rTürkiye Büyük Millet Meclisi

 

BİLGİ EDİNME

DÖNEM : 22        CİLT : 27       YASAMA YILI : 2

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

4 üncü Birleşim

8 Ekim 2003 Çarşamba

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati : 16.55

BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 4 üncü Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları raporlarının müzakeresine başlıyoruz.

VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3. - Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları Raporları (1/632) (S. Sayısı : 248) (Devam) (1)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Komisyon raporları, 248 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Grubum ve şahsım adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, demokratik bir yapıyı benimsemiş her siyasî yapılanmanın temel amacı ve varlık sebebi, hesap verme ve denetim sorumluluğuyla doğrudan bağlantılıdır. Saydam ve katılımcı bir demokrasi anlayışının gelişmesi, siyasî yönetimlerin, işlemlerini yurttaşlarının bilgi ve denetimine açmasıyla mümkündür. Bilgi edinme hakkı, doğaldır ki, beraberinde idarî işlemlerin ve kamu harcamalarının denetimi gereğini de getirmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu yaklaşım içinde değerlendirme yapıldığında, getirilen tasarıyı elbette olumlu karşılıyoruz; ancak, bu değerlendirmenin dışında, bu tasarının ilgili mevzuatla bağlantısı kurulduğu zaman, önemli eksiklik, yetersizlik ve tutarsızlıkların olduğunu görüyoruz. Bunları, hemen, somut örnekleriyle açıklamak istiyorum.

Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesinin Altıncı Uyum Paketiyle Kaldırılması, 7 nci maddenin de Yedinci Uyum Paketiyle kaldırılması ve değiştirilmesi, getirilen bu tasarıyı, yani Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısını tamamlayan özellikler içerdiği için, olumlu bir düzenleme mahiyetinde olmuştur. Keza, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 316 ncı maddesinde yapılan değişiklikle, cumhuriyet savcılığı tebliğnamesinin taraf vekillerine tebliğ edilmesi zorunluluğunun getirilmiş olması da, bu anlamda olumlu bir değişme olmuştur; ancak, RTÜK Yasasında, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Yasasında ve Sermaye Piyasası Yasasında paralel düzenlemeler yapılmadığı ve en önemlisi hak arama pratiği ve özgürlüğü alanında somut gelişmeler sağlanmadığı takdirde, bu tasarıyla yapılmak istenen düzenlemelerin fazla önemi ve etkinliği olmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, 3984 sayılı Yasanın 5 inci maddesi RTÜK'le ilgili üst kurulun oluşum esaslarını düzenlemiş olup, bu oluşum Anayasa Mahkemesine intikal etmiş durumdadır. 5 inci maddedeki düzenlemeye göre, üst kurulun oluşumunda yasama organı doğrudan yetkilidir. Yürütme işlevini gören bir kurulun, RTÜK'ün, yasama organı tarafından belirlenmesi, parlamenter sistemin esası ve özüyle hiçbir şekilde bağdaşmaz.

                                 

(1) 248 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Kitle iletişim araçları arasında önemli bir işlevi olan radyoların ve televizyonların faaliyetlerini denetleyecek ve bağlı olarak haber verme ve doğru bilgilendirme misyonunu özerk olarak üstlenen bir kurulun oluşumunda yasama organının siyasî değerlendirmelerle bu derece etkin olması kabul edilebilir bir hal olamaz. Üstelik ve maalesef, 4756 sayılı Yasanın geçici 1 inci maddesinin değiştirilmesi yolunda temmuz ayında alelacele yapılan değişiklik, siyasî iktidarın bu noktada da samimî ve tutarlı olmadığını ve özünde, bilgi edinme hakkını kontrol altına almak istediğini gösteren somut bir gelişme niteliğinde olmuştur. Siyasî iktidarın bu yapılanmada ısrarlı olacağı anlaşılmaktadır. Yasama yetkisinin devri anlamına gelen böyle bir yapılanma, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesiyle hiçbir şekilde bağdaşamaz.

Değerli arkadaşlarım, benzer bir yapılanmayı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu uyarınca oluşturulan kurulun yapılanmasında da görüyoruz. Bu kurul da yürütme organı tarafından oluşturulmakta ve yargının bağımsızlığı açısından olumsuz bir etki yaratmaktadır. Bir evvel verdiğim örnekte, yasama yetkisinin yürütme organına devrini görüyoruz. Burada ise, bu yasal düzenlemede ise, yargı yetkisinin yürütme organına devrini görüyoruz.

İşin pratiğinde, bu kurul, bilirkişi yerine geçiyor ve kurulun vereceği rapora göre, sözü edilen yasaya veya Ceza Kanununun 426, 427 ve 428 inci maddelerine aykırılık bulunup bulunmadığı tespit ediliyor. Bu sebeple, bu yasa ve bu kurulun işlevi de mutlaka gözden geçirilmeli ve kurulun oluşmasında, yargıya müdahale niteliği taşımayacak kriterler yaratılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, benzer bir düzenleme, bilgi edinme hakkının özünü etkileyecek yanlışlıklar, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda da vardır. Bu yasanın 47 nci maddesinin ilgili bendine göre, sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyecek yalan yanlış bilgi veren, haber yayan -tekrar ifade ediyorum- haber yayan, yorum yapan ya da açıklamakla yükümlü olduğu bilgileri açıklamayan gerçek kişiler ile tüzelkişiliklerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler cezalandırılmaktadır. Bu yasayla getirilen sınırlama özel bir sınırlama niteliğinde olmasına rağmen, haber yaymak gibi fiillerin tanımı ve unsurları belirtilmeden, objektif ve hukukî ölçütler getirilmeden cezalandırmaya yol açan bir yöntem geliştirilmiştir.

Basın-yayın mevzuatı ile sermaye piyasası mevzuatı hükümleri arasında bir tutarlılık ve bağlantı mutlaka sağlanmalıdır. Aksi takdirde, tanımı yapılmamış ve karşılığı açıklanmamış olan fiiller sebebiyle bilgi edinme hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Takdir olunur ki, bu düzenleme, yönetim birimleri tarafından da kötüye kullanılabilecek bir haldir.

Görüldüğü gibi, ana hatlarıyla açıklamaya çalıştığım bu hususların tamamı, özü itibariyle, sansürü çağrıştıran ve özünde bilgi edinme hakkını zedeleyen hükümlerdir.

Bir diğer önemli eksiklik, bu tasarının doğrudan bağlantılı olduğu İdarî Yargılama Usulü Yasasıyla bağlantısını kuran herhangi bir düzenleme yapılmamıştır değerli arkadaşlarım. Oysa, bu tasarıyla getirilmek istenilen düzenlemede, muhatap alınacak idarî birimlerin yargılama usulünü düzenleyen İdarî Yargılama Usulü Yasası ile bu yasa arasındaki bağlantının ve özelliklerin mutlaka tasarıda düzenlenmiş olması gerekirdi; bu da, yine çok temel bir eksiklik mahiyetinde olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, Bilgi Edinme Hakkı Kanunuyla ilgili ihtilafların nihaî çözüm yeri, her halükârda, yargı mercileri olacaktır. Yargının temel ve öncelikli sorunlarını çözümleyemediğimiz takdirde, yapılacak çalışmaların pratik bir sonuç vermeyeceğini bir defa daha vurgulamak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği sürecinde hep bir ikilemi ve çelişkiyi yaşıyoruz. Bir taraftan Avrupa Birliği normlarına uygun genel düzenlemeler yapıyoruz, en azından böyle bir gayretin içerisindeyiz. Böyle bir gayretin içerisinde görünüyoruz demek istemiyorum, çok haksız bir değerlendirme yapmak istemiyorum; ama, en azından böyle bir gayret içerisindeyiz ve bunun devamında da hemen "önemli olan uygulamadır" diyoruz. Elbette ve gerçekten, uygulama işin esasını ve özünü teşkil etmektedir. Bu konudaki yanlış ve eksik uygulamaların sorumluluğunu da, siyasî iktidar olarak kendimizde aramak yerine, hep başka kurumlarda arıyoruz. Bu yanlışlığı da, en başta, maalesef, üzülerek ifade ediyorum, Sayın Adalet Bakanımız yapıyor. Sayın Adalet Bakanı, hükümet adına yaptığı açıklamalarda, idarî birimlerin bu noktadaki yanlışlarını ve yargının işleyişindeki aksaklıkları ifade ediyor. Bu arada, diğer kurumların, idarî alt birimlerin ve yargı mercilerinin eksik ve yanlış uygulamalarının bulunduğu da bir gerçek; ancak, bu süreçte de siyasî iktidarın temel çelişkilerini mutlaka öne çıkarmamız, gözardı etmememiz gerekiyor.

En başta -biraz evvel bir örneğini yaşadık- sözlü soru önergelerinin cevaplandırılmasındaki -en hafif ifadesiyle aktarıyorum- duyarsızlığı hemen ifade etmek istiyorum. Bunun hiçbir gerekçesi olamaz. Soru önergelerinin ne zaman cevaplandırılacağı, gündemde çok açık bir şekilde belirtilmiştir. Siz, denetim hakkına saygılıysanız, programınızı buna göre yaparsınız; ama, bunu umursamayıp "nasıl olsa bunlar üç birleşim içerisinde cevaplandırılmadığı zaman yazılı soru önergesine dönüşüyor" deyip geçiştirmeye kalkarsanız, orada, kamunun denetim hakkına saygı göstermediğiniz anlaşılır, ortaya çıkar. Bunu, bir defa daha, önemle ifade etmek istiyorum.

