DÖNEM
: 22 CİLT : 27 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
4 üncü Birleşim
8 Ekim 2003 Çarşamba
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati : 16.55
BAŞKAN :
Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP
ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 4 üncü
Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı ile
Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları raporlarının müzakeresine
başlıyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
3. - Bilgi
Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları
Raporları (1/632) (S. Sayısı : 248) (Devam) (1)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporları, 248 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Bilgi Edinme Hakkı
Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; Grubum ve şahsım adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, demokratik bir
yapıyı benimsemiş her siyasî yapılanmanın temel amacı ve varlık sebebi, hesap
verme ve denetim sorumluluğuyla doğrudan bağlantılıdır. Saydam ve katılımcı bir
demokrasi anlayışının gelişmesi, siyasî yönetimlerin, işlemlerini
yurttaşlarının bilgi ve denetimine açmasıyla mümkündür. Bilgi edinme hakkı,
doğaldır ki, beraberinde idarî işlemlerin ve kamu harcamalarının denetimi
gereğini de getirmektedir.
Sayın milletvekilleri, bu yaklaşım içinde
değerlendirme yapıldığında, getirilen tasarıyı elbette olumlu karşılıyoruz;
ancak, bu değerlendirmenin dışında, bu tasarının ilgili mevzuatla bağlantısı
kurulduğu zaman, önemli eksiklik, yetersizlik ve tutarsızlıkların olduğunu
görüyoruz. Bunları, hemen, somut örnekleriyle açıklamak istiyorum.
Terörle Mücadele Yasasının 8 inci
maddesinin Altıncı Uyum Paketiyle Kaldırılması, 7 nci maddenin de Yedinci Uyum
Paketiyle kaldırılması ve değiştirilmesi, getirilen bu tasarıyı, yani Bilgi
Edinme Hakkı Kanunu Tasarısını tamamlayan özellikler içerdiği için, olumlu bir
düzenleme mahiyetinde olmuştur. Keza, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 316 ncı
maddesinde yapılan değişiklikle, cumhuriyet savcılığı tebliğnamesinin taraf
vekillerine tebliğ edilmesi zorunluluğunun getirilmiş olması da, bu anlamda
olumlu bir değişme olmuştur; ancak, RTÜK Yasasında, Küçükleri Muzır Neşriyattan
Koruma Yasasında ve Sermaye Piyasası Yasasında paralel düzenlemeler yapılmadığı
ve en önemlisi hak arama pratiği ve özgürlüğü alanında somut gelişmeler
sağlanmadığı takdirde, bu tasarıyla yapılmak istenen düzenlemelerin fazla önemi
ve etkinliği olmayacaktır.
Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi,
3984 sayılı Yasanın 5 inci maddesi RTÜK'le ilgili üst kurulun oluşum esaslarını
düzenlemiş olup, bu oluşum Anayasa Mahkemesine intikal etmiş durumdadır. 5 inci
maddedeki düzenlemeye göre, üst kurulun oluşumunda yasama organı doğrudan
yetkilidir. Yürütme işlevini gören bir kurulun, RTÜK'ün, yasama organı
tarafından belirlenmesi, parlamenter sistemin esası ve özüyle hiçbir şekilde
bağdaşmaz.
(1) 248 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
Kitle iletişim araçları arasında önemli
bir işlevi olan radyoların ve televizyonların faaliyetlerini denetleyecek ve
bağlı olarak haber verme ve doğru bilgilendirme misyonunu özerk olarak üstlenen
bir kurulun oluşumunda yasama organının siyasî değerlendirmelerle bu derece
etkin olması kabul edilebilir bir hal olamaz. Üstelik ve maalesef, 4756 sayılı
Yasanın geçici 1 inci maddesinin değiştirilmesi yolunda temmuz ayında alelacele
yapılan değişiklik, siyasî iktidarın bu noktada da samimî ve tutarlı olmadığını
ve özünde, bilgi edinme hakkını kontrol altına almak istediğini gösteren somut
bir gelişme niteliğinde olmuştur. Siyasî iktidarın bu yapılanmada ısrarlı
olacağı anlaşılmaktadır. Yasama yetkisinin devri anlamına gelen böyle bir
yapılanma, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesiyle hiçbir şekilde
bağdaşamaz.
Değerli arkadaşlarım, benzer bir
yapılanmayı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu uyarınca oluşturulan
kurulun yapılanmasında da görüyoruz. Bu kurul da yürütme organı tarafından
oluşturulmakta ve yargının bağımsızlığı açısından olumsuz bir etki
yaratmaktadır. Bir evvel verdiğim örnekte, yasama yetkisinin yürütme organına
devrini görüyoruz. Burada ise, bu yasal düzenlemede ise, yargı yetkisinin
yürütme organına devrini görüyoruz.
İşin pratiğinde, bu kurul, bilirkişi
yerine geçiyor ve kurulun vereceği rapora göre, sözü edilen yasaya veya Ceza
Kanununun 426, 427 ve 428 inci maddelerine aykırılık bulunup bulunmadığı tespit
ediliyor. Bu sebeple, bu yasa ve bu kurulun işlevi de mutlaka gözden
geçirilmeli ve kurulun oluşmasında, yargıya müdahale niteliği taşımayacak
kriterler yaratılmalıdır.
Sayın milletvekilleri, benzer bir
düzenleme, bilgi edinme hakkının özünü etkileyecek yanlışlıklar, 2499 sayılı
Sermaye Piyasası Kanununda da vardır. Bu yasanın 47 nci maddesinin ilgili
bendine göre, sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyecek yalan yanlış
bilgi veren, haber yayan -tekrar ifade ediyorum- haber yayan, yorum yapan ya da
açıklamakla yükümlü olduğu bilgileri açıklamayan gerçek kişiler ile
tüzelkişiliklerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler
cezalandırılmaktadır. Bu yasayla getirilen sınırlama özel bir sınırlama
niteliğinde olmasına rağmen, haber yaymak gibi fiillerin tanımı ve unsurları
belirtilmeden, objektif ve hukukî ölçütler getirilmeden cezalandırmaya yol açan
bir yöntem geliştirilmiştir.
Basın-yayın mevzuatı ile sermaye piyasası
mevzuatı hükümleri arasında bir tutarlılık ve bağlantı mutlaka sağlanmalıdır.
Aksi takdirde, tanımı yapılmamış ve karşılığı açıklanmamış olan fiiller
sebebiyle bilgi edinme hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Takdir olunur ki, bu
düzenleme, yönetim birimleri tarafından da kötüye kullanılabilecek bir haldir.
Görüldüğü gibi, ana hatlarıyla açıklamaya
çalıştığım bu hususların tamamı, özü itibariyle, sansürü çağrıştıran ve özünde
bilgi edinme hakkını zedeleyen hükümlerdir.
Bir diğer önemli eksiklik, bu tasarının
doğrudan bağlantılı olduğu İdarî Yargılama Usulü Yasasıyla bağlantısını kuran
herhangi bir düzenleme yapılmamıştır değerli arkadaşlarım. Oysa, bu tasarıyla
getirilmek istenilen düzenlemede, muhatap alınacak idarî birimlerin yargılama
usulünü düzenleyen İdarî Yargılama Usulü Yasası ile bu yasa arasındaki
bağlantının ve özelliklerin mutlaka tasarıda düzenlenmiş olması gerekirdi; bu
da, yine çok temel bir eksiklik mahiyetinde olmuştur.
Değerli arkadaşlarım, Bilgi Edinme Hakkı
Kanunuyla ilgili ihtilafların nihaî çözüm yeri, her halükârda, yargı mercileri
olacaktır. Yargının temel ve öncelikli sorunlarını çözümleyemediğimiz takdirde,
yapılacak çalışmaların pratik bir sonuç vermeyeceğini bir defa daha vurgulamak
istiyorum.
Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği
sürecinde hep bir ikilemi ve çelişkiyi yaşıyoruz. Bir taraftan Avrupa Birliği
normlarına uygun genel düzenlemeler yapıyoruz, en azından böyle bir gayretin
içerisindeyiz. Böyle bir gayretin içerisinde görünüyoruz demek istemiyorum, çok
haksız bir değerlendirme yapmak istemiyorum; ama, en azından böyle bir gayret
içerisindeyiz ve bunun devamında da hemen "önemli olan uygulamadır"
diyoruz. Elbette ve gerçekten, uygulama işin esasını ve özünü teşkil
etmektedir. Bu konudaki yanlış ve eksik uygulamaların sorumluluğunu da, siyasî
iktidar olarak kendimizde aramak yerine, hep başka kurumlarda arıyoruz. Bu
yanlışlığı da, en başta, maalesef, üzülerek ifade ediyorum, Sayın Adalet
Bakanımız yapıyor. Sayın Adalet Bakanı, hükümet adına yaptığı açıklamalarda,
idarî birimlerin bu noktadaki yanlışlarını ve yargının işleyişindeki
aksaklıkları ifade ediyor. Bu arada, diğer kurumların, idarî alt birimlerin ve
yargı mercilerinin eksik ve yanlış uygulamalarının bulunduğu da bir gerçek;
ancak, bu süreçte de siyasî iktidarın temel çelişkilerini mutlaka öne
çıkarmamız, gözardı etmememiz gerekiyor.
En başta -biraz evvel bir örneğini
yaşadık- sözlü soru önergelerinin cevaplandırılmasındaki -en hafif ifadesiyle
aktarıyorum- duyarsızlığı hemen ifade etmek istiyorum. Bunun hiçbir gerekçesi
olamaz. Soru önergelerinin ne zaman cevaplandırılacağı, gündemde çok açık bir
şekilde belirtilmiştir. Siz, denetim hakkına saygılıysanız, programınızı buna
göre yaparsınız; ama, bunu umursamayıp "nasıl olsa bunlar üç birleşim
içerisinde cevaplandırılmadığı zaman yazılı soru önergesine dönüşüyor"
deyip geçiştirmeye kalkarsanız, orada, kamunun denetim hakkına saygı
göstermediğiniz anlaşılır, ortaya çıkar. Bunu, bir defa daha, önemle ifade
etmek istiyorum.
