsever işadamıdır.” Şimdi,
Sayın Bakan sizden istirham ediyorum: Sayın Başbakan Yasin El Kadı’yı ne zaman
tanıdı? BAŞKAN
– Sayın Kılıçdaroğlu… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ama, Başbakanlık bütçesi görüşülüyor. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ben, eşimin
tanıdığı herkesi bile tanımıyorum ki… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ama, Yasin El
Kadı… İstirham ederim Sayın Bakan, Yasin El Kadı sıradan bir insan değil. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Başbakanın tanıdığı
herkesi ben tanımak durumunda değilim. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İDevamla) – Yasin El Kadı sıradan bir insan değil. Yasin
El Kadı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terör listesine girecek kadar
çok daha önemli bir adam. Artı, Yasin El Kadı’nın hayırsever bir işadamı olduğu
söyleniyor ve vakıflar da size bağlı. Dolayısıyla, Türkiye’deki hayırsever
işlerini bir görelim bakalım, ne yapmış bu adamcağız? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bakarız, veririz… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Başbakanın bilgisi dahilinde hayır işleri
varmış!.. KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamlal) – Bir şey daha var Sayın Bakan ve o da çok
önemli… BAŞKAN
– Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hemen bağlıyorum Sayın Bşakan. Yasin
El Kadı dolayısıyla dava açılıyor ve Sayın Başbakan, Başbakanlık Başhukuk
Müşavirliğinin yapmış olduğu savunmayı geri çektiriyor Danıştaydan. Şimdi,
bana söyler misiniz Sayın Bakanım, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
listesinden çıkmasın diye Başbakanlık Hukuk Müşavirliği bir dilekçe
gönderirken, Sayın Başbakan Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi ali menfaatı için bu
dilekçeyi geri çekme talimatını verebiliyor ve Danıştay Dava Daireleri Genel
Kurulu “Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları vardır; ben, Başbakanlığın davayı
geri çekme talebini reddediyorum” diyor. Bu
Başbakan demokratik bir ülkede, acaba, Başbakanlık görevinde bulunabilir mi
bulunamaz mı? İki;
bu Sayın Başbakanımız başka bir ülkeye gidip de “siz PKK’ya destek oluyorsunuz”
diye onları suçlayabilir mi suçlayamaz mı? Suçlayamaz; çünkü, elindeki kartları
kaybediyor. Bunlar
doğru değil Sayın Bakan. Doğru değil ve elbette, ben sizi suçlamıyorum. Elbette,
siz bu olayın dışındasınız; ama, Başbakanlık koltuğunun bütçesinin görüşüldüğü
koltuktasınız şu anda; o nedenle eleştirileri zatı âlinize yönelttim, teşekkür
ederim. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Suçlamıyorum diye diye suçladı!.. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakanı suçlamadı. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Konuşmanın tümünü alırsanız, kimi suçladığı da
belli!. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Biz de mecburen tanıyoruz El Kadı’yı; yoksa merakımızdan
değil yani. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Merakınız da var!.. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Merakımız olacak tabii!. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Ama, Türkiye’ye zarar veren herkesle ilgili merakımız
olacak. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Türkiye’ye zarar
verdiğini nereden biliyorsunuz? MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Terörist faaliyetlere karışan herkesle ilgili… Terörist,
terörist!.. BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar, lütfen… Evet, Sayın Baratalı, buyurun. BÜLENT
BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Başkan, Sayın Bakan, değerli müsteşar
yardımcıları, kurum başkanları, genel müdürler, bürokratlar, sayın
milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum. Öncelikle,
dün ve bugün burada bütçenin hem bu Komisyonda hem de aralık ayında
başlayacağımız Genel Kuruldaki konuşmalarının yöntemi hakkında düşünceler ileri
sürüldü. Bir
defa, bütçe, bir aritmetik meselesi değil, bunu herkes yaptı zaten; ilgililer
bunu denkleştirdiler ve buraya getirdiler. Bütçeler,
iktidarların yaptıklarını anlattıkları, icraatlarını anlattıkları ve
böylelikle, kendi tabanına, seçmenine, Türkiye’ye ulaştıkları bir yol.
Muhalefetin de, yine, bu Komisyonu ve Genel Kurulu kullanarak, kendi
eleştirilerini, hizmetin kalitesini, yerindeliğini, şeffaflığını, hesap
verebilirliğini incelediği, araştırdığı ve eleştirdiği bir yerdir. O
nedenle, sadece aritmetik yönünden buna bakarak, dünden beri yapılan
müzakerelerde siyasi eleştirileri, yani, Hükûmetin eleştirilerini yadsımanın
doğru olmadığını düşünüyorum. Diğeri;
yolsuzluk ve usulsüzlük konusundaki iddialardaki değerli arkadaşlarımın
söylemlerine de bir şey söylemek istiyorum bir iki konuda. Sayın
Uzunkaya bir belge okuyarak tarihe not düştüğünü ifade etmişti. Yolsuzluk,
usulsüzlük ve diğer kötü kullanımlar konusunda muhalefetin elinde Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın ilgili maddeleri var; ancak bunları kullanabiliyor. Gensoru,
Meclis soruşturması ve Meclis araştırması, soru gibi sözlü veya yazılı gibi
ancak bu argümanları kullanarak denetleyebiliyor yürütmeyi. Bunları yaptık;
ama, bugüne kadar bunlardan bir sonuç alınamadı. Sonuç
alınamamasının temel nedenlerinden bir tanesi, kalede delik açtırmayız
düşüncesiydi. Oysa, bu tür şeylerden sonuç alabilseydik hem İktidar Grubu hem
de ulusumuz herhalde daha çok rahatlardı. Çünkü, bunun örnekleri var. Sayın
Uzunkaya burada yok, değerli Baştopçu da bazı şeylerden bahsetti. İlle bir
belge, ille bir mahkeme kararı, ille bir kesinleşmiş mahkeme kararının olmasına
gerek yok bu tür şeylerin soruşturulması için. Bakın, cumhuriyet tarihinde
“havuz, Yavuz” davası ve rahmetle andığımız İzmirli eski Bakanlardan Münir
Birsel’in kendisinin, bizzat kendisini Yüce Divana göndertme isteğini bu arada
örnek olarak verebilirim. Yani, sadece kesin yargıya dayanan yolsuzluk zaten
yargıda belirleniyor. Muhalefetin argümanları da bunlar. O zaman, bunlar
konusunda yaptığımız, ileri sürdüğümüz düşünceleri ciddiye alarak araştırmanın
yapılması gerekir diye düşünüyorum. En
basiti, Gediz Nehri, Menderes Nehri konusunda bir önerge verdik, o bile kabul
edilemiyor. Yani, Gediz Nehri bu ülkeyi kirletmiyor mu? Sadece muhalefetten
geldiği için bir kabul yok. Yani, 4 tane ilden geçiyor, 401 kilometre yatakta
etrafına zehir saçıyor, ölüm saçıyor, milyonlarca dolar sarf edildi ve şu anda
İzmir Körfezi’ni en çok kirleten nehir. Önerge veriyoruz, reddediliyor.
Menderes Nehri -işte biliyor arkadaşlar, Aydınlılar var- köpürerek akıyor,
etrafını öldürüyor ve hiçbir canlı ne nehrin içinde balık kaldı ne de başka bir
şey kaldı. Yani, eskiden yaşam veren bu nehirler konusundaki araştırma
önergelerimiz bile kalede delik açtırmayalım düşüncesiyle hep reddedilmiş
bulunmaktadır. Ben,
bu hazırladığı kitap nedeniyle Sayın Gençlik ve Spor Müdürüne teşekkür
ediyorum, 200 sayfalık bir kitabın 30 sayfasını İzmir’e ayırmış. Bu arada,
İzmir için söylediklerini buradan okuyacağım: “Ege Denizi’nin inci tanesi,
uygarlıkların kesişme noktası, çağdaş, hoşgörülü ve sevecen insanlarımızın
kenti” diye İzmir’i burada ifade etmiş. Kendisine teşekkür ediyorum bir İzmirli
olarak; ama, bu ifadeleriyle Sayın Başbakana biraz ters düşüyorlar. Çünkü,
Sayın Başbakanın İzmir konusunda bazı imaları var. O nedenle, umarım, bu güzel
şeyleri yazdıkları nedeniyle başına bir şey gelmez. Ben kendine teşekkür
ediyorum. Ayrıca,
23. Üniversiad Yaz Oyunları’nda gösterdikleri performans ile tekrar teşekkür
ediyorum. Yine,
önemli bir fotoğraf var insanın içini acıtıyor. Burada Sayın Priştina, Sayın
Genel Müdürle beraber, makamında gülerek bakıyor; kendisini kaybettik burada
Allah’tan rahmet diliyorum. Yaptıkları her şey, her güzel şey için kendisine
teşekkürlerimi ve takdir duygularımı iletiyorum. Hakikaten, İzmir’in hem
merkezi yönetimin yöneticileri hem yerel yöneticileri işbirliği içinde güzel
şeyler yapmışlardır. Aslında ev sahibi İzmir’dir, İzmir’in yerel yönetimidir.
Ama, devletin önemli katkıları da olmuştur. İzmir halkının oyunların sonuna
kadar bütün tribünleri doldurduklarını herhalde Sayın Bakan izledi,
görmüşlerdir, yalnız bırakmamışlardır. İzmir böyle bir yerdir. Bütün güvenlik
güçlerimiz en küçük bir olayda bile hemen müdahale etmişlerdir ve bu kadar
insanın, bu kadar çok yabancı insanın bulunduğu bu noktada İzmir’de önemli bir
sıkıntı olmamıştır. Güzel tesisler kazanılmıştır ve buna teşekkür ediyorum. Diğer
açıklamak istediğim bir konu; Sayın Terzibaşıoğlu burada. Şimdi,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk -bildiğiniz gibi burada Atatürk Orman Çiftliğini de
tartıştık- millet tarafından kendine verilen bütün her şeyi millete iade
etmiştir. Kendi parasını da Cumhuriyet Halk Partisine bırakmıştır. Vasiyetinde
aynen şöyle der: Nakitlerini, hisse senetlerini, menkul ve gayrimenkullerini
Cumhuriyet Halk Partisine bırakmıştır. Ama, İş Bankası tarafından kullanılan
bir paranın nemaları yine, Gazi’nin vasiyetinde yazıldığı gibi, asla Cumhuriyet
Halk Partisine gelmemektedir ve Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar bunun bir
kuruşunu bile kullanamamıştır. Bu para, aynen vasiyetinde ifade edildiği gibi,
Kültür, Dil ve Tarih Kurumuna bu nemalar gitmektedir. Kısa bir süre önce de bu
paraların tamamı ödenmiştir. Manevi evlatlarından yaşayan kızına Atütürk’e uygun
şekilde yaşayacağı para da Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal’ın takdirleriyle
her sene ödenmektedir. Ayrıca,
Sayın Genel Başkanımızın bütün milletvekilleri ve Cumhuriyet Halk Parti
teşkilatına kesin bir emri vardır. Hiç kimse İş Bankasıyla ilgili bir görüş,
bir istek belirtemez Cumhuriyet Halk Partisinde. İş Bankası, bankacılık
kuralları, piyasa kuralları gereğince, o yönetim tarafından yönetilir. Gazi’nin
yaptığı çok doğrudur. Gazi, Cumhuriyet Halk Partisine denetim ve paraya
bekçilik görevi vermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi yaptığı bu görevler
sonucunda hiçbir şekilde buradan bugüne kadar bir kuruş bile nemalanmamıştır. Bu,
zaman zaman Sayın Başbakan tarafından da kullanılıyor. Ama, doğrusu budur.