Bir diğer önemli konu da şu: Bakıyoruz değerli arkadaşlarım, siyasî iktidar, bir taraftan bilgi edinme hakkı gibi olumlu bir düzenlemeyi getiriyor, diğer taraftan da, yukarıda açıkladığımız eksiklik ve yanlışlıkların dışında, bazı yasama faaliyetleri ve uygulamalarıyla, bilgi edinme hakkı ve denetim faaliyetini özünden ihlal ediyor, daha da ötesi, ortadan kaldırıyor. Bunu da, somut örnekleriyle elbette açıklayacağım.

Kamu İhale Yasası... Biliyorsunuz, bu yasanın temel amacı, temel fonksiyonu, kamu harcamalarının denetimini sağlamak, Hazine kaynaklarının nasıl harcandığını denetlemek. Kamu İhale Yasasında özenle ve kararlılıkla siyasî iktidar tarafından değişiklik yapılarak, kamu harcamalarının ve kamu kaynaklarının denetim alanının daraltılmaya çalışıldığını görüyoruz; daha da ötesi, kamu ihalesiyle ilgili sözleşmelerde noter tasdiki zorunluluğu kaldırılarak, yurttaşın, vatandaşın ve kamunun bilgilenme ve denetim hakkına ciddî bir sınırlama getiriliyor; ekonominin âdeta kayıt dışına çıkarılması teşvik ediliyor. Oysa, biliyoruz ki, noterlik kurumları, bu anlamda hem hukukî ihtilafları azaltan ve hem de kamu adına kaynağında tahsilat yapan bir işleve sahip olmakla Türkiye'de belki de şu anda işlerliğini koruyan birkaç kurumdan birisi.

Devam ediyorum. Siyasî iktidar, söylem ve uygulamalarıyla, maalesef, yine tutarsız ve inandırıcı olmayan tavrını sürdürmeye devam ediyor, tıpkı ticarî sırla ilgili İçtüzük değişikliği teklifimize duyarsız kaldığı gibi. Kamuoyunun, toplumun ve yasama organının en önemli denetim ve bilgi edinme yöntemlerinden birisi olan Meclis araştırması komisyonlarının önündeki bu en büyük engelin kaldırılması yolunda Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılan uyarı ve taleplere bugüne kadar hiçbir destek verilmemiştir. Bu sebeple, siyasî iktidarı tutarlı olmaya, sorumluluğunu üstlenmeye ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeye bu vesileyle bir defa daha davet ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, bir diğer örnek, çok somut bir örnek, çok önemli olduğuna inandığım bir örnek: Özelleştirme süreçleri, yine kamunun denetiminden ve kamuoyunun bilgilendirilmesi sürecinden kaçırılarak ve ulusal çıkarlarımızı ihlal etmek pahasına birtakım hukuka aykırı ilişkiler içinde gerçekleştirilmektedir. Öylesine cüretkâr uygulamalar yapılabilmektedir ki, soru önergemize verilen cevaplarda 4 Mart 2003 tarihi itibariyle ve Haziran-Temmuz 2003 tarihli söylemler itibariyle, ilgili tesisin özelleştirme kapsamına alınmasının ve yabancı ortak arayışının söz konusu olmadığı ifade edilmekteyken, daha sonra tarafımıza ulaşan bilgilerden, bu çalışmaların; yani, o tesisle ilgili çalışmaların 25 Şubat 2003 tarihinde başlatılmış olduğunu ve kapalı kapılar ardında, birtakım esrarengiz ilişkilerle, belli bazı şirketlere bilgi odası kapsamındaki maliyet bilgilerinin verilebildiğini görüyoruz.

Neden söz ediyorum biliyor musunuz değerli arkadaşlarım; daha da somut ifade edeyim: Seydişehir Alüminyum Tesislerinin özelleştirilmesinden söz ediyorum. Ben, bir milletvekili olarak, bırakın milletvekili olmayı, sade bir vatandaş olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bakanının vermiş olduğu cevaba inanmak istiyorum, inanmam gerektiğine inanıyorum; ancak, bir siyasî iktidar ki, resmî ve yasal ortamlarda dahi gerçeğe aykırı beyanda bulunuyor ve cevap veriyor ise, bu iktidarın uygulamalarından veya yasama faaliyetlerinden nasıl emin olabilirsiniz?!

Aslında, sorunun özü ve esası değerli arkadaşlarım, siyasî iktidarın, Avrupa Birliği sürecine ve uygulamalarına bir amaç olarak bakmamasından ve bu süreci hukuka aykırı sonuçlar ve gizlenmiş amaçları için bir yöntem ve araç olarak kullanmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Kamu yönetimi anlayışı ve kültüründeki tutarsızlık ve yetersizlikler ister istemez bu sonucu yaratmaktadır.

Bir siyasî iktidar ki, bir taraftan, yolsuzlukları araştırma komisyonu kurup, kendince, kamuoyuna, yolsuzlukların üzerine gidiyoruz izlenimi vermeye çalışmakta, diğer taraftan ise, hakkında son derece ciddî ve belgeli suçlamalar bulunan Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin denetimden kaçmasına, denetim dışı tutulmasına özel bir gayret gösteriyorsa, burada üzerinde durulması ve sorgulanması gereken çok şeyler var demektir. Orada, siz, hangi bilgi edinme hakkından söz edebilirsiniz?! Herhalde, bunun devamında da, dokunulmazlıkların ardına sığınıp, kamuoyuna ve topluma hesap vermekten kaçınan bir anlayışı sorgulamamız gerekiyor.

Bitmedi değerli arkadaşlarım. Konumuz bilgi edinme hakkı. Bilgi edinme hakkından söz ediyoruz. Çok somut örnekler veriyorum değerli arkadaşlarım. Bunlara, demagoji yapmadan, kalkıp somut bir şekilde cevap verirsiniz. Tepki vermek yerine, somut bir şekilde bu anlattıklarıma cevap verirsiniz.

Bakıyoruz, bir tarafta neyi görüyoruz; Sayın Başbakanın, kendisine bağlı olarak, hiçbir hukuk devleti yapılanmasında örneği görülmeyecek bir şekilde, idarî ve adlî denetim mekanizmalarımızın dışında, özel tim kurma arayışına girdiğini görüyoruz. Yani, yürütme gücü ve fonksiyonu yetmiyor, yargıyı da kendi bünyenizde toplamak istiyorsunuz, ondan sonra da topluma bilgi vermekten söz ediyorsunuz.

Bir İçişleri Bakanı ki, kendi Bakanlığının yıllar içinde oluşturduğu, uzun yıllar içinde oluşturduğu, teknik ve objektif ölçülere göre oluşturduğu kıdem ve liyakat listesini bir tarafa bırakıp, kendi sübjektif, kişisel ölçülerine göre terfi listesi düzenliyorsa, bırakın orada bilgi edinme hakkını, orada, artık, kazanılmış temel özlük hakların korunup korunmayacağının endişesini yaşamaya başlıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, başka bir örnek daha vermek istiyorum. Çok uzağa gitmiyorum, dünden söz ediyorum. Dün yapılan kapalı oturumdan söz ediyorum. Bağlantılı olarak 23 Haziran tarihinde Bakanlar Kurulunun "insanî yardım" adı altında Irak'a yönelik olarak yapmaya başladığı uygulamaları hatırlamanızı istiyorum ve en nihayet 8 500 000 000 dolarlık kredi olayı ve Irak'a asker gönderilmesi tezkeresi değerli arkadaşlarım.

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Hukuken suçtur; onu açıklayamazsınız.

ATİLLA KART (Devamla) - Değerli arkadaşım, bir hukukçu olarak, neyi açıklayacağımı, neyi açıklamayacağımı çok iyi biliyorum; ondan emin olabilirsiniz. O konuda, hangi noktada açıklamalar yapacağımı, hangi noktada duracağımı ben çok iyi biliyorum; siz müsterih olun, rahatsız olmayın.

Ülkemizin ve bölgenin geleceğini ilgilendiren ve etkileyen böylesine sosyal, ekonomik ve tarihî boyutları olan gelişmelerden, bırakın kamuoyunu ve sade vatandaşı, yasama organını dahi bilgilendirmiyorsak ve yapılan uyarılara rağmen bunun gereğini yapmıyorsak, orada sorgulanacak çok şey var demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kart, konuşmanızı toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) - Sayın Başkanım, kişisel olarak da konuşma hakkım var; o sebeple, izninizle, konuşmama devam edeceğim.

BAŞKAN - Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) - Asker tezkeresinin temel unsurlarını yasama organına dahi açıklamıyorsak, orada, elbette, durup düşünmemiz, sorgulamamız gereken çok şey var demektir. Bu anlaşmaların ve gelişmelerin dayanağını teşkil eden siyasî mutabakatların, bütün unsurlarıyla, en başta Türkiye Büyük Millet Meclisine ve devamında da kamuoyuna açıklanması gerekir. Bu tezkerenin bütün unsurlarının bir an evvel açıklanması, bilgi edinme hakkının ve kamuoyunun bilgilendirilmesi sorumluluğunun temel gereğidir.

Esasen, bütün bu bilgilerin verilebilmesi ve kamuoyunu bilgilendirme görevinin yerine getirilebilmesi için, bu tasarının yasalaşmasına da gerek yok. Mevcut mevzuata ve denetim mekanizmalarımıza göre, bu bilgilerin hemen verilmesi gerekir. Böylesine önemli ve hayatî konularda Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmeyen, bilgilendirmekten ısrarla kaçınan bir siyasî iktidarın, demokratikleşme ve hukuk devleti konularında samimî ve tutarlı olduğunu hiç kimse ileri süremez.