Bir diğer önemli konu da şu: Bakıyoruz
değerli arkadaşlarım, siyasî iktidar, bir taraftan bilgi edinme hakkı gibi
olumlu bir düzenlemeyi getiriyor, diğer taraftan da, yukarıda açıkladığımız
eksiklik ve yanlışlıkların dışında, bazı yasama faaliyetleri ve
uygulamalarıyla, bilgi edinme hakkı ve denetim faaliyetini özünden ihlal
ediyor, daha da ötesi, ortadan kaldırıyor. Bunu da, somut örnekleriyle elbette
açıklayacağım.
Kamu İhale Yasası... Biliyorsunuz, bu
yasanın temel amacı, temel fonksiyonu, kamu harcamalarının denetimini sağlamak,
Hazine kaynaklarının nasıl harcandığını denetlemek. Kamu İhale Yasasında özenle
ve kararlılıkla siyasî iktidar tarafından değişiklik yapılarak, kamu
harcamalarının ve kamu kaynaklarının denetim alanının daraltılmaya
çalışıldığını görüyoruz; daha da ötesi, kamu ihalesiyle ilgili sözleşmelerde
noter tasdiki zorunluluğu kaldırılarak, yurttaşın, vatandaşın ve kamunun
bilgilenme ve denetim hakkına ciddî bir sınırlama getiriliyor; ekonominin âdeta
kayıt dışına çıkarılması teşvik ediliyor. Oysa, biliyoruz ki, noterlik
kurumları, bu anlamda hem hukukî ihtilafları azaltan ve hem de kamu adına kaynağında
tahsilat yapan bir işleve sahip olmakla Türkiye'de belki de şu anda işlerliğini
koruyan birkaç kurumdan birisi.
Devam ediyorum. Siyasî iktidar, söylem ve
uygulamalarıyla, maalesef, yine tutarsız ve inandırıcı olmayan tavrını
sürdürmeye devam ediyor, tıpkı ticarî sırla ilgili İçtüzük değişikliği
teklifimize duyarsız kaldığı gibi. Kamuoyunun, toplumun ve yasama organının en
önemli denetim ve bilgi edinme yöntemlerinden birisi olan Meclis araştırması komisyonlarının
önündeki bu en büyük engelin kaldırılması yolunda Cumhuriyet Halk Partisi
tarafından yapılan uyarı ve taleplere bugüne kadar hiçbir destek verilmemiştir.
Bu sebeple, siyasî iktidarı tutarlı olmaya, sorumluluğunu üstlenmeye ve
kamuoyunu doğru bilgilendirmeye bu vesileyle bir defa daha davet ediyoruz.
Sayın milletvekilleri, bir diğer örnek,
çok somut bir örnek, çok önemli olduğuna inandığım bir örnek: Özelleştirme
süreçleri, yine kamunun denetiminden ve kamuoyunun bilgilendirilmesi sürecinden
kaçırılarak ve ulusal çıkarlarımızı ihlal etmek pahasına birtakım hukuka aykırı
ilişkiler içinde gerçekleştirilmektedir. Öylesine cüretkâr uygulamalar
yapılabilmektedir ki, soru önergemize verilen cevaplarda 4 Mart 2003 tarihi
itibariyle ve Haziran-Temmuz 2003 tarihli söylemler itibariyle, ilgili tesisin
özelleştirme kapsamına alınmasının ve yabancı ortak arayışının söz konusu
olmadığı ifade edilmekteyken, daha sonra tarafımıza ulaşan bilgilerden, bu
çalışmaların; yani, o tesisle ilgili çalışmaların 25 Şubat 2003 tarihinde
başlatılmış olduğunu ve kapalı kapılar ardında, birtakım esrarengiz
ilişkilerle, belli bazı şirketlere bilgi odası kapsamındaki maliyet
bilgilerinin verilebildiğini görüyoruz.
Neden söz ediyorum biliyor musunuz değerli
arkadaşlarım; daha da somut ifade edeyim: Seydişehir Alüminyum Tesislerinin
özelleştirilmesinden söz ediyorum. Ben, bir milletvekili olarak, bırakın
milletvekili olmayı, sade bir vatandaş olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti
bakanının vermiş olduğu cevaba inanmak istiyorum, inanmam gerektiğine
inanıyorum; ancak, bir siyasî iktidar ki, resmî ve yasal ortamlarda dahi
gerçeğe aykırı beyanda bulunuyor ve cevap veriyor ise, bu iktidarın
uygulamalarından veya yasama faaliyetlerinden nasıl emin olabilirsiniz?!
Aslında, sorunun özü ve esası değerli
arkadaşlarım, siyasî iktidarın, Avrupa Birliği sürecine ve uygulamalarına bir
amaç olarak bakmamasından ve bu süreci hukuka aykırı sonuçlar ve gizlenmiş
amaçları için bir yöntem ve araç olarak kullanmak istemesinden
kaynaklanmaktadır. Kamu yönetimi anlayışı ve kültüründeki tutarsızlık ve
yetersizlikler ister istemez bu sonucu yaratmaktadır.
Bir siyasî iktidar ki, bir taraftan,
yolsuzlukları araştırma komisyonu kurup, kendince, kamuoyuna, yolsuzlukların
üzerine gidiyoruz izlenimi vermeye çalışmakta, diğer taraftan ise, hakkında son
derece ciddî ve belgeli suçlamalar bulunan Ankara ve İstanbul Büyükşehir
Belediyelerinin denetimden kaçmasına, denetim dışı tutulmasına özel bir gayret
gösteriyorsa, burada üzerinde durulması ve sorgulanması gereken çok şeyler var
demektir. Orada, siz, hangi bilgi edinme hakkından söz edebilirsiniz?!
Herhalde, bunun devamında da, dokunulmazlıkların ardına sığınıp, kamuoyuna ve
topluma hesap vermekten kaçınan bir anlayışı sorgulamamız gerekiyor.
Bitmedi değerli arkadaşlarım. Konumuz
bilgi edinme hakkı. Bilgi edinme hakkından söz ediyoruz. Çok somut örnekler
veriyorum değerli arkadaşlarım. Bunlara, demagoji yapmadan, kalkıp somut bir
şekilde cevap verirsiniz. Tepki vermek yerine, somut bir şekilde bu
anlattıklarıma cevap verirsiniz.
Bakıyoruz, bir tarafta neyi görüyoruz;
Sayın Başbakanın, kendisine bağlı olarak, hiçbir hukuk devleti yapılanmasında
örneği görülmeyecek bir şekilde, idarî ve adlî denetim mekanizmalarımızın
dışında, özel tim kurma arayışına girdiğini görüyoruz. Yani, yürütme gücü ve
fonksiyonu yetmiyor, yargıyı da kendi bünyenizde toplamak istiyorsunuz, ondan
sonra da topluma bilgi vermekten söz ediyorsunuz.
Bir İçişleri Bakanı ki, kendi Bakanlığının
yıllar içinde oluşturduğu, uzun yıllar içinde oluşturduğu, teknik ve objektif
ölçülere göre oluşturduğu kıdem ve liyakat listesini bir tarafa bırakıp, kendi
sübjektif, kişisel ölçülerine göre terfi listesi düzenliyorsa, bırakın orada
bilgi edinme hakkını, orada, artık, kazanılmış temel özlük hakların korunup
korunmayacağının endişesini yaşamaya başlıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, başka bir örnek daha
vermek istiyorum. Çok uzağa gitmiyorum, dünden söz ediyorum. Dün yapılan kapalı
oturumdan söz ediyorum. Bağlantılı olarak 23 Haziran tarihinde Bakanlar Kurulunun
"insanî yardım" adı altında Irak'a yönelik olarak yapmaya başladığı
uygulamaları hatırlamanızı istiyorum ve en nihayet 8 500 000 000 dolarlık kredi
olayı ve Irak'a asker gönderilmesi tezkeresi değerli arkadaşlarım.
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Hukuken
suçtur; onu açıklayamazsınız.
ATİLLA KART (Devamla) - Değerli arkadaşım,
bir hukukçu olarak, neyi açıklayacağımı, neyi açıklamayacağımı çok iyi
biliyorum; ondan emin olabilirsiniz. O konuda, hangi noktada açıklamalar
yapacağımı, hangi noktada duracağımı ben çok iyi biliyorum; siz müsterih olun,
rahatsız olmayın.
Ülkemizin ve bölgenin geleceğini
ilgilendiren ve etkileyen böylesine sosyal, ekonomik ve tarihî boyutları olan
gelişmelerden, bırakın kamuoyunu ve sade vatandaşı, yasama organını dahi
bilgilendirmiyorsak ve yapılan uyarılara rağmen bunun gereğini yapmıyorsak,
orada sorgulanacak çok şey var demektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kart, konuşmanızı
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) - Sayın Başkanım,
kişisel olarak da konuşma hakkım var; o sebeple, izninizle, konuşmama devam
edeceğim.
BAŞKAN - Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) - Asker tezkeresinin
temel unsurlarını yasama organına dahi açıklamıyorsak, orada, elbette, durup
düşünmemiz, sorgulamamız gereken çok şey var demektir. Bu anlaşmaların ve
gelişmelerin dayanağını teşkil eden siyasî mutabakatların, bütün unsurlarıyla,
en başta Türkiye Büyük Millet Meclisine ve devamında da kamuoyuna açıklanması
gerekir. Bu tezkerenin bütün unsurlarının bir an evvel açıklanması, bilgi
edinme hakkının ve kamuoyunun bilgilendirilmesi sorumluluğunun temel gereğidir.
Esasen, bütün bu bilgilerin verilebilmesi
ve kamuoyunu bilgilendirme görevinin yerine getirilebilmesi için, bu tasarının
yasalaşmasına da gerek yok. Mevcut mevzuata ve denetim mekanizmalarımıza göre,
bu bilgilerin hemen verilmesi gerekir. Böylesine önemli ve hayatî konularda
Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmeyen, bilgilendirmekten ısrarla
kaçınan bir siyasî iktidarın, demokratikleşme ve hukuk devleti konularında
samimî ve tutarlı olduğunu hiç kimse ileri süremez.