Atatürk’ün vasiyeti ortadadır. Bu açıklamadan sonra, bunu, eğer kullanacak
olursa, kullananların kötü niyetli olduğunu burada ifade etmek istiyorum. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ama, Cumhuriyet Halk Partisinin rızasıyla verildi
bu para. BÜLENT
BARATALI (Devamla) – Evet, verdik, yani, verilmemesinin nedenlerini burada
anlatmanın gereği yok. Çünkü, nedenini söylersek, çok uzun sürer. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ben onu sormadım; ama, siz yine de anlattınız. BÜLENT
BARATALI (Devamla) – Hayır, yani, yanlış bir şey olmasın diye. ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Ben onu sormamıştım. BÜLENT
BARATALI (Devamla) – Doğrudur, ama, bir aleniyet. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BÜLENT
BARATALI (Devamla) Sayın Başkan, ben hiç başlayamadım. BAŞKAN
– Tamam, ilave süre veriyorum. BÜLENT
BARATALI (Devamla) – Çok teşekkür ederim. Şimdi,
vakıflara geçmek istiyorum. Vakıflar, çok önemli bir kurum. Özellikle, 1856’da
ilk belediye kurulmazdan önce, yani, Beyoğlu 6. Dairesi kurulmadan önce,
İstanbul Şehir Emaneti kurulmadan önce ve özellikle, kıyılarda ve ticaret
yapılan yerlerde belediyeler yaygınlaşmadan önce, belediyelerin bütün görevleri
vakıflar tarafından yerine getirilmiştir. Özellikle, yol, su, kanal gibi önemli
görevler yapmıştır vakıflar. Hatta padişahlar, dul kalan kadınlar için vakıflar
kurmuşlardır. Fakir fukara için vakıflar kurmuşlardır ve hatta bugün bile çok
beceremediğimiz bir konuyu ortadan kaldırmak için, sokak hayvanları için vakıflar kurmuşlardır
ve daha da çok vakıflar bugüne kadar önemli görevlerini yapmışlardır. Ben
de bir vakıf evladıyım ve onun için biraz vakıflarla da ilgiliyim. Mazbut,
mülhak yeni vakıflar, yani, 1926’dan önce kurulan ve şimdi kurulan vakıflar,
icareteyenli vakıflar, niyabeten ve emaneten yönetilen vakıflar konusunda
epeyce doküman var. Bunlar kayda da geçiriliyor, bunları takip de ediyoruz.
Ama, şunu söylemeden geçemeyeceğim; diğer eleştirel, arkadaşlarımın
eleştirilerine katılıyorum elbette. Bunlar benim düşüncelerim. Şimdi,
önemli zeytinlikler var Sayın Genel Müdür; yani, bu daha çok zeytinlerin, yani,
denizden yüksekliğin 900 metre olduğu yerlerde kurulan zeytinliklerde çok
malınız, mülkünüz var. Evet, 600 bin civarında, özellikle, Muğla, Edremit,
İzmir, Ayvalık civarında. Bunlar nasıl yönetiliyor bilemiyorum; yani, bunlardan
bir fayda sağlanabiliyor mu? Bunun
dışında, diğer vakıflar çok çarçur edildi uzun süredir. Yani, usulsüz, üçüncü
şahısların üzerine geçen vakıflar olduğunu biliyorum. Belki, bunların
kayıtlarının geriye giderek, belki, Arazi Kanunu’ndan, Hümayun’dan başlayarak
bugüne kadar bir tarama yapılarak, özellikle, intifa, mülkiyetin dışında örfi belde, paftos ve geri katlarına da
bakarak, yani, İzmir, Manisa ve Bursa’da olan, buralara bakarak, özellikle
paftos üzerinde, yani, başkasının
arazisinin üzerinde başkasının ağaçları, başkasının üzerinde başkasının
binaları 1926’dan önce mümkündü, bunlar yapılabiliyor mu bilemiyorum. Kayıt,
kuyudat, envanter defterleri ne kadar gelişiyor onları bilemiyorum. Yine,
vakıf camilerinin içinde hazîreler var. Onların durumlarının camiler kadar iyi
olmadığını görüyorum. O hazîrelerde yatan evladı fatihanlar, alp erenlerin
mezarlarına yeteri kadar özen gösterilmediğini gördüm. İzmir
İl Kültür Müdürlüğünün hazırladığı çok güzel bir eser var; yani, ondan
yararlanabilirsiniz. Onları bakımsız bırakmamak gerektiğini düşünüyorum. Çok
başarılı bir İzmir Bölge Müdürünüz var. Yani, İzmir’de, hemen hemen içinde,
Hisarönü, Şadırvanaltı, Kestane Pazarı, Yahşibey, Yalı, Kızlarağası, Kemaraltı,
Maşatlık’taki camiler, ahşap camilerin, vakıf çarşılarının ve diğer vakıf
eserlerinin onarımı büyük ölçüde yapıldı. Hemen hemen İzmir’in her ilçesinde
iki üç tane önemli caminin restorasyonu yapıldı. Bunların içinde Emir Çaka’nın
önemli komutanlarından Fatih İbrahim Algan’ın, yani, Çeşme’yi Türkleştiren ve
Müslümanlaştıran komutanın yaptığı cami, Denizli Camii ve yine yapılmakta olan
Kamanlı ve Güdük Minare camilerini sayabiliriz. Yine,
önemli olan, Aydınoğlu Beyliğinin merkezi olan Tire ve Ödemiş havarisindeki
camileri sayabiliriz. Ben,
bayanla hiç karşılaşmadım ama, telefonla kendisiyle konuşuyor, başarılı bir
bölge müdürü olduğunu düşünüyorum ve bu konularda ben de olumlu bulduğum
noktaları ifade etmek istiyorum. Yalnız,
bitirmek üzereyken, Başbakan sıfatıyla burada bulunduğu için ve Başbakanın
“prima inter pares” düşüncesiyle; yani, eşitler içinde birinci, Anayasadan gelen bir kavram. Başbakan eşitler
içinde birincidir, bakanlarını seçer ve bütün onların yaptıklarından,
söylediklerinden bakan da, kendisi de sorumludur. Bizim kuralımız bu. Bir
de, Anayasamızın dibacesinde önemli şeyler var ve Anayasamızın değişmeyen üç
tane maddesi var. Bütün bu durumlar karşısında, Atatürk milliyetçiliğinin
tarifi var. Sayın Millî Eğitim Bakanının her yerde, bir defa söyledi pek
aldırmadım, ama, geçen gün ya Yozgat’ta ya da Çorum’da; yani “ben ulusalcı
değilim, ben milliyetçi değilim” söyleminin hem Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş
felsefesine hem de son toprak olan, Osmanlı’dan kalan 38’e yakın etnik bir
grubun yaşadığı bu ülkede, Türkiye’de doğru bir söylem mi değil mi bunu size
sormak istiyorum. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Ne bileyim, Millî
Eğitim Bakanlığının bütçesi görüşülürken kendisine sorun. BÜLENT
BARATALI (Devamla) – Ona soracağım; ama, ben, bir Başbakan sıfatıyla size
sormak istiyorum. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Böyle bir şey
konuşup konuşmadığını bilmiyorum; ama, ben, bildiğim kadarıyla, Hüseyin Çelik,
böyle milliyetçiliğe falan karşı çıkacak bir arkadaş değil. Herhalde,
ulusalcılıktan kastettiği, Avrupa Birliği’ne karşı olan ve kendisine de
“ulusalcı” diyenlere karşı olduğunu söylemiştir. Yani, yorum yapıyorum sadece,
sadece yorum yapıyorum. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, Plan ve Bütçe Komisyonundaki
tutanaklara geçen ifadesinde aynen şöyle der: “Ben, bütün ulusal söylemlere
karşıyım.” Zaten gelecek kendisi de
buraya. Teşekkür
ederim. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz. Sayın
Uysal, buyurun. CEMAL
UYSAL (Ordu) – Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, çok değerli bürokratlar,
basınımızın değerli mensupları; ben, esasen Sayın Tütüncü yorumunu yaparken bir
katkıda bulunmak istedim, ama, yanlış anlaşılmasın diye onun için söz aldım
esasında. Şimdi,
şuydu benim itiraz ettiğim: Bazı holdingler para toplamışlar. Gerçekten de ben
de yeni yeni bunları öğrendim. Çok büyük de mağduriyetler var. Benim
memleketimden de iki kişi var; yurtdışında çalışanlar arasında çok büyük
mağduriyetler var. Tabiî,
bu holdinglerin onu istismar ettiği de; dün buradan Genel Kurula indiğim zaman,
bir komisyon kuruldu Mecliste biliyorsunuz, o Komisyonun bir üyesiyle görüştüm.
Gerçekten de çok istismarlar yapılmış. Bu, kesinlikle kabul edilemez; ama,
bunların işte, bazı İslami oluşumları destekledikleri, burayı finanse ettikleri
ve bunun ülkenin ne bileyim laik yapısı için bir tehlike arz ettiği şeklinde;
yani, buna benzer bir yorumda bulunduğunuz için, onun için itiraz ettim. Yani,
şudur: Sayın Tütüncü, siz de bilirsiniz, iktisat fakültesi mezunusunuz.