Bütün bu açıklamalarımız, bütün bu anlattıklarımız, arka bahçe saplantısıyla ve psikolojisiyle dile getirdiğimiz hususlar değildir değerli arkadaşlarım, somut uygulama ve gerçeklerden söz ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kart, önce gruplara söz vermemiz gerekiyor; sizin şahsî söz talebiniz de üçüncü sırada. Eğer, sizden önceki iki arkadaşımızdan birisi...

ATİLLA KART (Devamla) - Efendim, ben, onu, izninizle konuşmamla birlikte bitirmek istiyorum; yani, buna, arkadaşlarımızın itirazının olacağını zannetmiyorum.

BAŞKAN - Sayın Kart, Tüzük gereği önce gruplara söz vermemiz gerekiyor; söz sıranız gelince, tekrar vereceğim.

ATİLLA KART (Devamla) - Peki efendim, toparlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüntüyle ve şeklî anlamda yasal düzenlemeler yapmakla, Avrupa Birliğine girmek veya belirli evrensel normları yakalamak mümkün olmuyor. Bunu, izninizle, kişisel konuşmamda biraz daha açmak istiyorum. Kişisel konuşmamın devamında, diğer mesajlarımı ve sonuç olarak söyleyeceklerimi aktaracağım. Bu aşamada, Genel Kurulu, Grubum ve şahsım adına bir defa daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

AK Parti Grubu adına söz talebinde bulunan İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüz dünyasında, alternatifleri arasında insan hak ve özgürlüklerini en çok güvence altına alan ve vatandaşların kamunun aldığı kararlara ve uygulamalara aktif katılımını en çok sağlayan yönetim biçimi demokrasidir. Bu nedenlerden dolayı demokrasi, en çok arzulanan yönetim modeli haline gelmiştir. Özellikle küreselleşme sürecinin etkisiyle bu olgu, son dönemlerde hızla yaygınlaşmış ve evrensel bir boyut kazanmıştır. Toplumlararası etkileşim arttıkça, bireyler, iktisadî refah düzeylerinin artması kadar, insan hak ve özgürlüklerini ilgilendiren konularda da, daha talepkâr bir tutum benimsemişlerdir. Kısaca ifade etmek gerekirse, bugün içinde yaşadığımız dünyada, demokrasi, evrensel bir değer konumuna ulaşmıştır.

Demokratikleşmeye paralel ve aynı zamanda demokrasinin doğal sonucu olarak gelişen ve yine evrensel bir değer haline gelen bir diğer ilke de yönetimin açıklığı ve şeffaflığıdır.

Toplumlar sadece katılımcılık için değil, aynı zamanda, yönetimleri denetleyebilmek ve idarenin toplumla arasına koyduğu kalın perdenin arkasında gerçekleştirilmesi muhtemel yolsuzlukların önüne geçebilmek için de yönetimlerin şeffaf olmasını istemektedir.

Hızla dünyaya açılan ve Avrupa Birliği üyesi olma hedefine kilitlenen Türkiye toplumu da bu yönelişlerden nasibini almıştır. Bugün demokratikleşme ve şeffaf yönetim isteğinin en güçlü biçimde dile getirildiği ülkelerden biri Türkiye'dir.

Sevinerek belirtelim ki, bu talepler doğrultusunda ülkemizde son dönemlerde önemli adımlar atılmıştır. Özellikle halihazırda görev yapmakta olan Yüce Meclis bu konuda tarihî işler başarmıştır. Birkaç yıl önce bile birçok insanın hayal dahi edemeyeceği konularda, bu Meclis, reform mahiyetli değişiklikleri yasalaştırmış ve ülkemizi tarihinin en olgun demokrasi düzeyine eriştirmiştir; fakat, üzülerek belirtelim ki, yönetimin şeffaf olmaması nedeniyle, en ağır yolsuzluk faturalarının ödendiği ülkelerden biri de Türkiye'dir. Bu durum, toplumu ve siyaseti harekete geçirmiş ve ülkemizde buna karşı bir mücadele başlatılmıştır. Bugüne kadar atılan adımlarla ülkemizde önemli işler hayata geçirilmiş olmasına rağmen, açık ve gelişmiş bir demokrasi haline gelebilmek, hepimizin bildiği gibi, çok boyutlu yasal düzenleme ve uygulamaları gerektiren bir süreçtir. Bu sürecin en önemli unsurlarından biriyse, kamu ile vatandaş arasında inşa edilmiş ve içerinin görünmesini engelleyen duvarların kaldırılmasıdır. Ülkemiz, uzun yıllardır bu duvarların arkasından yönetilmiştir. Halkın sesi, çoğu zaman, duvarların arkasında, ötede boşlukta bir yerlerde yankılanmıştır ve duvarların arkasında halk adına ne yapıldığı, gerçekte ne olup bittiği bir muamma olarak kalmıştır. Toplumsal denetim kanalları özgürce kullanılamamış, kutsal ve sorgulanamaz devlet anlayışının en nadide örnekleri bu coğrafyada sergilenegelmiş ve bu anlayış, âdeta, dogmalaştırılarak korunmuştur. Toplum, devletin yapıp ettikleriyle ilgili olarak bilgi sahibi olmasının engellenmesinin faturasını, insan hakları ihlalleri, kamu yönetiminin verimsizliği, görevin kötüye kullanılması, ihmali ya da büyük yolsuzluklar olarak ödemek zorunda kalmıştır.

Ancak, artık, hiçbir şey eskisi gibi değildir. Devlet, toplumuyla buluşmak ve açık olmak zorundadır; çünkü, tüm kamu kurum ve kuruluşları, toplum için, onun talep ve beklentilerini karşılamak için vardır. Bu hedefe ulaşmanın birinci adımı ise, açıklık ilkesinin her alanda uygulanmasıdır. İdarenin yapıp etmelerini, kurum, kuruluş ya da kişilerin, kısaca sivil inisiyatifin bilgi edinebildiği ve dolayısıyla da denetleyebildiği bir yapıya ulaşmasını sağlayacak tüm düzenlemeler demokratikleşme yolunda önemli adımlar sağlayacaktır.

AK Partinin siyasî ilkelerini kamuyla paylaştığı temel metin olan parti programımızda yer verdiğimiz ve hükümet programında da gerçekleştirileceğini teminat altına aldığımız ve bugün Yüce Meclisin önüne getirilen söz konusu kanunla, vatandaşlarımızın kamuya ait karar mekanizmalarına katılım hakkını teslim etmek amaçlanmaktadır.

Demokratik rejim, yöneten ve yönetilenler arasında iki yönlü bir etkileşimin gereğine işaret eder. Bu yönüyle, siyasal sisteme katılım hakkı sadece oy vermeyle sınırlanmamalı, toplum, kendisiyle ilgili kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesinde de etkin olabilme hakkıyla donatılmalıdır.

Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, bu açıdan, toplumsal denetim mekanizmalarının oluşturulmasında önemli açılımlara olanak sağlayacaktır. Bir başka söyleyişle, bu kanun, demokratik dönüşüm projesinin önemli ayaklarından birini oluşturmaktadır. Demokrasinin retorikten gerçekliğe dönüşmesinde, devlette bürokrasinin mutlak hâkimiyetinin toplumla paylaşılmasının sağlanmasında, bu kanunun getireceği düzenlemeler bir teminat işlevi üstlenmektedir.

Türk hukuk sistemi açısından, Genel Kurulun takdirine sunulan bu kanunla alakalı açık bir anayasal sınırlama olmadığının da altı bir kez daha çizilmelidir. Konuyla ilgili olarak, sadece Anayasanın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin hangi ölçülere göre sınırlandırılabileceği açıklanmakta ve "bu hürriyetlerin kullanılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması amaçlarıyla sınırlandırılabilir" ifadesine yer verilmektedir. Yine, 28 inci maddede, devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı yazanların, bastıranların veya aynı amaçla basanların, başkasına verenlerin, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olacakları belirtilmiştir. Daha açık bir söyleyişle, Anayasamız, bilgi edinme hak ve hürriyetini güvence altına almadığı gibi, yasaklamamıştır da. Bu nedenle, buradaki boşluğun giderilmesi gereklidir.

En temel insan haklarından biri olan bu hakkı tanıyan ve kullanımına ilişkin hükümleri içeren bir yasaya, gerek toplumun demokratikleşme talepleri gerekse Avrupa Birliğine adaylık sürecinde olmamız açısından özellikle ihtiyaç duyulmaktadır.

Devlet yönetiminin "kamu ile toplum arasında karşılıklı etkileşim ve karar almada paydaş olmak" şeklinde tanımlayabileceğimiz, yönetişime dayalı olması, katılımcı demokrasinin yaratılabilmesi için gerekli unsurların başında yer almaktadır. Bu üslubu hâkim kılmanın temel koşulu da, yurttaşlarına bilgi ve hesap veren bir yönetim anlayışını getirmektir. Bunu bir hak olarak belirlemek ise, sadece bireyi değil, devleti de korumak anlamına gelecektir. Keyfî ve sorumsuz uygulamaların önüne bir set çekilebilecektir. Kısaca, bu kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, devlet bürokrasiye karşı, vatandaş da devlete karşı korunacaktır. Gücün yanlış kullanımı olarak ifade edebileceğimiz insan faktöründen kaynaklanan sorunlar azaltılacaktır. Bu kanun, bireysel hak ve özgürlüklerin yeni ve güçlü bir teminatı olacaktır. Hakikî ve doğru bilgilere dayanılarak sağlanacak toplumsal denetim, kamu bürokrasisinin objektif davranma reflekslerini güçlendirecektir. İdarenin kararlarının, toplumsal denetime açık olması, bir dalgakıran gibi, caydırıcılık işlevi üstlenecektir; sistemin tahrip edilmesinin karşısına dikilecek, yeni bir enstrümana sahip olma imkânına, Türkiye, bu kanunla birlikte kavuşacaktır.