Bütün bu açıklamalarımız, bütün bu
anlattıklarımız, arka bahçe saplantısıyla ve psikolojisiyle dile getirdiğimiz
hususlar değildir değerli arkadaşlarım, somut uygulama ve gerçeklerden söz
ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kart, önce gruplara söz
vermemiz gerekiyor; sizin şahsî söz talebiniz de üçüncü sırada. Eğer, sizden
önceki iki arkadaşımızdan birisi...
ATİLLA KART (Devamla) - Efendim, ben, onu,
izninizle konuşmamla birlikte bitirmek istiyorum; yani, buna, arkadaşlarımızın
itirazının olacağını zannetmiyorum.
BAŞKAN - Sayın Kart, Tüzük gereği önce
gruplara söz vermemiz gerekiyor; söz sıranız gelince, tekrar vereceğim.
ATİLLA KART (Devamla) - Peki efendim,
toparlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, görüntüyle ve şeklî
anlamda yasal düzenlemeler yapmakla, Avrupa Birliğine girmek veya belirli
evrensel normları yakalamak mümkün olmuyor. Bunu, izninizle, kişisel konuşmamda
biraz daha açmak istiyorum. Kişisel konuşmamın devamında, diğer mesajlarımı ve
sonuç olarak söyleyeceklerimi aktaracağım. Bu aşamada, Genel Kurulu, Grubum ve
şahsım adına bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kart.
AK Parti Grubu adına söz talebinde bulunan
İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYNEP KARAHAN USLU
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüz dünyasında,
alternatifleri arasında insan hak ve özgürlüklerini en çok güvence altına alan
ve vatandaşların kamunun aldığı kararlara ve uygulamalara aktif katılımını en
çok sağlayan yönetim biçimi demokrasidir. Bu nedenlerden dolayı demokrasi, en
çok arzulanan yönetim modeli haline gelmiştir. Özellikle küreselleşme sürecinin
etkisiyle bu olgu, son dönemlerde hızla yaygınlaşmış ve evrensel bir boyut
kazanmıştır. Toplumlararası etkileşim arttıkça, bireyler, iktisadî refah
düzeylerinin artması kadar, insan hak ve özgürlüklerini ilgilendiren konularda
da, daha talepkâr bir tutum benimsemişlerdir. Kısaca ifade etmek gerekirse,
bugün içinde yaşadığımız dünyada, demokrasi, evrensel bir değer konumuna
ulaşmıştır.
Demokratikleşmeye paralel ve aynı zamanda
demokrasinin doğal sonucu olarak gelişen ve yine evrensel bir değer haline
gelen bir diğer ilke de yönetimin açıklığı ve şeffaflığıdır.
Toplumlar sadece katılımcılık için değil,
aynı zamanda, yönetimleri denetleyebilmek ve idarenin toplumla arasına koyduğu
kalın perdenin arkasında gerçekleştirilmesi muhtemel yolsuzlukların önüne
geçebilmek için de yönetimlerin şeffaf olmasını istemektedir.
Hızla dünyaya açılan ve Avrupa Birliği
üyesi olma hedefine kilitlenen Türkiye toplumu da bu yönelişlerden nasibini
almıştır. Bugün demokratikleşme ve şeffaf yönetim isteğinin en güçlü biçimde
dile getirildiği ülkelerden biri Türkiye'dir.
Sevinerek belirtelim ki, bu talepler
doğrultusunda ülkemizde son dönemlerde önemli adımlar atılmıştır. Özellikle
halihazırda görev yapmakta olan Yüce Meclis bu konuda tarihî işler başarmıştır.
Birkaç yıl önce bile birçok insanın hayal dahi edemeyeceği konularda, bu
Meclis, reform mahiyetli değişiklikleri yasalaştırmış ve ülkemizi tarihinin en
olgun demokrasi düzeyine eriştirmiştir; fakat, üzülerek belirtelim ki,
yönetimin şeffaf olmaması nedeniyle, en ağır yolsuzluk faturalarının ödendiği
ülkelerden biri de Türkiye'dir. Bu durum, toplumu ve siyaseti harekete geçirmiş
ve ülkemizde buna karşı bir mücadele başlatılmıştır. Bugüne kadar atılan adımlarla
ülkemizde önemli işler hayata geçirilmiş olmasına rağmen, açık ve gelişmiş bir
demokrasi haline gelebilmek, hepimizin bildiği gibi, çok boyutlu yasal
düzenleme ve uygulamaları gerektiren bir süreçtir. Bu sürecin en önemli
unsurlarından biriyse, kamu ile vatandaş arasında inşa edilmiş ve içerinin
görünmesini engelleyen duvarların kaldırılmasıdır. Ülkemiz, uzun yıllardır bu
duvarların arkasından yönetilmiştir. Halkın sesi, çoğu zaman, duvarların
arkasında, ötede boşlukta bir yerlerde yankılanmıştır ve duvarların arkasında
halk adına ne yapıldığı, gerçekte ne olup bittiği bir muamma olarak kalmıştır.
Toplumsal denetim kanalları özgürce kullanılamamış, kutsal ve sorgulanamaz
devlet anlayışının en nadide örnekleri bu coğrafyada sergilenegelmiş ve bu
anlayış, âdeta, dogmalaştırılarak korunmuştur. Toplum, devletin yapıp
ettikleriyle ilgili olarak bilgi sahibi olmasının engellenmesinin faturasını,
insan hakları ihlalleri, kamu yönetiminin verimsizliği, görevin kötüye
kullanılması, ihmali ya da büyük yolsuzluklar olarak ödemek zorunda kalmıştır.
Ancak, artık, hiçbir şey eskisi gibi
değildir. Devlet, toplumuyla buluşmak ve açık olmak zorundadır; çünkü, tüm kamu
kurum ve kuruluşları, toplum için, onun talep ve beklentilerini karşılamak için
vardır. Bu hedefe ulaşmanın birinci adımı ise, açıklık ilkesinin her alanda
uygulanmasıdır. İdarenin yapıp etmelerini, kurum, kuruluş ya da kişilerin,
kısaca sivil inisiyatifin bilgi edinebildiği ve dolayısıyla da denetleyebildiği
bir yapıya ulaşmasını sağlayacak tüm düzenlemeler demokratikleşme yolunda
önemli adımlar sağlayacaktır.
AK Partinin siyasî ilkelerini kamuyla
paylaştığı temel metin olan parti programımızda yer verdiğimiz ve hükümet
programında da gerçekleştirileceğini teminat altına aldığımız ve bugün Yüce
Meclisin önüne getirilen söz konusu kanunla, vatandaşlarımızın kamuya ait karar
mekanizmalarına katılım hakkını teslim etmek amaçlanmaktadır.
Demokratik rejim, yöneten ve yönetilenler
arasında iki yönlü bir etkileşimin gereğine işaret eder. Bu yönüyle, siyasal sisteme
katılım hakkı sadece oy vermeyle sınırlanmamalı, toplum, kendisiyle ilgili
kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesinde de etkin olabilme hakkıyla
donatılmalıdır.
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, bu açıdan,
toplumsal denetim mekanizmalarının oluşturulmasında önemli açılımlara olanak
sağlayacaktır. Bir başka söyleyişle, bu kanun, demokratik dönüşüm projesinin
önemli ayaklarından birini oluşturmaktadır. Demokrasinin retorikten gerçekliğe
dönüşmesinde, devlette bürokrasinin mutlak hâkimiyetinin toplumla
paylaşılmasının sağlanmasında, bu kanunun getireceği düzenlemeler bir teminat
işlevi üstlenmektedir.
Türk hukuk sistemi açısından, Genel
Kurulun takdirine sunulan bu kanunla alakalı açık bir anayasal sınırlama
olmadığının da altı bir kez daha çizilmelidir. Konuyla ilgili olarak, sadece
Anayasanın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında düşünceyi açıklama ve yayma
hürriyetinin hangi ölçülere göre sınırlandırılabileceği açıklanmakta ve
"bu hürriyetlerin kullanılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş
bilgilerin açıklanmaması amaçlarıyla sınırlandırılabilir" ifadesine yer
verilmektedir. Yine, 28 inci maddede, devlete ait gizli bilgilere ilişkin
bulunan her türlü haber veya yazıyı yazanların, bastıranların veya aynı amaçla
basanların, başkasına verenlerin, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca
sorumlu olacakları belirtilmiştir. Daha açık bir söyleyişle, Anayasamız, bilgi
edinme hak ve hürriyetini güvence altına almadığı gibi, yasaklamamıştır da. Bu
nedenle, buradaki boşluğun giderilmesi gereklidir.
En temel insan haklarından biri olan bu
hakkı tanıyan ve kullanımına ilişkin hükümleri içeren bir yasaya, gerek
toplumun demokratikleşme talepleri gerekse Avrupa Birliğine adaylık sürecinde
olmamız açısından özellikle ihtiyaç duyulmaktadır.
Devlet yönetiminin "kamu ile toplum
arasında karşılıklı etkileşim ve karar almada paydaş olmak" şeklinde
tanımlayabileceğimiz, yönetişime dayalı olması, katılımcı demokrasinin
yaratılabilmesi için gerekli unsurların başında yer almaktadır. Bu üslubu hâkim
kılmanın temel koşulu da, yurttaşlarına bilgi ve hesap veren bir yönetim
anlayışını getirmektir. Bunu bir hak olarak belirlemek ise, sadece bireyi
değil, devleti de korumak anlamına gelecektir. Keyfî ve sorumsuz uygulamaların
önüne bir set çekilebilecektir. Kısaca, bu kanunun yürürlüğe girmesiyle
birlikte, devlet bürokrasiye karşı, vatandaş da devlete karşı korunacaktır.
Gücün yanlış kullanımı olarak ifade edebileceğimiz insan faktöründen kaynaklanan
sorunlar azaltılacaktır. Bu kanun, bireysel hak ve özgürlüklerin yeni ve güçlü
bir teminatı olacaktır. Hakikî ve doğru bilgilere dayanılarak sağlanacak
toplumsal denetim, kamu bürokrasisinin objektif davranma reflekslerini güçlendirecektir.