Ekonomide ahlak yoktur derler. Şudur; yani, eş, dost, akraba, dindaş gibi
mefhumlar yok. Orada, eğer ticaretle uğraşıyorsak kâr maksimizasyonu vardır,
maddi çıkar vardır ve servet sahibi olma arzusu vardır. Bunlar da bu yolda; ben
onu ifade etmek istedim. Bakın,
orada bir örnek verdiniz: Demin dediniz ki, bir arkadaşım söyledi: Efendim,
mağdur olan birisi Almanya’da. “Burada otel var mı” deyince, işte, “Yimpaş’ın
bir oteli var, ama, 50 Mark ile kalabilirsin.” Yani, bakın, burada, onun
onlardan hisse almış olması, dindar olması falan önemli değil, burada tamamen
maddi çıkar, yani, bir ticari faaliyet söz konusuydu. Bu aynı şekilde, bakın,
bu haberi veren Cumhuriyet Gazetesi’ni gösterdiniz. Ben o gazetenin baş
yazarını aşağı yukarı 45 yıldan beri tanıyorum ve zaman zaman da okuyorum. O
bir emekçiyken, bir yazarken başka bir düşüncedeydi, şimdi, tahmin ediyorum o
anonim şirketin veya holdingin başında bulunan bir insan olarak… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Vakfın Başkanı. CEMAL
UYSAL (Devamla) – Vakfın mı, bilmiyorum; tabiî, yani, daha evvel vakıf değil
de, galiba şirketin başkanıydı. Tabiî, düşüncesi daha başkadır. Yani, o
bakımdan, bu kapitalistleşme sürecinde ve kapitalizm sürecinde hiç kimsenin
öyle dini motiflere veyahut da eşe dosta falan itibar etmeyeceğini ifade etmek
için söyledim. Bir
de Sayın Kumkumoğlu’nun bir yorumuna çok kısa olarak değinmek istiyorum: Sayın
Kumkumoğlu “cumhuriyete karşı olmak” dedi. Sayın Kumkumoğlu, cumhuriyetin temel
niteliklerine, ilkelerine karşı olma Türkiye’de yok; ama, cumhuriyete karşı
olanlar var. Nasıl var? Bakın, mesela, neden? Demokratik niteliklerine,
normlarına, yani, toplumla olan ilgisine, mesela, İkinci Cumhuriyetçiler böyle
diyorlar. Diyorlar ki, efendim “bu cumhuriyet tam bir cumhuriyet değildir. Bu
cumhuriyetin içini doldurmak lazımdır” diye cumhuriyetin normlarına ve
standartlarına karşı olma var. Ben o kanaatteyim. Bir
de tabiî, istenilen nedir? İstenilen şu: Millî iradenin daha öne çıktığı, daha
demokratik bir cumhuriyet isteniyor. Bakın, siz, saydınız, şurada ben de
sayayım size: Dediniz ki, şu bürokratlar gelmedi, Millî İstihbarat, Millî
Güvenlik, Türk Bilimler ve Teknoloji Araştırması Akademisi, Türkiye Bilimler
Akademisi, işte, Başbakanlık Müsteşarı, YÖK Başkanı falan buraya gelmiyor
dediniz, bundan yakınıldı. Şimdi,
esasen bunun sorgulanması lazım. Türkiye Cumhuriyeti bir demokratik cumhuriyet
midir yoksa bir bürokratik cumhuriyet midir? Esas tartışılacak olan budur ve
Anayasanın da bu çerçevede dikkate alınması lazım. Biliyorsunuz Sami Selçuk
Bey, Doçent Doktor Sami Selçuk Bey, Yargıtay Onursal Başkanı bununla ilgili bir
kitap yayınladı ve Anayasamızın demokratik niteliklerinin çok zayıf olduğunu,
yani, devleti vatandaştan ziyade, halktan ziyade devleti koruduğunu ifade eden
çok önemli vurgular yaptı. Ben,
bunlara değinmek istedim. Teşekkür
ederim efendim. BAŞKAN
– Buyurun Sayın Ünaldı. MUSTAFA
ÜNALDI (Konya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın
Başkan, Sayın Bakan, değerli üyeler, değerli bürokratlar, basınımızın değerli
mensupları; önce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün
burada Başbakanlık ve bağlı kuruluşların mali yılı kesin hesap ve Başbakanlık
bütçesi üzerinde görüşüyoruz; hayırlı olsun. Takdim
edilen şekliyle bütçeyi desteklediğimizi dünkü genelinde de ifade ettik; ama,
burada, elbette düzeltme, bütçe hakkını kullanma hakkımızı kullanmaya devam
edeceğiz, görüşmelerimizi bu yönde sürdüreceğiz. Çok detaya girmeden birkaç
temennimi, birkaç fikrimi ifade etmek istiyorum: Öncelikle,
Ermeni meselesinde bir teklifte bulunmak istiyorum: Asılsız Ermeni soykırım
iddiaları Türkiye’de yaşayanların tam tersine iddialardır. Bu konuda yalnız
arşivi, yalnız tarihi ortaya koymak doğru değildir diye düşünüyorum. Gerçi,
konuşmada Ermeni-Fransız, Ermeni-İngiliz, Ermeni-Rus ilişkilerinin bu olayların
oluşmasını ortaya koyan belgelerle belgelendiği, arşivlendiği ifade ediliyor;
ama, on sene Erzurum’da yaşamış, Erzurum’da kalmış birisi olarak, bu teklifte
bulunmaya ihtiyaç gördüm. Eğer böyle bir çalışma varsa, bizlere de verilmesi
gerektiğini ifade etmek istiyorum. On
sene boyunca Ermenilerin o muhitte yaptığı zulümleri, katliamları dinledik.
Bunların canlı şahitlerinin bir kısmı maalesef dünyayı terk ettiler, ama,
kalanlarını değerlendirmek gerekir diye özellikle vurgulamak istiyorum.
Kalanlarını konuşturup, canlı şahitler olarak onların belgelenmesi gerekir. Bu
konuda bir çalışma varsa, ben şahsen elde etmediğim için bunu eksiklik olarak
görüyorum, bunu vurguluyorum. Kamu
yönetiminde yeniden yapılanmanın desteklenmesi amacıyla, bürokrasideki
kırtasiyeciliğin azaltılması, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve
maliyetlerin düşürülmesi, daha etkin çalışan bir devlet idaresinin kurulma
çabaları elbette ki önemli hedeflerdir. Bunları takdirle karşılıyoruz. Hakeza,
vatandaş memnuniyeti anketi, kamu yönetimi hizmet envanterinin hazırlanması,
insan hakları alanındaki reformların uygulanmasının desteklenmesi, sivil
toplum, insan hakları alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar arasındaki
işbirliğinin geliştirilmesi de, aynı şekilde takdirle karşılanan, hükümetimizin
faaliyetleri arasındadır. Bu
arada, bilim akademisi faaliyetleri arasında sayılan Türkiye kültür envanteri
girişimi, Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü Projesi, Bilim Politikaları Öngörü
Projesi, Yabancı Ders Kitaplarının Türkçe’ye Çevrilmesi Projesi gibi çalışmalar
da yine takdir edilecek önemli atılımlardır diye değerlendiriyorum. Bir
hususu da yine bir teklif olarak ifade etmek istiyorum: Özelleştirme sebebiyle
iş akitleri feshedilen elemanların 4/C maddesine göre istihdamlarına imkân
sağlanmıştır. Bu iyi bir tavırdır denilebilir ama, bazı mağduriyetler
getirdiğini özellikle burada vurgulamak istiyorum, kendi bölgemde bu konuda çok
şikâyet duyduğum için. O mağduriyetleri giderecek bazı tedbirlerin alınması
gereğini de burada vurguluyorum. Bir
şeyi daha ifade edeceğim: Burada holdingler konuşuldu. Konya Milletvekili
olarak, bu konudaki sözleri en çok duyanlardan birisiyim. Hem holdingler
söylendi hem sermaye renklendirilmesi konuşuldu. Bu konuda bir iki cümle ifade
edeceğim, eğer eller vicdanlara konarak değerlendirilmek isteniyorsa. Aslında,
bu holdinglerin kuruluşu bir bakıma hayırlı bir faaliyet idi. Yabancı ülkelere
gitmiş kendi vatandaşlarımızın alınteri birikimlerinin sermayeleşmesi ve
yatırıma dönüştürülmesi takdirle karşılanacak bir durumdu, eğer
yozlaştırılmasaydı. Eğer bu yozlaştırma olmasaydı, bugün yabancı sermaye ile
çözüm aradığımız birçok yatırımda bu yerli sermayeyi kullanabilirdik, bir çözüm
olarak ortada durabilirdi. Ancak, istismarcılar çıktı. Bu küçük sermayeler
istismar edildi, başlangıçtaki hayırlı faaliyetler kısa zamanda sıkıntıya
döndü. Sonra, postmodern gelişmeler, olağanüstü şartlar, o günlerdeki bazı
yasama faaliyetleri de maalesef, bu hayırlı gelişmeyi engelleyen faaliyetler
oldu. Ben o zaman da milletvekiliydim. Yani, 1999 öncesindeki dönemde, bazı
burada çıkardığımız kanunlar, bu hayırlı faaliyetlerin yozlaşmasına, oraya
katkıda bulunmuş vatandaşların da mağdur olmasına sebep oldu. Olanlar adalette,
detayını hepsini bildiğimi söyleyemem. Ancak, burada ısrarla bu konuyu tenkit
eden muhalif arkadaşlarımıza bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Bu yozlaşmayı
sağlayan, aldatıcı faaliyetlerle insanlarımızı aldatan, sonradan kurulmuş
holdinglerin içerisinde en önemlilerinden birisi de Endüstri Holding’tir. Bu
Holding’in avukatı kimdir? Kendi gruplarında bulunan Konyalı milletvekili
arkadaşlarımız da bir sorsunlar. O konudaki faaliyetleri de oradan öğrensinler
diyorum. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Herkes avukatlık yapabilir. Kim olduğunu biliyorum. HALİL
AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Avukatlığı kime karşı yapıyor? MUSTAFA
ÜNALDI (Konya) – Başbakan Müsteşarı hakkında… MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Fotoğraf çektiremez, ama, avukatlık yapar. MUSTAFA
ÜNALDI (Konya) - … gerekli cevaplar… MEHMET
ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Cenazede fotoğraf çektiremez, ama, avukatlık yapar. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Peki, o paraları avukat arkadaş mı toplamış? BAŞKAN
– Değerli arkadaşlar… MUSTAFA
ÜNALDI (Konya) – Yani, üzücü olaylar… Ben, ellerimizi vicdanımıza koyarak
doğruyu değerlendirelim diye söylüyorum, sırf ithamkâr olmak için söylemedim
onları. Yani,
yanlış, tek yönlü değerlendirmelerden vazgeçelim. Maalesef, Türkiye önündeki
güzel bir imkânı, doğru tedbirler almadığı için, doğru yönlendirilmediği için
kaçırmıştır. Sermayeyi renklendirmek yerine, iyi niyetle, doğru, milletin
hayrına olacak yöne yönlendirmek daha iyi olurdu. Hem o küçük sermayelerin
sahipleri mağdur oldu hem de Türkiye kaybetti. Başbakanlık
Müsteşarıyla ilgili burada çok şeyler söylendi, ama, kısaca, Cemal Bey biraz
evvel kısaca ifade etmek istedi o konudaki yanlış değerlendirmeyi. Ben de Cemal
Beye katılıyorum. Aslında, bu konuda çok ağır şeyler de söylemek istemiyorum.
Hele gecenin bu saatinde tartışma ortamı oluşturmak niyetinde değilim. Gerekli
cevabı Sayın Bakanın vereceği kanaati içerisindeyim; ama, ben şahsen, Sayın
Müsteşarla kişisel tanışıklık içerisindeyim. O yorumların çok yanlış olduğunu
ben kişisel kanaatlerimle de ifade etmek istiyorum. Burada bulunduğum için,
kendisi bulunmayan bir kişi hakkında, tanıdığım bir kişi hakkında bu kadarlık
kanaatimi ifade etmeyi de doğru bulduğumu söylüyorum. Bütçemizin,
hem geneliyle hem Başbakanlık bütçeleriyle, kurumlarıyla, hepimize, milletimize
hayırlı olmasını, hayırlı gelişmelere vesile olmasını niyaz ediyor, herkese
saygılar sunuyorum. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Ünaldı. Değerli
arkadaşlar, sorulara geçiyoruz. Sorular mümkün olduğu kadar yorumsuz ve kısa
olursa memnun oluruz. Sayın
Özyürek… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Şimdi,
tabii, bir tartışma açmak için değil ama, Cemal Uysal’ın söylediğine şunu ifade
edeyim: Bizim savunduğumuz, Anayasamızda ifadesini bulan, laik demokratik
cumhuriyettir. Yoksa, İran’da da cumhuriyet var, başka yerlerde de cumhuriyet
var, ama, bizim Anayasamızda ifadesini bulan cumhuriyet… Biz “cumhuriyet”
derken, laik demokratik cumhuriyeti kastederiz. Bir
de, İlhan Selçuk’la ilgili bir haksızlık yapmayalım diye düşünüyorum. Çizgisi
hiç değişmeyen bir değerli yazarımızdır. Yoksa, vakıf başkanı oldu da, şöyle
böyle, farklı düşünceler ifade etti demek bir haksızlık olur. CEMAL
UYSAL (Ordu) – O vakıf değil aslında, ticarî bir kuruluş. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Hayır, hayır… Ama, düşüncesinde bir değişiklik olmamıştır.
Zaten, Cumhuriyet Gazetesinin de büyük mali güçlükler içinde olduğunu hepimiz
biliriz. Şimdi,
ben soruma gelmek istiyorum. Sayın Uzunkaya’da ifade etti, bazı kuruluşlarımıza
yeteri kadar değinemedik. Bunlardan biri de Milli İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı. Şimdi, Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum: Acaba, bu kuruluşumuzda
kaç kişi çalışıyor? Hangi yöntemlerle araştırmalar yapıyorlar? Bazı kişilerle
ilgili dosya oluştururken nelere dikkat ediyorlar, nelere öncelik veriyorlar?