Bilgi Edinme Hakkı Kanununun, vatandaşlarca, sadece gerçekleşen işlemlerle ilgili olarak değil, gerçekleştirilmekte olan işlemlerle ilgili olarak da kullanılabilecek olması, karar alma sürecinde elde edilecek bilgiyle sivil inisiyatifin, sürece düzeltici müdahalede bulunmasını da beraberinde getirecektir. Böylelikle, hatalı ya da eksik uygulamaların önüne geçilecek, bir yandan kamuda verimlilik artışına katkı sağlanırken, öte yandan yargının işlem sonrası duruma el koyması azaltılarak, yargı üzerindeki yük de hafifletilecektir.

Tasarıda, hakkın niteliği, idarenin yükümlülüğü, başvuru yöntemi, istenilen bilgi veya verinin niteliği gibi hak kullanımının nasıl gerçekleştirileceğinin, son derece açık bir biçimde tanımlanmış olması da, uygulamanın kolaylığını sağlamak bakımından olumludur.

Ayrıca, tasarıda, kamu kurumlarına yapılacak başvuruların cevaplandırılma süresi onbeş, gerekli durumlarda otuz günle sınırlandırılarak, hem taleplerin sürüncemede bırakılmasının önüne geçilmiş hem de Avrupa Birliğinin ilgili mevzuatına uyum sağlanmıştır.

Diğer taraftan, tasarıyla birlikte, bilgi edinme hakkı salt Türk vatandaşlarına tanınmamış, karşılıklılık ilkesi gözetilerek, ülke sınırları içinde yaşayan yabancı kişi ve tüzelkişilere de faaliyet alanlarıyla ilgili olarak aynı hak tanınmıştır. Böylece, tasarının, dışpolitikada izlenen dünya toplumlarıyla entegrasyon sürecine hız verici yaklaşımları destekler mahiyette bir biçimle çerçevelenmesi de, son derece gelişmiş bir adalet ve demokrasi anlayışının karinesi olarak karşımıza çıkmakta ve bu bakımdan da gurur verici bir tasarı olarak telakki edilmesinde bir sakınca görülmemektedir.

Genel Kurulda sizlerin onayına sunulan bu tasarıyla sistem açısından getirilen temel yenilik, vatandaşlarımızın herhangi bir konuda bilgi almak için başvuru haklarına dayanarak değil, bilgi edinme haklarına dayanarak talepte bulunabilmeleridir. Artık, tanımlanmış, çerçevesi belirlenmiş, denetim mekanizmaları oluşturulmuş bir hak kullanımı söz konusu olacaktır.

Burada, elbette, hakkın verilmesi kadar, sırlar istisnasının sınırlarının belirlenmesi de çok önemlidir. Dünyadaki birçok ülkede bu hak çeşitli zeminlerde sınırlandırılmıştır. Üyesi olmayı hedeflediğimiz Avrupa Birliğinin de, bilgi edinme hakkına ilişkin olarak 30 Mayıs 2001 tarihli çıkardığı bir tüzükte "Kamu Yararı" başlığı altında çeşitli sınırlandırmalara yer verilmiştir; millî güvenlik, savunma ve askerî konularda, ayrıca, Birliğin ya da üye ülkelerin finansal, ekonomik ve parasal politikalarıyla ilgili konularda sınırlandırmalara yer verilmiştir. Yine, bireylerin özel yaşamını ve onurlarını zedeleyebilecek açıklamalar da bu sınırlandırmaların içerisinde yer almıştır. Adlî ve idarî soruşturmalara ilişkin sınırlandırmalara cevaz verildiği de ayrıca eklenmelidir. Ancak, bu sınır çizilirken gözönüne alınması gereken temel şart, devletin çıkarları ile vatandaşın haklarının birlikte ele alınmasıdır ki, kanun özelinde bu anlayışın hâkim olduğunu açıkça ifade edebiliriz.

Kanun tasarısının 4 üncü bölümü sınırlandırmalara ayrılmış, kişi ve kurumların hakları ile ülke çıkarlarının zedelenmemesinin üzerinde hassasiyetle durulmuştur; ancak, devlet sırrı olarak kastedilen alanın genişletilmesi veya istenilen her bilginin devlet sırrı kapsamına sokulmasına da olanak tanınmamıştır. Tasarı, bu konuda oluşabilecek suiistimallerin önüne geçebilmek amacıyla, bağımsız bir "Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu" oluşturmuştur. Bu kurul, itiraz halinde karar verecek ve böylece, bu konudaki kaygıların giderilmesine katkıda bulunacaktır. Şöyle ki, kanun tasarısının 16 ncı ve 17 nci maddelerinde belirtilen devlet sırrı olarak telakki edilen konularda ve devletin ekonomik menfaatları açısından problem teşkil ettiği öne sürülen başvuru konularının reddinde, adlî yargı yolu kapatılmaksızın, başvuru, kurul tarafından değerlendirilecek ve konunun uzmanları tarafından talebin yerinde olup olmadığına karar verilecektir. Şayet, kurul tarafından talebin yerindeliği kararı verilirse, başvuru sahibi talep ettiği bilgiyi elde edebilecektir.

Diğer taraftan, tasarıyla, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu, tüm kamu kurumlarından ilgili hakkın kullanımına ne ölçüde olumlu ya da olumsuz cevap verildiği, taleplerin mahiyetiyle ilgili verileri toplama ve bu verilerin kendi raporuyla birlikte, her yıl, halk iradesinin tecelli ettiği en yüce makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisine aktarımının sağlanması göreviyle de donatılmıştır. Bu uygulamayla, âdeta, hak kullanımının teminatı olarak Yüce Meclis gösterilmiş ve uygulamanın sağlıklı işlemesi için bir denetim mekanizması daha oluşturulmuştur.

Değerli milletvekilleri, güçler ayrılığı esasına dayanan yönetim anlayışımızla ilgili, önemli gördüğüm bir hususu da sizlere hatırlatmak istiyorum. Hepimizin bildiği gibi, devlet erki, yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üçe ayrılmıştır. Bu erklerden Yüce Meclisimizin ifa ettiği yasama faaliyetleri, bazı istisnaî durumda gerçekleşen kapalı oturumlar hariç olmak üzere, tamamen toplumun gözü önünde gerçekleştirilmektedir. Yasama organının toplantıları basın tarafından takip edilmekte ve hatta, televizyondan canlı yayınlanmak suretiyle kamuya açılmaktadır. Almış olduğumuz kararlar da, yasaların öngördüğü biçimde, topluma ilan edilmektedir.

Diğer taraftan, çok sınırlı istisnalar dışında, yargı organları da tüm faaliyetlerini açık olarak yapmaktadır; toplumdan kendisini, perdelerin arkasına saklamamaktadır. Yargılama süreci de, şahitler ve basın huzurunda gerçekleştirilmektedir. Dosya üzerinden karara bağlanan davalarda dahi, alınan kararlar, bildiğiniz gibi, ilan edilmek suretiyle kamusallaştırılmaktadır.

Ülkemizde sadece yürütme organı kapalı kapılar ardında faaliyet gösteregelmiştir. Bu durum, güçler ayrılığı prensibinin sağlıklı uygulanması açısından büyük mahzurları beraberinde getirmektedir. Tamamen, yürütme organının yasama ve yargıdan farklı olarak kapalı olması, bu iki güce karşı, yani, yasama ve yargıya karşı bazı üstünlükleri elde etmesine yol açmaktadır. Bu kanun sayesinde mevcut durum değişecek, idare, artık, herkese kapılarını açacaktır ve böylelikle, güçler ayrılığı rejiminin daha sağlıklı işlediği bir ülkede yaşama imkânıyla hepimiz donanmış olacağız.

Yapılan düzenlemeyi, sayılan nedenlerden ötürü olumluyor; iktidarımızın aydınlık ve özgürlükleri destekleyen yüzünü bir kez daha sergilediği ve Türkiye'ye demokratikleşme sürecinde önemli bir katkı sağladığı için desteklerimi belirtiyor; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Uslu.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen, Malatya Milletvekili Sayın Münir Erkal; buyurun.

Konuşma süreniz 10 dakikadır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya) - Sayın  Başkan, değerli milletvekilleri; Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, Türkiye'de bir otokontrol sisteminin kurulmasında, yani, sistemin kendi kendini kontrol etmesinde atılacak en büyük adımdır.

Yolsuzluğun, çürümenin, kirlenmenin olmadığı toplumlarda bunun olmamasının en büyük sebebi, devletin şeffaflığıdır. Bu şeffaflık lafla sağlanmaz. Bu şeffaflık, sivil topluma, devleti denetleyecek yolları ve imkânları açmakla olur. O zaman ulaşılabilir devlet, şikâyet edilebilir Meclis, iktidarı ve muhalefetiyle mümkün olacaktır.

Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, işte bu yolları açacak, dolayısıyla, sivil topluma çok önemli bir güç, bu güçle beraber mesuliyet ve yeni bir rol yükleyecektir.

Hükümetimiz, iddialarını sloganla sürdürmek yerine, bunları rasyonel bir zeminde kanunlaştırarak, uygulamalarını yaparak ve bunları hayata geçirerek, slogan üreten değil, çözüm üreten bir yapıyı Türkiye'nin önüne koymuştur.