İdarenin kararlarının, toplumsal denetime açık olması, bir dalgakıran gibi,
caydırıcılık işlevi üstlenecektir; sistemin tahrip edilmesinin karşısına
dikilecek, yeni bir enstrümana sahip olma imkânına, Türkiye, bu kanunla
birlikte kavuşacaktır.
Bilgi Edinme Hakkı Kanununun,
vatandaşlarca, sadece gerçekleşen işlemlerle ilgili olarak değil, gerçekleştirilmekte
olan işlemlerle ilgili olarak da kullanılabilecek olması, karar alma sürecinde
elde edilecek bilgiyle sivil inisiyatifin, sürece düzeltici müdahalede
bulunmasını da beraberinde getirecektir. Böylelikle, hatalı ya da eksik
uygulamaların önüne geçilecek, bir yandan kamuda verimlilik artışına katkı
sağlanırken, öte yandan yargının işlem sonrası duruma el koyması azaltılarak,
yargı üzerindeki yük de hafifletilecektir.
Tasarıda, hakkın niteliği, idarenin
yükümlülüğü, başvuru yöntemi, istenilen bilgi veya verinin niteliği gibi hak
kullanımının nasıl gerçekleştirileceğinin, son derece açık bir biçimde
tanımlanmış olması da, uygulamanın kolaylığını sağlamak bakımından olumludur.
Ayrıca, tasarıda, kamu kurumlarına
yapılacak başvuruların cevaplandırılma süresi onbeş, gerekli durumlarda otuz
günle sınırlandırılarak, hem taleplerin sürüncemede bırakılmasının önüne
geçilmiş hem de Avrupa Birliğinin ilgili mevzuatına uyum sağlanmıştır.
Diğer taraftan, tasarıyla birlikte, bilgi
edinme hakkı salt Türk vatandaşlarına tanınmamış, karşılıklılık ilkesi
gözetilerek, ülke sınırları içinde yaşayan yabancı kişi ve tüzelkişilere de
faaliyet alanlarıyla ilgili olarak aynı hak tanınmıştır. Böylece, tasarının,
dışpolitikada izlenen dünya toplumlarıyla entegrasyon sürecine hız verici
yaklaşımları destekler mahiyette bir biçimle çerçevelenmesi de, son derece
gelişmiş bir adalet ve demokrasi anlayışının karinesi olarak karşımıza çıkmakta
ve bu bakımdan da gurur verici bir tasarı olarak telakki edilmesinde bir
sakınca görülmemektedir.
Genel Kurulda sizlerin onayına sunulan bu
tasarıyla sistem açısından getirilen temel yenilik, vatandaşlarımızın herhangi
bir konuda bilgi almak için başvuru haklarına dayanarak değil, bilgi edinme
haklarına dayanarak talepte bulunabilmeleridir. Artık, tanımlanmış, çerçevesi
belirlenmiş, denetim mekanizmaları oluşturulmuş bir hak kullanımı söz konusu
olacaktır.
Burada, elbette, hakkın verilmesi kadar,
sırlar istisnasının sınırlarının belirlenmesi de çok önemlidir. Dünyadaki
birçok ülkede bu hak çeşitli zeminlerde sınırlandırılmıştır. Üyesi olmayı
hedeflediğimiz Avrupa Birliğinin de, bilgi edinme hakkına ilişkin olarak 30
Mayıs 2001 tarihli çıkardığı bir tüzükte "Kamu Yararı" başlığı
altında çeşitli sınırlandırmalara yer verilmiştir; millî güvenlik, savunma ve
askerî konularda, ayrıca, Birliğin ya da üye ülkelerin finansal, ekonomik ve
parasal politikalarıyla ilgili konularda sınırlandırmalara yer verilmiştir.
Yine, bireylerin özel yaşamını ve onurlarını zedeleyebilecek açıklamalar da bu
sınırlandırmaların içerisinde yer almıştır. Adlî ve idarî soruşturmalara
ilişkin sınırlandırmalara cevaz verildiği de ayrıca eklenmelidir. Ancak, bu
sınır çizilirken gözönüne alınması gereken temel şart, devletin çıkarları ile
vatandaşın haklarının birlikte ele alınmasıdır ki, kanun özelinde bu anlayışın
hâkim olduğunu açıkça ifade edebiliriz.
Kanun tasarısının 4 üncü bölümü
sınırlandırmalara ayrılmış, kişi ve kurumların hakları ile ülke çıkarlarının
zedelenmemesinin üzerinde hassasiyetle durulmuştur; ancak, devlet sırrı olarak
kastedilen alanın genişletilmesi veya istenilen her bilginin devlet sırrı
kapsamına sokulmasına da olanak tanınmamıştır. Tasarı, bu konuda oluşabilecek
suiistimallerin önüne geçebilmek amacıyla, bağımsız bir "Bilgi Edinme
Değerlendirme Kurulu" oluşturmuştur. Bu kurul, itiraz halinde karar
verecek ve böylece, bu konudaki kaygıların giderilmesine katkıda bulunacaktır.
Şöyle ki, kanun tasarısının 16 ncı ve 17 nci maddelerinde belirtilen devlet
sırrı olarak telakki edilen konularda ve devletin ekonomik menfaatları
açısından problem teşkil ettiği öne sürülen başvuru konularının reddinde, adlî
yargı yolu kapatılmaksızın, başvuru, kurul tarafından değerlendirilecek ve
konunun uzmanları tarafından talebin yerinde olup olmadığına karar verilecektir.
Şayet, kurul tarafından talebin yerindeliği kararı verilirse, başvuru sahibi
talep ettiği bilgiyi elde edebilecektir.
Diğer taraftan, tasarıyla, Bilgi Edinme
Değerlendirme Kurulu, tüm kamu kurumlarından ilgili hakkın kullanımına ne
ölçüde olumlu ya da olumsuz cevap verildiği, taleplerin mahiyetiyle ilgili
verileri toplama ve bu verilerin kendi raporuyla birlikte, her yıl, halk
iradesinin tecelli ettiği en yüce makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisine
aktarımının sağlanması göreviyle de donatılmıştır. Bu uygulamayla, âdeta, hak
kullanımının teminatı olarak Yüce Meclis gösterilmiş ve uygulamanın sağlıklı
işlemesi için bir denetim mekanizması daha oluşturulmuştur.
Değerli milletvekilleri, güçler ayrılığı
esasına dayanan yönetim anlayışımızla ilgili, önemli gördüğüm bir hususu da
sizlere hatırlatmak istiyorum. Hepimizin bildiği gibi, devlet erki, yasama,
yürütme ve yargı olmak üzere üçe ayrılmıştır. Bu erklerden Yüce Meclisimizin
ifa ettiği yasama faaliyetleri, bazı istisnaî durumda gerçekleşen kapalı
oturumlar hariç olmak üzere, tamamen toplumun gözü önünde
gerçekleştirilmektedir. Yasama organının toplantıları basın tarafından takip
edilmekte ve hatta, televizyondan canlı yayınlanmak suretiyle kamuya
açılmaktadır. Almış olduğumuz kararlar da, yasaların öngördüğü biçimde, topluma
ilan edilmektedir.
Diğer taraftan, çok sınırlı istisnalar
dışında, yargı organları da tüm faaliyetlerini açık olarak yapmaktadır;
toplumdan kendisini, perdelerin arkasına saklamamaktadır. Yargılama süreci de,
şahitler ve basın huzurunda gerçekleştirilmektedir. Dosya üzerinden karara
bağlanan davalarda dahi, alınan kararlar, bildiğiniz gibi, ilan edilmek
suretiyle kamusallaştırılmaktadır.
Ülkemizde sadece yürütme organı kapalı
kapılar ardında faaliyet gösteregelmiştir. Bu durum, güçler ayrılığı
prensibinin sağlıklı uygulanması açısından büyük mahzurları beraberinde
getirmektedir. Tamamen, yürütme organının yasama ve yargıdan farklı olarak
kapalı olması, bu iki güce karşı, yani, yasama ve yargıya karşı bazı
üstünlükleri elde etmesine yol açmaktadır. Bu kanun sayesinde mevcut durum
değişecek, idare, artık, herkese kapılarını açacaktır ve böylelikle, güçler
ayrılığı rejiminin daha sağlıklı işlediği bir ülkede yaşama imkânıyla hepimiz
donanmış olacağız.
Yapılan düzenlemeyi, sayılan nedenlerden
ötürü olumluyor; iktidarımızın aydınlık ve özgürlükleri destekleyen yüzünü bir
kez daha sergilediği ve Türkiye'ye demokratikleşme sürecinde önemli bir katkı
sağladığı için desteklerimi belirtiyor; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uslu.
Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz
isteyen, Malatya Milletvekili Sayın Münir Erkal; buyurun.
Konuşma süreniz 10 dakikadır. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilgi
Edinme Hakkı Kanunu, Türkiye'de bir otokontrol sisteminin kurulmasında, yani,
sistemin kendi kendini kontrol etmesinde atılacak en büyük adımdır.
Yolsuzluğun, çürümenin, kirlenmenin
olmadığı toplumlarda bunun olmamasının en büyük sebebi, devletin şeffaflığıdır.
Bu şeffaflık lafla sağlanmaz. Bu şeffaflık, sivil topluma, devleti denetleyecek
yolları ve imkânları açmakla olur. O zaman ulaşılabilir devlet, şikâyet
edilebilir Meclis, iktidarı ve muhalefetiyle mümkün olacaktır.
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, işte bu yolları
açacak, dolayısıyla, sivil topluma çok önemli bir güç, bu güçle beraber
mesuliyet ve yeni bir rol yükleyecektir.
Hükümetimiz, iddialarını sloganla
sürdürmek yerine, bunları rasyonel bir zeminde kanunlaştırarak, uygulamalarını
yaparak ve bunları hayata geçirerek, slogan üreten değil, çözüm üreten bir
yapıyı Türkiye'nin önüne koymuştur.