Bu soruları sorarken, şahsımla ilgili de bir belgeyi burada herkesin dikkatine
sunmak istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, beni herhâlde solcu denilirse bir sorun olmaz, değil mi?
Sosyalist denilirse doğal karşılarsınız, ama, Mustafa Özyürek için “bir
tarikatın mensubu” denilemez. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Öyle mi demiş
efendim? MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Evet. Milli İstihbarat Teşkilatımız… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Tarikat yol demek
kardeşim. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Hayır, hayır… Tarikatçı demiyor, hangi tarikat olduğunu da
söylüyor. Onu da ifade edeceğim. “Mustafa
Özyürek, 1997 yılı itibarıyla Türkmenistan-Aşkabat’ta Fethullah Gülen Grubunun
faaliyetlerini organize eden şahıslardan olduğu şeklinde bilgi mevcuttur.” DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İsim benzerliği
olmasın efendim. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Anlatayım… Şimdi,
değerli arkadaşlarım, hayır, bir kere Türkmenistan’a gitmiş olsam, Aşkabat’a
gitmiş olsam, herhangi bir Türki cumhuriyete gitmiş olsam, bu organizasyonları
yaparım; fakat, bir kere bile gitmedim. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yani, gitseydiniz
olur muydunuz? MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Olmam da, organize ederdim belki. Şimdi,
değerli arkadaşlar, yani, bizim, tabii kişiliklerimizle ilgili bir tartışma söz
konusu değil. Ben, her zaman, aynı şeyde, aynı MİT’in dosyalarında, gene başka
bir vesileyle öğrenmiştim, Mustafa Özyürek gençliğinde solcu hareketlerin
içinde bulunan bir kimsedir diye, bir başka seferde, bir başka vesileyle de
dosya… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İsim benzerliği
olmasın. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Hayır. Onu anlatacağım Sayın Bakan. Şimdi,
biliyorsunuz, POAŞ’ın özelleştirme ihalesi olmuştu. Ona da, Petrol Ofisi
ihalesine İş Bankası da girmişti. İş Bankasının yönetim kurulu üyeleri ve o
meyanda, o ihaleye girecek diğer kuruluşların yöneticileriyle ilgili, Milli
İstihbarat Teşkilatına bir yazı yazıyor Özelleştirme idaresi ve bunlardan bilgi
istiyor. O gelen bilgi de 93 kişiyle ilgili bir bilgi. 90 kişiyle ilgili
herhangi bir kayda rastlanmamıştır deniliyor, fakat, 2 kişiyle ilgili, öbür,
tanımadığım bir arkadaş, ismini burada söylemek istemem, ama, Mustafa Özyürek,
biraz önce şey ettiğim gibi, “Fethullah Gülen cemaatinin işlerini Aşkabat’ta
organize eden kişidir” deniliyor. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Demek bu ad uğruna ne kadar insan yanmış. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Şimdi, Milli İstihbarat Teşkilatının, benim şahsımla ilgili
iki olayını yaşadım. Onu da kısaca anlatayım. Bir diğer olay -ben Petrol
Ofisinde Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdürlük yaptım- Petrol Ofisinin
NATO boru hatlarını işletme imtiyazı vardı, sonra ayrıldı özelleştirme olunca.
Onları denetleyebilmek için bir soruşturma geçirilirdi. Ben Genel Müdür
Yardımcısıyım, fakat, oraya girme hakkım bir türlü bana verilmiyor. Ne oldu, ne
var dedik. Onu da şey verecek, Genel Kurmay Başkanlığı. Dediler ki: “Efendim,
şahsınızla ilgili bir dosya var” dediler. Gittim, Genel Kurmay Başkanına. Ben,
böyle kritik bir kurumun, ki, Kıbrıs Barış Harekatında askerlerle birlikte
Kıbrıs’a çıkmış, onların akaryakıt ikmalini sağlamış bir kişiyim. Böyle bir
kuruluşun başında olan kimse, eğer bir sakıncası varsa bileyim. Araştırıldı,
taraştırıldı, gene, Milli İstihbarat Teşkilatının kısa bir notu:
“Öğrenciliğinde solcu olarak tanınır.” Evet, solcuydum tabii. Biz,
solculuğumuzla her zaman övünen insanlarız. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sol görüşlere
sahipsiniz. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Evet, tabii. Her zaman öyle, ama, zaten, karakola bile
düşmüşlüğümüz yoktur bu yönden, ama, görüşlerimiz belli. Şimdi,
bunu, 98 yılına geldiğimizde, bu sefer de, Fethullah Gülen grubunun
faaliyetlerini organize eden bir kişi diye hakkımda not düşülünce, bunu şunun
için söyledim. Yani, ben bundan, kişiliğim belli, her şeyim ortada, alınacak
veya bu yönde bana söylenecek bir şey yoktur, ama, Milli İstihbarat
Teşkilatının, son derece, bu konularda özensiz çalıştığını ifade etmek için
buraya getiriyorum. Bu, tabii, daha başka nitelemeleri, başka dosya
oluşumlarına da neden olabilir. O bakımdan, çok önemli bir görev yapıyor Milli
İstihbarat Teşkilatı. Bu görevini yaparken dikkat etmesi gerektiğini Sayın
Bakanın ve Milli İstihbarat Teşkilatı yetkililerinin dikkatini çekmek için
gündeme getirdim. Gerçekten, bir vesileyle bu dosya bana ulaştı. Bir arkadaşım
dedi ki, sizinle ilgili böyle bir dosya var. Ya, espri mi yapıyorsun? Yani,
Türki cumhuriyetlerin, Azerbaycan dahil hiçbirine gitmedim. Birinci, maddi
vakıa o. İkinci vakıa, bu tip gruplarla hiçbir ilişkim yok. Bu nasıl olur diye
baktım, gerçekten, resmen, elime böyle bir belge verildi. Şimdi, bu konuya
Sayın Bakanın ve ilgili arkadaşlarımın dikkatini çekiyorum. Bundan sonra
herhangi bir kimseyle ilgili dosya oluştururken, çok daha dikkat etmeleri
gerektiğini… Bu, diyelim benim bilgime ulaşmaz, bir başka yerde birisi der ki,
ya, sen şuymuşsun diye, bizim gıyabımızda yorumlara neden olabilirdi. Bu
yanlışların bundan sonra olmaması noktasında, Sayın Bakanın ve MİT
yetkililerinin dikkatini çekmek için bu soruyu soruyorum. Bir
küçük sorum da TÜBİTAK’la ilgili Sayın Bakanım. 2006 yılında, acaba, TÜBİTAK’ta
kaç kişinin işine son verilmiştir, kaç kişi işe alınmıştır. Biliyorsunuz,
TÜBİTAK küçük bir kuruluş. Daha çok, kariyer mesleğinde olan, bilim çalışmaları
yapan kimseler alınıyor. Burada önemli bir personel hareketi olduğuna dair bize
ulaşan bilgiler var. Bu konuda da bir bilgi verirseniz mutlu olurum. Teşekkür
ederim Sayın Başkanım. BAŞKAN
– Teşekkürler. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkanım… BAŞKAN
– Şimdi, soru sormak isteyen arkadaşların hepsine söz veriyorum Sayın Bakanım. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bende o kadar çok
soru birikti ki, bundan sonraki sorulara yazılı cevap vereyim. BAŞKAN
– Sayın Tütüncü… ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Ben
de, yanlış anlaşılmaması açısından Sayın Başkan, üç sorum var, buna geçmeden
önce, iki konuya… MEHMET
ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) – Yoruma geçmeyin gözünüzü seveyim, soruyu sorun. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Bir konuya o zaman, bir açıklık getirmek istiyorum. Demokrasi
ile cumhuriyet birbirinin karşıtı değil. Yani, bu yanlış anlaşılıyor. Bizim
cumhuriyet tarihimizde, demokrasi cumhuriyetin çocuğudur. Bu nedenle,
cumhuriyeti demokrasiye karşı bir tehlike gibi ya da demokrasiyi cumhuriyete
karşı bir tehlike gibi görmek, bunu tartışmak son derece yanlıştır. İkinci
cumhuriyetçiler başta olmak üzere, bazı kesimler bu yanlışı yapmaktadırlar,
ama, bu çatı altında bilinmesi gerekiyor, cumhuriyet, demokrasinin altyapısını
oluşturmuştur ve cumhuriyet demokrasiyi doğurmuştur. Tabii ki demokrasi
çerçevesinde daha kat edeceğimiz mesafeler vardır. Demokrasiyi eksilterek
cumhuriyeti korumak diye bir şey söz konusu değil. Bu şekilde görmek lazım.
Bunun bir daha yanlış anlaşılmaması açısından, bilinmesini rica ediyorum. Üç
sorumu hemen sormak istiyorum MUSA
UZUNKAYA (Samsun) - Öyle anlayan da yok
zannediyorum. “Biri, birinin alternatifi değildir” sözünü herkes söyledi. ENİS
TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Az önceki bir konuşmada, açıklamada, iyi niyetli bir
açıklamada sanki öyle bir izlenim doğdu gibi. Ben de bir açıklama yapma
gereğini hissettim. Şimdi,
TÜBİTAK’la ilgili bir sorum var. Bilindiği gibi, TÜBİTAK Bilim Kurulu, Başkanın
seçim zamanı geldiğinde toplanıyor, Başkanı ve altı üyesini iki ayrı tarihte
seçiyor ve Başbakana sunuyor. Başbakanın TÜBİTAK :Başkanını atanmak üzere
Cumhurbaşkanına önermesi lazım. Ayrıca da, altı üyenin seçimini onaylaması
lazım. Bunu yapmıyor Sayın Başbakan ve böylece, bir sıkıntı doğuyor ve TÜBİTAK
Bilim Kurulu toplantı ve karar yeter sayısını yitiriyor. Ondan sonra yapılan
atama, az önce tartıştığımız ya da zaman zaman tartıştığımız sıkıntıyı
doğuruyor. Buradan, Sayın Başbakan yardımcımıza sormak istiyorum: Acaba
–biliyorlarsa tabii- Başbakanın, bu, TÜBİTAK Bilim Kurulunun seçmiş olduğu, bu
seçimi, niye seçimin gereğini yapmıyor ve hala bir kangren, hukuk açısından da
kangren olmuş, dört kez yasa çıkarılıyor, artık beşinci kez. Neden bu duruma
yöneldiğini acaba bize açıklayabilir mi? İkinci
sorum, Sayın Haluk Ulusoy’la ilgili. Biliyorsunuz, Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı, eski Başkanlık döneminde usulsüz harcama yaptığına dönük bir dava
açtı hapis istemiyle. Bu davada, Sayın Bakan, sizin suç duyurusu yaptığınız
söyleniyor. Doğru mudur? Ki, onaylamanızla doğru olduğunu anlıyorum. Eğer
böyleyse, yani, bazı spekülasyonları da doğal olarak önlemek için bazı çabalar
içinde bulunmanız gerekiyor. Bu konuda düşüncelerinizi öğrenmek isterim. Çünkü,
hemen akabinde, FIFA Başkanı ile UEFA Başkanı, geçen hafta Zürich’te bir araya
geliyorlar ve bu olaydan sonra diyorlar ki, hükümetler futbol yönetimlerine
müdahale etmemeli. Ortak bir tavır alıyorlar, sanki burada zımnen bu konunun
Avrupa’da bir spekülasyonu yapılıyor. Yani, bir şey varsa, herhâlde bu
spekülasyonların Türk futboluna, spor camiasına zarar getirmemesi için, sizin
şikâyetin ötesinde ya da şikâyetten sonra yapmanız gereken birtakım şeyler var.