Sivil toplumun üçüncü sektör olarak güçlenmesini isteyenler, sivil toplumun, hatta dünyada yeni ortaya atılan bir kavramla gönüllü sektörün etkin olmasını isteyenler, slogan siyaseti yerine, onların taleplerini, onların denetleme imkânlarını, kontrol imkânlarını merkezî yönetime aktaracak kanalları açık tutmalıdır, onlara bu imkânları sağlamalıdır. O zaman, ısrarla bizim ortaya koyduğumuz, hükümetimiz programında bulunan yönetişim kavramı hayata geçecektir. Yani, bu ülkede, şu veya bu şekilde rol alan tüm aktörler, tüm vatandaşların yönetime katılmasını sağlamak, herkesin düşünce ve görüşlerinin oluşacak yönetim projesinde bulunmasına imkân sağlamak, çok büyük bir katılım projesinin hayata geçmesinin gerçekleşmesidir. Böylece, bu katılımın oluşturduğu potansiyel, sivil sektöre daha büyük bir güç ve moral verecek, gönüllü sektör hayat bulacaktır. Bu ortam, toplumda her türlü kirlenme ve yozlaşmanın siyasette, devlette, hükümette önüne geçilmesinde çok önemli bir katkıyı sağlayacaktır. Bu, siyasetin meşruluğu için de çok önemli şartlardan birisidir ve böylece, milletin önüne hayatî önemi haiz bir hareket alanı konulacaktır. O zaman, egemenlik, kayıtlı şartlı milletin değil, burada yazıldığı gibi, kayıtsız şartsız milletin olacaktır. Bu alan, millet ile devlet arasında, geçen dönemde yok olan, ortadan kalkan, yıkılan güven köprüsünün yeniden inşaına imkân sağlayacaktır. Millet ile devlet arasında her alanda, sosyal, ekonomik, temel hak ve hürriyetlerde sıkıntıların oluşmasında en büyük etken, güven bunalımıdır. Bu bir yıkılmayagörsün, tüm dengeler altüst olur, arkasından bütün menfîlikler, olumsuzluklar bir çığ gibi gelir. İşte, hükümetimiz, bu menfîliği ortadan kaldıran, milletin önünü açan bir uygulamayı, millete duyduğu güvenle milletin önüne getirmiştir.

Bu kanun, sadece bilgi edinmenin ötesinde, şeffaf devlet, saydam devlet kavramını ülkenin önüne koyacak, güven köprüsü yeniden inşa edilecek ve sivil toplumun, gönüllü sektörün güçlenmesine inanılmaz büyük katkı sağlayacak ve Türkiye'de arzuladığımız, özlediğimiz otokontrol sisteminin hayata geçmesine zemin hazırlayacaktır. Böylece, millet ile devlet arasında karşılıklı bir etkileşim, yoğun, hızlı, aktif bir etkileşim ortaya çıkacak, o zaman da herkes kendine çekidüzen verecek, birileri artık statükonun tabularını korumak için gayret göstermeyecektir. Bu idarei maslahatçı yapı, bu statükocu yapı, artık, ya kendini düzeltecek ya da millet ile devlet arasında kurulacak bu etkileşimin ortaya koyduğu büyük güçle, büyük potansiyelle bu tabular yıkılıp gidecektir.

Küreselleşen dünyada söz sahibi olmak istiyorsak, oluşturduğumuz güvenle milletin gücünü yanımıza alıp, hedefe beraberce yürümemiz gerekir. O zaman, tarihimizin ve medeniyetimizin büyüklüğüne uygun bir konumu, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hayata geçirmiş oluruz. İnsanımıza güven üzerine siyaset yapmaya devam edeceğiz. Bu kanun, bunun en büyük delilidir. Açık toplumun, şeffaf toplumun, saydam devletin aydınlık ve ışığı böylece tüm toplumu saracak ve toplum, onurlu, kimlikli, itibarlı bir çizgiyi yeniden yakalayacaktır. Bu, aynı zamanda, geçmiş dönemde itibarı kan kaybına uğrayan Türkiye Büyük Millet Meclisinin de itibarını yükseltecektir, milletin de itibarını yükseltecektir. Bu ortam, ortak akıl, kolektif şuur dediğimiz vasatı hayata geçirecek, milletle gerçek kaynaşma sağlanacak, bu da ülke geleceğinin en büyük teminatı olacaktır. Böylece, keyfîlik, tek adamlık, baskıcı uygulamalar, hukuka değil kuvvete itibar, suiistimaller ortadan kalkacaktır.

Bu millet tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine temsilî vekâlet verildikten sonra, katılım ve denetimin olmadığı bir yerde, aktif katılım ve denetimin sağlanmadığı bir ortamda sağlıklı tercihler oluşmaz. O zaman, toplum mühendisleri işbaşında olur. Vatandaş, iktidar ve muhalefeti doğru ve sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutamaz. Eğer, biz, kul hakkı yemeden ve hesap vermek şuuruyla meselelere yaklaştığımız zaman, sivil topluma denetim gücü ve katılım gücü verdiğimiz zaman, yeni bir heyecan, yeni bir yapı ülkenin önüne gelecektir. O zaman, millet de kendini mesul kabul edecek, hesap verme ve hesap sormanın da bir anlamı olacaktır.

Bu kanunun, 21 inci Yüzyılın başlangıcında ülkenin yeniden yapılanmasına, millet ve Parlamento itibarının en yüksek düzeye gelmesine vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Erkal.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen.

ALİ TOPUZ (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın Onur Öymen'in sözcülüğü 4 üncü madde üzerinde.

ATİLLA KART (Konya) - Kişisel olarak ben konuşacağım efendim.

BAŞKAN - Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının tümü üzerinde Grubum adına yaptığım konuşmayla bağlantılı  olarak, yine bu görüşleri teyit etmek kapsamında kişisel olarak söz almış bulunmaktayım. Şahsım adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bilgi edinme hakkı ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi sorumluluğu kapsamında siyasî iktidarın yanlışlarını, tutarsızlıklarını, ısrarla ve kararlılıkla sergilemeye devam edeceğiz.

Konuşmamın başlangıcında da ifade ettiğim gibi, somut uygulamalardan söz ediyoruz. Nedir bu somut uygulamalar? Çok uzağa gitmeye gerek yok; dün ve dünle bağlantılı olarak gelişen birtakım uygulamalardan söz ediyoruz ki, kapalı oturumdan söz ediyoruz. Kapalı oturumun yasada düzenlenen şekilde şartları var mıydı yok muydu? Vicdanınızda muhasebe ettiğiniz zaman, bu unsurların bulunmadığını, olmadığını göreceksiniz; ama, o kapalı oturumun gerekçesi olan, kapalı oturum istemeye gerekçe teşkil eden olayları kamuoyu huzurunda medenî bir şekilde tartışma cesaretimiz olmadığı zaman, bunları kamuoyundan gizlemeye çalışıyoruz. Bunları ifade etmeye çalışıyorum.

Bağlantılı olarak, 23 Haziranda, "insanî yardım" adı altında Amerika'yla yapılan bir bağlantıdan söz ediyoruz. Yine, bağlantılı olarak, Irak'a asker gönderilmesi konusundan söz ediyoruz. Bakıyoruz, ülkemizin, bölgenin geleceğini böylesine yıllar boyunca etkileyecek bu olayları kamuoyu önünde tartışmadığımız gibi, temel denetim organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde de bunları tartışmıyoruz. Irak'a asker gönderilmesinin temel unsurlarından, bu aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisinin haberi yok, bilgisi yok. Ondan sonra da ne yapıyoruz; "izin" adı altında yetki devri yapıyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisini siyasî iktidara devrediyoruz. Nasıl devrediyoruz; o yetkiye konu olan temel unsurları belirtmeden, soyut birtakım ifadelerle hükümete açık çek veriyoruz değerli arkadaşlarım. Demokrasilerde, siyasî iktidara kamu yönetiminde açık çek verilmesi anlamında herhangi bir düzenleme olamaz, böyle bir düzenleme yok demokrasilerde.

Tekrar ifade ediyorum: Bu anlaşmaların ve gelişmelerin dayanağını teşkil eden siyasî mutabakatların, bütün unsurlarıyla, en başta Türkiye Büyük Millet Meclisine ve devamında da kamuoyuna açıklanması gerekir. Bu tezkerenin bütün unsurlarının ve bu anlaşmaların bütün unsurlarının bir an evvel açıklanması, bilgi edinme hakkının ve kamuoyunun bilgilendirilmesi sorumluluğunun temel bir gereğidir.

Değerli arkadaşlarım, görüntüyle ve şeklî anlamda yasal düzenlemeler yapmakla Avrupa Birliğine girmek veya belirli evrensel normları yakalamak mümkün olamıyor; her şeyden evvel, tutarlı, açık ve güvenilir olmak gerekiyor. Maalesef, siyasî iktidarda bunları göremiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunları sorgulamamız, bizlerin temel sorumluluğu. Bu sorgulamayı, sadece muhalefetin değil, iktidar mensubu olmaktan öte Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi olan sizlerin de yapmanız gerekiyor. Sizler, siyasî iktidara mensup olmaktan önce ve öte, Türkiye Büyük Millet Meclisinin birer üyesisiniz. Bu sebeple, iktidara mensup olmak, sizleri bu sorumluluktan kurtarmaz değerli arkadaşlarım. Bütün bu hususların değerlendirmesini ve takibini kararlılıkla yaptığımızın bilinmesini istiyoruz.

Bağlantılı olarak, bu türlü tasarılar çıkarmanın yanında, devletin ilgili birimlerinin işleyişi sorumluluğunu üstlenen her düzeydeki -ve elbette, en başta -yasama organı üyelerinin ve diğer kamu görevlilerinin hukuk önünde hesap verebilir olmasını da mutlaka sağlamamız gerekiyor. Yargının bütün unsurlarıyla bağımsızlığını sağlayacak hukuk devleti yapılanmasını gerçekleştirmek yolunda hiçbir ciddî çalışmanın olmadığını, bir defa daha ifade etmek istiyorum.