Sivil toplumun üçüncü sektör olarak
güçlenmesini isteyenler, sivil toplumun, hatta dünyada yeni ortaya atılan bir
kavramla gönüllü sektörün etkin olmasını isteyenler, slogan siyaseti yerine,
onların taleplerini, onların denetleme imkânlarını, kontrol imkânlarını merkezî
yönetime aktaracak kanalları açık tutmalıdır, onlara bu imkânları sağlamalıdır.
O zaman, ısrarla bizim ortaya koyduğumuz, hükümetimiz programında bulunan
yönetişim kavramı hayata geçecektir. Yani, bu ülkede, şu veya bu şekilde rol
alan tüm aktörler, tüm vatandaşların yönetime katılmasını sağlamak, herkesin
düşünce ve görüşlerinin oluşacak yönetim projesinde bulunmasına imkân sağlamak,
çok büyük bir katılım projesinin hayata geçmesinin gerçekleşmesidir. Böylece,
bu katılımın oluşturduğu potansiyel, sivil sektöre daha büyük bir güç ve moral
verecek, gönüllü sektör hayat bulacaktır. Bu ortam, toplumda her türlü kirlenme
ve yozlaşmanın siyasette, devlette, hükümette önüne geçilmesinde çok önemli bir
katkıyı sağlayacaktır. Bu, siyasetin meşruluğu için de çok önemli şartlardan
birisidir ve böylece, milletin önüne hayatî önemi haiz bir hareket alanı
konulacaktır. O zaman, egemenlik, kayıtlı şartlı milletin değil, burada
yazıldığı gibi, kayıtsız şartsız milletin olacaktır. Bu alan, millet ile devlet
arasında, geçen dönemde yok olan, ortadan kalkan, yıkılan güven köprüsünün
yeniden inşaına imkân sağlayacaktır. Millet ile devlet arasında her alanda,
sosyal, ekonomik, temel hak ve hürriyetlerde sıkıntıların oluşmasında en büyük
etken, güven bunalımıdır. Bu bir yıkılmayagörsün, tüm dengeler altüst olur,
arkasından bütün menfîlikler, olumsuzluklar bir çığ gibi gelir. İşte,
hükümetimiz, bu menfîliği ortadan kaldıran, milletin önünü açan bir uygulamayı,
millete duyduğu güvenle milletin önüne getirmiştir.
Bu kanun, sadece bilgi edinmenin ötesinde,
şeffaf devlet, saydam devlet kavramını ülkenin önüne koyacak, güven köprüsü
yeniden inşa edilecek ve sivil toplumun, gönüllü sektörün güçlenmesine
inanılmaz büyük katkı sağlayacak ve Türkiye'de arzuladığımız, özlediğimiz
otokontrol sisteminin hayata geçmesine zemin hazırlayacaktır. Böylece, millet
ile devlet arasında karşılıklı bir etkileşim, yoğun, hızlı, aktif bir etkileşim
ortaya çıkacak, o zaman da herkes kendine çekidüzen verecek, birileri artık
statükonun tabularını korumak için gayret göstermeyecektir. Bu idarei
maslahatçı yapı, bu statükocu yapı, artık, ya kendini düzeltecek ya da millet
ile devlet arasında kurulacak bu etkileşimin ortaya koyduğu büyük güçle, büyük
potansiyelle bu tabular yıkılıp gidecektir.
Küreselleşen dünyada söz sahibi olmak
istiyorsak, oluşturduğumuz güvenle milletin gücünü yanımıza alıp, hedefe
beraberce yürümemiz gerekir. O zaman, tarihimizin ve medeniyetimizin
büyüklüğüne uygun bir konumu, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hayata
geçirmiş oluruz. İnsanımıza güven üzerine siyaset yapmaya devam edeceğiz. Bu
kanun, bunun en büyük delilidir. Açık toplumun, şeffaf toplumun, saydam
devletin aydınlık ve ışığı böylece tüm toplumu saracak ve toplum, onurlu, kimlikli,
itibarlı bir çizgiyi yeniden yakalayacaktır. Bu, aynı zamanda, geçmiş dönemde
itibarı kan kaybına uğrayan Türkiye Büyük Millet Meclisinin de itibarını
yükseltecektir, milletin de itibarını yükseltecektir. Bu ortam, ortak akıl,
kolektif şuur dediğimiz vasatı hayata geçirecek, milletle gerçek kaynaşma
sağlanacak, bu da ülke geleceğinin en büyük teminatı olacaktır. Böylece,
keyfîlik, tek adamlık, baskıcı uygulamalar, hukuka değil kuvvete itibar,
suiistimaller ortadan kalkacaktır.
Bu millet tarafından Türkiye Büyük Millet
Meclisine temsilî vekâlet verildikten sonra, katılım ve denetimin olmadığı bir
yerde, aktif katılım ve denetimin sağlanmadığı bir ortamda sağlıklı tercihler
oluşmaz. O zaman, toplum mühendisleri işbaşında olur. Vatandaş, iktidar ve
muhalefeti doğru ve sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutamaz. Eğer, biz, kul
hakkı yemeden ve hesap vermek şuuruyla meselelere yaklaştığımız zaman, sivil
topluma denetim gücü ve katılım gücü verdiğimiz zaman, yeni bir heyecan, yeni
bir yapı ülkenin önüne gelecektir. O zaman, millet de kendini mesul kabul
edecek, hesap verme ve hesap sormanın da bir anlamı olacaktır.
Bu kanunun, 21 inci Yüzyılın başlangıcında
ülkenin yeniden yapılanmasına, millet ve Parlamento itibarının en yüksek düzeye
gelmesine vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erkal.
Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz
isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen.
ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın
Onur Öymen'in sözcülüğü 4 üncü madde üzerinde.
ATİLLA KART (Konya) - Kişisel olarak ben
konuşacağım efendim.
BAŞKAN - Tasarının tümü üzerinde söz
isteyen, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; tasarının tümü üzerinde Grubum adına yaptığım konuşmayla
bağlantılı olarak, yine bu görüşleri
teyit etmek kapsamında kişisel olarak söz almış bulunmaktayım. Şahsım adına
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bilgi edinme hakkı
ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi sorumluluğu kapsamında siyasî iktidarın
yanlışlarını, tutarsızlıklarını, ısrarla ve kararlılıkla sergilemeye devam
edeceğiz.
Konuşmamın başlangıcında da ifade ettiğim
gibi, somut uygulamalardan söz ediyoruz. Nedir bu somut uygulamalar? Çok uzağa
gitmeye gerek yok; dün ve dünle bağlantılı olarak gelişen birtakım
uygulamalardan söz ediyoruz ki, kapalı oturumdan söz ediyoruz. Kapalı oturumun
yasada düzenlenen şekilde şartları var mıydı yok muydu? Vicdanınızda muhasebe
ettiğiniz zaman, bu unsurların bulunmadığını, olmadığını göreceksiniz; ama, o
kapalı oturumun gerekçesi olan, kapalı oturum istemeye gerekçe teşkil eden
olayları kamuoyu huzurunda medenî bir şekilde tartışma cesaretimiz olmadığı
zaman, bunları kamuoyundan gizlemeye çalışıyoruz. Bunları ifade etmeye
çalışıyorum.
Bağlantılı olarak, 23 Haziranda,
"insanî yardım" adı altında Amerika'yla yapılan bir bağlantıdan söz
ediyoruz. Yine, bağlantılı olarak, Irak'a asker gönderilmesi konusundan söz
ediyoruz. Bakıyoruz, ülkemizin, bölgenin geleceğini böylesine yıllar boyunca
etkileyecek bu olayları kamuoyu önünde tartışmadığımız gibi, temel denetim
organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde de bunları tartışmıyoruz.
Irak'a asker gönderilmesinin temel unsurlarından, bu aşamada Türkiye Büyük
Millet Meclisinin haberi yok, bilgisi yok. Ondan sonra da ne yapıyoruz;
"izin" adı altında yetki devri yapıyoruz, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin yetkisini siyasî iktidara devrediyoruz. Nasıl devrediyoruz; o
yetkiye konu olan temel unsurları belirtmeden, soyut birtakım ifadelerle
hükümete açık çek veriyoruz değerli arkadaşlarım. Demokrasilerde, siyasî
iktidara kamu yönetiminde açık çek verilmesi anlamında herhangi bir düzenleme
olamaz, böyle bir düzenleme yok demokrasilerde.
Tekrar ifade ediyorum: Bu anlaşmaların ve
gelişmelerin dayanağını teşkil eden siyasî mutabakatların, bütün unsurlarıyla,
en başta Türkiye Büyük Millet Meclisine ve devamında da kamuoyuna açıklanması
gerekir. Bu tezkerenin bütün unsurlarının ve bu anlaşmaların bütün unsurlarının
bir an evvel açıklanması, bilgi edinme hakkının ve kamuoyunun bilgilendirilmesi
sorumluluğunun temel bir gereğidir.
Değerli arkadaşlarım, görüntüyle ve şeklî
anlamda yasal düzenlemeler yapmakla Avrupa Birliğine girmek veya belirli
evrensel normları yakalamak mümkün olamıyor; her şeyden evvel, tutarlı, açık ve
güvenilir olmak gerekiyor. Maalesef, siyasî iktidarda bunları göremiyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunları sorgulamamız, bizlerin temel
sorumluluğu. Bu sorgulamayı, sadece muhalefetin değil, iktidar mensubu olmaktan
öte Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi olan sizlerin de yapmanız
gerekiyor. Sizler, siyasî iktidara mensup olmaktan önce ve öte, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin birer üyesisiniz. Bu sebeple, iktidara mensup olmak, sizleri
bu sorumluluktan kurtarmaz değerli arkadaşlarım. Bütün bu hususların
değerlendirmesini ve takibini kararlılıkla yaptığımızın bilinmesini istiyoruz.
Bağlantılı olarak, bu türlü tasarılar
çıkarmanın yanında, devletin ilgili birimlerinin işleyişi sorumluluğunu
üstlenen her düzeydeki -ve elbette, en başta -yasama organı üyelerinin ve diğer
kamu görevlilerinin hukuk önünde hesap verebilir olmasını da mutlaka sağlamamız
gerekiyor. Yargının bütün unsurlarıyla bağımsızlığını sağlayacak hukuk devleti
yapılanmasını gerçekleştirmek yolunda hiçbir ciddî çalışmanın olmadığını, bir
defa daha ifade etmek istiyorum.