Herhâlde mahkeme devam ediyor, aralıkta da sonuçlanacak. Bu konuda eğer
mümkünse açıklama rica edeceğim. Son
sorum, Sayın Başkan, Spor Toto Teşkilatı, oynattığı şans oyunlarından elde
ettiği hasılatı hangi bankada topluyor ve bu bankayla nasıl bir faiz anlaşması
içindedir ve bu faiz anlaşmasıyla elde ettiği gelir ya da nema bütçeye irat
kaydedilmekte midir? Kaydedilmediyse, kamu gelirinden vazgeçilerek belirli ölçüde
devlet zarara uğratılmış oluyor mu? Teşekkür
ederim Sayın Başkan. BAŞKAN
– Teşekkürler. Sayın
Deveciler… ALİ
KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Sayın Bakan, ben de, Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü bütçesiyle ilgili bir sorum olacak. Geçin
yılki bütçe konuşmasında, nüfusu on binin üzerinde olan ve kapalı spor salonu
bulunmayan ilçelerimize kapalı spor salonu yapılacağını, 2006 yılında
tamamlanacağını, tamamlayamazsak 2007 yılında mutlaka tamamlanacağını
söylemiştiniz. Geçen
yılki bütçe görüşmelerinden bugüne kadar kaç ilçenin spor salonuna başlanılmış,
kaç tanesi bitirilmiş, kaç tanesinin de inşaatına devam edilmektedir? Geçen yıl
başlanılan, bu konuyla ilgili, Balıkesir-Ayvalık İlçesi kapalı spor salonu
inşaatı ne zaman bitirilecektir? Bu yıl ne kadar ödenek konulmuştur? Yine,
Sayın Bakan, bugünkü bütçe görüşmesinde, daha evvel on bin olan nüfusun şimdi
yirmi bin olarak arz ettiniz. Yirmi binin üzerindeki ilçelere kapalı spor
salonu yapacağız dediniz. Acaba, Balıkesir’in yirmi binin üzerinde iki ilçesi
var, kapalı spor salonu bulunmayan, Susurluk ve Erdek İlçeleri. Bunlar kapsama
dahil midir? Son
olarak, 1995 yılında yapımına başlanan ve on bir yıldır devam eden yüz bin
nüfuslu Balıkesir-Edremit kapalı spor salonunun 2007 ödeneği nedir, on bir
yıldır devam eden Edremit kapalı spor salonu ne zaman bitirilecek ve faaliyete
geçecektir? Teşekkür
ederim. BAŞKAN
– Sayın Kılıçdaroğlu… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın
Bakan açıklama yaparken, KPSS’nin ne kadar önemli olduğunu ve doğru bir uygulama
olduğunu, Sayın Ecevit Hükümeti döneminde başlatılan uygulamanın aynen
sürdürüldüğünü ifade ettiler. Şöyle bir şey yapabilir misiniz Sayın Bakanım:
Şimdi, KPSS’den isteniyor, ama, diyelim on kişi alınacak, elli kişi isteniyor. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – O pek nadir. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yani, bu konuda acaba bir standart getirebilir
misiniz? Yani, bir genelgeyle… Yani, beş kişi alınacaksa on kişi
çağırabilirsiniz. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Hep beş misli, dört
misli istensin gibi… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kariyer meslekleri
için öyle. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Kariyerde mi isteniyor? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Kariyerde.
Diğerlerinde yok, sadece kariyer. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tamam, çok teşekkür… BAŞKAN
– Sayın Kumkumoğlu… ALİ
KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Ben,
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanına bir soru yöneltmek istiyorum
Sayın Bakan, aracılığınızla. Sayın
Bakan, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu en yüksek denetim organlarımızdan
birisidir. Kabul etmemiz gerekir ki, denetim mekanizmasının sağlıklı ve yansız
işleyebilmesi için, her şart altında tarafsızlığını koruması gerekir ve siyaset
kurumunun telkinlerinden de mümkün olduğunca uzakta durması gerekir. Böyle
olduğunu düşündüğümüz veya umut ettiğimiz Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulumuz,
TOKİ’de bir denetim yaptırtmıştır,
TOKİ’nin uygulamalarıyla ilgili olarak. Daha önce de bu soru önergesi olarak
benim Meclis gündemine taşıdığım bir konudur. Denetim Kurulu elemanları,
TOKİ’de kurumun ve devletin olağanüstü boyutlarda zarara uğratıldığına dönük
raporlar tutmuşlardır. Bu raporlardan sonra, bu denetimi yapan birim
dağıtılmıştır. 1)
Eğer bunlar güvenilmez kişiler idiyse, bir defa, Denetim Kurulu içerisinde,
denetim anlamında güvenilmeyecek elemanlar mı vardır? 2)
Yok, böyle değilse, bunlar güvenilir elemanlar olması gerekir. Bu denetimle
görevlendirilmiş iseler, böyle bir rapor tutulduktan sonra, bu denetim birimi
niye dağıtılmıştır. 3)
Bu denetim birimi dağıtıldıktan sonra, bu denetim elemanlarının sizin adınıza
tutup, size ve yetkili birimlere taşıdıkları bu raporlarla ilgili olarak ne
yapılmıştır? Gereği mi yapılmıştır, yoksa, başka denetim elemanları
gönderilerek, bir önce sizin görevlendirdiğiniz denetim elemanlarının tuttuğu
raporların doğru olmadığı biçiminde yeni raporlar mı tutulmuştur? Teşekkür
ederim Sayın Başkanım. BAŞKAN
– Sayın Uzunkaya… MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakandan ben de bir iki
sorularımı yöneltmek istiyorum. Bunlardan
birisi, bugünkü, hem İktidar hem muhalefet sözcüsü olan arkadaşlarım, özellikle
iki genel müdürlüğünüze çok özel teşekkürler ve başarılarının devamı dileğini
ifade ettiler. Bunlardan birisi Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüz, birisi de
Vakıflar Genel Müdürlüğümüz. Hakikaten, icraatlarıyla takdir toplayan
arkadaşlar. Burada esas sormak istediğim husus şudur: Bildiğim kadarıyla
–yanlış biliyorsam, düzeltilmeyi de isterim- bu arkadaşlarımız bu kadar
başarılı olmalarına rağmen, hala bulundukları makamlarda vekâleten
tutuluyorlar. Yani, genel müdür vekilleri bu arkadaşlarımız. CHP’li
dostlarımızın da bu kadar akredite etmelerine rağmen, Çankaya’dan ne zaman
akreditasyona tabi olacaklar? Yeniden Çankaya’ya asalet onaylarını teklif
etmeyi düşünüyor musunuz? Yani, ulusun bu derece akredite ettiği, tüm
Parlamentonun akredite ettiği arkadaşlarımız Çankaya’nın akreditasyonunu ne
zaman bekleyecekler? Mayısı beklemek durumunda mıyız? İki;
Sayın Özyürek demin çok haklı bir şeyi dile getirdiler. Tabii, Özyürek’le
ilgili “Fethullah’çı” olmak, bizimle ilgili veya bir başkasıyla ilgili de başka
bir kısım benzetmelerin yapılması ihtimalini her an doğurabiliyor. Bu kadar
tereddüde sebep olabilecek, farklı değerlendirmelerin yapılabildiği çok önemli
bir istihbarat kuruluşu, Bilgi Edinme Yasasına göre, mesela, bendeniz veya
arkadaşlarımız veya kamudaki diğer arkadaşlar, bu yasadan müstefit olarak,
Sayın Özyürek nasıl bilgi edindi, doğrusu bilemiyorum, ama, o kanal neyse, o
kanalla ve en azından Bilgi Edinme Yasasıyla vatandaşlarımız, MİT’teki
durumlarını, serencamını öğrenebilirler mi? Olumsuz bir kararla hak edinmede
bir kayba uğramışlarsa, bu hakkın tazmini konusunda yerel veya uluslararası bir
mahkeme hak aramak için yol mudur? Yani, düşünün ki, ben kamuda bazen
görüyorum, bir üst makama çıkmak için -benim daha önceki mensup olduğum kurumda
da var- ilçede idarecisiniz, il idarecisi olmak isterseniz, MİT’ten ve bazı
kuruluşlardan bilgi istenilir. Yani, halbuki, 657’ye tabi, ama, diyelim ki, bir
ilçe müftüsü il müftüsü olacak, bir ilçe millî eğitim müdürü il müdürü olacak,
bir ilçedeki görevli, yani, bir üst makama gelirken, haklarında istenen
raporlar olumsuz çıkabiliyor. Halbuki, orada da kamu görevi. Bu paradoks neyle
giderilebilir? Bu konuda da bir bilgi verirseniz memnun olurum. Bir
son sorum, yöremle ilgili: Samsun, Karadeniz’de çok önemli bir il malumunuz.
Özellikle Gençlik Sporla ilgili olarak soruyorum, Sayın Genel Müdürüme de daha
önce iletmiştim, zatı alinizin de bilgisi var: Bir olimpik, kapalı, çok amaçlı
kapalı spor salonu için, Samsun’un üniversiteye yakın bir bölümünde de geniş
bir arazi tahsisimiz söz konusu. Burada, hem üniversite gençliğine,
Yurt-Kur’larda ikamet eden gençliğe hem de yarın muhtemel olimpik bir kısım
sportif faaliyetlerde kullanılabilecek -ki, çok dar, sıkıntıda Samsun, koca bir
üniversite ili olmasına rağmen- böyle bir salonun yapılması için bize bir müjde
verebilecek misiniz? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN
– Sayın Terzibaşıoğlu… ORHAN
SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakana iki soru
sormak istiyorum. Sayın
Bakanım, Spor Toto Teşkilatı amatör spor klüplerine hangi şartlarla yardımcı
olmaktadır, maddi yardım sağlamaktadır? 2006 yılında ne kadar maddi yardımda
bulunmuştur, rakamsal olarak? 2) Muğla merkezinde bir kapalı spor salonu
var. Ne yazık ki, bu kapalı spor salonu tam nizami değil. Bu kapalı spor
salonunun tam nizami hale getirilmesi veya yenisinin yapılması için bir
yardımda bulunabilecek misiniz? Teşekkür ederim. Saygılar sunarım. BAŞKAN – Teşekkür ederiz. Değerli arkadaşlar, tümü üzerindeki
görüşmeler böylece tamamlanmıştır, sorular da sorulmuştur. Söz sırası Sayın
Bakanda. Sayın Bakanım şu ana kadar ortaya konulan
görüş, eleştiri ve sorulara cevap vermek üzere, birtakım sorulara da teknik
özelliği olanlara yazılı cevap verme hakkınız da var, şöyle konuyu en geç yarım
saat içerisinde özetleyebilirseniz memnun oluruz. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Yarım saatlik sürem var. Beni uyarırsınız herhalde Sayın
Başkanım sürem dolmaya birkaç dakika kala. BAŞKAN – Tabii. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ben, söz alan, bütçelerimiz hakkında görüşlerini ifade
eden, sorularıyla katkılarda bulunan Plan ve Bütçe Komisyonumuzun tüm üyelerine
teşekkür ediyorum. Yanılmıyorsam 18 arkadaşımız söz aldılar ve değerli
düşüncelerini bizimle paylaştılar. Hemen cevaplara geçiyorum izin verirseniz.