Tasarı metninde "Bilgi Edinme Hakkının Sınırları" başlığı altında düzenlemesi yapılan istisnaların objektif ve hukukî ölçütlerinin açıklığa kavuşturulması, bu tasarının, amaca ve pratiğe uygun bir hale gelmesini sağlayacaktır.

Sayın milletvekilleri, gelinen süreçte, sonuç olarak şunu görüyoruz: Her ne pahasına olursa olsun bir kadrolaşma uygulaması devamında bu kadrolaşma yapısına özelleştirme gibi birtakım kurum ve kurulları da kullanarak ve dışa bağımlı olmak pahasına rant aktarımı yapılmasını ve en nihayet, bütün bunların devamında varılacak doğal sonuç olan keyfî ve otoriter bir yönetim anlayışının ayak izlerini görüyoruz.

"Özelleştirme süreci" adı altındaki uygulamaları biraz daha açmak istiyorum. Bu uygulamalarda, öylesine yasadışı, öylesine dışa bağımlı örneklerle karşılaşıyoruz ki, "özelleştirme" adı altında, "verimliliği sağlamak" adı altında, fiilen ve sonuçta, madenlerimizin dahi özelleştirme kapsamına alındığını görüyoruz. Değerli arkadaşlar, maden mevzuatında ve diğer mevzuatımızda bu konuda engellemeler olmasına rağmen -yine, somut örnek veriyorum- Seydişehir Alüminyumda bunu yaşıyoruz. Öylesine bir süreci yaşıyoruz ki orada -biraz evvel de ifade ettim- soru önergelerine verilen cevaptaki bilgilerin aksine, çok daha önceden özelleştirme faaliyetlerinin başlatıldığını, belirli bazı firmalara bilgi odası kapsamında bilgiler verildiğini görüyoruz. Bunlar çok ağır iddialar, çok ağır suçlamalar; ama, belgeleriyle, dokümanlarıyla bunları ifade ediyorum. Elbette, bunları söylem düzeyinde bırakmayacağız. Bunların araştırma önergesi boyutlarını, elbette, Genel Kurula taşıyoruz, taşınmak üzeredir. O noktada, inanıyorum ki sizler, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak, sorumluluğunuzun gereğini yapacaksınız. Biz, sizlerden, bu denetim yollarını tıkamamanızı istiyoruz; fazla bir şey istemiyoruz. Bunu, kamu adına istiyoruz; bunu, vatandaşlarımız adına istiyoruz.

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Biz ne yapacağımızı biliyoruz.

ATİLLA KART (Devamla)  - Ama, ne yapacağınızı tam bilemediğiniz, gelişmelerden anlaşılıyor değerli arkadaşım. Bakın, ben size somut olaylardan söz ediyorum, örneklerden söz ediyorum. Bunları, söylemle, sloganla geçiştirmek yerine, belgeleriyle, yasal prosedür içinde, idarî prosedür içinde, zemini içinde tartışalım diyorum. Bundan niye kaçınıyoruz?

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - İşte, yasa çıkarıyoruz.

ATİLLA KART (Devamla) - Yasama görevimiz esnasında, anayasal zemin içinde, bu konuları, kararlılıkla ve hassasiyetle takip ettiğimizin bilinmesinde yarar görüyoruz.

Bu düşüncelerle, bu yaklaşımlarla ve bu ihtirazî kayıtlar çerçevesinde, özünde çok önemli bir yasa olduğuna inandığımız bu tasarının kamu yönetimi ve birey hakları için yararlı olması dileğiyle, Genel Kurulu şahsım ve grubum adına bir defa daha saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

BİLGİ EDİNME HAKKI KANUNU TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1.- Bu Kanunun amacı; demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.

BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Hacaloğlu, konuşma süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Şahsım adına da konuşacağım.

BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, şahsınız adına, ancak AK Parti Grubu adına konuşma olmazsa devam ettireceğim.

Buyurun.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Tabiî efendim.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvel maddelere geçilmesi konusunda olumlu oy kullandığımız Bilgi Edinme Hakkı Yasa Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Önemli bir yasa tasarısı, bir süredir Avrupa Birliği uyum yasaları kapsamı içinde, o dizi içinde gündeme gelen bir yasa tasarısı ve genelini benden evvel söz alan arkadaşlarımın ifade ettiği gibi, bu yasa tasarısını, temel hak ve özgürlükler paketi içinde önemli bir yer tutan bilgi edinme hakkına bazı noktalarda itirazlarımıza rağmen, bir açılım yapması nedeniyle benimsiyoruz, destekliyoruz. Bunu, öncelikle ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, genelde, tanım olarak, insan haklarını devlet ihlal eder. Devlet, yurttaşlarını hak ihlallerine karşı korumakla yükümlüdür ve bilgi edinme hakkına yönelik kısıtlamalar da, temelinde, özünde devletin getirdiği kısıtlamalardır ve bu konuda, benden evvel ifade edildiği gibi, yaygın hak ihlalleri mevcuttur.

İnsan hakları kataloğu içinde bilgi edinme hakkı özel bir yer tutar, özel bir konumu vardır. Devleti yönetenler -bu, ülkemiz için de geçerlidir- genelde, çoğu kez, devleti koruma saikiyle bilginin paylaşımında kıskanç davranırlar, çoğu kez, sır, devlet sırrı perdesinin arkasına gizlenirler, sığınırlar. Bu, kamu harcamalarında olduğu gibi, kamunun belirli kararlarında ve askerî harcamalara yönelik olarak da kategorik bir uygulama olarak önümüze gelmektedir. Oysa, verimli, etkin devlet yapısının, olabildiğince katılımcı, olabildiğince şeffaf ve olabildiğince hesap verilebilir, accountability ilkelerine uygun ve denetlenebilir bir yapıda olması arzu edilir.

Bu hak iyi işlerse, iyi kullanılırsa, gerçekten, genel ve yerel yönetimlerde yeni açılımlar sağlayabilir. Tabiatıyla, 2000'li yıllarda, bilgi çağında, doğal olarak küreselleşmenin de etkisiyle, bilginin dolaşımında sağlanan hız ve yaygınlık, bu konuya yeni boyutlar kazandırmıştır. Bilgi kaynakları ne kadar çok ise, dolaşım ne kadar yaygın ise, bilgiye erişim ne kadar kolay ise, demokrasimiz o kadar derinlik kazanır ve hukuk devleti o kadar güç kazanır.

Benden evvel konuşan arkadaşlarım ifade ettiler, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve Anayasamız çerçevesi içinde, bilgi hakkının konumunu ifade ettiler. Esasında, diğer temel hak ve özgürlüklere göre, bilgi hakkı, bu belgelerde çok da ayrıntılı ele alınmamıştır, kavram olarak vardır. Belki de, önümüzdeki dönemlerde bu konularda uluslararası platformlarda yeni açılımlar da yapılma zorunluluğu önümüze gelecektir.

Bilgi hakkı temelinde bilgiye ulaşım konusu, bireyin gelişimine katkı, özel yaşamın gizliliğine özen, devlet sırlarının korunmasına duyarlılık kavramları ve ilkeleri içinde şekillenmelidir. Tabiatıyla, yasa tasarısında yer aldığı gibi, eşitlik, tarafsızlık, şeffaflık, bilgi hakkının şekillenmesinin çerçevesini oluşturmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, hiçbir bilgi, ilanihaye, sonsuza dek gizli kalmaz, kalmamalıdır. Sonsuzadek gizli kalan bir devlet sırrı olamaz. Bütün sırlar, belirli bir zaman aşamasında, muhakkak toplumla paylaşılmalıdır. Aksi halde, devletler, toplumlar, hata yapmanın önüne geçemezler, kendilerini sorgulayamazlar ve aşama kaydedemezler. Bizde de, ne yazık ki, bu konuda yerleşik kurallar henüz yoktur, yetersizdir.

Bilgi hakkının çeşitli boyutlarıyla uygulanması, biraz evvel ifade ettiğim gibi, genel ve yerel yönetimlerde etkinliği artıracaktır. Örneğin, bunlardan biri olan hesap verebilme kuralının -ki yerel yönetimlerin, genel yönetimin temel ilkelerinden biridir- Temelinde, sağlıklı bilgilenme hakkı vardır. 

Bu bağlamda, bugün, baktığımız zaman, birçok belediyenin yurttaşlardan, oy aldığı kesimlerden kendi harcamalarına yönelik bilgileri oldukça sakladığını görmekteyiz.

Ben, yaşamakta olduğum İstanbul'un belediyesinin harcamalarının kaynağını ve hangi alanlarda nasıl tüketildiğini öğrenme konusunda, bir İstanbul hemşerisi olarak yeterli etkinliğe sahip olmadığımı biliyorum, görüyorum.

İmar kararlarında, komisyon kararlarında şeffaflık, e-devlet, e-belediye uygulamaları, internete hızlı ve ucuz ulaşım, bilgi hakkının yaygınlaşmasına katkı sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, son olarak, HADEP'e ilişkin olarak yaşanan kriz, özünde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının siyasî partilere yönelik üyelik ve örgütlenme bilgilerini paylaşmamasından, o alanda yeterince denetim sağlanmamasından kaynaklanmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi, kendi tüzüğünde 7/b maddesiyle, partisinin üyelik yapısı ve diğer konularda üyelerin bilgiye ulaşımını bir tüzük maddesi haline dönüştürmüştür. Buradan, sadece devlet değil, o devleti oluşturan demokrasinin temel kurumu olan siyasî partilerde de  -ki, demokrasinin temel kurumlarıdır-  bilgiye ulaşımın açılması ve toplumla paylaşılması gerekir diye düşünmekteyim.