Tasarı metninde "Bilgi Edinme
Hakkının Sınırları" başlığı altında düzenlemesi yapılan istisnaların
objektif ve hukukî ölçütlerinin açıklığa kavuşturulması, bu tasarının, amaca ve
pratiğe uygun bir hale gelmesini sağlayacaktır.
Sayın milletvekilleri, gelinen süreçte,
sonuç olarak şunu görüyoruz: Her ne pahasına olursa olsun bir kadrolaşma
uygulaması devamında bu kadrolaşma yapısına özelleştirme gibi birtakım kurum ve
kurulları da kullanarak ve dışa bağımlı olmak pahasına rant aktarımı
yapılmasını ve en nihayet, bütün bunların devamında varılacak doğal sonuç olan
keyfî ve otoriter bir yönetim anlayışının ayak izlerini görüyoruz.
"Özelleştirme süreci" adı
altındaki uygulamaları biraz daha açmak istiyorum. Bu uygulamalarda, öylesine
yasadışı, öylesine dışa bağımlı örneklerle karşılaşıyoruz ki,
"özelleştirme" adı altında, "verimliliği sağlamak" adı
altında, fiilen ve sonuçta, madenlerimizin dahi özelleştirme kapsamına
alındığını görüyoruz. Değerli arkadaşlar, maden mevzuatında ve diğer
mevzuatımızda bu konuda engellemeler olmasına rağmen -yine, somut örnek
veriyorum- Seydişehir Alüminyumda bunu yaşıyoruz. Öylesine bir süreci yaşıyoruz
ki orada -biraz evvel de ifade ettim- soru önergelerine verilen cevaptaki
bilgilerin aksine, çok daha önceden özelleştirme faaliyetlerinin
başlatıldığını, belirli bazı firmalara bilgi odası kapsamında bilgiler
verildiğini görüyoruz. Bunlar çok ağır iddialar, çok ağır suçlamalar; ama,
belgeleriyle, dokümanlarıyla bunları ifade ediyorum. Elbette, bunları söylem
düzeyinde bırakmayacağız. Bunların araştırma önergesi boyutlarını, elbette,
Genel Kurula taşıyoruz, taşınmak üzeredir. O noktada, inanıyorum ki sizler,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak, sorumluluğunuzun gereğini
yapacaksınız. Biz, sizlerden, bu denetim yollarını tıkamamanızı istiyoruz;
fazla bir şey istemiyoruz. Bunu, kamu adına istiyoruz; bunu, vatandaşlarımız
adına istiyoruz.
HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Biz ne
yapacağımızı biliyoruz.
ATİLLA KART (Devamla) - Ama, ne yapacağınızı tam bilemediğiniz,
gelişmelerden anlaşılıyor değerli arkadaşım. Bakın, ben size somut olaylardan
söz ediyorum, örneklerden söz ediyorum. Bunları, söylemle, sloganla geçiştirmek
yerine, belgeleriyle, yasal prosedür içinde, idarî prosedür içinde, zemini
içinde tartışalım diyorum. Bundan niye kaçınıyoruz?
ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - İşte, yasa
çıkarıyoruz.
ATİLLA KART (Devamla) - Yasama görevimiz
esnasında, anayasal zemin içinde, bu konuları, kararlılıkla ve hassasiyetle
takip ettiğimizin bilinmesinde yarar görüyoruz.
Bu düşüncelerle, bu yaklaşımlarla ve bu
ihtirazî kayıtlar çerçevesinde, özünde çok önemli bir yasa olduğuna inandığımız
bu tasarının kamu yönetimi ve birey hakları için yararlı olması dileğiyle,
Genel Kurulu şahsım ve grubum adına bir defa daha saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kart.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
BİLGİ EDİNME HAKKI KANUNU
TASARISI
BİRİNCİ
BÖLÜM
Amaç,
Kapsam ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1.- Bu Kanunun amacı; demokratik ve
şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun
olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri
düzenlemektir.
BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu;
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Hacaloğlu, konuşma süreniz 10
dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)
- Şahsım adına da konuşacağım.
BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, şahsınız adına,
ancak AK Parti Grubu adına konuşma olmazsa devam ettireceğim.
Buyurun.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Tabiî efendim.
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Biraz evvel maddelere geçilmesi konusunda
olumlu oy kullandığımız Bilgi Edinme Hakkı Yasa Tasarısının 1 inci maddesi
üzerinde söz almış bulunuyorum.
Önemli bir yasa tasarısı, bir süredir
Avrupa Birliği uyum yasaları kapsamı içinde, o dizi içinde gündeme gelen bir
yasa tasarısı ve genelini benden evvel söz alan arkadaşlarımın ifade ettiği
gibi, bu yasa tasarısını, temel hak ve özgürlükler paketi içinde önemli bir yer
tutan bilgi edinme hakkına bazı noktalarda itirazlarımıza rağmen, bir açılım
yapması nedeniyle benimsiyoruz, destekliyoruz. Bunu, öncelikle ifade etmek
istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, genelde, tanım
olarak, insan haklarını devlet ihlal eder. Devlet, yurttaşlarını hak
ihlallerine karşı korumakla yükümlüdür ve bilgi edinme hakkına yönelik
kısıtlamalar da, temelinde, özünde devletin getirdiği kısıtlamalardır ve bu
konuda, benden evvel ifade edildiği gibi, yaygın hak ihlalleri mevcuttur.
İnsan hakları kataloğu içinde bilgi edinme
hakkı özel bir yer tutar, özel bir konumu vardır. Devleti yönetenler -bu,
ülkemiz için de geçerlidir- genelde, çoğu kez, devleti koruma saikiyle bilginin
paylaşımında kıskanç davranırlar, çoğu kez, sır, devlet sırrı perdesinin
arkasına gizlenirler, sığınırlar. Bu, kamu harcamalarında olduğu gibi, kamunun
belirli kararlarında ve askerî harcamalara yönelik olarak da kategorik bir
uygulama olarak önümüze gelmektedir. Oysa, verimli, etkin devlet yapısının,
olabildiğince katılımcı, olabildiğince şeffaf ve olabildiğince hesap
verilebilir, accountability ilkelerine uygun ve denetlenebilir bir yapıda
olması arzu edilir.
Bu hak iyi işlerse, iyi kullanılırsa,
gerçekten, genel ve yerel yönetimlerde yeni açılımlar sağlayabilir. Tabiatıyla,
2000'li yıllarda, bilgi çağında, doğal olarak küreselleşmenin de etkisiyle,
bilginin dolaşımında sağlanan hız ve yaygınlık, bu konuya yeni boyutlar
kazandırmıştır. Bilgi kaynakları ne kadar çok ise, dolaşım ne kadar yaygın ise,
bilgiye erişim ne kadar kolay ise, demokrasimiz o kadar derinlik kazanır ve
hukuk devleti o kadar güç kazanır.
Benden evvel konuşan arkadaşlarım ifade
ettiler, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve Anayasamız çerçevesi
içinde, bilgi hakkının konumunu ifade ettiler. Esasında, diğer temel hak ve
özgürlüklere göre, bilgi hakkı, bu belgelerde çok da ayrıntılı ele
alınmamıştır, kavram olarak vardır. Belki de, önümüzdeki dönemlerde bu
konularda uluslararası platformlarda yeni açılımlar da yapılma zorunluluğu
önümüze gelecektir.
Bilgi hakkı temelinde bilgiye ulaşım
konusu, bireyin gelişimine katkı, özel yaşamın gizliliğine özen, devlet
sırlarının korunmasına duyarlılık kavramları ve ilkeleri içinde
şekillenmelidir. Tabiatıyla, yasa tasarısında yer aldığı gibi, eşitlik,
tarafsızlık, şeffaflık, bilgi hakkının şekillenmesinin çerçevesini
oluşturmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, hiçbir bilgi,
ilanihaye, sonsuza dek gizli kalmaz, kalmamalıdır. Sonsuzadek gizli kalan bir
devlet sırrı olamaz. Bütün sırlar, belirli bir zaman aşamasında, muhakkak
toplumla paylaşılmalıdır. Aksi halde, devletler, toplumlar, hata yapmanın önüne
geçemezler, kendilerini sorgulayamazlar ve aşama kaydedemezler. Bizde de, ne
yazık ki, bu konuda yerleşik kurallar henüz yoktur, yetersizdir.
Bilgi hakkının çeşitli boyutlarıyla
uygulanması, biraz evvel ifade ettiğim gibi, genel ve yerel yönetimlerde
etkinliği artıracaktır. Örneğin, bunlardan biri olan hesap verebilme kuralının
-ki yerel yönetimlerin, genel yönetimin temel ilkelerinden biridir- Temelinde,
sağlıklı bilgilenme hakkı vardır.
Bu bağlamda, bugün, baktığımız zaman,
birçok belediyenin yurttaşlardan, oy aldığı kesimlerden kendi harcamalarına
yönelik bilgileri oldukça sakladığını görmekteyiz.
Ben, yaşamakta olduğum İstanbul'un
belediyesinin harcamalarının kaynağını ve hangi alanlarda nasıl tüketildiğini
öğrenme konusunda, bir İstanbul hemşerisi olarak yeterli etkinliğe sahip
olmadığımı biliyorum, görüyorum.
İmar kararlarında, komisyon kararlarında
şeffaflık, e-devlet, e-belediye uygulamaları, internete hızlı ve ucuz ulaşım,
bilgi hakkının yaygınlaşmasına katkı sağlayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, son olarak, HADEP'e
ilişkin olarak yaşanan kriz, özünde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının siyasî
partilere yönelik üyelik ve örgütlenme bilgilerini paylaşmamasından, o alanda
yeterince denetim sağlanmamasından kaynaklanmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi, kendi tüzüğünde
7/b maddesiyle, partisinin üyelik yapısı ve diğer konularda üyelerin bilgiye
ulaşımını bir tüzük maddesi haline dönüştürmüştür. Buradan, sadece devlet
değil, o devleti oluşturan demokrasinin temel kurumu olan siyasî partilerde
de -ki, demokrasinin temel
kurumlarıdır- bilgiye ulaşımın açılması
ve toplumla paylaşılması gerekir diye düşünmekteyim.