Söz alış sırasına göre bir tasnif yaptım, oradan başlıyorum. Sayın Özyürek geneli üzerinde yapılan
görüşmelerde, buraya bütçeleri görüşülen kurumlarımızın üst düzey
yöneticilerinin, yani bir numaralı yöneticilerinin katılması gerektiğini ifade
etti. Bu düşüncesine ben de katılıyorum. Gerçekten, burası Türkiye Büyük Millet
Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli komisyonu. Burada görev
yapan milletvekili arkadaşlarımız, Komisyon üyesi arkadaşlarımız milletimizi
temsilen burada bulunuyorlar. Dolayısıyla, burada bu çalışmaları yapan aslında
millettir. Dolayısıyla, milletimizin adına egemenlik hakkını kullanan
kurumlarımızın yöneticilerinin buraya gelerek, bizzat üst düzey yöneticilerinin
hazır bulunması ve sorulan sorulara bizzat kendilerinin cevap vermesi en tabii
olanıdır. Başbakanlık Müsteşarının da buraya gelmesi, katılması talebini ifade
ettiniz. Doğrudur, o da burada olmalıdır, olmalıydı. Ben kendisine geçtiğimiz
yıl da, bu yıl da buraya gelmesi düşüncemi ifade etmiştim. Kendi takdirleridir,
yardımcısını gönderdi. Katılsa daha iyi olurdu. Sayın Özyürek “gerçi, hiçbir hükûmet
döneminde, başbakanlar, Başbakanlık bütçesi görüşülürken Plan ve Komisyonuna
gelmedi” dediler. “Siz çok yeniliklere açık bir siyasi Partisiniz. Sayın
Başbakan da gelse, burada bütçesini en azından sunsa çok iyi olurdu” dediniz.
Doğrusu düşüncenize ben de katılıyorum, ama, tabii, Sayın Başbakanın
tercihidir. “Başbakanlıkta çok fazla araç var” demişti… ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Sayın
Bakan, Sayın Başbakanın tercihi olabilir de, Sayın Müsteşarın böyle bir
tercihte bulunması doğru mu? Sonuçta sizin bir memurunuz! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Yani, benim memurum değil, Başbakanın memuru. Başbakanın
müsteşarıdır, benim müsteşarım değil. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Siz
Başbakan adına buradasınız… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ben sizinle bu konuda paralel düşünüyorum, burada olması
çok daha şık olurdu. Sayın Özyürek, ayrıca “Avrupa Atlamalar
Şampiyonasının yapıldığı Mersin’deki yere bitişik bir alan var, burası Hazine
arazisidir. Büyükşehir Belediye Başkanlığı buraya bir salon yapmak istiyor.
Acaba bu yerin belediyeye tahsisi konusunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü
olarak yardımcı olabilir misiniz” demiştiniz. Millî Emlak Genel Müdürlüğünden bu konuda
muvafakat istenmiş. Geldiğinde belediyeyle bir protokol yapılacağını Gençlik ve
Spor Genel Müdürlüğü mensubu arkadaşlarım, bizzat Sayın Atalay bunu bana biraz
önce ifade ettiler. Ayrıca “Başbakanlıkta çokça araç var, hatta
yeni araçlar alınacak. Bu, bir savurganlıktır” anlamına gelen bir açıklama
yapmıştınız. Sayın Özyürek, şu anda Başbakanlıkta 260
araç gözüküyor. 2002 yılında 329’muş araç sayısı. Sonra 260’a düşmüş. 260 araç
sayısının 95 tanesi demirbaş değil, kiralık, yani hizmet satın alma yoluyla.
Demek ki, araç sayısı artmıyor, azalıyor. Araç ihtiyaç olduğunda da kiralama
yoluna gidiliyor. Şu anda Başbakanlıktaki uygulamanın bu olduğunu ifade etmek
istiyorum. Bir de “Başbakanın çokça yakın koruması
var, yani 221 tane yakın koruması var, bu çok değil mi” demiştiniz. Bu konuda
gerçek bilgiler şöyle: Başbakanın yakın koruma sayısı 58. Ancak bakanların
korumanında görevli emniyet mensubu sayısı 160. Dolayısıyla, ikisinin toplamı
da 220 yapıyor. Yani, bu 221 değil, 220. 220’nin tamamı da Başbakanın
korumasında bulunmuyor, sadece 58 tanesi. Tabii bunların tamamı da… MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Soru önergeme
verilen cevap böyle. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) –Hayır hayır… Şu bakımdan siz yanlış bir şey söylemediniz:
Bunların tamamı da Başbakanlık Koruma Müdürlüğünde görev yapıyorlar.
Dolayısıyla, Başbakanlık Koruma Müdürlüğünde ne kadar yakın koruma elemanı var
diye sorarsanız, size 220 listesini verirler. MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Tamam.
Başbakanın yakın koruması kaç tane? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – 58 tane. MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Onlar da
yanılmıyorsam vardiya usulü çalışıyor. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii, vardiya usulü çalışıyorlar. Şimdi, tabii… MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Eskiden daha
fazlaydı galiba. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) –Eskiden daha fazlaydı biraz azaltılmış, evet. Şimdi, Sayın Özyürek, siz MİT’le ilgili bir
yaşadığınızı, bizzat karşılaştığınız bir durumu burada anlattınız. Sanıyorum
MİT’te sizinle ilgili tutulan bir tutanakta sizinle ilgili birtakım isnatlarda
bulunulduğunu ifade ettiniz ve “MİT’te kaç kişi çalışıyor” diye sordunuz.
“Dosya oluşturulurken nelere dikkat ediliyor” dediniz. Tabii, şu anda bu
sorulara cevap verecek bilgiye sahip değilim. Gerçi, arkamda MİT’ten ilgili
arkadaşımız var. Ancak, izin verirseniz MİT’le ilgili başka arkadaşlarımız da
sordu, bu sorulara yazılı cevap verelim, uygun görürseniz. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Tabii. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ayrıca “TÜBİTAK’ta 2006’da kaç kişi alındı, kaç kişi
işten ayrıldı” dediniz. TÜBİTAK’tan Başkan vekili arkadaşımız burada. Buna
cevap verebilecek miyiz efendim. TÜBİTAK BAŞKANI VEKİLİ PROF. DR. ÖMER Z.
CEBECİ – Toplam olarak verebilirim. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Toplam rakam olarak verebilecek misiniz? TÜBİTAK BAŞKANI VEKİLİ PROF. DR. ÖMER Z.
CEBECİ – 2001 yılından itibaren ar-ge ve akademik personel ile idarî personel
olarak ikiye böldüğümüz 2001’de 1.268 akademik ve ar-ge, 2002’de 1.357’ye
çıkmış. Ondan sonra düşerek 1.298, 1.299, 1.281 ve eylül 2006 itibariyle 1.384
akademik ve araştırma personeli var. Bu rakamlar idarî personel için 834’ten
881’e çıkmış 2002’de, azalarak, bugünkü rakam 792. Yani, 2002’den bu tarafa
toplam personel sayısı azalmış durumda. MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Benim öğrenmek
istediğim şu: Kaç kişinin işine son verildi, kaç kişi işe alındı? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Yani, yeni eleman aldınız mı… MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yazılı olarak da
verebilirsiniz. TÜBİTAK BAŞKANI VEKİLİ PROF. DR. ÖMER Z.
CEBECİ – İşine son verilen 6 kişi efendim. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Peki efendim, kendini zorlama, 6 kişiymiş, ama yazılı
olarak da cevap verilebilir Sayın Özyürek. Bir de, siz, tabii bu holdinglerle ilgili
konuya da temas etmiştiniz. Orada Doğan Cansızlar’ın bir açıklamasından
bahsettiniz. Bunun bir hazırladığı işte kanun tasarısının Başbakanlıkta
beklediğini ifade ettiniz. Benim hatırladığım kadarıyla, Sermaye
Piyasası Kurulu tarafından hazırlanan kanun tasarısı taslağı Başbakanlığa
değil, SPK’nın bağlı olduğu veya SPK’yla ilgili bakanlık olan Sayın Şener’e
gönderildi ve Başbakanlığa bildiğim kadarıyla şu ana kadar intikal etmedi.
Etmiş de olabilir, bu konuda tereddütlü konuşuyorum. Ancak, Sayın Cansızlar bir
ara beni ziyaret ettiğinde bu konuları kendisiyle görüşmüştük. Daha doğrusu
konu açılmıştı da, bu tasarının neler getireceği konusunda bana kısa bir bilgi
vermişti. Bu tasarı geçmişle ilgili değil, gelecekle ilgili bu tür durumları
önlemeye yönelik hükümler içeriyordu Sayın Cansızlar’ın bana söylediğine göre.
Yani, ileride bu tür olaylarla karşılaşmamak için alınması gereken tedbirleri
içeren bir kanun tasarısı olduğunu bana ifade etmişti. Şimdi, tabii, birtakım vatandaşlarımız,
özellikle yurt dışında mağdur oldular gerçekten. Ellerinde de doğru dürüst bir
belge yok, yani kime ne vermiş. Gitmişler resmî bir yerde bir senet filan da
yapmamışlar. Herhangi bir yerde, ayaküstü paralar verilmiş, kimin imzası olduğu
belli olmayan ellerinde birtakım yazıklar var. Yani, resmî açıdan da birtakım
zorluklarla karşı karşıyalar. Tabii, Meclis Araştırma Komisyonunun birtakım
çalışmaları ve önerileri var. Ancak, tabii Ticaret Kanunu hükümlerine tabii bir
ilişkiyle karşı karşıyayız. Zaman zaman deniliyor ki, devlet bu işe sahip
çıksın, Hükûmet bu mağduriyeti önlesin. Şimdi, bu holdinglere para yatıran
insanların holdingler tarafından paraları ödenmediğinde Hazinenin veya devletin
bir garantisi yok ki bankalar gibi. Yani, işte birtakım holdingler para
toplamış, sonra bunları hiç etmiş, devlet bunları ödesin… Kardeşim, devlet nereye yetişecek Allah
aşkına! Zaten bankalardan dolayı 60-70 milyar dolar milletin cebinden çıkmış,
şimdi bir de bunu ödeyelim. Ama, bununla ilgili yapılacak başka birtakım işler
varsa bu yapılmalı. Tabii ki, bu mağdur olmuş olan vatandaşlarımızın hakkını,
hukukunu koruma bakımından, iktidar-muhalefet fark etmez, bir çözüm bulunmalı. Tabii, bu işi yapanlar, suçları sabitse ki,
yargıya intikal etmiş. Ben siyasi olarak, Bakan olarak suçlu ilan edip onları
cezalandırma imkânına sahip değilim, ama şunu biliyorum ki, yüzden fazla
savcılıklara suç duyurusunda bulunulmuş. Hatta, bunun 17 tanesi yanılmıyorsam,
bu ismi çok geçen YİMPAŞ’la ilgilidir. Onunla ilgili dosyalar savcılıklardadır.