Değerli arkadaşlarım, bugün, bu yasa tasarını geçiriyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendi çalışmalarına yönelik olarak bilgi edinme ve denetim yollarını Anayasanın 98, 99 ve 100 üncü maddeleriyle sağlamıştır. Ancak, milletvekillerinin kendilerine ilişkin bilgilere ulaşmak, ne yazık ki, yurttaşlar, onlara oy veren kişiler açısından, o kadar, Batı demokrasilerinde olduğu gibi açık seçik değildir. Anayasanın 82 nci maddesi kapsamı içerisinde ve onunla bağlantılı 3069 sayılı -milletvekillerinin faaliyetlerini ilgilendiren- Yasa çağdışıdır ve batı demokrasilerinin çok gerisindedir. Temiz siyaset, dürüst yönetim, açık toplum temel ilkeler ise, bence, bizce, bir numaralı AB uyum yasası olması gereken siyasî etik, siyasî ahlak yasasını, tüm bu yasalardan evvel, burada, bu Meclisin gündemine getirmemiz gerekir diye düşünüyoruz.

Yüce Meclis, yurttaşlarımızın bilgi edinme hakkına, önce kendisini şeffaflaştırarak etkinlik kazandırmalıdır. Yurttaşlarımız, istedikleri zaman milletvekillerinin mal bildirimlerine ulaşabilmelidir. Yurttaşlarımız, istedikleri zaman milletvekillerinin servet beyanlarına ulaşabilmelidir, kazanç kaynaklarını öğrenebilmelidir. Siyasî partilerin seçimlerde yaptıkları harcamaların kaynaklarını öğrenebilmelidir. Birinci dereceden yakınları dahil olmak üzere, kamu kesimiyle çıkar çatışması içerisinde olup olmadıkları konusunda yeterince bilgi sahibi olmak haklarıdır. Partilerin para kaynaklarının ne olduğu konusunda, hangi düzeyde bağışlar edindikleri, kimden edindikleri hakkında bilgi edinme hakları vardır ve benim, AKP'nin seçim havuzuna, tarikatlardan veya özel odaklardan para girip girmediği konusunda bilgilenme hakkım vardır. Bunu öğrenmek isterim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Saçmalama!.. Saçmalama!..

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Ne biçim konuşuyorsun!.. Ayıp ayıp!..

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Hakaret edemezsin!..

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Medya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hacaloğlu.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

Bunları sizlere soruyorum, sizler de, bu özgür kürsüde, aynı soruları bize yöneltebilirsiniz. Medya -siyaset- ticaret ilişkilerinin yozlaşmasının perde arkasında neler dönüyor; toplum, bu konuda bilgi edinme hakkını kullanabilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, çifte standart olmaz. Her alanda takıyye yapabilirsiniz; ama, lütfen, bu alanda, Meclis olarak, hiçbirimiz lütfen takıyye yapmayalım ve önce kendimizi şeffaflaştıralım.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Yalan söyleme!..

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Sende standart diye bir şey yok.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, burada, Yüce Mecliste büyük bir çoğunluğunuz var. Bu çoğunluğunuza dayanarak "biz biliriz, biz bildiğimizi yaparız; bizim, kararlarımızı paylaşmaya, kararlarımıza bizim dışımızdaki siyasî partilerin katılmasına ihtiyacımız yoktur" şeklinde "bu kararlar sürecine yönelik bilgileri paylaşmaya ihtiyacımız yoktur" şeklinde bir saplantıyı sürdürürseniz, bunun, ülkemize ve demokrasimize yararı olmayacağını, olamayacağını belirtiyorum ve bunu, bilgi edinme hakkının ufkunun ne kadar önemli noktalara kadar uzanabildiğinin bir örneği olarak ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, esasında, ifade ve düşünce özgürlüğü hakkı temel, kaynak haktır denir; ama, bilgi edinme hakkı da, ifade ve düşünce özgürlüğünün kaynağını oluşturan haktır. Bilgi edinilmediği sürece, ifade özgürlüğü de kısırlaşır.

İfade ve düşünce özgürlüğünün uzantısı olan toplumla paylaşmak, o düşünceyi, o söylemi topluma taşımak için temel hak alanı olan toplantı ve gösteri yürüyüşleri konusunda bir düzenleme yaptınız; toplantı ve gösteri yürüyüşleri konusunda "uyum yasası" adı altında, sözde, bir düzenleme yaptınız. Sözde diyorum; çünkü, üç ayı bir aya indirmek veya onbeş güne çekmek şeklinde bir düzenlemenin ötesinde, şu anda, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı, bu alandaki hak ve özgürlüğü son derece kısıtlayan bir çerçevededir.

20 Martta, İstanbul'da, Kadıköy'de, gençlik kollarına mensup 5 genç -hepsi parti üyesi, 1'i gençlik kolları başkanı- sprey boyayla, püskürtme boyayla "Savaşa Hayır, CHP" diye yazı yazmışlar ve tutuklanmışlar, sorgulanmışlar. Son günlerde bir karar çıktı; her biri, birer yıl hapis; paraya çevrildi, 3 küsur milyar lira... Böyle bir Türkiye Cumhuriyetinde, böyle bir demokrasi olamaz, böyle bir hak, hukuk olamaz. Bunu bir örnek diye getiriyorum. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin uygulaması içinde memurları coplattıran bir zihniyet muhakkak değişmelidir. Demokrasi anlayışımızı, uygulamada yaşama geçirmeliyiz; uyum yasalarını, uygulamada yaşama geçirmeliyiz.

Ben inanıyorum ki, bilgilenme hakkı konusunda da, bu örneklere takılmayıp, Türkiye'de temiz siyaset, dürüst yönetim, açık topluma yönelik, katılımcı ve çoğulcu demokrasiye yönelik yeni açılımlar yapmamızı sağlayacak bir anlayışı uygulamaya koyarız.

Bu duygularla, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hacaloğlu.

Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

Kapsam

MADDE 2.- Bu Kanun; kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinde uygulanır.

1.11.1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun hükümleri saklıdır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

Tanımlar

MADDE 3.- Bu Kanunda geçen;

a) Kurum ve kuruluş: Bu Kanunun 2 nci maddesinde geçen ve kapsama dahil olan bilgi edinme başvurusu yapılacak bütün makam ve mercileri,

b) Başvuru sahibi: Bu Kanun kapsamında bilgi edinme hakkını kullanarak kurum ve kuruluşlara başvuran gerçek ve tüzel kişileri,

c) Bilgi: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları kayıtlarda yer alan bu Kanun kapsamındaki her türlü veriyi,

d) Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını,

e) Bilgi veya belgeye erişim: İstenen bilgi veya belgenin niteliğine göre, kurum ve kuruluşlarca, başvuru sahibine söz konusu bilgi veya belgenin bir kopyasının verilmesini, kopya verilmesinin mümkün olmadığı hâllerde, başvuru sahibinin bilgi veya belgenin aslını inceleyerek not almasına veya içeriğini görmesine veya işitmesine izin verilmesini,

f) Kurul: Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulunu.

İfade eder.

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun.

Konuşma süreniz 10 dakikadır.

YAKUP KEPENEK (Ankara) - Kişisel hakkımı da kullanacağım.

BAŞKAN - Konuşma süreniz 15 dakikadır Sayın Kepenek; buyurun.

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; Bilgi Edinme Hakkı Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ve kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

En baştan şunu söyleyeyim: Böyle bir yasanın, bilgi edinme hakkının gündeme gelmiş olmasından, tanınmış olmasından, tartışılır olmasından ve bu konuda düzenleme yapılacak olmasından dolayı çok mutluyum; Parti olarak çok olumlu bakıyoruz, çok doğru bir adım olduğunu düşünüyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dilerim sonunda da alkışlarsınız. Çok doğru bir adım olduğunu düşünüyoruz ve bu saygın, bu yerinde tutumun sonuna kadar götürülmesinden yana olduğumuzu da bilmenizi istiyorum.

Bilgi edinme hakkı, çok yeni bir haktır; üçüncü kuşak haklardandır. Bildiğiniz gibi, insanların hür ve eşit olduğu görüşüyle başlayan insan hakları, 1789'lardan bu yana adım adım gelir. "İnsanlar hür ve eşit doğar" demek çok kolay olmamıştır. "İnsanlar, dil, din, ırk, inanç bakımından eşittirler" demek de kolay olmamıştır. Unutulmasın ki, Türkiye'de, mutlak anlamda yasalar önünde eşitliği sağlayan, cumhuriyet devrimleri olmuştur; önce, bunun altını çizelim.

İkinci önemli bir nokta daha var değerli arkadaşlar; o da şudur: Bu temel insan hakları siyasal haklara da dönüşerek gelişmesini sürdürmüş ve sonra da, özellikle ezilenlerin, emekçilerin, işçilerin yoğun çabalarıyla sosyal ve ekonomik haklar gündeme gelmiştir; bunları -en başta, iş bulma, çalışma hakkı çok önemlidir; sonra, eğitim hakkı, sağlık hakkı ve diğer sendikal haklar- örgütlenme haklarıyla birlikte düşünmemiz gerekmektedir. Türkiye'de bu hakların somutlaşması, yasalaşması ve gündemi doldurması da, hiç unutulmasın yine, 1961 Anayasasıyla olanaklı olmuştur; bunun da altını çizelim.