Değerli arkadaşlarım, bugün, bu yasa
tasarını geçiriyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendi çalışmalarına yönelik
olarak bilgi edinme ve denetim yollarını Anayasanın 98, 99 ve 100 üncü
maddeleriyle sağlamıştır. Ancak, milletvekillerinin kendilerine ilişkin
bilgilere ulaşmak, ne yazık ki, yurttaşlar, onlara oy veren kişiler açısından,
o kadar, Batı demokrasilerinde olduğu gibi açık seçik değildir. Anayasanın 82
nci maddesi kapsamı içerisinde ve onunla bağlantılı 3069 sayılı
-milletvekillerinin faaliyetlerini ilgilendiren- Yasa çağdışıdır ve batı
demokrasilerinin çok gerisindedir. Temiz siyaset, dürüst yönetim, açık toplum
temel ilkeler ise, bence, bizce, bir numaralı AB uyum yasası olması gereken siyasî
etik, siyasî ahlak yasasını, tüm bu yasalardan evvel, burada, bu Meclisin
gündemine getirmemiz gerekir diye düşünüyoruz.
Yüce Meclis, yurttaşlarımızın bilgi edinme
hakkına, önce kendisini şeffaflaştırarak etkinlik kazandırmalıdır.
Yurttaşlarımız, istedikleri zaman milletvekillerinin mal bildirimlerine
ulaşabilmelidir. Yurttaşlarımız, istedikleri zaman milletvekillerinin servet
beyanlarına ulaşabilmelidir, kazanç kaynaklarını öğrenebilmelidir. Siyasî
partilerin seçimlerde yaptıkları harcamaların kaynaklarını öğrenebilmelidir.
Birinci dereceden yakınları dahil olmak üzere, kamu kesimiyle çıkar çatışması
içerisinde olup olmadıkları konusunda yeterince bilgi sahibi olmak haklarıdır.
Partilerin para kaynaklarının ne olduğu konusunda, hangi düzeyde bağışlar
edindikleri, kimden edindikleri hakkında bilgi edinme hakları vardır ve benim,
AKP'nin seçim havuzuna, tarikatlardan veya özel odaklardan para girip girmediği
konusunda bilgilenme hakkım vardır. Bunu öğrenmek isterim.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Saçmalama!..
Saçmalama!..
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Ne biçim
konuşuyorsun!.. Ayıp ayıp!..
CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Hakaret
edemezsin!..
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Medya...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Hacaloğlu.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum
efendim.
Bunları sizlere soruyorum, sizler de, bu
özgür kürsüde, aynı soruları bize yöneltebilirsiniz. Medya -siyaset- ticaret
ilişkilerinin yozlaşmasının perde arkasında neler dönüyor; toplum, bu konuda
bilgi edinme hakkını kullanabilmelidir.
Değerli arkadaşlarım, çifte standart
olmaz. Her alanda takıyye yapabilirsiniz; ama, lütfen, bu alanda, Meclis
olarak, hiçbirimiz lütfen takıyye yapmayalım ve önce kendimizi
şeffaflaştıralım.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Yalan
söyleme!..
CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Sende standart
diye bir şey yok.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, burada, Yüce Mecliste büyük bir çoğunluğunuz var. Bu
çoğunluğunuza dayanarak "biz biliriz, biz bildiğimizi yaparız; bizim,
kararlarımızı paylaşmaya, kararlarımıza bizim dışımızdaki siyasî partilerin
katılmasına ihtiyacımız yoktur" şeklinde "bu kararlar sürecine
yönelik bilgileri paylaşmaya ihtiyacımız yoktur" şeklinde bir saplantıyı
sürdürürseniz, bunun, ülkemize ve demokrasimize yararı olmayacağını,
olamayacağını belirtiyorum ve bunu, bilgi edinme hakkının ufkunun ne kadar
önemli noktalara kadar uzanabildiğinin bir örneği olarak ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, esasında, ifade ve
düşünce özgürlüğü hakkı temel, kaynak haktır denir; ama, bilgi edinme hakkı da,
ifade ve düşünce özgürlüğünün kaynağını oluşturan haktır. Bilgi edinilmediği
sürece, ifade özgürlüğü de kısırlaşır.
İfade ve düşünce özgürlüğünün uzantısı
olan toplumla paylaşmak, o düşünceyi, o söylemi topluma taşımak için temel hak
alanı olan toplantı ve gösteri yürüyüşleri konusunda bir düzenleme yaptınız;
toplantı ve gösteri yürüyüşleri konusunda "uyum yasası" adı altında,
sözde, bir düzenleme yaptınız. Sözde diyorum; çünkü, üç ayı bir aya indirmek
veya onbeş güne çekmek şeklinde bir düzenlemenin ötesinde, şu anda, toplantı ve
gösteri yürüyüşleri hakkı, bu alandaki hak ve özgürlüğü son derece kısıtlayan
bir çerçevededir.
20 Martta, İstanbul'da, Kadıköy'de,
gençlik kollarına mensup 5 genç -hepsi parti üyesi, 1'i gençlik kolları
başkanı- sprey boyayla, püskürtme boyayla "Savaşa Hayır, CHP" diye
yazı yazmışlar ve tutuklanmışlar, sorgulanmışlar. Son günlerde bir karar çıktı;
her biri, birer yıl hapis; paraya çevrildi, 3 küsur milyar lira... Böyle bir
Türkiye Cumhuriyetinde, böyle bir demokrasi olamaz, böyle bir hak, hukuk
olamaz. Bunu bir örnek diye getiriyorum. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin
uygulaması içinde memurları coplattıran bir zihniyet muhakkak değişmelidir.
Demokrasi anlayışımızı, uygulamada yaşama geçirmeliyiz; uyum yasalarını,
uygulamada yaşama geçirmeliyiz.
Ben inanıyorum ki, bilgilenme hakkı
konusunda da, bu örneklere takılmayıp, Türkiye'de temiz siyaset, dürüst
yönetim, açık topluma yönelik, katılımcı ve çoğulcu demokrasiye yönelik yeni
açılımlar yapmamızı sağlayacak bir anlayışı uygulamaya koyarız.
Bu duygularla, hepinizi en derin
saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın
Hacaloğlu.
Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.
1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2.- Bu Kanun; kamu kurum ve
kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinde
uygulanır.
1.11.1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe
Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun hükümleri saklıdır.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 3.- Bu Kanunda geçen;
a) Kurum ve kuruluş: Bu Kanunun 2 nci
maddesinde geçen ve kapsama dahil olan bilgi edinme başvurusu yapılacak bütün
makam ve mercileri,
b) Başvuru sahibi: Bu Kanun kapsamında
bilgi edinme hakkını kullanarak kurum ve kuruluşlara başvuran gerçek ve tüzel
kişileri,
c) Bilgi: Kurum ve kuruluşların sahip
oldukları kayıtlarda yer alan bu Kanun kapsamındaki her türlü veriyi,
d) Belge: Kurum ve kuruluşların sahip
oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak,
kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film,
fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü
bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını,
e) Bilgi veya belgeye erişim: İstenen
bilgi veya belgenin niteliğine göre, kurum ve kuruluşlarca, başvuru sahibine
söz konusu bilgi veya belgenin bir kopyasının verilmesini, kopya verilmesinin
mümkün olmadığı hâllerde, başvuru sahibinin bilgi veya belgenin aslını inceleyerek
not almasına veya içeriğini görmesine veya işitmesine izin verilmesini,
f) Kurul: Bilgi Edinme Değerlendirme
Kurulunu.
İfade eder.
BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek;
buyurun.
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
YAKUP KEPENEK (Ankara) - Kişisel hakkımı
da kullanacağım.
BAŞKAN - Konuşma süreniz 15 dakikadır
Sayın Kepenek; buyurun.
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) -
Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısının 3
üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ve kişisel
görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
En baştan şunu söyleyeyim: Böyle bir
yasanın, bilgi edinme hakkının gündeme gelmiş olmasından, tanınmış olmasından,
tartışılır olmasından ve bu konuda düzenleme yapılacak olmasından dolayı çok
mutluyum; Parti olarak çok olumlu bakıyoruz, çok doğru bir adım olduğunu
düşünüyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dilerim sonunda da alkışlarsınız.
Çok doğru bir adım olduğunu düşünüyoruz ve bu saygın, bu yerinde tutumun sonuna
kadar götürülmesinden yana olduğumuzu da bilmenizi istiyorum.
Bilgi edinme hakkı, çok yeni bir haktır;
üçüncü kuşak haklardandır. Bildiğiniz gibi, insanların hür ve eşit olduğu
görüşüyle başlayan insan hakları, 1789'lardan bu yana adım adım gelir.
"İnsanlar hür ve eşit doğar" demek çok kolay olmamıştır.
"İnsanlar, dil, din, ırk, inanç bakımından eşittirler" demek de kolay
olmamıştır. Unutulmasın ki, Türkiye'de, mutlak anlamda yasalar önünde eşitliği
sağlayan, cumhuriyet devrimleri olmuştur; önce, bunun altını çizelim.
İkinci önemli bir nokta daha var değerli
arkadaşlar; o da şudur: Bu temel insan hakları siyasal haklara da dönüşerek
gelişmesini sürdürmüş ve sonra da, özellikle ezilenlerin, emekçilerin,
işçilerin yoğun çabalarıyla sosyal ve ekonomik haklar gündeme gelmiştir;
bunları -en başta, iş bulma, çalışma hakkı çok önemlidir; sonra, eğitim hakkı,
sağlık hakkı ve diğer sendikal haklar- örgütlenme haklarıyla birlikte
düşünmemiz gerekmektedir. Türkiye'de bu hakların somutlaşması, yasalaşması ve
gündemi doldurması da, hiç unutulmasın yine, 1961 Anayasasıyla olanaklı
olmuştur; bunun da altını çizelim.