Hatta, hakkında açılmış davalar var devam eden, açılmış olan davaların bir
bölümü af yasası sebebiyle ortadan kaldırılmış. Tabii, gönlümüz arzu eder ki,
bu tür yanlışlıkları yapan insanlarla ilgili mutlaka yargı süreci, kamu
vicdanını da rahatlatacak, o mağdur insanların da sorununa çözüm bulacak
adımlar atsın. Eğer yasal birtakım boşluklar varsa, tabii onların da
doldurulması yasama organının görev alanına düşer diye düşünüyorum. MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın
Cansızlar’ın beyanını bugün bütün gazeteler manşetten vermiş. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Ben okumadım, vaktim olmadı okuyamadım. MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Diyor ki, 5020
benzeri bir şey… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Evet, onu okumadığım için şu anda teferruatlı bir bilgi
veremeyeceğim. Şimdi, ikinci sırada Sayın Tütüncü
konuşmuş, şöyle bir bakıyorum. Bu kadrolaşmadan bahsetmişsiniz. Tabii,
kadrolaşma deyince bunu ikiye ayırarak konuşmak lazım. 1) Devlet kadroları içerisinde hâlâ görev
yapmakta olan memurlarımız, bürokratlar… Bunların işte bir kısımım nakil
yoluyla veya işte görevde yükselme yoluyla başka görevlere getirilmesi
keyfiyeti. Bir de ilk defa kamuya personel alımıyla ilgili konu. Şimdi, devlet içerisinde görev yapan insanlardan
siyasi iktidarlar değiştiği takdirde kendileriyle uyum hâlinde çalışacak
insanlarla mesai sarf etmeyi bu zamana kadar hep düşünmüşler. Bu iki
arkadaşımız da benden sonra göreve geldiler. Biraz önce, siz de, işte
icraatlarıyla ilgili güzel şeyler söylediniz. Ben göreve geldiğimde Vakıflar
Genel Müdürü başka bir arkadaştı, Gençlik ve Spor Genel Müdürü başka bir
arkadaştı. Onların eleştirisini falan yapacak değilim, ancak onların görevde
bulunduğu dönemde Gençlik Spor Genel Müdürlüğünün hizmetleri hangi ölçüdedir
ben bunu biliyorum, şimdi benimle birlikte çalışan Mehmet Atalay’ın Gençlik ve
Spor Genel Müdürlüğünde yaptığı hizmetleri biliyorum. İkisini mukayese
ettiğimizde bu dönemde çok daha önemli işler yaptık. İşte Vakıflar Genel
Müdürlüğü görevini şu anda vekaleten yürüten Yusuf… Her ikisi de vekildir,
biraz önce Sayın Uzunkaya da söyledi. Birlikte çalıştık, daha önceki dönemde
bana daha önceki Genel Müdür, kardeşim ne kadar sahip çıkmamız gereken vakıf
eseri var dediğimde bana 9.450 falan demişti. Ama, böyle değilmiş kardeşim. Bu
arkadaş geldi, bu kadar değil kardeşim, 18.500 dedi. Daha önceki onun döneminde
46 tane vakıf eseri onarılmış, bu arkadaş geldi, şimdi 2.000’e yakın vakıf
eserini onarıyoruz aynı süre içerisinde. Şimdi, herhalde isabet etmişim. Yani, bu
değişimi yapmakla isabet etmişim. MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Çok kötü
kadrolaşmışsınız!.. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Yani, bu eleştirilecek bir şey değil, bana göre takdir
edilecek bir şeydir diye düşünüyorum. Ancak, tabii, şu rakamları da size vermek
isterim doğrusu: Her hükûmet döneminde tayin, görevden alarak başkasını atama…
İstedim arkadaşlardan ne olmuş. Mesela, en yakın, işte 57’nci Hükûmet,
sanıyorum görevde ne kadar kalmış? Üçbuçuk yıl kalmış. 5.970 bu tür atamalar
yapmış. Biz dört yıl içerisindeyiz, şu anda dört yıl bitmek üzere 6.732. O
bakımdan, yani, süre itibariyle bir değerlendirme yapacak olursak 57’nci
Hükûmet döneminde bu konuda ne kadar işlem yapılmış… MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) – Vekaletenler
dâhil mi? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Asil atananlar mı bunlar?.. Evet…Yani, bu siyasi
iktidarlar… ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Makas
açılmış biraz. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Olabilir… Birazcık yani, 100-150 tane falan fazla
olabilir. Başbakanlık Personel Genel Müdürümüz diyor ki: Bu yüksekliğin nedeni
bazı bakanlıklar birleştirilince tekrar atamalar yapıldı, onlar da bu işin
içerisindedir. Yoksa, aynı kişi birkaç kez atandığı içindir diyor. Yani, aşağı
yukarı daha önceki hükûmetler döneminde yapılana aşağı yukarı eşit sayıda
personel hareketleri olmuş… HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Makas
açılmış da, performans ne olmuş? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii, ben demin kendi bakanlığımla ilgili bilgi verdim
efendim. MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan
başarılı olduğunu söyledi, sizin göstermenize lüzum yok. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar birkaç arkadaşımız… MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Çok tartışmalı
bir konu… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Efendim, ben sadece bilgi veriyorum. Kuşkusuz, bununla
ilgili farklı şeyler söyleyebilirsiniz. Ben düşüncelerimi, bilgilerimi sizlerle
paylaşıyorum. Şimdi, efendim, yeni personel yasa
çalışmaları bazı arkadaşlarımız tarafından gündeme getirildi, hem İktidar
Partisine mensup hem de Muhalefet Partisine mensup arkadaşlarımız tarafından.
Yeni personel yasa tasarısı taslağı aşağı yukarı… Çünkü, imzaya açılmadığı
sürece taslaktır. Birbuçuk yıl önceden beri hazır, ancak iki defa Başbakanlığa
sunum yaptım, bizzat kendim yaptım. Sayın Başbakan “memur sendikalarıyla ve
sivil toplum örgütleriyle mutlaka bu yasa tasarısı üzerinde bir mutabakat
sağlayarak Bakanlar Kuruluna tekrar getirin, ondan sonra Meclise sevk edelim”
dediği için ve memur sendikalarıyla yapmış olduğumuz birçok görüşmelerde
aslında birçok noktada anlaştık, ama, hâlâ sendikalarımızın bazı maddelerle
ilgili ki, bana göre bu maddeler bu yasa tasarısında olması gereken
maddelerdir. Bazen de konfederasyon ve sendikalar arasında rekabetten
kaynaklanan itirazlar da var. Doğrusu memur sendikalarıyla bu yasa tasarısı
üzerinde tam bir mutabakat sağlayamadık. Peki, mutabakat sağlayıncaya kadar bu işi
bekletecek misiniz? Son olarak, ağustos ayında memur sendika ve
konfederasyonlarıyla yapmış olduğumuz toplugörüşme esnasında onların
görüşlerini aldık ve görüşlerinden sonra yasada yeniden düzenlemeler yaptık,
yeni halini verdim. Sanıyorum bir konfederasyonumuz gönderdi, diğerleri henüz
daha göndermediler, ama, artık daha fazla beklemeye tahammülümüz yok. Ben
üçüncü kez en yakın zamanda Bakanlar Kuruluna yeni taslağı takdim ederek orada
imzaya açılıp, bir an önce Meclise sevk edilmesini düşünüyorum. Tabii ki, Plan Bütçe Komisyonumuza gelecek.
Plan Bütçe Komisyonumuz üzerinde uzun süredir çalıştığımız, bana göre bittiği,
özellikle ücret dengesizliği konusunda reform niteliğinde hükümler içeren
bugünkü maaş sistemini tamamen değiştirerek yeni bir maaş sistemi öneren bu
tasarıyı burada görüşürken sizler de katkı sağlayacaksınız. Onun daha mükemmel
hale gelmesi konusunda inanıyorum ki ben çaba sarf edeceksiniz. Yani, ben… MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – 2007’de
kanunlaştıracağız diyor musunuz? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Vallahi benim gönlümden böyle bir şey geçiyor. Aslında şu
ana kadar oldukça da gecikti, bunun da farkındayım, ama niçin geciktiği, bu
kadar temel bir kanunun, tabii, kamu çalışanlarının tamamını ilgilendiren temel
bir kanunun diğerlerinden ayrı tutulması gerekir. Yani, kamu personeli arasında
da bir kargaşaya, bir tartışmaya yol açmasını da siyaseten doğru bulmuyorum.
Başbakan da bunun için “anlaşın, getirin” dedi. Bana göre ciddi bir problem
kalmadı. Üçüncü kez Bakanlar Kuruluna sunduktan sonra inşallah imzaya açar, bir
an önce buraya göndeririz. Gecikmiş olmasından dolayı gerçekten ben de
üzüntülüyüm. Şimdi, Sayın Tütüncü’nün… TÜBİTAK’la ilgili
bir soru yöneltti. Sayın Tütüncü çıktı galiba. Başka arkadaşlarımız da, tabii,
TÜBİTAK seçimi, işte şu anda vekâleten görevi yürüten Sayın Yetiş’le ilgili,
yargı süreciyle ilgili bazı şeyler söyledi. Geçtiğimiz yılda bu konuyu burada
görüşmüştük, konuşmuştuk. Şöyle bir ifade kullanıldı: -Hatta bir yargı
kararından Sayın Kumkumoğlu bahsetti.- “İşte, tanınmıyor…” Bu yıl içerisinde Millî Güvenlik Kurulu,
Sayın Cumhurbaşkanımızın davetiyle Nükhet Yetiş’i, yani TÜBİTAK Başkan Vekilini
Millî Güvenlik Kurulu toplantısına davet etti. Orada Millî Güvenlik Kurulu
üyesi bakanlar ve Millî Güvenlik Kurulu üyesi Genelkurmay Başkanı ve kuvvet
komutanları nezdinde Türkiye’nin bilim ve teknoloji hedefleri konusunda
kendisinden bilgi istedi. Yani, Millî Güvenlik Kurulu kendisini muhatap olarak
kabul ediyor, ama bu ülkede bazı kurum başkanları kendisini muhatap olarak
kabul etmiyor. Bunu anlamakta oldukça zorluk çekiyorum, çünkü vekaleten bir
yasa çıktı atandı, bu yasa Anayasa Mahkemesince iptal edildi, ama Anayasa’nın
iptal kararları geçmişe yürümez. Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı da ve Millî
Güvenlik Kurulu üyeleri de bu kanaatte oldukları için kendisini vekâleten
atanmış TÜBİTAK Başkanı olarak görüyoruz. Bunun dışında benim fazla bir şey
söylemeye şu anda imkânım olmadığını ifade etmek istiyorum. MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Yargı öyle
görmüyor Sayın Bakan. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Sayın Ulusoy’la ilgili bir soru yönelttiniz. Şunu hemen ifade edeyim: Benim, spordan
sorumlu bir Bakan arkadaşınız olarak, şahıslarla hiçbir işim olamaz. Ben,
sadece sporda ve özellikle Türkiye’de çok sevilen futbolda hiçbir gölge olmasın
istiyorum, hiçbir kirlilik olmasın istiyorum. Özellikle Futbol Federasyonu gibi
Türkiye’nin ilk özerk federasyonunun yöneticilerinin mutlaka her türlü şaibeden,
her türlü yanlışlıktan uzak olması gerektiğini düşünüyorum. Geçtiğimiz, daha
önceki Federasyon Başkanı dönemiyle ilgili Sayın Ulusoy hakkında Başbakanlık
Teftiş Kurulunun bazı usulsüz uygulamalarıyla ilgili iki klasörden oluşan bir
raporu oldu. Bu raporu o dönemde iş başında bulunan Sayın Bıçakçı federasyonuna
gerekli işlemleri yapın diye gönderdim. Onlar sadece hukuk davalarını açtılar,
ancak konunun cezai yönü de vardı. Göndermediler, o sırada federasyon değişti,
Haluk Ulusoy yeniden geldi. Ben de, Ankara Cumhuriyet Savcılığına ilgili
dosyaları, gerekli işlemlerin yapılması talebiyle göndermiştim. Nitekim, bunun
üzerine de Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Federasyon Başkanı Sayın Ulusoy ve o
dönemde birlikte çalıştığı bazı arkadaşlarıyla ilgili bir kamu davası açtı. Bu
konuda Futbol Federasyonu Yasası’nın 31’inci maddesinin ikinci fıkrası şöyle
diyor: “Başbakanlık Teftiş Kurulunun görevde kalmasında sakınca olduğunu
bildirdiği Federasyon Başkanı ve yönetimi hakkında spordan sorumlu Bakan bir
karar verilmek üzere Futbol Federasyonu Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya
davet eder.” Bu, yasaların bana verdiği bir görev ve
sorumluluktur. Bu düzenleme 1992 yılında Futbol Federasyonu Yasası’na
konulmuştur. Daha sonra FIFA, ben görevdeyken, bu Futbol Federasyonu Yasası’nın
bazı hükümlerinin uluslararası kurallara uymadığı ve siyasi müdahale anlamı
taşıdığı için değiştirilmesini istedi. Ancak, bu 31’inci maddeye itirazları
yoktur. Değiştirilmesi istediği iki maddeyi de, biz, Parlamentoda zaten
değiştirdik. Şu anda yürürlükte bulanan yasal çerçevede bir görev ve
sorumluluğum var. Tabii, şu sırada son derece yoğunum, Genel Kurulda Vakıflar
Yasası, burada işte bütçeler, henüz daha bir değerlendirme imkânı bulamadım.