Değerli arkadaşlar,  haklar   bir  bütündür.  Temel  haklara,   kadın-erkek eşitliği başta olmak üzere, ne kadar saygı duyarsak, sosyal ve ekonomik haklara da o kadar saygı duyarız; bu bağı, bu bütünlüğü hiç unutmamalıyız.

Bakın, oradaki eksiklerimize... "Çalışma hakkı" diyoruz. Bugün ülkemizde kayıtlı 2 500 000 insanımız işsizdir. Bunun kaydını düşelim. Başka bir şey daha söyleyeyim -bu kürsüde, sanıyorum, bir kez daha dile getirdim- bugün ülkemizde, 5 600 000'i kadın olmak üzere 7 500 000'in üstünde -çağ nüfusundan, yani yaşı 6 ve daha büyük olan- insanımız okuryazar değildir; bilgi edinme hakkından söz ediyoruz, dikkat edelim ve hele, bunu, illere göre, coğrafî bölgelere göre oranlarsanız, bakarsanız, bu kaybın, bu eksiğin, bu yetersizliğin ne kadar büyük olduğu açığa çıkar, somutlaşır. Bu nedenle, bilgi edinme hakkıyla ilgili görüşlerimizin altyapısını da, yani çalışmayı, eğitimi, öğrenmeyi de dikkate almak, değerlendirmek zorundayız. Bu altyapılar yoksa, yani ekonomik ve sosyal haklar tam değilse, yani siyasî haklar gerçekten tam değilse, bilgi edinme hakkıyla ilgili yasal düzenlemeler yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Yüce Meclisin, bu bütünlüğü, bu haklar bütünlüğünü gözardı etmeyeceğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar -Sayın Kapusuz siz de dahil- gelelim, bu üçüncü kuşak dediğimiz, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, temiz hava ve su hakkı ve bilgi edinme hakkına. Şimdi, bilgi edinme hakkı neyin sonucudur, nasıl bu noktaya gelinmiştir, önce bunu vurgulayalım. Son onbeş yirmi yıl boyunca, beynin açılımı, gelişimi, yaratıcılık ve bilgiye dayalı üretim, yani, bilgiye ve teknolojik yeniliğe dayalı üretim sistemlerinin egemen olması, insanları bilgi konusunda daha üst düzeye çıkma zorunda bırakmıştır. Günümüzde -Sayın Kapusuz- bilgi sermayedir. O nedenle bu özellik, yani, bilginin sermaye oluşu özelliği, toplumun her düzleminde, A'dan Z'ye kadar, yani, işvereni, işçisi, esnafı, köylüsü, öğrencisi, memuru, yaşlısı, orta yaşlısı, emeklisi ayırımı yapılmadan herkes için geçerli ve en temel haklardan biridir, vazgeçilmez temel haklardan biridir.

Bunun için ne yapmak gerekiyor; bunun için, bilgi edinme ve bilgilenme süreçlerini güçlendirmek gerekiyor. Bilgi edinme ve bilginin yayılması süreçlerinin güçlendirilmesi için, özellikle ülkemizde bu konunun daha yukarıya çıkması için, hükümetimizin, iktidarın, bazı somut adımlar atması gerekirdi; ancak, üzüntüyle görüyoruz ki...

Değerli arkadaşlar, bilgi nerede yaratılıyor; bilgi, üniversitelerde yaratılıyor, araştırma birimlerinde yaratılıyor, geliştirme birimlerinde yaratılıyor, yani üniversitelerde, yani TÜBİTAK'ta ve bağlı birimlerde. Geçtiğimiz günlerde, BİLSAT Uydusunun, bizim insanımızın beyniyle oluşturulan BİLSAT Uydusunun atılışını izlediniz, gördünüz. Bu gurur verici projenin ve benzerlerinin, savunma sanayiindeki gelişmelerin ana yapısını oluşturan, beyin gücünü oluşturan TÜBİTAK'tır.

TÜBİTAK, dört aydır, yasal olarak seçilmiş olan, bilim kurulu tarafından seçilmiş ve Cumhurbaşkanının onayına götürülmesi gereken başkanı atanmayan bir kurum özelliği taşıyor. İktidarın, hükümetin bilgiye verdiği az önemin, bilgiyi önemsememesinin, hiçe saymasının en somut göstergelerinden biri budur. İktidara geldiğiniz günden beri yalnızca üniversitelerle kavga ediyorsunuz. Şimdi bu mudur bilgiye saygı duymak, bilgiyi benimsemek, bilgiyi hak olarak tanımak! Bu nasıl hak anlayışıdır ki, bilginin yerli üretim kaynaklarını, yerli kaynaklarını kurutur, ezer, dağıtır, sonra da "bilgi hakkını tanıyorum" der?! Bu, büyük bir çelişkidir. Hükümetin bir an önce bu çelişkiden, yani, bilginin üretilmesi, yayılması ve dağıtılmasıyla ilgili kurumsal yapıların güçlendirilmesine engel olan tutumundan vazgeçmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Eğer Partiniz, siz bilgi üretimiyle ilgili kurumlara önem verirseniz, eğer bu konuda gerek kaynak ayırmada gerek birikimli beyin gücünün kullanımında, değerlendirilmesinde, istihdamında öneriler getirirseniz ya da bizim getireceğimiz önerilere destek verirseniz, ancak o zaman, toplumda bilginin üretimi, yayılması ve yine bilginin üretim için kullanılması, yeniliğin üretim için kullanılması yönünde önemli adımlar atılmış olur.

Bunun için ne gerekiyor; bunun için şu gerekiyor: Her şeyden önce eğitimde fırsat eşitliğini sonuna kadar götürmek gerekiyor. İnsan gücünün, insanın yaratıcılığının önündeki bütün engelleri -geleneksel, töresel, dinsel, ne olursa olsun- kaldırmak gerekiyor ve ailesinin gelirine bağlı olmadan, bulunduğu yere bağlı olmadan, gecekondulu, köylü, kentli demeden gencimizin, her gencimizin, kız-erkek ayırımı yapmadan her çocuğumuzun potansiyel gizil gücünü, yaratıcılığın gizil gücünü, potansiyelini, yaratıcılığını sergilemesini, geliştirmesini sağlayacak yolların açılması gerekiyor; ancak bu yapılırsa bilgi edinme hakkı bir öz kazanır, bir anlam kazanır, bir geçerlilik kazanır ve toplumumuzda egemen olur. Bu nedenle bilginin kaynaklarının kurumsallaşmasına, o kurumların özgün, bağımsız, özerk, yaratıcılığa uygun -yanlış anlamayın topluma hesap vermeyen değil, topluma her an hesap veren- ama, yaratıcılığını geliştirme yönünden kayıt altında olmayan, siyasetin, ticaretin çıkarın esiri olmayan bir kurumsal yapıda bilgi üretilmesine ihtiyaç var; toplumun gerçek gereksinimi budur; ancak bu yapıldığı zaman öbür işler geçerlilik kazanır, gündeme gelir.

Değerli arkadaşlar, bilgi edinmeye burada başlayalım, burada, burada başlayalım. Bakın, Sayın Başkan biraz önce 72 tane sözlü soru önergesini okudu. Sayın Bakan buradaydı; ama, burada olduğu halde yanıtlamadı. Bunların pek çoğu, beş altı ay önce verilmiş sözlü soru önergeleri.

Değerli arkadaşlar, bu sözlü soru önergelerinin 8 tanesi de bana aitti; ama, hiç önemli değil, önemli olan şu: Güncelliği geçmiş, anlamını yitirmiş bir şekilde sorulara yanıt vermenin ne anlamı var?! Şunu demek istiyorum: Biz milletvekili olarak bile, bilgi edinme hakkımızı tam olarak kullanamazsak, bu yasayı geçirmemizin, bu yasayı yayımlamamızın anlamlı hale gelmesi için bu toplum kaç yıl bekleyecek?! Dolayısıyla, bunu önemsiyorum.

Bugün bir başka önemli konu var. Buradan başlayalım derken... Ne diyeyim, birlikteyiz, hep bir aradayız. Bakın, bugünkü gazetelerin haberine: Bugün basında yer aldığı üzere, Uluslararası Saydamlık Örgütünün verilerine göre, Türkiye, kirlilikte, 2003'te 64 üncü sıradan 77 nci sıraya düştü.

Değerli arkadaşlar, bunu yapan uluslararası değerlendirme kurulları. Bunun sübjektif bir tarafı yok. Şimdi nedenlere bakıyoruz, neden Türkiye 2003 yılında daha çok kirlendi; milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması konusunda siyasetin hiçbir şey yapmaması... Bu kardeşiniz -isterseniz öyle diyeyim- soru önergesi verdi. Sayın Başbakan "yeni anayasa çıkarken dokunulmazlık konusunu ele alacağız" türünden, Sayın Şener imzasıyla üstünkörü bir yanıt verdi; gayet genel; ama, uzun bir yanıt verdi. Teşekkürler; ama, yanıt değildi; çünkü, Anayasanın bütününü değiştirirken dokunulmazlık konusunu ele alacağız demek, topu taca atmaktır ya da çıkmaz ayın başında bu işe bakacağız demektir.

Sonra ne oldu -Sayın Kapusuz çok iyi bilecektir- bu konunun neden ele alınmadığına dair araştırma önergemiz Yüce Kurula getirildi, Yüce Kurul komisyon kurulmasını onayladı; ama, bu komisyon kurulup çalışmaya başlamadı; böyle bir şey yok ortalıkta. Bu ihmal niye, neden bunu savsaklıyoruz, neden temize çıkmak için biz çaba harcamıyoruz ki, toplum bilgi sahibi olsun?!