Değerli arkadaşlar, haklar
bir bütündür. Temel
haklara, kadın-erkek eşitliği
başta olmak üzere, ne kadar saygı duyarsak, sosyal ve ekonomik haklara da o
kadar saygı duyarız; bu bağı, bu bütünlüğü hiç unutmamalıyız.
Bakın, oradaki eksiklerimize...
"Çalışma hakkı" diyoruz. Bugün ülkemizde kayıtlı 2 500 000 insanımız
işsizdir. Bunun kaydını düşelim. Başka bir şey daha söyleyeyim -bu kürsüde,
sanıyorum, bir kez daha dile getirdim- bugün ülkemizde, 5 600 000'i kadın olmak
üzere 7 500 000'in üstünde -çağ nüfusundan, yani yaşı 6 ve daha büyük olan-
insanımız okuryazar değildir; bilgi edinme hakkından söz ediyoruz, dikkat
edelim ve hele, bunu, illere göre, coğrafî bölgelere göre oranlarsanız,
bakarsanız, bu kaybın, bu eksiğin, bu yetersizliğin ne kadar büyük olduğu açığa
çıkar, somutlaşır. Bu nedenle, bilgi edinme hakkıyla ilgili görüşlerimizin
altyapısını da, yani çalışmayı, eğitimi, öğrenmeyi de dikkate almak, değerlendirmek
zorundayız. Bu altyapılar yoksa, yani ekonomik ve sosyal haklar tam değilse,
yani siyasî haklar gerçekten tam değilse, bilgi edinme hakkıyla ilgili yasal
düzenlemeler yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Yüce Meclisin, bu bütünlüğü, bu
haklar bütünlüğünü gözardı etmeyeceğini düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar -Sayın Kapusuz siz de
dahil- gelelim, bu üçüncü kuşak dediğimiz, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı,
temiz hava ve su hakkı ve bilgi edinme hakkına. Şimdi, bilgi edinme hakkı neyin
sonucudur, nasıl bu noktaya gelinmiştir, önce bunu vurgulayalım. Son onbeş
yirmi yıl boyunca, beynin açılımı, gelişimi, yaratıcılık ve bilgiye dayalı
üretim, yani, bilgiye ve teknolojik yeniliğe dayalı üretim sistemlerinin egemen
olması, insanları bilgi konusunda daha üst düzeye çıkma zorunda bırakmıştır.
Günümüzde -Sayın Kapusuz- bilgi sermayedir. O nedenle bu özellik, yani,
bilginin sermaye oluşu özelliği, toplumun her düzleminde, A'dan Z'ye kadar,
yani, işvereni, işçisi, esnafı, köylüsü, öğrencisi, memuru, yaşlısı, orta
yaşlısı, emeklisi ayırımı yapılmadan herkes için geçerli ve en temel haklardan
biridir, vazgeçilmez temel haklardan biridir.
Bunun için ne yapmak gerekiyor; bunun
için, bilgi edinme ve bilgilenme süreçlerini güçlendirmek gerekiyor. Bilgi
edinme ve bilginin yayılması süreçlerinin güçlendirilmesi için, özellikle
ülkemizde bu konunun daha yukarıya çıkması için, hükümetimizin, iktidarın, bazı
somut adımlar atması gerekirdi; ancak, üzüntüyle görüyoruz ki...
Değerli arkadaşlar, bilgi nerede
yaratılıyor; bilgi, üniversitelerde yaratılıyor, araştırma birimlerinde
yaratılıyor, geliştirme birimlerinde yaratılıyor, yani üniversitelerde, yani
TÜBİTAK'ta ve bağlı birimlerde. Geçtiğimiz günlerde, BİLSAT Uydusunun, bizim
insanımızın beyniyle oluşturulan BİLSAT Uydusunun atılışını izlediniz,
gördünüz. Bu gurur verici projenin ve benzerlerinin, savunma sanayiindeki
gelişmelerin ana yapısını oluşturan, beyin gücünü oluşturan TÜBİTAK'tır.
TÜBİTAK, dört aydır, yasal olarak seçilmiş
olan, bilim kurulu tarafından seçilmiş ve Cumhurbaşkanının onayına götürülmesi
gereken başkanı atanmayan bir kurum özelliği taşıyor. İktidarın, hükümetin
bilgiye verdiği az önemin, bilgiyi önemsememesinin, hiçe saymasının en somut
göstergelerinden biri budur. İktidara geldiğiniz günden beri yalnızca
üniversitelerle kavga ediyorsunuz. Şimdi bu mudur bilgiye saygı duymak, bilgiyi
benimsemek, bilgiyi hak olarak tanımak! Bu nasıl hak anlayışıdır ki, bilginin
yerli üretim kaynaklarını, yerli kaynaklarını kurutur, ezer, dağıtır, sonra da
"bilgi hakkını tanıyorum" der?! Bu, büyük bir çelişkidir. Hükümetin
bir an önce bu çelişkiden, yani, bilginin üretilmesi, yayılması ve
dağıtılmasıyla ilgili kurumsal yapıların güçlendirilmesine engel olan
tutumundan vazgeçmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.
Eğer Partiniz, siz bilgi üretimiyle ilgili
kurumlara önem verirseniz, eğer bu konuda gerek kaynak ayırmada gerek birikimli
beyin gücünün kullanımında, değerlendirilmesinde, istihdamında öneriler
getirirseniz ya da bizim getireceğimiz önerilere destek verirseniz, ancak o
zaman, toplumda bilginin üretimi, yayılması ve yine bilginin üretim için
kullanılması, yeniliğin üretim için kullanılması yönünde önemli adımlar atılmış
olur.
Bunun için ne gerekiyor; bunun için şu
gerekiyor: Her şeyden önce eğitimde fırsat eşitliğini sonuna kadar götürmek
gerekiyor. İnsan gücünün, insanın yaratıcılığının önündeki bütün engelleri
-geleneksel, töresel, dinsel, ne olursa olsun- kaldırmak gerekiyor ve ailesinin
gelirine bağlı olmadan, bulunduğu yere bağlı olmadan, gecekondulu, köylü,
kentli demeden gencimizin, her gencimizin, kız-erkek ayırımı yapmadan her
çocuğumuzun potansiyel gizil gücünü, yaratıcılığın gizil gücünü, potansiyelini,
yaratıcılığını sergilemesini, geliştirmesini sağlayacak yolların açılması
gerekiyor; ancak bu yapılırsa bilgi edinme hakkı bir öz kazanır, bir anlam
kazanır, bir geçerlilik kazanır ve toplumumuzda egemen olur. Bu nedenle
bilginin kaynaklarının kurumsallaşmasına, o kurumların özgün, bağımsız, özerk,
yaratıcılığa uygun -yanlış anlamayın topluma hesap vermeyen değil, topluma her
an hesap veren- ama, yaratıcılığını geliştirme yönünden kayıt altında olmayan,
siyasetin, ticaretin çıkarın esiri olmayan bir kurumsal yapıda bilgi
üretilmesine ihtiyaç var; toplumun gerçek gereksinimi budur; ancak bu yapıldığı
zaman öbür işler geçerlilik kazanır, gündeme gelir.
Değerli arkadaşlar, bilgi edinmeye burada
başlayalım, burada, burada başlayalım. Bakın, Sayın Başkan biraz önce 72 tane
sözlü soru önergesini okudu. Sayın Bakan buradaydı; ama, burada olduğu halde
yanıtlamadı. Bunların pek çoğu, beş altı ay önce verilmiş sözlü soru
önergeleri.
Değerli arkadaşlar, bu sözlü soru
önergelerinin 8 tanesi de bana aitti; ama, hiç önemli değil, önemli olan şu:
Güncelliği geçmiş, anlamını yitirmiş bir şekilde sorulara yanıt vermenin ne
anlamı var?! Şunu demek istiyorum: Biz milletvekili olarak bile, bilgi edinme
hakkımızı tam olarak kullanamazsak, bu yasayı geçirmemizin, bu yasayı
yayımlamamızın anlamlı hale gelmesi için bu toplum kaç yıl bekleyecek?!
Dolayısıyla, bunu önemsiyorum.
Bugün bir başka önemli konu var. Buradan
başlayalım derken... Ne diyeyim, birlikteyiz, hep bir aradayız. Bakın, bugünkü
gazetelerin haberine: Bugün basında yer aldığı üzere, Uluslararası Saydamlık
Örgütünün verilerine göre, Türkiye, kirlilikte, 2003'te 64 üncü sıradan 77 nci
sıraya düştü.
Değerli arkadaşlar, bunu yapan
uluslararası değerlendirme kurulları. Bunun sübjektif bir tarafı yok. Şimdi
nedenlere bakıyoruz, neden Türkiye 2003 yılında daha çok kirlendi; milletvekili
dokunulmazlığının kaldırılması konusunda siyasetin hiçbir şey yapmaması... Bu
kardeşiniz -isterseniz öyle diyeyim- soru önergesi verdi. Sayın Başbakan
"yeni anayasa çıkarken dokunulmazlık konusunu ele alacağız" türünden,
Sayın Şener imzasıyla üstünkörü bir yanıt verdi; gayet genel; ama, uzun bir
yanıt verdi. Teşekkürler; ama, yanıt değildi; çünkü, Anayasanın bütününü
değiştirirken dokunulmazlık konusunu ele alacağız demek, topu taca atmaktır ya
da çıkmaz ayın başında bu işe bakacağız demektir.
Sonra ne oldu -Sayın Kapusuz çok iyi
bilecektir- bu konunun neden ele alınmadığına dair araştırma önergemiz Yüce
Kurula getirildi, Yüce Kurul komisyon kurulmasını onayladı; ama, bu komisyon
kurulup çalışmaya başlamadı; böyle bir şey yok ortalıkta. Bu ihmal niye, neden
bunu savsaklıyoruz, neden temize çıkmak için biz çaba harcamıyoruz ki, toplum
bilgi sahibi olsun?!