Tabii ki, yasalar bana spordan sorumlu bakan olarak hangi görev ve sorumluluğu
yüklemişse… MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sadece genel
kurulu toplama yetkisi mi, yoksa?.. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii… O konuda da bir açıklama yapayım: Benim Federasyon
Başkanını görevden alma, Federasyon Başkanını değiştirme gibi bir görev ve
yetkim yok, sadece olağanüstü genel kurulu toplantıya davet edebilirim. Genel
Kurul, yani, Futbol Federasyonu Genel Kurulu bir seçimli genel kurula
çevirebilir onu isterse, isterse mevcut Federasyon Başkanıyla devam edebilir,
ister başka bir yönetimi işbaşına getirebilir, o, tamamen Futbol Federasyonu
Genel Kurulunun yetkisindedir. Benim bu konuda spordan sorumlu Bakan olarak,
Federasyon Başkanı, yönetimi atamaya, yönlendirmeye hiçbir yetkim ve görevim
yok. ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Genel
Kurulun takdiri… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii ki, Genel Kurul takdir edecektir. Futbol
Federasyonu Genel Kurulu da, sanıyorum, bütün bu gelişmeleri herhalde gözden geçirecek
ve değerlendirecektir. Ben, demin de ifade ettiğim gibi, kamu
vicdanını rahat olmasını, özellikle Türkiye’de çok etkin olan futbol camiasının
Futbol Federasyonuyla ilgili, Türkiye’deki futbol alanıyla ilgili hiçbir endişe
taşımamasını arzu ediyorum. O bakımdan, bu konuda son derece titizim. Ben
burada bulunan tüm milletvekili arkadaşlarımın da en az bu konuda benim kadar
titiz olduğunun da bilinci içerisindeyim. Sayın Tütüncü’nün sorusu üzerine ilk
defa böyle bir açıklama yapma durumunda kaldım. Daha önce bu doğrultuda bu
kadar geniş bir açıklama yapmamıştım. BAŞKAN – Sayın Bakanım, son 3-4 dakika… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii ki. Spor Toto hasılatı… Daha doğrusu, demin
ihaleyle ilgili filan bir soru yöneltmiştiniz. Genel Müdürümüz gerekli
bilgileri aldı. Ben bu detaylarla fazla ilgilenmiyorum Bakan olarak, yani
ilgili arkadaşlarımız, işte paralar, banka, nerede yatar, bunları ben
bilmiyorum. Yani, şu anda Spor Toto’nun parası nerede yatar ben bilmem, ne kadar
parası var onu da bilmem, faiz alıyor mu almıyor mu onu da bilmiyorum. Şimdi,
bu konuda bilgiler varsa, Mehmet Bey özellikle bu ihaleyle ilgili bir bilgi
verirseniz… Sayın Başkanım, eğer izin verirseniz benim adına Genel Müdür bu
sorulara cevap verecek. BAŞKAN – Tabii, kısa olursa biraz… Özetle… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET
ALİ ŞAHİN (Devamla) – Tabii, ben özür dilerim, sizin kanalınızla bu talepte
bulunmam gerekirdi, affedersiniz. BAŞKAN – Buyurun. GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ MEHMET ATALAY
– Saygılar sunuyorum. Vaktinizi almamak için… 24/6/2002’de ilk ihale böyle yapıldı. İki
aşamalı yapılan bir ihaleydi, ama asıl ihale 2002 yılının 6’ncı ayında 24’ünde
yapıldı. Bu ihaleye beş firma katıldı. Fakat, bunların hiçbiri… Bu,
uluslararası bir olay. İnteltek Firması ve Jitef Firması dünyada bu işleri
yapan iki firmadan. Jitef Firması o güne kadar hem Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğünün Spor Toto oyununu oynatıyordu hem de hâlâ Millî Piyango’yu
oynatıyordu. İkisi birlikte Jitef Firmasının elindeydi. Jitef Firması -zararlı
gördüğü için- davet usulü bu ihaleyi yapabiliyor. Kamu kaynağı kullanmadığı
için, Kamu İhale Kurumu, Spor Toto’ya bu ihaleyi siz kendi yönetmeliğinize göre
yapabilirsiniz dediği hâlde, açık ihale yapıldı ve bu ihaleyi İnteltek Firması
kazandı. İnteltek Firması kazanınca 60 milyon dolarlık bir yatırım yaptı.
Tekrar edeyim, bu, 2002 yılında, bizden önceydi. 60 milyon dolara yakın bir
yatırım yaptı. Yaptığı bu yatırım üzerine de bundan sonraki… Bu, sistem
ihalesiydi. Ondan sonra oynatma ihalesi yapıldı. Oynatma ihalesi de bizim
dönemimizde 25/9/2003 tarihinde yapıldı. Ama, İnteltek Firması yatırım yaptığı
için, her haliyle 4,3, yüzde olarak 4,3 bir ihaleyi kazanan firmadan gelir elde
etmesi söz konusu. Diğer firmalar da bunu göze alamadılar. Çünkü, zarar ederiz…
İddaa oyunun bu kadar tutacağını da bilmiyorlardı ve Jitef de dahil diğer
firmalar, ihale alan 6 firma şartname aldıkları halde katılmamışlar ama. Çünkü,
bu kadar ödemeyi göze alamamışlar. Dolayısıyla, İnteltek firmasında kalmış. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Maliye Bakanının yazısı ne zaman? GENÇLİK
VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ MEHMET ATALAY – Sayın Maliye Bakanının yazısı bundan daha
sonra. Tarihini tam hatırlamıyorum. Ama, Maliye Bakanımızın şöyle bir talebi
vardı o zaman: Milli Piyangoyu özelleştireceğiz, bütün bu şans oyunlarını Milli
Piyango oynatsın, Spor Toto yapmasın. Halbuki, kanun bize bu görevi veriyor.
Yani, İnteltek ihaleye giremez anlamında değildi. Bu ihaleyi biz yapalım, Milli
Piyangoyu özelleştireceğiz, piyasası daha fazla olsun diye. Spor
Totonun, şu anda İddaa oyunu da dahil bütün oyunlarının yattığı banka, iki… Yaygın
ağı olması lazım, 4 bin tane abonesi
var, 4 bin tane makine var Türkiye’nini dört bir yanında. Yaygın ağı olduğu
için Ziraat Bankası ile Türkiye İş Bankasıyla çalışılabilirdi. Faiz olarak İş
Bankası daha yüksek rakam verdiği için İş Bankasıyla çalışılıyor. Bunların
oranlarını biz size yazılı olarak da detaylı bildireceğiz ve vaktinizi almamak
için. Teşekkür
ediyorum. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Loto ile İddaa oyunu arasında bir kâr paylaşımı…
Milli Piyango… GENÇLİK
VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ MEHMET ATALAY – Milli Piyango… Farklı kulvarlar bunlar.
Bizim elde ettiğimiz bu kâr ya da elde ettiğimiz gelir Milli Piyangodan
götürmüyor. Bu, tamamen illegal oynanıyordu ve yaklaşık, Türkiye’den… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ben onu sormuyorum. İki oyun arasındaki, yani,
karşılaştırıldığında, hangisi daha fazla? GENÇLİK
VE SPOR GENEL MÜDÜRÜ MEHMET ATALAY – Şu anda İddaa Milli Piyangodan fazla,
birinci sıraya yükseldi. Hatta, at yarışlarını bile geçti. MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Sayın Bakanım, bir Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma
varken, neden piyangoların millidir, onu da bir açıklar mısınız? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Bilmiyorum efendim.
MUSA
UZUNKAYA (Samsun) – Gayri millisi de mi var? BAŞKAN
– Buyurun Sayın Bakan, devam edin. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, gerçekten,
arkadaşlarımızın çok değerli soruları var, hepsine de cevap hazırladı
arkadaşlarımız. Ama, bana ayırdığınız yarım saat de doldu. Tabii, müsamahanızı
daha fazla istismar etmemem gerekir. Bu sorulara, sorduğunuz soruların tamamına
en kısa sürede, mutlaka, yazılı olarak cevapları ileteceğim. Beni bağışlayın. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan. Oylamalara
geçiyoruz. Değerli
arkadaşlar, Başbakanlık… DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkanım,
izin verirseniz, yazılı cevap vermeyi düşündüğüm, ama, arkadaşlarımızın
bilmesini istediğim bir bilgi var, onu aktarmak istiyorum. Dediler ki, ya, bu
59’uncu madde, istisnaî kadro, biliyorsunuz, hiç sınavsız falan
atayabiliyorsunuz. Sizin döneminizde Başbakanlığa ne kadar alındı, daha önce ne
kadar alınmış? Şimdi, o konuda bilgiler
geldi. Mesela, 1997 ile 2002 yılı arasındaki beş yıllık dönemde 1 550 kişi
Başbakanlıkta alınmış. Hatta, bilgi şu: 468’i Başbakanlıkta hiç çalışmadan,
atamasıyla birlikte başka kurum ve kuruluşlara gönderilmiş. Kısaca, doldur,
boşalt yapılmış. Ancak, 19.11.2002 yılından bugüne kadar Başbakanlık merkez
teşkilatında istisnaî memuriyete 68 kişi alınmış, hepsi de şu anda çalışıyor.
Mesela, ben, 2 tane istisnaî kadrom vardır, gelirken kimleri atamışsam onlar şu
anda görevdedir. Hiçbir zaman boşaltmadım. Yani, böyle talepler de geldi,
açıkça söylüyorum. Ya, şey yapalım falan… MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Bakan, toplam istisnaî kadro… Yani, kaç kişi? DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – İstisnai kadromuz
Başbakanlıkta ne kadar, ne kadar alabiliriz istersek? 220’ymiş efendim. Yani,
biz bu konuyu istismar etmedik. Özetle şunu söylemek istiyorum: Geçmişte bu
istismarlar yapıldı. Biz istismar etmedik. Ben bu konuda çok rahatım, son
derece rahatım. Başbakanlıkta da yaptırmadım. Geçmişte olmuştur. MUSTAFA
ÖZYÜREK (Mersin) – Şimdi de oluyor. DEVLET
BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Efendim, çok
teşekkür ederim. BAŞKAN
– Teşekkür ediyoruz Sayın Bakana. Kuruluş
bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Başbakanlık 2007 mali yılı bütçesinin bölümlerini
okutuyorum: (01 okundu) BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. (02 okundu) BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. (03 okundu) BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. (04 okundu) BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. (07 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (08 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Kesin hesabı okutuyorum: (Kesin hesap okundu) BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı bütçesi… (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği… (01 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Başkanlığı… (01 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (08 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. B Cetveli… (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (04 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (05 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
Başkanlığı… (Genel kamu hizmetleri okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (02 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (07 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (09 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel Toplam) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. B Cetveli… (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (04 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (05 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (06 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı… (01 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. B cetveli… (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (04 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (05 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü… (01 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (02 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (07 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (08 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. B cetvelini okutuyorum: (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (04 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (05 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Kesin hesabı okutuyorum: (Kesin hesap okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. B cetvelini okutuyorum: (B cetveli okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu… (01 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (Genel toplam okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü… (01 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (02 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (03 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (04 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. (07 okundu) BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. |